
Uzman Psikolog Gökhan Çınar’la Psikolojik Dayanıklılık Serisi'nin yeni bölümü şimdi yayında! Gökhan Çınar, zor zamanlarda psikolojik olarak hayatta kalmak, duygularımızı yaşayabilmek ve ifade edebilmek, bu hayatı yaşarken ihtiyaçlarımızı fark etmek, kendimiz olabilmek ve kendimizi iyileştirebilmek üzere bizlerle dertleşiyor.
Kendin için şimdi bir adım at ! Dijital sağlık platformu Eczacıbaşı Evital’i hemen indir, psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığı görüşmelerini %20 indirimle planla. 👉 Kod: CINAR25 Evital'i indirmek için: https://s.evital.app/gokhancinar
*Bu bölüm "Eczacıbaşı Evital" hakkında reklam içerir*
Transkript
Dijital Sağlık Platformu, Eczacıbaşı Evital sunar.
Hoş geldiniz. Nasılsınız bir onu sorarak başlayayım.
Ama yine gerçek bir nasılsın.
Bilmiyorum nasıl bir anda şu anda izliyor ya da dinliyorsunuz beni.
Bu podcast'ı ya da videokesti.
Nasıl bir ruh hali?
Belki gerçekten de böyle bir nefeslenmek için kendinize zaman ayırdınız.
Belki bir yerden bir yere yetişirken bir yandan kulağımda olsun diye düşündünüz.
Belki öylesine denk geldiniz bir anda açtınız.
Ama madem buradayız, karşılıklıyız, beraberiz o zaman gerçekten nasılsın'ı duyun benden.
Çünkü çoğunlukla duyguların üstünü bastırdığımız bir yaşam ritminin içerisinde oluyoruz biz.
Kırgınlıklar kızgınlıklara, öfkeler mutluluklara, üzüntüler, utançlara, korkulara ve bu döneminde aslında çok büyük dertlerinden biri olan kaygılara karışıyor.
İnsan hiç kendini dinlemeyince aslında kendisi gibi davranmayı da bırakıyor biliyor musunuz?
Gerçekten ne istediğini, gerçekten neye dur diyeceğini, neye sınır koyacağını, gerçekten o yoldan devam edip etmeyeceğini ya da ne bileyim işte ben bunu istemiyorum deyip diyemeyeceğini.
Ben seni seviyorum deyip diyemeyeceğini unutuyor, karıştırıyor, erteliyor, fark etmiyor bile bazen aslında.
Hep söylüyorum neşeli gördüğümüz herkes mutlu değil.
Bazen çok şen şakrak, ışıklı gördüğümüz hayatların kendilerine ait karanlıkları var.
Ve belki çoğumuz anlaşılmaktan da umudu kestiğimiz için ...birine böyle içimizi açıp göstermekten de...
...artık vazgeçmeye başladığımız için...
...anlatmaya anlatmaya, söylemeye söylemeye...
...kendi duygularımızın da farkına varamaz olduk.
Hani böyle anlar vardır ya işte...
...bir şarkı dinlersin böyle...
...hüngür şakır ağlamaya başlarsın.
Ne oldu bana ya dersin.
Ya da bir filmin belki de o kadar dramatik olmayan bir sahnesi...
...bir anda böyle tam bir yerden vurur seni.
Ya da biri hiç amacı olmadan sana...
Bir cümle söyler, o cümle seni böyle donup kalırsın, bir durdurur hayatın ortasında.
Böyle anlar da önemli evet ama bu ani ve zorlayıcı duyguları yaşamamızın sebebi bastırdıklarımız, ertelediklerimiz, kendimizde duyamadıklarımız.
Bilmiyorum nasılsın sorusu ne düşünüyor çünkü ben üzgünüm demeye kendinde hak bulmayan insanlar var.
Güzel bir umudu artık hak etmediğini ya da güzel bir umuttan bile umutsuzlukta kalabilen insanlar var baktığın zaman.
Ne bileyim biraz gülse hemen ciddileşen, gülmeyi kendine yakıştırmayan insanlar var.
Cesur olmak zorunda olduğu için korkuyorum diyemeyenler mesela.
Böyle en arkaları sakladığı anıları gözükmesin diye utandım diyemeyenler.
Gönlünü alsa bütün dünya değişecekken bir şekilde belki kendi duvarlarına sığdıramadığı için özür dileyemeyenler var.
Çok var, çok görüyorum etrafımda.
Bütün bunları yapabilmek için önce ne hissettiğimizi bulmamız gerekiyor ya gerçekten.
Şu anda nasıl hissediyorsun?
İşte bu hisleri tanımlayabilmeniz için de nasılsınız diye soruyorum.
...daha çok... ...iletişim şansı, diyalog şansı verir.
Hem daha çok kalbimizi açabilmemizi...
...hem de kalbimizin kırıldığı yerlerde...
...daha çok sınır koyabilmemizi de sağlar.
Ve her şeyden önce...
...ne yaşadığımızı hissederiz.
Şimdi serinin bu bölümünün ismi...
...vazgeçebilmek.
Psikolojik dayanıklılık serisinde...
...vazgeçebilmeyi konuşmak önemli.
Çünkü onun...
...içini sıkıştırsa da...
Onu alt üst etse de sıkı sıkı her şeye tutunamaya çalışanların, bırakırsa düşeceğim zannedenlerin.
Ne bileyim bundan başka çarem yok.
O yüzden ölsem de kalsam da, canım yansa da tutunmaya devam edeceğim diyenlerin dünyası oldu biraz da dünya.
Direnmeyi acı çekmek zannediyoruz.
Tutunmaktan başka bir çaremiz olmadığını zannediyoruz ya bazen.
O yüzden bazen de vazgeçebilmenin, bırakabilmenin.
Geri dönüp ben artık yokum ya bu işte, bu ilişkide, ne bileyim işte burada diyebilmenin de psikolojik sağlıklılık açısından, psikolojik dayanıklılık açısından
faydalı olabildiğini konuşabilelim istedim sizlerle.
Vazgeçebilmek. Sorularla başlayalım biraz.
Vazgeçebilmekle sizin aranız nasıl?
Peki hiçbir koşulda vazgeçmediğiniz her şey...
Bu hayatta size iyi geliyor mu?
Vazgeçmiyorsanız da iyi gelmeye devam ediyor mu?
Sorgulayalım. Hepimizin bu hayatta tabii çok temel bir görevi var.
İhtiyaçlarımızı karşılamak.
Bir kişiye, bir şeye, bir şehre, bir alışkanlığa bağlılığımız...
...ihtiyaçlarımızın karşılanmasıyla ilgili.
Onun ihtiyaçlarını, bir diğerinin ihtiyaçlarını karşılamak bile bizim ihtiyacımız.
Peki artık...
