
Zihinsel ve bedensel iyi oluş yolculuğunda, anlaşıldığını hissettiğin alan Terappin yanında. PORTAL25 koduyla ilk seansın 2026 sonuna kadar %25 indirimli! #AnlaşılmakİyiGelecek
Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içerir.
Transkript
Terapin portalla yansımayı sunar.
Annemizle olan ilişki, hayatımızda eşi benzeri olmayan bir türdendir.
Annemize bağımlı bir halde doğarız.
Sadece fiziksel değil, duygusal açıdan da bir bebek annesinin sevgisine muhtaçtır.
Annemizle olan ilişkinin psikolojisi, sadece annemizle aramızda kalmaz.
Hayatımıza bütünüyle yansır.
Ve ilişkilerin doğası gereği, bazı temaslar sağlıklı olabildiği gibi, bazıları ise sağlıksız, toksiktir.
Sizlere bu podcast'ta Carol McBride'ın Boş Ayna kitabından bahsedeceğim.
Narsist annelerin davranış kılıplarından bahseden bu kitap.
Temelde narsist anne ve kızı arasındaki ilişkiye odaklansa da, bize narsisizm kavramına geniş bir çerçeveden bakma fırsatı sunuyor.
Ve yazarın altını özellikle çizdiği nokta.
Bu kitabı okuyanlardan bir kurban yaratmak olmadığı, yani bu kitap size anneniz narsisttir diye bir şeyi asla ima etmiyor.
Ki böyle bir şey istatistiksel olarak da mümkün değil zaten.
Yazar kendi özel hayatından ve klinik psikolog olarak kendisine gelen danışanlardan...
yola çıkarak gerçekten narsist bir ebeveyn tarafından büyütülmene nasıl bir şey olduğunu aktarmaya çalışıyor.
Şimdi diyebilirsiniz ki e ben narsist bir anne tarafından büyütülmedim.
Bu kitap en başta bana hitap etmiyor ki.
Bu podcast'ı neden dinleyeyim?
Şöyle bir gerçek var. Evet, ebeveynlerimiz narsist olmayabilir.
Ama özel hayatımızda bir narsistle karşılaşmak o kadar da zor bir olasılık değil.
İş hayatındaki bir patron, romantik ilişki yaşadığınız partner veya arkadaşınız.
Narsistler sizin hayatınıza tüylü rollerle girebilirler.
Ve onların davranış örüntülerini önceden bilmek, bizi onların hedef tahtası olmaktan kurtaracaktır.
Bu podcast'tan hepimizin çıkaracağı dersler var yani.
Hazırsak başlayalım. Belki de ilk sorumuz, narsisizm ne demektir'i cevaplamak olacaktır.
Yunan mitolojisi bizlere Narsisus ismindeki bir gençten bahseder.
Narsisus yakışıklı olduğu kadar da kibirli birisidir.
Kendi görüntüsüne bakmaktan o kadar büyüleniyordur ki, bir gün gölün yansımasından kendisine bakarken bu suda boğulup hayatını kaybeder.
Kendisine karşı duyduğu hayranlık, onun sonunu getirendir.
Bu mitoloji karakterden ilham alan narsisizm kavramı.
Temelde her şeyin kendisi etrafında döndüğünü sanan, ben merkezci insanlar için kullanılır.
Bu kabataslak tanımı biraz...
daha teknikleştirelim. Psikoloji literatüründe kabul gören DSM kılavuzu.
Bize bir narsiste 9 maddede açıklar.
Bu maddeleri hayali bir karakter üzerinden açıklayalım.
İsmi de Filiz olsun. Ve bu Filiz bir anne olsun.
Bakalım narsist bir anne olan Filiz DSM'deki 9 maddeye göre nasıl bir kişiliğe sahip?
Madde madde gideceğiz. 1 Filiz kendisinden hep abartarak bahseder.
Bir ortama girdiğinde sürekli kendi başarıları ve ne kadar mükemmel bir insan olduğu hakkında konuşur.
