
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
youtube.com/portalvideotwitter.com/canaybalikinstagram.com/canaybalik
Terk edilme korkusu, kimlik kargaşası, ara sıra gelen boşluk hissi ve çok daha fazlası... Borderline Kişilik Bozukluğu tam olarak ne? Kitap: Hal Straus & Jerold J. Kreisman, I Hate You-Don't Leave Me
Transkript
Altyazı M.K.
Sokaktan geçen birine depresyon nedir diye sorsan illaki bir cevap verir sana.
Veya bipolar nedir diye sorsan yine aynı şekilde.
Ama aynı kişiye borderline kişilik bozukluğu nedir diye sorsan muhtemelen bir cevap veremeyecektir.
Borderline kişilik bozukluğu halk arasında o kadar da bilinen bir şey değil.
Hatta bilinmemesi de bir tık normal.
Çünkü diğerlerine kıyasla borderline bir tık daha karmaşık.
Bu podcast'imizin konusu borderline veya sınırda kişilik bozukluğu ve kitabımızda Holt Strauss ismindeki yazarın Senden Nefret Ediyorum Beni Terk Etme ismindeki kitabı ve evet kitabın ismi Demi Lovato'nun bir şarkısından
alıntı ama bu Senden Nefret Ediyorum Beni Terk Etme sözü borderline kişilere o kadar uyuyor ki podcast'in ilerleyen kısımlarında da fark edeceksiniz.
Borderline'ın kelime anlamı sınır çizgisi demek.
Peki bu hastalıktan muzdarip kişiler hep sınır çizgisinde mi?
Evet aslında çok da uygun bir isim.
Bu kişiler genelde sınırlarda dolaşıyor.
Bir öbür tarafa atıyor kendini bir de diğer tarafa.
En iyisi birkaç örnek vereyim.
Bir arkadaşınızı düşünün.
Bir hafta geliyor yanınıza ve size trip atmaya başlıyor.
Size diyor sen benim değerimi bilmiyorsun sen iyi bir arkadaş değilsin.
Ama öbür hafta bambaşka birine dönüşüyor.
Geliyor naber kanka nasılsın seni çok seviyorum filan diyor.
Veya bir tane kız arkadaşınızı düşünün.
Bir hafta normal bir insan gibi giyiniyor ama öbür hafta bir geliyor ki bildiğin tarz değiştirmiş.
Metalci bir tarza bölünmüş.
Veya öbür hafta bu sefer kokoş diyebileceğimiz bir kız gibi giyinmiş.
Durmadan tarzını değiştiriyor.
Kısa zaman aralıklarında ciddi karakter değişimi gösteren, kendileriyle tutarsız kişilerin borderline olma olasılığı da gayet yüksek.
Şimdi aklımıza gelen soru şu.
Bu borderline tam olarak ne?
Veya bu borderline kişileri nasıl ayırt edeceğiz?
Bir kişi hangi özellikleri gösteriyorsa ona borderline diyebiliyoruz.
Ayırt etmemizi sağlayan kriterler neler?
DSM isminde bir tanı ölçütü var.
Dünya çapında da saygı gören.
Ve bu tanı ölçüt sistemi borderline için bize 9 tane kriter sunuyor.
Tek tek üzerinden geçelim bu 9 kriterin.
Birinci kriter terk edilme korkusu.
İkinci kriter dengesiz insan ilişkileri.
Üçüncüsü... Kimlik kaygısı.
Dördüncüsü ise dürtüsellik.
Uyuşturucu, cinsellik veya araçla hız yapmaya filan yatkınlık.
Beşincisi ise intihar ve kendine zarar verme tehditleri.
Çevresine bak benden uzaklaşırsan intihar ederim, kendimi keserim gibi tehditler sabırması.
Altıncı kriter aşırı tepkiler ve ani duygu değişiklikleri.
Yedinci kriter ise boşluk hissi.
