
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Tarihselcilik diye bir şey hiç duydunuz mu? Birisi size çıkıp ben tarihselci bir müslümanımdediğinde tam olarak neyi kastediyor mesela? Geleneksel veya sünni İslam anlayışına göreKuran-ı Kerim evrensel bir kitaptır. Ve Kuran’da geçen her ayet ve hüküm, indiği zamanı daaşıp tüm insanlara ve her zaman dilimine hitap eder. Kuran, Allah’ın gönderdiği son kutsalkitaptır ve bu kitaptaki hükümlerin sadece muhattap olarak indiği çevredeki arapları değil detüm insanlığı hedef aldığı görüşü baskındır. Fakat tarihselcilik görüşü buna katılmaz.
Kaynak makale: https://isamveri.org/pdfdrg/D02917/2006_I_2/2006_I_2_OZTURKM.pdf
Mustafa Öztürk, Kur'an'ın Tarihsel Bir Hitap Oluş Keyfiyeti
Transkript
Tarih sencilik diye bir şey hiç duydunuz mu?
Birisi size çıkıp ben tarihselci bir Müslümanım dediğinde tam olarak neyi kastediyor mesela?
Geleneksel veya Sünni İslam anlayışına göre Kur'an-ı Kerim evrensel bir kitaptır.
Ve Kur'an'da geçen her ayet ve hüküm indiği zamanı dağışıp tüm insanlara ve her zaman dilimine hitap eder.
Kur'an Allah'ın gönderdiği son kutsal kitaptır ve bu kitaptaki hükümlerin sadece muhatap olarak indiği çevredeki Araplar değil de tüm insanlığı hedef aldığı görüşü baskındır.
Fakat tarihselcilik görüşü buna katılmaz.
Tarihselcilik Kur'an'daki çoğu metnin sadece indiği zamanki insanları bağlayan hükümler içerdiğine inanır.
Ancak bazı hükümler evrenseldir ve tarihsel olan hükümler ise bugünün şartlarıyla yeniden yorumlanmalıdır.
Çoğu Müslüman tarihselciliği ciddiye bile almaz.
Hatta şu an ekranlarda gördüğümüz meşhur Hacı Hoca takımı tarihselcilikten kafirlik olarak bahseder.
Ama biz bu podcastimizde tarihselciyi ciddiye alarak ne anlatmak istediğini anlamaya çalışacağız.
Bu görüşün bizim ülkede en meşhur savunucularından birisiyle İlahiyatçı Mustafa Öztürk'tür.
Ve ben de tarihselciliği anlatırken Öztürk'ün bir makalesine referans alacağım.
Makalenin linkini de açıklama kısmına koyuyorum siz de okuyabilirsiniz.
Lafı fazla uzatmadan başlayalım.
Tarihselcilik görüşü referans olarak tabi ki Kur'an ayetlerine odaklanmıştır.
Kitaptaki ayetlerin bazıları gerçekten de bu kitabın özellikle peygamberin çevresindeki Arap halkına indiğini gösterir şekildedir.
Örnek verelim. Mesela Yusuf suresi 2.
ayette ne der? Anlayabilirsiniz diye biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik.
Rad suresi 37. ayette yine biz Kur'an'ı işte böyle Arapça bir hüküm ve hikmet olarak indirdik ifadesi geçer.
Hatta bazı ayetlerde Kur'an'ın Araplara indirilmesini de geçtim.
Arap toplumunun özellikle Kureyş kabilesine indirildiğini ve bu kitapla Kureyş kabilesinin hak ettiği şan ve şerefi ulaştıracağını belirten ifadeler vardır.
Enbiya suresinin 10. ayetinde size içinde öğüt bulunan bir kitap indirdik ifadesi geçer.
Ve buradaki size ifadesi bazı müfessirlerce Kureyş kabilesini temsil etmektedir.
Zuhruf suresi 44. ayette o kitap sana ve kavmine bir hatırlatmaktadır.
Bu parantez içinde Kur'an, Ümmül Kura parantez içinde Mekke ve çevresindekileri uyarman için sana indirdiğimiz kendisinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır.
Kısaca bir tarihselci bu ayetlerden hareketle Kura'nın özellikle o dönemde Mekke'deki Araplar için indirildiğini düşünür.
Hac suresi 78. ayette Atanız İbrahim diye bir ifade geçer.
Ve bir tarihselci için Atanız İbrahim ifadesi o dönemdeki Arapların İbrahim peygamberlerle aralarında bir kan bağı olduğu inanışından dolayı ortaya koyulmuştur.
Araplara bir atıftır yani.
karşı çıkıyormuş gibi gözüken bir ayet de bulunmaktadır.
Sebe Suresi 28. Ayet Biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak bütün insanlara gönderdik.
Buradaki bütün insanlara ifadesi gayet de evrensel bir tabir değil midir?
