
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
youtube.com/portalvideotwitter.com/canaybalikinstagram.com/canaybalik
Gölge, iyilik üreten bir kötülük. Kitap: Connie Zweig, Gölgeyle Buluşma
Transkript
Altyazı M.K.
Dr. Jekyll ve Mr.
Hyde hikayesi bize insan doğasına dair tatsız bir gerçeği göstermişti.
Dr. Jekyll çevresi tarafından sevilen, saygı duyulan, iyiliğe hizmet eden bir insandı.
Ama bu kibar doktor hazırladığı iksirle kendisini Mr.
Hyde ismindeki bir canavara dönüştürüyordu.
Şehvet ve şiddet düşkünü olan Mr.
Hyde her özelliğiyle Dr.
Jekyll'ın tam tersiydi.
Dürtüsel, vahşi ve acımasızdı.
Dr. Jekyll'ın gölgesi, karanlık tarafı Mr.
Hyde'di. Ve bu karanlık tarafını ustaca gizlemişti.
Ama dönüp dolaşıp şu soruyu soruyorduk.
Jekyll gibi masum ve vicdan sahibi bir insanın içinden nasıl bu kadar iğrenç bir canavar çıkabiliyordu ki?
Günlük hayatta Jekyll gibi insanları görebiliriz.
Dünyanın en iyi insanı gibi gözükürler.
Sanki kötülük yapmaya en uzak.
Hatta kötülükten korkuyormuş gibidirler.
Ama derinlerde ciddi bir karanlık taraf yatmaktadır.
Bu karanlık tarafı ortaya çıkardıklarındaysa bizler sadece senden beklemezdim der ve öyle kalırız.
Oysa bu kişi sadece kendi içinde sakladığı o tarafını ortaya çıkarmıştır.
Bu karanlık tarafa Carl Jung gölge ismini vermiştir.
Ve hepimizin bir gölgesi bastırdığımız ve düşünmek bile istemediğimiz karanlık taraflarımız vardır.
Bazen şiddetli karakter değişimleri yaşarız.
Olmadık yerlerde öfkeleniriz ve sadece kendimizde değil çevremizde de bu ani keskin değişimleri görürüz.
Böyle anları insanın gölgesinin ortaya çıkması şeklinde yorumlayabiliriz.
Günün sonunda biz de Jekyll ve Hyde gibiyiz.
Yeni insanlarla tanıştığımızda Jekyll tarafımızı gösteriyoruz.
İyi, nazik, sevecen.
Ama o kişiyle samimiyetimiz arttığında veya damarımıza basıldığında Hyde olan karanlık tarafımız.
Gölgemizi inkar etmeye yatkınız.
Sonuçta insan kendisini günün sonunda iyi biri olarak görmek ister.
Oysa gölgemizi sadece kötü ve iğrenç olarak değil bir potansiyel.
ifade edilmemiş, halen gerçekleşmemiş bir enerji olarak görmek gerekir.
Bu gölge enerjimizi yaratıcılığımıza kanalize edebiliriz.
Büyük sanatçılar tam da bunu yapar.
Karanlık taraflarını yaratıcı işlerine alet ederler.
Gölge tarafımızın ne kadar cazip ve ilgi çekici olduğunu anlamak adına tükettiğimiz medya içeriklerine bir bakmak yeterli.
Kötü karakterleri her zaman iyilerden daha çok severiz.
Gölge tarafımıza hitap eden kötü karakterler bizi kendi bilinmeyenlerimizle yüzleştirdiği için katarsis benzeri bir deneyim hissederiz.
Yapmamız gereken gölge...
Gölgeyi inkar etmek veya her zaman gölge tarafımızı öne sürüp çevremizi ve kendimizi mahvetmek değil, gölgemizi sahiplenmektir.
Gölge bize verdiği yaratıcı enerjinin yanında en çok da kendimizi tanımamıza yardımcı olur.
Ne demiş William Shakespeare? Kabul ediyorum, bu karanlık her şey bana ait.
Şimdi bu gölgemizi kapsamlı bir şekilde anlamaya çalışalım.
Doğduğumuz zaman bir çuvalla dünyaya geldiğimizi düşünelim.
Büyüdüğümüz andan itibaren her zaman kendimizden bir parçayı bu çuvalın içine yerleştiririz.
Çocukken ailemiz bize kurallar koyar.
