
Dijital sağlık ekosistemi Eczacıbaşı Evital’le tanışmanın tam zamanı. Tüm psikolog ve diyetisyen görüşmelerinde %20 indirim için PORTAL25 kodunu kullanabilirsiniz. Eczacıbaşı Evital’i indirmek için tıklayınız: https://s.evital.app/PORTAL25
Kitap -> Van Gogh: The Life, Steven Naifeh, Gregory White Smith
*Bu bölüm "Eczacıbaşı Evital" hakkında reklam içerir.
Transkript
Eczacıbaşı Evital'in destekleriyle.
Vincent Van Gogh ismini duyunca aklımıza neler geliyor?
İlk olarak kendi kulağını kesmesi diyebiliriz.
Veya akıl hastalığı ve tabii ki de intihar etmesi ki bu olay biraz karmaşık.
Van Gogh'un aslında intihar etmediğini düşünen insanlar da aramızda bulunmakta.
Bu podcast'te Van Gogh'un hayatını, psikolojisini, akıl hastalığını ve tabii ki de tartışmalı bir konu olan intihar edip etmediğini anlamaya çalışacağız.
Hazırsanız başlayalım. Van Gogh'un akıl hastalığıyla mücadelesi daha 18 yaşındayken başlamıştı.
Bir taraftan sanat simsalı yaparken bir taraftan da feci akıl hastalığıyla uğraşıyordu.
Ama tüm bunlara rağmen Vincent'ın hayatında ona kurtuluş reçetesi sunan bir etmen vardı.
Din. Vincent dindar tarafı sayesinde çektiği acılara dayanma kudretini arttırıyordu.
Hatta bir kilisede görev almaya bile başladı.
Eğer ki din kendisinin depresyonuna bu kadar yardımcı olabildiyse Vincent da acaba bir din adamı olsam mı diye düşündü.
Evet Vincent'ın ilk kariyer hedefi ressam olmak değildi, vaiz olmaktı.
Ama bu iş için gereken teoloji eğitimini tamamlayamadığı için hedefinden vazgeçti.
Vincent yeni işler deniyor ama bir türlü bu işlerde tutunamıyor ve bırakıyordu.
En son 27 yaşında radikal bir karar aldı.
Ressam olmaya karar... Ressamlar biraz geç başlamış olsa da Vincent kendi yeteneğine güveniyor ve bir gün başarılı olacağını biliyordu.
Vincent'ın hedefine karşı bu sadakati ve sabrı üstüne ayrıca durmamız gerekiyor.
Günümüzde 27 gibi bir yaş bile yeni bir işe başlamak için geç bir yaş olarak kabul ediliyor.
Hatta Vincent'ın konumunda olan birisinin yani bir türlü günlük hayattaki işlerde tutunamayan birisinin öyle 27 yaşında daha önce pek resim çizmemesine rağmen çıkıp da ben ressam olacağım demesi zor bir şeydir.
Ama Vincent da yaptığı işe karşı Bir gün başarılı olacağını, eserlerinin hak ettiği rağbeti göreceğini biliyordu.
Paris'e yerleştiğinde artan yaratıcılığıyla beraber üretken bir tempoya girdi.
Bu süreçte resim malzemelerini, boyasını, fırçasını, tuvalini kardeşi Tio karşılıyordu.
Tio, Vincent'ın hayatında gerçekten değerli bir ilişki kurabildiği tek insandı.
Bu ikili yaşamları boyunca birbirleriyle yüzlerce kez mektuplaştı.
Eğer bu mektuplara meraklıysanız size Tio'ya Mektuplar isimli kitabı önerebilirim.
Vincent kardeşine mektuplarında her türlü konudan bahsederdi.
Bir ressam olarak sanatın ne anlama geldiğini açıklar, hayatın anlamı ve din hakkında konuşur, ona içini dökerdi.
Vincent'ın ciddi bir akıl hastalığına sahip olduğunu en iyi fark eden kişi de kardeşi olmuştu.
Vincent gerek mektuplarında gerek de yüz yüze iletişimde o kadar ikili bir karakter yapısına sahipti ki.
Theo'ya göre Vincent'ın bir tarafı kibar ve nazik bir insandı.
Yaşam doluydu, insanları seviyordu.
Ama öbür tarafıysa tam tersiydi.
