
Uzman Psikolog Gökhan Çınar’la Psikolojik Dayanıklılık Serisi'nin yeni bölümü şimdi yayında! Gökhan Çınar, zor zamanlarda psikolojik olarak hayatta kalmak, duygularımızı yaşayabilmek ve ifade edebilmek, bu hayatı yaşarken ihtiyaçlarımızı fark etmek, kendimiz olabilmek ve kendimizi iyileştirebilmek üzere bizlerle dertleşiyor.
Kendin için şimdi bir adım at ! Dijital sağlık platformu Eczacıbaşı Evital’i hemen indir, psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığı görüşmelerini %20 indirimle planla. 👉 Kod: CINAR25 Evital'i indirmek için: https://s.evital.app/gokhancinar
*Bu bölüm "Eczacıbaşı Evital" hakkında reklam içerir*
Transkript
Çok mutlu olan insanlar da zaman zaman çökkünlükler yaşayabilirler.
Mutluluğu yaşayan insanlar kendi anlam dünyalarını kendileri yaratmışlardır.
Oysa mutsuzluğu yoğun hisseden insanlar başkalarını, el alemi ve dış dünyayı sürekli suçlama eğilimindedirler.
Bir başka not. Mutluluğun hak edilmediğine dair inanç sahibi olanlar ne olursa olsun Mutlu olmayı kendilerine yasaklamaya ya da mutluluğa sürekli sınır koymaya devam
ederler. Dijital Sağlık Platformu Eczacıbaşı Evital sunar.
Hoş geldiniz.
Psikolojik Dayanıklılık serisinde yeni bir buluşma ve yeni bir dertleşme.
Size bir şey söyleyeceğim.
Bu süreçte iyi ki böyle göz göze yan yana buluşmaya, dertleşmeye, konuşmaya...
Hatta biraz derinlerden konuşmaya başlamışız.
İyi ki bu kararı vermişiz.
7 bölüm oldu.
7 dertleşme, yüzleşme, sorgulama bölümü oldu aslında bugüne kadar.
7 olmadı ya, 8 oldu değil mi?
Yorumlarınızı okuyorum. Bizim mail adresimize gelen, düşen maillerinizi okuyorum.
Sokakta karşılaştığımızda bu serinin ne bileyim işte yalnızlık bölümü üzerine, ayrılık bölümü üzerine, kayıp ve yas bölümü, değerlilik bölümü üzerine sohbetler ettik sizinle.
İyi ki yapmışız gerçekten. Bugüne kadar bu kadar galiba daha içeriden, duygudan temas ettiğimiz bir programımız, bir buluşmamız olmamıştı aramızda.
İyi ki yapmışız diyorum çünkü bazen mektuplar yazıyorsunuz.
Bazen siz kendi duygunuzu anlatıyorsunuz o günkü temayla, konuyla ilgili.
Daha fazla tanışıyoruz böyle böyle.
İzliyorsunuz. Belki hayatınıza bazı bilgiler, bazı bakış açıları alıyorsunuz.
Sorguluyorsunuz. Gülümsediğimiz ya da gözyaşı döktüğümüz oluyor.
Bu psikolojik dayanıklılık serisi bence bana da bize de iyi geldi diye düşünüyorum.
Bu beni mutlu etti. Çok mutlu etti benim bu buluşmalar.
Böyle saf mutluluk gibi.
Beni bu mutlu ediyormuş mesela.
Bir hayat deneyimi ve fark ediyorum.
Paylaşmak, dayanışmak kısmı mutlu ediyormuş.
Bugün de... Mutluluk konuşacağız birlikte.
Bir iki hafta önceki buluşmamızda duyguları konuşmuştuk biliyorsunuz ama böyle sokaklarda, seminerlerde, bazen seanslarda, bazen yazdıklarınızda şeyi görünce mutlu olamıyorum, mutlu değilim, nasıl mutlu
olurum gibi şeyleri görünce mutluluğa duygulardan bağımsız bir başlık daha açalım istedim aslında.
Konuşalım da istedim.