O bulunduğumuz yerde, ne bileyim hayatta buluştuğumuz kişiyle ihtiyaçlarımız karşılanmıyorsa, beklediğimiz sevgi değersizliğe dönüştüyse, hiçbir yönümüzle
onaylanmıyoruz da sürekli olarak duygularımızın önü kesiliyorsa, duygularımıza şefkat beklerken duygusal şiddete maruz kalıyorsak, ilişkide yeni yollar
açmaya çalışıyorken sürekli yolumuz kapatılıyorsa, Uğruna orada kaldıklarımızdan başka gözümüz hiçbir şey görmüyor ve başka hiçbir ihtiyacımızı karşılayamıyorsak.
Güzel anıların hatırına kaldığımız o yerde artık bize güzel dedirtebilecek hiçbir şey yaşanmıyorsa.
Elimizden gelenin en iyisini defalarca yaptığımızda ama olmadığında düşünelim.
O ilişkiyi, o işi, o projeyi, o hedefi ayakta tutmak için yeni yöntemler denediğimizde ama uyguladığımız hiçbir çaba ve yöntem görünmediğinde ne yapacağız mesela?
Sorgulayalım diye anlatıyorum.
Duygularımız engellendiğinde, ihtiyaçlarımız değiştiğinde, bu kadar çabalamak çok yorduğunda ve gençliğimiz solduğunda ne yapacağız vazgeçmeyip?
Ömrümüzden ömürler feda ederken hiç vazgeçmemek aslında kendinden vazgeçmek anlamına da gelmiyor mu?
Sadece düşünelim diye anlatıyorum.
Elbet bazen kalmak daha iyi bir seçenektir.
Çünkü umut vardır.
Çünkü beraber bir çaba vardır.
Çünkü aslında duygusal yatırımla beraber bugüne kadar o kişiyle, o şeyle çok fazla emeğimiz, anlamımız...
Büyüme hikayemiz vardır. O zaman vazgeçin diye anlatmıyorum.
Ama gerçekten ya tükendiysek ve vazgeçmemek için sona doğru yaklaşıyorsak.
Tabii ki her zaman vazgeçmek kolay değil.
Vazgeçmek bazen vedalaşabilmeyi öğrenmekle ilgili.
Vazgeçmek bazen unuttuğun kendini hatırlayabilmekle ilgili.
Ne bileyim bazen vazgeçmek çıkmaz bir sokağın dibinde.
kendine yeni bir yol bulma umuduyla ilgili hayatın içerisinde, bizi büyütebilecek vazgeçmenin getirdiği acıyı göze almakla, korkuyu dönüştürmek için yola çıkmakla ilgili, bazen
dibe vurunca yükselmekle, sona gelince yeniden başka bir yoldan başlayabilmekle ilgili aslında.
Yine söyleyeyim, hemen vazgeçin ya da asla vazgeçmeyin diye anlatmayacağım bütün bunları.
Öyle bir yerden anlatmayacağım.
Onu siz bilirsiniz. Vazgeçmediklerinizin size nasıl geldiğini hissedebilmeniz için eşlik edeceğim.
Bazen çünkü böyle bir seçeneğin gidebilmenin varlığını bile düşünmeyiz hayatın içerisinde.
Ben bir paylaşım yapmıştım.
Ne güzel ki milyonlarca insanla dert ortağı olduk o paylaşımla.
İsmi Senden Vazgeçiyorum'du biliyorsunuz.
Bugün hala böyle sokakta bazen karşılaştığım zaman sizlerle üstüne konuşuyoruz.
Tabii demlenmesi gereken bir duyguyu da konuşuyoruz.
Senden vazgeçiyorum'u.
Şöyle bir hatırlayalım. Orada Instagram'ın bir buçuk dakikası yok önümüzde.
Geniş geniş zamanlarımız var.
Hatırlamakta da fayda var. Senden vazgeçiyorum.
Defalarca denedim.
İhtiyaç duyduğumda yan yana olmayı, ihtiyaç duyduğumda sana ulaşmayı denedim.
Bana ben olduğum için kızdığın her şeyimi bize uyumlamayı denedim.
Sana sende olduğu için kızdığım her şeyini anlamaya ve ortak bir yol bulmayı denedim.
Beklediğinde başucunda kaldım, istediğinde yalnız bıraktım.
Zaman verdim, zamana bıraktım, zamanla anladım.
Yollar aradım, senin için...
Benim için, ilişki için, susarak, konuşarak, tartışarak, giderek, kalarak hep denedim.
Tamir ettiğim tekrar kırıldı.
Hayal kırıklığım anlaşılmadı.
Başka zamanlarda aynı yerlerden canım acıdı.
Belki gitmemi göze aldın, belki gideceğime inanmadın, belki de içten içe gideyim istedin.
Neyi istediğimi duymadın.
Kendine bakmaktan beni görmedin.
Neye üzüldüğümü dinlemedin.
Benimle birlikte kutlanacak iyi bir günün veya dertleşecek kötü bir günün hayalini artık kurmadığını anladım.
Benim de bitebilen bir gücüm var.
İnsanım. İnsan kendisinden beklenen bir adım kalmadığında ve vazgeçtiği kişiden hiçbir beklentisi olmadığında vazgeçer.
Bazen gürültülü bir hesaplaşmayla, bazen sessiz bir yasla vazgeçer.
Çoğunlukla terk ettiğinde ya da terk edildiğinde değil, İçinde ona ait son umut bittiğinde vazgeçer.
Senden vazgeçiyorum.
Senin yanında ben kendim değilim.
Seni kazanmak için kendimi kaybettim.
Seni sana yüklediğim anlamlardan çıkartıp sana bıraktım.
Seni mutlu etmek için kendimi üzmekten yoruldum.
Zamanı geldiyse artık ben alamadığım her duygumu sorumluluğuna alıyorum.
Seninle geçirdiğimiz güzel anıların artık seninle yenilenemeyeceğini biliyorum.
Bugün artık elimden gelen her şeyi yaptım diyebiliyorum.
Üzgünüm ama elbet toparlanırım.
Ben artık kendimden vazgeçmemek için senden vazgeçiyorum.
Belki son cümleyi şöyle kocaman bir asmak lazım buralara bir yerlere.
Ben artık kendimden vazgeçmemek için senden vazgeçiyorum.
Çünkü öyle ömürler tanıyorum.
Orada kalmak uğruna, ilişkinin bağlılığını bağımlılık zannettiği için.
Giderse üzer diye.
Yalnız kalmaktan korkuyor diye.
Yalnız bırakmaktan çekiniyor diye.
Vazgeçmeyen. Bütün duygular sönse.
Hatta bütün duyguları zarar görse bile gitmeyen.
Gitmeyi kıyametle eş tutan.
Belki de başka türlüsünü bilmeyen.
Ama vazgeçmeye vazgeçmeye kendisinden vazgeçen insanları tanıyorum.