Kaba, egoist ve yaşamaktan nefret eden, melankolik bir tarafı da vardı.
Aynı bipolar gibi düşünün.
Ve Tio için de kardeşiyle sağlıklı bir iletişim kurmak her zaman zor olmuştu.
Çünkü Van Gogh'un karakter değişimleri o kadar keskindi ki.
Örneğin Van Gogh kardeşine bir konuyu heyecanla ve tutkuyla anlatırken dakikalar sonra bu aynı adam sanki hayata dair her şeyden nefret ediyormuş gibi konuşurdu.
Tüm bu duygusal iniş çıkışlara rağmen Tio yine de kardeşine olan sevgisini ondan esirgemedi.
Vincent'ı hem maddi hem de manevi açıdan destekledi.
Vincent düzenli bir işe sahip olmadığından geliri yoktu.
Bu süreçte hep kardeşinin ona gönderdiği parayla geçindi.
Peki şöyle bir soru soralım.
Tio nasıl oldu da bu kadar gitgenlere sahip?
İnsanı yoran bir yapıya sahip olan kardeşi Vincent'la ilişkisini bir şekilde yürütebildi.
Sonuçta Vincent'ın çevresinde kardeşinden başka yakınlık kurabildiği kimse yoktu neredeyse.
Herkes bu adamı tanıdıktan bir süre sonra ona karşı mesafe almaya başlıyordu.
Theo biliyordu ki kardeşi Vincent günün sonunda hasta biriydi.
İsteyerek böyle dengesiz davranmıyordu.
Zihnindeki bir sıkıntı onu bu hale getirmişti.
Ve Theo eğer bu hasta kardeşine yardım etmeseydi bu hastalığın çok daha ciddi boyutlara çıkabileceğini biliyordu.
Tio yine de kardeşinin başka insanlarla da iletişim kurması gerektiğine inanıyordu.
Özellikle de sanatçı olanlarla.
Sonuçta Tio her ne kadar sanata ilgili olsa da hatta sanat simsarı olsa da bir ressam değildi.
Tio da Vincent'ı Paul Gauguin isminde başka bir ressamla tanıştırdı.
Gauguin'in de ressam olduğunu bildiğinden bu adamın kardeşine iyi geleceğini düşündü.
Vincent sanatsal tartışmalarını, sanat fikirlerini kardeşinden ziyade Gauguin'le daha iyi tartışabilirdi.
Ve en sonunda Gauguin ve Vincent arkadaş oldular.
arkadaş sayısı ikiye çıkmıştı.
Kardeşi Tio ve ressam Gogen.
Ama bu kısımda şöyle bir sıkıntıyı da belirtmek gerek.
Vincent'ın akıl sağlığı hiç iyiye gitmemiş.
Hatta daha da kötüleşmişti.
Tüm bunların üstüne alkol bağımlılığı geliştirmişti.
Vincent Absinthe isminde 80 derece olan ağır bir alkole bağımlıydı.
Eğer Besatçı'yı izlemişseniz bu alkolü içeren bir sahne bulunmakta hatırlarsanız.
Besat ve ekibi bu alkolü çay bardağını bile doldurmayacak derecede içip fenalaşıyorlardı.
Türkçe'de Yeşil Peri ismiyle de anılan ve satışı yasaklanan bu alkolün tüketen kişilere halüsinasyon gördürtüyor.
Hatta Yeşil Peri'yi içeren imgeler görmesini sağladığı söylenir.
Ama tabii ki de bu bir saçmalık.
Milletin uydurduğu bir kuruntu.
Van Gogh için de Absinthe içtiği için halüsinasyonlar görüp bu sayede...
E bu da bir kuruntu.
Konumuza dönersek, Vincent, tüm bu akıl hastalığının üstüne bir de alkol bağımlılığı edindiği için durumu her gün kötüleşiyordu.
Ayrıca yeni arkadaşı olan ve hatta ev arkadaşlığı da yapmaya başladığı Paul Gauguin ismindeki şahıs, o kadar da anlaşması rahat bir adam değildi.
Egoist, kendi düşüncelerini ateşlice savunan ve sivri dilli bir insandı.
Vincent'ın anlaşabileceği en ters figürdü kendisi anlayacağınız.
Ateşle barut yan yana gelmişti.
Patlama illaki olacaktı.
