
Simyacı Kitabı ve Yaşamdaki Tuhaf Tesadüfler
23 Temmuz 2025 · 24 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Hayatınızı kolaylaştıran yapay zeka destekli Bespoke AI beyaz eşyalar, Maximum Kart'ınıza peşin fiyatına 6 taksitle!
Detaylı bilgi için: https://www.samsung.com/tr/home-appliances/bespoke-home/
Transkript
Samsung'un katkılarıyla tüm hikayelerin ortak bir noktası var mıdır?
Bence var. Kendi yolundan gitmek.
Cidden her türlü hikayeye bakın.
Günün sonunda o hikayenin lokomotifini başlatan olay ana karakterin insanlardan sıyrılıp kendi yolundan gitme cesaretini göstermesidir.
O yola girildiği an hikaye başlar.
O kişi gittiği yolda test edilir ve hikaye bir akışa girer.
Hikaye için gereken her türlü element, ana karakter kendi yoluna baş koyduğu an kendiliğinden gerçekleşir.
Paula Coelho'nun Simyacı kitabının da bu kadar popüler olmasının sebebi budur.
Çünkü asırlardır bize anlatılan ve kendimizin de yaşadığı olayların, hikayelerin ana hattını bizlere sembolik bir şekilde anlatır bu kitap.
Simyacı kitabındaki yan karakterlerin bolluğu sizi yanıltmasın.
Özünde çok basit ve tanıdık bir hikayeyle karşılaşırız.
Hazırsanız bu podcastte Simyacı kitabının hikayesini ve temaları inceleyelim.
Santiago isminde bir çobanımız var.
Daha 16 yaşında bir genç.
Terk edilmiş bir kilisede uykuya dalan bu genç, kendisini rahatsız eden bir rüya görür.
Kitap bize bu rüyanın tam olarak neye benzediğini söylemez.
Ama Santiago bu rüyayı daha önceleri de görmüştür.
Santiago bu rüyanın hikmetini şimdilik bir kenara bırakır ve koyunlarıyla konuşmaya başlar.
Evet, Santiago koyunlarına içini dökmeyi çok seviyordur.
Ve bu koyunlara bir kızdan bahseder.
Santiago bir seferinde bir tüccarın kızıyla tanışmış ve bu kıza aşık olmuştur.
Uzun süredir bu kızla karşılaşmasa da Koyunlarının yünlerini kızın tüccar olan babasına satacağı vakit nihayette kızı göreceğini umar.
Şimdi toparlayalım kısaca.
Santiago isimli bu gencimizin iki derdi var.
Birincisi devamlı tekrarlayan rüyasının hikmetini çözmek.
İkincisi de zamanında aşık olduğu o kızla tekrar karşılaşmak.
Bu kısımda çobanımızın geçmişinden biraz daha bahsetmemiz gerekli.
Santiago'nun bir çoban olduğuna bakmayın.
Kendisi son derece eğitimli bir genç.
Babası onun bir papaz olmasını istediği için evladını ilahiyat okuluna göndermiş.
Santiago da burada teoloji, yabancı dil ve felsefe gibi eğitimler almış.
Ama en son babasının karşısına çıkıp demiş ki ben papaz falan olmayacağım.
Bir çoban olup yollara düşmek istiyorum.
Babası da oğluna istediğin kadar dünyayı gez en sonunda baba ocağına geri döneceksin diyerek istemkar bir tepki verir.
Yine de oğlunun kararına saygı duyar ve teklifi...
kabul eder. Ne demiştik?
Santiago'nun iki derdi vardır.
Sürekli tekrar eden rüyaları ve aşık olduğu o kız.
Santiago önce kızın tüccar babasıyla görüşmek için bir köye gider ve bu köye gelmişken köydeki bir falcanın varlığından haberdar olur.
Bu falca rüyaları yorumlayıp hikmet çıkarmak konusunda ustadır ve çobanımız hiç vakit kaybetmeden falcaya gider ve tekrarlayan rüyasından bahseder.
Peki bu rüya nasıldır? Rüyasında bir çocuk Santiago'yu Mısır'ın eteklerindeki bir hazineye götürüyordur ve çobana Bu eteklerin birinde hazine bulacaksın demiştir.
Santiago rüyasında tam hazineyi bulup açacağı sırada her seferinde rüyadan uyanır.
Bu rüyayı dinleyen falcıysa rüyayı tek bir şartla yorumlayacağını söyler.
Santiago hazineyi bulursa oradaki ganimetin onda birini falcıya verecektir.
