
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
youtube.com/portalvideotwitter.com/canaybalikinstagram.com/canaybalik
Züppe diyince aklımıza nasıl bir tip geliyor? Kendini olduğundan daha havalı göstermek için, farklı biriymiş gibi gözükmeye çalışan, ama özünde samimiyetsiz ve tek derdi insanlardan ilgi görmek olan biri diyebiliriz züppe için. Ama Baştan Çıkarma Sanatı kitabındaki arketiplerden biri olan züppe, hiç de gündelik hayatta kullandığımız gibi kötü bir şöhrete sahip değil. Robert Greene züppeyi, toplumdan ayrışmaktan çekinmeyen, özgüvenli kişiler olarak tanımlar. Bu kişiler özellikle kadın-erken dinamikleri arasındaki çizgiyi muğlaklaştırmayı severler. Yani züppe bir erkek, kadınsı davranışlara sahip olabilirken, züppe bir kadın da, erkeksi yönlerini gösterebilir. Robert Greene, Baştan Çıkarma Sanatı
Transkript
Züppe deyince aklımıza nasıl bir tip geliyor?
Kendini olduğundan daha havalı göstermek için farklı biriymiş gibi gözükmeye çalışan ama özünde samimiyetsiz ve tek değerde insanlardan ilgi görmek olan biri diyebiliriz Züppe için.
Ama baştan çıkarma sanatı kitabındaki arketiplerden biri olan Züppe, hiç de gündelik hayatta kullandığımız gibi kötü bir şöhrete sahip değil.
Robert Greene Züppe'yi toplumdan ayrışmaktan çekinmeyen özgüvenli kişiler olarak tanımlar.
Bu kişiler özellikle kadın erkek dinamikleri arasındaki çizgiyi muğlaklaştırmayı severler.
Züppe bir erkek kadınsı davranışlara sahip olabilirken züppe bir kadın da erkeksi yönlerini gösterebilir.
Bu arketipe dair çok popüler bir tarihi örnek var elimizde.
Salomi yani namı diğer niçeyi mahveden kadın.
Salome mavi gözlü ve güzel bir kızdı.
Okumayı, araştırmayı çok seviyordu.
Özellikle felsefe ve din gibi konulara çok meraklıydı.
Ve bu merakıyla çevresindeki kızlardan ayrılıyordu.
17 yaşında olan bu kızın yolu bir gün 42 yaşında olan popüler rahip Henrik Gilot ile kesişti.
Henrik bu kızın küçük yaşına bakmadan ona gönlünü çoktan kaptırmıştı.
Bu ikilinin konuşması Henrik'e göre flörtöz bir tona sahipti.
Salome ya Henrik ile cidden flört ediyor ya da Henrik Salome'nin davranışlarını flört olarak algılamıştı.
Ama günün sonunda bu adam dayanamayıp bu kıza bir evlenme teklifi etti.
Salome tabi ki reddetti.
Ve Henrik'ten gelen bu teklif karşısında çok şaşırdı.
Henrik uzun bir süre Salome'yi unutamadı.
Tabi Salome'ye takıntılı olan bir tek kendisi değildi.
Nietzsche'nin de bir gün yolu Salome ile kesişecekti.
O zamanlarda Salome ve Nietzsche'nin ortak bir arkadaşları vardı ve bu ikili ortak arkadaşları sayesinde birbirini tanıdılar.
Paul Rie ismindeki bu arkadaş, Salome ile sohbet ederken bu kadının din ve felsefe hakkındaki görüşlerinin Nietzsche'ye ne kadar benzediğini fark etti.
Bir gün Paul Rie, Nietzsche'ye yazdığı bir mektupta Salome'nin bu filozofla tanışmak için ne kadar hevesli olduğundan bahseder.
Ayrıca mektubunda Salome'nin hoş bir kadın olduğunu da belirtir.
Nietzsche tabii ki heyecanlanmıştır ve Salome ile tanışma teklifini kabul...
Niche Salome'yi görür görmez ona tutulanlardan biri olmuştur.
Bu kadının sadece güzelliği değil, zekası da öyle büyüleyicidir ki.
Nietzsche bu kadından cinsel sinyaller dağılmıştır veya aldığını zanneder.
Adeta şeytan gibi, insanı yoldan çıkarmaya meyilli bir kadındır Salomi.
Sohbetlerinden kısa bir süre sonra Nietzsche, Salomi ile hayat felsefelerinin birbirine ne kadar da benzediğini fark eder.
Salomi yazdığı bir şiiri Nietzsche'ye okuduğunda bu adam gözyaşlarını tutamaz.
Bu kadından o kadar etkilenmiştir ki bir an önce Salomi'ye evlilik teklifi yapar.
