
Uzman Psikolog Gökhan Çınar’la Psikolojik Dayanıklılık Serisi'nin yeni bölümü şimdi yayında! Gökhan Çınar, zor zamanlarda psikolojik olarak hayatta kalmak, duygularımızı yaşayabilmek ve ifade edebilmek, bu hayatı yaşarken ihtiyaçlarımızı fark etmek, kendimiz olabilmek ve kendimizi iyileştirebilmek üzere bizlerle dertleşiyor.
Kendin için şimdi bir adım at ! Dijital sağlık platformu Eczacıbaşı Evital’i hemen indir, psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığı görüşmelerini %20 indirimle planla. 👉 Kod: CINAR25 Evital'i indirmek için: https://s.evital.app/gokhancinar
*Bu bölüm "Eczacıbaşı Evital" hakkında reklam içerir*
Transkript
Sosyal dışlanma ve yalnız bırakılma karşısında acı çekmenin hayatta kalmak için önemini vurguluyor.
Çünkü insanın özünde evrimsel olarak da yalnızlıktan geldiğini ve yalnızlıkla yoğrulduğunu anlatan bir yer var.
Çalışmalar yapılıyor. Sosyal dışlanmanın ve yalnız bırakılmanın kişide fiziksel acıya benzer bir yol açtığını, bu acının kişiyi yalnız kalmamak için bir çabaya yönelttiğini ortaya çıkartıyor.
Yani önce yarayı alıyoruz.
O yara zaten bizde var.
Sonra o yarayı kendi hayatımızda iyileştirmek için bir çaba gösteriyoruz.
Diğerleriyle bir arada olan insanların psikolojik ve fiziksel açıdan sağlık açısından hayatta kalma başarısının da daha yüksek olacağına dair araştırmalar var.
Dijital Sağlık Platformu Eczacıbaşı Evital sunar.
Hoş geldiniz. Bugün beraberiz, yan yanayız ve yalnızlık konuşacağız.
Bunu anlamlı buluyorum.
İnsanlar birbirleriyle yalnızlıklarını konuşuyorlar mı?
Mesela son dönemde şeyi daha çok görüyorum.
Mesela yapay zeka ile yalnızlık konuşuyorlar.
Yalnızlıklarıyla ilgili bilgiler, duygular, ne bileyim diyaloglar kurmak istiyorlar, almak istiyorlar.
Ama insanlar birbirleriyle yalnızlıklarını konuşur mu?
Ya da gerçekten çok yalnız hissediyorum dediğimiz herkes bizim yalnızlığımızın halinden anlar mı?
Aslında bu kadar kalabalık ya da bütün bu ilişkiler yalnızlıkların birleştirilmesinden mi oluşuyor?
Bütün bu çatışmalarda, kavgalarda yalnızlıklar mı aslında tartışıyor?
Bugün beraber bakalım buna.
Ama o yalnızlıkların hepsini gidereceğiz bugün bu sohbetten sonra gibi bir iddiam yok.
Hatta yalnızlığın insana iyi gelen.
Yalnızlığın insanı sağlıklı gelen taraflarını da konuşacağız birlikte.
Bir de milyonlarca insan var.
Milyonlarca da yalnızlık tanımı var.
Belki de sizin yalnızlığınız benim bildiğimden değil.
Benim yaşadığımdan değil, benim öykümden değil.
Elbette ortak duygularımız var, yok değil.
Ama yani tanımlamalarımız farklı.
Yoksunluklarımız farklı, boşluklarımız farklı, çocukluk yaralarımız farklı.
O yüzden de yalnız olma yalnız kalma hali herkese göre değişebiliyor baktığımız zaman.
Benim yalnızlığımın tanımı için yine bir yazı yazmıştım daha önce.
O geliyor aklıma ilk bu bölümde.
Belki birazcık onunla beraber başlarız.
Belki orada bir durdurur.
Benim gibi uzun uzun yazmak zorunda değilsiniz.
Kendi yalnızlığınızın nasıl bir his olduğunu bittikten sonra durdurup bir bakarsınız benim şöyle.
Bak benim yalnızlığımın hissi nasıl bir his biliyor musun?
Hissetmemek gibi bir his benimki.
Zamanla hafiflemiyor, zamanla ağırlaşmıyor da.
Zaman sadece akıyor yanımdan.
Böyle zamanlarda ne tutunacağım bir anlam var, ne de sorgulayacağım bir anlamsızlık.
Olan olmuş yani. Kendine geri dönmenin bir yöntemi yok.
Kendini bulmanın bir yolu yok.
Dönülecek bir ev yok. Gidilecek bir yol yok.
Sanki telafisiz.
Bu hikayeyi öyle zamanlarda neresinden tutacağımı çok bilmiyorum.
Anılarımı kırmadan ve kırılmadan taşıyamasam da dökülenlerin acısını pek hissetmiyorum.
Sadece yaşıyorum.
Ben mesela yalnızlığın ortasından bir gün böyle bir şey yazmıştım.
Benimki böyle. Kimilerinin yalnızlığına anlamsızlık denk gelir.
Kimilerinin yalnızlığına yetersizlik.
