
Uzman Psikolog Gökhan Çınar’la Psikolojik Dayanıklılık Serisi'nin yeni bölümü şimdi yayında! Gökhan Çınar; cinsellik ve sevişmek üzerine kurulan toplumsal tabuları ve utançları masaya yatırmak, yatağa sadece bedenlerimizle değil geçmişimiz, travmalarımız ve ruhumuzla da girdiğimizi fark etmek, modern çağın dayattığı "kusursuz performans" baskısından sıyrılıp cinselliğin içindeki organik yakınlığı keşfetmek, ilişkilerde kırılan yerlerimizi yine şefkatli bir bağla onarabilmek ve bedenimizle barışarak kendimiz olabilmek üzere bizlerle dertleşiyor.
Doğru uzmanı bulmak artık zor değil. Yapay zeka seni dinliyor, sana en uygun desteği buluyor — online veya yüz yüze, anında randevunu oluştur. Sen sadece başlıyorsun.
👉 Hemen eşleş: planda.org
Gökhan Çınar Sosyal Medya Adresleri
Instagram / gokhanncinar
X / gokhanncinar
Tiktok / gokhanncinar
Bu bölüm "Planda" hakkında reklam içerir.
Transkript
Her sevişmede illa iki taraf gökyüzüne erişecek hazdan gibi bir durum yoktur.
Bazen her sevişme cinsel birleşmeyle de sonuçlanmayabilir baktığımız zaman.
Ya da ne bileyim bazı sevişmelerde gerçekten iki tarafın da duygusal ve cinsel olarak tatmin olduğu, bazı sevişmelerde birinin olduğu, diğerinin onun eşlikçisi olduğu ya da bazı sevişmelerde gerçekten de birlikte
sadece keyif almaya odaklanıldığı, bugün bize sunulan, dayatılan birçok kriterdeki gibi şöyle bir ereksiyon, böyle bir orgazm, böyle bir boşalma süresi gibi bu kriterlerin tamamı
aslında çoğunlukla içi boşluklu, insanların kendi güvensizliğini kapatmak için çok büyük vitrinlerde kendi cinselliğini sergilediği ve anlattığı ama aslında
insan doğasına aykırı yerlerde duruyor.
Tabii ki bazen böyle cinsellikler de oluyor hayatın içerisinde ama yani sevişmenin kriteri böyle bir şey değil.
Psikolojik Dayanıklılık serisinin yeni bölümüne hoş geldiniz hepiniz.
Bugün yine aslında hayatın içinde hatta birazcık da fazla tabulaştırılmış, sevişmekten konuşacağız beraber.
Bu kadar tabunun, önyargının, toplumsal yasağın, hatta yasaklardan kaynaklanan bastırılmışlıkların, hatta suçun, öfkenin, ayrılığın, hatta kendine yabancılaşmanın
da altında yatan bir eylem aslında bu.
Belki sevişmekten konuşurken de aslında sevmekten, duygudan, insandan kendi doyumuna ulaşabilen ve karşılıklı aslında ilişkilerinde en temelde duygusal olarak tatmin
olabilen, tatmin edebilen ya da belki bu doyumu yaşayamayan, bastıran, kendini engelleyen, yasaklayan, yaşam içerisinde bununla ilgili yaşadığı meseleler nedeniyle
belki de bugüne geldiğinde belli başlı yerlerde takılan, birçok insanın öyküsünde olan sevişmekten bahsedeceğiz.
Bu bölüm yalnızca cinsellik hakkında değil.
Çünkü sevişmek yalnızca cinselliğin meselesi değil.
Yani sadece bedenlerin meselesi de değil cinsellik.
Ruhların, geçmişlerin, üst kuşaklardan bize kalanların, hayat öykülerinin, öfkelerin, onayların, açıkta ya da bastırılmış arzuların, umutların ve yanında travmaların
da meselesi baktığımız zaman.
bir sevgi ve şefkat alışverişi özünde.
Bir yanıyla bir öfkenin dışa vurumu olabiliyor bazılarının hayatıyla.
Bir yanıyla keyfin paylaşılması.
Bir tarafıyla da hazın bencilliği.
Diğer taraftan belki de hazın paylaşılabilirliği bunu konuşacağız.
Her temas geçmişte iz bırakmış bedensel ya da ruhsal temasların hatırlanması aslında hayatımızda.
Her dokunuş İnsanın kendisine nasıl dokunulmasını istediğinin ya da istemediğinin de yansıması baktığımız zaman.
Şöyle biraz sorgulayarak başlayalım.
Siz de bir bakın. Mesela bazen iki beden çok yakın olur ama iki insan çok uzaktır.
Bazen insanlar birbirine dokunur.
Ama birbirine ulaşamazlar o dokunuşta.
Bazen biriyle yıllardır aynı yatağı paylaşırsın ama içinde büyük bir yalnızlık vardır onun yanında.
Bazen çok sevdiğine dokunmaktan kaçınırsın.
Bazen hiç bağ kurmadığına dokunmaktan keyif alırsın.
Severek sevişmek, sevmeden sevişmek, bedeni paylaşmak için sevişmek, mastürbasyon yapar gibi sevişmek, sevilmek istediğinde sevişmek, bazen de sevgisizliğini...
Kendini hatırlatmak için sevişmek.
Çünkü aslında insan her alanda kendisine nasıl davranıyorsa insanların da ona öyle davranmasına izin verir bazen.
O yüzden bugün yalnızca cinselliği konuşmayacağız dediğim gibi.
Yakınlığı, uzaklığı konuşacağız.
Teması, temassızlığı konuşacağız.
Arzuyu, nefreti belki.
Utancı, öfkeyi konuşacağız.
Ve insanın kendi bedeniyle de ilişkisini konuşacağız aslında.
İnsan bazen dünyadaki herkese daha yakın olabilir ama kendi bedenine yabancı olabilir.
Kendi bedenine ne istediğine, neye ihtiyaç duyduğuna, kendi bedeninin belki de temas geçmişine yabancı olan insan ne kadar yakınlaşırsa yakınlaşsın bir başkasıyla.
Eğer kendini tanımaya, duymaya, anlamaya dair bir merakı yoksa ya da bir duvarı varsa arada çok temelde bir başkasıyla yakında hissedemez hale gelir.
Bir şey sorayım size hiç düşündünüz mü bilmiyorum.
Neden bazı insanlar dokunulmayı çok ister ama yakınlıktan çok korkar?
Neden bazı insanlar sevilmek ister ama görülmekten çekinir?
Neden bazı insanlar cinselliği çok yaşar ama aslında gerçek bir bağın, bir temasın varlığından kaçar?
Neden bazı ilişkilerde arzu zamanla ölür?
Neden bazı insanlar sevişmekten özellikle kaçınır?
Ya da şunu sorgulayabiliriz.
Tanıdık gelenleri alın lütfen.
Neden bazı insanlar sevişirken sadece performans sergiliyormuş gibi hisseder?
Sadece bir performans.
Bunlar yalnızca bedenle ilgili sorular değil elbette biliyorsunuz.
Bunlar ruhunda soruları. Ve aslında bir yerden başlayalım.
Bu sevişmenin ruhsallığına da bir örnek olsun.
Çünkü edebiyat bazen...
Psikolojinin anlattığını başka bir renkten, başka bir yerden anlatıyor.
Gabriel Garcia Marquez'in aslında sevdiğim bir cümlesi var.
Şöyle bir şey söylüyor.
Tanıdık gelenler olacaktır belki.
Aşkı bulamadığında cinsellik bir teselliye dönüşebilir diyor bakınca.
Sorulardan bir tanesi için söylüyorum bunu.
Çünkü bazen gerçekten her cinsellik yakınlık değildir.
Bazen yalnızlığa pansumandır mesela.
Bazen sadece görülme ihtiyacıdır.
Biz sadece hazla anlatırız ama.
Bazen terk edilmemek için bir tutunmadır.
Bazen bedeninin onaylanmasıdır sadece.
