
Uzman Psikolog Gökhan Çınar’la Psikolojik Dayanıklılık Serisi şimdi yayında! Gökhan Çınar, zor zamanlarda psikolojik olarak hayatta kalmak, duygularımızı yaşayabilmek ve ifade edebilmek, bu hayatı yaşarken ihtiyaçlarımızı fark etmek, kendimiz olabilmek ve kendimizi iyileştirebilmek üzere bizlerle dertleşiyor.
Kendin için şimdi bir adım at ! Dijital sağlık platformu Eczacıbaşı Evital’i hemen indir, psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığı görüşmelerini %20 indirimle planla. 👉 Kod: CINAR25 Evital'i indirmek için: https://s.evital.app/gokhancinar
*Bu bölüm "Eczacıbaşı Evital" hakkında reklam içerir*
Transkript
Hoş geldiniz, merhaba.
Çok uzun zamandır böyle birebir size, size ulaştığım, size hitap ettiğim, bilmiyorum belki şu an dinleyenler vardır sadece ama hepinizle göz göze hissettiğim bir buluşmamız olsun
istemiştim ben. Belki geç kaldım biraz podcast yapmakta ya da videocast yapmakta ama birebir dertleşmelerimizi önemsiyorum ben.
Hele böyle zamanlarda...
Şöyle bir baktığımız zaman aslında ülkede, dünyada, evde, kendi içimizde çoğunlukla bir fazla kaygı hali var hepimizde.
Bir başka bir bastırılmış öfke var sanki.
Çoğunlukla da kendimizden çıkan bir öfke var galiba.
Aslında üzüntülerin de üstü örtülüyor.
Çünkü hayata devam etmek zorundayız.
Bütün bu yaşananların ortasında da.
Kimine soruyorum çaresizlikten bahsediyor.
Bazılarının hayal kırıklığı birikmiş durumda.
Umutsuzluk çok yaygın aslında baktığımızda.
Ve çoğunlukla Türkiye'nin bu dönemki ruh halini belki konuşacak ve yorumlayacak olsak herhalde bir maskeli depresyon toplumu diyebilirdik.
Çünkü... Aslında depresyon bile yaşandığında biten bir şey olduğu için bizler depresyonumuzu da ya da depresif dönemlerimizi de yaşayabilmememeye başladık.
Yaşayamıyoruz. Çünkü diyorum ya devam etmek zorundayız hayata.
Soluklanmak ve hadi bir güç bu sabaha da uyanayım deyip devam etmek zorundayız baktığımız zaman.
İçerisi biraz sıkışık.
Dışarısı biraz fazla kargaşa.
Birçok konuyla ilgili.
O yüzden de... Tam dertleşmenin zamanı gibi geliyor bana.
Bu seride beraber konuşalım.
Düşündüm ismi...
Psikolojik dayanıklılık serisi olsun istedim.
Çünkü psikolojik dayanıklılığın aslında birçok bileşenini konuşacağız.
Başlık başlık bu buluşmaların içerisinde.
Ben de aslında psikolojik dayanıklılığım üzerine sizinle dertleşmek istiyorum.
Hep söylüyorum biz psikologlarla ilgili böyle sanki her an çok güçlü, dertsiz, tasasız, hep mutlu, hep umut edecek bir yol bulabilecek anlamlar yüklenir.
Biz ruh sağlığı uzmanlarının üstüne ama...
Biz de sıkışıyoruz yer yer ve bütün bu sıkışıklığın içerisinde hani nasıl ki insanın insana ihtiyacı var.
Ben de medyada anlatıcı olmayı seçmiş bir psikoterapist olarak size ihtiyaç duyuyorum daha fazla.
O yüzden de daha yan yana hissediyorum.
Şu an hayalim nasıl biliyor musunuz?
Böyle herkes karşımda ne bileyim milyonlarca kişiyle beraber bir salondayız şu anda ve gözlerinize bakıyorum.
Daha her şeye rağmen umutlu bakanlar var.
Daha buğulu gözlerle bakanlar var.
Daha yardım isteyen belki bakışları olanlar var.
Böyle oturmuşuz beraber hayat üzerine sohbet ediyoruz.
Şeyci değilim ben biliyorsunuz.
Böyle her koşulda işte kendine inan, vazgeçme, ayağa kalk çabuk, düşmek senin hakkın değil.
Böyle bir dilim yok benim.
Çünkü düşüş dönemlerinde yeteri kadar neye üzüldüğümüzü, kızdığımızı, neyden utandığımızı, ne için korktuğumuzu çok böyle...
Fark etmezsek ayağa kalkma dönemleri de yarım yamalak oluyor hayatımızın içinde.
O yüzden de biraz oralara bakmak istiyorum.
Bizim bugüne kadarki karşılaşmalarımız var.
Katarsis onlardan en yaygın olanı galiba.
Daha gençleri duyduğumuz bir Z kuşağı programımız vardı biliyorsunuz.
Bir bankın ortasında, bir sokağın ortasında, bir bankta sokaktan geçen insanlarla dertleştiğimiz geçecek mi buluşmalarımız vardı şimdiye kadar?
Yine başka bir hayata uyansaydın, neleri seçerdin diye konuştuğumuz bir fük programımız var.
YouTube'da bunlar hep bulabileceğiniz yerlerde.
Türkiye'yi dünyaya dolaştığımız gel yeniden başlayalım buluşmalarımız var.
Seminerden biraz daha fazlası biliyorsunuz ki onlar.
İki tane kitabım var.
Üstüne çok şey okuduk beraber sizinle.
Onlardan bir tanesi ilk kitabım Geçecek mi?
Bir diğeri de Benim Evim Neresi?
Aidiyet üzerine konuştuğumuz süreçlerdi.
Bunlara bu podcast ve video kesti de.
Ekleyelim istedim. Psikolojik dayanıklılığı konuşabilelim istedim.
Tabii aslında sorayım da size siz nasılsınız?
Şimdi bu nasılsınız sorusu günlük hayatın içerisinde biraz daha görev yiyeceği bu sorulan.
Cevabı duyulmadan sorulan bir soru olmaya başladığını biliyorum.
Çünkü artık hayatın kaosu arttıkça aslında kötü bir niyetle değil ama yalandan nasılsınlarla da dolduğu için ortalık.
Şöyle bir durup kendinize de bir sorun.
Nasılım diye. Çünkü insan belki de gerçekten kendi duygusunu hızlı kaçıran bir yerde böyle zamanlarda.
Sosyal medyada kaydırır gibi yaşıyoruz kendi duygularımızı da.