Kimilerinin yalnızlığına değersizlik.
Belki sevgisizlik.
Bilmiyorum ki belki umutsuzluk, belki birden fazlası.
Ama ilk kırıldığımız ve bu hayatta büyürken ya da belki de doğum öncesi genlerden gelen ilk boşluklar neredeyse yalnızlığı da öyle bir yerden
hissediyoruz aslına bakarsanız.
Tabii ben burada biraz daha yaşamla ilgili zorunlu yalnızlık hissinden bahsediyorum.
Bazen insan yalnızlıktan başka bir yolu olmadığını görür ya.
Bazen yalnız bırakılır ve hep öyle kalır.
Bir de gönüllü yalnızlık halleri var.
Bileşti ya. Hatta yer yer iyi gelen.
Hatta yer yer besleyen.
Onu da konuşalım bugün.
Ama yalnızlık deyince ilk o buruk his geliyor ya aslında.
Bir de bu kadar insanın insandan uzaklaştığı insanın insana güveninin azaldığı bir zamanda yalnızlık daha büyük bir mesele oldu aslında.
Çok sevdiğim hocam Doğan Cüceloğlu diyor ki kendi özüyle ilişkisi olmayan insan eninde sonunda iç yalnızlığa gömülür.
Özünden kopmuş insanın gerçek anlamda başkalarıyla da ilişkisi olamaz.
Yani aslında diyor ki kendiyle ilişki kurmayı bilmemek diğer insanlardan da uzaklaşmak için ilk koşullardan bir tanesi.
Kendimizde sahip çıkacağımız yalnızlığı da bugün konuşup düşünmemiz lazım.
İlla yalnız bırakılmaktan bahsetmememiz lazım.
Ben de zamanında şöyle demiştim.
Kendine dürüst olan bir insanın iyileştiremeyeceği yara yoktur.
Hatta hep gururla biraz...
Buruk bir anı ama anlatırım.
Doğan Hoca, Doğan Cüceloğlu ölümünden dört gün önce bu cümlemi paylaştı.
Çok şefkatli, çok güzel bir öğretmen.
Hepimizin psikoloji öğretmeni bence.
Sadece bizlerin değil Doğan Cüceloğlu.
Program yapıyorum ya Katersiz.
Onu da izliyordu. Programda etmiştim bu lafı.
Ama tabii benim için bir imza gibi bir şey onun bunu söylemiş olması.
Beğenip onaylayıp paylaşmış olması.
Öyle gerçekten de yalnızlık konusunda da kendimize dürüst olacağız.
Dürüst olay olayıyla yaşabiliriz.
İnkar ede ede değil. Bütün perspektiflerinden bu dertleşmede bakalım yalnızlığa.
Bugün yalnızlık konuşmak için buluştuk beraber.
Sözlükte anlamı yalnız olma durumu.
Kimsesizlik diye geçiyor bazen.
Yine bir diğer anlamı kimsenin bulunmama durumu.
Issızlık, tenhalık anlamı var aynı zamanda.
Sözlükteki yalnızlık insanın...
Çevresinde kimsenin olmadığı durumu daha çok ifade etme yönünde gidiyor.
Ama ruh sağlığı alanındaki yalnızlık tanımlarına baktığımız zaman orada kullanılan anlamına baktığımız zaman aslında yalnızlık kavramı insanın bağlanma, yakınlık, aidiyet,
onaylanma, sevilme gibi ihtiyaçlarını karşılayamaması haliyle de tanımlıyor bakınca.
Birbirine denk gibi ama aslında birazcık daha içsel bir yerden geliyor.
Şu yalnızlık halinin üstüne bir konuşalım birlikte.
Tanıdık olmayan yoktur herhalde hayat içerisinde.
Daha uzun süreli ya da kısa süreli yaşayanlar vardır.
Yalnızlık hali her insanın yaşamının belli dönemlerinde aslında içinde bulunduğu, karşı karşıya kaldığı buna karşılık şiddeti kişiden kişiye değişen bir süreç.
Yalnızlık hali bir gönüllü geri çekilme sonucunda yaşanıyorsa ruh sağlığını koruma belirtisi ben biraz yalnız kaldım.
İçsel veya dışsal bir darbeden kaynaklanıyorsa bir ruh sağlığı bozukluğu belirtisine kadar dönüşebiliyor.
Yalnızlığın getirdiği başka tanımlar, tanılar, ruh halleri de var.
Tabi burada insanın yani kişinin kendisine göre yalnızlığını nasıl algıladığı ve nasıl yaşadığı erken dönem çocukluk deneyimlerine ve büyüme süreci boyunca nasıl ne kadar...
...neden yalnız kaldığına ya da bırakıldığına bağlı olarak da değişiyor.
Çünkü yoğun bir yalnızlık hali, ikinci bir travmatik hali oluyorsa bazen...
...bu ilk travmanın nasıl yaşandığına da bağlı oluyor.
Yalnızlık insanın temel psikolojik ihtiyaçlarını karşılamasını da engelliyor bazen.
O yüzden ihtiyaçlar gözüyle de bakalım.
Ne var bu hayatta? Biliyorsunuz işte Maslow'un yaratıcısını.