Bazen sadece performans, bazen güç.
Ama bazen gerçekten...
sevgiden, şefkatten, o alışverişten beslenir.
Bazen oyundur cinsellik, bazen teslimiyet, bazense gerçek bir temas.
Birlikte, kaygısız, beraber ve kendin olabilme halidir bazen.
İnsan çünkü tam tersinde bazen biriyle sevişir.
O anda o bedensel hazda da ulaşır.
Ama hiç ruhsal temas etmez.
Hiç de içeriden bir yerden gerçekten tatmin de olmak.
Peki düşünürsek sevişmek sizin için ne anlama geliyor?
İlk akla gelen şey muhtemelen büyük bir tabu çoğu insanda.
Hatta bazen bunu herhangi bir seminerde bir ortamda sorduğumda şaşkınlık, mahcubiyet, belki ayıplama, belki bana karşı bunu sorduğum için öfke görebiliyorum.
Toplumsal tarafta durum maalesef biraz böyle.
Büyük ve güçlü bir tabu, böyle bir algı, bir ayıp döngüsü var.
Oysa sevişmek bir ihtiyaç, insanın doğasının en temelinde yatan bir gerçek.
En öze baktığımızda üreyişimizin, varlığımızın sebebi aslında.
Buna rağmen çok da konuşamadığımız bir konu.
En konuşulmayan ama en çok konuşulan, söylenmesi en ayıpken, en çok dillere pelesenk olan şey baktığımız zaman sevişmek.
Bugün biz belki birçok boyutuyla sevişmekten bahsedeceğiz.
En çok anlaşılması gereken konulardan birisi olan bu konuyu birlikte anlayalım.
Anlamlandıralım zaman yettikçe dilimiz döndüğünce.
Sevgili meslektaşlarıma bir seslenmek istiyorum.
Beraber yol yürümeyi sevdiğim plandadan bahsedeceğim.
Bir bakın hayatınıza bir psikolog olarak yıllar süren eğitimler, sertifikalar, süpervizyonlar, kişisel terapilerden geçerek alanınıza gerçekten emek verdiniz.
Bunu biliyorum ama şunu sormam gerekiyor.
Size ulaşacak insanlar sizi bulabiliyorlar mı?
Bir psikolog olmak...
kendiniz ve mesleğiniz hakkında konuşmayı her zaman çok kolaylaştırmıyor.
Bu çok anlaşılır bir şey.
Web sitesi açmak, profil oluşturmak, dijital dünyada var olmak bunlar sizin için değil, sizin işiniz için gerekli şeyler aslında.
Ve çoğu psikolog bu ağırlığı taşımak zorunda kaldığında asıl işinden çalınan bir zaman ve enerji çıkıyor ortaya.
İyi bir psikoterapistle danışan arasındaki o doğru bağlantı ancak Karşılaşabilirlerse kurulabiliyor elbette.
Tecrübenize, bilginize ihtiyaç duyan insanlar var.
Sadece henüz sizi bulamıyorlar.
Bu boşluğu kapatmanın tam zamanı.
Planda tam da bu boşluğu kapatmak için var.
Uzmanlık alanınız, terapi yaklaşımınız, çalışma tarzınız, seans ücretiniz.
Hepsi şeffaf ve düzenli bir profilde sizin yerinize konuşuyor orada.
Üstüne bir de danışanların bıraktığı gerçek yorumlar ekleniyor.
Çünkü hiçbir tanıtım metni dönüşüm yaşamış bir danışanın kendi cümleleri kadar...
Güçlü konuşamıyor. Ve plandanın yapay zeka destekli eşleşme modeli tüm bu birikimi değerlendirerek size gerçekten uygun danışanları yönlendiriyor.
İyi bir psikolog olduğunuzu zaten biliyorsunuz.
Bunun için çok emek verdiniz.
Şimdi sizi bilmesi gerekenlerin de bilmesi için sizi planda da yerinize almaya davet ediyorum.
Sevişmekle seks arasındaki farktan bir gidelim.
Bunlar böyle... Katı tanımlamalara gerek duymayan ve esneyebilen kavramlar ama bu iki kavramın genel algılanışından yola çıkarak sevişme kavramını anlamaya başlayabiliriz.
Seks en temelde canlıların üreme ve sosyalleşme amacıyla da yaptığı, elbette yegane amaçlar bunlar değil, onu da konuşacağız, cinsel ilişkide bulunma durumu.
Bu doğadaki hemen her hayvan türünde görülebilen ve canlılığın en başlarından beri var olan bir eylem.
Bir bedensel paylaşım.
Peki sevişmek? Seks fiziksel, belli ihtiyaçlara hizmet eden ve bir yanı dürtüsel bir eylemken, sevişmek bundan biraz daha fazlası.
Seks bu anlamda daha yüzeysel bir yerde tanımlanabilirken, sevişmek bu eylemi daha derinlere götürmek anlamına geliyor.
Sevişmek, seksin bir araç olduğu, seksi bir parça olarak kapsayan bir bütün aslında.
Ruhsal bir bağın.
karşılıklı duygusal bir inşanın, arada bir kimyanın oluşumunun süreci bir yanıyla, bir ihtiyacın ve bedensel bir performansın ötesinde bir etkileşim içinde olunduğunda aslında
yaşanan bir durum sevişmek.
Diğer taraftan birbirinin beden sınırlarını hem saygı duyduğun hem tanıdığın, hem kendi bedeninde ve karşı tarafın bedeninde sana ona size neyin iyi geldiğini de
Fark ederek öğrendiğin.
Diğer taraftan da aslında içinde birçok sevgiye, ilişkiye bağ kurmaya dair duygunun da temasının olduğu bir durumdan bahsediyoruz.
Anlamak için biraz daha bakalım.
Biyolojik anlamda seksin işlevini incelemek için evrimsel biyolojiden başlamamızda fayda var.
Hayvanlar doğada seksi üç temel işlevde kullanıyor.
Üreme. sosyal ilişkilerin kurulumu ve bu ilişkilerin düzenlenmesi.
Üreme kısmında temel mantık genetik materyallerin aktarılmasıyla birlikte türün devamlılığının sağlanması.
Nörobiyolojik tarafa geldiğimizde bu evrim, bu doğal ihtiyacı bizim için vazgeçilmez kılmak için bünyemize bazı kodlar işlemiş.
En başta seks en büyük dopamin kaynaklarından bir tanesi.
Beynin ödül sistemi parçalarından olan dopamin hayvanlarda sürekli bir ödüle ulaşma arzusuyla cinsel ilişki ihtiyacı yaratıyor.
İkinci kod ise oksitosin hormonu.
Bu hormon aşk, bağlanma ve cinsel arzu gibi güdülerimizin tetiklendiği hormon.
Birisine böyle bir his hissettiğimizde ona candan bağlı olduğunuzu ve her anınızı onunla paylaşmak istediğinizde, onunla sevişmek istediğinizde aslında arkadaki temel oyuncu
oksitosin hormonu hayatımızda.
Son kodumuz yani hormonumuz ise serotonin.
Bu hormonun değinmemiz gereken yanı insanın kaygılarını azaltarak güvende olduğu hissini yaşatan hormonda olması.
Bu hormon aynı zamanda aşk ve bağlanmayı oksitosin ve dopaminle birlikte tetikleyen de hormonlardan bir tanesi baktığımız zaman.
Tabii bütün bunların hepsi kodlarımızda olan şeyler bakınca ama insanı sadece biyolojik...
ya da ne bileyim genetik ya da hormonal anlatmak insan için yetersiz biliyorsunuz.
Çok daha bir bütünüz.
Burada o yüzden de sevişmeyi ya da beraberinde cinselliği konuşurken insanın doğasına da yakından bakalım.
Şimdi cinsellik hakkında çok konuşuyor gibi bir çağdayız.
Başta da söyledim açayım biraz.
Her yerde içerik var.
Her yerde görüntü var. Her yerde cinselliğin mizahı var farkındasınız.
