
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
youtube.com/portalvideotwitter.com/canaybalikinstagram.com/canaybalik
Transkript
Altyazı M.K.
Meraklı insanlarız ama her zaman iyi güzel şeyleri merak etmiyoruz.
Karanlık meraklarımız da var.
Şiddete, vahşete karşı da son derece meraklıyız.
Mesela bir araba kazasını düşünelim.
Hatta çok feci bir araba kazası olsun.
Hemen ne olur insanlar toplaşmaya başlar enkazın etrafına.
Oysa elinden bir şey de gelmez ki insanların.
Yardım edemezler olan olmuştur artık.
İnsanları bu arabanın etrafına toplayan şey işte meraktır.
O kaza ne kadar feci olsa da veya o sürücünün bedeni ne kadar parçalanmış olsa da insanlar merak eder ve o kazayı görmezler.
Yine cinayet mahallinde benzer bir durumu görebiliriz.
İnsanlar hemen toplanmaya başlar.
Vahşete duyduğumuz merakın yanında şiddete karşı da bir merak duyarız.
Sokakta bir kavga oldu mu hemen dikkatimizi çeker.
Herkes kavgaya bakmaya başlar.
Dövüş sporlarını çok büyük bir tutkuyla izleriz mesela.
Karma dövüş sanatlarını düşünelim.
Çok ağır bir spordur. Kaş açılmaları olur, kanamaları olur, kemik seslerini duyarsın.
Ama insanlar yine de büyük bir merakla izler.
Merak eder kim nakavt olacak, kim yenecek, kim yenilecek.
Hele ki eski zamanlara gladiyatörlere gidelim.
Adamlar kılıçla birbirlerini doğurarlardı ve insanlar da büyük bir merakla izlerdi.
Kim kazanacak, kim kaybedecek, kim ölecek, kim hayatta kalacak diye.
Veya eski zamanlardan başka bir örnekte halka açık infazlar.
Bir kişi ya asılarak ya giyotinle ya da bir cellat ile infaz edilirdi.
Ve meraklı halk da bu infaz anını izlemek isterdi.
Günümüzde ise korku oyunları veya korku filmleri bu şiddete ve vahşete duyduğumuz merakı tatmin ediyor.
Morbit merak deniyor aslında tüm bu anlattığım duruma.
Şiddete, vahşete duyduğumuz meraklara.
Ama ben bu videoda karanlık merak demeyi tercih edeceğim.
Ve karanlık meraklarımıza en güzel örneklerden biri de...
Suçlu bir kişinin zihnini çok merak ediyoruz ve bu içerikleri çok tüketiyoruz.
Şu an mesela Netflix'e bakın seri katil belgeselleri son derece popülerdir.
Bu seri katillerin kafası nasıl çalışıyor, ne tür problemleri var.
Bir dedektif gibi bu seri katillerin zihnini çözmeyi çok seviyoruz.
Çok güçlü bir merakımız var seri katillere karşı.
Ama seri katil içerikleriyle ilgili şöyle bir sıkıntı var.
Özellikle bir seri katil dizisi çıktığı zaman bu durum...
O seri katilin öldürdüğü kişilerin yakınlarının hiç hoşuna gitmiyor.
Bu kurbanların yakınları bu içeriklerden nefret ediyor hatta.
Son zamanlarda Dahmer isminde bir dizi çıktı.
Netflix'in en çok izlenen dizilerinden biriydi.
Bu dizi seri katil Jeffrey Dahmer'ın hayat hikayesini aktarıyordu.
Dizide meşhur bir mahkeme sahnesi vardı ve gerçek hayattaki Dahmer'ın katıldığı mahkeme sahnesine çok benziyordu.
Hatta gerçekteki mahkemede bir kurbanın yakını olan Rita Ispel ismindeki bir kadın Dahmer'a yönelik bir sinir krizi geçiriyordu.
Ve dizide bu olay neredeyse bir oyuncu tarafından birebir aktarıldı.
Hatta bu oyuncunun performansı o kadar beğenildi ki hakkında tebrik tweetleri atılmaya başlandı.
Ama bu diziyi gerçek hayattaki Rita Isbell'de izlemişti.
Ve bu dizi hakkında şunları söylüyor.
Diziyi gördüğümde özellikle dizide kendimi gördüğümde rahatsız oldum.
