
Yaratık Yaratıcısına İsyan Ediyor, Yaratık Çok Çirkin
10 Aralık 2022 · 35 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Transkript
Bir gün dört arkadaş bir araya geliyor ve bir yarışma yapmayı planlıyorlar.
Yarışmanın konusu şu şekilde.
En güzel hayalet öyküsünü kim yazacak?
Ve bu dört kişinin arasında Mary Shelley isminde bir yazar var.
Yazar daha 19 yaşında bu yarışma gerçekleşirken.
Ve şöyle bir sıkıntı var.
Mary'nin aklına yazacak hiçbir şey gelmiyor.
Düşünüyor düşünüyor uzun uzun fakat hiç kayda değer bir fikir bulamıyor.
Daha sonra Mary tam gece yatağına girmişken ve uykuya geçmeye hazırlanırken kafasına bir görüntü geliyor.
Mary bu görüntüde iki kişi görüyor.
Bir adam bir de bir masaya yatırılmış yaratık.
Daha sonra bu adam belli araç gereçlerle bu yaratığı canlandırmaya çalışıyor.
Ve Mary gördüğü bu imgeden çok etkileniyor.
Aynı zamanda bayağı korkuyor.
Daha sonra hemen gözlerini açıyor ve buldum diyor.
Yarışmaya hangi fikirle katılacağımı buldum.
Çünkü şöyle düşünüyor.
Bu fikir yani cansız bir yaratın canlandırılması fikri beni o kadar ürperti ki beni bu kadar ürperten bir şey diğer insanları da ürpertir diye düşünüyor.
Ve yarışmaya da bu fikirle katılıyor.
Daha sonra tabii Mary'nin bu fikir çok hoşuna gidiyor ve bunu bir kitap haline çevirmek istiyor.
Eşinden de yardım alıyor ve Şu an bildiğimiz Frankenstein ya da Modern Prometheus ismindeki o meşhur kitap çıkıyor.
Kitap İngiliz edebiyatında bayağı bilinen bir eser.
Çünkü hem korku türüne hem de bilim kurgu türüne bayağı bir yön vermiş.
Aynı zamanda popüler kültürde de bu Frankenstein'ın özellikle o yaratığın çok fazla yansıması var.
Bayağı bir Frankenstein hakkında bayağı bir film çekildi.
Aslında çoğu da dandik filmlerdi ama o en solda gördüğünüz o 1931 yapımı filmi çok iyi, bayağı güzel.
Daha sonra ortada Junji Ito'nun uyarladığı Frankenstein var.
Bunun da çizimleri çok rahatsız edici ve üpertici.
Ve bence bu da bayağı başarılı.
En sağda gördüğünüz üçüncü film hakkında pek bir bilgim yok.
İsmi Frankenstein'ın Erotik Ayinleri.
Film hakkında pek bir bilgiye ulaşamadım.
Linki olan yorumlara yazsın.
Bu kitap hakkında, bu eser hakkında en çok bilinen yanlışlardan biri de Frankenstein'ın kimin ismi olduğu.
Bir kere yaratığın ismi Frankenstein değil.
Yaratığı yaratan adamın yani Victor'un ismi Frankenstein.
Yaratığın ismi Yaratık.
Bu videoda odaklanacağım 3 tane karakter var.
Biri Robert Walton, biri Victor Frankenstein, diğeri de Yaratık.
Zaten hikaye genelde Victor ve Yaratık arasında geçiyor.
Robert bir kaşif ve bir hedefi var.
Pasifik okyanusundan başlayıp kuzey kutbuna gitmek istiyor ve orayı keşfetmek istiyor.
Burada iki türlü motivasyonu var.
Bir orayı keşfedip insanlığa faydalı bir şeyler öğrenebilir miyim, insanlığa faydalı olabilir miyim amacı.
Bir de orayı ilk keşfeden kişi olarak elde edeceği şan ve şöhreti de bayağı önemsiyor.
Gemi yolculuğu sırasında bizim Viktor Frankenstein ile tanışıyor ve bizim Viktor Robert'a hikayesini yani asıl hikayemizi anlatıyor.
Yaratıkla arasında geçen hikayeyi anlatıyor.
Viktor genç ve hırslı bir bilim insanı fakat aynı zamanda simyacılık, okültizm gibi konulara da ilgi duyuyor.
Bir hedefi var tek başına bir yaratık yaratmak, cansız bir şeye bir can vermek.
Viktor'ın asıl hedefi bu şekilde.
Daha sonra bu yaratık çok çirkin ve iğrenç bir şekilde çıkıyor ve Viktor kendi yarattığı bu yaratıktan iğrenip kaçmaya başlıyor.
Daha sonra bu yaratık da Victor'ın peşine düşüyor ve hikayemizde böyle ilerliyor.
Şimdi biraz da yaratıktan bahsedelim.
Çünkü bu yaratık hikayedeki en ilginç karakter.
Bir kere fiziksel olarak çok farklı.
Aşırı iri, aşırı güçlü.
Boyu 2,5 metre neredeyse.
Her yerinden kaslar ve damarlar fışkırıyor.
Fakat bu kadar insan dışı gözükmesine rağmen aşırı zeki bir yaratık.
Özellikle şeytani bir zekası var.
Çok kurnaz. İşlediği cinayetlerde sistemini falan çok akıllıca kuruyor.
Ve bu yaratığın bir derdi var o da yalnızlık, kimsesizlik.
Yaratık insanlardan hiçbir türlü ilgi göremiyor.
Ve bu yalnızlığı ve değer görmemesi bir yerden sonra üzüntüden öfkeye dönüşüyor.
Artık insanlardan özellikle de yaratıcısı olan Victor'dan intikam almaya çalışıyor.
Hikayemiz başta Victor'la değil de Robert ile başlıyor.
Robert dediğim gibi bir kaşif ve kuzey kutbuna yolculuk ediyor bu hikaye sırasında.
Ama Robert'ın şöyle bir sıkıntısı var.
Robert her ne kadar gemide yalnız başına olmasa ve bir mürettebata sahip olsa da çok yalnız hissediyor.
Ve kız kardeşine yazdığı bir mektupta da bu yalnızlığından dem vuruyor.
Ancak şimdiye kadar bir türlü tatmin edemediğim bir ihtiyacım var.
Ki onun yokluğu bana bu aralar felaketlerin en büyüğü gibi görünüyor.
Hiç dostum yok Margaret.
Başınının heyecanıyla tutuştuğum anlarda sevincimi paylaşacak kimsem olmayacak.
Hayal kırıklığına uğrasam etrafımda beni derdimden uzaklaştırmaya çalışacak kimse bulamayacağım.