En çok gülünen şeyler cinsel şakalar.
Her yerde aslında küfür var.
Cinselliğin küfrü var. En tabu konuların küfre konu olması, öfkeye malzeme edilmesi bir baş etme biçimi galiba.
Her yerde performans dili var.
Aslında özellikle Erkek dilinde cinselliğin büyük bir performans olarak görüldüğü ve anlatılarak da insanın kendini daha tırnak içinde erkek hissettiği bir dünya var.
Bütün bunlar her yerde var.
Ama gerçek konuşma az.
Çünkü insanlar bedenleri konuşuyor genelde.
Bir yüceltme dili de var.
Ama insanlar utancı konuşmuyor.
Nerede hangi konu büyüklenerek anlatılıyorsa...
Nerede hangi konu bir performans meselesine dönüştürülüyorsa, nerede insan kendine o konuyu anlatarak gurur, alkış, onay bekliyorsa orada madalyonun
diğer yüzünde bizim yetersizliği, utancı, bu alanda bu anlamdaki aslında değersizlikleri de konuşuyor olmamız gerektiğini düşünüyorum.
Gerektiğinden öte zaten ne zaman bir şeyde çok büyük bir büyüklenme varsa onun arkasında bu utanç nasıl hissediliyor ona da bakmak lazım diye düşünüyorum.
Böyle bunu bir düşünün diye de durdum aslında.
Utancı konuşmuyor kimse. Tekniği konuşuyor ama korkuyu konuşmuyor kimse mesela diğer yandan.
Arzuyu konuşuyor herkes ama aslında cinsellikle beraber çok ortaya çıkan kırılganlığı konuşmuyor mesela.
Bu yüzden birçok insan...
aslında yalnız hissediyor.
Çünkü yalnızca cinselliği değil, cinsellikle ilgili sessizliğini de taşıyor.
Herkesin anlattıkları kadar sustukları da var.
E tabii büyüme hikayemiz boyunca hep yasaktı ya, evde konuşulmadığı, okulda sağlıkla anlatılmadığı.
Bir yanıyla utançla büyüdük bu konuda, yasakla büyüdük, ayıpla büyüdük.
Elbette bu konu herkesin içinde her zaman her yerde konuşulsun diye değil ama yasaklı bir konunun kilidini kapatırız biliyorsunuz.
Ve daha çok aslında o konuya dair yaşadığımız hazın yanında o konuyla ilgili yaşadığımız yetersizliği, utancı, kaygıyı da kendi içimizde taşırız bir şey çok yasaklanırsa.
Mesela bazıları için beden hep tehlikeli bir yerdi.
Bazıları için cinsellik hep yasak bir kapıydı.
Bazıları için iyi insanla arzu duyabilen insan sanki ayrı şeylerdi.
Ve insan bütün bunlarla ne yapıyor biliyor musunuz?
Bölünüyor. Bir tarafı yaşamak istiyor.
Bir tarafı çok utanıyor. Bir tarafı yaklaşıyor, bir tarafı kaçıyor.
Bir tarafı gerçekten merak ediyor.
Çünkü insan bedenini de tanıyor bu yolla.
Bir tarafı sürekli kendisini yargılıyor.
Bazı insanlar sağlıklı cinselliği hiç öğrenmedi aslında.
Cinsellikle ilgili öğrendikleri utançla yaşamayı öğrendi belki bir savunma olarak.
Oysa insan birçok özelliğinin yanında aynı zamanda cinsel de bir varlık.
Ve bu tanılacak bir cümle değil.
Bu biyolojik, psikolojik aynı zamanda ilişkisel.
Ama insan yalnızca biyolojik bir organizma değil.
Hikayesi olan bir varlık.
Yani herkesin cinselliğe geçmişinden getirdiği anlamlar, duygular, fikirler farklı.
Birinin getirdiği güven mesela bazen.
Birinin getirdiği korku.
Birinin getirdiği travma.
Birinin getirdiği performans baskısı.
Birinin getirdiği terk edilme korkusu.
Birinin geçmişinden getirdiği değersizlik, diğerinin yetersizlik.
Bir başkası merak, bir diğeri suçluluk getirebiliyor.
Ve bu yüzden iki insan yatağa yalnızca bedenleriyle girmiyorlar.
Geçmişleriyle de beraber giriyorlar.
Böyle düşündüğümüz zaman.
Biliyorsunuzdur cinsellik.
Aslında yaşanırken tüm o yakınlaşmalarda, temasta, fantezilerde, birbirimize nasıl davrandığımızda, kendimiz için istediğimiz şeylerde, karşı tarafın ihtiyaçları
için yaptığımız her şeyde aslında oraya dünya kadar günlük hayata dair sevilmekle...
Saygı duyulmakla, değerlilikle, yeterlilikle, onaylanmakla, aidiyetle ilgili birçok duygumuzu, düşüncemizi getiriyoruz.
Ve bütün bunların hepsi aslında oradaki eylemimize de, hissimize de yansıyor.
Sevişmenin sadece sevişmekle ilgili olmadığını da bize gösteren şeylerden bir tanesi.
İki insan yatağa yalnızca bedenleriyle girmiyor.
Tekrar edelim. geçmişleriyle de beraber giriyorlar böyle bakınca.
Biraz geriye dönmemiz lazım anlamamız için.
Erken dönemden itibaren cinsel değil, illa tensel de değil.
O ilk dünyaya aldığımız zaman güven ilişkimiz, ilk temaslarımız, ilk bakım ilişkilerimiz, beden hafızamıza da yazılıyor.
Eğer doğduğumuz evde öğrendiğimiz yakınlık güvenliyse, Beden aslında bazen hayata karşı kendini bırakmayı, keyif almayı ve gevşemeyi de öğreniyor.
Eğer sevgi bize verilip geri çekildiyse, tutarsızsa, kaçıngansa o bağlar yakınlık büyüdüğümüzde bir tehdit gibi de gelebiliyor.
Birine yakın olmak, biriyle yakınlaşmak.
Bugüne kadar hayatımızda şefkatle dokunulduysak, başımız güzel okşandıysa, sırtımız güzel sıvazlandıysa, aslında büyüdüğümüzde de bedensel temaslarda kendi bedenimizi tanıyoruz.
Dokunurken ve bize dokunulurken ne istediğimizi, ihtiyaçlarımızı ya da karşı tarafın ihtiyaçlarının duygularını biliyoruz.
Ama dokunulmak güven değil belirsizlik ya da tehlike getirdiyse beden kaçınabiliyor.
Yani bazen mesele...
Aslında arzu eksikliği değil.
Cinsellikle ilgili bazen kaçınma yaşıyorsak güven eksikliği.
Şunu da unutmayalım.
Tabi hayat içerisinde ilişkide kırılan ilişkide düzelir.
Hep söylüyorum hayat telafi etmektir.
Hepimiz çok erken zamanlardan güvenle büyümedik.
Hepimizin temas hafızasında ruhsal ya da bedensel güzel güvenli temaslar yok.
Hepimiz koşulsuz sevgi almadık.
Yaraları olanlarımız var, boşlukları olanlarımız var.
O da bizim hayattaki ilk ilişkilerimizdi.
Bakım verenlerimiz, annemiz, babamız, büyüdüğümüz dünyadaki insanlar, sonra büyüme hikayemizde karşımıza çıkanlar, bizi ruhumuzdan besleyenler ya da ruhumuzdan ya da bedenimizden zehirleyenler.
Bütün bunların hepsi yaşandı yaşam içerisinde.
Yaşananı yok saymıyoruz. Ama ilişkide kırılan, ilişkide iyileşir dediğimiz şu.
İnsan eliyle bedenimizde, ruhumuzda yaralar açılmış olabilir.
Birçok biçimi var bunun.
Ama bir gün gerçekten güvenli ve şefkatli bir insan eliyle onunla birlikte o açılan yaraları kabuk bağlamış olsalar bile sarmayı öğrenebiliriz.