Bire bin katar. Önemli birisi olduğu algısını yaratmak için araya ufak yalanlar sıkıştırarak kendisini üstün biriymiş gibi lanse etmeye çalışır.
2. Filiz fanteziler kurmaya bayılır ve bu fantezilerin temelinde sonsuz başarıya, güce, güzelliğe veya aşka ulaştığı hayaller yer alır.
Diyelim ki Filiz bir restoranda aşçı olarak çalışsın.
İşte Filiz günün birinde herkesin kendisine hayran olduğu, ünlü bir aşçı olacağı fantezisiyle yanıp tutuşur.
3. Filiz kendisinin özel ve biricik birisi olduğunu düşünürken diğer tüm insanları kendisinin altında görür.
Diyelim ki bir restorana gitti. Oradaki garsona kaba saba davranır.
Yemek siparişini emredercesine söyler.
Garsondur sonuçta. Nezaketi hak etmiyordur bu kadına göre.
4. Filiz'in bu hayatta en çok açlık duyduğu şey.
Kendisine hayran olunmasıdır.
Karşı taraftan övgü alabilmek için çırpınır.
Örneğin Filiz kızını zamanında bir gitar kursuna götürmüş olsun.
Kızına sürekli bunun hatırlatmasını yapıp bak sen ne kadar da şanslı bir kızsın ki benim gibi seni önemseyen ve kurslara gönderen bir annen var.
Mivalindeki cümleler kurarak kızının kendisine minnet duymasını ister.
Ve sıklıkla kızına yaptığı iyilikleri onu hatırlatır.
5. Filiz kendisine her konuda bir CEO.
Yani yetki makamı olarak görür.
Mantıksız da olsa sürekli çevresine karşı bir beklenti içerisine girer.
Mesela kızı matematik dersinden zayıf not almış olsun.
Kızının bir dahaki sınavda sınıfın en yüksek notunu almasını ister.
Oysa matematiği zayıf olan bu kızcağızın birden sınıf birinciliğine oynaması imkansızdır.
Ama pliz için bu beklentileri mantıklı olup olmaması önemli değildir.
Birisinden bir şey bekliyorsa...
Bunun bir an önce gerçekleşmesini ister.
Filiz insanları kendi menfaati için kullanmaktan çekinmez.
Diyelim ki Filiz'in bu hayatta hiç sevmediği birisi var.
Ama bu kişi Filiz'in belli başarılara ulaşması için ona yardımı dokunabilecek birisi.
Bu aşamada Filiz feci bir rollenmeye girerek o kişiyle kanka olmaya çalışır.
Filiz empati yapamaz. Başkalarının da belli ihtiyaçları ve duyguları olduğunu kabul etmek istemez.
Mesela Filiz'in kızı bir aşk acısı yaşadığında, Filiz hemen kızını yargılamaya ve küçük düşürmeye çalışır.
Oysa bir zamanlar kendisinin de gençken aşk adına kalp kırıklığı yaşadığını düşünüp empati yapmaya çalışmamıştır.
8. Filiz kıskanç birisidir.
Ayrıyeten çevresindeki herkesin de kendisini kıskandığını zanneder.
Pek arkadaşı yoktur. Bunun sebebi olarak insanlar beni kıskanıyor.
Beni kıskananlarla mı arkadaş olacağım diye düşünüyordur.
Oysa kendisi asıl çevresini rahatlıkla kıskanan birisi olduğu için insanlar bu durumu fark edip ondan uzaklaşmıştır.
Ve son olarak 9. Filiz insanlara karşı ukala davranır.
Diyelim ki kızının okulunda bir veli toplantısına gitsin.
Burada hemen öğretmenleri yargılamaya ve kızının bu hocalara layık olmadığını ima etmeye başlar.
Fırsat bulduğu an karşı Narsisizmi bu anne karakteri üzerinden anladık diye düşünüyorum.
Hepimizin kafasında bir tipleme canlandı en azından.
Ve böyle bir kişinin bu hayatta kullanmayı çok sevdiği iki ifade vardır.
Benim sayemde ve senin yüzünden.