Çoban teklifi kabul eder ve falcıyı dinler.
Falcı der ki rüyan gerçek.
Sen mısırın eteklerinde gerçekten var olan bir hazineyi bulacaksın.
Ne yorum ama değil mi? Falcıya rüyanı anlatıyorsun ve falcı da sana yorum olarak senin anlattığın şeyin aynısını söylüyor.
Santiago Falca'nın bu sözleri karşısında bir hayal kırıklığına uğrar.
Falca ona hiç farklı bir şey dememiştir ki.
Sadece bu hazineden pay almak isteyen bir fırsatçı gibi konuşmuştur.
Ana karakterimiz o andan sonra bir daha fal veya rüya yorumlama işlerine inanmayacağını söyler kendine.
Şimdi bu kısma kadar kısa bir analiz yapalım.
Kitabın rüya metaforuyla anlatmak istediği açıktır.
Hayallerimizle. İçimizden gelen o sesi takip etmenin önemini vurgular.
Ve falcı gibi karakterlerle bu hayali paylaştığımızda bu insanlar ancak çıkar fırsatından dolayı hayalimizi destekler.
Ama günün sonunda hayalimizin, rüyamızın peşinden tek başımıza gitmemiz gerekir.
Ayrıca ana karakterimizin ismi olan Santiago'da manidar bir seçim olmuştur.
Şöyle ki Santiago İspanyolca'da Aziz James yani Aziz Yakup anlamına gelir.
İsa'nın 12 havarisinden biri olan James.
Orta çağdan beri milyonlarca Katolik.
Aziz James'in mezarına bir nevi had yolculuğu yapar.
Ana karakterimiz de kendi inancına, kendi tarzına yönelik bir had yolculuğu yapacaktır.
Burada ana karakterimizin dindar inancını kastetmiyorum.
Rüyasındaki mesajaba kendisine duyduğu inanç onu bir nevi had yolculuğuna çıkarmıştır.
Santiago geleneksel dini bir yoldan gitmeyecektir ki bu yüzden papaz olmayı reddetmiştir en başta.
İlahiyat okulunu yarıda bırakmıştır.
Santiago kişisel bir dini yolculuğun peşindedir.
O kişisel tanrısını, kitaptaki ifadeyle kişisel menkıbesini yaşamak istiyordur.
Ayrıca Santiago ve Falca dinamiğine geri dönelim.
Santiago Falca'nın yorumunda hayal kırıklığına uğramıştı.
Çünkü Falca ona zaten bildiği bir şeyi söylemişti.
Buradan da şunu anlayabiliriz.
Hayallerimiz ve bizi kendisine çeken kişisel menkıbemiz böyle şifreli ve gizemli değildir aslında.
Karmaşık da değildir. Oldukça açıktır ve başka birinin inisiyatifine bırakmadan o hayalimizin hikmetini kendimiz çözmemiz gerekir.
Aksi takdirde falcı gibi kişiler de bizim pastamızdan çıkar payı almak isterler.
Devam ediyoruz. Santiago bir pazar yerinde kitapları inceliyordur.
Özellikle bir kitap ilgisini çeker ve onu okumaya başlar.
Tam o sırada yaşlı bir adam gelir ve çobanımıza okuduğu kitabın pek de matah bir kitap olmadığını söyler.
Yaşlı adama göre bu kitaptaki karakterler kendi kişisel menkıbelerini takip etmezler.
Ama bunun haricinde yaşlı adama göre bu karakterler dünyanın en büyük yalanına kendilerini inandırmışlardır.
Kader Yalanı Bu kitaptaki karakterler yaşamlarının sadece kader tarafından yönetildiğini düşünüp bir teslimiyet içine girmişlerdir.
Yaşlı adamın bu sözleri üzerine çobanımız dikkat kesilir.
Bu yaşlı adam gerçekten de bilgili bir abiye benziyordur.
Santiago meraklı bir şekilde yaşlı adama kim olduğunu sorar.
Kendisinden bahsetmesini ister.
Bu adamın ismi Melkisedek'tir.
Salem adlı bir bölgenin kralı olduğunu iddia eder.
Santiago da Melkisedek'e kendi hikayesini anlattıktan sonra Melkisedek şöyle der.
Senin o aradığın gizli hazineye ulaşmana yardım edebilirim ama bana...
Kuyumlarının onda birini vereceksin.
Evet bu adam da yine çıkarını düşünüyor.
Ve bizler de bu yaşlı adamın falcı gibi kolpacı olduğunu düşünüyoruz.
