
Dijital sağlık ekosistemi Eczacıbaşı Evital’le tanışmanın tam zamanı. Tüm psikolog ve diyetisyen görüşmelerinde %20 indirim için PORTAL25 kodunu kullanabilirsiniz. Eczacıbaşı Evital’i indirmek için tıklayınız: https://s.evital.app/PORTAL25
*Bu bölüm "Eczacıbaşı Evital" hakkında reklam içerir.
Transkript
Eczacı başı Evital hakkında reklam içerir.
Aile ya en büyük şans ya da en büyük şanssızlık.
Toksik aileler karşımıza birçok farklı şekilde çıkabiliyor.
Bunlardan biri yetersiz anne babalar.
Bu türdeki ebeveynler kendileri yetersiz olduğu için aileyi kollama sorumluluğunu Çocukların üstüne yüklerler.
Bir nevi çocuklar bu aileye bakar.
Başka bir türse kontrolcülerdir.
Bu aileler devamlı çocuklarının hayatlarına karışır.
Kendilerinden izinsiz bir şey yapmalarına izin vermezler ve bu kontrolü sürdürmek adına manipülasyona başvururlar.
Çocuklarda suçluluk duygusu yaratıp onları kontrol edemedikleri vakit çocukların kötü hissetmelerini sağlarlar.
Sözel tacizciler de vardır.
Çocukları fiziksel değil de kelimelerle döver bu aile tipi.
Alaylı, iğneleyici ve küçümseyici yorumlarla onları devamlı aşılayıp çocuklar da ciddi bir öz saygı krizine yol açarlar.
Fiziksel tacizciler de içlerindeki öfkeyi çocuklarını döverek çıkaran aile tipleridir.
Bu podcast'ta Susan Forward'ın Zor Bir Ailede Büyümek kitabına odaklanıyoruz.
Kendisi bir terapist ve kitap boyunca zor bir aileyle büyüyen ve kendisine terapi için gelen danışanların hayatlarından örneklerle toksik bir ailenin ne olduğunu ve onlardan nasıl kurtulabileceğimizi anlatıyor.
Kitapta tabii ki danışanların gerçek ismini vermek yerine onlara başka bir isim atıyor.
O zaman hazırsanız başlayalım.
Önce size 37 yaşında başarılı bir cerrah olan Gordon'ın hikayesini anlatayım.
Gordon 6 yıllık eşi tarafından terk edilince terapist Susan'ın kapısını çaldı.
Gordon ilişki boyunca karısına karşı o kadar öfkeliydi ki kadın en sonunda kocasından korktuğunu fark edip bu ilişkiyi sonlandırma kararı aldı.
Susan, Gordon'a ailesi hakkında sorular sormuştu.
Gordon özellikle babasından övgüyle bahsetti.
Babası da kendisi gibi bir doktordu ve işini gerçekten iyi yapıyordu.
Hastaları onu sanki bir aziz olarak görüyordu.
Susan, peki şu an babanla aranmıyor musun?
nasıl diye sorunca Gordon ağzındaki baklayı çıkardı.
Gordon kariyerini alternatif tıbba yönlendirmeyi düşünmüştü ve bu konuyu babasına açar açmaz babası sanki evladı seri katil olmaya karar vermiş gibi bir tepki verdi.
Eğer alternatif tıpta ilerlersen bu ailenin bir parçası olamazsın şeklinde tehditler savurdu.
Gordon babasından bahsederken geriliyor ve ellerini ovuşturuyordu.
Babasından mükemmel olarak bahsetse de babasıyla problemli olduğu belliydi.
En son zamanında babasından dayak yediğini de itiraf etti.
Üstelik bu dayaklar yok Gordon her ne kadar babam beni adam etmek için dövüyordu kafasında olsa da içten içe bu dayakların acısını yaşıyordu.
Yıllar sonra karısına karşı bu kadar öfkeli olmasının sebebi de babasından yediği dayakları bir türlü sindirememesiydi.
Susan, Gordon'ı iyileştirmek adına ilk adım olarak kendisinin toksik bir babaya sahip olduğunu kabul etmesi gerektiğini belirtti.
Bazen anne babamızla olan ilişkimizin hayatımızda ne kadar büyük etkilere sahip olduklarını görmezden geliyoruz.
