
Nasıl Konuşalım Ki İnsanlar Bizi Dinlemek İstesin
14 Aralık 2024 · 22 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
youtube.com/portalvideotwitter.com/canaybalikinstagram.com/canaybalik
Etkileyici konuşan insanları seviyoruz. Hayat da etkili konuşan birine epey kapı açıyor. Peki tüm bu güzel konuşan insanları analiz ederek, onların konuşma stillerinden neler öğrenebiliriz?
Kitap: Carmine Gallo, Ted Gibi Konuş
Transkript
Altyazı M.K.
Ağzı iyi laf yapan insanlardan etkileniyoruz.
İyi konuşan bir insanı dinlemek ne kadar da keyifli değil mi?
Film izlemeye benziyor. O kişinin anlattığı hikayede kayboluyoruz.
Üst düzey bir konuşmacı olmanın faydasını hayattaki neredeyse her meslekte görebilirsiniz.
Güzel konuşan bir öğretmenseniz öğrencileriniz derslerinizi tutkuyla dinler.
Bir siyasetçi hitabet becerisiyle kitleleri kendisine bağlar.
Okulda veya işte yaptığımız bir sunumu bile kaliteli bir şekilde sunuyorsak şirkettekilerin bize olan bakışı değişir.
Altyazı M.K.
diğerlerinden ayrı ve özel yaptıkları bir şey var.
Peki bu büyü tam olarak ne?
Kitabımız etkili konuşmadaki püf noktaları 9 kısma ayırıyor.
Podcastimizde hepsini işleyeceğiz.
Hazırsanız başlayalım. İlk sırrımız içimizdeki ustayı ortaya çıkarmak.
Eğer iyi bir konuşmacı olmak istiyorsak ne anlattığımızı iyi bilmeliyiz.
O işin ustası olmalı ve o işe karşı tutkumuzu insanlara aktarabilmeliyiz.
İnsanlar bizdeki tutkuyu fark ettiği an ne anlattığımıza kulak kabartmaya başlarlar.
Bazı insanlar vardır, sizin en ilginizi çekmeyen konuları anlatır, atıyorum nükleer fizik.
Ama bu konuyu o kadar tutkuyla ve heyecanla anlatır ki bir yerden sonra siz sadece karşınızdakinin tutkusundan etkilendiğiniz için onu dinlemeye başlarsınız.
Tutkumuzu ve anlattığımız konuya olan heyecanımızı belli etmek, dinleyicide karşılık bulacaktır.
Bir konuyu çok sevmemiz ve gerçekten tutkuyla bağlı olmamız illa ki konuşurken o konuyu tutkuyla anlatacağımız anlamına gelmiyor.
Bazı bilim insanları vardır, bir konuyu yıllarca büyük bir hevesle çalışmışlardır ama o konuyu insanlara anlatırken o kadar sıkıcı davranırlar ki sanki en nefret ettikleri meseleden bahsediyor gibidirler.
Tutkumuzu belli etmekten, konuşurken o yoğun duygusallık haline girmekten çekinmeyelim.
Bizi heyecanlandıran bir konunun başka birini anlatırken de aynı şekilde bizi heyecanlandırmasına izin verelim.
Tutku bulaşıcıdır ve insanlar bir konuyu tutkuyla anlatan kişilere bayılırlar.
İçinizi neşelendiren, kıpraştıran bir konunun öyle spesifik bir şey olmasına gerek yok.
Muhteşem bir konuşmacı olan Steve Jobs, bilgisayarlara veya kodlamaya karşı o kadar tutkulu değildi.
Onun tutkusu bilim ve sanatın, teknoloji ile beşeri ilimlerin kesişmesiydi ve bu tutkusunu bilgisayar sektörüne yansıttı.
Konuşurken kendinize genel bir tutku ve ışık bulmaya çalışın ve anlattığınız konunun içinizdeki o ışığa hitap etmesini sağlayın.
Daha da iyisi tutkunuzun bencil değil, diğer insanlarla da ilgili olduğunu göstermeye çalışın.
Bu anlattığım sadece benim tutkum.