Anlamsızlık hissi. Sekiz, sık ve patlayıcı öfkeler.
Dokuz ise gerçekten duyulan şüphe.
Gün içinde kendini bir rüya aleminde gibi hissetmesi.
Eğer bir kişi bu saydığım dokuz kriter...
5'ini veya daha fazlasını sağlıyorsa borderline tanısı alıyor.
Cidden borderline kişiler hayatı hem kendine hem de çevresine zehir edenlerdir.
Diyelim ki borderline biriyle ilişkiniz var.
Bir hafta çok iyi gidiyordur.
Tam düzelecek gibi derseniz ama öbür hafta bir kıyamet gibi gelir şaşırır kalırsınız.
Ya bu kadar kısa süre içinde neler yaşadı ki böyle değişti derseniz karşınızdaki kişi için.
Çözemezsiniz bir de. Tam anlamak da zordur.
Borderline kişiler insanlara siyah beyaz bakmaya yatkındırlar.
Mesela bir kişiden iyilik mi gördüler?
O kişiyi ilahlaştırmıyor. Bu kişi melek gibi diye bir algı oluşur onlarda.
Veya birisinden gördüğü küçük bir kötülüğü de çok büyütebilirler.
O kişiyi bildiğin detçal gibi görmeye başlarlar.
Ve o iyi zannettiği kişiden bir kötülük görünce yine benzer şekilde kötü zannettiği kişiden de bir iyilik görünce bu insan derinliği borderline kişileri dumura uğratır.
Çünkü o siyah beyaz ayrımında bir hataya düşmüştür.
Borderline kişilerin romantik ilişkileri de toksik ilişkiye dönmeye çok yatkındır.
Ama bir taraftan da yalnız kalmayı pek beceremezler.
Hatta borderline kişiler yalnız kalmaktansa toksik bir ilişki içinde yer almayı daha çok tercih ederler.
Durmadan bir insan arayışı içindedirler.
Hayatına girip onu kurtaracak mistik bir insan figürünün hayalini kurarlar.
İlişkileri yorucudur tabii.
Bir taraftan borderline kişiye fazla yakınlaştığınızda bıkkınlık gelir, sizden uzaklaşmaya çalışır.
Ama siz de bu kişiyle aranıza az da olsa bir mesafe koyduğunuzda bu sefer terk edilme...
paranoyasına girer ve sanki onu terk ettiniz gibi zannetmeye başlar.
Gerçi şöyle ilginç bir durum da vardır.
Borderline kişileri düşününce sanki iş hayatında da pek başarılı değiller gibi zannediyoruz.
Ama durum pek öyle değil. Bazı borderline kişiler iş hayatında çok da başarılı olabiliyor mesela.
Eğer yaptığı iş o kişiye bir grup hissiyatı, bir kimlik, bir komünite, koordinasyon veya düzen veriyorsa gayet de iyi iş çıkarabiliyor.
Çünkü hayatı boyunca zaten böyle kavramları arıyor.
Kimlik arıyor, komünite arıyor, bir yakınlık ve ekip hissini arıyor.
Ve iş hayatı da ona bunu verebiliyorsa borderline kişi gayet motive bir çalışan oluyor.
Ayrıca dikkat edin borderline kişilerin sanatsal ve yaratıcı tarafları da çok yüksektir.
O yoğun duygu hallerini yaşadıkları için bu çalkantılı durumlarını Çok da etkili bir şekilde sanata kanalize edebilirler.
Şimdi borderline'a çok kısa bir giriş yaptık.
Dedik işte terk edilme korkusu var, kimlik korkusu var.
Arada boşluk hissi geliyor yoğun bir şekilde.
Biri bu kriterlere bakıp diyebilir ki ya ben de borderline'ım galiba.
Çünkü aynı şeyleri ben de yaşıyorum.
İşin aslı borderline çok daha ciddi ve karmaşık bir konu.