Mutlu olmak. Hayatta nasıl bir şey?
Bizim hayatımızdaki mutluluğun karşılığı ne mesela?
Ya da mutlu olmak zorunda mıyız hep?
Daimi mutluluk var mı?
Bizi neyin mutlu ettiğinin farkında mıyız?
Ya da bizi çok derinden büyütebilen, yaşarken zor ama büyürken anlamlı olan mutsuzluklarımızdan razı mıyız?
Bunu tesadüf olarak koymadım.
7-8 sene önce kendi terapi seansımda terapistimin karşısında.
Genelde o güne kadarki hayatta belki mutsuzluktan kaçındığım için mutsuzluklarımdan bahsetmekten de korkuyordum.
Arka arkaya bu kadar fazla hüznü ya da hayatımda engellediğim, bastırdığım, görmemeye çalıştığım mutsuzluğu konuşunca...
Böyle bir cümle etmiştim ben mutsuzluğumdan razıyım bu dönemde diye.
Bu cümleyi etmek bile bir kabulleniş gibi iyi gelmişti bana.
O yüzden mutsuzluğumuzdan razı mıyız diye soruyorum.
Çünkü daha fazla bastırılması gereken ya da hayat içerisinde daha çok görülmemesi gereken bir duygu gibi mutsuzluk.
Hatta sizinle dertleşmelerimizden birinde mutsuzluklarımızı bastırdığımız için mutluyu oynamak zorunda kaldığımız üzerine bir sohbet etmiştik.
Şöyleydi, mutluyu oynamak.
Belki sen de mutluyu oynuyorsun diye başlıyordu.
Mecbur hissettiğin bitmeyen bir rol gibi mutluyu oynuyorsun.
Bir nedenin var. Kimseyi üzme diye, güçsüz görünme diye, yük olma diye, hüznün görülmesin diye, daha çok yaralanmış gibi hissetme diye,
senden kaçılmasın diye, haline acınmasın diye mutluyu oynuyorsun.
Bazen derdimi anlatsam da anlaşılmaz diye, bazen kendimi bıraksam bir daha toparlanamam diye.
Bazen ne zamandır olduğunu hatırlamadığın ezber bir ifadeyle, bazen özellikle bile es diye mutluya oynuyorsun.
Bu oyunu sürdürürken hep neşelisin.
Aslında derdin seni sarıyor, neşen başkalarını.
Attığın yüksek kahkahalarda bir acının sesini kısmak istiyorsun.
Beni boşver derken bir yarayı saklıyorsun.
Siz beni dert etmeyin derken kimseye yük olmamaya özen gösteriyorsun.
Çok anlamıyorlar. Her gülümsemene mutluluk diyorlar.
Ama aslında her gülümseme mutluluk değil.
Hiçbir neşe gölgesiz değil.
Gamsız derken susturduğun kederi duyamıyorlar.
Hiçbir şeyi takmaz derken geçmişine taktığın kancayı göremiyorlar.
O halleder diyorlar.
Seni dert etmez zannediyorlar.
Nereden öğrendin bunu?
Mutluyu oynamayı, mutsuz olmanın yasak olduğu bir evde mi büyüdün?
Üzgün olduğun zamanlar hiç görülmeden hızla ayağımı kaldırdılar mesela.
Mutsuzlara ve mutsuzluklarına şahit olup kendine onlar gibi olmama sözümü verdin.
Bir mutsuzun nöbetçisi oldun ve onu beklerken çok mu üzüldün?
Ya da bir yüzünden, bir acından fazla mı yargılandın?
Bir derdinden mi anlaşılmadın?
Mutluluğu yüzüne asarken üzüntünü, öfkeni, utancını, korkunu nerelere sakladın?
Özünü karanlığa gömüp rengarenk bir maske takmayı nereden öğrendin?
Evet, elbette gerçek mutluluk sana da çok yakışıyor.
Ama içindeki aynaya baksan anlayacaksın.
Bu maske artık yüzünü acıtıyor.
Üstünü örttüklerin içini sıkıştırıyor.