Bana özel demekten ziyade tutkunuzun insanlara da kapı açtığını, onlara da hitap ettiğini göstermeye çalışın.
Devamlı kendilerinden, kendi hayatından bahseden insanlar bir yerden sonra sıkıcı ve kibirli gelir bizlere.
Ama genel olaylardan, fikirlerden ve herkesin içindeki ortak dertlerden bahseden birisini hemen dinlemeye başlarız.
İyi bir konuşmacı, herkesin içindeki derde dokunabilen kişidir.
O da kendisi değil, çevresindeki insanlardır.
Beynimiz bir işi tutkuyla yapmaya bayılır.
O süreçte kurulan yeni ağla ağla beyin daha da güçlenir, esnek bir yapıya sahip olur.
Ve o tutkumuzun devam etmesinin bir yolu da yaptığımız iş veya konuşmayı her zaman aynı şekilde değil de yeniliğe açık bir formatta ilerletmektir.
Bambaşka konuşma teknikleri denemekten, farklı yollardan gitmekten çekinmeyin.
Yapılan araştırmalar Londra'daki taksicilerin otobüs şoförlerine kıyasla beyinlerinin arka kısmında daha büyük bir hipokampüs geliştirdiklerini ortaya koydu.
Otobüs şoförleri her gün aynı rotaya gi...
Oysa bir taksici her müşterisini farklı bir rotaya götürüyor ve zihninde haritalandırma yapıyordu.
Tutkuyu beslemek için yapılan işin veya konuşmanın yenilikler içermesine dikkat etmeliyiz.
Diyelim ki bir konuşma tekniği geliştirdiniz ve işe yaradı.
İnsanların dikkatini çekti.
Bu konuşma tuttu diye sürekli aynı formattan ilerlemek, zihnimizdeki o tutkuyu yavaş yavaş öldürecektir.
Tutkunun anahtarı yeniliğe devamlı açık olmakta yatar.
Bir sunum yaparken dilediğiniz kadar estetik bir powerpoint hazırlayın, diksiyonunuz ve beden hareketleriniz mükemmel olsun ama konuşma içeriğinizde içinizden gelen o samimi tutku hissedilmiyorsa dinleyin.
Şimdi ikinci sırımıza geçelim.
Hikaye anlatma sanatında ustalaşmak.
En iyi TED sunumlarının ortak noktası şudur.
Bu konuşmacılar sürelerinin büyük bir kısmını hikaye anlatarak geçirmişlerdir.
Ya bir anılarını? ya da belli bir tarihsel olayı anlatmışlar ve dinleyiciye bir hikaye sunmuşlardır.
Kişisel hikayeler anlatmaktan çekinmeyin.
Genelde bir PowerPoint sunumu yapacaksak resmiyete önem verdiğimiz için anılarımızdan bahsetmek istemeyiz.
Böyle robot gibi konuşmayı tercih ederiz.
Ama anılarımızdan bahsetmek dinleyiciyle aramızda tatlı bir samimiyet kuracaktır.
Belki birkaç tane istatistiğin, verinin vermek istediği bilgiyi tek bir kişisel hikayenizle çok daha etkili bir şekilde aktarabilirsiniz.
Sunum sırasında kendi hayatınızdan kısımları İzlediğiniz
için teşekkürler.
Özünde ruhu olan bilgidir.
Tekrar ediyorum, hikayeler ruhu olan bilgilerdir.
O yüzden kutsal kitaplarda sürekli hikayeler görürüz.
İlahi bilgiyi öyle kuru kuruna, şu şöyledir bu böyledir demek yerine bu kutsal metinlerde bir hikayeleştirme vardır.
Antik Yunan tanrılarının hepsi dramatik bir hikayeye sahiptir.
Anlatılmak istenen bilgi, ruha yani hikaye formuna kavuştuğu vakit daha etkili olur.
Ben sıkıcı birisiyim, hiçbir hikayem de yok demeyin.
Teknik olarak hiçbir hikayenizin olmaması imkansızdır.
ve bir şeyler yaşıyor. Yaşadıklarımızı kendimizce sindiriyoruz.