Evet belki düşüncelerimi kağıda dökebilirim ama bu duyguları aktarmak için çok yetersiz bir yöntem.
Oysa ben beni anlayabilecek, bakışları bakışlarıma karşılık verebilecek insanın dostluğuna muhtacım.
Domantik olduğumu düşünebilirsin belki canım kardeşim ama gerçekten bir dost arzusuyla yanıp tutuşuyorum.
Hem kibar hem cesur, eğitimli olduğu kadar akıllı, zevkleri benimkine benzeyen, yaptığım planları beğenecek ya da değiştirebilecek hiç kimse yok yakınımda.
Öyle bir dost şu zavallı kardeşinin hatalarını nasıl da tamir ederdi bir bilsen.
Daha bu pasaj kitabın ilk kısımlarında geçiyor ve buradan anlıyoruz ki bu kitapta yalnızlık teması işleniyor.
Özellikle ilerleyen kısımlarda yaratığın psikolojisinden bahsettiğimizde yalnızlığı neden bu kadar üzüntü veren aynı zamanda öfkelendiren bir şey olduğunu daha iyi anlayacağız.
Daha sonra Robert gemisiyle yolculuk ederken yanda bir kayık görüyor ve kayığın içinde de bir insan var.
Robert hemen ekibine söylüyor bu insanı hemen gemisine alıyorlar.
Ve bu gemiyi aldıkları insan da bizim Victor Frankenstein.
Victor önce bir iki gün dinleniyor ve kendine gelmeye çalışıyor.
Victor Robert'ın baya ilgisini çekiyor çünkü dediğim gibi Robert yalnızlık çeken bir karakter ve Şöyle hissediyor ki bu Victor tam da aslında ona göre biri.
İğitimli, zeki olduğu belli bu Victor'ın.
Ve belli bir zaman sonra Victor'la konuşmaya başlıyorlar.
Fakat Robert anlıyor ki Victor'ın bir derdi var.
Daha sonra da Victor bu derdin hikayesini Robert'a aktarıyor.
Ve asıl hikayemiz de bu kısımla başlıyor.
Victor o zamanlarda genç ve hırslı bir bilim insanı.
Dediğim gibi bir amacı var.
Cansız bir yaratığa can vermeye çalışıyor.
Şimdi şöyle bir soru soralım.
Victor'ın bu amacındaki motivasyon ne?
Victor'ın iki türlü motivasyonu var.
Birisi daha toplumsal birisi ise kişisel.
Toplumsal motivasyonu şöyle.
Ben eğer bir yaratığa cansız bir şeye can vermeyi öğrenirsem bir nevi evrenin sırrını öğrenmiş olacağım.
Bu şekilde ölü insanlara da can verebilirim.
Bir nevi insanları ölümsüz yapabilirim ve insanların acılarına derman olabilirim diyor.
Ama asıl derinlerde yatan motivasyon biraz daha kişisel ve bencilce.
Victor bir ara yaratıcıya yaratıklarla ilgili şöyle bir cümle kuruyor.
Yepyeni bir tür beni yaratıcısı ve kaynağı olarak belleyecek ve saygı gösterecekti.
Birçok mutlu ve mükemmel yaratık varlıklarını bana borçlu olacaktı.
Hiçbir baba çocuklarının minnetini benim bu varlıklarınkini hak ettiğim gibi hak edemeyecekti.
Bu cümleden anlıyoruz ki Victor'ın bu yaratığı yaratmasındaki derinlerde yatan motivasyon aslında bencilce.
Bunun sonucunda bir şan, şöhret kazanmak istiyor.
Hatta yaratıkların bir nevi tanrısı olmak istiyor.
Ve Victor daha sonra çalışmalara başlıyor.
Gidiyor mezarlardan bazı vücut parçaları çalmaya başlıyor.
Kemik çalıyor, organ çalıyor, böbrek çalıyor.
Daha sonra çaldığı tüm bu parçaları birleştirerek insan vücuduna benzer bir yapı oluşturmaya çalışıyor.
En sonunda da bir yapı oluşturuyor, bir bünye oluşturuyor.
Yaratığın vücudu bitiyor ve geriye kalan tek şey de artık bu yaratığa can vermek.
Ve Victor en sonunda bu yaratığa can vermeyi de başarıyor.
Yaratık gerçekten canlanıyor ama şöyle bir sıkıntı var.
Yaratık aşırı çirkin.
Victor yaratığın yüzüne bakamıyor.
Gördüğüm en çirkin şey bu yaratık diyor.
Daha sonra Victor yaratığa hiç selam bile vermeden topukluyor.
Yaratığı öylece bırakıp kaçıyor.
Yaratık da aslında canlandıktan sonra Victor'a saldırmıyor ya da agresif bir eylemde bulunmuyor.
Ama yaratığın o iğrenç suretini görünce Victor o kadar iğreniyor ki hemen Lunturizm kaçıyor.
Tabii daha sonra Victor için sıkıntılı dönemler başlıyor.
Çünkü hayatını verdiği bir hedef patladı, işe yaramadı.
Hatta çok kötü bir şekilde ortaya çıktı.
Aynı zamanda yaratığı da merak ediyor.
Çünkü yaratığı öylece bırakıp gitti.
Yaratık acaba ne yaptı? Dışarıya mı çıktı?
Birileriyle mi tanıştı? Yine Victor'ın bu buhran hali devam ediyor.
Ve bir ara Victor bir mektup alıyor.
Ve bu mektup tatsız bir mektup.
Mektuptan anlaşılıyor ki Victor'ın küçük kardeşi William öldürülmüş.
Şüpheli ise bu çocuğun bakıcısı olan Justin isminde bir kadın.
William üstünde bir madalyon taşıyordu.
Daha sonra bu madalyon cinayetten sonra Justin'in cebinde bulunuyor.
Daha sonra da herkes cinayeti Justin'in işlediğini düşünüyor.
Ama Victor buradaki gerçeği görüyor.
Kardeşini öldüren bakıcısı değil de yarattığı yaratık.
Bunu anlıyor. Aynı zamanda bir şey daha fark ediyor.
Nasıl ki madalyon Justin'in cebinden çıktı o yüzden Justin şüpheli duruma düştü.
Victor fark ediyor ki bunu yaratık yaptı.
Yaratık William'ı öldürdü, madalyonu aldı ve Justin'e koydu ki şüpheler ona çevrilsin.
Bu durum Victor'ı aşırı korkutuyor çünkü şunu fark ediyor ki benim yaratık sadece iri yarı güçlü olmasının yanında aynı zamanda şeytani, kurnazca bir zekaya da sahip.