Yani fizyolojik ihtiyaçlarımız var.
Açlık, susuzluk ve buna benzer temel yaşamsal ihtiyaçlarımız var.
Güvenlik ihtiyacı var. Yani dış faktörlerden kaynaklı tehlikelerden korunma.
Korunduğumuzu bilme, düşünme ihtiyacımız var.
Sosyal ihtiyaçlarımız var.
Kabul görmek gibi. Sosyal yaşamın içinde olmak gibi yer yer.
Aidiyet gibi, sevilmek gibi.
Değer verilmek, saygınlık gibi temel bir ihtiyacımız var psikolojik ihtiyaçlarda.
Statü gibi, başarı gibi, itibar gibi.
Bilinmek. gibi bazen.
Ve aslında en tepede de kendini gerçekleştirme ihtiyacımız var.
Yaşam boyu gelişim, psikolojik büyüme, yaratıcılık, o yaşamda kendi varoluşumuzun o noktasına gelebilmek gibi.
Yalnız kaldığımızda neredeyse en temel, en ilkel ihtiyaçlara kadar birçok şeyi karşılayamamaya başlıyoruz.
Karşılıyoruz bazen.
Karşılayabildiklerimiz vardır bazen.
Ama bir süre sonra o doyumu O bağı, o teması yaşamadığımız bir yerden gidiyoruz.
Belki araştırmak isteyenler bakabilir.
Geçtalt ekolünü benimseyen bir psikoterapistim.
Geçtalt bakış açısı sadece bir terapi ekolü değil bu.
Aslında hayata karşı bir yaşam biçimi halinde alıyor Geçtalt'la yaşamak.
Sevgili Ceylan Hocam'ın, Ceylan Daş'ın Bütünleşmek ve Büyümek kitabını burada önerebilirim Geçtalt'ı daha iyi anlamak.
için. Ve aslında ihtiyaçlardan yalnızlığa baktığımızda tabii bir döngü içerisinde ihtiyaçlarımız karşılanıyor.
Mesela sevinme ihtiyacımızı konuşalım.
Bu da bir ihtiyaç hayatta. Diyelim ki bir duygusal bağ, romantik ilişkilerde sevinme ihtiyacımızdan bahsedelim.
Hayatımızdaki kişiyle, partnerimizle.
İhtiyaç döngüsü nasıl işliyor?
Önce geri çekilmiş halde oluyoruz.
O yok. ...ve aslında o dönemde belki de...
...sevilmekle ilgili bir ihtiyacımız henüz...
...o da karşımıza çıkmadığı için...
...tetiklenmiş, ortaya çıkmış değil.
Sonra... ...duyum aşaması geliyor.
Yani aslında bir boşluk hissediyoruz hayatımızda.
Bir yoksunluk hissediyoruz ama adını koyamıyoruz.
Bir huzursuzluk bazen.
Sevilmek istiyorum diyemiyoruz.
Sonra farkına varma aşamamız geliyor.
Yani... ...evet ya benim...
Bir duyguya ihtiyacım var, sevilmeye ihtiyacım var, sevilerek belki kutlanmaya, hayatımın ortaklığına ihtiyacım var gibi bir yere geliyoruz.
Sonra harekete geçiyoruz belki.
Belki de hayatımızdaki biriyle ya da yeni karşılaşacağımız biriyle, bu bazen zaman da alıyor.
Aslında nasıl bir kaynak kullanabiliriz?
Kim tarafından bu ihtiyacı karşılayabiliriz?
Buna bakıyoruz. Hareket halinde oluyoruz.
Sosyal hayatın içinde ne bileyim işte gerçekten hayatımızda olabilecek biriyle tanışmaya gidiyoruz.
Sonra bir gün bir yerde çıkıyor karşımıza.
Temas ediyoruz onunla.
Karşılaşıyoruz. Duygularımızı paylaşıyoruz.
Aslında bir süre sonra da gerçekten o doyumu sağlamaya başlıyoruz.
Eğer bize bizim ihtiyaçlarımızdan gelecek ve bizim de onun ihtiyaçlarına karşı duyarlı olduğumuz biriyle karşılaştıysak bu doyumu yaşıyoruz bu döngünün içerisinde.
Ve sonra illa ayrılık gibi düşünmeyin, geri çekiliyoruz bir süre bu ihtiyaçtan.
İlişkinin içerisinde bile kendimizle kalmak istiyoruz.
Sevilme ihtiyacına doyuyoruz çünkü.
Bazen fazlaca doygunluktan ilişki bitiyor, bazen de bu doyumu yaşayamamaktan ilişki bitiyor.
Bazen de bu döngü hareket halinde gidiyor, devam ediyor ve ömür boyunca onunla beraber kalmak istiyoruz bakınca.
Her ihtiyaç karşılanmak ister ve hiçbir ihtiyaç...
Yaşam boyu yalnızlıkla karşılanamazız bu arada.
Ne bir insanın mesela sevinmek dedik ihtiyacını karşılamasını engeller bu arada.
İhtiyacımızın karşılanmasını engelleyen sebepler.
Mesela bazılarımız ihtiyacımızı yargılarız.