Bu tarz psikolojik içerikler yaptığımda birçok insan bana mesaj atıp benden kendi özel hayatlarındaki problemler için tavsiye bekliyorlar.
Oysa ben sadece bir anlatıcıyım arkadaşlar.
Uzman psikologların konuya dair düşüncelerini kendi tarzımla anlatıyorum sadece.
Size eğer psikolojik problemleriniz için gerçekten bir tavsiye vereceksem bu tavsiye işin uzmanından yardım alın olurdu.
Terapi almanın kişide ne tür değişimlere yol açtığına kendi hayatımdan şahit olmuş birisiyim.
Ve ben de sizlere bu podcast bölümümüzün sponsoru olan terapinden bahsetmek istiyorum.
Terapin sizlerin ruhu. dostsal, bedensel ve zihinsel ihtiyaçlarınıza yönelik iyi oluşunuzu.
Bünyesindeki uzman desteğiyle sağlayan bir dijital sağlık platformudur.
Bütünsel iyi oluşu ele alan terapin platformunda.
Sizi sadece klinik psikolog değil, diyetisyen, fizyoterapist ve spor eğitmenlerinden de oluşan 600 aşkın uzman kadrosu karşılıyor.
Terapin platformuna mobil veya web üzerinden kolaylıkla erişebiliyorsunuz.
Online temelli bir platform oluşu sayesinde esnek saatlerden dilediğinizi seçebiliyorsunuz.
Eğer kişisel gizliliğiniz konusunda hassassanız, platformu anonim olarak...
kullanabiliyor. Kameranız kapalı bir şekilde seanslara katılabiliyorsunuz.
Uzmanların profillerini, danışanların yorumlarını inceleyip size en uygun olanını seçebiliyor ve her bütçeye uygun paketlerden devam edebiliyorsunuz.
Sizin için bir indirim kodumuz da bulunmakta.
Portal 25 koduyla terapinde ilk seansınız 2026 sonuna kadar %25 indirimli.
Terapine dair link ve indirim kodumuzu bu bölümün açıklamasına bıraktım.
Şimdi kaldığımız yerden devam edelim.
Filiz karakterini narsisizm üzerinden işledik.
Şimdi bir de Filiz'in kızı olmanın nasıl bir şey olduğunu Sibel karakteri üzerinden inceleyelim.
Sibel kendisini sürekli olarak annesinin sevgisini, ilgisini ve onayını kazanmaya çalışırken bulur.
Ama bir türlü başarılı olamaz.
Sibel en basitinden erkek arkadaşını annesiyle tanıştırdığı anda bile Filiz'in bundan daha iyisini bulabilirsin veya bula bula böyle birisini mi buldun mimarindeki tavırlarıyla karşılaşır.
Oğlan gayet efendi ve işinde gücünde birisi olmasına rağmen Filiz kızını onaylamamıştır.
Sibel'in annesinden sıkça duyduğu bir söz vardır.
İyi görünmek, iyi hissetmekten daha iyidir der annesi.
O yüzden Piliz ne zamanki kızını bir arkadaş çevresiyle tanıştırırsa, kızının bakımlı ve etkileyici olmasına özen gösterir.
Kızı isterse depresyonda olsun, eğer insanlar arasına karışacaksa en iyi haliyle karışmasını ondan talep eder.
Sonuçta Sibel'i kendisinin bir uzantısı olarak görür.
Kızı nihayetinde kendisini temsil ediyordur.
Ve bu otoritesini göstermenin en etkili yollarından birisi de Sibel'in fiziği hakkında yorumlar yapmasıdır.
Kızının kilo alıp almadığını, cildindeki sivilcilere, serülterine, tüm vücuduna karışır ve kızının bedeni üstünde bir otorite sahibidir.
Sibel annesinin kendisinin kıskandığını fark eder.
Gariptir ki Filiz sürekli kızından bir başarı bekler.
Ama bir ortamda Sibel parlamaya başladığı andan itibaren ona karşı olan kıskançlığını gizleyemez.
Aslında Filiz'in mesajı içten içe şudur.
Anneni memnun edecek kadar iyi ol ama onun ışıltısını örtecek kadar değil.