Nasılım sorusunun cevabı sizin için nasıl?
Mesela bir şey hissetmiyorum olabilir, bilmiyorum olabilir.
Üzgünüm, öfkeliyim, korkuyorum, kaygılıyım olabilir.
Tükenmiş hissediyorum, çaresiz ya da yoruldum.
Bu aralar çok yorgunum, umut arıyorum.
Beni ayakta tutacak bir şeyler arıyorum.
Ya da dünya umurumda değil, iyi olmamı kimse bozamaz diye düşünüyorum olabilir.
Bütün bunların hepsi aslında bu dönem duygularınızı nasıl yaşadığınızla ilgili bilgi veriyor bize.
Ve aslında nasılsın sorusunun cevabı psikolojik dayanıklılığımızla ilgili.
O yüzden de bu seriye psikolojik dayanıklılık ismini verelim istedik beraber.
Psikolojik dayanıklılık aslında hayatın zorlukları karşısında sağlam kalabilmeyi, kırıldığımız yerlerden de büyüyebilmeyi, yaşanan zorluklardan, olumsuzluklardan, sıkıntı ve sıkışıklıklardan
sonra hazır oldukça çaba göstererek...
...toparlanabilmeyi ve yeni koşullara aslında uyum sağlayabilmeyi ifade eden bir kavram.
Dayanıklılığımızı anlamak için bütün bunlara bakmamız gerekiyor ama...
...psikolojik dayanıklılığın bence temel...
...zemini esneklik.
Esnek olabilen insan...
...dayanıklıdır biliyor musunuz?
Yani... ...yaşam içerisinde düğün de var, cenaze de var.
Aslında gece de var, gündüz de var.
Güzel vicdanlı insanlar da var.
Vicdani gelişimini tamamlamamış insanlar da var.
Ülkenin, dünyanın böyle kapısı açık, umutlu dönemleri de var.
Çok umutsuz, çok karanlık.
Biz buradan önümüzü nasıl göreceğiz diye düşündüğümüz zamanları da var.
Aslında psikolojik olarak dayanıklı olan insan bütün bunların hiçbirini umursamayan ya da her dönemde aynı olan insan değildir.
Ama zorluğa da, ferahlığa da...
Kalbini, ruhunu, aklını, kendisini uyumlayabilen insan aslında esnektir diyebiliyoruz biz.
Yani hayat zorlukları karşısında kendimizi koruyacağımız, alan tanıyacağımız ya da o zorlukları tanımlayabileceğimiz bir alanda esnek olabilmemiz önemlidir hayatta.
Psikolojik esneklik duygularımızı deneyimleme ve işleme yeteneklerimizi ifade ediyor aslında.
Aynı zamanda sürekli değiştiği için çevremize nasıl uyum sağladığımızın da bir parçası.
Öngörülemeyen bir dünyayı yanıt olarak duygularımızı yönetme ve düzenleme yeteneği esneklik.
Ve bütün bunların hepsi de aslında esnek olmayı gerektiriyor.
Bilmiyorum dayanıklı mıyız hepimiz bu aralar?
Bu koşullarda...
Bu koşullarda her zaman mümkün mü dayanıklı olmak?
Bireysel, toplumsal, bedensel, psikolojik, politik, ekonomik bunca meselenin ortasında hep dayanıklı olmak zorunda mıyız diye de soruyor insan bu kavrama baktığımız zaman.
Aslında dayanıklılığı şöyle söyleyebiliriz.
Düşsek de hazır olunca kalkabilmek.
Dağılsak da kendimizi bir yerde toparlayabilmek.
Ve hastalansak da...
Kendimizi iyileştirme gücüne güvenebilmek şeklinde tanımlayabiliyoruz.
Farkındaysanız hiç düşmemek böyle taş gibi kaya gibi sürekli ayakta kalmak demedim.
Zaten öyle olanlar bir anda yıkılıyorlar 2.80.
Hem psikolojik sağlık açısından hem fiziksel sağlık açısından.
Ben hep güçlü olmak zorundayım gibi bir dayanıklılık yok.
Hep dayanıklı kalamıyoruz zaten.
Canımız acırken.
...kalbimiz kırıkken... ...ne bileyim işte yani gemimiz batıkken...
...sağlam kalmaya çabalasak da...
...bir yerde psikolojik ve fiziksel dayanıklılığımızı...
...kaybedebiliyoruz.
Öyle insan hep dayanıklı değil.
Hani yoklukta ve yoksunlukta...
...ne bileyim ayrılıkta ve kayıpta...
...dayanıklılık insanın doğasına da ters.
Güçsüzlüğü bilmeden zaten kimse gücü, dayanıklılığı falan tanımlayamaz.
Güçsüzlüğü bilenler tanımlayabilir.
Acıyı yaşamadıysak mesela mutluluğun ne olduğunu bilemiyoruz bu hayatta.
Böyle karanlığın içerisinde aydınlığa özlem duya duya aslında aydınlığı çağırabiliyoruz hayata.
Hiç kapanmamış bir kapıyı nasıl açacağımızı bilemediğimiz için kilitli kapılara da ihtiyacımız var hayatta.
Böyle zamanlarda...
Dayanıklı kalamadığımız zamanlarda dertleşmek, destek almak, destek vermek, bize iyi gelen alanlarla ilgilenmek, bedenimize iyi bakmak, hedefleri ve dönemi gözden geçirmek ve
gerçekçi bir değerlendirme yapmak dayanıklılığa aslında katkı sağlıyor.
Bazen ne bileyim seçtiğimiz insanlara seçilmiş kalabalıkları halimize anlatmak, bazen gönüllü yalnızlıklarımızda geri çekilip kendi halimizi anlamak da duamıza iyi geliyor baktığımız zaman.
Peki diyelim bütün bunları yapsak da ayağa kalkamadık.
Dayanıklı da olamadık o dönem ya da tam bu dönem.
O da kabul. Düştüğümüz yerde kalıp nasıl kalkamadığımızı yaşamak da bazen gelecekteki dayanıklılığımızı tanımlıyor.
Böyle hayata daha kuvvetli adımlarla ilerleyen insanlar tanıyorum.
Bakıyorum hayatlarına ciddi ciddi acı, sıkışık, sıkıntılı.
Böyle gerçekten...
Hiçbir şey düzelmeyecek dedikleri dönemlerden geçmişler.
O büyük kayıplar, yaslar, zorluklar, travmalar.
Oralardan büyüyebilmek hayat işimizi bence.