Yaşanmamış üzüntülerin, hiç paylaşılmamış dertlerin insanı içeriden tükettiğini unutma.
Korktukça, utandıkça, kızdıkça insan olduğunu ve onları kabul ettikçe büyüyebileceğini hatırla.
Kendine anlat, bir yol arkadaşına dök.
Hazır olunca etrafına aç içini.
Korkusuz cesaret, öfkesiz sükunet, kedersiz ferahlık, hüzünsüz mutluluk yok bu hayatta.
Mutsuzluğuna da sahip çık.
Sıkışmamak için. Yalnız başına ve kendi üstüne yıkılmamak için.
E hastalanmamak için.
Sürekli mutluyu oynadığın bu hayatta mutsuzluk seni çok savunmasız bir zamanda geliyor, buluyor ve yıkıyor.
Biliyorsunuz bu dünyada insanı en temelde yıkan şey birikmiş mutsuzluklardır.
O yüzden biz bugün mutluluk konuşurken...
Ve bir ana başlık atarken aslında hep mutlu olmak zorunda mıyız diye, kalıcı mutluluk var mı diye bu başlıkları atıp bunların altını dolduracağız bugün.
Mutluyu oynamayı değil de gerçek mutluluğu ve gerçek mutluluğun koşullarından biri olan mutsuzluğa da sahip çıkabilmeyi konuşalım istiyorum bu dertleşmede.
Sözlükte ne diyor mutluluk için?
Mutlu olma durumu, ongunluk.
Saadet, bahtiyarlık, saadetlilik.
Ne güzel bu kelimeleri kullanmak, çok seviyorum.
Bahtiyar olmak mesela.
Ya da ne diyor mesela?
Anlık bir duruma bağlı olarak duyulan sevinç veya alınan zevk.
Mutluluğun tanımları da aslında birden fazla.
Fark edilen veya fark edilmeyen bir istek, bir özlem yerine geldiğinde duyumsanan ve iyi gelen bir duygu.
Mutluluk. Mesela kısa süreli mutluluklara daha çok sevinç diyoruz biz.
Ansal yoğun mutluluk haline mesela neşe diyoruz.
Neşeli olmak. Mutluluğun aslında olgunlaşmış ve demlenmiş, sakinleşmiş haline huzur diyoruz yaşam içerisinde.
Bu anlara ve duygulara da ihtiyacımız var.
Peki hep mutlu kalmak mümkün mü?
Beraber sorgulayalım.
Mutlu olmak zorunda hissetmek ve sürekli mutluluğu beklemek ya da sürekli çabalarcasını mutluluğun peşinde koşmak mutluluğu getirmediği gibi öyle bir mutluluk
mümkün de değil hayatta. Mutlu gibi gözükeceğim diye mutsuzluktan köşe bucak kaçmak ve böyle hasta olacak kadar mı mutlu olmak istiyorsunuz?
Hep içine atacak ya da hayattan hiç canı yanmayacak kadar mı mutlu olmak istiyorsunuz mesela?
Uzun bir yorgunluğu, derin bir kırgınlığı, hayal kırıklığını hissetmeyecek kadar mı mutlu olmak istiyorsunuz?
En derin yarayı, en zorlu anıyı böyle çok hep maskelerle kapatacak kadar mı mutlu olmak?
Başkasına sürekli mutluluk aşılarken kendi mutsuzluğumuza hissizleşecek kadar mı mutlu olmak mesela?
Yan mahallede, evinizde, şehrinizde, ülkenizde, dünyada mutsuzluklar, yalnızlıklar, ne bileyim yoksulluklar, yoksunluklar, savaşlar, adaletsizlikler çığırından çıkarken de
mi her an hep kahkahalarla mutlu olmak istiyorsunuz?
Evet bir tane hayatımız var ama bizi yaşatan ve asıl olan şey hissedebilmek.
Sadece mutluluğu değil, tüm duygularımızı da hissedebilmek bu hayatın içerisinde.
Sürekli mutlu olmak zorunda hissedenler mutsuzluktan köşe bucak kaçanlardır.