İşin derinlerine indiğimizde ne kadar da sizden farklı insanlar olduğunu göreceksiniz borderline kişilerin.
Ve podcast'in bu kısmında da borderline'ın bir tık derinine inmeye çalışalım.
Bir kere şunu siz de hissettiniz.
Borderline karmaşık bir bozukluk.
Bir taraftan diğer kişilik bozukluklarına çok yakın.
Bakıyorsun depresyona yakın, anksiyeteye yakın, bipolara yakın.
Bu yüzden bir kişinin borderline tanısı alması da zor.
Bazen... Yanlış tanı alabiliyor.
Borderline yerine depresyon tanısı alabiliyor mesela.
Çünkü her kişilik bozukluğundan bir yudum almış gibi borderline.
Borderline kişiler kült ve tarikatların ağına düşmeye çok yatkındırlar.
Çünkü bir tarikatın yapısına dikkat edin.
Tam da borderline kişilerin aradığını verir onlara.
Kimlik verir bir kere. Tarikatta bir kimliğin vardır.
Bir grup hissi vardır. Bir davan vardır.
Borderline'ın çok korktuğu o boşluk hissini pek yaşamazsın.
Çünkü sana bir dava vermiştir.
Ayrıca en büyük korkuları olan terk edilmekte zordur tarikatlarda.
Eğer itaat eder. seni aralarına alırlar ve kolay kolay da bırakmazlar.
Ayrıca tarikatın dünyaya siyah beyaz bir bakış açısı vardır.
Biz iyiyiz diğerleri kötü. E ne demiştik borderline kişiler de insanlara karşı siyah beyaz bakmaya çok yatkınlar.
Ve bu yüzden borderline kişiler kültlerin, tarikatların ağına düşüp onlar tarafından istismar edilmeye de maalesef çok yatkın.
Hani 9 kriterden bahsettik ya borderline için.
Şimdi bu kriterleri daha iyi anlamak için tek tek onlara odaklanalım.
Borderline kişiler terk edilmeye karşı o kadar hassaslar ki terk edildiğim ruh hallerine girdikleri zaman gerçeklik algıları ve benlik duyguları bozulmaya başlıyor.
Hani Descartes'ın bir sözü vardı ya, düşünüyorum öyleyse varım diye.
Borderline kişiler için şu söz geçerli.
Başkaları benim hakkımda düşünüyorsa varım.
Yanlarında insanların olması.
O aitlik hissi Borderline kişilere o kadar iyi gelir ki bu yüzden terk edilme paranoyasına girdikleri zaman dünyaları yıkılır.
Terk edilmeyle başa çıkma yöntemleri de çok ilginçtir.
Bazen terk edildikleri zaman tüm...
Tüm suçu karşı tarafa atarlar.
Karşı taraf beni hak etmiyor, iyi ki beni terk etti der gibi.
Ama bazen de tüm suçu kendilerinde ararlar.
Ben o kadar rezalet, kötü biriyim ki terk edilmeyi hak ettim diye düşünürler.
Kitapla Joyce isminde bir kadından bahsediliyor.
Bu kadın kocasından boşalmış, daha sonra kocası da başka bir kadınla evlenmiş.
Ve borderline'dan mustarip olan Joyce bir türlü bu terk edilme psikolojisini aşamıyor.
En son tuhaf işler yapmaya başlamış.
Mesela bara gitmiş, orada alkolün dibine vurmuş, erkeklerle tek gecelik ilişkiler yaşamış.
En son hayatını öyle bir batırma seviyesine gelmiş ki, evet benim gibi rezil bir insan terk edilmeyi hak ediyor demiş.
O terk edilmeyi sindirmek için kendisine soktuğu hallere bakın.
Bir bebeği düşünün, diyelim ki annesi bebeğinden kısa da olsa uzaklaştı.
O an bu bebek annesinin geri geleceğini filan düşünmez.