Bugüne kadar tanımadığımız bir güvenden bize gelen biri belki de gerçekten de bizi kırıldığımız yerden onarmamız konusunda cesaretlendirebilir.
Bu her konuda olduğu gibi aslında bedenle ilgili de böyle.
Aslında birçok konu içinde bunu söyleyebiliriz beraber.
Hep aklımızda kalsın istiyorum.
İlişkide kırılan, ilişkide düzelir.
Erken çocukluğunda, ilk gençliğinde, ilk ilişkilerinde ruhsal ya da bedensel olarak yaralanmış, ihmal edilmiş, utandırılmış, zorlanmış şiddetin İhmalin birçok boyutunu
yaşamış, insanların gerçek bir bağ içerisinde iyileşebildiklerine şahitlik etmişliğim oldu.
Biraz daha anlatalım.
Aslında sevişmek kişisel yakınlığın en derinden güçlendiği eylem.
Biyoloji kısmında bahsettiğimiz gibi sevişirken salgılanan oksitosin kişinin karşısındakine olan yakınlık hissinin artmasına, ait
hissetmesine yol açıyor.
Elbette bu ancak kişi gerçekten de ait olabileceği ve iyi hissettiği biriyle birlikteyse ve özellikle de kendi bedeniyle ilgili de
aslında bir farkındalık içerisindeyse oluyor.
Aksi takdirde tam tersi bir etki de yaratabiliyor.
Büyük bir boşluk, kopukluk, yabancılık hali.
Mesela bir düşünün siz kendinizi kimin yanında rahat hissediyorsunuz ya da o kişinin yanında ne kadar rahat hissediyorsunuz kendinizi?
Kendinizi gerçek anlamda sevdiğiniz, güvendiğiniz insana ruhsal, tensel, cinsel teslim edebiliyor musunuz?
Peki kırılgan yanınızda gösterebiliyor musunuz?
Sadece güçlü yanımızı göstermek değil ya bu.
Bizler elbette birçok insanın yanında çeşitli şekillerde sosyal hayatta koruduğumuz bir gardımız oluyor.
Bazen bırakıyoruz, bazen tutuyoruz o gardı.
Ailemiz, en yakın dostlarımız, güvendiğimiz kimseler bizi biraz rahat hissettirebiliyor duruma göre.
Hepsi çok kıymetli elbet ama hepsinin bir sınırı oluyor.
Sevişmekse bu sınırın da esniyebildiği bir alan olması açısından aslında önemli bir alan.
Elbette her sevişmede bu aynı şekilde olmayabilir ama bu deneyim sağlandığı zaman kişi Seviştiği kişinin, birlikte olduğu kişinin yanında yalnızca bedenen değil aslında.
Çok derinden bir yerden de ruhsal bir çıplaklık hali yaşayabiliyor.
Peki sevişmek sadece karşımızdakinden bir onay beklentisi mi?
Kendimizi karşısındakinin bedenimize verdiği bir onayla inşa ettiğimiz bir eylem mi?
Hayır. Sevişmek aynı zamanda kişinin kendi kimliğinin inşasının da önemli bir parçası.
Çünkü bu eylem aynı zamanda arzunun dışa vurumu.
İnsan neyi, kimi ve nasıl arzuladığını aslında tanıyor bu yolla beraber.
Herkesin onaylanma ihtiyacı da var tabii ama çok daha derin bir yer bu söylediğim.
Önemsediğimiz kişi tarafından gelen onay kişinin özgüvenini ve...
Kendisiyle diyaloğunu da önemli ölçüde şekillendiriyor.
Bununla birlikte sevişme bireyler arası güç ilişkilerinin de sahnelendiği bir alan bu arada.
Yani gücümüzü gösterdiğimiz kadar güçsüzlüğümüzü de gösterdiğimiz.
Bunu bu arada performansa bağlayarak anlatmıyorum.
Bazen gerçekten kırılganlığımızı gösteririz.
Bazen gerçekten bir konudaki boşluğumuza, bir utancımıza rağmen ona teslim oluruz.
Ya da bazen yaşam içerisinde gerçekten de onu mutlu etmek, onun doyumunu seyretmek, onunla beraber doyum almak.
Karşılıklı bir güç.
Burada tabii konuşacağız.
Hani teslimiyet kadar yer yer gerçekten de karşı tarafın ihtiyaçları ve istekleri konusunda öz kontrol de önemli.
Diğer taraftan tabii ki en önemli kavram iki tarafın da buna gönüllü olması.
Yani aslında rıza.
Cinsellik çok konuşulmuyor ama kişinin...
Kimlik inşasının da önemli bir parçası.
Cinsel yönelim, arzular, tercihler, benlik algısının temel bileşenleri arasında yer alıyor biliyorsunuz.
Birçok yerden ele alınabilir bu durum.
Buraya kadar kısaca aslında şöyle bir özet geçecek olursak.
Ruhsal ve psikolojik açıdan sevişmek bir tabu, bir yasak olmasını bir tarafa bırakırsak.
Bir küfür, bir mizah olmasını bir tarafa bırakırsak.
bu kadar fazla bastırılmış bilgiyi barındırmasını bir tarafa bırakırsak, bir bağ kurma biçimi, bir kendini ifade etme yolu, bir aslında kendini duygusal düzenleme mekanizması ve
bazen de yaşam içerisinde anlam arayışı.
O duyuma, o tatmine, bazen o teslimiyete, bazen öz kontrole bakarak aslında yaşamla ilgili birçok anlamında adını bulduğu, yaşayarak bulduğu bir yer.
Kısacası, İnsanlar sadece bedenleriyle değil, geçmişleriyle, korkularıyla, arzularıyla, ihtiyaçlarıyla ve tüm duygularıyla beraber de sevişiyorlar.
Bu tabii başka bir ayrım.
Bir de günümüzde çağın çok acımasız bir tarafı var.
Hep dayatılan, hep diretilen, yer yer birçok cinsiyetçi yargıya da neden olan ama en özünde aslında birçok erkeği de yetersiz hissettiren.
Performans. Bence birçok insan tam da bu bilgiyle beraber gerçek anlamda sevişmiyordu.
Bir sınava giriyor.
Yeterli miyim?
İyi miyim? Beğeniliyor muyum?
Doğru yapıyor muyum?
Ya beğenmezse? Ya isteksiz görünürsem?
Ya fazla istekli görünürsem?
Yeteri kadar kadın mıyım?
Kadınlığım onaylanır mı?
Yeteri kadar erkek miyim?
Erkekliğim beğenilir mi?
Ben yeterince arzu edilebilir bir miyim?
Bu kadar zihnin olduğu bir yerde beden kendini bırakabilir mi?
Mümkün mü? Bu kadar iç denetimin olduğu yerde insan kendini nasıl bırakacak?
Yani çünkü biliyorsunuz aslında özellikle elbette bir takım değerlerin hep arkada bir yerde durduğu ama aslında zihnin kontrolünün bırakıldığı bir yerdir cinsellik.
Yani beden... yolunu bulur, beden karşı tarafın ihtiyaçlarını hisseder, sezer, kendi ihtiyaçlarına sahip çıkar.
Baktığımız zaman ama zihin, şimdi şöyle sevişmen lazım, şöyle yaparsan seninle ilgili bunu düşünür, şöyle davrandığında bu olur.
Zihin cinselliğin içine girdiği zaman aslında haz da bazen çok zorlama bir hale gelmeye çalışıyor.
O yüzden de bu kadar performans kaygısının ya da baskısının olduğu bir yerde aslında gerçekten sevişiliyor mu?
Emin de değiliz buradan bakınca.
Carl Rogers diyor ki insan gerçekten görüldüğü ve yargılanmadığı yerde Bırakır kendini orada gevşer.
Baktığın zaman aslında biliyorsunuz kendisini çok yargılayan insan bir diğerini çok yargılar zaten.