Ekranda ismimi görmüştüm ve kadın aynı benim dediğimi söylüyordu.
Eğer pek bilmesem o kişinin ben olduğunu bile düşünürdüm.
Saçı, kıyafeti tıpkı benimkine benziyordu.
Sanki o anları tekrardan yaşamak gibiydi.
O zamanlar hissettiğim duyguları geri getirdi.
Rita Ispel'i canlandıran bu oyuncuya yönelik tebrik tweetleri atılmaya başlandı.
Ama bu tweeti alıntılayanlardan biri de Rita Ispel'in akrabasıydı ve tweetinde şöyle diyordu.
Kimseye ne izleyeceğini söyleyecek değilim.
Biliyorum gerçek suç medyası şu an büyük.
Fakat eğer gerçekten kurbanları merak ediyorsanız, benim ailem bu şova öfkeli.
Travmalarımızı yeniden tetikliyor.
Peki ne için? Daha ne kadar filme, şova, belgesele ihtiyacımız var?
Bir seri katil belgeseli veya dizisi çıktığı zaman o seri katilin öldürdüğü kurbanların yakınlarından bir tepki gelir genelde.
Özellikle Dahmer'a bu konuda çok tepki geldi.
Ama biz tüketiciler ise bu açıdan biraz ikiyüzlüyüz.
Şöyle ki kurbanların yakınlarına hak veriyoruz.
Düşünsene bir yakının çok sevdiğin birisi manyak bir seri katil tarafından öldürülmüş hatta öldürülmekle kalınmamış, parçalanmış ve yenilmiş.
Ve sen de haklı olarak böyle bir gerçeğin dizi haline getirilmesinden rahatsız olursun.
Biz seri katil içerikleri tüketenler bu kurban yakınlarının haklı haykırışını kabul ediyoruz.
Ama buna rağmen yine de izliyoruz aslında.
İki yüzlü derken bunu kastediyordum.
Dizi izlerken kurbanlarla empati yapmaya çalışıyoruz ama gerçek hayattaki kurban yakınlarıyla empati yapmak pek işimize gelmiyor.
Bu Dahmer dizisine epey bir tepki geldi.
Özellikle kurbanların isimlerini ve nasıl katledildiklerini çok detaylı bir şekilde aktarıyordu bize bu dizi.
Hatta yalnızca detaylı aktarmıyor aynı zamanda süsleyerek de aktarıyordu.
10 numara sinematografi, 10 numara oyunculuklar, kaliteli bir prodüksiyon, arkada gerilim müziği filan.
Bu kadar travmatik ve dehşet bir olayı bu kadar süsleyip püsleyip aktarmak ne kadar doğru.
Bu dizinin yapımcıları da bu durumun en başından beri farkındaydı aslında.
Çünkü bir seri katil dizisi yapacaksan böyle bir tepkinin geleceğini bal gibi de biliyorlardı.
Ama şunu da biliyorlardı. Bu dizi izlenecekti.
Ki izlendi. Dahmer dizisi birkaç hafta Netflix'te bir numaraydı.
Ve diziyi ben de izledim. Hatta muazzam bir merakla izledim.
Arada bir ya ben ne izliyorum diye sordum oldu kendime ama izlemeye her türlü devam ettim.
Burada aslında demek istediğim konu şu.
Karanlık meraklarımız var ve bu karanlık meraklarımız o kadar güçlü ki bazen bizi mıknatıs gibi çekiyor.
Bazen kendimiz bile tutarsızlığı fark etsek de bir seri katil içeriğini tüketebiliyoruz gayet.
Seri katil içeriklerine olan bu yatkınlığımız karanlık meraklarımızın ne kadar güçlü olduğuna dair bir gösterge aslında.
İşte tam bu kısımda sormamız gereken bir soru var.
Neden böyle karanlık meraklara sahibiz?
Veya bu karanlık merakların bir işlevi bir faydası var mıdır?
Başta verdiğim örneklere geri dönelim.
Diyelim ki bir araba kazası oldu ama hiç merak etmiyoruz bu sefer.
Araba kazası oluyor yolumuza devam ediyoruz.
Veya yanımızda bir cinayet işleniyor.
Umursamıyoruz bile. Karanlık meraklara hiç sahip olmamakta bir tuhaf geliyor insana.