Hiçbir aile mükemmel değildir tabii ki.
Onlar da insandır ve yer yer hata yaparlar.
Anne babalar tabii ki çocuklarını kontrol etmek isterler.
Onlara çok sinirlendikleri anlar olabilir.
Hatta anne babaların çok büyük bir kısmı bazı anlarda çocuklarına vurmak istemişlerdir.
Bunlar absürt şeyler değildir.
Ama işin içine gittikçe girdap haline gelen ve kontrolü kaybettiğin bir aile ilişkisi giriyorsa toksiklik başlar.
Maalesef zor bir ailede büyüyen bazı insanlar bu hasardan kurtulmanın yolu olarak ailelerini düzeltmek isterler.
Oysa manipülatif bir anne babayı düzeltmek oldukça zordur.
Bunun yerine onların bünyede bıraktığı hasarları iyileştirmeye çalışmak daha gerçekçi bir çözüm olacaktır.
Bu sürecin de zor olduğu herkesçe biliniyor.
Zor bir ailede büyüyen çocuğun iyileşmesi hiç de kolay değildir.
Üstelik anne baba bazen hayatta olmasa bile çocuklar üzerinde bıraktığı hasar onlar öldükten sonra da devam eder.
Mezardan adeta çocukları kontrol edebilirler.
Bu kısımda çocukken size zarar veren ailenin sorumluluğunu kendi üzerinizde değil de aileye ait olduğunu hatırlamakta fayda var.
Çocukken insan başına gelenlerden sorumlu değildir.
Ama bir yetişkin olduğunda hayatını bir düzene sokmak ve toksik bir ailenin izlerini silmek de insanın kendi sorumluluğudur.
Podcast'ta önce toksik aile tiplerini inceleyeceğiz.
Ardından da böyle ailelerin açtığı yaralardan kurtulmak için neler yapılması gerektiğine odaklanacağız.
Antik Yunanlılar'da şöyle bir problem vardı.
Tanrılar Olimpos Dağı'nın tepesinde insanları gözlemler ve onları yaptıkları her türlü davranış açısından yargılardı.
Bu açıdan tanrılar sanki yaşaması zor bir anne baba gibiydi.
Devamlı yargılayan ama asla insanların kendisini yargılamasına izin vermeyenler.
Üstelik bu tanrılar pek de tanrı gibi değildi.
Arada hatalar yapıyor, öfkeye kapılıyor ve manipüle ediyorlardı.
İnsanlar da antik Yunan tanrılarına duydukları korkudan ve onlardaki o tanrısal, kusursuzluk sıfatlarından çekindikleri için Zor bir ailede büyüyen çocuklarda da benzer bir durum görülebilir.
Ailelerinden o kadar korkarlar ve onlara o kadar toz kondurmazlar ki sanki zalim bir tanrının elinde mahvolan bir kul gibidirler.
İnsan özellikle bebekken anne ve babasını gerçekten tanrısı gibi görür.
Onlar bizi besler, büyütür, üstelik gerçekten bizi dünyaya getiren kişilerdir.
Onlar sayesinde oluşmuşuzdur.
Hayatımızın merkezinde olan bu figürleri zaman geçtikçe idealize etmeye, onlara hayranlık beslemeye başlarız.
Onlara güveniriz, inanırız, her zaman bizim iyiliğimiz için çabaladıklarını düşünürüz.
Bir çocuk özellikle ergenlik çağına yaklaşıp daha bağımsız ve isyankar olmaya başladığında toksik ailenin tepesi atmaya başlar.
Üstelik birçok kültürde hep aileye saygı iten...
Onlar seni dünyaya getirdi.
E tabii ki hayatına karışacak.
Bu sözler sağlıklı bir ailede o kadar problem olmasa da toksik bir ailede tam da bu düşünce şemasından beslenir.
Toksik bir aile kısır bir döngü gibidir.
Çocuğu zehirledikten sonra çocuğun öz saygısı giderek zarar görür.
Dışarıda tek başına hayat süremeyecek bir kıvama gelen evlat yaşı ilerlemesine rağmen ailesine daha bağımlı olmaya başlar.
Onların günahlarını örter ve onlardan başka kimsesi olmayacağını düşünür.