Yani... Hazır oluş istediği kesin vazgeçmenin de.
Öyle bir anda vazgeçin, valizi toplayın, çıkın.
Tamam işte bu adam söyledi ben de vazgeçeyim o zaman deyin diye anlatmıyorum.
Sadece insanın ruhu yaşlanıyor bazen.
İnsanın gerçekten böyle onu içeriden kemiren, duygularını kemiren bazı bağımlılıkları oluyor bu hayatın içerisinde.
Belki bazen...
3 ay önceki, 5 yıl önceki, 10 yıl önceki gerçekliği gerçeklik zannediyoruz.
Bazen bizi sevmeyen birinin bizi içten içe sevmeye devam ettiğini düşünüyoruz.
Bazen ait olmadığımız o yerin hala evimiz olduğunu düşünebiliyoruz.
Bazen bizim değerimizi, kıymetimizi bilmeyen arkadaşların, dostların, iş arkadaşlarının, patronlarının aslında bizi kolladığını inanmak istiyoruz.
E sorgulayalım. Bugün vazgeçelim, bugün gidelim diye değil sorgulayalım.
Bazen kendimize bir dünya yaratırız.
Yalancı bir dünya.
O yalana en çok biz inanmak isteriz.
Bitmiş olan sürekli devam ediyor zannetmek isteriz.
Ne bileyim bize kapısını bile açmayanları evimiz zannetmeye devam ederiz.
İşte böyle zamanlar için vazgeçebilme alternatifini düşünelim.
Tam burada psikolojik destek almayı da konuşalım mı beraber?
Aslında konuşmamız lazım.
Size evit halden bahsedeceğim.
Vazgeçmeyi konuşurken desteğin önemini de vurgulamak istiyorum çünkü.
Vazgeçmeyip bulunduğumuz yerde, kişide, duyguda kalmak da, vazgeçip yeni yollara çıkmak da bizim yaşam seçimlerimizdir aslında.
Yapabildiğimiz seçimlerin sonrasındaki yolculukta ya da yapamadığımız seçimlerin sıkışıklığında psikolojik destek bizi farkındalığımızla tanıştırır ve eyleme geçmek konusunda cesaretimizi
keşfetmemizi sağlar. Her psikolojik danışmanlık süreci kendimizle ilgili önemli bir keşiftir.
Bir dijital sağlık platformu olan Evital'de uzmanlara kolayca ve online ulaşabileceğinizi söylemek istiyorum.
Psikolojik danışmanlık, beslenme danışmanlığı gibi birçok farklı uzmanlık alanında sağlık profesyonellerinden destek de alabilirsiniz.
Erişilebilir fiyatlarla online randevu almak çok kolay.
İster bir uzmanı kendiniz seçebilir, ister sistemin önerdiği uzmanla görüşmeye başlayabilirsiniz.
Kendinizi ve seçimlerinizi önemseyin ve profesyonel destek süreçlerini lütfen ihmal etmeyin hayatınızda.
Eviter hakkında detaylı bilgi için videonun altındaki açıklamaya bir bakabilirsiniz.
Ne demek vazgeçmek?
Kendinden olan bir şeyi artık istememek, sahiplenmemek veya bir parçası olmayı kabul etmemek ve alışılmış olan bir olayı artık yapmamak
anlamlarında kullanılıyor genelde.
Vazgeçmek, aynı zamanda vazgeçtiğiniz şeyle ilgili her durumdan uzaklaşmak, Onu istememek anlamına da geliyor.
Ya da bazen de vazgeçtiğimiz şeyin bizden çoktan vazgeçtiğini kabul etmek anlamına geliyor.
Son dönemde böyle özellikle bu konuyla ilgili iki tane kitap çok fazla kitapçıların raflarında ya da evlerimizdeki kütüphanelerde yer aldı.
Bunlardan bir tanesi Adam Phillips'in vazgeçmek kavramını ele aldığı bir kitaptı.
Orada önemli olan birkaç tane referans var.
Daha yaşam dolu hissetmek için neyden vazgeçmeliyiz diye soruyor.
Gerektiğinde vazgeçmenin psikolojik sağlık açısından umut ve sevgi kadar önemli olduğunu savunuyor mesela.
Bir şeyden vazgeçeriz.
Çünkü mevcut koşullarda devam edemeyeceğimizi biliriz.
Bu anlamda aslında vazgeçmek kritik bir seçim oluyor.
Farklı bir geleceğe atılmış bir adım denemesi oluyor hayatımızda.
Vazgeçmek tümüyle Kim olmadığınızı bulmanız ve olmadığınız kişiyi bırakacak cesaretinizin de olmasıyla ilgili bu arada.
Çünkü bazen olmadığımız kişi olarak o kişiyle beraber kalıyoruz.
Bazen ben artık kendimi bıraktım, ben artık ben değilim diyoruz.
Bazen o ilişkideki, o yerdeki, o iş yerindeki, o arkadaşlık grubundaki sıfatımıza ya da onların bizi gördüğü kişiye sığınıp kalıyoruz.
Oysa biz bu ilişkiden fazlasıyız.
Oysa bizim de bağımsız hayallerimiz, hedeflerimiz, pişmanlıklarımız, korkularımız, umutlarımız var.
Bağlı olmadığımız ama bağımlı olduğumuz kişi, grup, durumlar aslında bizim kendimizi tanımlamamızı da bozuyor zaman içerisinde.
Hatta bazen onlar olmazsa bir hiç olduğumuzu düşünmek bile aklımıza gelebiliyor.
Yani aslında orada size yaşıyor gibi hissettirdiğini zannettiğiniz tüm o duyguların aslında sizi yaşamdan ayırdığını fark etmeye de başlayabilmektir bazen.
Vazgeçebilmek. Yine vazgeçebilmek kitabını bilenler vardır belki aranızda gayfinleyin.
Diyor ki eğer istediğim şeyi yapıyorsam o zaman nasıl oluyor da bunu yapmak canımı acıtıyor.
Vazgeçmediği ama canını acıtan şeylerden bahsediyor aslında.
Veya eğer hayatımda olmasını istediğim kişiyle berabersem nasıl oluyor da bu ilişki canımı bu kadar acıtabiliyor?
Asıl soru şu.
Vazgeçmenin veya vazgeçmemenin bizim hayatımızdaki anlamı ne?
Belki burayı biraz daha sorgulayalım isteyebilirim beraber.
Mesela vazgeçmediğiniz o şeyle duygusal bağınız nasıl?
Mesela şimdi sayacağım duyguları vazgeçmediğiniz o şeyle ya da o kişiyle beraber hissetmeye devam edebiliyor musunuz?
Mesela birlikte mutlu oluyor musunuz?
Beraber üzülebiliyor musunuz?
Ortak korkularınız var mı?