Gerçekten öyle. Üzüntü zaten insanı en derinden büyüten duygu.
Bütün duyguların yanında.
O yüzden oralardan dönebilmeyi de önemli buluyorum.
İşte bütün bunları konuşabilelim diye.
dayanıklılığımızı kuvvetlendirelim ve dayanıklı kalamadıysak da zaafımızın yerlerini anlayalım diye bu seriyi yapalım istedim ben.
Ve biz bu serinin ilk bölümünde affetmeyi konuşalım istedim.
Neden? Çünkü bir psikolog olarak 20 yılın üstünde bu mesleği yapıyorum artık.
Bana çok sık sorulan sorular var.
Affedebilecek miyim? Kendimi ne zaman affederim?
Affedersem yüklerimden kurtulur muyum?
Onu seviyorum ama affedemiyorum gibi çoğaltılabilir.
O kadar çok sık karşıma çıkıyor ki bunlar.
Böyle olunca psikolojik dayanıklılığın bir parçası olarak affetmeyi ya da affetmemeyi konuşarak başlıyorum.
Ben de bu seriye.
Affedemiyoruz bazen tabii.
Bugünlere kolay gelmedik.
Çok insan çıktı karşımıza.
Bazılarına çok daha fazla değer verdik.
Böyle kalbimizin merkezini aldık.
İnsandan da yara aldık.
Biz de insana yara verdik.
Düşünüyorum insanla hastalandık.
İnsanla iyileştik.
Bütün bunlarla beraber hastalandıysak ya da umudumuzu kestiysek sürekli yalnız mı kalacağız?
Hayır. İnsanın da insana ihtiyacı var.
O yüzden de insan ilişkilerindeki yamaları, yaraları, sıkıntıları tanımlayabilen affedebilmeyi ya da affedememeyi beraber konuşursak belki biraz yol alabiliriz
diye de düşünüyorum. Affetmek sözlük tanımı olarak, anlamı olarak bağışlamak, hoşgörüyle karşılamak gibi anlamlara geliyor bakınca.
Affedememekte bazı duygular var hayatın içinde.
Öfke gibi. Nefret gibi, kin, kırgınlık, üzüntü gibi, hayal kırıklığı, utanç, suçluluk ya da ne bileyim kendini suçlamak gibi.
Bu duygular genellikle bir başkasının ona zarar verdiği, onu değersiz hissettirdiği, onda yara açtığı veya haksızlık yaptığı hissiyle ilişkili oluyor kişide.
Buralardan geliyor baktığımızda.
Affetmek aslında bireyin kendisini inciten başka bir bireye, duruma ya da topluma karşı duyduğu öfke, nefret, kin, kırgınlık gibi tanımlanıyor.
Ama bunları dönüştürüp anlayış, şefkat, kabul gibi tutumlara yönelme halini tanımlıyor.
Tabii bazı cümleler var böyle kocaman.
Unutan affeder gibi.
Onun bir hemen yanlış bir şey olduğunu konuşalım beraber.
Unutan affedemez. Bilmiyorum ne yaşadığımızı unutursak.
...bize nasıl hissettirdiğini de unuturuz.
Bize nasıl hissettirdiğine duyarsızlaşırsak...
...hissizleşirsek...
...o kişiyle ilgili duygumuz...
...ne kendi yerinde kalabilir...
...öfkede kalabilir...
...ne de affetmeye...
...ya da dönüştürmeye dönüşebilir...
...baktığımız zaman. O yüzden...
...bütün bu gel yeniden başlayalım...
...deneyim...
...seminar serisine gelenler bilirler ki...
...ben hep söylüyorum...
Unutmak değil hatırlamak iyileştirir diyorum mesela.
Çünkü ancak nerede boşluğumuz olduğunu hatırlarsak o boşluğu yeni deneyimle ya da yeni duygularla doldurabilecek hale geliyoruz hayatta.
Biliyorsunuz beni böyle yukarıdan bir yerden bakarak topluma insanlara işte affetmek için şöyle yapın ya da affedemiyorsanız böyle yapın demem.
Ya da sadece bilim kuram anlatmam.
Kendimden de anlatırım.
Bu kitaplarda da hep öyleydi.
Kendi hikayemden de yola çıkarım.
Zaten biz psikologlar aslında önce kendisindeki zaafları dönüştürmeye...
...sonra buralardan da öğrendikleriyle kendisini parantez içine alıp...
...diğer insanlara acılarına, mutluluklarına, zaaflarına, güçlü yanlarına eşlik etmeye başlayan bir yerden geçiyoruz.
Affetmek deyince iki keskin anı geliyor aklıma.
Biri çocukluktan. Uzun uzun anlatmayayım benim terapi seansım değil elbet ama çocukluktan böyle çocukluk böyle çok esnek bir dönem hayatımızda böyle çok kendimiz
gibi olduğumuz gibi kendinden ışıklı öyle söyleyeyim size.
Çünkü aslında o zaman varoluşumuza dışarıdan müdahaleler çok gelmemiş oluyor.
Çünkü çocuk olduğumuz zaman aslında dünyaya kollarımızı açıyoruz ve kendi mizacımızı karakterimizi dünyayla bütünleştirmeye çalışıyoruz.
Ama o bütünleşmeye zarar veren insanlar oluyor.
Bazıları da çok yakınlarımızda oluyor.
Benim de çocukluk anımda yıllar boyunca affetmediğim kişi aslında böyle o ışıklı dünyanın ortasında yıllarca onu bir gölge gibi hatırladım mesela.
Çocukluğu kıran. Ben çocukluğumu kırdı derim mesela onunla ilgili.
O bütünü kırdı. Parçaladı gibi bir yerden hatırladığım biri.
Tabii biz terapistlerin de terapistleri var.
Yıllarca bunları çalışıyoruz biliyorsunuz ki.
Bu kadar çok tabii affedebilmeyi konuşurken sormam gereken bir soru var size.
Eğer bu bahsettiğim duygularla ve durumlarla zorlanıyorsanız psikolojik destek alıyor musunuz?
Tam bu noktada size...
Evital'den bahsetmek istiyorum çünkü.
Affedebildiklerimiz, affettiklerimiz, affetmek istediklerimiz, hayatta taşınan taşınmayan yüklerimiz var hepimizin.
Bazen bir yükü yalnız başına ve desteksiz taşımaya çalışmak psikolojik dayanıklılığımızı zorluyor ve bizi daha fazla çıkmaz da hissettiriyor aslında.