Filiz hayatının bir döneminde kilo almıştı ama kız da tam tersi zayıflamıştı.
Sibel'in fitleştiğini gören bu anne bir gün kızının dolabını karıştırıp bu giydiklerinin bedeni ne kadar da küçük, iyice iskelete dönmüşsün demişti.
Filiz kızının kendisini sağlıklı bir şekilde ifade etmesini pek de desteklemez.
Hele ki bu durum sonucu kızının ondan bağımsızlaştığını hissediyorsa.
Bu anne kızının her türlü hobisinde, aktivitesinde söz ve kontrol sahibi olmak ister.
Sibel'in ailesinde her şey Filiz'le ilgili olmak zorundadır.
Her türlü olayı Filiz kendisi üzerinden yorumlamaya çalışır.
Sibel hayatının bir döneminde depresyona girmiş ve psikiyatrist de ona antidepresan ilaç yazmıştır.
Yine günlerden bir gün Filiz her zaman yaptığı gibi kızının odasını karıştırdığında Sibel'in ilacını görür.
Hemen gidip kızına, ''Ben bunu hak edecek ne yaptım?
Bu kadar kötü bir annemiyim ki depresyona sokuyorum seni.'' demiştir.
Tüm bu olayı kendisi üzerinden yorumlamıştır.
Şimdi sizlere Sibel ve narsist annesi Filiz arasındaki dinamiği anlatabilmişimdir diye düşünüyorum.
Kafamızda narsist anne ve kızı arasındaki ilişkiye dair bir taslak oluştu en azından.
Şimdi bu narsisizmin türlerinden biraz bahsedelim.
İki tipten bahsedeceğiz. Birincisi yutan anne.
İkincisi de görmezden gelen anne.
Ve bu iki anne tipi de gücünü narsisizmden alır.
Yutan anne ile başlayalım. İsminden de anlaşılacağı üzere bu anne tipi, kızının tüm hayatını kontrol edip onu bir nevi yutmak, içinden kontrol etmek ister.
Kızının vereceği kararı o verir.
Ne giyeceğini o seçer. Ve kızının bir bağımsızlık kazanmasını katiyen istemez.
Yutan anneler dışarıdan harika gözükürler.
Evladına ilgili, sevgi dolu birisiymiş gibi.
Görmezden gelen anne ise yutan anneye kıyaslı madalyonun diğer yüzüdür.
Kızlarını umursamazlar. onların duygularını küçümserler.
Lakin yazarımız narsist annelerin genellikle bu iki tip arasında yani hem yutan hem de görmezden gelen özelliklerini aynı anda taşıdığını söylüyor.
Bir anne kızına karşı yeri gelince yutan, yeri gelince görmezden gelen olabilmektedir.
Hatta bazen bu ayrım.
Kardeşler arasında bile gözlenir.
Anne bir evladına karşı yutanken diğer evladına karşı görmezden gelen olabilir.
Yazarımız psikoterapi deneyimi sonucu narsist anneleri ayrıca 6-6 sınıfa da ayrılabileceğini gözlemlemiştir.
Ve bunlardan ilki gösterişli dışa dönük annedir.
Gösterişli dışa dönük anne hakkında filmler yapılan annedir.
Herkesi eğlendirir, kalabalıklar tarafından sevilir.
Fakat içten içe evi paylaştığı kişiler ve çocukları tarafından kendisinden korkulur.
Onun gösterisinde yer alabiliyorsanız bu durum çok iyidir.
Alamıyorsanız hayat biraz sizin için zor olacaktır.
Dikkat çeker, ışıltılıdır, eğlencelidir ve andadır.
Ama siz onun dışarıya karşı taktığı maskeden tiksinirsiniz.
Dünyanın ona verdiği tepki ise sizin kafanızı karıştırır.
Ailesine, iş arkadaşlarına ve hatta yabancılara verdiği sıcaklığı, güven ve...
sempatiyi size sunmadığını bilirsiniz.
Diğer türlü ise başarı odaklı anedir.