Fakat bu ayetteki bütün insanlar ifadesi bile klasik tefsircilerce tartışılmış ve iki ayrı yoruma gidilmiştir.
Bir yorum bütün insanlar ifadesinin gayet de evrensellik iddiası içinde olduğunu düşünse de Zemahşeri bu ifadeyi Arap dili kuralları açısından hatalı bulup bütün insanlar tabirinin evrenselliği açıklamaktan ziyade insanları bir araya
toplamayı kastettiğini savunur.
Tarih selcinin bir argümanı da Kur'an'ın dili olan Arapçadır.
Yusuf suresi 2. ayette ne diyordu?
Anlayabilirsiniz diye biz onu Arapça indirdik.
Peki ana dili Türkçe olan birisi bu ayeti okuduğunda ne anlamalı?
Anlayabilirsiniz diye Arapça indirdik demek ana dili farklı olan bir kişi için neyi ifade eder ki?
Mesela yabancı bir arkadaşınız yurt dışından size ziyarete geliyor.
Ve siz bu arkadaşınızı ailenizle tanıştırıyorsunuz.
Arkadaşınız da ailenize diyor ki siz anlayabilirsiniz diye Türkçe konuşuyorum.
Peki bu aynı kişi muhatap aldı bu Türk aileye.
Siz anlayabilirsiniz. diye Arapça konuşuyorum deseydi biraz tuhaf kaçmaz mıydı?
İşte bir tarihselci de Kur'an'daki anlayabilirsiniz diye Arapça indirdik ifadesinin aslında o zamanki Araplara hitap ettiği sebebiyle geçtiğini söyler.
Tarihselci ayrıyeten Kur'an'ın Arapçadan ziyade Rabça yani Allah'ın diliyle ve edebi açıdan mükemmel yazılmış bir kitap olduğunu da düşünmez.
Kur'an'ın durmadan tekrara düşmesi, geçmiş zaman yerine şimdiki zaman kullanması, tekil yerine çoğul veya kadın yerine erkek zamirleri kullanması, bir kelimenin sonuna harf eklemesi ve harf düşürmesi gibi örnekleri hesaba kadar.
Peki o zaman bir tarihselci kendisine nasıl Müslümanım der?
Eğer ki bu kitabın muhatap olarak o zaman dilimindeki Araplara odaklandığını düşünüyorsa, Kur'an'a inanmak için motivasyonu nasıl bulur?
Şöyle ki Öztürk'e göre tarihselci bir Müslüman, Kur'an'a tamamen tarihsel bir kitap olarak bakmaz.
Kur'an'da gayet evrensel sayılabilecek hükümler de vardır.
Tarihsel hükümler ise artık tarihi geçtiği için direkt bir kenara atılmamalı.
Tam tersi bu hükümlerdeki hikmeti anlayıp aynı hikmet günümüz koşullarında tekrardan yorumlanmalıdır.
Mesela Kur'an'ın tarihüstü mesajları nelerdir?
Allah'ın varlığına ve birliğine inanmak.
Ahirete inanmak, hayırlara vesile olan iyi bir insan olmak, anne babayla iyi geçinmek, garibanlara yardım etmek.
Bu evrensel mesajlar sadece Kur'an'ın değil, İbrahim'i dinlerdeki diğer kutsal kitaplarında ortak evrensel mesajlarıdır.
Tarihselce o yüzden Kur'an metnine tamamen tarihsel olarak bakmaz.
Fakat tarihsel olanla evrensel olan arasındaki ayrımı yapar.
Örnek verelim. Kur'an'da haram aylarda savaşılmaması gerektiği belirtilir mesela.
Haram aylarda savaşılmaması Arapların bir örfüdür.
Ve tarihseldiği için haram aylar ifadesi tarihsel bir hükmü ifade eder.
Ama haram aylarda savaşmamak nihayetinde barış için atılan bir adamdır.
Ve haram aylarda savaşmama hükmünden çıkarılabilecek evrensel hükümse barış yanlısı bir insan olmaktır.
İşte Öztürk'e göre tarihselci bir Müslüman olmak tam olarak budur.
Kur'an metrini ilk önce tarihsel ve tarihüstü olarak ayırmaktır.
Ve Kur'an'daki tarihsel hükümlerden de akıl ve vicdan...
Bazıları Kur'an'ın tamamen evrensel bir kitap olduğunu iddia ederek Kur'an metrindeki tarihsel ifadeleri sanki evrensel bir ifadeymiş gibi lanse etmeye çalışmıştır.
Öztürk'e göre tarihseli evrenselleştirme çabası Kur'an metrini şiddetli bir şekilde bozmaktan başka bir işe yaramayan trajikomik bir durumdur.
Gerçeğe suresi 17. ayette Peki onlar devenin nasıl yaratıldığına bakmazlar mı?