Ben sevilmek için bu kadar mı uğraşacağım gibi.
Bazılarımız ihtiyaçlarımızı sıralayamayız.
İhtiyacımız hem sevilmek hem başarı hem aidiyet diyelim.
Hangisini hangi sırayla karşılayacağımızı bilemeyiz.
Bazılarımız sevilmek ister ama sevileceğine inanmaz.
Çünkü tamamlanmamış işleri vardır.
Geçmişte de sevilmeyecek biri olduğuna inan.
Bazı insanlarsa sevilme ihtiyacını fark ederler ama bununla ilgili çok yoğun bir kaygı yaşarlar.
Başlanmamış işlerle ilgili yaşanan bir kaygı.
Ne bileyim işte severler mi beni acaba?
Ya da sevilirsem zarar görürüm belki.
Ya da bu hayatın içerisinde hiçbir sevgi bir sonuca ulaşmaz.
Ya da yaralayarak sever mi beni acaba gibi kaygılarla aslında ihtiyacımızı karşılamayız.
Bazılarımızın ihtiyacımızın sorumluluğunu almayız.
Hayatta herkes sorumluluğunu alır ihtiyacını.
Yani ne bileyim işte bunun için yol bulmayız, bir kişiye yönelmeyiz, o adımı atmayız.
O zaman sorumluluğunu almıyoruz.
Bazı insanlarsa çevresel alternatifleri kullanmazlar.
Yani destek almazlar, ortak ortamlara girmezler, kaynaklarından yararlanmazlar gibi gibi bir sürü şeyle kendilerine hem sevilme ihtiyaçları yoksun kalır hem de yalnız bırakmaya
devam ederler. Yani ben çok yalnızım diyen bir insanın kendi sorumlulukları.
Bazen kaygısının üstüne gidecek hazır oldukça, bazen tamamlanmamış işleriyle ilgili geriye dönüp geçmişte bakacak.
Hiç kimse... ...sevilmemekle ilgili bir hak edişten geçmez.
Hepimiz sevilmeyi hak ederiz yaşamda.
Bu karşılamamızı engelliyorsa eski meselelerimize bakacağız hayatta.
Ne bileyim yargılamayacağız ihtiyacımızı.
Ne var yani ben sevilmek için adım atmayacak mıyım?
Ya da beni sevsinler diye uğraşamam ben diyen biri...
...sevmeye ve sevilmeye ihtiyacı olduğunun farkına varmayacak mı?
Buralara da bakmak lazım.
Öbür türlü yalnız kalıyoruz.
Sosyal ve duygusal yalnızlık ayrımları var bu arada.
Çünkü yalnızlık çok temeline baktığımız zaman sosyal yalnızlık ve duygusal yalnızlık olmak üzere başka şekillerde inceleniyor.
Sosyal yalnızlık kişiler arasında sosyal ilişkilerin...
Tatmin edici şekilde olmaması.
Kalabalıklar var ama tatmin edici ilişkiler yok.
Böyle bir yalnızlık yaşayan kişilerde sıkılganlık, arkadaşları tarafından kabul görmeme hissine kapılma ya da belki o kalabalığın içerisinde uyumsuzlaşma gibi haller görülüyor zaman içerisinde.
Kişilerin ancak sosyal etkileşim içine girmeleriyle sosyal yalnızlık duygusundan kurtulabildiklerini biliyoruz temelde.
Duygusal yalnızlıktaysa sosyal çevrede bulunan insanlarla Yakın, samimi, duygusal ilişkilerin yokluğu ve aslında demin bahsettiğim ihtiyaçlarımızın karşılanmaması
gibi durumlar ortaya çıkıyor.
Yani onlarla ilişki içindeyiz görünen de ama o ilişki bizim duygularımıza bir yerden değmiyor.
Bizim baktığımız yerde bir klinik psikolog olarak klinik psikolojide yalnızlığı şöyle tanımlayabilirim.
Yalnızlık bir kişinin arzuladığı ilişkiyle yaşadığı ilişki arasındaki uyumsuzluk sonucunda oluşuyor.
Yani yaşadığımızla arzuladığımız farklı ve bize ait bir psikolojik durum olarak ortaya çıkıyor.
Ne bileyim bunu yaşayan kişi sosyal ilişkilerden yoksun ya da yoksun değil görünürdü ama kendisini yoksun olarak algılıyor.
Bütün bu ilişkilerdeki yetersizliklerden veya yetersizlik algısından kaynaklanabiliyor yalnızlık aslına bakarsanız.
Tabii diğer taraftan yalnızlık kişiye has.
Biricik bir deneyim demin de söylediğim gibi.
Yani sosyal izolasyonla aynı şey değil.
Bazı insanlar büyük kalabalıkların hep içindeler ama yalnızlar.
Bazı insanlarsa yalnızken yalnızlar.
O yüzden de kişi yalnızlığı kendi içinde nasıl tanımlıyorsa öyle bir yere gidiyor.
Tabii nasıl tanımlarsa tanımlasın.
Yalnız hissetmek, yalnız kalmak strese ve mutsuzluğa yol açıyor.
Gönüllü geri çekilmelerden bahsetmiyorum.