Bir evlat zehirleyici bir aileye sahip olduğunu hemen fark etmez.
Önce inkar etmek ister. Hayatta birçok acı deneyimimizi inkar ederek.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Kırklı yaşlarda bir kadın olan Louise, üçüncü kocasından boşanmak üzereydi.
Hayatı boyunca erkeklerle sağlıklı bir ilişkisi olmamıştı.
Hep yanlış erkekleri seçtiğini söylerdi.
Daha sonra anlaşıldı ki bu kadın, hayatına soktuğu erkekleri devamlı babasıyla kıyaslardı.
Babası ona göre karizmatik ve yakışıklıydı.
Çevresindeki herkesi etkilerdi.
Annesi genelde hasta olduğu için Louise hep babasıyla bir yerleri gezerdi ve babasıyla baş başa kaldığı anlara bayılıyordu.
Susan bu kadına Baban hayatta mı diye sorduğunda Luis bilmiyorum cevabını verdi.
Babası bir gün evi terk etmiş ve asla geri dönmemişti.
Luis bu durumu annesinin hatası olarak görüyordu.
Annesi cadaloz bir kadındı ve babasını bıktırmıştı ona göre.
Baba da en sonunda yeter deyip evi terk etmişti.
Oysa Luis'in babası sorumsuz ve korkak bir babaydı.
Luis bu kısmı asla kabullenemiyordu.
İnkar ediyordu. Ve babanın bu ansızın terk edişi Luis'i bir terk edilme korkusuyla baş başa bırakmıştı.
Bu yüzden erkeklerle arası bu kadar kötüydü.
Çünkü hayatını aldığı erkekler Erkeklerin onu terk edeceğinden o kadar korkuyordu ki ilişkiyi sabote edip karşı tarafa zehir saçıyor.
Karşıdaki erkek de en son dayanamayıp onu terk ediyordu.
Kendini gerçekleştiren kehanet gibiydi bu durum.
Louis babasının gerçekten sorumsuz bir erkek olduğunu kabullenebilseydi işler daha da kolaylaşacaktı.
Ama ne demiştik? İnkarı yıkmak hiç de kolay değildir.
Louis inkarını sürdürdüğü için bir türlü sağlıklı bir romantik ilişki kuramıyordu.
Benzer bir inkar mekanizması, zehirleyici anne baba hayatlarını kaybettiğinde de kendisini gösterir.
Ölen bir anne babayı suçlamak daha zordur sonuçta.
Hele ki gelenekte yer alan, ölünün arkasından kötü konuşulmaz anlayışı yüzünden birçok evlat, hayatını kaybeden toksik anne babasının kendisine yaptıklarını itiraf etmekte zorlanır.
Valerie'nin başına tam da bu durum gelmişti.
Kendisi 30'lu yaşlarda bir müzisyendi.
Ama müzik yaparak hayatını idame ettiremiyordu.
O da en son başka işlere yöneldi.
Bir gün babası ona Merak etme sen benim küçük başarısızlığım olacaksın demişti.
O cümle Valerie'nin yüreğini parçalamıştı.
Durmadan kendisini suçlayan bir ailede büyümüştü.
Bir gün babası hayatını kaybetti.
Valerie arada kalmıştı.
Bu ölü kişi hakkında ne düşünecekti?
Arkasından kötü konuşması veya kendisine yaptığı yanlışları aklına getirmesi iyi bir şey miydi?
Valerie durumundaki bir insan için hayatını kaybeden ebeveynin yaptığı yanlışları sineye çekmek başlarda kolay gözükecektir.
Ama iyileşmek, o toksik ebeveyn hayatta olmasa bile gerçeklere karşı...
açık olmakta yatar. Gerek Valerie gerek Louise aldıkları terapi sonucu toksik bir ailenin onlarda bıraktığı yaraları ciddi anlamda sarmayı başardılar.
Bir profesyonelden destek almanın gücü burada yatıyor.
İhtiyacımız olduğunda bir sağlık profesyonelinden yardım almak zannettiğimizden çok daha iyi sonuçlar verebilir.
Ve ben de size bu podcast bölümümüzün sponsoru olan Evital'den bahsetmek istiyorum.
Sağlık problemleriniz için hem etkili hem de pratik bir danışmanlık hizmeti almak istiyorsanız Evital platformu tam da aradığınız çözüm olabilir.