Annesi sanki terk etmiş onu gibi davranır ve ağlamaya başlar.
Ama yaşı biraz daha ilerledikçe, zaman kavramı oturdukça annesinin illaki yanına geleceğini bilir.
Ve borderline kişiler de o yaşı ilerlememiş bebeğin terk edilme zihniyetini yaşarlar.
Birileri onlardan uzaklaştığı zaman o kişinin asla geri gelmeyeceğini ve ilişkinin burada bittiğini düşünürler.
İkinci kriter dengesiz insan ilişkileri.
Borderline kişiler ilişkilerde karşı tarafı idolleştirmeyi çok severler.
Ama aralarında küçük bir sürtüşme gerçekleşirse bu sefer de nefret etmeye başlarlar.
İnsanlara yönelik fikirleri değişkenlik gösterir.
Diyelim ki bu borderline kişinin zamanında narsis, çok yıpratıcı bir eski sevgilisi vardı.
Kafasında o eski sevgilisinin imajını düzeltip tekrar ona geri dönmeye çalışabilir mesela.
Üçüncü kriter kimlik kaygısı.
Borderline kişilerin sadece çevresine değil kendilerine karşı tavırları da değişkendir.
Bir hafta kendilerini çok üstün, çok zeki, çok ulvi biri gibi görebilirler.
Ama diğer hafta bu sefer aşağılık kompleksine kapılırlar.
Kendilerini çok düşük bir insanmış gibi görürler mesela.
Kendilerini çevresiyle çok kıyaslarlar.
Ve kendilerinden üstün biri gördükleri zaman aşağılık kompleksine çok rahatça girebildikleri gibi bu sefer de kendisinden alçak biri gördüğünde ben şöyleyim, ben böyleyim havalarına girebilirler.
Kendilerine karşı net bir kimlik algıları yoktur.
çevresine bağlı olarak değişken, muğlak bir karaktere sahiptirler.
İnsanların gözünde nasıl göründüklerine çok önem verdiklerinden, yalnızca kendilerine değil çevresine de bir şeyler ispat etmek isterler.
Hani orta yaş krizi dediğimiz mevzu var ya, hayatının yarısına geldin, çok da bir şey kalmadı ve hayatına geri dönüp baktığında seni o kadar da tatmin etmiyor.
Ölüme giderek yakınlaşıyorsun, bu sırada bir şeyler yapmak istiyorsun, kendini ispatlamak istiyorsun.
İşte borderline kişilerin neredeyse tüm hayatı orta yaş krizi gibidir.
Durmadan bir şeyleri kendilerine ispat etmek isterler.
Dördüncü kriterede dürtüsellik demiştik.
Uyuşturucuya, tek gecelik cinsel ilişkiye veya anlık zevk veren aktivitelere yatkınlık olarak da yorumlanabilir.
Borderline kişilerin geçmiş ve gelecek algıları o kadar da iyi değildir.
Hani sabah yataktan kalktığımızda bir sersem oluruz ya, hangi gün, şu an, hangi saat falan diye düşünürüz.
Borderline kişiler bu sersem hallerini genelde yanında taşırlar.
Geçmiş ve gelecek kavramlarına yönelik bir şaşkınlıkları vardır.
İşte bu yüzden tehlikeli alışkanlıklara veya bağımlılıklara, alkol, uyuşturucu gibi bunlara yatkındırlar.
O sersem halleri onlara umursamazlık da vermiştir.
Zaman algılarının pek iyi olmaması onları tehlikeli alışkanlıklara yatkın yapar.
Oysa bizi tehlikeli alışkanlıklardan veya bağımlılıktan kurtaran nedir?
Zaman algımız. Geçmiş ve gelecek algımız.
Uyuşturucu kullanmaktan çekiniriz çünkü düşünürüz ki gelecekte bu iş bizim başımıza bela olur.