Bu yaratığın şeytani bir zekaya sahip olması Victor'ı çok daha fazla korkutuyor.
Çünkü şunu anlıyor ki bu yaratıkla uğraşmak artık çok zor bir seviyeye geldi.
Victor ve yaratık halen bir süre karşı karşıya gelmiyorlar.
Victor kendi halinde takılıyor, yaratık kendi halinde takılıyor.
Ama bu sıra Victor bir karar alıyor ve doğa yürüyüşleri yapmaya başlıyor.
Ve bu doğa yürüyüşleri Victor'a çok iyi geliyor.
Uzun bir süre o yaratığı yarattığından beri olan o buhran dönemi baya bir rahatlıyor.
Bu kadar derdi olan hem kardeşini kaybetmiş hem de iğrenç bir yaratık yaratmış biri nasıl doğa yürüyüşüne çıkarak bu kadar güzel hissedebiliyor?
Kısımda bahsetmemiz gereken bir akım var.
Mary Shelley romantizmden etkilenmiş bir yazar ve Victor'ın bu kadar derdi arasında doğa yürüyüşlerine çıkması ve doğanın güzelliğinden bu kadar etkilenip dertlerini unutması aslında romantizme bir gönderme.
Peki romantizmin bu kitapla ilişkisi nasıl ilerliyor?
Romantizmde duygular ön plana çıkar.
Özellikle romantikler insana güzel hisler uyandıran duygulara çok önem veriyor.
Ve başka önem verdikleri şey de doğa.
Doğanın güzelliği, doğanın yüceliği karşısında insanın durumu romantiklerin çok sevdiği bir şey.
Romantiklerin bu güzele ve duygulara verdiği önem aslında her insanda biraz var.
Her insan bir açıdan biraz romantik kabul edelim.
Genelde burada hamam böceği, uğur böceği örneği verilirken aslında insana karşı bu güzel çirkin ayrımını da çok yapıyorum.
İnsan da olsun, doğada olsun, sanatta olsun.
Güzeli gerçekten seviyoruz, güzele değer veriyoruz.
Çirkin olan şeyleri de o kadar sevmiyoruz ve bu durumu pek kontrol de edemiyoruz.
Güzel karşısında istemsiz, içten gelen bir hayranlık hissi varken çirkinden de yine istemsiz bir şekilde iğrenmeye başlıyoruz.
Çirkinlere karşı biraz daha ön yargılıyız ve çirkini o kadar da merak etmiyoruz.
O kadar da ona yakınlaşmak istemiyoruz.
Şimdi Victor'ın yarattığı yaratığa dönelim.
Bu yaratık romantikleriyle taban tabana zıt.
Bir kere yaratık doğal değil, tabiata uygun değil.
Doğal şartlarda gelişmemiş.
Hadi doğal olmamasını geçtim bu yaratık aşırı çirkin.
Yüzüne bakılmayacak kadar çirkin ve kitapta da bu yaratığın çirkinliği uzun uzun betimleniyor bize.
Ve Victor'ın doğa yürüyüşleri ve doğanın güzelliğine duyduğu hayranlık da bize şu mesajı veriyor.
Neden yaratığını terk etti?
Neden yaratığından uzaklaştı?
Hem doğal olmayan bir şey yapıp hem de bunun çirkin çıkması bir nebi o romantik fıtratına ters geliyor.
Şimdi hikayenin çok kritik kısımlarından birine geliyoruz.
Victor doğa yürüyüşleri yaptığı bir sırada arkasında heybetli bir silüet görüyor.
Bir bakıyor bizim yaratık da burada.
Tabii Victor'ın eli ayağı titremeye başlıyor.
Öfke nöbetlerine giriyor çünkü kardeşinin katiliyle yüz yüze geldi.
Daha sonra yaratık konuşmaya başlıyor.
Bu kısımda ilginç. Yaratık konuşmayı öğrenmiş bir şekilde.
Daha sonra yaratık Victor'a, yaratıcısına karşı şöyle ilginç bir cümle kuruyor.
Ne de olsa yaratanımsın ve sen üstüne düşen, bana borcun olan görevi yerine getirdiğin sürece ben de efendim ve yaratıcıma karşı uysal ve yumuşak başlı olacağım.
Ah Frankenstein. Herkese karşı insaflı olup da yalnızca adaletini hatta merhamet ve şefkatini en çok hak eden bana karşı acımasız olma.
Yaratanım sensin unutma.
Ademin olmam gerekirken haksız yere saadetten mahrum edilen, cennetinden kovulmuş bir meleğe benziyorum.
Nereye dönüp baksam bir tek bana yasak olan o saadeti görüyorum.
Bir zamanlar müşfik ve iyi yürekli biriydim.
Tefalet bir iblise çevirdi beni.
Saadetimi geri verirsen tekrar erdemli olurum.
Şimdi ilk aklımıza gelen şey şu.
Yaratık bu kadar güzel konuşmayı nereden öğrendi?
Bu yaratık nasıl olur da bir İngiliz kraliyet ailesi gibi konuşuyor?
Hatta metaforik ve sembolik konuşuyor.
Çünkü kalın fontta belirttiğim cümlede Ademin olmam gerekirken haksız yere saadetten mahrum edilen cennetinden kovulmuş bir meleğe benziyorum cümlesinde yaptığı gönderme şeytana dair bir gönderme.
Yaratık aynı zamanda bir şeyler de okumuş öğrenmiş ki böyle sembolik anlatılar yapıyor.
Tabi daha sonra yaratık hikayesini Victor'a anlatmaya başlıyor.
En baştan. Yaratıldıktan ve terk edildikten sonra aşama aşama neler yaşadığını, kardeşini öldürmeyi iten motivasyonunun neler olduğunu tek tek anlatıyor Victor'a.
Şimdi o malum güne geri dönelim.
Victor yaratığı yaratıyor ve hemen kaçıyor.
Yaratığın ilk fark ettiği şey şu.
Bir kere bir vücuda sahip.
Ellerini hareket ettiriyor. Belli bir duyu organları, bir sinir sistemi var.
Öncelikle kendi varlığını fark ediyor.
Daha sonra karnının acıktığını, susadığını fark ediyor.
Gidiyor dışarıdan yemek buluyor, su içiyor, bir şekilde karnını doyuruyor.
Daha sonra bir ateş buluyor. Ateşin kenarına gidiyor ve ısınmaya başlıyor.
Sonunda ise bir köy görüyor.
Bakıyor bu köyde insanlar var.
Gideyim insanlarla tanışayım diyor ama iş beklediği gibi gitmiyor.
İnsanlar bu yaratığı gördüğü an ya ona saldırıyor ya da ondan kaçıyor.