İşte tam bu noktada psikolojik destek almak...
kendimizi, yaşadıklarımızı ve taşıdıklarımızı anlamlandırmamızı ve hafiflememizi sağlıyor.
Evital, uzmanlara kolayca ve online ulaşabileceğiniz bir dijital sağlık platformu.
Psikolojik danışmanlık, beslenme danışmanlığı gibi birçok farklı uzmanlık alanında sağlık profesyonelleri var Evital'de.
Erişilebilir fiyatlarla online randevu almak çok kolay.
İster bir uzmanı kendiniz seçebilir, ister sistemin önerdiği uzmanla görüşmeye başlayabilirsiniz.
Kendinizi desteksiz bırakmak zorunda olmadığınızı bir kere daha hatırlatmak istedim.
Evital hakkında detaylı bilgi için videonun altındaki açıklamaya bir göz atabilirsiniz.
Ne zaman affettim diyebildim biliyor musunuz?
O anıya dönüp baktığım zaman.
Çünkü kolay bir zaman dilimi değil bu.
Kendi çocukluğumu kendim tamir edince.
Çünkü bulsam, görsem, haykırsam, sarsam, ne bileyim, intikam alsam.
Belki bazılarına iyi geliyordur ama artık o benimle ilgili.
Artık o onunla ilgili değil.
Kendimi büyütmem lazım.
Ve kendi çocukluğumdaki o kırık, boşluklu ya da işte gölgeli anları ben tamir edebilmeye başladıkça ve bakıyorum ona karşı da hiçbir şey hissetmiyorum.
Öfke, nefret, kin. O zaman affettim diyebilmeye başlıyorum.
Bir diğer affetme meselem yetişkinlikten örnek verebilirim mesela bunu da.
Çok büyük bir hayal kırıklığı.
Böyle tabi bu da benimle ilgili bizimle ilgili ama birine böyle çok büyük anlamlar yüklersiniz ya.
Yani bütün herkes gider de sadece o kalır diyebilirsiniz.
Hani herkes her türlü ihaneti yapar da o yapmaz diyebileceğiniz birileri.
Belki sizin de hayatınızda olmuştur.
E şimdi aslında hayal kırıklığı ondan gelince böyle çok zorlu sıkıntılı bir dönemde böyle ses versen de sesini duyamayınca onun.
O en gitmez zannettiğin kişinin en zayıf hissettiğin zamanda yalnız bırakıp gidince.
E onun hayal kırıklığı da başka türlü oluyor tabii böyle insanda.
Düşünüyorum onu ne zaman affettim.
Diye hepsini affetmek zorunda değildim yani bu kendiliğinden oldu.
Ben kendi zaafımı anlayıp güçlenince affettim diyebildim galiba.
Yani kendimden alamadığım desteği sürekli ondan beklemişim.
Bütün dünya üzerinde ona böyle kocaman bir süper kahraman anlamı yüklemişim.
En sadık, en vicdandı, en kötü gün dostu.
Sen düşersin o seni kaldırır.
Sen ağlarsın o gözyaşını siler.
Dayadım ki sırtıma. Kendi sırtına, kendi omzuna yaslanamayacağını düşünen insan ancak bir kişiyi bu kadar kahraman ilan edebiliyor.
Onun da hayatta böyle bir misyonu yok ki.
Evet keşke öyle demeseydi.
Keşke o kadar hayır hayır ben varım demeseydi.
O da onunla ilgili. O da galiba birinin hayatında daha güçlü biri olmak istiyordu.
Bakınca. E ben de hop yakaladım bunu havada.
Ben de hayatımda güçlü biri olsun ve tek olsun istiyordum belki.
Bu benimle ilgili.
Bu benim güçsüzlüğümle de ilgili.
Bunu fark edip biraz yola çıkınca...
...başlıyor.
Kendiliğinden affetme başlıyor.
Kimse bana affet artık onu demedi yani.
Benden başladı bir şekilde.
Böyle onu da affettim, bunu da affettim diye...
...ahkam kestiğime bakmayın.
Affedemediklerim de var. Siz psikologlar her şeyi affeder misiniz?
Ya da...
İşte çok etkilenmez misiniz?
Ne bileyim işte her şeyi aşar mısınız?
Hayır. İnsan kalabilmenin bir parçası galiba.
Bir ruh sağlığı makinesi gibi yaşamıyor olmamız bizim de bakınca.
Kendi affettiklerimize, affedemediklerimize bir fark ederek başlayabiliriz.
Mesela affetmek sizin için ne demek?
Şöyle bir hayatınıza baktığınız zaman gözden geçirin lütfen benimle beraber.
Kolay mı zor mu mesela?
Hani o asla affetmem diyenlerden misiniz hayatta?
Ne bileyim yoksa tam ters kutbu.
Yani herkesi ve her şeyi hemen affedenlerden misiniz?
Ya da sizinki tam nerede derece olarak?
Mesela hayatta hiç affedemediğiniz biri oldu mu?
Bir düşünün onu. Sorgulamak zor gelir ama aslında hayatı kolaylaştırır bir süre sonra.
Affedemediğiniz kişiyle ilgili ve size yaşattığı şeyle ilgili bugünkü duygunuz ne?
Öfke mi mesela? Utanç mı?
Derin bir üzüntü mü?
Suçluluk mu? Mesela bazen biri bizim canımızı yakar biz kendimizi suçlu hissederiz diye.
Öyle bir şey mi? Hissizlik mi mesela?
Hiçbir şey hissetmiyorum gibi bir yer mi?
Nefret mi? Genelde yasaklı duygular gibi konuşulmaz hiç.
İnsanların nefret etmeye de hakkı var.
Nefret ancak dönüşürse insanı yüklerinden arındırır çünkü.
Hangi duygu? Peki.
Mesela affedemediğiniz kişiye affedemediğiniz şeyi yaptığında siz hayatın nasıl bir dönemindeydiniz?
Nasıl davranırdınız ona?
Nerelerde teslim olurdunuz?
Ne bileyim. Aslında soru şu.
Neye izin verdiniz? Çünkü o dönem bizim zaaflarımızla da ilgili.
Diyeceksiniz ki hırsızın hiç mi suçu yok?
Var. Ama biz de bir yerlerde bir şey yaptık yani.
O pencereyi tam kapatmadık ya.
O kapıyı tam kilitlemedik.
Ne bileyim işte. Evimizin yani içimizin bütün gizli bölmelerini ona gösterdik.
Bazen göz göre göre görmezden gelerek onu yapacağını bile bile bütün sinyalleri verirken, bütün alarmlar çalarken yaptık o izni ya.