Ve 1888'in Aralık ayında hepimizin bildiği o malum kulak kesme olayı gerçekleşti.
Bu olaya geçmeden evvel Van Gogh'taki sağlık sıkıntılarına dikkat çekmek istiyorum.
Sadece zihinsel değil Van Gogh fiziksel açıdan da sağlıksızdı.
Beslenmesi, psikolojisi, fiziksel sıkıntıları.
Şunu biliyoruz ki sağlığımız bizim insanlarla olan ilişkilerimizden tutun, yaşamdaki her türlü konforumuz üzerinde etkili ve ben de sizlere bu podcast bölümümüzün sponsoru olan Evital'den bahsetmek istiyorum.
Eğer ki sağlık problemleriniz için hem pratik hem de etkili çözümler arayan biriyseniz Evital mobil uygulaması tam da size göre.
Diyelim ki mental sağlık konusunda tereddütleriniz var veya bir türlü size uygun olan beslenme rutinini oluşturamadınız.
Belki de genel sağlık sorunlarınıza dair bir endişeniz de olabilir ve bu noktada bir sağlık profesyonel Altyazı
M.K.
Sağlık Bakanlığı'nın da tescil ettiği Evital uygulaması, diploma onaylı sağlık profesyonelleriyle size ve sağlığınıza yardım etmeye hazır.
Evital uygulamasının linkini bu podcastin açıklama kısmında belirttim.
Şimdi kaldığımız yerden devam edelim.
Vincent ve Gogen her zamanki gibi sözlü bir tartışma içindelerdi.
Gogen en son evi terk edeceğini söylediğinde ise Vincent bir öfke krizine girdi.
Bir cam şişesini Gogen'in üstüne fırlattı.
Olay bir şekilde sakinleşti ama Gogen evi terk etmekte kararlıydı.
Gogen'in evde olmadığını fark eden Vincent eline bir ustura alıp Gogen'e saldırmak istedi.
Bu kısımda Vincent'ın sanki terk edilme korkusu yaşayan ve dürtüselleşen bir borderline gibi davrandığını söyleyebiliriz.
Vincent'ın ustura ile olan saldırısını Gogen bir şekilde...
tavuşturmayı başardı ve yoluna devam etti.
Vango evine geri döndü ve bu sefer aynı usturayla kendi sol kulağını kesti.
Evet hikaye daha bitmedi.
Bunların üstüne kendisi bu kesilmiş kulağını sıkça gittiği bir fahişeye verdi.
En sonunda kan kaybından fenalaşan Vincent kendisini bir şekilde evdeki yatağına atmayı başardı.
Kulağı kesikti, kan kaybediyordu ve yatakta sızıp kalmıştı.
İnsanlar Vincent'ı baygın bir halde buldular.
Kendisinin artık yeni durağı hiç şüphesiz bir akıl hastanesi olacaktı.
Vincent'ın ciddi bir akıl hastası olduğunu sadece Theo veya Paul Gauguin değil, doktorlar da teyit etmişti.
Hemen teoriler geliştirmeye başladılar.
Acaba Vincent bir psikoz mu geçirmişti?
Gördüğü halüsinasyonlar veya duyduğu sesler ona Gauguin'i öldürmesini veya kendi kulağını kesmesini mi söylemişti?
Vincent daha önceden de öfke krizlerine girerdi.
Ama ilk defa bu kadar ciddi ve fiziksel bir atak geçirmişti.
Van Gogh sonraları bu olayın yaşandığını bile hatırlamıyordu.
Sanki başka bir ruh onun içine girmiş, olayları işlemiş ve daha sonra...
...sonra da bedeninden çıkmıştı.
Vincent'ın bu saatten sonra toplum içinde...
...sağlıklı bir şekilde yaşamayacağını anlayan doktorlar...
...onu apar topar bir akıl hastanesine kapattılar.
Van Gogh akıl hastanesinde haftalar boyunca kaldı.
Ama öyle hemen iyileşti sanmayın.
Burada bile psikoz atakları, halüsinasyonlar, delüzyonlar devam etti.
1890 Nisan'ında 37 yaşındayken...
...Vincent, Gauguin olayından bile daha feci bir psikoz atağı geçirdi.
Dini imgeler ve şiddet tasvirleri içeren bu psikoz...
...hele ki Vincent'ın sivil hayatta olduğu zaman...
ciddi yaralanmalara sebep olabilirdi.