Salomi tabii ki reddeder.
İlginç bir bilgi daha vereyim.
Salomi'ye evlilik teklifini zamanında...
ortak arkadaşları Paul Reed'e yapmıştır ve Salome onu da reddetmiştir.
Salome ve Nietzsche'nin arkadaşlığı her ne kadar romantik bir ilişkiye evrilmese de yine bir şekilde devam eder.
Salome de Nietzsche'yle sohbet etmekten çok keyif alıyordur.
İkisi de ortalama bir insanın pek düşünmediği zor felsefi ve dini problemleri kurcalamayı son derece sever.
Ama Salome asla Nietzsche'ye romantik bir tavırla yaklaşmaz ve en son bu adamı terk edip ilişkilerini sona erdirir.
Nietzsche için Salome her zaman bir hayal kırıklığı olduğundan şu an Salome ismini duyduğumuzda ilk aklımıza gelen tabir Nietzsche'nin kalbini kıran kadındır.
Salome 36 yaşındayken daha 22 yaşında olan Rilke isminde bir şairle ilişkisi başlar.
Ama Salome bir süre sonra bu gençten de sıkılmıştır.
Rilke Salome'ye karşı o kadar bağımlı ve zayıftır ki Salome en sonunda bu genci terk eder.
Rilke uzun yıllar Salome'yi unutamaz ve hatta 50 yaşında ölüm döşeğinde yatar Hastalığımı ne olduğunu Salome'ye sorun.
Bunu bilen tek kişi odur der.
Salome'ye dair günümüze ulaşan ifadeler bu kadının adeta bir femme fatale misali erkekleri mahvettiğine yöneliktir.
Bir erkek Salome'ye dair şunları söyler.
Onun insanı kucaklamasının ürkütücü bir yanı vardı.
Parlak mavi gözleriyle size bakarken spermi kabul etmek benim için mutluluğun dorudur der gibidir.
Ve bu konuda doymak bilmez bir iştahı vardır.
Tümüyle ahlak dışıdır.
Bir vampirdir. Salome'nin başka bir kurbanı olan Paul Biger ise şu ifadeleri kurmuştur.
Salome'nin kötülük dolu bir kadın olduğunu söyleyen Nietzsche bence haklıydı.
Ama göteyi çağrıştıran bir cins kötülük.
İyilik üreten bir kötülük.
Belki insanların yaşamlarını, evliliklerini mahvetti ama yanında olmak heyecan vericiydi.
Salome'yi özel yapan, kadınsı tarafları olduğu kadar erkeksi taraflarının da olmasıydı.
Dışarıdan bakınca gayet feminen.
Merak etmeyin dişil enerji lafını kullanmayacağım.
Yani gayet hoş, ortalamanın üstü bir güzelliğe sahipti.
Ama davranışlarına baktığımızda erkek gibiydi.
Her türlü ortama girip çıkan, din ve felsefeye ilgili, ağzı iyi laf yapan ve gerektiğinde laf da sokan, bir erkeğe bağımlı olmadığını en başta belli eden, kendi özgürlüğüne düşkün bir kadın olan Salome o zamanlardaki kadın ortalamasına
kıyasla çok haykırıydı.
Ama erkekler de ondan bu erkeksi tarafı yüzünden etkileniyordu.
Bazı erkekler Salome'yi elde etmek için ego savaşına girmişlerdi.
Eli avuca gelmeyen bu kadınla evlenebilme veya onunla cinsel ilişkiye girebilme hayalleri erkeklerin bir hırsı olmuştu.
Vampirlerden veya şeytani figürlerden hep büyüleniriz ya farkındaysanız.
O karakterlerdeki acımasız ve karanlık taraf bir şekilde bize hitap eder, cazip gelir.
İşte Salome de bir nevi gerçek dünya vampiriydi.
Kan emiciydi, acımasızdı ama onunla zaman geçirmek heyecan vericiydi.
Salome de tabii ki şu ayrımı yapmak gerekiyor.
Kendisi tamamen erkeksi.
Erkek gibi bir kadından ziyade erkeksi özellikler barındıran bir kadın.
Bu ikili cinsiyet tarafının hoş bir ayarını yakalamayı başarmış.
Belirsiz veya çift karakterli bir insanlardan gelen çok ayrı bir baştan çıkarma gücü var ve bunu Salome'de görebiliyoruz.
Şimdi Salome'nin bir de karşı cins versiyonundan bahsedelim.
Yani erkek olmasına rağmen kadınsı özellikler barındıran kişilik tipi.
Yazarımızın bu kısımda verdiği örnek sinema oyuncusu Rudolf Valentino.
Valentino genç yaşta dansa merak sarmıştı.