İşin özünde karanlık meraklarımız tamamen kötü şeyler değiller.
Bize bir farkındalık katıyor.
Bize bir öğrenme fırsatı sunuyor.
Mesela meraklı bir şekilde o araba kazası...
Bu kişi araba kazasına bakınca kafasından ne geçecektir?
Ya bu kaza neden oldu?
Acaba sürücü fazla hızlı mı gidiyordu?
Virajı mı alamadı yoksa? Bu felaket kazaya ve hayatını kaybetmiş sürücüye baktıkça bu meraklı kişinin kafasında şunlar geçer.
Ya eğer ben de araba sürerken çok dikkat etmezsem benim sonum da böyle feci bir ölüme çıkabilir.
Ve işte bu karanlık merakı aslında ona bir ders de vermiştir.
Yine cinayet mahalline duyulan meraklar da buna benzer.
Özünde karanlık meraklarımız bize şunu demeye çalışıyor.
Bak hayatta bunlar da var.
Ölüm de var, şiddet de var ve vahşet de var.
Ve ne zaman seni yakalayacakları belli değil.
Bu karanlık merakların sayesinde bunlara hazırlanabilirsin.
Seri katilere duyduğumuz bu saplantılı merak da bu açıdan yorumlanabilir.
Ama bu durum biraz daha karmaşık.
Bunun için hayvanlar alemine gitmemiz lazım.
Zebralar aslan gördüğüme illaki kaçmazlar.
Bazen o aslanı büyük bir dikkatle izlerler.
Bir aslan aç olduğu zaman zebranın onu izlemesi mantıksızdır.
Çünkü aslan hemen ona doğru hareketlenebilir.
Ama bir aslanın karnı toksa o kadar da sorun teşkil etmez.
Yakınında zebra olsa da ona doğru hareketlenmez.
Ve böyle zamanlarda zebralar büyük bir...
konsantrasyonla aslanı izlerler.
Hatta bu duruma avcı gözleme denir.
Başka canlılarda da vardır.
Bu davranışın amacı ise şudur.
Sana saldıracak olan canlının neye benzediğini anlamaya çalışmak.
Nasıl hareket ettiğini, ne tür reflekslere sahip olduğunu, nasıl göründüğünü bunu anlamaya çalışmak.
Bu sayede avcı hakkında bir bilgi sahibi olmak ve o avcı sana saldıracağı zaman da bu gözleme verdiği ipuçlarıyla ondan kaçmak.
Avcısını izleyen zebra için bu durum çok kıymetli.
...bir öğrenme fırsatıdır.
Ve bizim de şeytani zihinlere veya katillere ilgi duymamızın bir sebebi de budur.
Çünkü onların zihinlerini anlamaya çalışarak belki gerçek hayatta kendimizi onlardan kuruyabileceğiz.
Böyle içerikleri tüketmek, karşılaştığımız kişilerin tekinsiz veya tehlikeli biri olup olmadıklarını ayırt etmek de bize yardımcı olabilir.
True crime veya gerçek suç dediğimiz bir tür var.
Bu tür katillerden tutun, işkenceciler, tecavüzcüler ve aklınıza gelebilecek her türlü suç hikayesini aktarır bize.
Ve bu gerçek suç içeriklerini en çok tüketenler erkekler değil, kadınlar.
Kadınlar bu içerikleri erkeklerden daha meraklı.
Bu istatistik başta bir tuhaf geliyor.
Sanki erkeklerin daha meraklı olması gerekmiş gibi görüyoruz.
Ama durum şöyle. Konu dövüş veya savaş olduğu zaman erkekler daha meraklı.
Ama konu gerçek suç içerikleri olduğu zaman kadınlar daha meraklı.
içeriklerinde şöyle bir şey de var.
Kurbanların çoğu kadınlar.
FBI'ın raporuna göre Amerika'daki seri katillerin öldürdüğü kişilerin %70'i kadın.
Ve bu seri katillerin çoğunda cinsel motivasyonlar da var.
Peki kadınlar neden hem cinslerinin bu kadar zarar gördüğü bir türe karşı bu kadar meraklı?
Yine önceki örneklerde olduğu gibi bu tür içerikler kadınlara bir öğrenme fırsatı sağlayabilir çünkü.
Gerçek hayattaki sapıklara veya psikopatlara karşı bir farkındalık katabilir onlara.