Diyelim ki mental sağlığınız konusunda bir danışmanlık hizmeti almak istiyorsanız Altyazı M.K.
halde buluyorsunuz. Ayrıyeten avantajlı seans paketleri sayesinde bütçenize en uygun olan seçenekten devam edebiliyorsunuz.
Evital'in online bir uygulama olmasının en büyük fırsatı nedir diye sorsam cevap iletişim kolaylığı.
Evital'de uygulama içindeki sağlık profesyonelleriyle istediğiniz zaman mesajlaşıp onlarla hızlı bir şekilde iletişim başlatabiliyorsunuz.
Hadi derseniz ki ben önce Evital'i denemek istiyorum.
Ona göre devam edeceğim. Evital sizlere psikolog ve diyetisyenlerle ücretsiz bir ön görüşme yapabilme fırsatı da sunuyor.
Sağlık Bakanlığı tarafından tescil Şimdi kaldığımız yerden devam
edelim. Bu aşamada toksik aile tiplerine geçebiliriz.
İlk inceleyeceğimiz tip yetersiz anne babalar.
Bir kere şunu herkes kabul eder ki çocuk çocuktur.
Çocuk olmaya hakkı vardır.
Bir çocuğa fazla sorumluluk yüklenmez.
Hele ki bir ebeveyn aile olma veya aileyi toplama görevini küçük yaşta çocuğa yüklerse o toksiklik zincirini başlatmış olur.
Roller belirsizleşir, kim anne kim çocuk hepsi birbirine girer.
Tepetaklak olmuş bir aile ilişkisi karşımıza çıkar.
34 yaşındaki işkolik Les'in hikayesinden bahsedelim.
Les işten başka bir şey... Bir şey düşünmeyen bir insandı.
Durmadan kendini hırpalarcasına çalışırdı.
Hayatına giren kadınlar da kendilerine gereken ilgiyi göstermediği için bu adamla ilişkiyi sonlandırırdı.
Les terapiye geldiğinde bu durumun daha çocukluğuna kadar uzandığı ortaya çıktı.
Çocukluğundan beri ailesi onu ırgat gibi çalıştırmıştı.
Haftada 75 saat, her gün 10-11 saat çalışan bir çocuktan bahsediyoruz.
Annesi televizyon başında kahve sigara dışında bir aktivite yapmadığından kardeşlerine kahvaltıyı Les hazırlardı.
Akranları top oynuyor, ense yapıyor.
sürekli çalışıyordu. Bu aile dinamiği Les'in çocukluğunu çalmıştı.
Üstelik tüm bu fiziksel angaryanın yanında Les annesinin dert ortaklığını da yapıyordu.
Bir annenin oturup da küçük yaştaki çocuğuna derdini anlatması, onu bir terapist gibi kullanması o küçük çocuğun zihninde ciddi yaralar açmıştı.
Zehirleyici bir aile her zaman yaptıklarıyla değil, bazen de yapamadıklarıyla çocuğa zarar verir.
Dayaklar atan, küfürler eden bir aile kadar, çocuğuna hiçbir ilgi göstermeyen, çaba harcamayan ve ortalıktan kaybolan ailede bir o kadar toksiktir.
Yetersiz anne babalar bu şekildedir.
Şimdi başka bir aile tipi olan kontrolcülere geçelim.
Belki de en popüler tür budur.
Kontrolcü bir aile çocuğunu kendisine bağımlı kılmak adına duygusal manipülasyonu sıklıkla kullanır.
Sen benden uzaklaşınca mahvoluyorum, sana ihtiyacım var.
Bana kıymetimi göster gibi ifadelerle evladını kendisine bağımlı kılar.
Kontrol ifadesi aslında bir aile için kötü bir şey değildir.
Her aile çocuğunu kontrol etmek ister ve hakkıdır da.
Çocuğunu dışarıdaki tehlikelerden korumalı.
Başına bir şey gelmesini engellemek adına onun hayatını bir nebze kontrol etmelidir.
Ama bu kontrol çocuğun üstünden asla kalkmayan, hayatı boyunca devam edecek bir seviyeye geldiğinde tat kaçar.
Şöyle bir metafor kuralım.