Başarı odaklı anne için normal olarak hayatta başardıklarınız çok önemlidir.
Başarı ne yaptığınıza bağlıdır.
Kim olduğunuza değil. Sizden mümkün olan en yüksek seviyede performans bekler.
Bu anne çocuklarının iyi notlarıyla, kazandığı turnuvalarla, başvurduğu okullarla, iyi dereceyle mezun olmasıyla çokça gurur duyar.
Bunlarla ilgili övünmeyi de sever.
Başarı odaklı annenin olmanız gerektiğini düşündüğü kişi olmazsanız ve onun istediği şeyleri başaramazsanız derin bir utanç duyar.
Hatta öfke ve kızgınlıkla bile karşılık verebilir.
Üçüncü tür psikosomatik anne.
Bu türdeki anneler başkalarını manipüle etmek, dediğini yaptırmak ve ilgiyi kendi üzerinde tutmak için hastalık ve ağrıları kullanır.
Çevresindekilerle ve ihtiyaçlarıyla kızı ve kızıninkiler de dahil olmak üzere pek ilgilenmez.
Ona karşılık vermekte başarısız olduysanız ya da davranışına isyan ettiyseniz anneniz kurban rolü oynar.
Ve daha da hasta olarak ya da hastalık bağlantılı bir kriz yaratarak dikkatinizi dağıtır.
Size kendinizi suçlu hissettirir.
Kız çocuk babasından veya ailenin diğer üyelerinden şunu sıkça duyar.
Annene söyleme. Bu onu üzer ve hasta eder.
Bazı kızlar psikosomatik annelerin dikkatini çekmek için kendileri hasta olmayı öğrenir.
Çünkü hastalık ortak bir bağ sağlar.
Anne hastalıkla ilişki kurabilir.
Kızıyla buna dair iletişime geçer.
Fakat kız çocuk anneden daha hasta olmamalıdır.
Çünkü o zaman ilgilenilmiş hissetmez ve bu ancak onun hakkıdır.
4. Bağımlı Anne Madde bağımlılığı olan bir ebeveyn her zaman narsistik görünür.
Çünkü bağımlılık her şeyin önüne geçer.
Odakları kendilerinde ve tanrı saydıkları bağımlılıklarında olur.
5. Gizli Kötü Anne Gizli kötü narsist anne çocuklarına kötü davrandığını başkalarının bilmesini istemez.
Bir dışarıdaki aile bir de aile içindeki hali vardır.
Ve bu ikisi oldukça farklıdır.
Gizli kötü annelerin kızları.
Onları dışarıda nazik, sevecen, ilgili fakat evde istismarcı ve zalim olarak tanımlar.
Belki de sormamız gereken bir soru da şudur.
Narsist anne çocuklarını böylesine etkilerken baba bu sırada ne yapmaktadır?
Böyle bir dinamikte baba nerededir?
Hiç inisiyatif almaz mı?
Yazarımız danışanlarıyla yaptığı görüşmeler sonucu bize şunu söylüyor.
Narsist annenin olduğu bir ailede, baba genellikle yörünge misali annenin çevresinde döner, onun suyuna gider ve çocuklarının değil de karısının yanında olur.
Bir erkeğin bunu yapmasında kendince sebepleri olabilir.
Belki kadına kör kütük aşıktır.
Belki de o kadının suyuna gitmezse evliliğin biteceğinden korkuyordur.
Ama nihayetinde narsist annenin olduğu bir ailede, onu tamamlayan pasif bir baba da görürüz.
Ve böyle bir senaryoda o ailenin kızı, sadece annesinin otoritesini değil, babasının eksikliğini de...
Yazarın danışanlarda gözlemlediği bir başka durumda narsist anneden muhtarip bu kadınların babalarına karşı hep bir sistemli olmasıdır.
Hiçbir zaman babalarını yanında hissetmemeleridir.
Neden böyle olduğunu anlıyoruz. Çünkü narsist anne kızını kendisinin bir rakibi olarak görebilir.
Ve kocası eğer ilgisini anneden çok kızına gösterirse annede bu bir tepki bulacaktır.