Ama tam o sırada bu adam kuma Santiago'nun memleketini, anne ve babasının adını hatta o aşık olduğu tüccar kızının adını da yazar.
Bunları yazarken pelirine açılır ve kör edici bir ışık ortaya çıkar.
Melkisedek gerçekten de evliya gibi bir adamdır.
Öyle falcı gibi kolpa değildir.
Santiago'ya rüyasında gördüğü şeyin kişisel menkıbesi olduğunu söyler.
Melkisedek için her genç içten içe bu menkıbenin kendi hayalinin ne olduğunu bilir.
gençlerin çoğu bu hayale kulak asmaz ve kadere sığınır.
Oysa Melkisedek için bir kişinin hayali, evrenin ruhundan çıkmış ilahi bir işarettir.
Santiago'ya o meşhur sözünü söyler.
Bir şeyi gerçekten istediğinde tüm evren seni ona ulaştırmak için iş birliği yapar.
Santiago bu yaşlı adamla enteresan bir anda karşılaşmıştır.
Çünkü tam da o kişisel efsanesini reddetmek üzereyken Melkisedek onu tekrar hayaline bağlar.
Yaşlı adam kendisinin amacının da bu olduğunu söyler.
Bir kişi eğer kişisel efsanesini reddediyorsa Melkisedek o kişiye gözüküp tekrar yola koyulması için yardımcı olur.
Ama Melkisedek her zaman insan olarak gözükmez.
Bazen bir çözüm fikri, bazen bir ilham olarak ortaya çıkar.
Çobanımız ve yaşlı adam yarın aynı saatte buluşmak için anlaşır.
Santiago bu adama koyun sürüsünün onda birini verir.
verir. Ertesi gün buluştuklarında Melkisedek Santiago'ya aradığı hazinenin gerçekten de Mısır piramitlerinde saklandığını söyler.
Yine falcı olayı. Yorum katmamış gibi pek sanki rüyaya.
Santiago'nun bildiği şeyler ona tekrar tekrar söyleniyordur.
Ama ek olarak yaşlı adam, çobanın hazineye ulaşması için sezgilerini, içgüdülerini ve çevresindeki alametleri dikkatle takip etmesi gerektiğini belirtir.
Pelerinini açar ve içinden iki tane taş çıkarır.
Bu taşlardan biri beyaz, diğeri siyahtır.
Siyah taş evet anlamına gelirken beyaz taş hayır demektir.
Ve Santiago'ya çevresindeki alametler konusunda kararsız kaldığı anlarda bu taşlara güvenmesi gerektiğini söyler.
Çobana beda etmeden önce iki kuralın altını çizer.
Alametler konusunda tetikte ol ve kişisel efsaneni kesinlikle sonuna kadar takip et.
Melkisedek daha hikayenin girişiyle beraber eğitimli ve önemli bir adam olduğunu ispat eder.
Romanın geçtiği evrende düşük okuryazarlık seviyesini hesaba kattığımızda bu yaşlı adam çobanın okuduğu bir kitabı çok önceden okuyup hatmetmiştir bile.
Ayrıca Santiago'ya söylediği kişisel menkıbe, evrenin ruhu, dünyanın en büyük yalanı gibi ifadeler romanımızın ana hattı için oldukça önemlidir.
Bu ifadeleri aklımızda tutmaya çalışalım.
Santiago Mısır'a doğru yola çıkar.
Fas'ın kuzey taraflarındaki bir bağırda adamın tekiyle tanışır.
Ve bu adam Santiago'yu dolandırarak çobanın tüm parasını cebe indirir.
Santiago için o an iki seçenek vardır.
Ya kendisini bir kurban gibi görecektir.
Ya da yolda tümseğe denk gelmiş ama yine de devam eden bir maceracı olarak görecektir.
Ve Santiago kendisini tümseği atlatan bir maceracı olarak görmeyi seçer.
Bir açıdan stoğacı diyebileceğimiz bir pratiktir bu yaptığı.
Olan olmuştur ve başına gelen olayı değiştiremez bu saatten sonra.
Ama olaya olan tepkisini kendisi...
seçebilir ve tümseğe takılıp yoluna devam eden bir maceracı olmayı seçer.
Kurban olmayı değil. Paraya ihtiyacı vardır çobanımızın.
En son bir tüccar tarafından işe alınır.
Tüccar bu çobanın Mısır'a gitmek istediğini öğrenince çobana der ki sen burada bir sene çalışsan bile Mısır'a gidecek parayı biriktiremezsin.
En iyisi memleketine dönmeni sağlayacak parayı ben sana vereyim de bir an önce geri dön.