Tabi yaratık bu duruma çok bozuluyor çünkü içinden bir istek insanlarla tanışmak istiyor.
İnsanlarla ilişki kurmak istiyor.
Daha sonra yaratık tabi hafif üzgün ve depresyondayken bir tane kulübe buluyor.
Ve bu kulübede bir eve bağlı.
Hemen kulübenin içine giriyor.
Daha sonra şunu fark ediyor. Bu kulübenin içinde bir yarık var.
Ve kulübedeki yarıktan bakınca bir ev halkını görüyor.
Bu aileyi izlemeye başlıyor ve bu aile onun çok ilgisini çekiyor.
Hatta hiç tanışmasa bile içten gelen bir şeyle bu aileye sevgi duymaya başlıyor.
Onlar üzülünce bizim yaratık da üzülüyor.
Onlar sevinmeye gülmeye başlayınca bizim yaratık da seviniyor.
Yaratık hiç kendisini o insanlara göstermese bile o insanlarla uzaktan bir bağ kuruyor.
Daha sonra bu aileyi izlerken yaratık kendisine bazı tatsız sorular soruyor.
Öncelikle şunu diyor. Benim neden böyle bir ailem yok?
Bak bunların annesi babası var, arkadaşı kardeşi var.
Benim yaratıcım beni terk etmiş.
Hiçbir insan beni istemiyor.
Her insan bana saldırıyor ya da benden kaçıyor.
Ben niye böyle bir ortama dahil olamıyorum diye bir içten içe üzülmeye de başlıyor.
Daha sonra bu aileyi izlemeye devam ederken bu ailenin üzgün olduğunu fark ediyor.
Ve daha sonra anlıyor ki bu ailedeki üzgünlüğün asıl kaynağı da yoksulluk ve parasızlık.
Yoksa aile ilişkileri gayet iyi ama parasızlık biraz aileyi sıkıntılı durumlara sokuyor.
Bir kere bu yaratık karnını doyurmak için ailenin evindeki erzaklardan çalıyordu.
Bundan vazgeçiyor. Bu aile zaten yoksul.
Bari erzakları onlara kalsın diyor.
Gidiyor artık karnını dışarıda yemek sepetinden doyurmaya başlıyor.
Aynı zamanda şöyle bir düşünce geçiyor içinden.
Benim bu aileye bir şekilde yardım etmem lazım.
Gidiyor mesela bayağı bir odun alıyor.
Ailenin kapısını bırakıyor. Aile bir gün bir kapıyı bir açıyor.
Aa bak kapıya odunlar dizilmiş.
Yaratık dizdi onu işte. Şimdi biraz da yaratığın konuşmayı ve okumayı nasıl öğrendiğinin üzerinde duralım.
Yaratık bu aileyi dinleye dinleye onların bir dil konuştuğunu fark ediyor.
Kelimeleri öğrenmeye başlıyor.
Dremer yapısını öğrenmeye başlıyor ve artık bu işi söküyor.
Daha sonra kenarda köşede bir kitap buluyor ve okuduğu bu kitap yaratığın hayatını değiştiriyor.
Kitabın ismi Kayıp Cennet.
John Milton'a ait bir epik şiir.
Bu Kayıp Cennet dışında iki kitap daha okuyor yaratık ama en çok Kayıp Cennet kitabı yaratığın ilgisini çekiyor ve ona hitap ediyor.
Kitapta işlenen iki temel konu var.
Birisi Adem ve Havva'nın cennetten kovuluşu, diğeri de şeytanın tanrıya isyanı.
İlerleyen kısımlarda bu kitap ve hikayemiz arasındaki benzerlikleri değineceğiz.
Hikayede yaratığa dair çok kritik diyebileceğimiz bir anda var.
Yaratık bir gün kulübeden çıkıp etrafı gezerken bir tane göl kenarı görüyor.
Ve orada suda kendi yansımasına bakıyor ve dehşete düşüyor.
Gerçekten bu çirkin, iğrenç surat bana mı ait diyor.
Hatta bazı insanlar hak vermeye bile başlıyor.
Bu kadar iğrenç bir surata ben bile bakamıyorum.
İnsanlar nasıl baksın diyor.
Tabi bu olayda yaratığa çok ciddi bir darbe vuruyor ve yaratık artık şunu düşünüyor.
Benim bu fizikle, bu görünüşle insanlara karışmam mümkün değil.
İnsanlar bu tiple beni aralarında kesinlikle kabul etmez.
Ben bile tahammül edemiyorum.
O zaman şöyle yapayım. Benim o dikizlediğim evde bir tane yaşlı bir adam var.
Ve bu yaşlı adam kör. Öyle bir zaman yakalayayım ki evin diğer üyeleri evin dışına çıksın ve yaşlı adam evde tek kalsın.
Ve gidip bu yaşlı adamla konuşmaya çalışayım.
Ona içimi dökeyim. Niye beni de aralarına almaları gerektiğini söyleyeyim şeklinde düşünüyor.
Baktığımızda zekice de bir hamle.
Dediğim gibi bu yaratığın kafası harbiden çalışıyor.
Gerçekten zeki bir yaratık. Daha sonra tüm o fırsatları denk getiriyor.
Diğer aile üyeleri çarşıya pazara çıkıyorlar.
Hemen bizim yaratık kapıdan giriyor.
Ve yaşlı adama diyor ki işte yemeğim var, suyum var sadece barınacak bir yer arıyorum.
Yaşlı adam da iyi yürekli babacan biri.
Hemen diyor geç otur şöyle az konuşalım.
Daha sonra yaratıkla bizim yaşlı adam muhabbet etmeye başlıyor.
Hikayede ilk defa yaratık birisinden normal insan muamelesi görüyor.
Yaşlı adam kör olduğu için onu görüntüsüne göre değerlendirmiyor ve normal bir insanmış gibi onunla konuşuyor.
Tabii şunu da tekrar belirteyim.
Yaratık gerçekten çoğu insandan daha güzel konuşan, daha güzel cümleler kuran, diksiyonu da çoğu insandan daha güzel biri.
Yani gözünüzü kapatıp bu yaratığı dinleseniz kafanızda Shakespeare gibi biri canlanacak.
Ama dediğim gibi bu bir korku hikayesi ve korku hikayelerinde...
İyi şeyler çok kısa sürer.
Yaşlı adamla bizim yaratık muhabbet ederken kapı bir açılıyor diğer ev halkı eve geliyor.
Tabi diğer ev halkının gözleri çalışıyor.
Biri olduğu yerde bayılıyor.
Diğeri kaçmaya bağırmaya başlıyor.
Diğeri ise yaratığı itip yaşlı adamı çekip çıkarıyor oradan ve hep beraber kaçıyorlar en son.