Ya da korkularınız ortak değilse bile siz onun korkularını o sizin korkularınıza eşlik edebiliyor mu?
Birlikte öfkelendiğiniz şeyler var mı?
Ya da birbirinize öfkenizi konuşabiliyor musunuz hayatta ilgili?
Ne bileyim birbirinize daha derinlerde saklı olan utançlarınızdan bahsedebiliyor musunuz?
Utandığınız şeyleri konuşabilecek kadar bu ilişkiyi ya da bu arkadaşlığı ya da her neyse vazgeçmediğiniz şey o karanlığı, utanç karanlığını birlikte aydınlatabiliyor musunuz?
Şaşırıyor musunuz hayata mesela beraber?
Doğru bu kadar acı zorlu dönemlerden sonra insanın en çok şaşkınlık duygusu zarar gördü.
Etraf artık hiçbir şeye şaşırmıyorum diyen insanlarla dolu.
Ama ne bileyim bazen gerçekten güzel bir sürprizde, bazen yaşamla ilgili sizi onda şaşırtan şeyde ya da onda sizi şaşırtan şeyde
buluşabiliyor musunuz? Birlikte hayatın bu tarafına bakabiliyor musunuz?
Kameranın en önünde sen mi olmak istiyorsun?
Suyumu içmek istiyorsun gel.
Bütün bu sorular ve beraber yaşanabilen duygular bence vazgeçebilmekle ilgili sorgulamamıza yardımcı olsun da istiyorum bir taraftan da.
Tam psikolog kedisi oldun.
Öyledir ya işte bu dizilerde, filmlerde, herhangi bir yerde böyle sürekli tam da böyle bir kedi bu arada.
Sakince bir köşede otursun diye.
Kalk benden vazgeçme.
Bütün bu duyguları sorgularken tabii...
Hep böyle vazgeçmeliyiz, vazgeçelim gibi bir yerde değiliz.
Şunu da sorgulamalıyız. Ne zaman vazgeçmemeliyim?
Vazgeçmemem gereken durumlar nasıl durumlar, hangi durumlar diye.
Bakalım. Mesela iki taraf da çaba gösteriyorsa.
Çünkü hayat eskir, ilişkiler yıpranır, insanlar değişir.
Ama bütün bunların olmasına rağmen birbirinizde hala beraber sevebildiğiniz, bulabildiğiniz, emek verebildiğiniz şeyler varsa, değişen
ve dönüşen hallerinize uyum sağlama, cesaretiniz, motivasyonunuz, sevginiz varsa ve birbiriniz için çaba gösteriyorsanız niye vazgeçelim?
Aranızdaki duygusal bağlar kuvvetliyse, bazen o kadar kuvvetlidir ki bağlar, kilometrelerce uzaklarda da olsanız, o ilişki sürer, o bağ devam eder.
Hayat, üstünüze üstünüze geldiğinde hatta üstünüzden geçtiğinde bile bu ilişki ayakta durabilecek köklerine güvenir.
Niye vazgeçelim?
Güven sarsılmadıysa elbette insanlar hata da yapar.
Karşı tarafa karşı güvenimizin boyutu limiti de değişir.
Ama güven sarsıldıysa bile yeniden inşa etmek için birlikte umudunuz varsa niye vazgeçelim?
Aranızda yaratıcı bir uyum varsa Yaratıcı uyum kavramının altını çizelim bu arada.
Yani ikinizin de siz olmaya devam ettiği.
Yani iki tarafın da ben olmaya devam ettiği.
Kendi özelliklerini koruduğu.
Kendine sahip çıktığı.
Ama diğer taraftan da birbirine, birbirinin ihtiyaçlarına.
Birbirinin yaşamla ilgili önceliklerine de esneyebildiği.
Hem kendine, hem ilişkiye, hem de bize.
Yani o birlikte olma haline sahip çıkabildiğiniz bir dans, doğal bir dans, bir yaratıcı uyum varsa niye vazgeçelim?
Birbirinize karşı duyarlılığınız sürüyorsa, yani birbirinizin canının yandığı, acı çektiği, istediği, heyecanlandığı, mutlu olduğu şeylere karşı duyarlılığınız
varsa vazgeçmeyeceğiz elbet.
Saygı kaybolmadıysa, kaybolduğu zamanlardan geçtiğinde bile aslında Hatalar telafi edilmek için çabayla devam ediyorsa.
Dünya bazen güvensiz bir yer oluyor.
Birlikte bir güvenli alan paylaşabiliyorsanız.
Birlikte olduğunuz zamanları ve alanları güvenli kılabiliyorsanız.
Aranızda çatışmalar ve uzlaşmalar varsa.
Bakın çatışmalar diyorum. Çünkü aslında sağlıklı ilişkide çatışma vardır.
Krizler çıkar. Krizler büyür.
Krizlere bir yol bulunur beraber.
Uzlaşmalar sağlanır.
Aranızda çatışma ve uzlaşma ritmi varsa niye vazgeçelim?
Birlikte bir gelecek hayali umutluysa, beraber bir geleceğe gitmek ya da belki her şeyini sevmezsiniz onun ama birlikte bir gelecekte hala ortak
bir umut buluyorsak niye vazgeçelim?
O yüzden de bazen anlık bir hataya, bazen bir kafa karışıklığına, bazen yeteri kadar limit dolmadan limit...
doldu zannetmelere de vazgeçmeyle cevap verebiliyoruz.
Ne bileyim bazen pire için yorgan yakabiliyoruz.
Bazen bizi inciten bir şey karşısında direkt kapıları kapatabiliyoruz.
Belki de incinen yeri karşı taraf bir doğal tamire, bir telafiye gitmek istiyor.
Bağı da kuvvetli diyelim.
Çaba ve uyum da var diyelim.
O zaman niye vazgeçelim?
Peki ne zaman vazgeçelim?
Ona da bakalım yakından birlikte.
Bazı Limitleri var insanın.
Hani burama kadar geldim hali vardır ya hayatın içerisinde.
Ben elimden gelen her şeyi yaptım sınırı var mesela.
Vazgeçebilmenin bir yeri olabiliyor.
Ben elimden gelen her şeyi yaptım ve sen benim elimden gelen her şeyi yapmamı görmedin bile.
Bilgisi. Artık vazgeçmenin eşiği olabilir.
Beraber çatışmalardan, tartışmalardan, güvensizliklerden, ilişkisel travmalardan sonra olumlu sonuçları, güzel günleri hayal bile edemeyecek hale geldiyseniz.
Aslında o hayalleri onunla kurabilirken artık hayal bile edemeyecek hale geldiyseniz.
O zaman vazgeçmeyi bir düşünelim.
Kendiniz hakkında sürekli olarak olumsuz, zorlu duygular hissediyorsanız ve artık bu çok yoruyorsa.