Santiago bu teklifi reddeder ve Tüccar'ın yanında çalışıp o parayı bir şekilde kazanacağını söyler.
Santiago'nun yaşadığı bu olaylar gerçek hayatla tam anlamıyla karşılaşmasını sağlar.
Daha 16 yaşında bir genç olduğu için yaşama dair her şeyi kitaplardan öğrenmiştir.
Oysa şu an gerçek dünyayla, gerçek insanlarla karşılaşıp yaşamın sert ve acımasız tarafını anlar.
İnsanlar içten pazarlıklıdır, üçkağıtçıdır ve senin bir hayalinin olması onların pek de umurunda değildir.
Herkes kendi ekmeğinin peşindedir.
Melkisedeki neden kişisel menkıbe dediğini şimdi daha iyi anlarız.
Bu yolculuk gerçekten kişisel bir yolculuktur.
Santiago ne yapacaksa tek başına yapacaktır.
Santiago günümüzde bir öğrenci olsa ödebini tek başına yapmazdı ama.
Muhtemelen yapay zeka kullanırdı.
Ödevlerde yapay zeka kullanmanın iyi bir fikir olduğunu pek düşünmüyorum.
Sonuçta bazı yazılımlar öğrencinin yapay zeka kullanıp kullanmadığını kolayca test edebiliyor.
Hadi test edemedi diyelim. Ödevini yapay zeka yaptıran bir öğrenci gerçekten ne kadar öğrenmiş olabilir ki o şeyi?
Sınavda yine yapay zeka yardımcı olamaz sonuçta.
Öğrenci ödevleri ve yapay zeka arasındaki ilişki bana bir tık toksik ilişki gibi geliyor.
Ama beyaz eşya ve yapay zeka arasındaki ilişki için aynısını diyemeyeceğim.
Bunun sebeplerinden birisi de bu podcast bölümümüzün sponsoru olan yapay zeka destekli Samsung Bispok AI beyaz eşyalar.
Akıllı cihazlar sayesinde eviniz...
daha zeki, hayatınız daha kolay.
Tüm beyaz eşyaları tek yerden yöneten SmartThings uygulamasıyla hem evde hem de dışarıda kontrol sizde.
Beyaz eşyalarınız birbirleriyle haberleşir.
Sizi tanır ve alışkanlıklarınıza göre senaryoları otomatik olarak devreye alır.
Uzaktan kontrol ve naks güvenliği sayesinde verileriniz daima korunur.
SmartThings üzerinden aktifleşen AI enerji moduyla Samsung beyaz eşyalar sadece gerektiği kadar enerji tüketir.
Seçili ürünlerde %70'e varan tasarruf sağlar.
BISPOK AI teknolojisi beyaz eşyaların kullanıma alışkanlıklarınıza göre kendini ayarlamasını sağlar.
Her yaş grubundan kullanıcı için kolay yönetim sunar.
Örneğin jetpod süpürge.
Evin haritasını öğrenerek odaya özel temizlik yapar.
Buzdolabı kapı açılma sıklığına göre enerji tüketimini optimize eder.
AI yıkama, çamaşır miktarı, kirlilik ve deterjan ihtiyacını analiz eder.
AI eco bubble ise düşük sıcaklıkta derinlemesine temizlik sağlar.
Isı pompalı bispok. AI laundry kombu kurutmalı çamaşır makineleri düşük sıcaklıkta kurutmayla kumaşlara zarar vermez.
Enerji kullanımını %75'e.
Altyazı M.K.
Altyazı M.K.
Kitabın ikinci bölümüne başlarız.
Santiago bir aydır tüccarın dükkanında çalışıyordur.
Bu tüccarın biraz sabit, fikirli ve yeniliğe kapalı olduğunu fark eder.
Bu kapalılık tüccarın kazanç potansiyelini bile etkiliyordur.
Mesela tüccar satacağı tüm mücevherleri dükkanın içinde saklıyordur.
Santiago tüccara der ki, gel bu mücevherleri dışarıya koyalım ve dışarıya bir vitrin yapalım.
İnsanlar bu ürünleri görsünler, maruz kalsınlar ki almak için dükkana gelsinler.
Tüccar ilk başta bu fikre karşı çıkar.
Millet sokakta yürürken bu vitrine çarpar, mücevherlerine zarar verir diye düşünür.
Ama sonra bu gencin ısrarlarını kabul eder ve şu vitrin fikrini bir deneyim diye düşünür.
Dükkanın önüne açılan vitrin, müşterilerin gerçekten de ilgisini çeker.