Bu ataktan birkaç hafta sonra doktorlar Van Gogh'un iyileştiğini düşünerek onu tahliye ettiler.
İşte ressamın hayatındaki tartışmalı olaylardan biri de bu doktorların tahliye kararıydı.
Atak geçireli daha birkaç hafta olmuş birinin salıvermesi tartışmalı bir konuydu.
Pimi çekilmiş bir bomba gibi olan bu adımı tahliye etmek erken alınmış bir karardı.
Ama Van Gogh sivil hayata beklenilenden daha iyi uyum sağladı.
Bir kere artık alkolü bırakmıştı.
Abisinin de desteğiyle Paris'in kuzeyinde...
doğal güzellikleri olan sakin bir muhite yerleşmişti.
Bir süredir psikoz veya depresif ataklar geçirmiyordu.
Huzura ermiş gibiydi. Tek yaptığı delilercesine resim çizmekti.
Van Gogh 1890 yılında hayatının en üretken dönemini yaşadı.
70 günde 100 eser çizmek gibi bir üretkenlikten bahsediyorum.
Üstelik bir resim satmayı bile başarmıştı.
Bir film gibiydi her şey. Van Gogh acılar içindeki o dönemleri geçirmiş ama sonunda huzura kavuşmuş gibiydi.
Sanatı da dikkat çekmeye başladığından tüm o yaşadığı acılar meyvesini veriyordu.
Oysa tüm bu olaylar huzurun sessizliği değil, fırtına öncesindeki sessizlikti.
Van Gogh 27 Temmuz 1890 tarihinde bir tarlaya resim çizmek için gitmişti.
Aynı günün gecesi döndüğünde insanlar bu adamın resim malzemeleriyle dönmediğini fark etti.
Üstelik Van Gogh yürürken midesini tutuyordu.
Van Gogh'un kaldığı apartmanda görevli olan Gustav ismindeki bir adam Vincent'ın bu tuhaf tavrını fark etti.
Neden resim çizmek amacıyla tarlaya giden bu adam gece saati resim malzemeleri olmadan dönmüştü ki?
Üstelik midesinde tuttuğu o bölgede ne olmuştu?
Vincent sarkarak ve yavaş yavaş yürüyordu.
Gustav en sonunda bu kadar soru işaretine dayanamadı.
Kesinlikle Vincent'a bir şeyler olmuştu.
Gustav önce Vincent'ın dairesine kulak kabartmaya başladı.
Fark etti ki dairenin içinden sızlanma sesleri geliyordu.
En son dayanamadı ve şak diye Vincent'ın odasının içine daldı.
Vincent yatakta kıvranırcasına yatmaktaydı.
Gustav'a dönüp şöyle dedi. Kendimi yaraladım.
Van Gogh'un vücudunda bir mermi vardı.
Kendisi iki gün boyunca tedavi altına alındı.
Ama tüm bunların bir önemi yoktu.
Ölümden kurtulamayacaktı.
Kardeşi Tio olayı duyar duymaz apar topar Vincent'ın yanına geldi ve Vincent kardeşinin yanındayken son nefesini verdi.
Tio'ya söylediği son söz tam da böyle ölmek istiyorum olmuştu.
Bu hayatta ona gerçekten değer veren tek kişi olan kardeşi yanındaydı.
Bir açıdan zarif ve anlamlı bir ölüm şekli sayılırdı.
Kardeşinin ölümünden sonra annesine mektup yazan Tio, kardeşi için bu hayatta çok acı çektiğinden ve sonunda huzura erdiğinden bahsediyordu.
Vincent Van Gogh 37 yaşında, tam da sanıtı dikkat çekmeye başladı ve akıl hastalığı da iyiye gittiği zamanlarda, olabilecek en kötü anda hayatını kaybetmişti.
Ama defterimiz halen kapanmadı.
Çünkü Van Gogh'un ölümü epey bir sır barındırıyor.
Şu anlattığıma bakıp düpedüz Van Gogh intihar etti diyebilirsiniz.
Oysa intihardan ziyade cinayeti işaret edecek ipuçları da elimizde var.
Şimdi bu aşamada biraz dedektifçilik oynamamız gerekiyor.
Her şey dönete Vincent'ın kendi açıklamaları intihar ettiğine yönelikti.