3 yaşındaki bir çocuğunu caddeden geçirirken elini tutup onu kontrol eden bir anne normaldir.
Ama bu anne 10 sene sonra da çocuğun elinden tutuyorsa bu işte bir terslik vardır.
Kontrolcü aileleri sinsi kılan etmen, bu kontrol manyaklığını bazen ilgi gösterme ve çocuğu için çabalama gibi lanse etmeleridir.
Tüm bu kontrollerini senin için yapıyorum.
seni seviyorum, sana değer veriyorum gibi laflar altında işlerler.
Bu kontrolcü aileleri delirten kısım evlatlarının evlenmesidir.
Kafayı yerler. Sonuçta evlendiği kişi evladının üstünde tabii ki kontrol sahibi olacaktır.
Hayatlar birleşmiştir.
Aileye gösterilen ilgi de azalmaya başlar.
Evlatlarının evlendiği kişiye hayatı zehir etmek, onu asla aile içine dahil etmemek kontrolcü anne babadan beklenendir.
Ona göre evlatlarının bağımsızlık kazanması, kendi ayakları üzerinde durması, bir aile kurması suç teşkil eder.
Kontrolcü bir ailenin kontrolü elinde tutmak adına uyguladıkları yöntemlerden biri paradır.
Hele ki daha iş hayatına atılmamış çocuk veya genç bir evlatları varsa, kontrolcü aile evladına finansman olduğu için bazen iş o evladı parayla tehdit etme seviyesine gelir.
Bak ben sana para veriyorum, o yüzden benim kontrolüm altındasın gibi ifadelerle çocuğun temel gereksinimlerini tehdit ederek onları kendilerine bağlarlar.
Özel gün ve bayramlar kontrolcü bir ailenin en büyük hassasiyetlerindendir.
Kesinlikle seni evlerinde görmek isterler.
Peki başka bir işin mi çıktı? O özel günü ailenle beraber geçirmeyecek misin?
Bu saatten sonra hayatı zehir etme seansları başlar.
Kontrolcülerden de bahsettiğimize göre şimdi duygusal tacizcilere geçelim.
Bazen sert bir tokat yemekten çok daha fenası sert bir laf yemektir.
Tokadı yersin ve acısı birkaç saniye içinde geçer.
Ama bir laf bazen o kişinin kalbinde aylar.
Hatta yıllar sürecek bir yara bırakır.
Her anne baba arada çocuklarını küçük düşürücü sözler söyler.
Ama belli hassas noktalar hakkında sözler söylendi mi o çocuk ciddi bir yara alır.
Mesela bir çocuğun fiziksel özelliği, zekası, insani değerleri hakkında yapılan sert bir yorumu o çocuk öyle kolay...
kolay kaldıramaz. Bazı duygusal tacizciler evlatlarını direkt net bir şekilde aşırılar.
Sen böylesin, şöylesin diyerek hiç uzatmadan laf atarlar.
Ama bazıları daha sinsidir.
Şaka yoluyla alaya alarak çocukları aşarlarlar ve kılıfları da hızırdır.
Şaka yaptım işte ya, büyütmene gerek yok.
Başka bir danışan olan Phil, duygusal tacizci bir aileden mustaripti.
O kadar utangaç ve kısık sesle konuşan biriydi ki, çevresindeki herkesin kendisiyle dalga geçtiğini, alay ettiğini zannediyordu.
Daha sonra anlaşıldı ki Phil, çocukluğunda ciddi bir hakarete maruz kalmıştı.
Babası sürekli ona şakayla karışık, ''Bu çocuk gerçekten bizim mi?
Seni götürüp bir değiştirelim.
Bebekler karıştı galiba.'' tarzı laflar edip, Phil'daki psikolojiyi erken yaşta mahvetmişti.
Üstelik babanın şaka yaptım diye kıvırması, Phil'daki mizah anlayışını bile bozmuştu.
ayırt edemeyen, insanların her lafından alınan hassas birine dönüşmüştü.
Duygusal tacizci paketinin yanında mükemmelliyetçi özelliği de gelebilir.
Anne baba kendi hayatında elde edemediği bir başarıyı bazen çocuğunun sırtına yükler.