Tabi bunun yanında farklı etmenler de olabilir.
Adli tıp psikiyatr... Howard Forman kadınlardaki empati üzerinden bu konuya yaklaşır.
Yetişkinliğe ulaştığınızda ortalama olarak kadınlar erkeklerden daha fazla empati kurabilirler.
Bu gerçek suç türünün kadınlar için erkeklere kıyasla daha ilgi çekici olmasına yol açabilir.
Çünkü kurbanla daha fazla empati kurarsanız bu size daha alakalı ve daha sürükleyici gelir.
Ve tabii hepsinden öte seri katil içeriklerini bu kadar tüketmeyi sevmemizin nedeni bize bir adrenalin vermesi, bize bir heyecan katması.
O heyecanı seviyoruz. Özünde toparlarsak karanlık meraklarımız.
Şiddete, vahşete karşı duyduğumuz meraklar o kadar da kötü değil.
Bizi hayata hazırlıyor bir yerde.
Çünkü hayat çiçek böcek değil.
Hayatında çok kaba, çok çirkin bir tarafı var.
Şiddetin veya vahşetin ne zaman karşımıza çıkacağını bilmiyoruz.
Ve bu karanlık meraklarımızı asla tatmin etmemek de kötü.
Çünkü hayatın karanlık taraflarıyla yüzleştiğimizde bu sefer hazırlıksız yakalanabiliyoruz ve dumura uğrayabiliyoruz.
Yapılan bir araştırma korku içeriklerini sıkça tüketenlerin pandemi başladığı zaman psikolojik açıdan daha dayanıklı olduğuna ulaştı.
Şimdi bu araştırmanın mantığını bir anlamaya çalışalım.
Korku filmi veya korku oyunu tüketirken ne olur?
Korkarız. Ama korkumuza rağmen devam etmeye çalışırız.
İşin keyfi oradadır. Bazen çok korkarsak kapatabiliriz oyunu veya filmi.
Ama korkmamıza rağmen devam etmek ve en sonunda o korku içeriğini bitirebilmek bize bir güç verir.
Hatta korku içerikleri bu açıdan maruz kalma terapisine de benzer.
Maruz kalma terapisinde ne olur?
Diyelim ki bir kaygın var, sosyal ansiyete.
Sana bir sunum yaptırmaya çalışırlar ki korkunla yüzleşebilesin ve o korkunu yenebilesin.
Veya diyelim ki örümcek korkun var.
Örümcekle seni aynı ortama sokmaya çalışırlar ve o örümceğe maruz kaldıkça senden o korkunu yenmeni isterler.
Baktığımızda korku içerikleri de bu terapiye çok benzer bir mekanizmaya sahiptir.
Korkarız. Aman devam ederiz.
Hatta korku içerikleri ve maruz kalma terapisi arasındaki bu benzerlik psikoterapide acaba korku içeriklerini kullanabilir miyiz sorusunu da gündeme getirdi.
Hatta kaygı bozukluğu yaşayan bazı insanlar bu kaygılarını yenebilmek adına korku içerikleri tükettiğinden bahsettiler.
Korku filmleri ve oyunları işin özünde tehdit simülasyonu gibidir.
Hatta benzer bir yaklaşım rüyalar içinde vardır.
Kötü rüyalar görüyoruz arada hatta kabuslar görüyoruz.
Peki bunun nedeni nedir? Tehdit simülasyon teorisine göre gördüğümüz kabuslar aslında bize bir simülasyon şansı vererek gerçek hayattaki tehditlere karşı bizi hazırlar.
Kabuslarımızda o tehditin potansiyel bir canlandırılmasını görürüz ve bir antrenman misali o tehditin üzerinden gelmeye çalışırız.
Karanlık meraklarımız sadece kendiliğinden oluşan şeyler de değil.
Gerçek hayatta başımıza gelen büyük bir felaket de karanlık meraklarımızı tetikleyebiliyor mesela.
Pandemiden sonra satışı en çok artan kitaplardan biri Kamu'nun veba kitabı oldu mesela.
İnsanlar birden veba hakkında meraklanmaya başladılar.
Virüse, kıyamete ve korkuya dair içerikler pandemi döneminde ciddi bir artış gösterdi.