Gustav'a kendimi yaraladım demişti.
Ölüm döşeğinde yatarken gelen polislere bu eylemi tek başıma yaptım.
Sakın kimseyi suçlamayın diyordu.
Üstelik Van Gogh eğer öldürülmüş olsa evine dönerken insanlardan yardım ister.
Yaralanmasını da Gustav'dan saklamazdı değil mi?
Oysa Vincent Gustav'ı atlatmış ve sessiz sakin kimselere fark ettirmeden o vurulmuş haliyle odasına çıkmıştı.
Dışarıdan baktığımızda %100 intihar gözüken bu olay bazı eksik parçalarda içeriyor.
Örneğin silah. Van Gogh'un kendisine vurduğu silah asla bulunamadı.
Ayrıca Vincent eğer ki intihar edecekse neden kendisini kalbinden veya beyninden değil de kalbinin aşığındaki kısım olan midesinden vurdu?
En azından bu atışın kalbine yakın olmasını beklerdik değil mi?
Ayrıca merminin gidişatı aşağıya dönüktü.
Yani silahı sadece kalbine uzak yere ateşlemiyor.
Merminin gidişatını da kalbinden daha da uzaklaşacak bir güzergaha sokmuş oluyordu.
Epey enteresan işte bu kısım.
Madem kalpten uzak bir yere ateş ediyorsun en azından silahı yukarı doğru tutup merminin kalbe denk gelmesini bekleriz böyle bir intihar vakasında.
Ayrıca merminin çıktığı silah bir revolver'dır.
Yani altı patlar. Van Gogh'un bulunduğu bölgede altı patlar hem pek bulunmayan hem de pahalı olan bir silahtı.
Van Gogh gibi kardeşi sayesinde geçinen birinin altı patlar gibi bir silahı satın alabilmesi zor gözüküyor.
Veya Vincent'ın kardeşine yazdığı mektuplara bakın.
Son zamanlarda yazdığı mektuplarda hiç de öyle intihar edecekmiş gibi durmuyordu.
Sanatından heyecanla bahsediyordu sadece.
Şimdi diyebilirsiniz ki intihar etmeyi kafaya koymuş kişiler bunu zaten el aleme söylemezler, belli etmek istemezler.
Vincent da bu fikrini kardeşinden gizlemiştir diyebiliriz.
Ama Vincent son mektuplarında kardeşine geleceği yönelik planlarından, hayallerinden bahsediyordu.
Hatta gelecekte çizeceği resimler için Kabe'sinden resim malzemelerini önceden istiyordu.
Yetkililer Vincent öldükten sonra onun masasında halen bitmemiş ve yarım kalmış mektuplar bulmuşlardı.
Bu da çok garip bir durum. Eğer intiharı önceden planlamış olsaydı önce bu mektupları bitirmesini beklerdik değil mi?
Van Gogh'un eğer intihar düşüncesi olsaydı bunu kardeşinden gizleyeceğini zannetmiyorum.
Yıllar süren ve hayata dair tüm acılarını paylaştığı biri var karşısında.
Geriye hiçbir intihar notu veya vasiyet bırakmamış.
Vincent dini de bir insan.
Dediğim gibi başlarda ressam filan olmak değil bir din adamı olmak istiyordu.
Ve Vincent bu dini tarafını her zaman yanında taşımış.
İntihar etmenin de günah olduğunu bilen bir insan.
Son zamanlarında hayat dolu olması.
Üstelik doktorlar yarasına müdahale ederken onlara mermiyi çıkarmaları için yalvarması durumunda da...
Karşılar pek yerine oturmuyor.
Elimizde Vincent'ın intihar etmekten ziyade öldürüldüğüne yönelik en büyük teorilerden birisi barut yanığı dediğimiz fenomen.
Eğer bir silah yakından patlarsa ciltte barut yanığı bırakır.
Hele ki Vincent'ın vücudundaki mermi sayesinde teşhis edilen silah ciddi derecede barut yanığı bırakan bir cinstendir.
Oysa Vincent'ın otopsi raporunda barut yanığına dair bir ifadeyi görmüyoruz.
Vincent eğer kendini öldürmüşse ateşlemeyi yakın mesafeden yapmış demektir.
Peki barut yanığı nerede o zaman?
Van Gogh'un vücuduna merminin bir şekilde girmesi ama barut yanığının olmaması.
bizi tek bir sonuca.