Bastıranlardır. Ya da bir de sürekli mutsuz olmaya kendini itenler vardır.
Biraz gülse felaket olacak zannederler.
Kültürümüzde bile var hep söylüyorum.
Çok güldük kesin ağlayacağız gibi mesela sözler var.
Yani mutluluğu kendine yakıştırmayanlar da.
Mutluluğu hak etmediğini düşünenlerde, çocukken mutlu olursa suçlu da olması gerektiğine inandırılanlarda biraz sorgulamalı.
Nasıl ki daimi mutluluk yaşama karşı yalan hissetmek anlamına geliyorsa daimi mutsuzlukta da yine biz ortaya kendimizi, kendi neşemizi, kendi gerçekliğimizi
koymuyoruz.
Nedir psikolojide mutluluk?
Psikolojide mutluluk andadır.
Yani akıp giden anlardadır.
Öyle sürekli mutluluk yok.
Mutluluk gelir ve gider.
Yaşanır sonra yerini başka bir duyguya bırakır.
Mutluluk yaşamak için kaynak değildir.
Hep mutlu olmazsanız yaşayamazsınız gibi bir şey yok.
İnsan diğer duygulardan da mutlu olabilir hayatın içerisinde.
Mutluluk yaşamak için kaynak değildir.
Mutluluk aynı zamanda gelecek için hedef de değildir.
Yani şunları şunları şunları yapacağım ve kesin mutlu olacağım diyenler hayatlarının bir yerinde neden böyle mutsuz oldum diye düşünüyorlar.
Çünkü o zamanki seni tanımıyorsun.
Gelecekteki seni neyi mutlu edeceğini de bilmiyorsun.
Mutluluğu konuşurken biraz da psikolojik destek alabilmeyi de konuşalım istiyorum.
Size Eczacıbaşı Evital'den bahsedeceğim.
Mutluluktan bahsederken desteğin önemini de vurgulamak lazım çünkü.
Mutluluğu arayanlar, mutluluktan vazgeçmiş olanlar, hep mutlu olmak zorunda hissedenler, mutsuzluktan beslenmeyi hayat zannedenler.
Tüm bunların hayatlarındaki anlamını keşfetmeliler aslında tüm böyle yaşayanlar.
Her psikolojik danışmanlık süreci kendimizle ilgili önemli bir keşife yol açabilir hayatta.
Bir dijital sağlık platformu olan Ezacıbaşı Evvitel'de uzmanlara kolayca ve online ulaşabilirsiniz.
Psikolojik danışmanlık, beslenme danışmanlığı gibi birçok farklı uzmanlık alanında sağlık profesyonellerinden destek de alabilirsiniz.
Erişilebilir fiyatlarla online randevu almak da çok kolay.
İster bir uzman seçebilir, ister sistemin önerdiği uzmanla görüşmeye başlayabilirsiniz.
Sağlıklı yaşamla ilgili bilgilere ulaşma şansınız da var.
Kendinizi, gerçek mutluluğunuzu ve yaşam seçimlerinizi önemseyin ve profesyonel destek almaktan lütfen çekinmeyin.
Ezracıbaşı Evital'le ilgili detaylı bilgiye bu videonun açıklama kısmından ulaşabilirsiniz.
20 yıl sonraki sana neyin iyi geleceğini de bilmiyorsun.
O yüzden elbette yaşam içerisinde mutlu olacağımız anları biriktirerek...
Huzurlu bir gelecek inşa edebiliriz ama ancak bunları yaparsam hayatımda mutlu olurum dediğimiz zaman bilmiyoruz ki beklentiler gelecekte geldiğimiz yerle eşme.
Oraları da henüz bilmiyoruz.
O yüzden mutluluğun anlarda olduğunu, gelip gittiğini, gelince kutlanması gereken bir duygu olduğunu, çok arandığında bulunmadığını ama yaşam içerisinde karşımıza çıktığında da hemen
bırakmamamız gerektiğini de unutmamamız lazım.
Mutluluk kadar duygular bölümünde konuşmuştuk.