Kardeşini dövme der, kardeşinin yemeğini çalma der, usludur der ve içimizdeki o yaramaz tarafı bu çuvala koyar ve hayata öyle devam ederiz.
Lisede dersleri aksatmamayı, hocanın sözünden çıkmamayı öğrenir ve o soytarı öğrenci tarafımızı törpüleyip bu çuvala koyarız.
Meslek hayatında patrona karşı çıkmamayı, maaş zammı gibi meseleleri gündeme getirmemeyi öğreniriz ve bu çuval yine dolar.
Günün sonunda çuvalımızı doldurmuş ama yaşam gücümüzün ciddi bir kısmını da kaybetmişizdir.
Bu çuvalı açıp o gölgemizi tekrar benimsemek başlarda zor gözükür.
o kadar uzun zamandır bu çuvalda kalmışlardır ki artık onlar da çıkmak istemez.
Ama bu çuvalı devamlı doldurursak bir gün bu çuval o kadar gerilir ki en sonunda patlar.
Artık bu çuvaldaki parçalar bizimle beraber olmak yerine bize düşman olmuştur.
Onları benimsemeyi ve kanalize etme fırsatını kaçırdığımızdan tekrar benliğimizle buluşturmak artık zor gelecektir.
Bu kısımda Bali halkının Ramayana ritüellerindeki gölge kısmından bahsetmek gerekir.
Bali halkının yaptığı figürler, maskeler o kadar vahşiydi ki tamamen karanlık sanat diyebileceğimiz türdendi.
Bu halk kültürleri sayesinde gölge taraflarını sanatla tatmin ediyordu ve ortalama bir insana kıyasla daha barışık, daha şiddetten uzak bir karakter yapıları vardı.
İşte bu kişiler bizim çuvala koyduğumuz gölgemizi yırtıcı bir işe kanalize edip Onu benimsemişlerdi.
Bizim de bu gölge tarafımızı evcilleştirerek yaratıcı aktivitelerde bulunmamız gerekiyor.
Bu sanat olur, spor olur.
Orasını seçmek size kalmış.
Ve gölgemizi böyle işlere kanalize edersek günün sonunda iyiliğe hizmet etmiş oluruz.
İyiliğin güç kazanması için gölgenin enerjisine ihtiyacı var çünkü.
Goethe'nin Faust isimli eserinde şeytana o vakit sen kimsin diye bir soru soruldu.
Şeytan şu yanıtı verdi. Her daim kötülük isteyen ve her daim iyiliği üreten o gücün parçası.
Yani bizim şeytan olmamız gerekiyor.
Hayır şeytan olmamız gerekmiyor tabii ki.
Ama şeytanın söylediği ifade olan iyilik üreten bir kötülük konseptini kendi gölgemizde yakalamamız gerekiyor.
Jung'un iyi olmaktansa bütün olmayı tercih ederim ifadesini şimdi daha iyi anlıyoruz.
Gölge ile sadece...
Günlük hayatta değil rüyalarımızda da karşılaşırız.
Bazı rüyalarımızda kendimize bile itiraf etmekten utandığımız bir cinsellik, vahşet ve şiddet örnekleri görürüz.
Bu rüyalar her ne kadar bizi suçlu hissettirse de içten içe o rüyadaki heyecana bayılmışızdır.
Bazen kendimize neden böyle iğrenç bir rüya gördüm ki diye sorarız.
Ama samimi bir itiraf sonucu gündelik hayatta kısacık da olsa aklımıza gelen şeytaniliklerin rüyamızda iplerinden kurtulduğunu görürüz.
Günlük yaşamda gölgemizi bulmak adına uygulayabileceğimiz bazı taktikler bulunmakta.
Bunlardan birisi başkalarından yardım almak.
Gerçekten bizi iyi gözlemleyen insanlardan bir geri bildirim istemek.
Ama öyle orta yolcu, bizi kırmaktan çekinmeyen veya fazla kibar yakınlarımızdan değil, dost acı söyler mantığıyla dobra dobra konuşan insanlardan olacağımız geri bildirim gerekiyor.
Mesela bir arkadaşın sana diyor ki, sen yeni tanıştığın insanlara karşı küçümser ve aşçılayıcı bir tavır takınıyorsun.
Ve sen de, gerçekte böyle bir tavır takındığının farkında değilsin ama iyi bir gözlemci olan o an arkadaşının.
Geri dönüntü sayesinde kendindeki o gölgeyi fark ediyorsun.
Başka bir taktikte yansıtmalarımızı gözden geçirmek.