Veya geçmişte sıkıntılar yaşamışsak deriz ben geçmişte bak şöyle bir şey yaşadım yine kullanırsam aynı hataları tekrar yaşayacağım.
Ama geçmiş ve gelecek... Altyazı
M.K.
Beşinci kriterimiz intihar tehditleri veya kendine zarar verme tehditleri.
Borderline kişilerdeki bu tehditler bazen bir manipülasyon taktiğidir.
Birisi ondan uzaklaşıyorsa o kişiye bir vicdan azabı yükleyerek bak eğer benden ayrılırsan, benden uzaklaşırsan intihar ederim, kendime zarar veririm gibi yaklaşımlar sergilerler.
Suçu karşı tarafa atıp vicdanı oynamayı isterler.
Kesici aletlerle kendilerine zarar da verirler.
Faça atarlar mesela veya sigara söndürürler.
Bu yoğun bir fiziksel acı hissetmek onlara bir açıdan canlı hissettirir.
Çünkü ne demiştik? Borderline kişilerde devamlı o boşluk ve kimliksizlik hissiyatı vardır.
Ve yoğun fiziksel acı çektikleri zaman da bak bir bedenim var acı çekiyorum demek ki yaşıyorum gerçeğim algısına girerler.
Acı çekmek bazı borderline kişilere rahatlatıcı bile gelir.
Kendilerine faça attıktan sonra yatıştıklarından bahseden kişiler vardır.
Sadece canlı hissetmek için değil suçlu hissettiklerinde kendilerine bir ceza vermek için de bazen bu faça atma eylemini gerçekleştirirler.
O an suçun bedelini ödüyormuş gibi düşünürler.
Altıncı kriter aşırı tepkiler ve ani duygu değişiklikleri.
Bu duygu değişimi karşı tarafı en çok yoran kriterlerden biridir.
Diyelim ki borderline bir arkadaşınız var.
İsmi Ahmet. Ahmet'le beraber kütüphanede ödev yapıyorsunuz.
O sırada Ahmet'i annesi arıyor.
Oğlum nerede kaldın çabuk eve gel diyor ona ve hatta kızıyor.
Daha sonra Ahmet bir geliyor ki fırtına gibi.
İşte size laflar etmeye başlıyor.
Senin yüzünden ödevi yapamıyoruz.
Senin yüzünden bu kadar geç kaldık diye.
Bildiğin tüm nefretini size kusuyor.
Hatta daha sonra çevresine bağırmaya başlıyor.
Tüm kütüphaneyi ayağa kaldırıyor.
En son siz de diyorsunuz ki ya bu adam sinir krizi geçiriyor.
En iyisi bir acili arayalım hastaneye gidelim.
Hastaneye gidiyorsunuz. Ahmet bu sefer de doktorlara hemşirelere lütfen.
Sen beni öldürün yaşamak istemiyorum diyor.
Her neyse doktorlar bir şekilde Ahmet'i yatıştırıyorlar.
Ahmet çıkıyor ve güle güle yanınıza geliyor.
Size espri yapmaya çalışıyor hatta.
Her ne kadar başta tuhaf, absürt bir hikaye gibi gelse de bazı borderline vakalarında buna benzer durumlar görebilirsiniz.
Şu ani duygu değişimlerine baksanıza.
Başta normal ödevinizi yapıyorsunuz.
Sonra öfke krizine giriyor.
Hastaneden çıkınca da sanki hiçbir şey olmamış gibi espri yapıyor.
Neşeli bir tavır takınıyor. Ahmet olmak ne kadar zorsa Ahmet'in arkadaşı olmak da bir o kadar zor.
7. kriter boşluk hissi, anlamsızlık hissi.
Tolstoy can sıkıntısını arzuları arzulamak olarak tanımlıyordu.
Ki çok iyi bir tanım bence.
Arzulayacak bir şeyin bile yok can sıkıntısında.