Sanki o gerçekten başarılı olursa, o mükemmel seviyeye ulaşırsa tüm sorunların çözüleceğini düşünür.
Ve çocuğunun minik bir kusuru, sınavdan düşük puan alması mesela.
Bu anne baba da hakaret modunu açar.
Paul'un hayatına bakın. 33 yaşında bir laboratuvar teknisyeni olan bu adam, işinde bir türlü başarılı olamıyor ve devamlı kovulmanın eşiğine geliyordu.
Paul'un işine karşı bu beceri...
İçeriksizliği ve özgüvensizliği küçüklükten gelmekteydi.
Üvey babası tam asker disiplininde bir adamdı.
Evin içindeki kurallara karşı o kadar sertti ki Paul bir yanlış yaptığında ona ağzına geleni söylüyordu.
Evdeki her şey mükemmel olmak zorundaydı.
Yatak, oda, uyanma saati, kalkış saati.
Üvey babası Paul'u mükemmel bir robota dönüştürmeye çalışıyordu.
Ama iş ters tepti. Paul'den geriye...
özgüvenize denenmiş ve devamlı kendisini sorgulayan biri çıkmıştı.
Laboratuvarda yaptığı iş üstüne o kadar düşünüyordu ki ya mükemmel yapamazsam telaşına girip bir iş üzerinde haddinden fazla zaman harcıyor ve en sonunda o işi yetiştiremiyordu.
Şimdi de duygusal tacizcilere benzeyen başka bir sınıfa, dayakçılara geçelim.
Ailenin dayakçı olması da gelenekte kendisine yer bulan bir kavramdır.
Kızını dövmeyen dizini döver gibi sözler veya baban seni hiç dövmedi de mi sen böyle oldun gibi ifadeler içten içe aile içindeki şiddeti normalleştirmeye çalışır.
İşin aslı birçok anne baba zaman zaman gerçekten çocuğuna vurmak istemiştir.
Ama kendilerini bir şekilde tutarlar.
Ama bazı anne babalar bu otokontrolü sağlayamaz ve dayak başlar.
Bu dayakçı anne babaların da çocukken dayak yediğini rahat...
rahatça söyleyebiliriz. Ne öğrenmişlerse onu uygularlar.
Ve ev ortamında atılan dayığın olayı da şudur ki öyle kolay kolay kaçamazsın.
Sokakta kavgaya karışsan bir şekilde uzaklaşırsın, kendini atarsın bir yere.
Ama ev içinde anne baba sana dayak atmayı kafaya koymuşsa o dayak illaki seni bulacaktır.
Kapıyı da kilitlesen, köşe bucak kaçsan da saklandığın ev evdir ve her türlü karşılaşacaksınızdır.
Ama bu dayak denkleminde enteresan bir karakter de vardır.
Sessiz kalanlar. En iyisi bir örnek vereyim.
Diyelim ki bir ailede baba dayakçı Ama anne değil.
Anne dayak atmıyor ama asla babaya karışmıyor.
Babayı engellemiyor ve dayak atmasına izin veriyor.
İşte böyle bir durumda anne o dayığı atmasa da yine de suçludur.
Bu suçun ortağıdır. Genelde ailelerde baba dayakçı, annesi sessiz kalap pozisyonundadır.
Bazen iki tarafta dayakçı olur ama genelde bir taraf dayak atarken diğer taraf sineye çeker.
Üstelik dayakçılar sadece dövmekle kalmaz.
Döverken hakaret de ederler.
Joe'nun babası dayakçıydı.
Ama dayak atarken öyle hakaretler ederdi ki Joe dayaktan ziyade bu hakaretleri içselleştirip dayak yemeyi hak ettiğini düşünürdü.
Joe'nun hikayesi üstünde biraz daha durmak istiyorum çünkü Joe'nun babası ara sıra komikleşebilen, çocuğuna bazen iltifat edebilen birisiydi.
Bir gün onu döver, ertesi gün oğluyla şakalaşır ve onu sevdiğini söylerdi.
Dayakçı aileler evlatlarına tamamen negatif duyguları değil, ara sıra pozitif duyguları da yansıttığından bu dayak atma olayı bile çocuğun aileyle olan bağını tamamen koparmaya yetmez.