Peki yansıtma nedir? Yansıtma kendimizde görüp itiraf etmekten kaçındığımız duyguları başka birinin sırtına yüklemektir.
Örneğin kötü oynayıp yenilen bir futbol takımının suçu hakeme atması gibi.
Günlük hayatta birçok yansıtma yaparız.
Başkalarında sevmediğimiz bir özellik görürüz.
Örneğin çok egoist olması gibi.
Ama bu özelliğin kendimizde olup olmadığına hiç bakmayız.
Yansıtmalarımızla samimi bir şekilde yüzleşmek, kabullenemediğimiz ve kaçındığımız taraflarımız bizi karşı karşıya getirecektir.
Dil ve davranışlardaki sürçmelerimiz de gölge ile son derece ilişkilidir.
Bazen ağzımızdan öyle bir söz kaçar ki son söylemek istediğimizi en başta söyleriz.
İletişimi mahvederiz.
Sonrasında dilediğimiz özürlerle bu açığımızı kapatmaya çalışırız.
Oysa o an patlak veren sürçme bizim gölge tarafımızdır.
Bu sürçmeyi sadece bir kaza eseri olarak görmek yerine anlamaya çalışmak gerekir.
Mizah anlayışı ve gölge arasında da ciddi bir ilişki vardır.
Mizah dediğimiz şey de günün sonunda tabuların yıkılması, konuşmaktan çekindiğimiz konuların bir alay nesnesi haline gelmesidir.
Cinsellik, siyaset veya din gibi konularla mizah sıkça kesişir.
Komik bulduğumuz esprileri de gözden geçirmekte fayda var.
Şimdi gölge ve aile arasındaki ilişkiye geçelim.
Ailemizden aldığımız genetik, fiziksel ve kişisel özellikler olduğu gibi ailemizden bir gölge de miras alırız.
Gölgesiyle bütünleşmemiş bir anne baba, istediği kadar iyi yürekli insanlar olsun.
onlardaki gölge eksikliğini çocuklar telafi etmek zorunda kaldı mı düzgün anne babadan doğan yaramaz çocuklar örneği karşımıza çıkar.
Kitapta tam da bu duruma örnek bir rivayet geçer.
Jung bana bir keresinde hayatında tek bir yanlış dahi yapmadığını düşünen Quaker mezhebinden seçkin bir adamla tanıştığını söyledi.
Ve onun çocuklarından ne oldu biliyor musun diye sordu.
Oğlu hırsız, kızı fahişe oldu.
Baba, gölgesinin yükünü üstlenmediği, insan doğasındaki kusurdan...
Payına düşeni almadığı için görmezden geldiği karanlık tarafını çocuklar hayata geçirmeye mecbur kaldılar.
Bu örnekte olduğu gibi çok kısıtlayıcı bir aileden bambaşka bir çocuk çıkabilir.
Aile tarafından baskılanan bu çocuk bir maske tasarlamaya başlar.
İyi çocuk maskesi. Ama bu maske çocuğun gölge tarafını o kadar baskılamıştır ki fırsat bulduğunda bu gölgesi fışkıracaktır.
Ailede dönüp ben çocuğumdan hiç böyle bir şey beklemezdim demesiyle kalır.
Sadece ebeveyn ve çocuk arasında değil, kardeşler arasındaki iletişime de dikkat etmek gerekir.
birbirlerinden zıt gibidir.
Habil ile Kabil veya Kuzey-Güney'i düşünün.
Ne kadar da farklı insanlardır değil mi?
Birisi dışa dönük, diğeri içe dönük.
Birisi özgüvenli, diğeri tırsak olabilir.
Biri zekidir, diğeri güzeldir.
Biri babasının kızıdır, diğeri de annesinin kızı.
Ve bu iki kardeş de içten içe birbirlerinin gölgesi olmuşlardır.
Bu iki farklı kardeşten biri doğru, diğeri yanlış demektense ikisinin de birbirlerine ihtiyacı olan gölgeyi barındırdıklarını düşünebiliriz.
Gölgeyi kardeşlik ilişkisine benzetelim.
Kardeşimiz aynı aileden gelse bizden farklıdır.
Bir bütünden farklılaşmışızdır.
Bizim antikarakterimiz farklı kişiliğimizdir.
Kardeş sevgisi veya kardeşle bağı güçlü olan bir insan kendi gölgesiyle de yüzleşmekten kaçınmaz.