Hiçbir şey yapasın gelmiyor. Keşke bir şeyi arzulasam, bir şey istesem de kendimi hayata bağlasam diyorsun can sıkıntısında.
İşte borderline kişilerde devamlı bir anlam krizi, bir can sıkıntısı.
Neyi arzulasam, hangi hedefe baş koysam...
Krizi gündemdedir. Yeni deneyimleri açıktır bu açılardan.
Yeni insanlarla tanışmak, yeni bir sevgili, iş veya hobi.
Ama şöyle söyleyeyim, bunları yapmayı delicesine istemekten ziyade maksat o içimdeki boşluk hissi gitsin diye isterler.
Hadi sevgilim olsun, maksat o kendimle baş başa kalmayayım, o anlamsızlık hissim gitsin.
İntihara meyili en çok arttıran kriterlerden biri de işte bu boşluk hissi.
Çünkü acı çekseler yine bir hissiyat var.
Ama boşluk hissinde acı bile yok.
Bir zombi gibisin. Her şey anlamsız, her şey donuk.
Acı çekmediğin bu donuk hallerde intihara meyil de artabiliyor.
8. kriterde sık ve patlayıcı öfkeler.
Van Gogh'un kulak kesme olayı vardı bir hatırlayalım kısaca.
Van Gogh yakın arkadaşı Paul Gauguin'le bir tartışmaya girer.
Tartışma en son alevlenmeye başlar ve Van Gogh birden öfke krizi patlatır.
Alır eline bıçağı ve Gauguin'i kovalamaya başlar.
Gauguin de Van Turizm evden kaçar.
Bu sırada Van Gogh o öfkeli haliyle ne yapacağını şaşırır ve tak diye kendi kulağını keser.
Van Gogh borderline mi bilmiyoruz.
Muhtemelen değil. Ama borderline kişilerde tam da Van Gogh'a benzer öfke patlamaları yaşanabiliyor.
Ve bu öfke patlamalarında sadece karşı tarafa değil, Van Gogh'ta olduğu gibi kendilerine zarar verebiliyorlar.
Ve yine Van Gogh'ta olduğu gibi yakın arkadaşınız olsa bile bu öfke patlamasına maruz kalabiliyorsunuz.
Ailesi olsanız, sevgilisi olsanız, en sevdiği insan bile olsanız o kişinin öfke patlamasında hedef seçmiyorlar.
O an öfke geliyor ve yanında kim varsa o öfkesini boşaltıyor.
Hatta bazı borderline hastaları terapistlere Psikiyatristlere de öfkelenirmiş.
Zaten podcast'ın başında ne demiştik?
Bir psikiyatrist veya psikolog için uğraşılması en zor vakalardan biri.
Borderline olanlar. Dokuzuncu kriter, gerçeklikten duyulan şüphe.
Gerçeklik algısını yitirmek.
Psikoza, şizofreniye ve paranoyaya varan deneyimler yaşamak.
Gerçekte olan şeylerin gerçek gibi gelmemesi.
Hatta gerçekte olmayan şeyleri gerçekmiş gibi zannetmeleri.
Bu kısma kadar borderline'ın kabaca ne olduğunu anladık ve yeni sorumuz da şu olsun.
Çevremizde bir yakınımız borderline'dan mustaripse o kişiye nasıl davranmamız gerekiyor?
Hani 9 kriterden bahsettik ya, kitapta bu 9 kriteri baz alarak bu kriterlerden hareketle borderline birine nasıl davranmalıyız bu konuda bize tavsiyeler veriyor.
İlk kriter olan terk edilme korkusundan başlayalım ve bir örnek üzerinden gidelim.
Borderline bir arkadaşınız var ve sizin çalışmak için yurt dışına gitmeniz gerekiyor.
Uzun bir süre bu borderline arkadaşınızla görüşemeyeceksiniz.
Araya ciddi bir mesafe girdiği için bu arkadaşınız terk edilme zihniyetine girebilecek gayet.