Yani o hayatımızdaki yargıçlara dönüp baktığımız zaman bunlar en çok aslında bugüne kadar kendi yargılarından boğulmuşlardır.
Belki yansıtma yapıyorlardır.
O yüzden de sevişme anında bir cinsel ilişki sırasında Kendi içinizde kendisini çok yargılayan ya da karşı tarafı çok yargılayan biri yargı geçmişinden de geliyordur.
Ama onlarla beraber de gerçekten bedenler o akışın içerisinde olamazlar bakınca.
Tabi biraz daha kırılgan bir yeri de konuşmamız lazım.
Trauma. Burada da biraz da dikkatli konuşmak lazım aslında.
Elbette herkes hazır olduğu kadarını duyar.
Çünkü hepimizin hikayesi farklı.
Ama şunu biliyoruz beden unutmaz.
Bu sadece böyle bir slogan bir cümle gibi değil.
Travma araştırmalarında çok güçlü biçimde gördüğümüz bir şey bu.
Bedenin hafızası sağlamdır.
Van der Kolk bunu yıllardır anlatıyor aslında.
Beden hesabı tutar diyor bakınca.
Beden kayıt tutar isimli bir kitabı var.
Yani bazı deneyimler yalnızca zihinde kalmaz.
Bedende yazılır.
Eğer bir insanın geçmişinde...
Bedeni üzerinden ihlal varsa, şiddet varsa, zorlanmışlık baskı varsa, zorlayıcı deneyimler varsa, utançla karışmış temaslar varsa, güven kırılmışsa,
yakınlık bugün de de aslında başka türlü hissedilebilir, başka anlamlar yüklenebilir.
Bunları anlatırken hiç unutmayın ne olur.
Hani en başta da söyledim.
Sağlıklı güvenli ilişkilerde iyileşiriz.
İlişkide kırılan ilişkide düzelir.
Bunların yanında tabii ki yardım almak, profesyonel yardım almak zaten konuşacağız buraları.
Oralar önemli. Bedenimizin hafızasında böyle bir yer varken ve bu bizi bu kadar fazla zorluyorken, baskılıyorken bu yokmuş gibi davranmak ve bununla beraber aslında
utanarak, çok yoğun kaygılanarak, öfkelenerek.
istemediğimiz bir şeyi yaşayarak, hissizleşerek devam etmek aslında kendimize, bedenimize ve ruhumuza yapabileceğimiz en büyük haksızlıklardan bir tanesi.
Geçmişte bu anlattıklarım varsa bu bazen bugünkü ilişkinin içerisinde bir kaçınma olarak kendini gösterir.
Bazen bir donma, bazen bir kopma, bazen bir performans haline sığınma, bazen yıkıcı ilişkilere savrulma, bazen beden halinde olma.
Ama aslında kendi bedeniyle hiç temas halinde olmama.
Bazen sadece zihinde kontrol etmek için durma.
Ve bu aslında bazen partnerle beraber değil de yalnız bir deneyim gibi yaşanır.
Çünkü insanlar bunu çoğu zaman anlatmaz, belli etmez.
Utanç ağır gelir. Eğer bir insan cinsellikle zorlanıyorsa...
Bu otomatik olarak isteksizlik, sevgisizlik ya da bir bozukluk değildir.
Evet bazı durumların altında yatan sebeplerden de bahsediyorum.
Ama bunlar değil.
Beden korunuyor. Bedeniniz yeniden aynı şekilde utanmamak için, zarar görmemek için, aynı boşluğa düşmemek için korunuyor aslında.
Buraya gerçekten destek gerekiyor.
Başka bir baskıyı daha konuşalım bu arada.
Modern cinsellik dilini konuşalım.
Görüyorum ki birçok insan cinselliği yaşamıyor.
Cinselliği seyrediyor, karşılaştırıyor, öğrenilmiş performans kalıplarıyla değerlendiriyor.
Ve bu insanda çok gerçek dışı beklentiler yaratabiliyor.
Yakınlık organik bir şeyken insan bir nevi kendi deneyiminin koreografi gibi yaşamaya başlıyor aslında.
Bu yorucu. Çünkü bir performans var orada da.
Öğrenilmiş yanlış bilgilerden.
Çünkü gerçek temas.
Öyle mükemmel değildir, şahane değildir.
Her sevişmede illa iki taraf gökyüzüne erişecek hazdan gibi bir durum yoktur.
Bazen her sevişme cinsel birleşmeyle de sonuçlanmayabilir.
Ya da ne bileyim bazı sevişmelerde gerçekten iki tarafın da...
duygusal ve cinsel olarak tatmin olduğu, bazı sevişmelerde birinin olduğu, diğerinin onun eşlikçisi olduğu ya da bazı sevişmelerde gerçekten de birlikte sadece keyif almaya odaklanıldığı, bugün bize
sunulan, dayatılan birçok kriterdeki gibi şöyle bir ereksiyon, böyle bir orgazm, böyle bir boşalma süresi gibi bu kriterlerin tamamı aslında çoğunlukla içi boşluklu, insanların
kendi güvensizliğini kapatmak için çok büyük vitrinlerde kendi cinselliğini sergilediği ve anlattığı ama aslında insan doğasına aykırı yerlerde duruyor.
Tabii ki bazen böyle cinsellikler de oluyor hayatın içerisinde ama yani sevişmenin kriteri böyle bir şey değil.
Gerçekten yakınlık ne bileyim bazen komiktir mesela.
Bazen yarım kalır.
Bazen sakardır.
Bazen plansızdır.
Bazen ne bileyim yaşam içerisinde gerçekten çok tensel değil de duygusaldır o günkü temas.
Bazen daha sessizdir.
Bazen sonuca ulaşmaz.
Ama performans kültürü bunların hiçbirini söylemiyor.
En doğrusunu yap.
En mükemmel erkek ol.
Kadınlığını tam göster.
Hep ama. Doğru yap, yeterli ol, başar, bitir.
Bilmiyorum tanıdık geliyor mu?
Çünkü aslında diğer bölümlerle de aynı yere bağlanıyor bu baskılar.
Yetersizlik, değerlendirilme, onay, sevilme.
Bunlar da yatak odasının kapısında kalmıyor ki içeri giriyor.
Bazı insanlar partneriyle değil yetersizlik hissiyle sevişiyor duruyor.
Kendi boşluğunu kapatmak için kendini daha fazla yeterli, daha performatif, daha erkek, daha kadın hissetmek için uğraşıyor duruyor.
Bütün aslında teması kendi içindeki kaygısıyla oluyor.
Bunu zaten toplum içinde de görüyoruz.
İlla sevişmenin kendisinden bahsetmemize gerek yok.
yetersizlik, utanç, ara ara hayatı da hafifletiyor bu arada hani karşı olduğumdan söylemiyorum ama mizah dilinin her yerinde bu kadar bastırılmış bir bilgi olmasa herhangi bir yerde cinsellikle
ilgili bir şaka yapıldığında bu kadar yüksek gülmezdik herhalde.
Çünkü biliyorsunuz hani o bir yerin gölgesi başka bir yerin aydınlığına dönüşüyor ve orada kahkahanın sebebi oluyor.
Mizah da bazen bir saptırma biçimi oluyor hayatın içerisinde.
Küfür dili mesela, Çok erken zamanlardan itibaren aslında öğrendiğimiz, büyüme hikayemiz boyunca belki gelişip yetişirken işte kendi cinsiyet rollerimizi öğrendiğimiz, büyüdüğümüz
dünyada belli ki hepimizin birçok utancı sıkıntısı var.
Sadece sorgulayalım diye söylüyorum.
Yani hani hayat içerisinde mutlaka Sinkaf da var, Argo da var, yeri geliyor ama.
Ne kadar büyüklenerek, öfkelenerek, bas bas, yırtınarak söylenen şey varsa onların arkasında bir sessizlik de olmadı bir taraftan.
Bazı insanlar cinselliği yakınlık için kullanıyor.
Bazılarıysa yakınlıktan kaçmak için kullanıyor.