Hayatınıza dikkatle bakın ve hikayelerinizi bulmaya çalışın.
Ardından konuşmanızı bu hikayelerinizle pekiştirin.
Hikaye anlatalım derken kişisel hikayelerin üstünde durduk.
Ama sadece kendimizin hikayesi değil.
Tabii ki başkalarının hikayesini de anlatabiliriz.
Veya bir markanın, şirketin hikayesi de konumuza uyabilir.
Yeter ki hikaye olsun ve insanın duygularına hitap etsin.
İlla ki böyle başarı içeren ve iyi biten hikayeler anlatmanıza gerek yok.
İnsanlar beklenmedik olanlara bayılırlar.
Kendinizin başarısızlık veya rezil olma hikayeleri insanların ilgisini beklediğinizden çok daha fazla çeker.
Kişisel hikayeleri anlatmaktan kaçınmak, karşı tarafta fazla ciddi ve kasıntı olduğunuza dair bir izlenim bırakır.
O kişiye bir anınızı bahsettiğiniz an aranızdaki o kalın duvarı kırmış olursunuz.
Belki anlatmak istediğiniz konuya dair kendinizin bir hikayesi olmaz.
Başkalarının hikayesini ve hatta insan olmayan bir yapının, bir markanın hikayesini bile anlatabilirsiniz.
Bir markanın arkasında da insan...
İyi bir markanın başarı hikayesinde insanların kendilerine not çıkarabileceği birçok kısım vardır.
Bir dahaki sefer önemli bir konuşma veya sunum yapacaksanız o sunuma bir hikaye sıkıştırmaya çalışın.
Ve bu hikayeyi çok sevdiğiniz bir roman veya film yapısına benzetmeniz işinize yarayacaktır.
Hikayenizde kahramanlar, kötü karakterler veya anti kahramanlar bulunsun.
Hikayedeki kişi bir kriz yaşasın, problemle karşılaşsın veya bir şey arzulasın.
Hikayelerimizi sanki bir roman yazarıymışız gibi aktarmaya çalışalım.
Üçüncü sırımıza geçiyoruz.
Sohbet edin. Konuşmanı sanki birilerine yukarıdan bakıyor gibi değil de karşınızdakiyle sohbet ediyormuş havasına sahip olsun.
Bir sunumda doğal görünmek, gergin olmadığınızı hissettirmek yapabileceğiniz en iyi şeydir.
Aynı zamanda en zor da şeydir.
Yabancı birine yaptığımız konuşmalarda özellikle geriliriz.
Doğal gözüken bir konuşmacı olmak prova ister.
Yapacağımız sunumu bolca prova etmek bize özgüven vereceğinden sunum esasında o sohbet havasındaki rahatlığı yakalarız.
Ailenize, arkadaşınıza, çevrenizdeki birine sunumunuzu önceden yapın.
Bu kişiyle prova edin. Altyazı M.K.
Çok yavaş konuşmak bayar, çok hızlı konuşmak da yorar.
Ses kuvvetiniz de aynı şekilde.
Kızık sesle konuşmayın, bığırmayın da.
Ses perdenizi ideal bir kıvama sabitleyin.
Çok yüksek ton kulak tırmalar ve çok düşük ton da konuşmanızı ucuzlaştırır.
Sesiniz duraksamanız kadar beden diliniz de önemlidir.
İyi konuşmacılar güven verir ve bu güveni de beden dilleriyle yaparlar.
Duruşu, el hareketleri, jestleriyle de ayrı bir hikaye anlatırlar.
Sunumunuzda kendinizden bahsederken elinizi göğsünüze koymanız, vurucu bir kısımdan bahsederken iki elinizi yumruk yapıp göğsünüzü yakınlaştırmanız veya konuşmanızda bazı maddeleri sıralarken bir elinizle yavaşça
dairesel hareketler yapmanız izleyicinin gözüne hitap eder.
Sahnede azıcık yürümek, hareket etmek de işe yarayacaktır.