Bu süreçte arkadaşınıza bir eşya bırakmak isteyebilirsiniz.
Mesela kendi atkınızı.
Bak ben uzaklara gidiyorum ama bu atkıyı görünce beni hatırla.
Ben halen senden kopmuyorum.
Bu atkı aramızdaki bağı simgelesin.
Bu tarz bir eşya üzerinden o kişinin yanında olduğunuzu belirtmeniz o kişiye cidden çok iyi gelecektir.
Veya uzaklara gideceğinizi direkt şak diye söylemektense, bir telefon açıp abi işte ben şu ülkeye gidiyorum görüşmek üzere demektense bir etkinlikle söylemek.
Hatta pozitif bir etkinlikle söylemek daha iyi.
Eğlenceli bir günün sonunda, güzel bir gün geçirdik ama ben de gidiyorum aklında olsun demek mesela.
Ne yaparsanız yapın, o kişiye gideceğinizi birden şak diye söylemek yerine yavaş yavaş, sindire sindire söyleyin.
Diyelim ki babanızda borderline var ve babanız sizden 2-3 günde bir ziyarete gelmenizi istiyor.
Anneniz hayatını kaybetmiş, babanız yalnız yaşıyor ve evladını görmek istiyor.
Ama siz de yoğun bir insansınız ve 2-3 günde bir babanıza gitmek bir tık zorluyor sizi.
Böyle durumlarda ortak bir rutin belirlemek iyi bir seçenek olacaktır mesela.
Baba biliyorum beni görmek istiyorsun, 2-3 günde bir gelmek de bana zor, haftada bir yapalım demek mesela.
Direkt işi yokuşa sürmektense ılımlı yaklaşmak.
Çünkü çok yatkınlar terk edilme zihniyetine girmeye.
O girdaba sokmamamız gerekiyor borderline olan kişiyi.
Ve o kişiyle bir buluşma rutini belirlediğinizde ve düzenli bu rutinleri devam ettirdiğinizde terk edilme psikolojisine girmeleri çok zordur.
İkinci kriter olan dengesiz insan ilişkilerine geçersek hani dedik ya borderline insanlar bazen sevdiğini ilah gibi görüyor ya da nefret ettiğinden tam nefret ediyor diye.
Diyelim ki borderline bir sevgiliniz sizi cidden melek gibi görüyor.
O an kitabın bize verdiği tavsiye şu.
Havalara girmeyin. O kişi sizi gözünde abartıyor.
Ama gerçekten de öyle biri olduğunuzu zannetmeyin.
O duanızı koruyun. Ve içten içe nasıl bir insan olduğunuzu bilin.
Rollenmeyin yani. Bunu demek istiyor kitap.
Çünkü rollendiğimiz zaman narsist hareketlere kayabiliyoruz.
O kişiyi kullanabiliyoruz.
Ego sonuçta bu. Beslendikçe daha da büyüyor.
Ve buna ek olarak borderline kişiyle konuşurken devamlı konuşan kişi siz olmayın.
Hele ki karşı tarafta bir kişilik bozukluğu olduğunu fark ettiğimizde biz insanlar terapist rolüne bürünmeyi çok seviyoruz.
İşte nasihatler veriyoruz.
Tavsiyeler veriyoruz. Abi işte şunu yap sana iyi gelir.
Bunu yap iyi gelir. Bazen tavsiye vermektense bırakın karşı taraf konuşsun.
Kendisini ifade etmeye çalışsın.
Mesela öfkeli anında, üzgün anında neden böyle hissettiğini size anlatmaya çalışsın.
İnsanlarda şöyle bir şey var. Biz insanlar konuşurken aynı zamanda düşünüyoruz da.
Hele ki karşıda bizi dinleyen biri varsa o an konuştuklarımız bir nevi düşündüklerimizin ürünü.
Ve aktif konuşan bir kişi de kendinde bazı detayları fark edebiliyor.