Tüccarın satışları birkaç kat artmıştır.
Tabii ki Santiago'nun maaşı da artar.
Çobanımızdan bir parlak fikir daha çıkar.
Bu dükkana hangi müşteri gelirse gelsin, hep susuzluktan şikayet ediyordur.
Santiago tüccara, müşterilere aynı zamanda çay satalım, hatta bu çayları kristal bardaklarımızla servis...
Tüccar bu sefer sorgulamadan kabul eder.
Müşteriler hararetlerini alan bu çayları içtikleri bardaklara bayılmışlardır.
Ve çayları bittikten sonra bardaklardan satın almaya başlarlar.
Santiago'nun bu fikri de tüccara sağlam para kazandırmıştır.
Santiago neredeyse bir sene bu tüccarın yanında parasını biriktirir.
En son 120 tane koyun ve memleketine dönüş bileti alabilecek kadar parası olmuştur.
Santiago o an zihninde acaba hayalimden vaz mı geçsem diye düşünür.
Alacağı koyunlarla ve biriktirdiği parayla memleketinde refah içinde yaşayabilir.
Hem ailesine de yakın olacaktır.
Ama daha sonra Melkisedek'in sözünü hatırlar.
Ne olursa olsun sonuna kadar kişisel menkıbeni takip et.
Santiago memlekete dönmekten vazgeçer.
Şimdi biraz tüccardan bahsetmek gerek.
Bu tüccar bir müslümandır ve onun hedeflerinden birisi de yeterince para biriktirdikten sonra Mekke'ye gidip hac ibadetini yapmaktır.
Çobanı fikirleriyle bu tüccar hac için yeterince para kazanır.
Ama tuhaftır ki bu kadar paraya rağmen yine de hacca gitmez.
Tüccar kendi dini yolculuğunu, menkıbesini reddetmiştir.
Tüccar yenilikten korkan ve hayallerinden kaçan insanı temsil eder.
Hayalini gerçekleştirmek için tüm fırsatlar önüne serilse bile kaderci ve pasif bir yaşam tarzı benimseyen insan modelidir.
İşte Santiago tam bu kısımda farkını ortaya koyar.
Santiago da yoldan dönmenin cazibesine rağmen yola devam etmeye karar verir.
Bu kısımda hikayemizde yeni bir karakter açılır.
İngiliz. Bu İngiliz de diğer tüm yan karakterler gibi şahsına münasır birisidir.
Oldukça eğitimlidir bir kere.
Dünyayı dolaşıp simya ilminin şifrelerini çözmeye çalışır.
Evrenin sırrına ulaşmak ister.
Santiago ile karşılaşınca bu çobana, metalleri altına çeviren bir simyacıya ulaşmak istediğini belirtir.
Santiago ve İngiliz, 200 kişiden oluşan bir kervanla yolculuk ediyordur.
Bu kervandaki develerden birini süren bir kişi vardır.
Deveci değilim bu kişiye. İşte bu deveci Santiago'ya hayat hikayesini anlatmaya başlar.
Bu devecinin zamanında koca bir çiftliği.
Meyve veren ağaçları ve çocukları varmış.
Tıpkı tüccar gibi istese hacı ibadetini gerçekleştirebilecek maddiyata sahipmiş.
Ama her seferinde bunu erteliyormuş.
Ve günlerden bir gün Nil Nehri'nin taşmasıyla çiftliğini sular basmış.
Ve bu deveci her şeyini kaybetmiş.
Son çare olarak da geçinebilmek için deveci olmuş.
Bu üç karakterimiz. Çoban, deveci ve İngiliz kervanda yolculuk ederken birden diğer kervan yolcuları gerilmeye başlar.
Kervan tehlikeli bir bölgeden geçiyordur ve bu bölgedeki haydutların kervanı basıp yağmalamasından korkarlar.
Tüm bu telaşın içinde deveci oldukça rahattır.
İngiliz sonunda uzun zamandır ulaşmak istediği simyancının kaldığı vaha bölgesine ulaştıklarını söyler.
Santiago ve İngiliz simyancının nerede yaşadığını aramaya koyulurlar.
Santiago bir kıza simyacının nerede kaldığını sormak ister.
Ama kızın suratına bakar bakmaz aşık olur.
Fatıma isminde bir kızdır bu.
Santiago o an aradığı cevabın aşkta yattığını düşünür.
Sanki yanında bu Fatıma denen kız olduğu müddetçe her şeyin çözüleceğine inanır.