Yani o yüzden hayatınızın nasıl bir dönemindeydiniz o dönem diye soruyorum.
Şimdi olsa nasıl davranırdınız ona?
Bir düşünelim.
Siz de düşünün daha nokta nokta davranırdım.
Bu kadar nokta nokta yapmazdım.
Şu nokta noktaya izin vermezdim.
İnsan böyle düşünüp hissettiği zaman aslında önce kendini affetmeye başlıyor zamanla.
O zamanki halim o koşullarda, o zamanki zaaflarla hayatı bildiği kadarıyla buna izin verdi.
Tam tersine de gidelim.
Bunları düşünürken, sorgularken buralarda pauslamak okey.
Bir durmak, bir bakmak, bir dur Gökhan yeni cümlesini söylemeden bir içime bakayım, döneyim demek.
Peki affettiğiniz biri oldu mu?
Gerçekten affedebildim dediğiniz biri.
Bir geçmişe dönüp bakın.
Affedebildiyseniz eğer demin biraz önce bahsettiğim duygular o kadar yoğun değildir.
Öfke biraz uçmuştur.
Ne bileyim ona karşı hisleriniz dönüşmüştür.
Üzüntü azalmıştır. Suçlamıyorsunuzdur artık onu da kendinizi de.
Böyle oluyor affetmek.
Demlene demlene. O kişi ne yapmıştı size?
Ve o yaptığı şeyin anlamı zamanla nasıl değişti?
Ne oldu da affettiniz? Uzağınızda mıydı onu affettiğinizde yoksa hayatınızın tam merkezinde olmaya devam mı etti?
Ve affettiğiniz kişiyle ve şimdi size yaşattığı duyguyla ilgili sizin duygunuz ne?
Duygular dönüştü mü yoksa affetmiş gibi mi yapıyorsunuz?
Sorgulamak önemli çünkü bazen insan affettim dediği ama içeriden bir yerden hiç affedemediği bir insanla ömür geçiriyor.
Ve artık bu olay geride kalsın diye...
Artık halının altında kalsın diye bir daha ağzımızın tadı bozulmasın diye söylemiyor da bunları bakınca.
Affetmek nedir? Nasıl affederiz?
Bunları konuşup duruyoruz da. Affetmek ne değildir?
Belki tersten gitsek fena olmayacak.
Affetmek o kişiyi sevmekle aynı anlama gelmiyor.
Bu arada.
Bazen affedemediğimiz kişiyi de sevmeye devam ederiz.
Affetmek o kişiyi sevmemekle de aynı anlama gelmiyor aslında.
Çünkü bazen sevmediklerimizi de affetmiş olabiliyoruz.
Affetmek o kişiyle konuşmak zorunda olmak anlamına da gelmiyor.
Bazı affetmeleri kendi içimizde ve kendi hayatımızda hallederiz.
Konuşabiliyorsak, bizi duyabiliyorsa ne âlâ.
Ama bazılarımızın affedemedikleri artık hayatta değil.
Bazılarımızın affedemedikleri artık bizim hayatımızda değil.
Affetmek illa o kişiyle ilişkiyi sürdürmek anlamına da gelmiyor.
Bazen ilişkimizi bitirdiğimiz, artık görmediğimiz, artık görmek de pek istemediğimiz kişiyi de affetmiş olabiliyoruz mesela.
Affetmek o kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak da değil bu arada.
Yani ne bileyim affettim o yüzden o ne istiyorsa onu yapmaya devam edeyim gibi bir his değil bu.
Affetmek o kişiyi sonsuz bir sevgiyle kucaklamak değil.
Bazen affederiz ama mesafeleniriz.
Affetmek o kişiyi suçsuz bulmak değil.
Hala suçunu biliriz, bize yaşattığını biliriz ama duygularımıza hafiflemiştir.
Affetmek o kişiyi haklı bulmak değil.
Vay be ne haksızlık yapmışım ona aslında.
Affedemediğim o değilmiş demek değil.
Affetmek o kişinin verdiği zararları telafi etmek için çaba göstermemek değil.
Bazen birini affederiz ama bizdeki hasarları devam ediyordur.
Artık işimiz kendimizledir.
Affetmek kırgınlığın, küskünlüğün, nefretin kafesinden özgürlüğe kavuşmak aslında.
Ve bazen bu o kişiyle ilgili değil.
Ya da affetmek ne? Affetmek artık aynı acıyı hissetmemek içimizde.
Yapılanları zihinsel olarak unutmak zaten mümkün değil hayatın içerisinde.
Hatırlıyoruz. Ama unutmaya unutmaya, hatırlaya hatırlaya bir potada eritmek ve duygusal dönüşüm ve o olayla, o kişiyle ya da kendimizle ilgili bir
yüksüzleşmeye gitmek.
Hani affet kurtul, affet rahatla birazdan konuşacağız bunu.
Affet yüklerinden arın değil de...
...zaten zaman içinde biz büyürken...
...o anlama, o anıya, o kişiye...
...yüklediğimiz anlam değişiyor.
Bu da zaten doğal olarak insanı...
...yüksüzleştirmeye başlıyor baktığımız zaman.
Ve küçük mektuplar gibi...
...mesela bir...
...affettim yazısı yazmıştım daha önce.
Kafa dergisindeki yazılarımı bilenler vardır aslında.
Benim tanımlamam böyle en azından.
Şimdiye kadar daha böyle psikolojinin dilinden gözümden de anlatıyorum ama gerçekten affetmekle ilgili bir yazıydı bu.
Şöyleydi. Affettim.
Bir kuş uçtu ağzımdan gökyüzüne.
Dilimin üstünde yıllardır kanat çırpıp duruyordu.
Sessizdi ve kırgınlığımı konuşturmuyordu.
Sözlerimi boğazıma tıkıp oraya bastırıyordu.
Söylesem canım çok yanar diye korkuyordum.
Bir gün can havliyle ağzımı açtım ve affettim diyebildim.
Ve o kuş susmak nedir bilmeden ötmeye başladı.
Ben dedikçe o iyileşti.
Sonra kanatlandı ve uçtu.
Sonra içim ferahladı.
Nefes almayı hatırladım.
İşte o gün affettim dedim.
Yıllardır başkasına vereceğim cezaları hesaplarken kendimi kafesime sıkıştırdığımı anladım.
Öfkeden dönmüş gözümün ardındaki karanlığa gömülmüş üzüntüyü sahiplendim.
Ben çok üzgündüm. Değerli olanı elimden alınmıştı, üzgündüm.
Güvenim kırılmıştı, üzgündüm.