Sürekli kaygılandığınız, suçlu hissettiğiniz, öfkeli hissettiğiniz, üzgün hissettiğiniz ve karşı tarafında bu hislerinizi görse
bile görmezden geldiği, duymadığı, ilgilenmediği ya da ilgileniyormuş gibi yaptığı durumlarda vazgeçmeyi düşünmek lazım aslında.
Bir de o mücadele hali vardır ya sürekli pes etme, direnme mücadelesi.
Biraz daha sıkı sıkı tutayım.
Biraz daha direneyim.
Yok yapamayacağım ben.
Olmuyor. Dur olmuyor demeyeyim.
Birazcık daha ayakta tutayım.
Belki bir yol bulurum.
Defalarca. Defalarca.
Ve artık orası bir kör mücadele galiba.
Ve artık umutsuzluk haline getiriyor.
Orada vazgeçmek düşünülebilir.
Tek başına savaş hissediyorsanız mesela.
Bir şeyleri iyi kılmak için.
Yaraları sarmak için, bir şeyleri düzeltmek için savaşı tek başına verenler düşünebilirler.
Bedensel sağlık da bozuluyor.
Stres kaynaklı birçok sağlık sorunu yaşamaya başladıysanız, uykusuzluk, aşırı yeme, iştah kaybı, bütün bunların hepsi de bazen, bazen
beden bize git artık der, git.
Git, kalamıyorsun burada.
Kalmak için her türlü mücadeleyi veriyorsun da, Ben bedenin olarak kalamıyorum burada.
Bazen sinyalleri de öyle alırız hayatın içerisinde.
Ne bileyim yoğun bir kaygı, açık veya örtük bir depresif hal bitmeyen ama.
Bastırılmış öfke ve gerginlik içinde hissetmek.
Bütün bunların hepsi vazgeçme eşiğinin sinyallerini veriyor olabilir.
Ve başta da söylemeye çalıştım.
Ortada bir siz, bir sen kalmadıysa.
Yani kendinizi tanımladığınız, kendinizi iyi hissettiğiniz, kendinizi umutlu hissettiğiniz, kendinize bakım verebileceğiniz alanların bile altüst olması ya da edilmesi.
Onsuz kendinizi tanımlayamayacak halde olmak, onunla da ancak kendinizi sıkıntılı sıfatlarla tanımlayabilecek olma hali.
İşte oralar artık ne zaman vazgeçmeye başlarızın cevapları olabilir bizim hayatımızda.
Ne bileyim işte bazen insanlara der ki vazgeçeceğim ama bırakmıyor beni.
Vazgeçeceğim ama işte kıyamıyorum da.
İyi insan olmayla bile anlatanlar var biliyor musunuz?
Hani güzel kalbimden dolayı gidemiyorum.
Güzel kalbin kirlenecek zaman içerisinde.
Eğer gerçekten bu kadar büyük bir sıkıntı çekiyorsak.
Bir de vazgeçmemek onunla ilgili değil.
Seninle ilgili. Çünkü...
...bu kadar mutsuz, bu kadar yorucu...
...bu kadar sıkışık, bu kadar değersiz...
...hissettiğin, haksızlığa uğradığın...
...ne bileyim işte bir...
...iki kişilik bir cezaevinde hissettiğin...
...bir ilişkide, bir durumda, bir arkadaşlıkta kalıyorsan...
...orada kendi hayatınla ilgili...
...bir yer var.
O onunla ilgili değil.
Kalan sensin. Sorgulamak lazım oraları da.
Ne bileyim... ...mesela geçmişini tekrarlamak mı istiyorsun?
Bu çok sık olur bu arada.
Geçmişini tekrarlamaktan kastım ne?
Belki de canı çok yansa bile asla o evden gitmeyen bir anneyle beraber büyüdün.
Belki kol kırılır yen içinde kalır bilgisiyle büyüdün.
Belki birbirlerinin mutsuzluklarına şahitlik etmiş, solgun bir evde...
Canı çok yansa da kalmaya devam eden ya da artık mutlu hissetmese de bitirmeyen insanların dünyasına şahitlik ettin hayatın içerisinde.
Ya da ne bileyim belki zamanında babanla o meseleyi halledemedin.
Onu iyileştiremedin.
Şimdiki partnerini iyileştirmek istiyorsun onun yerine.
Ne bileyim belki sana gitmek yasaktı.
Her durumda mücadele et oğlum kızım mesajı vardı.
Ancak sıkı sıkı tutarsan.
Hayatı kaybetmezsin.
Bir şeylerden kopmazsın.
Ancak böyle hayatta kalabilirsin mesajı vardı geçmişinde.
Ya da geçmişte bir yerde o kadar çok yalnız kaldın, yalnız hissettin ki.
Yalnızlığın değersizliğinden korkuyorsun belki.
Bilmiyorum, belki bağlılığı bilmiyorsun.
Bağlılık iki kişinin aslında birbirlerinden geride çekildiği, birbirlerine yeniden ulaştığı.
...yer yer birbirini özlediği...
...kendi alanlarına da sahip çıktığı...
...sonra tekrar derin bir bağla birbirlerine kavuştuğu...
...aynı evin içerisinde de ayrışmış...
...ya da birleşmiş zamanların olduğu...
...aslında gerçekten...
...o bağı da hep...
...uzakta olsam bile hissettiğin bir...
...ilişki biçimi.
Ama bağımlılık öyle değil.
Bağımlılıkta... ...onsuz ben yokum bilgisi var.
Onsuz kalırsam...
...onsuzluk krizine girerim.
Onsuz kalırsam yaşayamam.
Onsuz kalırsam uyuyamam.
Onsuz kalırsam yeni günlere başlayamam.
Bilgisi olabiliyor.
Onsuz dediğime de bakmayın o onunla ilgili değil.
O içindeki temel boşluğu dolduracak.
Hayattan doyum alamadığın, hayatını hak edilmiş hissetmediğin şeyin yerine onu koymak gibi.
İşte orada da aslında vazgeçmemek onunla ilgili değil.
Bağımlı olduğumuz şey, Aslında temelde bağımlılığın öznesi değildir biliyor musunuz?
Hiçbir kumar bağımlısı sadece kumara bağımlı değildir.
Hiçbir uyuşturucu bağımlısının öznesi uyuşturucu değildir.
Ne bileyim bazen gençlerde ergenlerde konuşuyoruz işte.
Oyun bağımlılığı aslında oyunla ilgili değildir.
Hayattaki temel boşlukları, zaafları, doyumsuzlukları, mutsuz olduğun yerleri kapatmanın önünde kocaman bir perdedir bağımlı olduğumuz şey.
Bazı insanlar da birilerine bağımlıdır o yüzden.
Bütün mutsuzluklarına bir perde çeker gibi yapışırlar onlara.
Oradaki mutsuzluğa razıdırlar.
İçerideki boşluğu kapatabilmek için.