O sırada İngiliz çıka gelir ve çobana aşkım aşkı boşver bir an önce simyacıyı bulmamız gerek der.
Santiago Fatıma'ya sorar.
Nerede bu simyacı diye. Fatıma güneydeki bir bölgede konakladığını söyler.
Ertesi gün Santiago simyacıyı aramak yerine Fatıma'yı arıyordur.
İngilizle karşılaşır. ve İngiliz ona simyacıyı çoktan bulduğunu söyler.
Santiago'nun Fatıma ile karşılaşması, kişisel menkıbesine giden yolda onu afallatmıştır.
Simyacıdan daha çok Fatıma'yı düşünür.
İngiliz ise büyük bir gayretle simyacıyı arıyordur.
Hikayemiz kısa da olsa simyacı karakterine döner.
Evet gerçekten vahanın ortasındaki bu kabile de bir simyacı yaşamaktadır.
Ve simyacı bu gelen kervanda özel biri olduğunu hisseder.
Bu özel kişiyi tahmin etmek çok kolaydır.
İngiliz değil, Santiago'dur o özel kişi.
Çobanımız gördüğü rüyalarda kaldığı kabilenin çevredeki baskıncılar tarafından işgal edildiğini görür.
Bu rüyasından etkilenir ve kabile şefine gidip yakın bir zamanda kabileye bir saldırının gerçekleşeceğini söyler.
Kabile şefi Santiago'yu pek anlamasa da onu ciddiye alır ve ekibiyle gerekli hazırlığı yapar.
Santiago kaldığı çadıra geri dönerken halen...
Fatıma'yı düşünüyordur. Çadırına girer girmez gizemli bir figür ona kılıç doğrultur.
Hatta kılıcı Santiago'nun alnına yaslar ve azıcık da olsa kan çıkar.
Santiago ölmekten korkmadığını söyler.
Yabancıya tek amacının kişisel menkıbesi olduğunu belirtir.
Ve yabancı Santiago'nun ağzından bu kişisel menkıbe ifadesini duyar duymaz yumuşar ve kılıcını indirir.
Santiago'ya senin cesaretini test etmem gerekiyordu der.
Evet bu yabancı simyacıdan başka birisi değildir.
Santiago simyacı bulamamış.
Simyacı Santiago'yu bulmuştur.
Bu sırada kabileye yağmacıların saldırısı gerçekleşir.
Santiago'nun rüyası doğru çıkmıştır.
Ama kabile şefi gerekli hazırlıkları çoktan yaptığı için bu saldırı savuşturulur ve saldırganlar etkisiz hale getirilir.
Kabile şefi Santiago'ya altınlar verip ondan kendisinin danışmanı olmasını ister.
Santiago bu teklifi reddedecektir.
Simyacı ile sohbetlere devam eder.
Simyacı ana karakterimize belli öğütler verir.
Bir kere devesini bir atla değiştirmesini söyler.
Aradığın hazine, kalp...
birinin olduğu yerdedir diye de belirtir.
Simyacı ve Santiago atlarına binip çölde yola koyulacaktır.
Ama Santiago yola çıkmadan önce Fatıma ile görüşür ve ona onu sevdiğini söyler.
İkili kucaklaşır. Fatma'nın da Santiago'ya karşı bir sevgi hissettiğini anlarız.
Santiago Fatma'yı geride bırakıp yola çıkar.
İçten içe bir gün Fatma'yla tekrar kavuşacağını bilir.
Santiago ve simyacının çöl yolculuğu sonunda başlar.
Simyacı çobana durmadan kalbinin sesini dinle.
Korkuyorsan bile kalbinin sesini dinle şeklinde öğütler veriyordur.
İkilinin yolu bir kabile ordusu tarafından kesilir.
Ordunun şefi bu iki yabancıyı görmekten pek memnun değildir ve onları öldürmek ister.
Simyacı şefe yanındaki çobanın da aslında kendisi gibi bir simyacı olduğunu söylüyor.
söyler. Kabile şefi de eğer bu çocuk simyacıysa o zaman bize ispatlasın der.
Simyacı da Santiago'nun 3 gün içinde bir rüzgara dönüşeceğini söyler.
Ve eğer rüzgara dönüşmezse o zaman canlarımızı alabilirsiniz diye de belirtir.
Simyacı böyle yaparak aslında Santiago'ya güvendiğini gösteriyordur.
Santiago'nun simya için hazır olduğuna inanıyordur.
Santiago öfkelidir tabii ki.
Simyaya dair hiçbir şey bilmiyordur ki.
O an simyacının dediğini hatırlar.