Püf noktası. Yorucu tarafa kaymamak.
Anahtar anlarda beden dilinizi kullanmaya çalışın.
Ve kendinize dairesel bir alan seçin.
Ayaklarınızla hareket ederken de o alandan çıkmamaya özen gösterin.
Ve ne yapın edin? Elleriniz cebinizde sunum yapmayın.
Tüm bu pratikler sizi konuşmanızda daha sohbetvari, samimi ve içten gösterecektir.
Sıradaki sırrımız bana yeni bir şey öğret.
İnsanlar yeni bir bilgi öğrenmeye bayılırlar.
O an konsantrasyonları zirveye çıkar ve zihinlerinde çok hoş hissettiren bir etkileşim olur.
Hoşunuza giden yeni bir bilgi öğrendiğinizde ne kadar büyüleyici hissettiğinizi hatırlayın.
İşte aynı büyüleyici deneyimi insanlara yaşattığınızda size konuşmanız için adeta yalvaran, size konuşmanız için adeta yalvaran gözlerle karşılaşırsınız.
Üstelik elinizdeki bu gücü bir sunumun en sıkıcı kısımlarından olan istatistikler ve grafikler kısmında da gösterebilirsiniz.
İzleyiciyi o istatistikteki çarpıcı bilgiye aktarın ve yeniliği görmelerini sağlayın.
Bu yeni bilgi sunma kısmında sizlere bir örnek vermek istiyorum.
Susan Cain yaptığı TED konuşmasında içe dönük insanların aslında dünyamıza ne kadar faydalı olduklarını belirtmek istiyordu.
Normalde daha gözde olan.
Karizmatik olan ve iyi konuşan insanlar dışa dönüklerdir.
Bunu herkes bilir. Susan da kendisinin bir içe dönük olduğunu itiraf ederek sunumuna başlar.
Ve sunumu sırasında tatlı bir heyecanı ve endişesi de vardır.
Bu kısımda şöyle bir not düşelim.
Sunumunuz sırasında o aşık...
Çıraya kaçmayan endişe ve gerginlik hali illa ki olumsuz bir etki bırakmaz.
Susan'ın o içe dönük endişesi onun konuşmasına ayrı bir tatlılık katmıştır.
Her neyse Susan Ted konuşmasında aslında birçok içe dönük lider ve inovasyonculara değinir.
Onlar hakkında bilgiler verir ve insanların dikkatini...
O endişeli halinde bile güzelce üstünde toplar.
İnsanlığa, psikolojimize, ruhumuza dair bilgiler sunmak insanı büyüler.
İnsancıl bilgiler, daha doğrusu insancıl yeni bilgiler sunmaya çalışın.
Sunduğunuz bilgiler insan bilmecesine hitap etsin.
Eğer konuşmanız bir sunum şeklinde olacaksa illaki sunumunuzun bir başlığı da olacaktır.
Başlığı çarpıcı seçmekte fayda var.
En popüler TED konuşmalarındaki başlıklara bakın.
Okullar yaratıcılığı nasıl öldürür?
İçe dönüklerin gücü. Ölmeden önce nasıl yaşanmalı?
Bu başlıklar öyle clickbait değil.
Hedef kitleyi kandırmaya çalışmıyor.
Ama aynı zamanda basit ifadelerle insanın ilgisini çekiyor.
Seçeceğiniz sunum başlığının hem sade hem de etkili olması gerek.
Çok süslü ifadeler kullanmadan çarpıcı olmaya çalışın.
Beşinci sırımıza geçiyoruz.
Ağzı açık bırakan anlar yaratın.
Duygu yüklü anları unutmamız zordur.
Bazı anılarımızı unutuyoruz çünkü duygularımızı o kadar da harekete geçirmemiş oluyorlar.
İnsanların belli bir konuşmayı, örneğin Steve Jobs'ın mezuniyet törenindeki konuşmasını yıllar sonra bile hatırlamasının sebebi son derece duygusal bir konuşma olmasıdır.
Ve bu konuşmanın en duygu yüklü anı nedir?
Steve Jobs'ın ölümden bahsetmesi.