Kendi kardeşini reddeden, ailesini reddeden birisi günün sonunda kendi gölgesini yani kendi parçasını reddetmektedir.
Aileden kardeşten de öte insanın gölgesine karşılık gelebilecek bir figür daha bulunmakta.
Eşi, hayat arkadaşı.
Bir insandan etkileniyoruz çünkü kendimizde göstermeye cesaret edemediğimiz bir özelliği o kişide görüyoruz.
Örneğin hayatı boyunca korkarak yaşamış bir kadın, cesur bir erkeğe kendini kaptırabilir çünkü bu kadın, gölgesini yani cesaret arzusunu karşı tarafla tatmin ediyordur.
Veya annesinden sevgi görmemiş bir erkek, şefkat ve merhametli bir kadın karşısında tüm yelkenlerini indirebilir.
Kendimizde baskıladığımız bir özelliği karşı tarafta görmek, bizde bir bütünleşme hissi oluşturur ve karşı tarafın baştan çıkarıcılığını artırır.
Evliliğe bir nevi gölgeyle yüzleşmek olarak da bakabiliriz.
Sağlıklı ilişkilerde iki tarafta kendine dair bir şeyler öğrenir, bir bütünlük hissederler.
Şimdi gölge ile beden ilişkisine geçelim.
Hastalık, sağlık ve cinsellik açısından gölge bize neler söyleyebilir?
İnsan kendi bedenine iyi bakmadığında hasta olur.
Hastalığı bedenimizin gölgesi olarak düşünebiliriz.
Hastalık insanı birçok açıdan huysuz yapar.
Yapmamız gereken işler, buluşmak istediğimiz insanlar vardır ama hastalığımız şak diye önümüze bir engel koymuştur.
Oysa bu tatsız hastalık halini gölge farkındalığı açısından yorumlayabiliriz.
Hastalandığımız zamanlarda sağlığımızın kıymetini anlar, dünyanın gelip geçiciliğini fark ederiz.
Neden hasta olduğumuz üzerine düşünür ve bir daha hasta olmamak adına farkındalığımızı bir güncelleme ekleriz.
Hastalık bizi gölgemizle, ölümümüzle yüzleştirmiştir ve eğer bu hastalığı yenmeyi başarırsak daha güçlü bir insan olarak geri döneriz.
Bedenimizin en yoğun arzusu olan cinsellik de bir gölgedir.
Cinsellik doğası gereği sert bir aktivitedir bir kere.
Hardcore seviyesinde cinsellik...
Cinsellik tabi ki tercih meselesi olsa da her insan cinsellikte sertliğin bir nebze bulunmasından keyif alır.
Hatta bazıları sadomasoşist dediğimiz türden acı çekip acı vermekten keyif alır.
Acı çekmekten alınan zevk birçok azizin, rahibin, mistiğin uyguladığı bir pratikti.
Bu kişiler kendilerini kırbaçlar, günlerce aç kalır ve çektikleri bu acılardan ruhani bir tatmin duyarlardı.
Oysa bakıyorsun bedenini en temel parçana istismar ediyorsun ama yine de bundan ilahi bir geri dönüt hissettiğini düşünüyorsun.
Acı vermekse daha çok domine etmek, gücünü ispatlamak üstüne odaklanır.
İnsanları kontrol etmek, onlar üzerinde hakimiyet kurmak hepimizin karanlık bir fantezisidir.
Ve karşımızdaki kişiye acı verebilecek derecede ona yakınlaşabilmişsek bu acı verme halini o kişiyi domine etme, kontrol etme kavramıyla denk görürüz.
Cinsellik insanın gölgesiyle yüzleşmesinin en basit ve en etkili formudur.
Tüm o kurallar, tabular yıkılır ve kişinin arzuları, itirazları onu ele geçirir.
Ama cinsellik tabii ki yorucu bir süreçtir.
Cinsellikten sonra... Herkes uyumak ister.
O kadar yoğun bir aktiviteden sonra bir durulma evresi yaşanır.
Bazı sporcular önemli maçlardan önce cinselliği kendilerine yasaklarlar.
Gölgesini, hırsını yatak odasındaki eşine değil de sahadaki rakibine göstermek ister.
Maçtan önce cinselliğe başvurursa içindeki o ateşin, o gölgenin söneceğini düşünür.
Günün sonunda gölgemizle yüzleşmek her zaman yapılacak bir aktivite değil.