Yalnızlığın sürekliliğinde aslında hayatı ve hayattaki iyi oluş halimizi de sürekli tehdit eden bir deneyime doğru gidiyor.
Bilmiyorum sizin yalnızlığınız nasıl?
Siz yalnızlığınızı daha çok bunlarla beraber nerelerden tanımlıyorsunuz?
20 küsur yıllık meslek hayatımda birçok farklı yalnızlık tanımı duydum.
Ortaklıkları vardı. Ama çok uzun süre...
Yalnızlığa maruz kalışlarda bazen eşlik eden anksiyete bozukluğunu, OKB'yi, panik bozukluğu, devam eden depresif halleri, aşırı yeme ya da yemekten kesilme gibi yeme bozukluklarını,
bağımlılıkları, psikosomatik hastalıkları.
Yani ne bileyim işte bedensel olarak bir belirti yok ama bitmeyen belki de işte sıkışıklıklar var göğüste, omuzda ağrılar var.
Bunları gördüğüm zamanlarda oldu.
Bugün size anlattığım...
ve psikolojik sağlamlığımızı iyi oluş halimizi bozan zorunlu yalnızlığı yaşayanlar varsa profesyonel destekten de mutlaka bahsetmem gerekir diye düşünüyorum.
Bu desteği online olarak alabileceğiniz bir dijital sağlık platformunu size önermek istiyorum.
Evital. Evital uzmanlara kolayca ulaşabileceğiniz bir online dijital sağlık platformu.
Psikolojik danışmanlık, beslenme danışmanlığı gibi birçok farklı uzmanlık alanında sağlık profesyonelleri var.
Erişilebilir fiyatlarla online randevu almak çok kolay.
İster bir uzmanı kendiniz seçebilir, ister sistemin size önerdiği uzmanla da görüşmeye başlayabilirsiniz.
İnsan kendini zorunda hissettiği bir yalnızlıkta gün geçtikçe desteksiz, yaşama isteksiz ve savunmasız hissedebiliyor.
Bu yalnızlığın anlamını anlamak ve yeniden hayattaki yol arkadaşlarıyla bağ kurmak için önce kendimizi fark etmemiz gerekiyor.
Bu noktada profesyonel desteğin önemini tekrar vurgulamak istiyorum.
Evital hakkında detaylı bilgi için açıklamalara bakabilirsiniz.
Sosyal psikolojinin perspektifinden bakınca aslında yalnızlığı daha çok aidiyet ihtiyacı üzerinden tanımlıyor.
Bir gruba, bir alt gruba ait olmanın...
Ben bunlarla beraberim demenin insanın temel ihtiyacı olduğunu belirtiyor.
Burada tabii aidiyet ihtiyacı karşılanmadığında yine aslında birçok kaygılı durumlar, patolojik sorunlar, bazen fiziksel sağlığın bozulması, aidiyet biliyorsunuz çok temel ihtiyaçlardan bir
tanesi. Bu tarz ihtimaller ortaya çıkıyor bakınca.
Yine burada gelişim psikolojisinden yalnızlığı da konuşmakta fayda var bence.
Gelişim psikolojisi yalnızlık doğuştandır diyor.
Yakınlık ihtiyacının doğumuna birlikte başlayıp yaşam boyu süren evrensel bir ihtiyaç olduğunu anlatan kaynaklar var.
Ve özellikle çocukluk boyunca uzun süreli yalnızlığa maruz kalmanın...
Daha sonraki dönemlerde sağlıklı yakın ilişkilerin kurulamamasına neden olduğunu anlatıyor.
Bağlanma kuramlarıyla da anlattığımız Bolbi.
Yani aslında bu bir kendimize dair bir kendilik sisteminin gelişmesiyle de ilgili uzun süreli yalnızlıklara maruz kaldığımızda yaşam içerisinde de buraların aksadığından bahsedebiliyoruz.
Tabi burada hep çocuklukta böyle yaşandıysa hayat boyu böyle yaşanır bilgilerine biliyorsunuz hep ben parantez açarım.
Kişi nerelerden yalnız bırakıldığını fark ederse.
o dönemdeki duygularıyla yüzleşirse, kendisinin yalnız bırakıldığı gibi, kendini yalnız bırakmamanın üstüne giderse, her yaşam biliyorsunuz aslında bir var olma mücadelesi,
o varoluş mücadelesiyle uğraşırsa, elbette illa çocukluğundaki gibi hayat boyunca kendisini yalnız bırakacak şeyler, yaşayacak diye bir şey yok.
Evrimsel psikolojiye de şöyle bir uğramak istedim.
Burada evrimsel psikoloji perspektifi sosyal açıdan kabul görmenin ve sosyal dışlanma ve yalnız bırakılma karşısında acı çekmenin hayatta kalmak için önemini vurguluyor.
Çünkü insanın özünde evrimsel olarak da yalnızlıktan geldiğini ve yalnızlıkla yoğrulduğunu anlatan bir yer var.
Çalışmalar yapılıyor. Sosyal dışlanmanın ve yalnız bırakılmanın kişide fiziksel acıya benzer bir yol açtığını, bu acının kişiyi yalnız kalmamak için bir çabaya yönelttiğini ortaya çıkartıyor.