Bazı dans salonlarında dansçı olarak bir işe başladı ve bu salonlar özellikle kadınların geldiği, erkeklerin pek bulunmadığı tipten salonlardı.
Valentino burada hem erkeksi hem de kadınsı bir imaj çizip gelen kadın müşterilerle flört etmeyi ve onları eğlendirmeyi çok iyi başarıyordu.
Kısa sürede mekanın gözdesi olmuştu.
Giyim tarzı aykırıydı.
İnce belini belli eden bir korse giyer, ışıltılı rengarenk giysiler tercih ederdi.
Valentino'nun yolu daha sonra oyunculukla kesişti.
Tıpkı Salomi'de olduğu gibi Valentino da o dönemki geleneksel erkek algısından çok farklıydı.
Sakallı, kastlı, yapılı, sert bir konuşması olan o maskülen arketipten ziyade Valentino sakalsız, ince ve feminen giysileri tercih eden bir kişilikti.
Ama buna rağmen o dönemki erkek algısından çok farklı olmasına rağmen kadınların ilgisini büyük bir ustalıkla çekiyordu.
Tabi o da Salomi gibi kadınsı ve erkeksi taraflarını çok iyi dengelemişti.
Dans ederken kontrolün kendisinde olduğunu bekliyordu.
belli eder ve maskülen bir imaj çizerdi mesela.
Flörtleşirken ipleri eline alır, sohbeti istediği yere çekerdi.
Tabii Valentino'nun bu iki cinsiyeti ayarlamaya çalıştığı hassasiyeti bazen bozuluyordu.
Örneğin Valentino bazı filmlerde fazla kadınsı gözüküyor.
Erkeksi tarafını hiç belli etmiyordu.
Kadınlarsa bu eşcinseli çağrıştıran Valentino'dan eskisi kadar etkilenmemişti.
Özetle kadınların Valentino'da çekici bulduğu şey asıl erkeksi tarafının yanına ek olarak kadınsı tarafını koymasıydı.
Valentino'da kadınsı taraf erkeksi taraftan daha ağır basmaya başladığı andan itibaren kendisinin çekiciliği de azalmıştı.
Hadi bir oran vermek gerekirse Valentino'nun 4'te 3'ü erkek 4'te 1'i kadın kıvamını yakaladığı vakitler etkileyiciliği zirveye çıkıyordu.
Valentino'daki duruma örnek olarak yazar bu kısımda Picasso'dan şu sözü de eklemiş.
Ben bir kadınım. Her sanatçı bir kadındır ve diğer kadınlara karşı zevk duymalıdır.
Eşcinsel olan sanatçılar gerçek sanatçı olamazlar.
Çünkü erkeklerden hoşlanırlar ve kendileri kadın olduğundan normale dönmektedirler.
Gerek Salome gerek Valentino züppe arketipine iyi birer örnekler.
Ve bu ikisinin karakter özelliklerinden sonra yazarımızın züppe arketipiyle neyi kastettiğini anlamışızdır artık.
Gündelik hayattaki o samimiyetsiz yılışık züppe tipinden ziyade baştan çıkarıcı olan züppe arketipinde her şeyden önce bir samimiyet, içtenlik vardır.
Farklı olmak içinden geliyordur.
Ve farklılığını o kadar zarif bir şekilde insanlara sunar ki bu farklılık tabii ki dikkat çeker.
Ama asla eğriti gelmez.
Züppe arketipinin 20.
yüzyılda cinsel devrimden sonra ortaya çıktığını düşünmeyin.
Çok eskilerde antik yunanda bile iki cinsiyet arasında gidip gelen baştan çıkarıcılar vardı.
Bu karakterler toplumun onlara dayattığı belli algıları yıktıkları için yargılanmaktan çekinmedikleri için ister istemez belli bir kesimde hep bir hayranlık uyandırmışlardır.
Ve herkesin özgüven sıkıntısı çektiği bir dünyada özgüvenli bir züppe sinir bozduğu kadar etkilerdi.
Züppeler giydikleri kıyafetlerde tamamen karşı cinsi çağrıştıracak Aşırılığa kaçmazlar.
Örneğin erkek bir züppe tamamen kadınsı kıyafetleri tercih etmez.
Yine erkeksi giyinir ama giydiklerine küçük bir kadınsı dokunuş yapar.
Aşırı çarpıcı, aşırı gösterişli giyinen birinin içten içe ilgi hastası olduklarını bildiğinden züppeler genelde küçük değişikliklerle bir tarz yakalamaya çalışırlar.
Küstah tarafları tabii ki vardır.
Bu küstahlıkları bazen sinir borsa da bazı müritleri züppelerdeki bu küstahlığa bayılırlar.