Jobs bir gün öleceğimizin ve bu sebeple hayata dair tüm utangaçlıklarımızın, korkularımızın, endişelerimizin anlamsız kalacağını belirterek onu dinleyenlere bir filmdeki climax dediğimiz en yüksek duygulu anı
yaşatmıştır. Filmlerin de bir kısmında genellikle sonlara doğru böyle kırılma anı dediğimiz ve izleyicilerin asla unutamadığı sahneler vardır.
Konuşmanızın bir kısmına böyle çarpıcı tarafları eklemeye çalışın.
Tabii ki bunu en fazla bir iki kere yapabilirsiniz.
O yüzden gerilimi ve kurguyu iyi ayarlayıp genellikle konuşmanın ikinci yarısından sonuna doğru bu çarpıcı kısımla izleyicileri kazanmaya çalışın.
Bir PowerPoint sunumu deyip geçiştirmeyin.
Sizler nihayetinde bir hikaye anlatıyorsunuz ve o hikayenin insanlara dokunması için çarpıcı kırılma noktalarına ihtiyacı var.
Sunumunuzu önce PowerPoint'i açarak değil de elinize bir kalem ve bomboş bir kağıt alarak sanki senaryo yazıyormuş gibi başlayın.
Bir yönetmen önce senaristin senaryoyu bitirmesini bekler ve ardından senaryoyu filme uyarlar.
Siz hem senarist hem de yönetmensiniz.
Önce senaryoyu belirleyin ardından sunumu hazırlayın.
Tabi ki yönetmenler bazen küçük dokunuşlarla senaryo dışına çıkarırlar.
Siz de sunum sırasında senaryonuzda ufak değişiklikler yapıp spontanelikten gelen yaratıcılığa izin verebilirsiniz.
Şimdi nasıl çarpıcı anlar yaratabiliriz ona geçelim.
Bir yolumuz beklenmeyen ve şok edici istatistikler sunmaktır.
Bazı TED konuşmalarında dikkat çeken istatistiklere bakalım.
Bryan Stevens'ın konuşmasında şöyle der.
Bu ülke bugün 40 yıl öncesinden çok farklı.
1972'de hapishanelerde 300 bin kişi vardı.
Bugün 2.3 milyon kişi var.
ABD dünyadaki en yüksek tutukluluk oranına sahiptir.
Başka bir örneğe geçelim. 100 insandan biri psikopattır.
Bu odada 1500 kişi var.
15'iniz psikopatsınız.
John Ransom konuşması sırasında böyle bir ifade kurmuştur.
Tabii ki o odada 15'ten daha az veya daha fazla psikopat bulunuyor olabilir.
Genellikle TED konuşmalarında istatistikler o kadar da tutarlı olarak yorumlanmaz.
Ama izleyicide odaklanma sağlamak için çarpıcı istatistikler sunmak ve onu konuşmanıza bağlamak her zaman işe yarayan bir taktiktir.
Konuşmanızı bu tarz çarpıcı istatistiklerle süsleyin.
Sunumunuzu yazılarla boğmaktan ziyade açıklayıcı görseller koymak daha iyidir.
O yazıları zaten kimse okumuyor.
Üstelik yazıları siz ağzınızla anlatıyorsunuz zaten.
Sunumunuz yazı açısından sade ve resim açısından da çarpıcı olmalı.
Stok fotolardan dandik görselleri apar topar yerleştirmekten ziyade biraz Google görsellerde zaman geçirin.
Sanat eserlerini kullanmak bu açıdan iyi olabilir ki ben videolardaki kapak resimlerinde genelde sanat eserlerini tercih ediyorum.
Anlatacağınız konuya uyan bir resim bulmaya çalışın.
Çarpıcı anlar yaratmak için en güçlü silahınız istatistikler veya resimlerden ziyade sizsiniz.
Yani konuştuklarınız. Ağzınızdan çıkan cümleleri etkileyici.
Hatta tutan bir tweet gibi ifade edilmesini sağlayın.
TED konuşmalarında bu çok yapılır mesela.