Bu kısma kadar karanlık meraklarımızın faydalı olabileceğinden bahsettik ama her merakında bir sınırı var.
Karanlık meraklarımızda haddini aştığı zaman bize sıkıntı çıkarabiliyor.
Seri katilere aşırı merak duyan biri bir yerden sonra o seri katili romantize etmeye başlayabiliyor mesela.
Seri katillerin meşhur bir tarafı da onlara yollanan aşk mektuplarıdır.
Seri katilere aşık olan hatta mahkeme salonlarına kadar gelen birçok insan vardır.
Merak duygusu zaten bir açıdan ciddi sıkıntılı bir duygu.
Diyelim ki bir uyuşturucu bağımlısına gidin, müptezele gidin ve sorun ki neden uyuşturucuya başladın?
Merak ediyordum der. Merak ediyordum nasıl bir kafası vardı, başladım daha sonra bağımlı oldum der.
Veya şiddete vahşete duyduğumuz merak da ayarı kaçırdığımızda psikolojimizi bozabiliyor mesela.
Deep web denilen siteleri biliyoruz, iğrenç içerikler var orada.
Ve bir kişi de çok merak edip, merakına yenik düşüp bu içeriklere ulaşmaya çalışabilir.
Ve bu içerikleri tükettiğinde kendini çok kötü de hissedebilir.
Psikolojisi bozulmaya başlar belki de.
Tüm bu bahsettiğim karanlık meraklarımıza bakalım.
Hepsinin kesiştiği bir kavram var.
Ölüm. En büyük ve en ortak merakımız ölüm.
Önce kendi açımızdan bakıyoruz.
Öldükten sonra başka bir hayat var mı veya hiçliğe mi gideceğiz?
Bunun yanında ölüme yakın deneyimler yaşayan insanlar bir ışık falan gördüğünden bahsederler.
Böyle şeyler var mı gerçekten?
Merak ediyoruz. Kendi ölümümüzden sonra insanların tepkilerini de merak ediyoruz.
Acaba... Ölümümüz nasıl karşılanacak?
Kendi ölümümüz dışında sevdiklerimizin de ölümünü düşünüyoruz.
Onlar öldüğü zaman nasıl yapacağız, nasıl dayanacağız diye kendimizi teste sokuyoruz bazen.
Ölümü düşünmek karanlık meraklarımızdan en temeli ve en ilkeli ve bir açıdan farkındalık da katıyor bize.
Diğer karanlık meraklarda olduğu gibi.
Ölüm yeri gelince cesaret verebiliyor.
Yeri gelince bazı şeyleri ciddiye almaman gerektiğini de söyleyebiliyor sana.
Sevdiğimiz birinin ölümünü düşünmekse o kişi halen hayattayken ilişkilerimizi daha sağlam tutmamıza, yardımcı olabilir.
Çünkü bu hayatta bir kişinin başına gelebilecek en kötü şeylerden biri sevdiğin bir kişiyle aran bozukken o kişinin hayatını kaybetmesi.
Ölüm farkındalığı birçok konuda işimize yarıyor.
Sadece kendi ölümümüzü düşündüğümüzde değil sevdiklerimizin de ölümünü düşündüğümüzde.
Ama ölümle ilgili şöyle bir şey de var.
Her zaman takıntılı bir şekilde ölümü düşünmek de yaşama hevesimizi zedeleyebiliyor.
Çünkü ölüm özünde tatsız bir şey.
Ama arada düşünmek gerekiyor.
Kendimizin ve sevdiklerimizin de bir gün öleceği gerçeğini.
Stoacılardaki bu negatif görselleştirme pratiğine benzetiyorum ben bu karanlık meraklarımızı.
Negatif görselleştirme nasıl işler?
Başına gelebilecek çok kötü bir senaryoyu düşünürsün ve sanki başına gelmiş gibi davranırsın.
Bunun üzerine o felaketle nasıl mücadele edebilirim, nasıl ayakta kalabilirim gibi soruları kendine sorarsın.
Böyle yaparak kendini daha güçlü bir insan haline getirmeye çalışırsın.
Karanlık meraklarımız da biraz böyle işliyor.
Hayatın o kaba çirkin tarafını fark etmemizi istiyor ve bunun sonucunda hayatın o çirkin tarafıyla yüzleştiğimizde daha güçlü duruyoruz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