Toksik aile tipleri üzerinde yeterince durduğumuza göre şimdi de toksik anne babaların uyguladığı psikolojik taktikler üzerinde kısaca duralım.
En sevdikleri yöntem inkar etmektir.
Kendilerinin öyle biri olduğunu kabul etmemektir.
Kavga da olsa, çirkinlik de olsa biz bir aileyiz ve her şey yolunda algısı bu kişilerin zihnine kazınmıştır.
Bir anne baba alkolikse dertten içiyordur ve içmek ona iyi geliyordur.
Veya dayaktıysa dayığın gerekli olduğunu düşünüyordur.
Bu tarz bahanelerle o toksik taraflarına karşı hep bir inkar içerirler.
Başka bir taktik... Kendilerini yetersiz hisseden anne baba bu yetersizliği çocuklarına yansıtarak onları suçlarlar.
Kendilerine dair içlerinde bir huzursuzluk vardır ve bunu biraz dindirmek adına günah keçisi olarak çocuklarını seçerler.
Bazı anne babalar çocuklardan taraf seçmesini bile isteyebilir.
Anne ile babanın arası bozuksa iki tarafta çocuklara laf taşır ve kendi saflarına çekmeye çalışır.
Adeta bu zehirli ilişkideki hakem rolünü çocuklar üstlenmiştir.
Kitabın ikinci kısmı olan, toksik bir aileyle büyüyen bir kişinin hayatını nasıl geri kazanacağına yönelik tavsiyelere geçelim.
Susan'ın bizlere ilk tavsiyesi, toksik ailemizi affetmek zorunda olmadığımız.
Genelde bazı insanlar, bize yanlış yapan insanları affetmenin, kendimizi iyileştirmenin ilk adımı olduğunu düşünürler.
Oysa bazı anne babalar, affedilmeyi de hak etmez.
Üstelik onları affetmek, O ailede büyüyen bireye her zaman iyi de gelmez.
Hatta bu kişi ailesini affederse bu sefer kendisine olan saygısı zarar görebilir.
Affetmek her daim geçerli değilse o zaman intikam yoluna mı gidilmeli?
Çocukluğu zehir eden aileden bir intikam mı alınmalı?
Susan'a göre affetmek de olduğu gibi intikam yolu da pek işe yaramıyor.
Olayı daha da büyütmüş, yanımızı daha derinden açmış oluyoruz.
Affetmek tabii ki tedavinin bir parçası.
Ama sürecin başında değil, sonunda.
Affetmeyle insan iyileşmeye başlamıyor.
Önce iyileşiyor ve sonra eğris...
Peki bu süreçte öfke duygusuyla nasıl mücadele edilmeli?
Toksik hale karşı olan öfkeyle ne yapılmalı?
Suzan'ın tavsiyelerine bakalım.
Bunlardan birisi öfkeyi bir şekilde dışa vurmak.
Yastıklara vurmak veya kendi kendine bağırmak gibi.
Tabii ki de öfkeyi başka birinden çıkarmaktan bahsetmiyoruz.
Ama öfkeyi önce ortaya çıkarıp ardından kontrol altına almak gerekiyor.
Hareket etmek öfkeyi en iyi dizginleyen şeylerden biri.
Bir spor veya herhangi basit bir hareket, yürüyüş bile insanın gerginliğini alır.
Ayrıca öfkenin illaki yıkıcı olmasına da gerek yoktur.
Öfkeyi bir enerjiye dönüştürüp işimize de kanalize edebiliriz.
İnsanın kendisine sorumluluklarını da hatırlatması gerekiyor.
Ailesinin zor bir aile olduğunu kabul etmekte.
Tabi aynı döngüyü tekrarlamamak.
O döngüyü kırmak için de insan, toksik anne babası aksine kendi çocuğunun sorumluluğunu almalı.
Çocuğuyla olan ilişki sağlıksız ve manipülatif bir boyut kazandığında kendi davranışlarını değiştirmek onun sorumluluğu.
Zor bir aileyi aşmanın en büyük aşamalarından biri de yüzleşmek.
Aileyle yüzleşmek ve onlara yaptıkları yanlışları anlatmak.
Çetrefilli bir süreç tabii ki.
Geçmişinize dair tüm acılarınızı hatırlamanız gerekiyor.