Yani önce yarayı alıyoruz.
O yara zaten bizde var.
Sonra o yarayı kendi hayatımızda iyileştirmek için bir çaba gösteriyoruz.
Diğerleriyle bir arada olan insanların psikolojik ve fiziksel açıdan sağlık açısının hayatta kalma başarısının da daha yüksek olacağına dair araştırmalar var.
Bazen yüzde yüz aynı dili konuşmadığımız, duygudaş olmadığımız insanların bile yanında olmak bazen ağır geliyor biliyorum.
Ama belli zorlu, depresif, sıkıntılı dönemlerden geçmeden faydası olduğunu biliyoruz.
Tabi burada kavramlar birbirine karışmasın diye...
Yalnızlık ve tek başınalık ayrımının üstüne de gidelim beraber.
Yalnızlığın tanımı yapılırken yalnızlık ve tek başınalık olguları da aslında birazcık da birbirinden ayrılıyor böyle bakınca.
Yalnızlık kavramı büyük oranda psikolojik ve fiziksel sağlık üzerinde hele ki uzun sürdüyse, hele ki insan kendini buna mecbur hissediyorsa olumsuz sonuçları olan durumların
olabildiğini anlatıyor bize.
Bakınca yalnızlık.
Tek başınalıksa daha çok gönüllülük temeline dayanan kişinin duygu ve davranışlarını gözden geçirme, düşünme, kendisine bakım verme, iç
konuşmalar yapma, yas tutma, üretme gibi psikolojik anlamda olgunlaşmasını sağlayan durumları daha fazla tanımlayabiliyor.
Yalnızlığa da tek başınalığa da tanıdık hissediyorum ben.
Mesela siz nasıl hissediyorsunuz?
Tabii bugün kendimizi zorlu bir yalnızlığın içinde hissediyorsak yalnızlığın köklerine de bakmak lazım.
Yalnızlık deneyimini yoğun yaşamış ya da onların üst kuşaklarının aktardıklarıyla berabersek bazen o epigenetik temeller bizim tanımlayamadığımız
boşluk ve yalnızlık hislerinin bizde olmasını sağlıyor baktığımızda.
Sonra ne bileyim hep güçlü olmak zorunda kalan ya da mücadeleci bir yerden gelen ya da o başının çaresine bakar anlamlarıyla bu
hayata getirildiysek, çocukluğumuz boyunca daha fazla yalnız bırakıldıysak ya da kalabalık gibi görünse de yalnızlığı çok hissettiğimiz evlerde büyüdüysek, ergenlik döneminde
utanç, suçluluk, öfke, çaresizlik gibi duygularla fazlaca baş başa bırakıldıysak, o duyguları o dönemde yaşarız ama bunlara hiçbir eşlik alamadıysak, Yetişkinlik
döneminde de yalnız kalma ve yalnız bırakılma ile ilgili deneyimlerimiz biriktiyse, bilim insana dair güvenimiz azaldıysa, dost kazıkları, ihanetler, anlaşılmamalar,
terk edilmeler, duyulmamalar, görülmemeler çok fazla bir yoğun deneyim halinde hayatımıza yayıldıysa, o zaman aslında yalnızlığı da çaresizlikle anar
ve yalnızlıkla çok fazla kalan bir yerde de Durabiliyoruz bizler.
Buna mahkum muyuz?
Hayır. Çünkü bütün bunları yaşarken ya çocuktuk, ya henüz bu deneyimin içinden çıkmayı bilmiyorduk.
Ya da o dönem öyle zannediyorduk.
Belki görmüyorduk, belki görmezden geliyorduk.
Belki gözlerimizi maruz kaldığımız şeyden kaçırmak istiyorduk.
Belki sabretmeyi ilişki zannediyorduk.
Belki sıkı sıkı tutunmayı, o bizi çoktan bırakmış olsa bile.
Belki affetmeyi ilişki zannediyorduk.
Şimdi artık buralardan öğrendiklerimizle hayatımıza alacağımız insanlarla bir adım, bir başka başlangıç götürebiliriz.
Onlarca insana ihtiyacı yoktur herkesin.
Bazen üç beş kişidir.
İnsan olmak kitabında yalnızlık çeşitlerine vurgu yaptığı bölümler var.
Şöyle diyor. Birincisi tek başına yaşayan insanlar yalnızlık hissedebilir diyor.
İki, insan kendi toplum grubuna yabancılaşarak yalnızlaşabilir diyor.
Hepsinin üstüne uzun uzun düşünmek lazım o yüzden vurgulayarak söylüyorum.
Üç, çevre tarafından dışlanma nedeniyle yalnızlık oluşabilir diyor.
Dört, bir insan çevresiyle ilişkilerini en aza indirerek kendi tercihiyle de yalnızlaşabilir diyor.
Beş, gerçek yalnızlık insanın kendisini uzun süre boyunca anlaşılmamış ve kimsesiz hissetmesidir diyor.
Gerçek yalnızlık.
Yani tek başına kaldığın anlar değil.
Onların arasında anlaşılmamış hissetmek.