Belki burada izler.
Bilmiyorum vazgeçmediğiniz şeyle ilgili.
Tabii sormak da lazım.
Onsuzluktan mı, yalnızlıktan mı korkuyorsun?
Çünkü bu da önemli.
Demin de dedim ya. Derin bir yalnızlığın ne demek olduğunu bilenler, onu görmeyen, onu duymayan, zaten yanında yalnız olduğu insan sırf orada bulunsun diye aslında
yalnızlıktan daha derin bir duyguda yaşıyor.
Duyulmamak, görülmemek çok serttir yaşamda.
Ama sırf o iki kişilik yalnızlığı kendi geçmişindeki yaralı yalnızlığa tercih eder halde olmak bazen.
Bulmak ve sorgulamak lazım.
Kendi kimliğine nasıl bir yaran var?
Neyi onunla telafi etmeye çalışıyorsun?
Bazı insanlar ancak zarar görüldüğünde, zarar gördüğünde sevildiğini zannederler.
Çünkü zarar verilerek büyütülmüşlerdir.
Bazı insanlar ne bileyim sesleri, renkleri zaten duyulmasın isterler.
Üzülürler ama çünkü seslerinin duyulmasına, renklerinin görülmesine buna dair bir hak ediş hissetmezler.
Ben zaten bunu hak etmiyorum. Daha farklısını mı bulacağım bu hayatta derler.
Ya da başka inançlarımız mı var?
Mesela bazıları için vazgeçmek bir yenilgi.
Bunca yılımı verdim.
Bu kadar fazla emek verdim.
Şimdi paramparça olsam bile gitmeyeceğim.
Yenilmeyeceğim gibi.
Bazı insanlarsa belirsizlikten korktukları için gidip bırakmazlar, vazgeçmezler.
Çünkü yeniden başlamak kolay değildir.
Bir hayatımızdan gittikten sonra.
Bir yaşam motivasyonu ister, bir başlangıç hevesi ister, cesaret ister.
Bazen eskideki güzel günler bile olsa onları özlemek, özlemeyi göze almak, yalnız başına bir hayat inşa etmek, sonra yeniden kalabalıklaşmak, sabır ister.
Aradaki dönemde nasıl hissedeceğinden korkar.
O yüzden vazgeçmeyenler de vardır.
Bazen ben şey diye sorarım, bitmesin bitmesin.
Canım acısa da bitmesin der mesela biri.
Yani çok kötüyüm, çok mutsuzum onunla.
Ama bitmesin der.
Biterse ne yapacağımı bilmiyorum der.
Düşünmek lazım bazen.
Ya çoktan bittiyse. Ya gerçekten tek başına uzatıyorsan.
Belki buralarda vazgeçmediklerimizle ilgili bize bilgi verir.
Bazı kavramlar var bizim alanımızda bununla ilgili.
Mesela duyanlar olmuştur aranızda.
Concord sendromu.
Concord sendromu bilmiyorum.
Duydunuz mu? Kişinin sağlıklı olmasına rağmen bir ilişki ya da durumdan vazgeçememesi olarak ifade edilir.
Bu sendrom ne bileyim işte bazı hobilere devam etme, mutsuz etse de, iyi gelmese de, planlardan vazgeçmeme, artık o planları işlemese de, ne bileyim eski
artık bize olmayan kıyafetleri atamama ya da daha derin anlamda ilişkileri sonlandıramama gibi bir şeydir bu aslında.
İşte... büfesi olan bir otel düşünün.
Doydunuz. Hatta bazen artık kusacak hale geldiniz.
Ama devam ediyorsunuz yemeğe.
Bir şekilde devam etmezseniz kaybedeceğinizi düşünüyorsunuz hayatın içerisinde.
Ama bize iyi gelmeyen, zarar veren, psikolojik ya da fiziksel sağlığımızı bozan ne bileyim artık bizi tutsak hissettiren bir şeye devam etmek.
Zorlayarak yapmak, zorlanarak yapmaya devam etmek.
Ve kaybeden olmamak için daha çok kaybetmek bu aslında baktığımız zaman.
Yine bir diğer kavram var mesela.
Sahiplik etkisi ne o mu tefek dediğimiz.
Yani aslında çok özetle şöyle anlatabilirim.
Eskise de, kırılsa da, içerken canımı acıtsa da bu fincanı atamam demek bu.
Yani işte bu benim fincanım.
Ben bu fincanı zamanında aldım.
Bu fincanla acayip günler geçirdim.
Eskiden keyifle içiyordum suyumu kahvemi.
Ne bileyim. Bu fincan ne günlerime eşlik etti.
Ama fincan kırıldı. Bu arada yaptırdınız da daha önce.
Yine kırıldı. Bir yol buldunuz.
Ne bileyim işte.
Hatta o kırılan yerin üstüne var ya böyle akımlar işte desenler çizdirttiniz.
Ama bu fincan ne yaparsanız yapın aynı yerden yine kırılıyor.
Hatta. İçerken dudaklarınızı kanatıyor.
Dilinizi kesiyor. Yine de o fincan sizinse canınız acıyarak sizin.
Artık su içmek bile keyifli hale gelmemeye başladı düşünün.
Neresinden tuttursanız oradan acıtıyor.
Sahiplik etkisi öyle bir şey.
Bu benim. Ama artık sen sen değilsin.
Ya da sana zarar veriyor dediğimiz kavram.
Sahiplik etkisi. Vazgeçmenin önündeki engellerden biri.
Bir de tabii çok popüler bir kavram var.
Konfor alanı. Tam da yeriyken söyleyeyim.
Herkes konfor alanı anlatıyor bu ara.
Konfor alanını vazgeçemediklerimize şöyle uyarlayabiliriz aslında.
Sıkıldım. Sıkıştım.
Artık öfkeden yoruldum.
Tükendim. Canım acıyor.
Ama burası benim alanım.
Dış dünyadakilerle yeni bir ben inşa etmeye.
Bu alandan çıkıp kendime adım atacak yeni yollar bulmaya güvensizim.
Burada acı tanıdığım acı.
Öfke ezberlediğim öfke.
Hastayım çok fenayım ruhsal olarak.
Ölecek haldeyim.
Ama mezar benim mezarım.
Yani şöyle demek bazen konfor alanı.
Dünyadaki tek güvenli yer bu hapishane.
Ben bu hapishaneden çıkarsam ne yapacağımı bilemem.
Çıkın hapishaneden diye söylemiyorum.
Hapishane gibi geliyorsa tabii. İnsan biliyorsunuz yavaş yavaş adım atar.
Evinden hiç çıkamayan biri ne bileyim üç merdiven iner önce.
Sonra belki kapısının önüne çıkar.
Bir hava alır.
Ne bileyim sonra belki yan sokağa gidebilir.
Sonra alt mahalleyi gezebilir.