Üzüntüye ihtiyacımız var. Öfkeye, korkuya, kaygıya yer yer.
Bazen ortalama bir kaygıyla yola çıkarız çünkü.
Utanca ihtiyacımız var.
Şaşkınlığa ihtiyacımız var.
Bunların hepsi bizi insan yapan duygular.
Ana fikrimiz olan soruya cevabı verelim.
Her zaman mutlu olamayız.
Sürekli mutluluk mümkün değil.
Aramakla bulunacak bir şey değil.
İnşa etmek gerekir. Doğan Hoca öyle diyordu aklıma geldi.
Onu inşa etmekte sürekli onunla meşgul olmakla olmaz.
Bize neyin iyi geldiğini, bize neyin varım diyecek kadar kendimiz hissettirdiğini, nelerde kendimizi kutlayabildiğimizi, hayatı güzel hatırlayabildiğimizi, yaşayabildiğimizi
fark edebilmektir inşa etmek.
Filozoflar mutlulukla ilgili cümleler etmişler.
Heraklitos demiş ki mutluluğun insanın iç dünyasıyla ilgili bir duygu olarak ele alınması gerekir.
Dünya olması gerektiği gibi devamlılığını sürdürürken herkes bu düzen içerisinde mutluluğu kendi iç dünyasında bulabilir demiş.
Yani dünya size sürekli mutluluk verir dememiş.
Mesela Demokritos mutluluğun ruhun iyi durumda ve dingin olması hali olarak tanımlıyor.
Ona göre mutlu olmak için kişinin elindekilerle yetinip gereksinimlerinden fazlasını istememe olgunluğuna erişmesi gerekir diyor.
Bilmiyorum tartışalım diye atıyorum.
Farklı fikirler bunlar. Bazen daha fazlasını istemek de yasak değil hayatta.
Diğerlerinin ihtiyaçlarının üstüne basmadan tabii.
Sokrates diyor ki insanın erdemli ve doğru olmakla mutluluğa ulaşabilmesi mümkündür.
Erdemli olmak kişiyi mutluluğa ulaştırdığına göre mutluluğun ahlaklı olmak üzerine bina edebileceğini aslında söylüyor.
Bunu savunuyor. Her zaman ahlakla eş değerli değil elbet bence.
Aynı zamanda kişinin kendi kendisiyle uyum halinde mutlu olabileceğini, kendisiyle uyumsuz birisinin asla mutluluğunu yakalayamayacağını da söylüyor.
Ve imzamızı atarız.
Kendiyle bütün olmayan, kendiyle kavga eden, kendiyle elbet ara ara denge bozulur ama iç dengesi, iç uyumu olmayan birinin mutlu olabileceğini ya da mutlu anların hakkını vereceğini de söyleyemiyoruz bence.
Nietzsche. Mutluluğun anlık ve gelip geçici bir duygu olduğunu kimsenin bu duyguya tam olarak erişemeyeceğini düşünüyor.
O insanların sadece kendilerini güçlü hissettikleri ve fıtratlarına uygun davrandıkları zamanlarda mutluluğu hissedebilecekleri görüşünde mesela.
Nietzsche'ye göre ahlak mutluluğa götüren bir yol değil.
Aksine Birçok mutsuzluk kaynağı ahlak sebebiyle ortaya çıkıyor.
Çünkü ahlaklı olmak insanın davranışlarını kısıtlıyor ve kişiye derin bir mutsuzluk yaşatıyor.
İki ayrı görüşü konuştuk mesela arka arkaya fikri.
Ama insan, sağlıklı bir insan ne zaman geri geldiğinde ahlaklı ve mutlu, geri geldiğinde ahlaklı ve mutsuz olabileceğini de seçebilir.
Bazen erdemli olmayı seçmek...
O koşullarda hemen hızlı dürtüsel bir mutluluğa da ulaşamayacağımız anlamına gelir ve biz bunu kabul edebiliriz.