Ailenizdeki o davranışların sizi ne kadar olumsuz etkilediği üzerine düşünmek gerekiyor.
Aileyle yüzleşmenin amacı intikam almak veya onları cezalandırmak değildir.
Hatta onları kötü hissettirmek veya değiştirmek de değildir.
Sadece onların karşısında cesurca durabilmek...
kendi iyileşme sürecinizi başlatacaktır.
Yüzleşme gerçekleştiğinde bazı aileler geriye geçmişe değil de ileriye bakalım geçmiş geçmişte kaldı diyerek kaçamak laflarla sineye çekmek isteyebilir.
Oysa geleceği de geçmiş belirler gayet.
Hatta yüzleşme sonrası anne babanız belki sizden özür bile dilemez.
İnkar eder hepsini. Genelde böyle olur zaten.
Eğer ki bir kişi toksik ailesiyle yüzleşmekten kaçınıyorsa bu kişi bu sefer içindeki öfkeyi ve suçluluk duygusunu kendi kurduğu ailesine taşıyacaktır.
Peki anne ve babanın karşısına nasıl çıkılır?
Onlarla nasıl yüzleşilir?
Susan sadece karşı karşıya fiziksel yüzleşmek şart demiyor.
Aileye bir mektup veya mesaj yazmak da bir yüzleşme sayılır.
İçinizi döktüğünüz bir mesaj da yüzleşme görevi görecektir.
Bu mesaj nasıl olabilir? İlk önce ailenin sana yaptıklarından bahsedersin.
Bu yapılanlar karşısında ne hissettiğini söylersin.
Tüm bu yaşananların hayatını nasıl etkilediğini yazarsın ve son olarak da artık ailenden ne beklediğini belirtip kapatırsın.
Yazışmaktan ziyade yüz yüze konuşmak tabii ki daha zor.
Ama burada Susan, yüzleşmenin aile evinde değil de kendi evinizde veya sizin seçtiğiniz bir mekanda olması gerektiğini söylüyor.
Aile evinde yapacağınız bir yüzleşme, hele ki travmalarınızın gerçekleştiği aile evi ise sizi kötü bir ruh haline sokacak ve tam bir yüzleşme yaşanamayacaktır.
Önemli olan ailenin vereceği tepkiler değil, sizin tepkiniz ve ettiğiniz laflar.
Aileniz yüzleşme anında bile toksikleşmeye başlıyorsa ve siz de kendi duruşunuzu bozmuyorsanız, iyileşme süreciniz başlamış demektir.
Yüzleşmeyi yaptınız, ailenize içini döktünüz.
Bundan sonra ne olacak o zaman?
Karşımıza 3 opsiyon çıkıyor.
Eğer ki aileniz bu yüzleşme karşısında hatalarını fark edip sorumluluk alabiliyorsa, gelecekteki ilişkinizin daha az toksik olacağını söyleyebiliriz.
Bu süreç yine sizin kontrolünüzde ve toksikleşmeden ilerleyebilir.
Ama aile, yüzleşme sonrası hiçbir değişim isteği göstermiyorsa, bu sefer de onlarla eskisi gibi sıkı fıkı olmaya gerek yok.
Mesafeli bir ilişki yürütmek sağlıklı olacaktır.
Hadi bir de ailenizden bıkıp yorulduğunuzu varsayalım.
İşte bu sefer aile... ile olan ilişkiyi bir süre tamamen kesmek sonuna kadar hakkınızdır.
Geri kalan hayatınızı düşünmek bencillik sayılmaz.
3 ay boyunca hiç görüşmediğinizi varsayalım.
İşte bu sürede aile sizin onlar için ne kadar önemli olduğu üzerine düşünecektir.
Bu 3 ay sonundaki görüşmede size olan davranışları yumuşayabilir, kıymetiniz ortaya çıkabilir ve onlar da zehirli davranışlarını törpüleyebilirler.
İletişimi bir süre kesmek hiç de fena değildir.
Ama diyelim ki bu iletişimsizlikte bile değişmeme kararı aldılar.
Siz de o zaman 3 ay değil Artık bir yıl görüşmeme kararı alabilirsiniz.
Ve evet, yavaştan kapanışa geçelim.
Bu podcastlik benden bu kadar arkadaşlar.
Bir dahaki podcastlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