İnsanlar da yorumlara konuşmacının kurduğu çarpıcı cümleyi tekrar yazar.
Örnek verelim. Susan Cain konuşmasında ne demişti?
İyi bir konuşmacı olmakla iyi fikirlere sahip olmak arasında hiçbir ilişki yoktur.
Evet gerçekten de insanı üst...
Altyazı M.K. Sıradaki
sıra geçiyoruz ki bu benim favorilerimden.
Neşelenin. Neşeli olduğunuzu karşınızdakilere belli edin.
Arada espriler sıkıştırmak, anlattığınız konudan keyif aldığınızı karşı tarafı hissettirmek kadar bir konuşmaya yakışan bir şey yoktur.
Hem neşeli bir şekilde anlattığınızda üstünüzdeki gerginliğin de yok olduğunu göreceksiniz.
Kendinizi veya anlattığınız konuyu çok ciddiye almayın.
Rahat olmak en iyisi. Bir konuşmayı fazla ciddiye almak, sanki olsunuma özendiğinizi ve insanların takdirini toplayacağınızı size düşündürür ama fazla ciddiye takılmak yapabileceğiniz en kötü yöntemdir.
Bir oyun gibi bakmaya çalışın konuşmaya.
Tabii çok ciddiye almayın demişken yaptığınız esprileri öyle arkadaş ortamındakilere benzetmeye çalışmayın.
Hepimiz arkadaş ortamında cinsiyetçi, ırkçı ve toplum tarafından tepki çekecek espriler yaparız.
Bunu sunum sırasında yapmaya çalışmak tabii ki ters tepecektir.
Bir stand-up'cı olsanız belki paçayı kurtarabilirsiniz.
Ama bir konuşmada hassas konular üzerinden espri yapmak arkadaş ortamınızdaki benzer etkiyi göstermeyecektir.
Sunumunuz arasına espriler yerleştirmek biraz ürpertici gözükebilir.
Sonuçta espri yaptığımızda insan...
insanların gülmesini bekleriz ve sunum anında gülmezlerse içten içe bozuluruz.
Eğer espri yapmayayım diyorsanız en azından neşeli olmaya çalışın.
Neşe de bulaşıcıdır ve konuşmanızdan aldığınız keyif insanları da keyiflendirecektir.
Sıradaki sırrımız 18 dakika kuralına bağlı kalın.
TED konuşmaları maksimum 18 dakika olabilmektedir ve organizasyon yetkilileri bu 18 dakikayı insan psikolojisini bildikleri için seçmişlerdir.
5-10 dakikalık bir sunum fazla kısadır ve konuşmacı derdini yeteri kadar anlatamaz.
20 dakika hatta yarım saatlik sunumlarsa fazla uzundur ve dinleyicinin dikkati dağılır.
İşin aslı birisini dinlemek tüketici ve yorucu bir aktivitedir.
Okulda 50 dakikalık derslerde bile ne olur?
20-25 dakika sonrası dikkatimiz dağılmaya başlar ve ders ne zaman bitecek diye saati yok.
TED konuşmacıları ortalama 12-15 dakika gibi bir sürede dertlerini anlatırlar ki bu gayet idealdir.
Yapacağınız sunumun belli bir uzunluk şartı olabilir.
Ama eğer sunumun uzunluğunu ayarlama inisiyatifi sizin elinizde ise 15 dakika gibi bir süre izleyicinin odağı ve sizin içeriğiniz için en uygun olandır.
Dinlemek yorucudur, tüketicidir dedik.
Tam bu kısımda sizin bir konuşmacı olarak dikkat etmeniz gereken bir konu var.
Sunumunuzu kompleksleştirmeyin.
Karmaşık ve zor konulara girmeyin.
Olabildiğince açık, basit ve anlaşılır bir sunum yapmaya çalışın.
Karşınızdaki zaten sizi dinlerken yeterince enerji harcayacaktır.
3 kuralı bir de der ki, haddinden fazla yakmanın gereği yok.
Üstelik sunumunuzu basitleştirmeniz size de yaratıcılık açısından kapı açacak.