Tabii mutluluk kavramı çok geniş kapsamlı olarak tanımlanan bir kavram olduğu için psikiyatristler, psikologlar bu durumdan bahsederken öznel iyi olma durumu ya da öznel esenlik terimlerini
kullanıyorlar. Buradan şunu söyleyebiliriz, herkesi mutlu eden şeyler aynı değil.
Bizi mutlu eden şeyler de biricik, bize bağlı.
Birini deniz kenarında bir tatile gitmek çok mutlu ederken bir diğerini yaz sıcağında orada bulunmak çok mutsuz edebiliyor.
Kalabalıkların içine karışmak, bir parçası olmayı çok mutlulukla anlatabilecek insanlar varken büyük mutsuzlukların kalabalıklardan geldiğini düşünenler de var.
İnsan kendisinin neyin mutlu ettiğini deneyimlerinden, bugüne kadar yaşadığı duygulardan ve bugüne kadarki ilişkilerinden de öğrenip yeniden bir mutluluk tanımı inşa edebiliyor.
Burada önemli bir kavram var.
Yaşam doyumu. Bu duygu insanın yaşamında önem verdiği işi, ilişkileri, gösterdiği başarılar gibi değişik alanlarda ne denli doyum bulduğu ile ilişkili aslında.
Yaşam doyumunu ne kadar bulabiliyoruz ve nerelerden alabiliyoruz?
Doyum mutlulukların tadına vararak yaşanabilen ve yeteri kadar yaşanıldığında geri çekilebilen aslında bir durum.
Size neler yaşam doyumu veriyor?
En çok yaşam doyumunu nerelerden alıyorsunuz?
Hep onu yapın, hep mutlu olun diye söylemiyorum ama mutluluğun anahtarları da oralarda.
Birkaç not düşelim mutluluk üzerine.
Mutluluk konuşuyorken.
Bazı önyargıları ya da mitleri kıralım diye söylüyorum bu notları.
Çok mutlu olan insanlar da zaman zaman çökkünlükler yaşayabilirler.
Ya da mutluluğu yaşayan insanlar kendi anlam dünyalarını kendileri yaratmışlardır.
Oysa mutsuzluğu yoğun hisseden insanlar başkalarını, el alemi ve dış dünyayı sürekli suçlama eğilimindedirler.
Bir başka not. Mutluluğun hak edilmediğine dair inanç sahibi olanlar ne olursa olsun mutlu olmayı kendilerine yasaklamaya ya da mutluluğa sürekli sınır
koymaya devam ederler. Bazı insanlarınsa çocukken mutlu olmaları bir sebepten yasak olduğu için ve mutluluk onların tamamlanmamış işi olduğu için mutluluktan bilerek ya da bilmeyerek
kaçınırlar. Birçok davranış bilimci insanların ağırlıklı olarak doyumsuz ve mutsuz olduğunu düşünmüştür bugüne kadar.
Ve aslında doyumsuzluğun, mutsuzluğun altında da geçmişte dolduramadığımız boşluklar vardır.
Anlamlarını bulmak gerekir.
Evet elbette mutluluktan bahsederken fizyolojiden, bedenden, hormonlardan.
Hormonlar işlevini yerine getirdiği zaman biliyorsunuz ki aslında ruh halimizi, hayata bakışımızı ve duygularımızı da önemli ölçüde etkiliyorlar.
O yüzden detaylı anlatımlarda serotoninin anlamını, endorfinin anlamını, dopaminin anlamını, oksitosinin anlamını siz de gidip araştırabilirsiniz.
Salgılamak, hissetmek bedensel ve psikolojik olarak aslında nerelere dokunuyor, neye denk geliyor daha detaylı öğrenebilirsiniz.
Bu dertleşmenin konusu olmasın.
Başka bakış açıları var mutluluk üzerine.
Mesela pozitif psikoloji mutluluğun anlamını şöyle ele alıyor.
Öznel iyi olmanın irdelenmesi gerektiğini düşünüyor.
Pozitif psikoloji ile ilgilenen uzmanlar.
Günlük konuşma diliyle öznel iyi olmaya mutluluk diyor.