Çıktığım yol kapanmıştı, üzgündüm.
Ona anlamlar yüklemişken anlamlarımı çürütmüştü, üzgündüm.
Şefkat bekleyen üzüntümü, şiddetli bir öfke zannediyordum ne zamandır.
Bildiğini okumuştu ve ben ona bildiğimi unutturmayı yemin etmiştim.
Ne olacaktı ki öyle olsa?
İntikam alsam? Vereceğim yara?
Aldığım darbeyi mi iyileştirecekti?
Atacağım yumruk, başımın okşanmamasını mı unutturacaktı bana?
Yanına kar kalmasın diye kendime verdiğim zararı kim karşılayacaktı?
Dersi almadan ders vermelere kalkışmıştım.
Kendimi ayağa kaldırmadan onu devirmeye kalkmıştım.
İçimdeki ateş topu en çok içimi yakıyordu.
Affettim. Onun canını yakarak değil, kendi hayatıma sahip çıkarak iyileşeceğimi fark ettim.
Aslında... Uzun bir yazı.
Bakabilirsiniz arşivden.
Benim sosyal medyamda da var.
Ama şey kısmı önemli.
Hemen olmadı affetmek diyorum.
Ömrümden bazı ömürler gitti.
Affetmek söylendiği kadar kolay olmuyor çünkü.
Canın yanmaya devam ederken affedilmiyor.
Öfken seni ele geçirdiğinde akla gelmiyor.
Kalbini bu kadar kıran, kalbini hiç kırmayacağını düşündüğünse için soğumuyor.
Kaybettiklerinin yasını tamamlayamadıysan...
Af dile gelmiyor. Seni paramparça ederlerken buna nasıl izin verdiğini anlamazsan bir anlamı olmuyor.
Kendinle kavganı bitirmeden kimseyle barış sağlanmıyor.
Bakabilirsiniz devamına.
Yani aslında affetmek hazır olunca oluyor.
Öyle hızla bize söylediler diye.
E artık daha fazla kırmayayım üzmeyeyim diye.
Ne bileyim ben de daha fazla yük taşımayayım diye.
Sadece zihinle.
Yani içine duygu karışmadan, ortaya ruhunu, vicdanını, anılarını sana ne yaşattığını koymadan affetmek olmuyor baktığımız zaman.
O yüzden de bu biraz hazır oluşla ilgili de bir yazı.
Yani insanın önce içi soğuyor.
Sonra yeniden sıcak duygular yerini alabiliyor.
O yüzden affetmek önemli.
Gerçekten de insanı yüklerinden arındırıyor.
Ama bir süre o yüklerle de kalmamız gerektiğini düşünüyorum.
Bir durun, bir düşünün.
Bazılarımızın affetmek istediği insanlar vardır.
Ama kapatırız kapıyı yani kendimize bile.
O konuyu düşünmemeye çalışırız, o konuyu hissetmemeye çalışırız.
Böyle daha eyvallahsız, daha böyle dimdik dururuz.
O kişi yokmuş gibi davranırız mesela.
Ama o kişi var. Bunları da size yaptı.
Bunu onunla halletmek zorunda da değilsiniz hayatın içerisinde ama o kişi var.
O yüzden... Affetmek istediğiniz ama kendi dik duruşunuza izin vermediğiniz konularda bir oturup ne olur size ne yaşattırdığını da hissedin bence.
Psikolojik dayanıklılığa iyi gelecek.
Sadece ona ya da size değil.
Affetmek, affedebildiğimiz zaman aslında sağlıklı bir ruh hali ve mutlu bir yaşam için önemli.
Affetmek insanların stres, öfke, depresyon ve kaygı gibi olumsuz duygulardan kurtulmalarına yardımcı olabiliyor.
Ayrıca affetmek insanların kendilerini ve başkalarını daha iyi anlamalarına, ilişkilerini güçlendirmelerine ve daha anlayışlı bir toplum, etraflarında öyle bir toplum
yaratmalarına da yardımcı olabiliyor.
Affetmek tabii herkes için farklı bir deneyim.
Ancak affetmenin hepimiz için ortak bazı yollarını bulup çıkartmak istedim sizler için.
Onlardan bir tanesi kendine dürüst olabilmek.
Daha önce de yazmıştım.
Hep söylüyorum kendine dürüst olan bir insanın iyileştiremeyeceği yara yoktur.
Doğan hocama sevgilerle Doğan Cüceloğlu bu cümlemi paylaşmıştı.
Bunu hep anlatacağım çünkü benim için çok gurur verici.
Kendine dürüst olmak.
Yani kendinize öfke, üzüntü, korku veya suçluluk duygularını, içinizde bunları yaşadığınızı kabul etmek ve bunları ifade edebilmek.
İkinci aşaması affetmenin empati kurmak.
Yani başkasının neden böyle davranabildiğini, onun o koşullarda ne yaptığını ya da ne hissettiğini düşünmek ve anlamak.
Kolay olmuyor. Yani benim canımı yakan kişi nasıldı da benim canımı yaktı diye düşünmek zaman alıyor bazen.
Yine bir diğer yolu aşaması affetmenin.
Affedemediğin kişinin senin hangi zaafına denk geldiğini bulmak.
Konuştuk bunu zaten. Yargılamamak.
Bir süre yargılayacağız tabii affedebilene kadar ama o aşamaya geliyoruz bir süre sonra.
Kişi ya da davranışını yargılamadan önce durumun tüm yönlerini o dönem benim de ne yaptığımı anlamaya çalışmak ve tabii ki duygusal, hazır oluşa inanmak.
Ne zaman hazırsam o zaman affedebilirim.
Onun böyle üç ayda affedilir, altı yılda affedilir gibi süresi falan yok bakınca.
Onu hayatımda tutma motivasyonu, Onunla beraber duygularımı telafi edebilme motivasyonu, onun canımı yaktığı yerlerdeki öfkeyle ilgili motivasyonun üstüne
geçmesi bir hazır oluş ister.
Tabii nasıl bir yara aldığımıza da bağlı ya bu.
Nasıl bir yara aldığımız, nasıl bir yolla affedeceğimizi belirliyor.
Bazı affetme türleri var.
Mesela bir tanesi, tam affetme mi bilmiyorum, intikamcı affetme.
Yani affetmenin sadece bireyin acısı ile paralel bir misillemenin ardından mümkün olduğu duruma.
Beni sırtımda tam da şuradan bıçakladı.
Ben de tam da onu oradan bıçaklarsam onu affedebilirim.