Geçici yalnızlıksa bireyin kendi seçimiyle çoğunlukla yapıcı ve yaratıcı sonuçlar doğuran yalnızlığıdır diyor.
Belki bir bakarız hangisine daha yakınız diyorum.
Hepimize ait biricik duygular da var ama buradan da bakarız.
Yalnızlaştırma diye bir kavram var biliyor musunuz?
Toplumun insanı yalnızlaştırması gibi geçiyor.
İnsanın kendini yalnızlaştırması diye geçen var.
Ve insanın...
yalnızlığını engellemesi var.
Yani kendi gönüllü yalnızlık dönemlerimizi engelliye engelliye de yalnızlaşabiliyoruz.
Bazen yalnız olduğumuzu ya da kendimizi yalnız bıraktığımızı fark edeceğiz.
Ben bunu kendime nasıl yaptım?
Ya da bana böyle yapan insanlara nasıl izin verdim?
Bütün bunların hepsi farkındalık.
Ya da ben aslında kaçış gibi, bazen bir popüler tabirle konfor alanı gibi, bazen ilişkilerin yüklerini, sorumluluklarını almamak için, Bazen diğerleri tarafından bazı taraflarımın görülmemesi
için, görülmemeye alışık olabilirim.
Bu yüzden yalnız kalıyorum.
İzin verdiğim için zarar göre göre yalnız kaldım.
Bu bir farkındalık.
Reddetmeyeceğiz tabii. Yalnızım ben diye kabul edeceğimiz zamanlar var hayatın içerisinde.
Diyalog kurmanın zor olduğu zamanlarda kendimizle iç diyaloğu başlatabilmek.
İnsan bazen ayna karşısında ya da kendi kendine sorgular.
Yalnızlığının anlamını sorgular.
Kendine sorular sorar. Cevaplar bulur ya da bulamaz ama sorgular.
Bu sorgulamalar bizi nasıl ilişkiler istediğimize dair besler.
Yalnızlıkta ve zorlukta ve etrafımızda kimse yokken de kendimizi destekleme yöntemlerimiz olmalı.
İnsan kendine nasıl öz şefkat vereceğini öğrenmeli ki diğerleriyle şefkat alışverişine geçebilsin.
E planlarımız olmalı.
Belki... Geçmişte insanların arasında yalnız kaldıysak artık insanlara nasıl davranacağımız ya da bize nasıl davranılmasına izin vereceğimizle ilgili planlarımız olmalı.
Ya da bir kalabalığımız, insanımız yoksa nasıl harekete geçeceğimize dair, nerelerde nasıl kaynaklar bulabileceğimize dair, hangi alana, bazen bu bir eğitim, bazen bu bir mekan,
bazen birileriyle bir araya gelebileceğimiz ne bileyim işte bir hobi kulübü.
Her neyse, basit gelmesin.
Harekete geçme planı önemlidir.
Yaşamdaki destek sistemlerimizden faydalanmak.
Bazen oralarda bizim için birileri vardır.
Bizi yüzde yüz anlamazlar, yüzde yüz hissetmezler her zaman.
Ama o insanları biz kapının dışında bırakmışızdır bazen.
O destek sistemlerini nasıl alabileceğimizi görmek gibi bazen.
Biz neye aitiz?
En çok hangi ortamlarda iyi hissediyoruz?
Her kalabalık bize göre değil. Ama nasıl kalabalıklar, nasıl insanlar bize iyi geliyor?
Bunlara bakmak, yalnızlıkla bakacağımız.
Ve esnek olmak.
Hep üstüne basa basa söylüyorum.
Artık benden ezber ettiniz belki.
Sağlıklı insan esnektir.
Ben böyleyim.
Kurallarım böyle. Net sınırlarım böyle.
Ancak bunlarla beraber birileriyle bir arada olabilirim.
Öyle olmuyor. Belki en size sizin mizacınıza ait kişiye orada bile zıtlıklar önemli ama dostluk mertebesinde yaşayabilirsiniz.
Ama insanın her arkadaşı da dostu olmaz.
O yüzden... Bazen bizim mizahımız onun mizahı karışır.
Bazen bizim kurallarımız onun kuralı karışır.
Bazen bizim ne bileyim hayatla ilgili bakış açımıza ondan da bir şeyler katılır.
Bazen taban tabana zıt olanlar birlikte beraber güzel yürürler.
O yüzden esnek olmak ve farklılıklarla beraber de gidebilmek bazı yalnızlık alıntılarım var size.
Bir düşünün sizinkisi hangi yalnızlık?
İlkiyle başlayayım. Bilmezler yalnız yaşamayanlar nasıl korku verir sessizlik insana.
İnsan nasıl konuşur kendisiyle?
Nasıl koşar aynalara?
Bir canı hasret. Bilmezler.
Bilenler okuyanlar vardır Orhan Veli.
Mesela size daha tanıdık olan onun yalnızlık.
Bir diğeri. Yalnızlık yaşamda bir an.
Hep yeniden başlayan.
Dışından anlaşılmaz.
Ya da kocaman bir yalan.
Kovdukça kovalayan.
Paylaşılmaz. Tanıdık geliyordur herhalde.