Tabi yaratık bu duruma karşı aşırı bozuluyor.
Sonuçta ilk defa normal bir muhabbete, normal bir iletişime geçme fırsatı oluyor ve bu fırsatı da eline yüzüne bulaştırıyor.
Tabi yaratık halen üzüntüsünü öfkeye dönüştürmüş değil.
Kafayı kırmış değil.
Yine içinde biraz iyilik var.
Yaratık da artık o kulübeden, o evden çıkıyor ve etrafı dolaşıyor.
Daha sonra bir göl görüyor ve fark ediyor ki bu gölde bir çocuk boğuluyor.
Hemen gidiyor çocuğu kurtarıyor.
Daha sonra bir bakıyor uzaklardan bu çocuğun bir yakını geliyor.
Yakının elinde de tüfek var.
Yakın hemen bu yaratığa bağırmaya başlıyor.
Bırak çocuğumu iğrenç yaratık bas git buradan filan diyor.
Çocuğunu alıyor ve tam gitmek üzereyken de yaratığa tüfekle ateş ediyor.
Ve artık bu olay yaratık için bardağı taşıran son damla oluyor.
Artık yaratık karanlık tarafa kötü tarafa kaymaya başlıyor.
Kötü yola düşüyor. Kızılay ulus hattındaki pavyonlarda çalışmaya başlıyor.
Hatta Besatçıya'nın bir bölümünde figüran olarak oynuyor.
Daha sonra yaratık yine gezmeye devam ederken bu sefer başka bir çocuk görüyor.
Ve çocuk yaratığı görür görmez hemen elleriyle yüzünü kapatıyor.
Çünkü yaratığın suratına bakamıyor.
Yaratık da geliyor çocuğa.
Yavrucuğum niye yüzünü kapatıyorsun?
Aç da gözümün içine bak derken çocuk bağırmaya başlıyor.
Bırak işte beni iğrenç yaratık.
Benim babam saygımı devlet memuru ismi de Frankenstein derken.
Yaratık bir duraksıyor. Frankenstein mi?
Bu benim yaratıcının...
Victor'un soyadıyla aynı. O zaman demek oluyor ki bu çocuk, ellerimle tuttuğum bu çocuk benim yaratıcıyla bir kan bağına sahip.
Ve yaratığında artık kötüye kırılması da başladığına göre yaratık malum kararı veriyor.
Aslında tüm suç benim yaratıcıma aitti.
Çünkü beni iğrenç bir şekilde dünyaya getirdi.
Bana hiç yardımcı olmadı ve acı çekmeme sebep oldu.
En iyisi bu yaratıcıyla kan bağı olan bu çocuğu öldüreyim ki benim yaratıcıya bir ders olsun.
Ve daha sonra da çocuğu boğarak öldürüyor.
İşte yaratık Victor'a tüm bu hikayesini anlatıyor.
Aşama aşama William'ı öldürmeye götüren şeylerin ne olduğunu Victor'a anlatıyor.
Victor bu sefer çok daha fazla sinirlenmeye başlıyor ve aralarında bir konuşma daha geçiyor.
Ama bu konuşmaya geçmeden önce yaratığın hikayesine bir geri dönelim.
Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi var çok da bilinen bir şey.
En aşağıdan başlayarak basamak basamak insanın ihtiyaç duyduğu şeyleri bize söyler.
İnsanın ilk başta fiziksel ihtiyaçlarını tatmin etmek ister.
Daha sonra da güvenlik ihtiyacı.
Bundan sonra ait olma ve sevgi ihtiyacı gelir.
Ondan sonra değer ve kendini gerçekleştirme.
Bir insanın kendini gerçekleştirebilmesi için aşağıdaki basamakları sıra sıra tatmin etmesi gerekir.
Maslow için insan psikolojisi bu basamaklarla ilerler.
Şimdi bizim yaratığa bakalım.
Victor yaratığı fiziksel olarak hiç insana benzetemese de psikolojik olarak bu yaratık tam da bir insan gibi hareket ediyor.
Mesela doğar doğmaz hemen İnsanlardan değer görmek istiyorum, insanların arasına karışmak istiyorum demiyor.
Önce bir fiziksel ihtiyaçlarını gidiriyor.
Karnını doyuruyor, ateş buluyor, ısınıyor.
Daha sonra kulübeye gidiyor, barınma ihtiyacını tatmin ediyor.
Daha sonra ait olma ve sevgi ihtiyacını istiyor.
Ve hikaye boyunca yaratık bu basamağın asla üstüne çıkamıyor.
Asla bu ait olma ve sevgi ihtiyacını tatmin edemiyor.
Okurken hatta bir ara şeyi düşünmüştüm.
Acaba bu yaratık ait olma ve sevgi ihtiyacını tatmin etseydi, hatta değer ihtiyacını da tatmin edip kendini gerçekleştirme safhasına ulaşsaydı acaba nasıl bir şey olurdu?
Belki yazılım öğrenirdi, belki TikTok açardı.
Hikayede tabi bunu öğrenemiyoruz çünkü yaratık asla ait olma ve sevgi ihtiyacı basamağını geçemiyor.
Orada takılı kalıyor her zaman.
Aynı zamanda Kayıp Cennet eserinden de bahsedelim çünkü hikayede Kayıp Cennet'e baya bir gönderme var.
Ne demiştik kayıp cennet için?
Adem ve Havva'nın cennetten kovuluşu, aynı zamanda şeytanın tanrıya isyanı edebi ve şiirsel bir şekilde işleniyor.
Şimdi Adem ve Havva'nın cennetten kovulma nedeni neydi?
Tanrıya itaatsizlik göstermeleri.
Yememeleri gereken o yasak meyveyi yemeleri.
Peki Victor'a bir itaatsiz diyebilir miyiz?
Victor'da tabiata, doğaya ve insan fıtratına karşı bir itaatsizlik gösterdi şeklinde yorumlayabiliriz.
Normalde bir insanın can yaratma süreci...
İki karşı cinsin bir araya gelmesi ve malum aktivitesi sonucunda gerçekleşir.
Onun dışında bir insanın tek başına can yaratması hatta cansız bir varlığa can vermeye çalışması insan fıtratında, doğada, tabiatta olmayan bir şeydir.
Victor buna karşı geliyor. Tabiatında olmayan bir şey yapıyor.
Başarıyor da bunu. Ama en son bunun cezasını da çekiyor.
Yaratığı tarafından çekiyor bunun cezasını.
Burada aslında tehlikeli bilgi kısmına odaklanmak daha iyi.
Adem ve Havva'nın meyve yediği ağacın ismi bilgi ağacı.