Podcast team'in başında bu kitabın özellikle anne ve kız ilişkisine odaklandığını söylemiştim.
Şimdi kısa da olsa anne ve oğul ilişkisine de bakabiliriz.
Yızlarımıza göre narsisthaneye sahip kızların neredeyse tamamı eğer bir erkek kardeşlere sahipse annelerinin erkek çocuğa, kız çocuğa kıyasla çok daha iyi davrandığını söylemiştir.
Çünkü bu anne kızını kendisinin bir uzantısı olarak görürken oğlunu daha çok kendisinin bir eseri olarak görür.
Kız dediğin eve geç saatte gelemez, habersiz çıkamaz.
Ama erkek evlat öyle mi? Eve gecenin dördünde kafayı çekip bile gelebilir.
Bu durum narsist anne için sıkıntı oluşturmaz.
Erkek evladıdır sonuçta, o aslandır, kaplandır.
Oysa kızına dair her şeyi kendisinin kontrol etmesi gerekir.
Ancak bu durumun da erkek evlat için ters teptiği bir durum vardır.
Tahmin edebildik mi? Bu erkek evlat eve bir gelin getirdiğinde anne bu sefer o erkek evladının da üstünü çizebilir.
Gelini kendisine bir rakip olarak görebilir.
Şimdi erkek evladı bırakalım ve iki kız kardeşin narsist anneleriyle olan temasları hakkında konuşalım.
Erkek olan pohpohlanıyor ve bunu biliyoruz.
Peki bu annenin iki kızı olsaydı bu iki kızına da aynı şekilde mi davranırdı?
Burada işler biraz karışabiliyor.
Bu kızlardan birisi annesini olduğu haliyle kabul edip onun suyuna gitmeye çalışıyor.
Diğer kız da annesinin bu tavırlarından bakıp ondan istemsizce uzaklaşmaya başlıyor.
Ve böyle bir durumda anne tıpkı erkek evladına yaptığı pohpohlamayı bu sefer suyuna giden o kıza yapmaya başlıyor.
Ve diğer kızına adeta reddedercesine soğuk davranıyor.
Sağlıklı bir ailede herkesin belli sınırları vardır.
Çocukların da. Ebeveynler, kendi aralarındaki tüm sorunları çocuklara yansıtmadığı gibi.
Çocuklar da ebeveynlerinden bağımsızlaşabileceği özel alanlara sahiptir.
Bir anne şak diye kızın odasına dalıp tüm özel eşyalarını karıştıramaz mesela.
Narsistaneye sahip ailelerde bu tür sınır kaybolur.
Ve şemamız sanki güneş ve yörüngeleri gibi olur.
Merkezde anne ve çevresinde kalan aile üyeleri.
Bir hiyerarşi vardır. Tüm aile üyeleri, anneyi memnun etmek için çabalar.
Size biraz Merve'den bahsedeyim.
Merve çevresindekilerin kendisine imlenerek baktığı bir kadındı.
Başarılıydı, yetenekliydi ve kendisini ispat etmişti.
Ama tüm bunlara rağmen aşağılık kompleksi orada olduğu gibi duruyordu.
Kendisini yaptığı işlerle var eden bir insandı.
Tüm değerini bir şeyler başarmak üzerine kurmuştu.
Çünkü doğduğu andan itibaren onayını alamadı ve sürekli kendisinden daha iyisini bekleyen bir anneye sahipti.
Merve lisedeyken fizikten 80 alırdı.
Annesi neden 90 almadın ki derdi.
Merve kendisine sedan bir araba alsa.
Annesi neden cip almadın diye sorardı.
Hayatı boyunca hiç tam bir onay görmemiş, takdir edilmemişti ki.
Anne kızının tüm bu başarılarına rağmen ona dönüp de seninle gurur duyuyorum.
İyi ki senin annenin lafını kurmamıştı hiçbir zaman.
Ve Merve de varoluş değerini hep daha fazla başarıyla özdeşleştirdi.
Şimdi şöyle bir soru sorabilirsiniz.