Yaratıcılık en güzel, kısıtlı imkanlarla gelişir.
Ve siz de anlaşılır, sade bir sunum yapmaya uğraşırken belki güzel bir metafor veya bağlantı yakalayıp sunumunuzu öyle anlatacaksınız.
Daha basit, aynı zamanda daha renkli bir sunum olacak.
Sunumunuzu o kısıtlı süre içerisinde 3 parçaya bölebilirsiniz.
İnsanlar bir konuşmada en fazla 3 temel bilgiyi hatırlar.
Siz de konuşmanızı 3 ana kısmı ayırarak aktarabilirsiniz.
Bu sunumda size 3 hikaye anlatacağım diye başlayabilirsiniz.
Veya 3 soru üzerinden sunumunuzu aktarabilirsiniz.
Diyelim ki Van Gogh'un hikayesini anlatacaksınız.
Şöyle 3 parçaya ayıralım.
Birinci aşama hayatı.
İkinci aşama sanatı.
Üçüncü aşama akıl hastalığı.
Şu an spontane bir örnek verdim ama anladınız siz.
Bir konuyu anlatırken üç parça halinde anlatmak size de kolaylık sağlayacaktır.
Parçalara böldükçe ne anlatacağınız daha denetleşir, kurgu süreciniz pratikleşir.
Sekizinci sırrımız, çoklu duygusal deneyimlerle zihinsel bir resim boyayın.
Evet, karmaşık bir ifade.
Ama anlayacağız. Bu sır bize der ki bir açıklamayı sadece sözlerle yapmak yerine sözlere ek olarak resim gibi araçları kullanmak daha etkileyici olacaktır.
Müzikten bahsediyorsak o müziğin küçük bir kısmını insanlara dinlettirmek veya bir filmin sahnesiyle ilgili konuşuyorsak o filmin sahnesini göstermek sunumun interaktifliğini ve keyfini arttıracaktır.
Sesli ve görsel uyarıcıları kıvamında kullanmak.
bir sunumun en büyük tehlikesinden, sıkıcı olmaktan sizi kurtarır.
Tüm bu multimedya gücünüzü söylediklerinizi tekrarlamak için değil, tamamlamak için kullanın.
Tekrardan söyleyelim, sesli ve görsel eklentilerle anlattığınızı tekrarlamayın, tamamlayın.
Çoklu duysal deneyimlerle zihinsel bir resim boyamak işte tam olarak bu anlama geliyor.
İçeriğimizi farklı duyu organlarına aktararak zenginleştirmek, nihayetinde dinleyicilerin sunumu daha iyi hissetmelerini sağlamak.
Dokuzuncu ve son sırrımıza geçiyoruz.
Şeridinizde kalın. Bu ifade şu anlama geliyor.
Özgün, açık ve şeffaf olun.
Samimi olun. Çoğu insan sahte bir kişiyi veya sahte bir konuşmayı saptayabilir.
En iyi konuşmacılar, konuşurken kendileri olabilenler, doğal davrananlardır.
Bir kasıntı haline girmezler.
Çok fazla insan görürüz.
Günlük hayatta espiritüel ve sıcakkanlıdır ama sunum yaparken robot gibi birine dönüşür.
Böyle insanlara gidip, neden sunum yaparken bu kadar değişiyorsun diye sorarsak, verecekleri cevap, çünkü sunum yapıyorum olacaktır.
İşte bu kafa yapısından çıkmamız gerekiyor.
Sunumunuza sunum yapıyorum diye bakmayın.
İnsanlarla bir şey paylaşacağız.
Onlara dokunacağım diye bakın.
Böyle yaptığınız sürece o samimi ve sıcak tarafınız ortaya çıkacaktır.
Bu 9 sır özellikle bir sunum için hazırlandı.
Ama siz bu sırları günlük hayattaki her türlü konuşma için uygulayabilirsiniz.
Ve evet podcastimizi bu kısımda bitirmek iyi olacak.
Kendinize iyi bakın arkadaşlar. Bir dahaki podcastlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