Ve bilgi ağacından bir meyve yersen ne olur?
Bir farkındalık kazanırsın.
Bir bilgi elde edersin.
Fakat bu elde ettiğin bilgi iyi bir bilgi midir yoksa tehlikeli tatsız bir bilgi midir?
Adem ve Havva için bu tatsız bir bilgiydi.
Çünkü Adem ve Havva elmayı yedikten sonra ilk başta kendi çıplaklıklarını fark ettiler.
Ve bundan utanç duymaya başladılar.
Daha sonra yapraklarla üstlerini örtmeye başladılar.
Victor da başından beri yasak elmanın peşinde.
Bir bilgi elde etmeye çalışıyor.
Cansıza can verme bilgisini.
Ve bu bilgi her ne kadar...
insanlığı yüceltmek veya kendini şan-şöhret kazandırmak gibi iyi hedeflerle olduğunu zannetse de bu bilgi Victor'u mahvediyor.
Kayıp cennette geçen Adem ve Havva'nın tehlikeli bilgiye ulaşması, daha sonra cezalandırılıp cennetten kovulması tıp atıp Victor'da da bu şekilde işliyor.
O simyacılık olsun, okültizm olsun, tehlikeli bilginin peşinden koşması ve en sonunda o bilgiye ulaşmasının sonucu tatsız bir sonuç oluyor.
Aynı zamanda şeytan karakteri üzerinden de bazı benzetmeler yapabiliriz.
Tayyip Cennet'te şeytanın en çok üzerinde durulan özelliklerinden biri de şeytanın kibir sahibi olması.
Beni ateşten yarattın, onları topraktan yarattın mevzusu.
Secde etmeyi kabul etmemesi.
Victor da o başta belirttiğim gibi bir yaratık yaratmanın şarma şöhretinin peşinden koşuyor.
İnsanlığa yardım etme fikri var ama temelinde de aslında derin bir kibir var.
Ve en son şeytan gibi aslında bu kibirinin cezasını çekiyor.
Şeytan yalnızca Viktor'a benzemiyor.
Aynı zamanda yaratığa da benziyor.
Şeytan kayıp cennette şöyle bir cümle kuruyor.
Cennette köle olacağıma cehennemde hükümdar olurum.
Ve şeytanın cehenneme bu kadar kabullenmesi kendi hayatını da cehenneme çeviriyor.
Gittiği her yerde cehennemini de beraberinde taşıyor.
İnsanlara acı vermeye çalışıyor.
Bunu başarıyor. Ama günün sonunda yine en çok acı çeken taraf yine kendisi oluyor.
Bir nevi kendi acısını kendi üretiyor.
Bizim yaratık da... insanlardan intikam almaya ve seri bir şekilde insan öldürmeye başladığı andan itibaren daha güzel hissetmiyor.
Bir zafer sarhoşluğuna girmiyor.
Her öldürdüğü insanda daha kötü hissediyor.
O içindeki cehennemin daha da harlandığını hissediyor.
Bu açıdan bizim yaratık da kayıp cennetteki şeytana benziyor.
Şimdi tekrardan hikayemize geri dönebiliriz.
Yaratık dediğim gibi tüm bu en baştan yaşadıklarını ve William'ı öldürme hikayesini anlattı.
Ama yaratığın bir teklifi var.
Yaratık Victor'a diyor ki bana bir eş yarat.
Benim dişi versiyonumu yarat.
Onunla takılayım ben. Daha sonra yaratık bu teklifini temellendirmeye çalışıyor.
Neden bir eş istediğine dair mantıklı sebepler sunuyor.
Benim tüm bu kötü eylemlerimin intikam hırsının tek bir sebebi vardı.
O da insanlardan değer görmek istemek.
Sevgi ihtiyacımı gidermek.
Ama şunu anladım ki ben bu fizikle insanlardan sevgi görmem mümkün değil.
İnsanlar beni aralarında kabul etmez.
Fakat değersiz ve ilgisiz de yaşayamıyorum.
Benim bir dişi versiyonumu yarat.
Muhtemelen o da bana benzeyecek.
Ve ikimiz de beraber takılmış olacağız.
Bu sayede hem ilgi görme, sevgi ihtiyacımı gidereceğim hem de kötü eylemlerime bir son vereceğim.
Victor başta yaratığın bu teklifini kabul etmiyor.
Çünkü yaratığa karşı aşırı öfkeli, kardeşini öldürmüş.
Daha sonra düşünüyor düşünüyor ve aslında yaratığın dediğinin mantıklı olduğuna karar veriyor.
Hatta yaratığın tehditleri de aklına geliyor.
Çünkü yaratık Victor'a diyor ki bak bana bir eş yaratmazsan kötülüklerime devam edebilirim.
Kimse beni durduramaz. Ama bana bir eş yaratırsan söz veriyorum ki o eşle beraber kimsenin bilmediği ormanlara gideceğiz ve insanlardan uzak bir şekilde yaşayacağız.
Daha sonra Victor kabul ediyor bu teklifi.
Tamam diyor sana bir eş yaratacağım.
Daha sonra Victor kadın versiyonuna dair çalışmalara başlıyor.
Burada ilginç bir kısım var. Başta kadını üretmekte zorlanıyor.
Erkeği bir şekilde üretiyor da kadını üretmekte biraz daha ilim gerekiyor onu fark ediyor.
Daha fazla araştırmalar yapıyor, daha fazla kitap okuyor ama yine de en sonunda dişi bir yaratık ortaya çıkarıyor.
Bu arada Victor dişi yaratığı yaratırken...
Erkek yaratık da pencereden bu olayları izliyor heyecanlı bir şekilde.
Çünkü eşi gelecek sonunda değer görecek.
Victor dişinin bedenini tamamlıyor.
Geriye kalan tek şey bu bünyeye can vermek.
Victor tam bu dişi yaratığa can vermek üzereyken kafasına bazı düşünceler geliyor.
Ve en son anda bu dişi yaratığı paramparça ediyor ve fikrinden dönüyor.
Peki Victor neden yaratığa bir eş yaratmaktan son anda vazgeçiyor?
Hangi fikirler onu çeviriyor?
Bir kere Victor'da bir güvensizlik var.
Ya bu yarattığım dişi yaratıkta insanlardan ilgi görmemenin verdiği öfkeyle benim yaratık gibi cinayetlere bulaşsa ve bu sefer iki kişi cinayet işleseler?
Biraz ondan korkuyor. Korktuğu başka bir şey daha var.
Bu biraz komik. Ya bizim dişi yaratık erkek yaratığa yüz vermezse diye düşünüyor.
Çünkü erkek yaratık aşırı çirkin.