Yalnızlık paylaşılmaz demesinden de baktığımız zaman çok sevdiğim şiirlerden bir tanesi benim.
Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz diyen Özdemir Asaf mesela.
Sizinki buraya mı daha yakın?
Bir düşünelim beraber.
Elbet başka başka tanımlar da var.
Mesela eğer farklıysan yalnızlığa mahkum oluyorsun diyor Cesur Yeni Dünya'da Huxley.
Hatırlayanlar vardır. Yine diğer alıntılardan bir tanesi şey.
Yalnızlığına kaç dostum.
Seni büyük adamların gürültüsünden sersemlemiş küçüklerin iğneleriyle de delik deşik olmuş görüyorum diyor Nietzsche.
Böyle buyurdu Zerdüşte.
Bazen bizim kendimizde tanımlayamadığımızı kitaplar, filmler tanımlıyor.
O yüzden hangisi sizin yalnızlığınız diye soruyorum.
Bukovski mesela çok şey istemiyordum hayattan.
Sadece yalnız bırakılmak diyor.
Belki öyle bir ihtiyaçtır sizinki.
Ya da içi insanlarla dolu büyük evler var karşıda.
Yine de tek odada bir başına olmak.
Bir evde yalnız yaşamak.
Yaşamın en önemli yanı.
Daha doğrusu kimi zaman yalnız kalabilmek mutluluğun ilk koşulu diyor Kafka Milano'ya mektuplarda.
Belki daha fazla tanımlanabilir bir şeydir sizin için de diye söylüyorum.
Yine sevmek insanı yalnızlaştırıyor diyen Mrs.
Dalloway'dan yine Virginia Woolf.
Belki buralardan kendi tanımlarımızı öğrenirsek kendimizle ilgili yalnızlığa da bakabiliriz.
Eklemek istediğiniz bir şey varsa yorumlara bu arada siz de bir ekleyebilirsiniz, bakabilirsiniz orayla ilgili.
Çok fazla var, Schopenhauer var mesela.
Yalnızlığı sevmeyen özgürlüğü de sevmez.
Kişi ancak yalnız olduğunda özgürdür çünkü diyor.
Çok tanım var. Tabi bazıları daha bahsettiğim gönüllü yalnızlığı, bazıları ise zorunlu yalnızlığa bakıyor.
Kim bu hayatın mücadelesinden, sınavından geçerken aslında en çok neyin sınavını veriyorsa edebiyatına, şiirine, romanına, şarkısına, resmine
daha çok onun alıntılarını, duygularını koyuyor.
Nasıl sizin yalnızlığınız? Yalnızlığınızla aranız nasıl?
Mesela gönüllü yalnızlıklarda durabiliyor musunuz?
Yoksa hemen kalabalığa mı karışmak istiyorsunuz kendi sesinizi hiç dinleyemeden?
Ya da ne bileyim zorunlu yalnızlığa mahkum mu hissediyorsunuz?
Buralara biraz bakmakta fayda var.
Bakarken yalnızlığa en iyi eşlik kitapları, Tutulamayanlar, Oğuz Atay okuyabilirsiniz mesela.
Ruhun yalnızlığını okuyabilirsiniz.
Yalomun günü birlik hayatlarını okuyabilirsiniz.
Rolla May'den kendini arayan insanı okuyabilirsiniz.
Engin Geçtam İnsan Olmak kitabını okuyabilirsiniz.
Doğan Cüceloğlu Gerçek Özgürlüğü okuyabilirsiniz.
Güzel Yalnızlık sorgulanır.
Şöyle bir yalnızlığınızla ortak olabilecek bir filme ihtiyacınız varsa, farklı tarzlardan, jernalardan gidelim aslında.
Solaris'i izleyebilirsiniz.
Into the Wild izleyebilirsiniz.
Paris, Texas izleyebilirsiniz.
Yine teknolojinin geldiği noktada bugün...
Daha önemli bence. Ben Efsaneyim izleyebilirsiniz.
Yapay zeka ile dertleşmeye başladıysanız Hör izleyebilirsiniz.
Sonsuzluk ve Bir Gün izleyebilirsiniz.
Müthiş bir Alman filmi var.
Başkalarının Hayatı diye.
Oralara bakabilirsiniz. Ve belki tanımlanabilir bir şey değil kolay kolay ama en çok da kendi yalnızlığınızın içine bakabilirsiniz.
Yalnız hissediyorsanız. Beni insanlar nasıl yalnız bıraktı sorgusu bizi bir yere kadar götürebilir.
Ama asıl bütün bunlarla ben kendimi nasıl yalnız bıraktım sorgusu daha iyidir.
Ya da yalnız kalamayanlar için belki de en önemli sorgulardan bir tanesi ben kendimi duymak için niye hiç zaman ayırmıyorum?
Ya da kendimi duymamak için nasıl bu kadar mücadele veriyorum?
Kim duymamıştı beni?
Ya da kendimde neyi görmek istemiyorum?
Kendimi niye dinlemiyorum sorguları işimize yarayabilir diye düşünüyorum.
Bugün yalnızlıktan konuştuk.
Konuşmaya devam edeceğiz.
Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