Korkmana rağmen kalbinin sesini dinle.
Santiago bir uçurumun dibine gelir ve ne kadar korktuğunu hisseder.
Uçsuz bucaksız çöl manzarasıyla bakışır ve çölle temas edebileceğini sezer.
Üçüncü gün gelmiştir. Santiago ya kabilenin önünde çöle dönüşecektir ya da kellesi gidecektir.
Santiago önce çölle konuşmaya çalışır.
Evet bu kısımda kitabımız epey bir fantastikleşiyor.
Ve çöl de çobana der ki ben rüzgarı kontrol edemem.
En fazla rüzgarın esmesini kolaylaştıracak biçimde kumları hareket ettirebilirim.
Sen en iyisi rüzgara danış. Santiago yüzünde rüzgarın o ılı kesintisini hisseder ve rüzgardan yardım diler.
Rüzgar da ona, biz ikimiz o kadar farklıyız ki sana yardım etmem mümkün değil diye cevap verir.
Santiago rüzgarla bildiğim pazarlık yapmaya başlar.
İkimiz o kadar da farklı değiliz, aynı tözden meydana geliyoruz ve tanrının birer parçasıyız der.
Rüzgar ikna olmuştur ve Santiago, kabile üyelerinin arasında kendini rüzgara dönüştürmeyi kanıtlamış ve kellesini kurtarmıştır.
Özgürlüğüne kavuşan Chopin, çöldeki yolculuğuna devam eder.
Piramitlere çok yaklaşmıştır ama her adım attığında kalbinde bir şeylerin ters gittiğini hisseder.
Sonunda piramitlere varmıştır.
Piramitlerin görkemine maruz kalır kalmaz, gözyaşlarına boğulur.
Gözünden düşen bir yaş damlası kumun üstüne düşünce bu damlanın üstünde bir böcek belirir.
Santiago bu böceği bir alamet olarak yorumlar ve böceğin olduğu bölgeyi kazmaya başlar.
O sırada bir grup hırsız Santiago'nun neden bir şey kazdığını merak eder ve onu soyarlar.
Santiago'nun cebinden simyacının ona verdiği değerli beş...
Ve hırsızlar da Santiago'nun hazine için burayı kazdığını anlarlar.
Santiago'ya zorla o bölgeyi kazdırırlar.
Ve kazı sonucu hiçbir şey çıkmayınca da çobanı bir güzel döverler.
Santiago'ya neden buralara geldiğini sorduklarında, Santiago hırsızlara gördüğü bir rüyanın ona piramit eteklerindeki bir hazineden bahsettiğini anlatır.
Bir hırsız çıkar ve benzer bir rüyayı kendisinin de gördüğünü söyler.
Ama hırsızın rüyasında hazine piramit eteklerinde değil, terk edilmiş bir kilisenin yanındaki çınar ağacında yatar.
Hırsız bu rüyasını ciddiye almadığını, Ve rüyadaki bir şey yüzünden o kadar çöl yolculuğu yapmanın anlamsız olduğunu söyler.
Santiago içten içe gülümser.
Bu çınar ağacı. Evinin oradaki çınar ağacıdır.
Ve en baştan beri burnunun dibinde olan hazinesini almak için tüm yolu geri döner.
Hazine gerçekten de memleketinin ortadır.
Terk edilmiş kilisede Santiago hazinesini bulur.
Ve hikayemiz böylece biter.
Şimdi hikayeyi ve kitabı biraz yorumlayalım.
Öncelikle Simyacı kitabını ben o kadar da sevmem.
İnsanı içine çeken cazip bir tarafı olsa da hikayenin işleyişi bana hep bir tık yüzeysel ve fazla masalsı gelmiştir.
Ama şunu da merak ederim. Simyacı milyonlarca insana ulaşan ve dünyanın her kesimindeki, cidden her kesimindeki insana hitap etmeyi başarmış bir kitap.
Sadece bu başarısı bile kitaba özen göstermeye değer.
İnsanlar bu kitapta ne buldular?
Bu kitabın özel tarafı ne?
Simyacı gerek hikaye örgüsü gerek de kullandığı dil açısından edebi açıdan öyle yetkin bir kitap değil.
Paula Coelho bu kitabı iki haftada yazmış.
Ama kitabın hikayesini uzun yıllar kalbinde taşıdığı için bu kadar hızlı yazabildiğini söylüyor.
Şimdi bu kitapta bu kadar insana dokunan şeylerin neler olduğunu anlamaya çalışalım.
Kitap boyunca kişisel menkıbi ifadesi belki yüz kere geçmiştir.