İntikamcı affetme.
Tazminatlı affetme diye bir şey var biliyor musunuz?
Suçun yaralarını sarma veya kaybedilenin geri verilmesinin ardından affetmenin karşı tarafa bahşedilebilmesi hali.
Bir boyutta sağlıksız değil.
Yani o kişi tazminatını ödesin istiyoruz bu durumun.
Bu yaraları sarsın, sarabiliyorsa.
Açtığı yarayı bir tedavi etmenin yollarını bulsun.
Bana kaybettiğim şeyleri geri vermeyi vaat etsin ya da telafi etsin diyebilmek.
Beklentili affetme diye bir kavram var.
Toplumsal baskı karşısında verilen bir tepki olarak affetme durumu.
Bizim bayramlarımızda vardır.
...bayram günü. Ya da işte öpüşün de barışın hadi.
Çok uzattınız. Aa böyle yaparsanız ama böyle...
...bütün huzurumuzu bozuyorsunuz.
Hadi affedin de... ...sosyal ortamımız, grubumuz eski haline dönsün.
Ağzımızın tadı kaçmasın.
Tabii içimiz affetmeye hazırsa...
...böyle bir kıvılcımı ya da böyle bir tetikleyiciyi almak...
...ee... ...beklentili affetmeyi karşılayabiliyor hayatın içerisinde.
Ama içimiz hazırsa. Bir de kuralcı beklentili affetme diye bir şey var.
Bir ahlak kuralı veya dini inanç gibi otoritenin neden olduğu affetmenin karşı tarafa bahşedilmesi.
Yani işte bizim toplumumuzda ya da işte küslerin barışması ne bileyim tam böyle değildir burası ama işte
iyidir.
Yani inançlı insanlar böyle yapmalıdır gibi yerler.
Elbette hepimizin ortak değer yargıları var ama inanın öfke içimizde daha çok büyür.
O yüzden de biz kendi içimizde, kendi vicdanımızda hesaplaşırsak aslında daha iyi bir insan, ne bileyim daha iyi bir vatandaş, daha iyi bir kul belki.
Ama önce iç barışımızı sağlamamız lazım.
İçinde savaşla dolaşan, omzunda yüklerle dolaşan insanların da...
Nasıl bir vicdanla devam edebilecekleri soru işareti.
Bir de sosyal uyum uzantılı affetme var.
Yani sosyal uyuşmazlığı azaltmanın ve barışı korumanın bir yolu olarak da karşı tarafa bahşedilebiliyor.
Elbet içte barış, toplumsal ilişkilerde barış, ülkede barış, dünyada barış.
Bunları hepimiz arzuluyoruz.
Ama diyalog ortamı olmalı.
Sen bana bunu yaşatmıştın.
Sen benim canımı böyle yakmıştın.
Şimdi bunlarla beraber ne yapacağız diye bilmeden yaşadıklarımızı susturarak duygularımızı bastırarak olmaz.
Bir de sevgi eylemi olarak affetme türü var.
Yani incitici davranış sevginin bağlılığını orada çok değiştirmiyor.
Affetme uzlaşma olasılığının sürdürülmesi oluyor.
Bazen gerçekten de çok kuvvetli bir sevgi karşı tarafın sevgisine.
...ve bileyim iyi niyetine, güzel kalbine, bize hissettiklerine güvenmek...
...gerçekten de doğal bir affetmeyi de sağlayabiliyor baktığımız zaman.
Benim en çok sağlıklı bulduğum affetme türü kendiliğinden affetme.
Yani zaman, yani insanın iç uzlaşması, kendisini de anlayabilmesi...
...karşı tarafı da anlayabilmesi zaman alıyor ve kendiliğinden...
...duygunun yükü azalmaya başlıyor aslında.
Altını çizerek söyleyelim yine bir kişiyi affettiğimiz zaman affettiğimiz kişiyi tekrardan hayatımıza almak zorunda değiliz.
Bazen bizden uzaktakileri artık hayatımızda o kadar fazla rolü olmayanları da affederiz.
Çünkü bu onunla ilgili değil. Çünkü bu bizimle ilgili.
Yaşamın içerisinde o yüzden de buralara da bakmak lazım.
Tabii hiç doğru düzgün bahsetmedim.
Girişte bir kısa bahsettim ama kendini affetmek çok sorulur bana.
Bu olaylardan dolayı kendimi affedemiyorum.
Sabitleşmiş bir kendilik acısı.
Bitmeyen bir utanç ve suçluluk gibi.
Kendi hataları sebebiyle oluşan anksiyete, kızgınlık, gerginlik, öfke, pişmanlık gibi duyguları yaşayan kişi kendini cezalandırma yolunu
çoğu zaman zihninden geçiriyor ömür boyu.
Zaten cezalandırıyor da.
Duygusal cezalandırmaları da var insan.
Kendine de küsebiliyor. Farklı bir yönden bakacak olursak bu duruma kişinin kendine karşı duyduğu olumsuz ve yıkıcı duyguları devam ettirmesi de...
...aslında kendini bir cezalandırma yöntemi olarak, böyle bir yöntem olarak görülmeye devam edebiliyor hayatta.
Nasıl geliyor size kendini affetme ya da affedememe?
Mesela böyle affetme süreç modelleri var, evreler var.
Enright'ın bir affetme süreç modeli var mesela, dört evre.
Kendini affedememe durumlarına da uyarlanabilir.
İlk aşama keşfetme. Keşfetme evresinde kişi yaşadığı ya da yaşattığı olayın ve yapılan hatanın kendisi ve başkaları için ne anlama geldiğini düşünmeye başlıyor ilk defa.
Çünkü hayat boyunca onu böyle bir kapatmış keşfetmek de istemiyor.
O olayı düşündüğü anda donuyor.
Kalıyor. Hissetmek istemeyen kişi keşfetmeye başlıyor.
Ve bireyin savunma mekanizmaları da ele alınarak yapılan hatanın kişinin hayatındaki öneminin ne olduğunun bilinmesine yönelik farkındalık geliştirmek.
Bu arada terapi seanslarında da uygulanan evreler.
İkinci aşama karar.
Karar evresinde insan kendini affetmenin ne olduğunu ve ne işe yarayabileceğini yavaş yavaş anlamaya çalışıyor.
O hiç bakmadığı tarafa...
...bakmaya çalışıyor aslında. Öyle bir dönemde.
Tabii bu oraya bakmak ya da onu anlamaya çalışmak yeterli bir süreç değil.
Üçüncü aşama var. Bunun üzerine çalışma.