Mutluluk ya da öznel iyi olma kişinin yaşamına dair olumlu düşünce ve duygularının miktarca üstünlüğüdür diyor.
Başka bir de işte bireylerin yaşamlarından aldıkları doyum ve olumlu duyguların toplamıdır diyor aslına bakarsak.
Psikolojik yaklaşım ne diyor?
Doğduğu andan itibaren acı ve hayal kırıklıkları ile yüzleşmeye başlayan insan hayatta baş edilmesi zor görevlerle mücadele ederken aslında silinmesi güç yaralar alıyor diyor erken
dönemden itibaren. Psikolojik terapinin kurucusu olan Sigmund Freud yaşamın mutsuzluklarla dolu olduğuna ve insanın daimi acısına işaret ederek acının ve mutluluğun sürekli etkileşiminden
bahsediyor ve bunun gerçek hayat olduğunu söylüyor.
Freud'a göre insanın daimi acısı onu mutluluk arayışına itiyor yani acı mutluluğu doğuruyor.
Mutluluğu bulan insan onu korumaya ve saklamaya çalışıyor.
Ancak bütün bu çabaları onu daimi mutsuzluğuna geri döndürmekten başka bir işe yaramıyor.
Çünkü mutluluk anda yaşanan ve zaman içinde kaybolan bir duygudur diyor.
En net altında çizeceğimiz yer mutluluğun anlarda olduğu yeniden.
Freud diyor ki insanın mutlu olması gereği yaratılış planında yoktur.
Histerik sıkıntılarınızı alışıla gelmiş sıradan mutsuzluğa dönüştürebilirsek çok şey başaracağız.
Yani mutsuzluklar sıradanlaştığında başarabiliyoruz diyor.
Sağlığa kavuşturulmuş bir zihinsel yaşamla bu mutsuzluğa karşı daha iyi silahlandırılmış oluruz diyor.
Yani mutsuzlukları mutluluğa döndürerek değil de mutsuzlukları hayatın bir parçası olarak sıradanlaştırıp Kabul ederek yaşamayı yaşama karşı daha güçlü donanımlı olmak olarak
anlatıyor. Varoluşçulukta da mutluluk çok irdeleniyor.
Aslında gerçek anlam ve mutluluğa ulaşmanın en temel yollarından bahsediyor varoluşçuluk.
Kendinin farkında olabilmek mesela biri.
Özgürlük ve bireysel sorumluluk bilinci kazanmak hayatta.
Bizi nelerin kaygılandırdığını anlamak.
Ölümün gerçekliğiyle yüzleşmek, evet ölüm var diyebilmek.
Hayattaki anlam arayışının peşine düşmek ve anlam arayışı herkese göre farklı.
Herkesin yaşamının anlamı farklı.
Otantik olmak, yani kendimiz olmak, kendimiz gibi olmak.
Hangi alanlarda nasıl yaratıcı olduğumuzu bulmak ve yalnızlığı da kabul edebilmek.
Ve yaratıcı tek başına olma halinden kendimizden kendimizi doğurabildiğimiz bir hayatı bulabilmek baktığımız zaman.
Anlamlı varoluşçuluğun söyledikleri mutluluk için.
Bilissel davranışçı yaklaşım, bütün psikolojik sorunların altında yatan ortak noktanın, kişinin ruhsal durumunu ve davranışlarını etkileyen, çarpıtılmış, işlevsel olmayan düşünceler olduğunu
söylüyor. Çarpıtılmış olumsuz düşüncelerin gerçekçi bir biçimde yeniden değerlendirilip değiştirilmesiyle duygu ve davranışların da değişeceği ve sonuçta mutluluk ve duyumun artarak iyileşmenin
sağlanabileceğinden bahsediyor aslında.
O erken dönemden itibaren hayatımıza girmiş olan işte o ben değersizim, ben yetersizim, insanlar beni sevmez, ben aptalım, ben beceriksizim gibi.