Kitabı tek bir ifadeyle tanımlayacak olursak kişisel menkıbi ifadesini seçebiliriz.
İngilizce çeviride personal legend yani kişisel efsane anlamına denk gelir.
Peki ne demektir bu menkıbe?
Menkıbe din büyüklerinin veya tarihe geçmiş önemli kişiliklerin olağanüstü hayatlarına verilen bir isimdir.
Bu kişi bir dini lider, bir samuray veya bir girişimci olabilir.
Efsane statüsüne girmiş insanların hayatlarıdır kısaca.
Kitaba göre dünyadaki her insanın içinde bir efsane potansiyeli yatar.
Ve evrende her türlü çabayla o kişinin potansiyelini alametlerle kişiye belli etmeye çalışır.
İnsanların çoğu bu alametleri dinlemez.
Daha güvenli bir rotayı tercih ederler.
Hani kitap der ya bir şeyi gerçekten istediğinde evren onun gerçekleşmesi için iş birliği yapar diye.
Hayır tam tersidir. Evren o isteğin gerçekleşmemesi için iş birliği yapar adeta.
Kitapta Santiago'nun başına gelenler de böyledir.
Santiago piramitlere ulaşmak için yola koyulduğu an türlü türlü engellerle karşılaşır.
para kazanmalıdır, insanlardan kazık yer, o yolun uzunluğu gözünü korkutur.
Yani bir yola baş koyduğumuzda evren öyle işimizi kolaylaştırmayacak.
Tam tersi bizim o şeyi ne kadar istediğimizi görmek için bizi test edecektir.
Santiago da bu testlerden başarıyla geçer.
Geri gelince o yolun uzunluğunu düşünüp vazgeçmek, memleketine geri dönüp o güvenli hayatı geri dönmek ister.
Ama bu sefer de önemli bir erdem olan sabır devreye girer.
Efsane hiçbir zaman hızlı gerçekleşmez.
Santiago ısrarı ve inadı sayesinde bir nevi tırnaklarıyla kızıyarak hazineyi bulmuştur.
Aşkın da bu hikayedeki yeri ilginçtir.
Santiago Fatıma ile karşılaştığında kişisel efsanesini unutmuştur.
O an hayatın anlamı Fatıma gibi gelir.
Fakat yürümesi gereken bir yol vardır ve bu yol tek kişiliktir.
Yine de Fatıma'yı tamamen reddetmez.
Bir gün bu kızla tekrar buluşacağına inanır.
Kitap aşkı tamamen yok saymıyor.
Aşkın ve hayatımızdaki romantik birinin önemine değiniyor.
Ama insanın o kişisel efsanesine uzanan süreçteki yolu tek başına yürümesi gerektiğinin altını çiziyor.
Kitaptaki o kişisel gelişim tonu beni yer yer rahatsız etti.
Bilmiyorum bu kitabı 15-16 yaşında okuduğumda büyülenmiştim.
Ama şimdi 26-27 yaşında okuduğumda beni o kadar da büyülemedi şahsen.
Hayatın sırrını böyle kendinden emin tavırlarla sunan hikayeleri ben pek sevmem.
Dostoyevski'yi sevmemin sebebi de şu doğrudur bu yanlıştır veya yaşam şöyle yaşanmalıdırdan ziyade ortaya bir fikir atıp eğrisiyle doğrusuyla, o fikiri zıt karakterler aracılığıyla tartışması.
Böylelikle o fikirde bir derinlik kazanıyor.
Ama simyacı kitabı, devamlı tekrarladığı o kişisel menkıbe fikrini o kadar temeli almış ki, o fikri deşmeye cüret bile edemiyorsun kitabı okuyunca.
Kitaptaki bu katırlık beni bir tık rahatsız etti diyebilirim.
Simyacı kitabını okumak için en iyi yaş sanki 15 falan bence.
20'lerinin ortasında veya 30'larında birisi bu kitabı okuyunca bazı parçalar eksik kalıyor.
O aradığın derinliği bulamıyorsun.
Belki de kitabın bu kadar satılmasının sebebi de budur.
Tıpkı Santiago gibi 16 yaşında ve enerji dolu anlarımızla iyi uyuşan bir kitap sonuçta.
Ama siz de kendinizi kitaptaki tüccar veya deveci karakterine yakın görüyorsanız Simyacı kitabı sizlere bazı parçaları kaçırmış gibi gelecektir.
Evet bu podcastlik benden bu kadar arkadaşlar.
Kendinize iyi bakın ve bir dahaki podcastlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