Bu ateşlemenin uzaktan yapıldığına götürüyor.
Ve bu senaryoda Van Gogh intihar etmemiş, başka birinin ateşlemesiyle öldürülmüş oluyor.
Üstelik polislerden bir tanesi de barut yanının eksikliğinden dolayı Vincent'ın başka biri tarafından vurulduğunu iddia ediyor.
Ama Vincent kendi ağzıyla kendisini vurduğunu söylediği için polisin iddiası tabii ki de öncelik kazanmıyor.
Ayrıyeten Vincent'ın vücuduna giren merminin vücutta kaldığını çıkış yapamadığını belirtmek gerek.
Altı patlar gibi bir silaattan çok yakın mesafede atılan bir merminin vücudu delip dışarı çıkmasını bekleriz.
Denmediği zamanlarda ancak uzak bir mesafeden ateş edilip merminin havada hız kaybetmesi sonucu olabilir.
Merminin vücuttan çıkmaması da ateşlemenin uzak bir mesafeden olabileceğini destekleyen teorilerden.
Van Gogh'un ölümü halen gizemini sürdürüyor.
Ama şunu rahatça söyleyebiliriz ki eğer intihar etmişse bile bu intiharın planlanmış ve önceden hazırlanmış olduğunu söylemek çok zor.
Van Gogh gibi hayatı seven, akıl hastalığında ilerleme kat etmiş ve sanatı değer görmeye başlamış birinin hayatındaki bu aşamada hayattan kopmasını bir türlü oturtamıyoruz.
Kendisi mektuplarında bazen intihar atıfları yapsa da günün sonunda intiharı zayıf bir şey olarak görür ve intihar etmesinin kendi sanatına ihanet olacağını düşünürdü.
Ayrıca Vincent mektuplarında intihar ifadesiyle silahla vurmayı değil de boğulmayı kastederdi.
Bir mektubunda intihar fikrinin korkunçluğuna sebep olarak suyun soğukluğundan ve boğulma fikrinin korkunçluğundan bahsetmişti.
Yani intihar edecekse suya kendini atıp boğularak intihar etmeyi düşünen biri vardı karşımızda.
Eğer ki Vincent intihar etmişse bu olay bilinçli bir karardan çok, Gauguin olayında olduğu gibi psikoz ve sandılar sonucu gerçekleşmiştir.
Belki duyduğu sesler kendisini öldürmesini söylemiştir veya psikozu o kadar şiddetlidir ki istemsiz olarak silahı eline alıp kendisini vurmuştur.
Ama nihayetinde bu olay planlanmış bir intihardan ziyade psikoz sonucu gerçekleşmiş veya başka birisi tarafından yapılmış bir olay gibi gözüküyor.
Hani başka biri dedik ya, peki kim?
Van Gogh'u öldüren kişi kim olabilir?
Van Gogh kaldığı mahallede o kadar da sevilen ve saygı duyulan birisi değildi.
Sonuçta diğer insanlar da bu ressamın akli dengesinde sıkıntılara sahip tuhaf biri olduğunu biliyordu.
Özellikle mahallenin gençleri için Van Gogh bir deli eğlencesiydi.
Mahallenin delisine sataşılması gibi bu gençler de Van Gogh'la alay edip ona takılırlardı.
Bu takılmalardan bazıları şu şekilde.
Vincent'ın kahvesine tuz atmak, resim malzemelerinin içine yılan sıkıştırmak veya fırçasına acı biber sürmek.
Vincent'a takılan bu 15-16 yaşındaki ergen grubun tam bir dayaklık olduğunu söyleyebiliriz.
İşte bu ergenlerden bir tanesi Rene Sekratan ismindeki biriydi.
Rene, yıllar sonra yapılan röportajda gençliğinde Van Gogh'la alay ettiğini itiraf etmişti.
Hatta misilleme olarak Van Gogh'un da kendisine takıldığını söylemişti.
Zengin bir aileden gelen Rene, bildiğiniz kovboy kıyafetleri giyen, bir nevi kovboy cosplay yapan ve aynı zamanda yanında...
silah taşıyan bir gençti. Renee gibi zengin aile çocuğunun altı patlar için gereken parayı ayarlayabileceğini söyleyebiliriz.