Örneğin Oscar Wilde bir gün kendi yazdığı bir oyunun sergileneceği tiyatroda Şuraya gelir.
Seyirciler tabii bağırış çağırış alkış yağmuruna tutar kendisini.
Ama Oscar sahneye elinde sigarayla çıkmıştır.
Yüzünde küstahça bir ifadeyle şu cümleyi kurar.
Buraya sigarayla çıkmak kaba bir davranış olabilir.
Ama sigara içerken beni rahatsız etmek daha da kötüdür.
Tam küstahça bir ifade.
Hatta züppe küstahlığına dair daha iyi bir örnek var elimizde.
Orsay Kontu. Kont bir gün Londra'da gece kulübünde yanındaki adamın yere küçük bir miktar para düşürdüğünü görür.
Kont da bunun üzerine cebinden bin franklık bir banknot çıkarır, rulo yapıp ucunu kibrit misali yakar ve parasını arayan adamın yanına çömelip o yerdeki paradan çok daha büyük bir paranın verdiği ışıkla adama yardım
eder. Yani küstahlık konusunda zirve muhtemelen bu herhalde.
Züppeler evet küstahtırlar ama aynı zamanda kendilerinde son derece bir yaşama şehveti vardır.
Bu hayattan keyif aldıkları o kadar bellidir ki.
Yaşamı sanatsal hale getirmek için ellerinden geleni yaparlar.
Bir erkek ve kadın arasındaki dinamik, bazen cinsiyet farklılıkları çok sıkı olduğu vakitlerde kaynaşma açısından sıkıntı yaratabilir.
Oysa bir züppe için karşı cinsle kaynaşmak çok basittir.
Züppe karşı tarafa içten içe der ki, bak sendeki özelliklerden bazıları bende de var, seni anlıyorum.
İster istemez o cins ile arasındaki duvarın yıkılmasını sağlar.
Züppeler eğlencelidir.
Belirsiz ve gizemli tarafları merak uyandırır.
Bir bulmaca misali onların zihin...
Kitapta Charles Baudelaire'ın züppelere dair şu ifadesi yer almıştır.
Pek derin düşünmelerin varsaydığının tersine züppelik yalnızca kişisel görünüm ve maddesel zareflik konusundaki ilgi değildir.
Gerçek bir züppe için bunlar yalnızca kişiliğinin aristokrat bütünlüğünün simgeleridir.
Öyleyse bu tutkuyu adeta inanca çeviren kendi yetenekli despotlarını yaratan nedir?
Geleneklerin bilinen sınırları içinde orijinal olmak için duyulan ateşli bir gereksinimdir.
İnsanın bir çeşit kendi kültüdür ve genellikle yanılsama olarak adlandırılan biçimde yayılır.
alınan zevktir ve asla şaşırmamaktan duyulan gururdur.
Robert Greene züppe arketipini bir orkideye benzetir.
Orkideye baktığımızda bir kere son derece zarif, narin ve ender görülen bir çiçek olduğunu görürüz.
Bu yüzden de değerlidir. Kokusu olsun, görüntüsü olsun, diğer çiçeklerden olan farkı orkideyi tıpkı züppe arketipi gibi cazip kılar.
Bu arketipin tehlikelerinden söz etmek gerekirse züppelere öncelikle kendi cinslerinden tepkiler gelir.
Bazı kadınların çıkıp da Salome'ye ahlaksız demesi gibi Valentino da çevresindeki erkekler tarafından erkek olmamakla suçlanıyor.
Ayrıca bir züppe karşı cinsten parçaları kendisinde barındırırken ince ayara dikkat etmesi gerekir.
Hatırlarsanız Valentino'nun bir ara oynadığı roller o kadar kadınsılaşmıştı ki erkeksi tarafı baskılanmıştı ve kadınlar üzerindeki çekiciliği zarar görmüştü.
Tabi bir de züppenin dikkat etmesi gereken kısım küstahlık seviyesidir.
O tiyatral havada zarif bir küstahlık bir şekilde sindirilir.
Oscar Wilde'da olduğu gibi.
Ama patavatsızlığı çağrıştıran bir küstahlık bir yerden sonra züppeye karşı nefreti arttıracaktır.
Sonuçta herkesin bu hayatta kırılgan bir egosu vardır ve bir züppe küstahlığını kendisinden daha güçlü ve daha tehlikeli birine yaptığı vakit kariyerinde muhtemelen ciddi zarar görecektir.
Bu arketip nihayetinde kasıntı ve yapmacık havadan kendisini olabildiğince uzaklaştırıp samimi, sempatik ve eğlenceli bir çizgide kendisine yer bulmalıdır.
Ve evet arkadaşlar bu podcast da benden bu kadar.
Bir dahaki podcastlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