Temel inançlara inildiği zaman yaşam içerisinde bunları nasıl öğrendiğimiz ve nasıl dönüştürebileceğimize baktığımız zaman hayata bakışımızın da değişeceğini ve mutluluğu da hissedebilmeye başlayacağımız
üzerine bir vurgu aslında bilissel davranışa yaklaşımı.
Benim de hayat biçimim olan aynı zamanda terapi ekolüm olan geçtaltı yaklaşımı da diyor ki insan bir bütündür.
İnsan psikolojik ve fiziksel, fizyolojik ihtiyaçlarını karşılayabilerek hayattan doyum ve mutluluk alır.
İhtiyaçlarını karşılayabilenler bu hayatta var olabilir.
İnsanın büyümesini ve ihtiyaçlarını karşılamasını engelleyen temel unsur geçmişteki tamamlanmamış işlerdir.
Geçmişe geri dönüp sürekli onlarla oyalanmak değil de o zaman o çocuğa, büyümekte olan o çocuğa neler verilmedi, neler yanlış verildi, nelerden zarar gördü, neler eksik bırakıldı.
Bunu bugün şimdiki zamanda anlayabilmeye, hissedebilmeye, farkına varabilmeye ve yeniden harekete geçip o çocukla ve hayatla temas kurabilmeye başlarsanız gerçek
mutluluğun anlarıyla, duyumlarıyla, Gerçek temasıyla da karşılaşabilirsiniz diyen bir yerden geliyor bu mesele aslına bakarsanız.
Mutluluğa başka bakış açıları anlatmak istedim.
Jung'dan bahsetmeden olmaz.
Bir röportajda şöyle cevap veriyor mutlulukla ilgili soruya, mutluluğu etkileyen temel faktörlere.
Diyor ki insanın mutluluğu hissedebilmesi için mental ve fiziksel sağlığının iyi olması lazım.
çevredeki, yaşamdaki bunca olumsuzluğun arasında güzellikleri de fark edebilme ve takdir edebilme becerisi olması lazım.
İyi yaşam koşulları ve çalışma şartlarını sağlamak için bunu bize çoğunlukla sistem vermiyor ama uğraşması ve bunun için çabalaması lazım.
Hayatın sıkıntılarıyla iyi bir şekilde başa çıkmada yardımcı olacak yaşamsal bir inancı olması lazım.
Olumsuzlukları kabul etmesi, Ve bunları daha olumlu hale nasıl çevirebilirim diye her zaman çok inatçı davranamıyoruz.
Her zaman direncimiz olmuyor ama buna bakabilmesi lazım.
Gerçekten de öyle. Bazen yeniden umutsuz çocuk olmak, yeniden kırılmak, ne yaşadığımızı kabul etmek geçmişti.
Kendimizle ve kendi yaşadıklarımızla yüzleşmek, yeni deneyimler için korka korka da olsa adım atmak, başka ilişkiler kurmak.
Çünkü hayattaki ilişkilerde kırılan yeni ilişkilerde düzelir.
Kalabalıklara gerek yok her zaman.
Kendimizle bazı pazarlıklar yapabilmek, ben böyleyim, ben asla yapmam dediğimiz konuları deneyimleyebilmek ve hangi amaçtan, hangi yoldan, hangi hayalden gidersek kendimizi gerçekleştirebileceğimiz
bir hayata bakabilmek de anda doyumu, mutluluğu, keyfi, saadeti, bahtiyarlığı yakalayabilmek için önemli yerler arasında duruyor bu dünyada.
Hep mutluluk yok.
Ama insanın kendini daha iyi, mutlu, yer yer daha iyi ve daha mutlu hissedebilmek için sebepleri var.
Koşulları var. Peşine düşebileceği konuları var.
Bazen 2.80 yere yapışıp mutsuz olmayı kabul etmek de tamam.
Ama bir ömür 2.80 yerde geçmez ya.
Nereden başlayabilirim?
Bebek adımlarıyla diyebilmek de temel bir şey.
Böyle. Psikolojik dayanıklılık serisinin bir başka dertleşmesinde buluşuruz.
Dijital Sağlık Platformu Eczacıbaşı Evital sundu.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