Yani biriyle bağlanmamak için herkesle sevişmek.
Tanıdık gelenler vardır belki.
Bu önemli. Bazen cinsellik gerçekten bağ kuruyor.
Bazen sadece yalnızlık bastırıyor hayatımızda.
Herhangi bir yasak değil bu arada fark edelim diye söylüyorum.
Bazen gitmesin diye oluyor.
Bazen beni istesin diye.
Bazen değerli istediğim diye yaşıyor insan cinselliği.
Burada aslında Markoyaz'ın cümlesine geri dönebiliriz.
Bazen cinsellik sevginin yerine geçen bir teselliye dönüşebiliyor.
Ama yakınlık başka bir şey.
Yakınlıkta sadece beden değil duygu da var.
Kırılganlık da var. Aslında hakikat de var baktığımız zaman.
Şimdi tabii işte severek sevişmek, sevmeden sevişmek kimsenin ahlak bekçisi değiliz biz.
O yüzden de herkes kendi hayatına yakından bakarsa ve belki de gerçekten yaptığı şeyin anlamını, yaşadığı ilişkilerin anlamını anlarsa...
Burayla beraber duyumluysa, huzurluysa, kendi yolundan devam ediyorsa, hani zaten biz orada keskin şeyler söyleyecek bir yerde durmuyoruz.
Bütün uzmanlar adına da söylüyorum baktığım zaman.
Herkesin kendi içsel dünyası, kendi bedeninin kıymeti, kendi ilişki kurma kapasitesi ve aslında hayatında kimleri seçeceği, kendisine nasıl davranılmasına
izin vereceği, insanın iç huzuru ile dengesi ile oluyorsa ne güzel buralar.
Ama tabii biliyorsunuz işte böyle filmle de beraber geçtiğimiz yıllarda çok gündem olan ıssız adamlar.
İşte belki ıssız kadınlar cinsiyetçi de gitmeyelim.
Yani hayat boyunca sevmekten ve sevilmekten uzaklaşan sadece tensel temasın peşinde koşup aslında içsel boşluğunu bununla doldurmaya çalışan bir duyguya yakınsa
sizinki hepimizin gönüllü yalnızlık dönemleri olabilir hayatta ama belki de Bir ilişki yani duygusal bir ilişki istemiyor değilsinizdir.
Belki bir duygusal ilişkiden, sevmekten, sevinmekten köşe bucak kaçıyor olabilirsiniz.
Erken dönemde büyüdüğünüz, yaşadığınız ilişki ya da geçmişteki ilişkileriniz sizi o kadar fazla yutmuştur ki ya da o kadar çaresiz, yetersiz hissettirmiştir ki belki.
Çok ihmal ya da çok yara, çok zehirlenme, çok toksitte.
Eğer böyle bir yerden geliyorsak aslında burası biraz da destek almayı, O dönem ne yaşadığımızı, neye izin verdiğimizi anlamayı, bundan sonra böyle olmamak için aslında kendi duygularımızla
temas etmeyi gerektirebilir.
Onu yaparsak herkesin sevmeye sevilmeye ihtiyacı var.
İlişkinin tipine karışmayız ama herkesin yakın bağı, romantik ilişkilere yer yer, bağ içinde olmaya ihtiyacı var.
Hazır olduğunda.
Biraz buraları da sorgulamak lazım gibi düşünüyorum.
Biraz bakalım kuramların gözünden bakalım aslında.
Sevişirken gerçekten sadece o anı mı yaşıyoruz yoksa geçmişimiz de bizimle birlikte geliyor mu diye başta konuşmuştuk.
Aslında psikanalist tam olarak burada şöyle bir şey söylüyor.
Freud'a göre insanın cinselliği yalnızca bedensel bir dürtü değil çok daha karmaşık, çok daha eskiye dayanan bir enerji.
Libido. Ve bu enerji sandığımız gibi sadece yetişkinlikte ortaya çıkmıyor.
Çocuklukta başlıyor zaten yaşam enerjisi demek özünde.
Şekilleniyor ve yetişkinlikte kendini farklı biçimlerde gösteriyor.
Yani bugün birine nasıl yaklaştığımız, nasıl arzuladığımız, neyin bizi yakınlaştırdığı hepsi aslında geçmişimizin bir uzantısı.
Önemli bir ayrım var. Şefkat ve arzu.
Bazı insanlar var, sever ama arzulayamaz.
Bazıları ise arzular ama bağ kuramaz.
Sevişmek dediğimiz şey ise bu iki hattın kesiştiği aslında nadir alanlardan biri.
Peki neden bazen aynı şeyleri tekrar tekrar yaşıyoruz ilişkilerde buralardan geliyorsak?
Ne bileyim işte yaşam içerisinde gerçekten de hiç kimseden şefkat almayı hak etmediğimizi düşünüyorsak sevişirken de ya da hiç kimsenin bizi arzulamayacağını düşünüyorsak ya da ne
zaman arzulansak karşı tarafı uzaklaştırmak istiyorsak böyle şeyler yaşayabiliyoruz.
Bu tekrarlayan zorlantı dediğimiz kavram Freud'tan da gelen.
Aslında insanın sürekli kendini öğrendiği ilişki dinamiğine sürüklemesi ve kendine hep aynı şekilde öğrendiği ilişki gibi davranılmasına izin vermesi gibi bir şey aslında.
Yani kişi fark etmese bile geçmişte tamamlayamadığı duygusal deneyimleri yeniden kurmaya çalışıyor.
Sevişmek de aslında bu sahnelerin bütün çıplaklığıyla en yoğun yaşandığı anlamlardan.
Bir tanesi baktığımız zaman.
Lacan ise meseleyi daha da aslında keskin bir yerden ele alıyor.
Ona göre arzu hiçbir zaman tam anlamıyla duyurulmaz.
Çünkü insan zaten eksik bir varlık.
Sevişmek de bu eksikliği doldurmaya çalıştığımız bir alan gibi düşünülebilir.
Yani belki de mesele şöyle bir yerde.
Biz aslında karşımızdakiyle değil, onun bizde temsil ettiği şeyle tamamlanmak, eksikliği gidermek için sevişiyoruz diyebiliriz buradan bakınca.
Tabii anlamlandırma ve zihinsel temellere de bakabiliriz bilisselde, bilissel psikolojide.
Sevişme yalnızca dürtüsel ya da duygusal bir süreç olarak değil, aynı zamanda şemalar, beklentiler ve yorumlama süreçleri üzerinden de şekillenen bir deneyim olarak düşünmek lazım.
Kişinin cinselliğe dair inançları, geçmiş deneyimleri ve bilissel çarpıtmaları sevişmenin nasıl yaşandığını doğrudan etkiliyor.
Cinsel davranışın yalnızca fizyolojik uyarılma ile ilgili değil, aynı zamanda bilissel süreçlerle özellikle dikkat, beklenti ve yorumlama gibi durumlarla yakından da ilişkili olduğunu söylüyor.
Özellikle cinsel uyarılma sırasında beynin farklı bölgelerinde gerçekleşen o hareketin bireyin düşünce ve süreçleriyle etkileşim içinde olduğunu da biliyoruz artık biz aslında.
Yani bu bağlamda sevişmek hani hazza yönelik bir uyarıcıya verilen otomatik bir tepki değil.
Zihnimizde birçok anı yaşatıyor.
Örneğin performans kaygısı yaşayan kişilerde...
olumsuz otomatik düşünceler getirildiyse cinsel deneyim doğrudan bozulabiliyor baktığımız zaman.
Hatta işle bozukluklarının tedavisinde de olabiliyor.
Yani ben iyi bir performans sergileyemem, beni beğenmez gibi düşünceler ya da ben yetersizim zaten gibi temel inançlardan bakabiliyoruz.
Tabii bağlanma temellerimiz önemli.
Güvenli bağlanmadan geliyorsak yakınlık bizi korkutmuyor demin de söyledik.