Merve'nin annesiyle olan bu toksik ilişkisi bu kızın aslında başarılı biri olmasını sağladı.
Yani o kadar da kötü bir şey değil.
Fakat biraz daha derine inmemiz lazım.
Merve tüm bu başarı hırsı ve ispat etme çabası yüzünden sağlığına iyi bakmıyordu.
Kontrolsüz stres sonucu sık sık hasta oluyordu.
Annesinin kızına duyduğu gibi Merve de kendisinden bir türlü gurur duyamıyordu.
İç onay yerine sürekli dış onaylara muhtaçtı.
Bir çocuk büyürken ebeveyni tarafından yeterince onaylanmazsa, büyüdüğünde bu sefer o da kendisini onaylayamaz.
Tüm bu onay açlığını hep daha fazla bir şeyler elde etmek ve dışarıdakilerden onay almakta bulur.
Bu sürecin kendisinin mental ve fiziksel açıdan ne kadar tükettiğini fark etmek istemez.
Gökçe de Merve gibi narsist bir anneye sahipti.
Ama Gökçe'nin seçtiği hayat Merve'dekinden bambaşkaydı.
Merve kendisini başarılarıyla ispat etmeye çalışırken Gökçe çözümü kendisini sabote ederek bulmuştu.
Annesine inat bir yaşam sürmeyi tercih etmişti.
Yaşadığı hayat tarzıyla annesine bak gördün mü?
istediğin gibi birisi olmadım demek istiyordu.
Tek gecelik ilişkiler, alkol, uyuşturucu, yeme bozukluğu olsun.
Tüm bu eylemleriyle annesinin istediği o uslu kız imajından çıktığını ve bağımsızlaştığını zannederdi.
Oysa bu eylemlerinin cezasını çeken de yine kendisiydi.
Kendi anne babasına bakıp Aile kurmak böyle bir şeyse ben istemiyorum.
Erkeklere sadece takılmacı olarak yaklaşacağım demişti.
Fakat içten içe uzun ve sağlıklı bir ilişkinin özlemini de yaşıyordu.
Annesinden bağımsızlaşmak için bu yolu seçtiğini söylüyordu.
Oysa annesinin dediklerinin tam tersini yaparak yine onun kontrolünde bir hayat sürdüğünü kabul etmek istemiyordu.
Bireyselleşmesi başarısız olmuştu.
Merve Nasit annenin başarılı saplantılı kızı iken Gökçe ise kendini sabote eden kızıydı.
Narsist anne ve kızı arasındaki dinamiklerden yeterince bahsettik.
Şimdi yazarımızın bu dinamikten kurtulmak için verdiği tavsiyelere geçelim.
Yaz tutma sürecinden bahsediyor yazar.
Ve 5 adımdan oluşuyor. Bu adımları narsist annesi olan Ayşe karakteri üzerinden işleyelim.
Ayşe'nin yazdaki ilk adımı kabullenmektir.
Annesinin sevgi ve empati konusunda sıkıntıları olduğunu itiraf etmektir kendisine.
Çünkü eğer Ayşe böyle bir kabullenmeye girmezse çözümü inkar etmekte bulur.
Ve aslında inkar etmek de yaz sürecinin bir parçasıdır.
Ayşe ikinci adım olan inkarda.
Annem aslında... O kadar da kötü birisi değildi diyerek kendisini avutmaya çalışır.
Kabul ve inkarın arasında geçen bu gerilim de üçüncü aşama.
Yani pazarlığa geçeriz.
Ayşe bir ikilemdedir. Annesinden nefret mi edecektir yoksa bu kadını af mı edecektir?
Annesiyle savaşıp savaşmayacağı arasında gidip gelir.
Ve devamında dördüncü aşama olan öfkeye geçeriz.
Ayşe annesinin hayatını nedenli ölçüde etkilediğini fark ettiğinde bir öfke krizine kapılır.
Annesini hayata ve annesinin dönüştürdüğü kendisine karşı öfkelidir.
Ve bu öfkesi son aşama olan depresyona evrilir.