Hani dişi yaratık da belki yine bir çirkinlik seviyesi olur da yine de belki yüz vermek istemeyebilir.
Yine de bu erkek yaratıkla takılmak istemeyebilir.
Ve bu senaryoda da erkek yaratık tarihin ilk insellerinden biri olacak.
Victor'ı asıl kararından döndüren şey ise üreme.
Hadi diyelim bu iki yaratık birbirini beğendi ve üremeye karar verdiler.
Bunlar üremeye devam ederse insanlığın kökünü kuruturlar.
Hele ki öfke ve intikam senaryosuna girmişlerse, dünya üzerinden insanlığı silerler.
Victor'ı dişi yaratık yaratmaktan asıl döndüren de bu üreme fikri.
Bu ikisi ürerse mümkün değil bunlarla baş edemeyiz diye düşünüyor Victor.
Ve son anda bu dişi yaratığı paramparça ediyor ve fikrinden dönüyor.
Tabi demiştim ya bizim, tabi demiştim ya erkek yaratık hevesli hevesli pencereden izliyordu.
Victor'ın bu dişi yaratığı paramparça ettiğini görünce erkek yaratık çok deliriyor.
Öfkeler içinde bağırmaya başlıyor.
Ve tam gitmek üzereyken de Victor'a bakıp düğününde görüşürüz diyor.
Şimdi yaratığın Victor'a düğününde görüşürüz demesindeki mesaj düğününe gelip çeyrek altın takmak değil.
Düğününde bu yaratık sıkıntılı bir olay çıkaracak ki bunu da aslında tahmin ediyoruz.
Victor'ın çok sevdiği çok hoş da asille bir kadın var Elizabeth isminde.
Ve Victor bu olaylar süre gelirken işte bir düğün hazırlığına başlıyor.
Yaratık da Victor'a düğününde görüşürüz dediğine göre bu senaryodan ne anlıyoruz?
Evet tahmin ettiğiniz gibi yaratık gidiyor ve Elizabeth'i öldürüyor.
Ve bu anda Victor için kırılma anı oluyor.
Bu hayatta çok sevdiği kadının yaratık tarafından öldürülmesini görmekle beraber artık Victor için de intikam senaryosu da başlıyor.
Victor da hayatını bu yaratığı öldürmeye atıyor artık.
Ya yaratık ölecek ya ben öleceğim diyor.
Ve şimdi aslında en başa dönüyoruz.
İşte Victor'ın Robert'a anlattığı hikaye böyle.
Tabii Robert bu hikayeden sonra derin bir nefes çıkıyor.
Ne hikayeymiş be diyor. Ve üzerinden bayağı zaman geçse de Victor halen yaratığı yakalamaya çalışıyor bu sırada.
Burada yine hikayedeki çok önemli bir kısma geliyoruz.
Victor Robert'a bir tavsiye veriyor.
Sen benim yaptığımı yapma diyor.
Büyük hedefler ve kişisel hırslar uğruna alınmayacak riskleri alma diyor.
Özellikle yanında sorumlu olduğun insanlar varsa onları düşün diyor.
Ve gemiden ayrılmadan önce şöyle çok güzel iki cümle kuruyor.
Elveda Bolton. Saadeti huzurda ara.
Ve bilimde, keşifte, öne çıkmak gibi masum amaçlarla dahi olsa kendini hırslara kaptırmaktan kaçın.
Talimatlarımdan değilse de en azından benden ya da benim örneğimden yola çıkarak bilgiye ulaşmanın ne denli tehlikeli, dünyayı yurdu belleyen insanın tabiatının izin verdiğinden fazlasına göz dikenden ne kadar daha mutlu olduğunu
öğren. Artık ayrılma vakti geliyor ve Victor odasına çekiliyor fakat bu arada Robert Victor'ın odasından bazı sesler duyuyor.
Ve Robert hemen odaya dalıyor ve bir bakıyor yaratık yaratıcısını öldürmüş.
Bu kısımda biraz daha duralım çünkü burada yaratık ve yaratıcı arasında geçen muhabbet de özellikle yaratığın söylediği sözler de çok ilginç.
Yaratık Victor'a bir itirafta bulunuyor.
Şöyle söylüyor. Sanma ki tüm bu işlediğim cinayetler hayatımı daha güzel kıldı.
İntikam zevkimi verdi bana.
Hayır işlediğim tüm cinayetlerde daha kötü hissettim.
Aldığım her masumcağında ne kadar iğrenç biri olduğumu daha iyi anladım.
Ve daha sonra Victor'a onu öldürdükten sonra kendini de öldüreceğini söylüyor.
Çünkü bu yarattığı acıyla ve çektiği acılarla daha fazla yaşayamayacağını anlıyor.
Victor'ı öldürüyor. Tabi bu öldürmede hiçbir zafer sarhoşluğu veya zevk yok.
Alevler içinde intihar etmeye gidiyor.
Kitabın bu son kısımları o kadar acayipti ki okurken tüylerim diken diken oldu.
Kaktüs gibi oldu. Robert başta kuzey kutbunu keşfetmek istiyordu.
Fakat daha sonra Victor'ın dediklerini düşündü.
Acaba haddimi mi aşıyorum?
Veya güvertedeki insanları tehlikeye mi atıyorum dedi.
Biraz da onlar için sorumluluk aldı ve bu hedefinden geri döndü.
Victor ise başlarda çok hevesli, çok hırslı bir bilim adamıydı.
Fakat haddini aşmasından ve tabiata uygun olmayan işler yapmasından sonra yine cezasını bu sefer kendi yarattığı yaratık tarafından çekti.
Yaratık ise belki de en ilginci.
Çünkü yaratık başlarda gerçekten iyi biriydi.
İnsanlar tarafından değer görmek istiyordu.
Hatta gidiyor ve insanlara yardım ediyordu.
Ve bu kötü tarafa geçtiğinde şunu fark etti ki aslında kötülük yaparak en büyük zararı yine kendisine veriyordu.
En son bu kötülük yapmanın verdiği acıya dayanamayıp intihar etti zaten.
Şimdi hikayede işlenen temaların üzerinden kısa kısa tekrar geçelim.
Bir kere güzelliğe verilen önem ve çirkinliğe duyulan tiksinti olayını hikayede baya bir görüyoruz.
Bu yaratıkla her ne kadar empati duysak hatta yer yer yaratığa bir ara sempati beslesek bile bu yaratık aşırı çirkin bir yaratık ve muhtemelen bizim de sokakta karşımıza çıksa biz de ondan kaçarız.
İster istemez beynimizde, fıtratımızda çirkinden kaçmaya, çirkinden uzaklaşmaya yönelik bir kod var.