Kaygılı bağlanmadan geliyorsak her sevişme bir onay arayışına dönüşebiliyor baktığımız zaman.
Ne oluyor yaşam içerisinde?
Bazıları için sevişme halledip bitirilmesi gereken bir birleşme.
Bazıları için bir test. Bazıları içinse yaşamda kendi duygularından bir kaçış gibi yaşanabiliyor.
İnsan deneyimle ve büyüdükçe öğreniyor sevişmeyi de.
Birçok şey olduğu gibi bunu da yaşayarak öğreniyoruz.
Peki bazen de...
Bize, bedenimize saygı göstermeyen bir partnerle geçmişte bunu kendi bedenimizi, sınırlarımızı, haz arayışımızı, ihtiyaçlarımızı, karşılama biçimlerimizi
belki de yanlış öğrendik.
Yanlış öğretildik daha doğrusu.
Zehirlendik. Çünkü bir deneyim bize böyle hissettirdiyse bütün deneyimleri bazen böyle bir yere dönüştürebiliyoruz yaşam
içerisinde. Sorgulayalım diye anlatıyorum.
Bir de tabii yanlış öğrenmez sadece kendi deneyimimizde değil.
Bugün baktığımız zaman işte sosyal medya.
pornografi, toplumsal beklentiler, kulaktan dolma bilgiler üzerinden de şekilleniyor aslında sevişmeyi nasıl öğrendiğimiz durumu.
Çünkü biliyorsunuz aslında bu kadar keskin tabuların performans beklentilerinin arkasında ve sosyal medya dilindeki yanlış, yalan yanlış dünya kadar bilgide Ya da aslında
çoğunlukla insan bedeninin ruhsal kısmından, duygularından hiç bahsetmeyen ya da hiçbir şey göstermeyen pornografinin büyümekte olan gençleri öğrettikleri üzerinden
insan cinsellikte, cinsellik yaşarken ya da sevişirken kendi duygularına tamamen yabancılaşabiliyor.
Ben bunu yapmalıyım, yapmak zorundayım şeklindeki bir makineleşme insanı duygularından uzaklaştırdığı gibi.
aynı zamanda sevişemez hale de getirebiliyor.
Pornografi sektörünün empoze ettiği gerçek dışı beden ve performans algılarının öğrenilmesi bireysel ve toplumsal olarak aslında bakmaya çok ciddi bir yüksek tehlike de arz
ediyor. Çünkü... yaşa göre sınırlanmaları ya da insanların, hadi bu içerikler varsa da gerçekten cinsellikle ilgili eğitim alarak kendi yaşlarına uygun bir şekilde, ki bu müfredatların da temel
bir parçası olmalı, öğrenmeleri daha önemli bir yere gidiyor.
Biraz da varoluşsal gidelim.
İnsan sadece haz için mi sevişir?
Yoksa sadece bağ kurmak için mi?
Yoksa biraz daha gölge bir taraftan mı geliyor bu ihtiyaç?
Bunları düşünürken tabii ihtiyaçları hiyerarşisine uğramamız lazım maslum.
İnsan sadece hayatta kalmak istemez.
Sevilmek, ait olmak ve kendini gerçekleştirmek de ister.
Aslında sevişmek de burada devreye girer.
Çünkü bu eylem görülmenin bir yolu, kabul edilmenin bir yolu, hissedilmenin bir yolu.
İhtiyaçların en yoğun aslında ortaya çıktığı ve yaşandığı anlardan biri.
Varoluşçuluk meseleyi aslında daha çıplak bir şekilde ortaya koyuyor.
İnsan yalnızdır.
Ve sevişmek bu yalnızlığa karşı kurulan güçlü köprülerden biridir.
Çünkü beden biliyorsunuz ki aslında doğruları da söyler ve beden yoluyla kuruyoruz baktığımız zaman.
Böyle. Biliyorum dinlerken belki de birileri sesi kısıyor.
Belki birileri kafasını çevirmek istiyor.
Belki Gökhan Bey, Gökhan Bey konu mu kalmadı ki bunu konuşuyoruz diyorsunuz ama gerçekten de Zannediyoruz ki biz aslında toplumsal olarak bunca ahlak yoksunluğu,
bu kadar vicdan körelmesi, bunca çürüme, sosyal çürüme dediğimiz şey zannediyoruz ki aslında işte her şeyin aleni olmasından, cinselliğin çok konuşulmasından ya
da gösterilmesinden kaynaklanıyor.
Bu bilgi yanlış. Bütün bunların çoğunluğu aslında...
İnsanın kendini tanıyabileceği alanların bastırılmasından, cinselliğin yasaklı bir mevzu olmasından, ayıp yasak gibi kavramlarla büyümekte olan gençlerimize hayat öğretmemekten
kaynaklanıyor. Üstünü kapattığımız her şeyin altında kalıyoruz.
İnanın ne çok yasaklandıysa...
Aslında bütün katı değer yargıları hatta insanların kendi katılıklarını diğerlerine yansıtması buralardan başlıyor hayatın içerisinde.
Böyle biraz sorgulayalım istedim yaşamın içerisinde.
Bu arada herkes birazcık da sorgulasın da istiyorum.
Mesela sevmeden sevişmek isteyenler.
bağ kurmaktan kaçınmalarını sorgulasınlar.
Sevişmekten sürekli kaçınanlar, kendi bedenlerinde neyden kaçındıklarını, belki bu bir yüzleşme olur, bir yardım aldırtır.
Belki birazcık sorgulayabilirler.
Ne bileyim, sadece yaşamda mastürbasyon yapanlar.
bir partnerin bedenine yaklaşamayanlar aslında sürekli nasıl bir performans halinde olduklarına ya da kendi bedenleriyle ilgili hayatları ile ilgili neyin kendilerine eksiklik hissettirdiğine bakabilirler.
Bu arada sağlıklı mastürbasyon da yaşam içerisinde hani bizim böyle yapmayın diyeceğimiz bir şey değil ama biliyorsunuz ki sıklığı ve bazen bağımlılığı
aslında hayatta başka alanlarda alamadığınız doyumun yerine bunu almaya çalışmayı, bazen bir stresi yönetmek, bazen bir kaygıyı bastırmak, bazen gerçekten bir uykuyu
tamamlayamamak, bazen gerçekten diğerlerinden almak istediğimiz sevgiyi, onayı alamadığımız için sürekli imajine bir dünyada cinsel haz aramak gibi.
Yerlere çıkıyor.
Yani bağımlı olduğumuz şey de aslında sadece bağımlı olduğumuz meseleye bakmayız.
Mastürbasyon bağımlılığı için de bu geçerli.
Diğer bakmadığımız yerlerde, bastırdığımız yerlerde neyi görmek istemiyoruz?
Buna da bakarız baktığımızda.
Sorgulanabilir. Bedenini tahrip edercesine sevişenler.
Kendisine zarar verenler, zarar görenler belki gerçekten hayat içerisinde zarar görülerek sevilmeyi ya da zarar görmeyi hak edebileceklerini nereden öğrendiler ona bakabilirler belki de.
Sürekli performans kaygısı yaşayanlar aslında herkes kendi bedeniyle ve kendi zaten doğasında var olan cinselliğiyle beraber yeterlidir.
Ama performans kaygısı yaşayan insanlar bu utancı, bu yetersizliği, bu baskı altında aslında bu baskının bir parçası olmayı nereden öğrendiler?
Oralara bakabilirler diye düşünüyorum.
Buralar sorgulamak için iyi bir alan.
Belki sevişmek derken işte fanteziler ve onların dünyasındaki anlamları üzerine de konuşulmasını bekleyenler vardır.
Aslında bir ana başlık olarak oraya girmeyeceğim.
Çünkü aslında fanteziler de günlük hayatın gölge taraflarından getirdiklerimizdir.
Cinsellikte ne istediğimiz, birbirimizden ne istediğimiz, ne yaşadığımız.
Ama diğer taraftan bu partnerleri ilgilendirir.
Bu onların dünyasındadır.