Borderline olan kişiye onu dinlediğiniz hissiyatını verirseniz o kişi kendi üzerinde düşünmeye başlayacak ve belki kendi eksiklerini fark edecek.
Borderline kişilerde bu patlayıcı öfkeden bahsetmiştik.
Bu öfke kısmı baya kritik aslında.
Diyelim ki öfke patlaması geçirdi bu kişi.
Yangına körükle gitmek olmaz.
Bırakın sakinleşsin. Öfkelendi diye siz de öfkelenmeyin.
Daha da büyütmeyin öfkesini.
Öfkesi zaten sonsuza kadar sürmeyecek.
Bırakın önce geçsin daha sonra konuşun tartışın.
Bir de sakın ama sakın Borderline kişiyi belden aşağı vurmaya çalışmayın.
O kişi saçma hareketler yaptığından ona kızıp ya ilaçlarını almayı unuttun herhalde.
Veya Borderline'ın ağızlı galiba senin demek.
İşi bildiğin yokuş. Sakın ama sakın bunu yapmayın.
Kişilik bozukluğu olan bir kişinin hastalığını dinlendirmek ve hastalığından ona vurmaya çalışmak o kişileri çok kötü etkiler.
Borderline kişiler kendilerine zarar vermeye yatkındırlar dedik.
Hatta fiziksel acının onlara yatıştırıcı bir etkisi vardır dedik.
Bu fiziksel enerjilerini spora yönlendirmek de iyi bir seçim mesela.
Kendini keseceğine boks torbasından hıncını alan birisi veya koşan birisi, o fiziksel yükünü bu şekilde atmaya çalışan birisi olabilir borderline kişi.
O yüzden bu kişiyi spora yönlendirmek de iyi bir fikir.
Podcast'in yine bir kısmında borderline kişilerdeki boşluk hissi veya kimlik kaygısı yüzünden bu kişilerin tarikatlar tarafından kullanılmaya çok yatkın olduğundan Ama onlardaki bu grup arayışı, bir kimlik arayışı
illaki kötü organizasyonlarda kullanılacak değil.
İyi organizasyonlar için de kullanılabilir mesela.
Bir öğrenci topluluğu olabilir, sivil toplum kuruluşları olabilir veya günlü organizasyonlar.
Bu tarz etkinlikler bir grup hissiyatı, bir kimlik verdiği için tarikatlardan hem de daha faydalı olduğu için borderline kişilere baya bir iyi gelecektir birçok açıdan.
Yavaştan podcasti toparlamak istiyorum.
Nihayetinde kitabın belki de en güzel mesajı şu.
Borderline bir kişinin bozukluğa sahip olduğunu ve günün sonunda hasta olduğunu bilin ve ona göre davranmaya çalışın.
Evet bazen ilgi çekmek adına, bazen size vicdan yaptırmak adına tuhaf işler yapabilirler.
O kişinin yanında olduğunuzu hissettirmeniz gerekiyor.
Şöyle bir durum var arkadaşlar. Bu hayatta en zor şeylerden biri bir kişilik bozukluğuna sahip olmak.
Çünkü senin kontrolünde olmayan parametreler var.
Depresyonda olan birini abi pozitif düşün.
Abi hayat güzel demen bir işe yaramayacak.
Adamın direkt beyninde o kimyasal açıdan sıkıntılar var.
Direkt... Bir bozukluk bu özünde.
Boşuna bozukluk demiyoruz. O yüzden böyle kişilere yaklaşırken de hassas yaklaşmamız gerekiyor.
O kişilerin bulunduğu konu bizimkilerden çok daha karmaşık.
O yüzden ne yapıp ne edip bu kişileri uzmanlara yönlendirmek ve nihayetinde yanında olduğumuzu da hissettirmek gerekiyor.
Bu podcastlik benden bu kadar.
Kendinize iyi bakın arkadaşlar. Yeni podcastlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