Kişi yaptığı hatanın sorumluluğunu aldıktan sonra...
...farklı bir bakış açısıyla...
...kendini yeniden anlamaya çalışıyor aslında.
Ve her insanın hata yapabileceğini...
...zor da olsa yavaş yavaş kabul edebilmeye başlıyor böyle olduğunda.
Ve insan kendine karşı daha olumlu bir bakış açısı geliştirmeye de başlıyor.
Sonra derinleşme aşaması başlıyor.
İnsan kazanmış olduğu yeni bakış açısıyla, o koşullardaki halinin bunu yapabildiğiyle, o çocuğu, o genci, o kişiyi anlamaya başlayarak aslında bazı
duygulardan arınmaya başlıyor.
Ve telafi edici davranışlar bulmaya başlıyor.
Kendine ve diğerlerine hayat içerisinde.
...o sürekli vurduğu çocuğa...
...sürekli canını yaktığı dönemine...
...artık korkuyla değil de biraz cesaretle onu büyütmek üzerine bakıp...
...yüreklenmeye başlıyor aslında...
...ve yeni hedefler oluşturuyor hayatta...
...utancın...
...o kabuğundan çıkmaya başlıyor...
...baktığımız zaman...
...bunlar zaman alıyor...
...demin de söyledim...
...bizden istiyorlar diye...
...ya da... ...doğru düzgün işin sürecinden geçmemiş...
...bazen işini çok kötü yapan...
Ne bileyim işte onun koçu, bunun gelişimcisi, onun dönüşümcüsü sosyal medya dilinde de.
Bize affet kurtul, affet rahatla, affet huzura er.
Diyor diye. Böyle bir affetmek yok.
Uzun uzun anlattığım zaman alıyor.
O kadar kolay değil.
Canımız yanıyor hala.
Öfkemiz soğumamış. Kalbimizi kıran kişi işte tam öyle bir yerde duruyor.
Ya da olay, ya da durum.
O yüzden siparişle affetmek.
Affetmek için affetmek, kırgınlığı, kızgınlığı, acıyı yok etmez.
Sadece içimizde o duyguları saklamaya devam eder.
Affetmenin sorumluluğunu almak zaman alacak bir şey.
Ve affetmek kişinin o meselede karşı tarafı ve kendisini anlayacağı günü bekliyor baktığımız zaman.
Affetmek övüp durmuyoruz yani.
Bazen... Canımızı yakan hala oradaysa, hala aynı şekilde canımızı yakma potansiyeli varsa, defalarca denesek de değişmiyorsa, o zaman seni affetmiyorum diyeceğiz.
Seni affetmiyorum. Benim böyle bir dertleşmeler serisinde Instagram'da paylaştığım bir yerde, hatırlıyor musunuz onu?
Seni affetmiyorum.
Öfkem sıcak, üzüntüm ağır, hayal kırıklığım derin, henüz hazır değilim ve seni affetmiyorum diye başlayan...
O paylaşımı.
Ara ara dönüp bakmak lazım.
Hazır olmayanın ya da karşı taraftan zarar görmeye devam edenin...
...sınır koymakla ilgili güç arayanın...
...bence ara ara okuması ya da dinlemesi gereken yerlerden bir tanesi.
O yüzden bazen affetmemelere de açığız baktığımız zaman.
Çünkü bazen orada da demiştim.
Bizim şimdi...
Onu affetmekten daha önemli önceliklerimiz var.
Öfkemize sahip çıkmak gibi, üzüntümüzü tamamlamak gibi, korkumuzu anlamak, utancımızla yüzleşmek, ne yaşattıysa ne yaşadıysak, neye izin verdiysek ve onları önce anlayıp
sindirmekle ilgili. Hazır olanı affetmek iyileştirir, hazır olmayanı da affetmemek iyileştirir.
Tekrar altını çizelim.
Şöyle bir duygularınıza yakından bakmaya vesile olduk mu bilmiyorum.
Psikolojik dayanıklılık serisinin en başında.
Dinleyin isterim. Ben anlatıyorum diye değil.
Gösterimizde de anlatıyorum.
İnsanlar böyle el ele tutuşmuşlar.
Affediyorum diye bağırıyorlar.
Bilmiyorum ki. Neyi affediyorsun?
Yani hazır mısın gerçekten?
Buradan yaralamış seni.
Kanıyor hala. Canın acıyor.
Ama sen diyorsun ki affettim affettim.
E kanıyor hala.
O yüzden. Buraları böyle hep beraber bakmanın yeri olduğunu düşünüyorum.
Şeyler de öyle. İşte bütün bazı çalışmalar anneyi babayı affetmek üzerinden.
Sevgi bilgilerinin yanında da.
Zaman içerisinde evet.
Onlar en yakınlarımız, en derin yüklerimiz hayatın içerisinde ama...
...insan ne bileyim babasının kendisinde yarattığı öfkeyi...
...üstünde uyguladığı duygusal da olabilir şiddeti...
Hayatında açtığı boşluğu doldurmanın bir yolunu bulmadan, iyileştirmenin bir yolunu bulmadan öyle hemen affettim de diyemiyor.
Doğru bir yerde affediyoruz bakınca.
Ama o işte zaman istiyor.
O zaman zaten biliyoruz artık onunla ilgili değil bu.
O da onu biliyordu, öyle yaptı.
Ben kendime böyle davranmayacağım meseleleri.
Hep konuşuyoruz ya. Öyle bir yere gidiyoruz.
Yani aslında anlattığımız şey büyümek.
Hayata rağmen büyümek.
Hayat öyle her çocuğu her zaman büyütmüyor.
Yaş aldığımız zaman da büyümüyoruz.
Unutunca da büyümüyoruz.
Bastırınca da büyümüyoruz.
Kimse inkarla büyümüyor.
Hem bizim açtığımız zararları, yaraları hem bize verilenleri anlayabilmek demek büyümek.
Oralardan güçlenebilmek demek.
Bazen bunları konuşa konuşa, bazen izin vermediğimiz duyguları hissede hissede.
Bazen ne bileyim işte bir dost daha içimizi açarak.
Bazen terapi. Destek alarak.
Ve insan o zaman anlıyor ki insan bir konuyla ilgili kendini affetmeden de öyle kolay kolay kimseyi affedemiyor.
Böyle işte. Bu psikolojik dayanılılık serisine devam edeceğiz.
İkinci bölümde vazgeçebilmek konuşacağız.
Bana yine çok gelen sorulardan, başlıklardan biri.
Görüşürüz. İyi bakın kendinize.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