Belki arabaya atlayıp bir yere bir süre sonra başlayabilir gitmeye.
Adım adım bakabilmek için de söylüyorum bunu.
Ya da bunların hiçbirini yapamaz.
Önce kapının arkasının hayalini kurmaya başlar.
Acı verir bazen.
Her hayal keyifli, umutlu değildir.
Çünkü bir şeyleri bırakmayı da göze almaktır.
Ama acı vere vere kuvvetlendirir zaten bazen vazgeçebilmek.
Vazgeçişi, yaşamak.
Nasıl yaşayacağız vazgeçişi?
İşte şöyle durumlarda yaşanıyor.
İlişki için elimizden geleni yapmış olmak.
Bunu iç rahatlığıyla söylemek ve yaşamak.
Bu bilgi vazgeçişi yaşarken bizim için zorludur ama iyidir.
E vazgeçerken ne yapar insan?
Gülü oynaya vazgeçmez ki zaten.
Üzülmek, ağlamak vazgeçişin eşlikçileridir.
Biliyorum herkes dışından ağlayamıyor ama keşke ağlasa.
Hep söylüyorum. Gözyaşı temizliktir.
Susuz temizlik olmaz. Ama bırakmak...
Bu kadar yılın birikimi var bırakmak.
Zor olsa da yalnızlıkla kalabilmek.
Hemen vazgeçtiğimiz kişinin yerine birilerini koymamaya çalışmak.
Yalnızlıkta kalmak.
Uzundur tatmadığımız ya da korktuğumuz yalnızlığı deneyimleyebilmek.
Ama bunu yaparken belli bir ritim halinde sosyal destek de alabilmek.
Çünkü bir yalnızlığa gömülerek vazgeçmek zorundayız gibi anlaşılmasın bu.
Yalnızlığa çekil.
Destek alabileceğin insanlara git.
Yalnızlığa çekil, sana nefes aldırtabilecek kalabalıklara da karış.
Savaşı bırakıp kabule geçmeyi beklemek elbette.
Bu da vazgeçme dönemlerinden aslında önemli evrelerden bir tanesi.
Geçmişle sürekli sorgulamak tamam.
Ben hangi durumlarda durmuşum tamam.
Ben hayatımdan bugüne kadar neleri eksiltmişim, neleri feda etmişim tamam.
Bunları sorgulayacağız ki...
Yeni yolumuza bunlar model olsunlar.
Bir de aynı hataları yapmamak.
Ama sürekli kendinle savaşmak.
Kendini dövmek. Onunla savaşmak.
Bir süre sonra kabule geçmeyi öğrenmek.
Kendine zaman vermek.
Vazgeçmenin önemli aşamalarından biridir vazgeçiş evresinin.
İnsan zamanla bulabilir kendini.
Yaz tutmak. Her vazgeçişin yaz evreleri var.
Her kayıp gibi.
O yüzden de...
O sürecin içerisinde olmak ve giden kişinin ya da bizden giden kişinin, hayatından gittiğimiz kişinin yasını tutmak.
Öyle zamanlarda insan bedenini ihmal edebiliyor.
Oysa biliyorsunuz dönüşüm bedenden başlar.
Yani bedeni harekete geçirmek.
Bu bazen iyi bir öz bakım.
Bazen yürüyüşler yapmak, bazen spor yapmak.
İyi bakmak.
Ve zorlandığında da destek almak elbette.
Hep söylüyorum bazen bir arkadaştan, bazen profesyonel bir destek başka bir yer oluyor.
Yaz dedim ya vazgeçmenin bir yaz süreci var.
İlla yaz ölüm gibi kayıplarla ilgili değil.
Bir işten bir hayalden bir ilişkiden vazgeçerken aslında bir yaz süreci yaşıyoruz.
O yaz süreci modeli var ya aslında vazgeçmenin de beş aşamasını tanımlamaya yardımcı olabiliyor.
Böyle baktığımız zaman önce inkar.
Bunu gerçekten bırakmalı mıyım?
Hayır bırakamam. Sonra öfke.
Neden böyle olmak zorunda?
Niye başka türlüsü değil?
Ona, kendimize, sürece.
Sonra pazarlık bazen.
Belki de biraz daha sabredebilirim.
Niye gidiyorum ki? Canım acıyor ama bulurum bir yolunu demek.
Ki insanlar çok pazarlıktan geçerler.
Ve depresyon evresi.
Bunu bırakmak beni umutsuz, üzgün, mutsuz hissettiriyor.
Kötü hissettiriyor en temel kavramıyla.
Sonra kabul. Artık bunun benim için doğru olmadığını biliyorum diyebildiğimiz yerler var.
Sonra hayat bir yerlerden başlıyor.
Bu arada bu yaz modeli Rus'un zaman içerisinde gelişti de en temel hatlarıyla anlatmaya çalışıyorum baktığımız zaman.
Şu cümleyi iyi duyun isterim.
Vazgeçiş, vazgeçilinin yokluğunun varlığında başlar, varlığının yokluğunda diner, yokluğunun yokluğunda biter.
Yokluğunun yokluğu.
Bir gün artık o aşamaya geliyoruz.
Aslına bakarsanız hayatın içerisinde.
Aslında bu vazgeçmek üzerine biraz uzun bilmiyorum hepsini okusam mı siz de bakabilirsiniz.
Benim evim neresi kitabında bir yazı yazmıştım.
115. Tanıdık gelen yerler olduğu için okuyacağım.
Bugün oldu ne olduysa sabahın körüydü.
Uyandım. Bölük pörçük uyumuş.
Uyur uyanık güne başlamıştım yine.
Alarmın çalmasına beş dakika daha vardı.
Nefes almak için balkona çıktım.
Bugün nefes almak için sadece beş dakikam olduğunu hatırlayıp kafamı gökyüzüne çevirdim.
Kabusumdan fırlayıp göğe yükselmiş gibiydi bulutlar.
Bulutlarda mesai arkadaşlarımın mutsuz yüzleri vardı.
Bulutlarda doyumsuz patronların öfkeyle sallanan parmakları vardı.
Bulutlar başarısızlığa yüzünü ekşiten eşe dosta benzetiyordu.
Sıfırı basan öğretmenler, tuvalete kilitleyen ana babalar, hayal kırıklığına haykıran sevgililer bulutlardaydı.
Bulutlarda hayırsız evlatların vesikalık fotoğrafları vardı.
İçimde yaşayan ölmek var dönmek yok diyen canavar oradaydı.
Peşimden kovalayan atlılar oradaydı.
Acele işlerime karışan şeytanlar oradaydı.
Ölüp ölüp dirildiğim geçmiş anılarım vardı orada.
Her seferinde tuttuğumu koparttığım solmuş çiçeklerim vardı.
Çiğnemeden yuttuğum içimi yiyip bitiren büyük lokmalarım vardı bulutlarda.