Bize kattıkları kadar götürdükleri de var.
Yani insanın gölgesiyle ne zaman ve nasıl yüzleşeceğinin ayrını bilmesi gerekiyor.
Cinsellik, hırs, dominasyon tüm bu kavramlar ister istemez başarı kavramıyla da ilişkilidir.
Gölge ve başarıyı birbirinden bağımsız düşünemeyiz.
Başarıya giden yol her zaman öyle çiçekler ve böceklerle dolu değildir.
Hatta çoğu zaman ciddi başarı gösteren insanların bir karanlık tarafı olduğunu görürüz.
Başarı fedakarlık ister ve bazen bize iyi gelen hobilerimizden, sevdiklerimize ayıracağımız zamandan da feda etmek gerekir.
Başarıyı bir sözleşme gibi düşünebilirsiniz.
Sen ne kadar kendinden verirsen başarı da sana o kadar veriyor.
ve sevdiklerine gereken zamanı ayıramaz ama işini o kadar enerjisine verir ki şirketini uçurur.
karanlık fantezilerini sanatı aracılığıyla yansıtabilir.
Veya bir metal grubunun solisti hayata karşı öfkesini müziğiyle kusar.
Sanatçı, sporcu veya iş adamı olsun.
Aşırı başarılı insanların genelinde işiyle özdeşleştirdikleri bir karanlık tarafı görmek mümkündür.
Ama işte bu karanlık taraf her zaman öyle işimize karşı ateşleyici ve motive edici bir güç olmaz.
Bazen bu kişinin yozlaşmasına sebep olur.
Doktorların hipokrat yemeğini der ki sanatımı dürüstçe ve onurlu bir şekilde sadece hastalarımı iyileştirmek için icra edeceğim.
Girdiğim her evde kötü gülükten, yolsuzluktan kaçınacağım ve hastam için elimden gelenin en iyisini yapacağım.
Hayatım ve sanatım benim için kutsaldır.
Oysa bazı doktorlara bakarsın hastalarını cinsel açıdan istismar eder.
Gölgesini toksik bir şekilde işine yansıtmıştır.
Din adamlarında da benzer bir durumu görebiliriz.
Örneğin Hristiyan mistik Rasputin bazı kadın takipçilerini günah çıkarmak adına evine çağırır ve onları cinsil ilişkiye manipüle ederdi.
Hatta kadınlara açıklama olarak da arınmak için önce kirlenmemiz, günah işlememiz gerekiyor bahanesini öne sürerdi.
Gölge tehlikeli bir yakıt gibi.
Yaptığın işe karşı seni daha yaratıcı biri yapabildiği gibi insanı yozlaşmaya da sürükleyebiliyor.
Son olarak din ve gölge arasındaki ilişkiye de kısaca bir bakalım.
Dinler gölgenin varlığını o meşhur figürle.
Şeytanla özdeşleştirirler.
Şeytan yani insanın gölgesi her daim insanı baştan çıkarmak adına hazırda beklemektedir.
Ve dinlerin bize söylediği de şeytanın yani gölgemizin farkında olmamız gerektiğidir.
İnsan her zaman sınanıyordur.
Devamlı iradesine karşı bir savaş sürdürüyordur.
Şeytanın varlığını kabul eden bir dindar kendi gölgesiyle de bir taraftan yüzleşir.
Yaratıcının bile bir gölgesi, karanlık tarafı vardır.
Tanrı'yı inkar edersen, onun sözünden çıkarsan Tanrı da seni iliklerine kadar pişman olacağın şekilde cezalandırır.
istediği kadar Tanrı'yı iyi bağışlayıcı olarak tasvir etsin, Tanrı'nın karanlık tarafını da belirtip dindarları korkutmaktan çekinmez.
Gölge günün sonunda bize bir potansiyel, bir enerji vaat eder.
Yapamadıklarımızın enerjisini saklamaktadır ve bu enerji uzun süre kullanılmazsa bir yerde patlar.
Jekyll'ın kendisini bir aziz sanıp gölgesini bastırması ve sonunda hayda dönüşmekten kendini alıkoyamaması gibi yapmamız gereken gölgemizin farkında olup o gölgeyi aydınlığa taşımak, o gölgeyi bilinç dışından bilinç haline getirmek
ve bize verdiği enerjiyi de yaratıcı güzel işlerde kullanabilmek.
Evet bu podcastlik benden bu kadar.
Bir dahaki podcastlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