En azından bir silah alabilme ihtimali Vincent'tan maddi olarak daha fazla.
Şimdi elimizde kovboy cosplay yapmayı seven, eğlencesine de olsa yanında gerçek bir silah taşıyan dalgacı bir velet var.
Peki Renee? Vincent'ı vurmuş olabilir mi?
E olabilir. Belki Renee Vincent'a silahını gösterip hava atmaya çalışırken onu yanlışlıkla vurmuştur.
Ya da Vincent'ın ona karşı cevap verişlerine dayanamayıp öfkeden dolayı onu vurmuş olabilir.
Renee yaptığı röportajda doğal olarak çıkıp da ben Vincent'ı vurdum demedi.
Ama Vincent'la böyle tatlı sert atıştıklarını dile getirdi.
Eğer ki Vincent'ı Renee'in vurduğunu kabul edersek hikayemizdeki boşluklar dolmaya başlıyor.
Örneğin bu teori Vincent'ın resim malzemelerinin neden kaybolduğunu veya silahın neden bulunamadığını açıklıyor.
Ama tüm bunlara rağmen bu teoriyi kabul etsek bile Vincent'ın neden Gustav'a ve polislere ben kendimi vurdum diye işini bir türlü anlamlandıramıyoruz.
Fakat şöyle düşünmeye çalışalım.
Van Gogh belki de çocukları ispiyonlamak istemedi.
Olan olmuştu ve bu çocukların talihsiz bir olaya karıştığını biliyordu.
Eğer bu teoriyi kabul edersek erken bir çocuk tarafından talihsizce öldürülen bu adam bu çocukların başına bir şey gelmemesi için polise gerçeği anlatmayan o çocuklara merhamet vermiştir.
kıyamet gösteren biri olarak karşımıza çıkıyor.
Ve kabul edelim ki bu teorinin de zarif bir tarafı var.
Vincent'la ilgili doğru bilinen yanlışlardan biri, onu ıstırap çeken sanatçı arketipine yerleştirmemiz.
Isırap çeken sanatçı arketipi ne demek?
Acılardan beslenen, acısı sayesinde sanat üreten demek.
Oysa Vincent'ın acıları ve akıl hastalığı sanatına en ufak bir yardım bile etmiyordu.
Olsa olsa sanatını engelliyordu.
Bu hastalığım olmazsa neler yapardım diyen birinden bahsediyoruz.
Vincent'ın en üretken olduğu zamanlar akıl hastalığının azaldığı, atakların olmadığı huzurlu ve sağlıklı anlardı.
Acılar onun sanatını beslemedi.
Acılar yüzünden sanatından uzaklaştı.
Sanata bu kadar kıymet vermişti çünkü sanatı da onu acılardan, akıl hastalığından uzaklaştırıyordu.
Van Gogh'un bu ikili karakter yapısı, sanatı ve kendisi arasında da bulunmaktaydı.
Açın ve Van Gogh'un eserlerine bir bakın.
Dünyanın en tatlı, en huzurlu eserlerini göreceksiniz.
Bu eserleri görünce insanın aklına yaşamın güzelliği geliyor.
Düşünüyoruz ki bu eserlerin resmimi kesinlikle yaşamayı seven biridir.
Ve Vincent gerçekten de öyleydi.
Mektuplarda duayı, yaratıcıyı ne kadar sevdiğinden, her şeye rağmen yaşamın ne kadar güzel bir yolculuk olduğundan bahsederdi.
Ruh hali dibi de gördü, zirveyi de yaşadı.
Manik hale de girdi, depresif halede.
Günümüzdeki psikiyatristler Van Gogh için psikos, şizofreni, depresyon veya bipolar gibi teşhisler koymaktalar.
Ama Van Gogh'un zamanları psikiyatri bu kadar gelişmemişti.
Van Gogh kardeşi Theo'dan her ne kadar destek alsa da günün sonunda bu sıkıntılı zihniyle tek başına mücadele ediyordu.
Geceleri yatarken bir tek kendisi kendisine maruz kalıyordu.
Van Gogh'u kim öldürdü sorusuna halen bir cevap veremiyoruz.
Ama cevap verebileceğimiz bir şey varsa o da şudur.
Bu ölüm, yaşamayı seven bir adamın ölümüydü.
Evet arkadaşlar bu podcastlik benden bu kadar.
Bir dahaki podcastlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