Gökyüzü üstüme çökünce başımı yere indirdim.
Sokakta çocukluğumu gördüm.
Sadece beş dakika sonra kalabalıkları onu önüne katıp uğultularında kaybedecekti.
Kafasını kaldırıp bana baktı.
Bir küçücük aslancık varmış şarkısını söylüyordu.
Tıpkı çocukluğumdaki gibiydi çocukluğum.
Şaşkındı, kaygısız da masumdu.
Küçük ellerini bana doğru uzatıp gel dedi.
Ben işte orada vazgeçtim.
Ne yapıyorsam, nereye gidiyorsam, ne için uğraşıyorsam onlardan vazgeçtim.
Koşmaktan, konuşmaktan, taşımaktan, anlamaktan, anlatmaktan vazgeçtim.
Beklentilerin altını kıstım, hırsın perdesini kapattım.
Rütbeleri dolaba kaldırdım, hedefleri duvardan indirdim.
Hep görmezden gelindiği için az ötede oyna dediğim çocukluğumun yanına gidip, onu kucağıma aldım.
Ona biraz zaman ayırmaya karar verdim.
Masumiyete, şefkate, safiyete olan ihtiyacımı dinledim.
Savaş boyalarının siyahını sildim gözlerimin altından.
Yorgunluğumun morlukları birer birer ortaya çıktı.
Derin bir nefes aldım aynanın karşısında.
Ölümden dönüşlerimin toprak kokusu burnumdan içeri daldı.
Canımı taktığım dişlerimi serbest bıraktım.
Canım yere düştü ama eskisi kadar acımadı.
Başımın üstünde yeri olanların bıraktığı boşluğa hayret ettim.
Onlardan vazgeçtim.
Ayaklarıma ağır taşlar bağlayanların iplerini teker teker kestim.
Onlardan vazgeçtim.
Ellerimi tutarken tırnaklarını geçirenlerin yara izleriyle yüzleştim.
Onlardan vazgeçtim.
Akan suya tuttum elimi.
Tıkanan can damarlarımı temizledim.
Debelenmekten başka çarem yok zannediyordum.
Durmaya hakkım yok sanıyordum.
Halletmeye, sabretmeye elim mahkum diyordum.
Başka türlüsü elimde değil diye üzülüyordum.
Elimde değil dediğim her şeyi sımsıkı avuçlarımın içinde buldum.
Elimden geleni yaptığıma ikna oldum.
İyi ki vazgeçtim ben bugün.
Bak söyledikçe nasıl rahatlıyorum.
Vazgeçtim. Olmayanla bitmeyen kavgamdan, olanı kaybetme korkumdan, sürekli oldurma kaygımdan vazgeçtim.
Yeniden başlayabilmek için, yeni hayaller kurabilmek için, içimde farklı sesler duyabilmek için vazgeçtim.
Çevreme başka insanlar eklensin diye, iyi gelmeyenler eksilsin diye, yeni sahneler izlensin diye vazgeçtim.
Biraz kendimle dolayım.
Benim çocukla oturayım.
Hazır olunca yine yola koyulayım diye vazgeçtim.
Sonu başından yazılmış ezber hayatım değişsin diye.
Bir küçücük aslancık şarkısının mutsuz sonu gelmesin diye.
Sonum babama benzemesin diye vazgeçtim.
Arada bazı bölümler atladım.
Okursunuz isterseniz benim evim neresinde.
Tabii sadece bir kişiden bahsetmiyoruz.
Bu yazıda da onu anlatmaya çalıştım.
Tabii vazgeçmek deyince romantik ilişkiler geliyor insanın aklına ama sadece orası değil.
Bazen zorlandığımız, zorlana zorlana yaptığımız ama artık bize zorluktan başka hiçbir şey vermeyen, hiçbir umut vermeyen şeylerden de vazgeçmek.
Bu bazen bir arkadaş çevresini değiştirmek.
Bazen dost zannettiğimiz birinden gidebilmek.
Ne bileyim bazen istifa edebilmek.
Bazen... O gitmek istediğimiz şehre gitmek için adım atabilmek.
Yeteri kadar hazırsak.
Öyle çat çat her şeyi bir anda yapalım diye de anlatmıyorum aslında bunları.
O yüzden de tam böyle bir yer var.
Buradaki çocukluk vurgusu önemlidir.
Yine hep söylüyorum biz psikologlarla ilgili o klişe cümleler var ya işte gel seni çocukluğuna indirelim diyoruz biz gibi.
Hayır. Bütün gerçek terapiler çocukluğu şimdiki zamana getirmek üzerinden.
aslında çalışmalar yaparlar ya da diyalog ilişkisi kurarlar.
Bu da şöyle bir şey.
Bazen bizim hatırlamaya ihtiyacımız vardır.
Gerçekten yıllar önce ne istiyorduk?
Nasıl biriydik? Nelerimizi kaybettik?
Bu vazgeçmediğimiz şey, yer, kişi uğruna.
Aslında kendi hayatımızda nelerden vazgeçtik?
O çocuk burada olsaydı, kendi çocukluğumuz, Ne derdi bize ya hayatla ilgili?
Beni görmüyor musun mu derdi?
Yoruldun mu derdi? Ben burada olmak istemiyorum mu derdi?
Çocuklar açık sözlüdür ya. Ne bileyim, yeter mi derdi?
Bugünün gençliğinin tabiriyle geçen gün Özlem Bursa'yla konuştukça yet o mu derdi?
Yani o çocuk bir şey söylerdi.
Çünkü o çocuğun doğasına ters bazen vazgeçmediğiniz yerde kalmak.
O yüzden o vurgu önemli geliyor bana.
Bazen hatırlamak lazım.
Gitmek istediğim yol bu muydu?
Bu mecbur zannettiğim labirentten başka gidebilecek bir yerim yok muydu?
Ne bileyim üstüme sürekli bana ait olmayan örtüler örtenler, yaftalar yapıştıranlar, rütbeler takanlar aslında benim gerçekten kim
olduğumu biliyorlar mı gibi.
O yüzden vazgeçmenin arifesinde ya da vazgeçmeyi düşünürken Buralara da bakmak gerektiğini düşünüyorum.
Eğer gerçekten güzel duygusal yatırımlarımız varsa ve gerçekten de karşı taraf tarafından ya da o yer, orası, oradaki insanlar, o toplum tarafından görülüyorsak,
değer buluyorsak, ne bileyim acımıza eşlik, neşemize eşlik alıyorsak ve umudumuz varsa niye vazgeçelim?
Ama bittiysek, kelimenin tam anlamıyla tükendiysek, Onun için değil, kendimiz için uzatmaları oynuyorsak ve bunu da o hiç görmüyorsa ya da onlar, o
zaman niye vazgeçmeyelim?
Buluşacağız yeniden.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