İki tarafta bunda gönüllü, istekli, rıza sahibi ve bundan heyecan duyar bir halde ise bu o dünyanın içinde var olabilir elbette.
Ama biz bugün daha önemlisi utancı konuştuk, arzuyu konuştuk, performansı konuştuk, yakınlığı konuştuk.
Geçmişin bedenin nasıl yazılabileceğini konuştuk.
Peki tam da burada aslında birkaç saniyede hayat içinden dipnotlarımız da olsun gitmeden.
Kendini yargılayanlar olmuştur belki dinlerken.
Benim de böyle taraflarım var diyen, demek sorun bende diyen.
Ne bileyim işte ben mi bu konuda yanlış yaptım hep diyen.
Ya da karşı tarafı sürekli yargılayanlar, suçlayanlar olmuştur.
Bunları bir yana bırakalım. Çünkü insanın cinselliği onun karakter karnesi değil.
Öğrenmemiştir, oradan büyümemiştir.
Yanlış bilgilerle büyütülmüştür.
Yer yer cinsellikle ilgili arzu etme boyutunun değişmesi aslında kişiyi bu anlamda kötü ya da zayıf da yapmıyor.
Zorlanmak bazen cinsel ilişki konusunda eksik de yapmıyor kimseyi.
İsteksizlik yaşamak işte atıyorum sizi cinsellikten uzak ya da temelde isteksiz de yapmıyor.
Kaygı yaşamak sizi yetersiz yapmıyor.
Bazen yalnızca insan aslında yer yer istemez geri çekilmek ister.
O gün ana uygun değildir, hazır değildir.
Bunu arzulamıyordur bazı zamanlarda.
O dönem stres faktörleri çok yüksektir hayatın içerisinde.
Zihinde, duyguda başka meşguliyetler vardır.
Buraları da anlamak lazım.
Önemli olan şeylerden biri belki sevişmek diyorsak, partnerlerin birbirleriyle konuşabilmesi.
Çünkü birçok çift yıllarca aynı şeyi yaşıyor ama hiç konuşmuyor.
Çünkü konuşmak kırılganlık, utanç demek gibi geliyor.
Ve kırılganlık riskli geliyor insanlara.
Ama yakınlık aslında tam da burada başlıyor.
Ben bunu istiyorum.
Ben şurada zorlanıyorum.
Ben bunu sevmiyorum. Ben burada kaygılanıyorum.
Bazen işte ne bileyim bunu yaşarken zihnim susmuyor.
Bazen yakın olmak istiyorum ama bedenim bu konuda yaklaşmıyor.
Ne bileyim senden değil aslında bu konularda kendimden uzak hissediyorum.
konuşabilmek yani siz bir yandan da sevginin şefkatin olduğu bir ilişkiyi de hayal ediyorsak aslında birbirinizde zaten sadece gücün değil zayıflığın da Kırılgan
taraflarınızın da ortağısınız.
Aynı zamanda bazen gerçekten korkunun, kaygının, öfkenin de ortağısınız ya beraber.
Bütün bunları konuşmak yanında aslında bunu yapmaktan keyif alıyorum, bunu denemek istiyorum gibi cümleler de ilişkiyi bozmak.
İlişkiyi bozmaz.
Ama sessizlik bozar.
Sessizlik... İki tarafın cinsellikte de değil sadece.
Hayat içerisinde de birbirlerini çok yalnız bıraktıklarının bir uzantısı olabiliyor aynı zamanda.
Sorgulamakta fayda var ve konuşabilmekte.
Tabii yine önemli olan şeylerden biri kişinin...
Kendisiyle yani bedeniyle kendisi arasındaki ilişki.
Çünkü bazen mesele partnerimizle ilgili değil.
İnsan kendi bedenine nasıl bakıyor?
Bedenine düşman gibi olanlar, yargıç gibi olanlar, utançla bakanlar, şefkatle bakanlar var.
Ama insan kendi bedeniyle rahat değilse ki bunda hiçbir kriteri yok bu arada.
Şu boy, şu kilo, şöyle bir beden.
İnsan aslında her döneminde...
ne bileyim kendisi için ideal bedenine ulaşmasa bile kendi bedeniyle iyi olmanın bir yolunu da bulabilir ya bakınca.
Ama insan kendisiyle iyi değilse başkasının yanında rahatlamak da zor olabiliyor hayat içerisinde.
Çünkü birçok insan kendini sürekli bedeni üzerinden değerlendiriyor.
Kilo üzerinden, yaş üzerinden, çekicilik üzerinden, yeterlilik üzerinden.
Ama beden seyredilecek bir obje değil yani.
Yaşanan bir yer. İyi bakılması gereken bir yer.
Ve bu fark önemli. İhtiyaçlarının da anlaşılması gereken bir yer.
Şunu da unutmamak lazım sevişme konuşuyorsak.
Arzu öyle düz bir çizgi değil.
Bunu normalize etmemiz lazım.
İnsan makine değil.
Stres, yorgunluk, ilişki çatışmaları, hormonal değişimler, hayatın belli döneminde kayıplar, üzüntüler, anksiyeteler, ne bileyim doğum sonrası dönemler bazen, gerçekten maddi
kayıpların olduğu dönemler, bazen ortada bir neden olmasa da içsel sıkıntı hissettiğimiz dönemler, bedensel sağlık, kullandığımız ilaçlar.
Hepsi arzuyu etkileyebilir.
Bu yüzden bazen yaşanan değişiklik otomatik olarak o dönemin normalidir.
Ama tabi cinsellikle ilgili düzenli bir isteksizlik ya da bir kaygı ya da bir yetersizlik yaşıyorsak inkar da sağlıklı değildir.
Yokmuş gibi yaparak da bir yere varamayız.
Çünkü cinsellik de hayatı kutladığımız alanlardan bir tanesidir.
Bedeni, hazzı, onayı, sevmeyi, sevilmeyi.
Bir de bugün de bahsettik eğer geçmişte bu anlamda ya da beden hafızasında travmatik deneyimler varsa lütfen ilgilenin kendinizle.
O donmalar, kaçınmalar, kopmalar, utancı hatırlamalar aslında bunlarla beraber zaten kendinizi herhangi bir ilişkiye ya da sevişmeye zorlamak doğru değil.
Bunlar hatırlatıcıları aynı zamanda.
Burada destek almak tekrar tekrar söylüyorum ki önemli.
İnsan bazen beden daha kırılgan olduğu için güvende hissettiği bir yerde bedenin hikayesini anlatabilir diye düşünüyorum.
Bir de çok en içerden dürüst bir şey söyleyeyim.
Gerçek yakınlık mükemmellik istemez.
Cinsellikte mükemmellikten konuşuluyor.
Gerçek yakınlık bir sahne sanatı değil, bir gösteri değil, bir sınav değil.
Tekrar ediyorum sakarlık vardır gerçek yakınlıkta.
Bazen gülmek, durmak, duygu, sessizlik vardır.
Bazen ilerlemek, bazen vazgeçmek vardır.
İnsan olmak vardır. Ne bileyim işte en önemlisi performans değil.
Temas vardır, gerçek bir temas vardır.
Yani çoğu insan sevişmeyi sadece bedensel bir eylem gibi öğrendi ama mesele daha büyük bu görülmek.
Saklanmadan, rol yapmadan.
Kusursuz olmadan bir başkasının yanında kendin kalabilmek ve onunla beraber olabilmek.
O yüzden hassas.
Bütün kriterler bir yana gerçekten de içinde sevgi alışverişi olan, değer alışverişi olan, arzu alışverişi olan bir sevişmenin tadını çıkartmak lazım.
Hayatta kaç tane böyle an var ki?
İşte böyle. Bugün sevişmekten konuştuk.
Bir tabuyu da biraz konuşabilelim istedim beraber.
Devam edeceğiz Psikolojik Dayanıklılık serisine.
Şimdi uygulamayı indir. Yapay zeka ile sana en uygun psikologu.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