Güzeli karşı ise tam tersi.
Güzel bir şekilde kendini içine çekiyor.
Güzellik ve çirkinlik arasındaki ayrımı kitap keskin bir şekilde çiziyor.
Diğer bir konsept ise haddini aşmak.
Kitabın ismi yalnızca Frankenstein değil.
Frankenstein ya da Modern Prometheus.
Burada Modern Prometheus, Victor için kullanılan bir tabir.
Peki Prometheus'un bu hikayeyle olan bağlantısı ne?
Prometheus bir titan ve şunu fark ediyor ki o zamanlar insanların dünyasında ateş denilen bir şey yok.
Hiç kimse ateşin varlığından haberdar değil.
Fakat Olympos dağında tanrıların olduğu yerde ateş var.
Prometheus diyor ki en iyisi ben bu ateşi alıp insanlara götüreyim.
İnsanlar da ateşin varlığını öğrensin.
Böylece de bilimde, teknolojide bir ilerleme sağlansın.
Çünkü ateş gerçekten faydalı bir şey.
Daha sonra Prometheus bu düşündüğünü yapıyor.
Gidiyor Olympos dağından ateş çalıp insanların dünyasına getiriyor ve ateşi insanlara hediye ediyor.
Ama tanrılar özellikle de Zeus bu durumdan pek hoşnut değil.
Zeus gidiyor ve Prometheus'u bu eyleminden dolayı cezalandırıyor.
Ateş bizim dünyamıza aitti.
Olimpos dağına aitti. Sen gidip onu insanlara verdin.
Yapmaman gereken bir şey yaptın.
Haddini aştın ve bunun da bedeli olarak seni cezalandırıyorum diyor.
Viktor Frankenstein de bir nevi modern Prometheus.
Çünkü o da haddini aşarak bir iş yapıyor.
Fıtratında, tabiatında olmayan bir şey yapmaya çalışıyor.
Adem ve Havada da benzer bir durum var.
İtaatsizlik göstermeleri, hadlerini aşmaları sonucu cezalandırıyorlar.
Burada ilginç bir durum var.
Adem ve Havva'nın cezasını Tanrı veriyor.
Prometheus'un cezasını Yunan Tanrıları veriyor.
Victor'un cezasını Tanrı vermiyor.
Kendi yarattığı yaratık veriyor.
Kendi ürettiği yaratığın cezasını vermesi de bu hikayeyi ilginç ve özel yapan kısım.
Ve diğer önemli bir kısım da yaratığa dair sevilmemenin, değer görmemenin verdiği öfke.
Yaratıkla ilgili ilginç kısım şu.
Yaratık başlarda gerçekten iyi bir karakter ve içinde bir sevgi ihtiyacı var.
Ama kitabın sonlarına baktığımızda bir terminatöre dönüyor.
Sevgi arayışıyla başlayan bir şeyin bu kadar yıkıcı sonuçlar vermesi ilginç ve bunu biraz formülize edelim.
Yaratığın başlarda duyduğu bir acı var.
Değer görmemek, kimsesizlik, saygı görmemek şeklinde çoğaltabiliriz bunları.
Bir yaratık başlarda bu acıyı üzüntü şeklinde yaşıyor.
Başka birilerine yansıtmıyor.
Kendi içinde yaşıyor bu üzüntüsünü.
Ama daha sonradan şu soruyu soruyor.
Bu yaşadığım acıların üzüntünün sorumlusu kim?
Ve bu kısımdan sonra artık yaratıcısına karşı, Victor'a karşı öfkelenmeye başlıyor.
Çünkü suçlu olarak onu görüyor.
Ve üzüntü ile öfke arasında şöyle bir fark var.
Üzüntü her ne kadar bir nebze kendi içinde yaşadığın, dışarıya da çok fazla etki etmediğin bir duyguyken, öfke aktif bir duygu.
Öfke ifade edilmeyi seviyor.
Öfke eyleme geçmeyi seviyor.
Ve bu kısımda da eyleme geçen şey intikam senaryosu oluyor.
Acıdan üzüntü, üzüntüden öfke, daha sonra da öfkeden intikama geçen bu kötülük taslığı o kadar fazla kullanılıyor ki.
Etrafınıza bakın çoğu yerde göreceksiniz.
Filmlerdeki kötü karakterlere bakın genelde hep bu taslaktan ilerlemişlerdir.
Başta bir acı vardır, üzüntü, öfke ve intikam şeklinde devam eder.
Okul katliamcılarına veya bazı katillere bakın yine benzer taslığı görebiliriz.
Bu kitabın Frankenstein eserinin çok özel kısımlarından biri de bence bu taslığı daha o senelerde çözmeye başlamış olması.
Ve son olarak kötülüğün tutarsızlığı üzerinde durmak istiyorum.
Yaratık başlarda kendisine şu soruyu sordu.
Benim hiçbir suçum, hiçbir günahım yok.
Fakat buna rağmen insanlar tarafından acı çekiyorum.
Buna rağmen ızdırap çekiyorum, kendimi kötü hissediyorum.
Daha sonra ne yapıyor? O zaman ben de diğer insanlara acı çektireyim diyor.
Fakat burada şöyle bir tutarsızlık var.
Sen derdinin, probleminin kaynağı olarak masum olmana rağmen acı çektiğini söylüyorsun.
Ama nihayetinde yaptığın eylemlerde, öldürdüğün insanlarda masum insanlardı.
Yaratık işte bu davasındaki, intikam hırsındaki bu tutarsızlığı fark ediyor.
Masum biri olmama rağmen acı çektim ve ben de artık masumlara acı çektiriyorum diyor.
Ve en büyük acıyı da bu tutarsızlıktan dolayı yaşıyor.
Yaptığı her kötü eylemde kayıp cennetteki şeytan gibi içindeki cehennemi daha da büyütüyor.
Ve en son tüm bu kötülüğün ne kadar tutarsız olduğunu fark ediyor.
Ve benden bu kadar arkadaşlar.
Frankenstein çok sevdiğim bir eserdi.
Anlatırken de çok keyif aldım.
Umarım siz de keyif almışsınızdır.
Kayıp cennet hakkında da muhtemelen bir video gelir.
O da benim çok sevdiğim bir eser.
O da tabi ki dini psikolojik ögeleri çok yoğun olan bir eser.
Öyle şeylere ben ilgi duyuyorum biliyorsunuz.
Bu kanalı takip ediyorsanız zaten sizin de ilginizi çekiyordur o tarz konular.
O zaman sosyal medyalardan beni takip edebilirsiniz.
Kendinize çok iyi bakın. Bir dahaki videoda görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