Ayşe'nin artık istediği türden bir anneye sahip olabileceğine dair umudu kalmamıştır.
Annesi değişmeyecektir.
Asla istediği gibi bir kadın olmayacaktır.
Beklentileri ölen Ayşe tam bu an bir yaz sürecinde olduğunu fark eder.
Ne zaman yaz tutarız?
Sevdiğimiz birisi hayatını kaybettiğinde.
İşte Ayşe sahip olamadığı sağlıklı annenin ve yaşayamadığı çocukluğun yasını tutar.
Bu saydığım beş adım arasında gidip gelir.
Ve yazarımıza göre tüm bu süreçler.
Yaşanması gerekli süreçlerdendir.
Ancak samimi bir yaz sonucu kişi küllerinden yeniden doğabilir ve narsistlik zinciri kırabilir.
Ayşe tüm bu süreçler sonunda annesinden bağımsızlaşmaya karar verdiğinde, kendisi olma yolunda bir adım attığında bu yara iyileşme gösterir.
Ve yıllar sonra Ayşe bir anne olduğunda kızına kendi annesine gördüğü gibi bir annelik yapmayacaktır.
Narsistlik mirası kesecek ve sağlıklı nesillere kapı açacaktır.
Çünkü kendisi birazdan sayacağım değerleri hayatına katmayı başarabilmiştir.
Ayşe'nin hayatına kattığı en önemli değer empati becerisidir.
Çocuklarını anlamaya çalışır.
Ergen kızı bir hata yaptığında bu kızın duygusal açıdan epey zor bir zamandan geçtiğini fark edip annelik şefkatini gösterir.
Kızı da Ayşe'nin bu empati becerisini fark edince ondan bir sır saklamamaya başlar.
Annesine güvenip ona içini açar.
Sağlıklı bir ebeveyn çocuk ilişkisi görürüz.
Ayşe'nin geliştirdiği ikinci bir özellikse sorumluluk almaktır.
Ayşe kızıyla olan iletişiminde hata yaptığında suçu kızına atmaz.
sorumluluk alır. Bu sorumluluk bilinci genel olarak aile dinamiğine yansımıştır.
Ayşe'nin yemek atakları tutunca suçu ailesine atıp ailesel problemler yüzünden yemek krizlerim tetikleniyor tarzı bahanelere sığınmaz.
Ayşe çocuklarının sadece başarılarına değil kişiliklerine de değer verir.
Bazı anneler arasında evlat yarıştırma sohbetlerini biliriz.
Benim oğlum matematikte şöyle iyi, benim kızım şöyle iyi piyano çalıyor gibi hep başarı kıyaslamaları görürüz.
Oysa evladını sadece başarı kriterleri üzerinden değerlendirmek de narsistik bir tutumdur.
Ayşe bu yanılgıya düşmez.
Kızının kişiliğine değer verir.
Gerçek başarının... karakter değerlerinden bağımsız olmaması gerektiğini kızına öğretmiştir.
Ayşe kızına karşı gerçekçidir.
Matematikten 30 alan kızının bir dahaki sınavdan 90 almasını bekleyemez.
Yüksek beklentilerini kızına dayatıp onu bir tükeniş sendromuna sürüklemez.
Sonuç olarak bu Ayşe karakteri narsist bahaneye sahip olmasına rağmen yaz sürecinden başarıyla çıkmış ve bu narsistlik zinciri kızına miras bırakmamıştır.
Kitabın ana iddiası da budur.
Evet narsist bahaneye sahip olabilirsiniz ama eğer yaz sürecini gerektiği gibi yaşarsanız ve kendi hayatınızı da empati odaklı değerler üstüne kurarsanız bu zincirin son halkası olarak gelecek nesilleri kurtarmış olursunuz.
Podcastlarına kadar anne ve kız arasındaki dinamiğe odaklansak da narsistlerle dolu dünyamızda hepimizin işine yarayacak dersler aldığımızı düşünüyorum.
Podcastı bu aşamada bitirmek iyi olacak.
Kendinize iyi bakın arkadaşlar ve bir dahaki bölümlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