şeklinde bir ifade geçer.
Öztürk'e göre burada hayvan olarak bir şempanze'nin veya filin değil de devenin seçilmesinin sebebi tamamen tarihseldir.
O dönemde deve, Araplar için ulaşımcılık açısından elzem bir hayvandır.
Ve Kur'an'ın hitabında hayvan olarak çöl bedevilerinin olmazsa olmazı olan develer seçilmiştir.
Mesela Ömer, bir ordugah merkezinin tespiti için yer seçerken develerin hoşlanacağı bir yer seçmek istemiştir.
Deve Arap için kıymetlidir anlayacağınız.
Öztürk bu kısımda Muhammed Esed'in deve ibaresini evrenseleştirme çabasına ironiyle değinir.
Esed bu ayetteki develer ifadesinin Arapça bakımından bulut taşıyan yağmurlar anlamına da gelebileceğini evrensel bir kitap olan Kur'an'ın çöl atmosferindeki develerden ziyade, neredeyse herkesin gördüğü bulutları kastettiğini belirtmiştir.
Öztürk'e göre Esed'in Kur'an'ı bu evrenselleştirme çabası, Kur'an metrine şiddet uygulamaktan başka bir şey değildir.
Öztürk için Kur'an tarihsel bir hitaba sahip olan ama tarih üstü mesajlar içeren bir kitaptır.
Ve altını çizdiği noktada tarihsel olandan hüküm üretilmemesi gerektiğidir.
Mesela Ahkef 15 ve Lokman 14.
ayetlerde anne babaya iyi davranılması gerektiği söylenmiş ve devamında bir çocuğun anne karnında taşınmasıyla sütten kesilme süresinin 30 ay, annelerin çocuklarını emzirme süresi olarak da 2 yıl diye belirtilmiştir.
Öztürk için anne babaya iyi davranmak evrensel bir değerdir.
Bir annenin çocuğunu emzirme süresi olarak 2 yıl, seçilmesi ise Arapların bir örfü olan tarihsel bir gelenektir.
Fakat bazı tefsirlerde bu tarihsel gelenekten gayet de bir hüküm çıkartılıp sanki Allah'ın kanunu gibi lanse edilmektedir.
İşte Öztürk tam olarak buna karşı çıkar.
Tarihsel olanın tarihte kalması gerektiğini savunur.
Kur'an doğal olarak Allah merkezli bir anlatışa sahiptir.
Ayetlerde sık sık her şeyin nedeni olarak Allah gösterilir.
Fakat Öztürk'e göre Kur'an'daki Allah tasfiyeti adeta bizim dünyamızdaki bir kralın Kısa
Yani Kur'an o dönemki Arapların tanrı tasavvuruna hitap edilmiştir.
Allah'ı tasvir ederken ona gelenekte olan bazı insani sıfatlar yüklemiştir.
Bir tarihselci Allah'ın sanki bir kral gibi tasvir edilmesinde yanlış bulmaz.
Çünkü o dönemdeki bir Arap'ın ancak kralların üstünde bir kral benzetmesiyle tanrı tasavvuru oluşturabileceğine inanır.
O zamanki muhatap olan Araplara Allah'ın soyut ve zamandan mekansız birisi olarak anlatmak elbette güç olacaktır.
Onun yerine göklerde bir ağaşa sahip ve oradan hepimizi izleyip yöneten tanrı tasavvuru daha pratik bir seçim olmuştur.
Tanrı tasavvurunun yanında ahiretle ilgili ayetlerde de tarihsel anlatılar görebiliriz.
Ölümden sonra yaşam konsepti sadece İslam'da değil birçok dinde benzer şekillerde karşımıza çıkmaktadır.
Ama Kur'an belki de ahiretin önemini en çok vurgulayan dindir.
Birçok ayette asıl yaşamın ahirette olduğu ve bu dünyanın sadece bir imtihan ve oyun yeri olduğu vurgulanır.
Ahiretteki yaşam eğer ki Müslümanca yaşamıysam dünyadaki yaşamdan çok daha zevkli ve anlam dolu olacaktır.
Ama Kur'an'daki cennet hasferinde modern insana biraz garip gelecek kısımlar var.
vardır. Mesela cennette mücevherlerle işlemeli tahtlarda karşılıklı oturup sohbet edilecektir.
Cennete girenlerin etrafında takılar takmış genç uçaklar dolaşacak ve orada şaraplar içilecektir.
Sürekli bakire kalan huriler emirlerinde olacaktır.
Vaka suresindeki 15-37 ayetleri arasındaki cennet tasviri tam olarak böyledir.
Yani bu dünyada günah olan her şey.
cennette çok daha serbest ve hakkınla yapabileceğim bir eylem olacaktır.
Kur'an'daki cennet tasviri tam anlamıyla hedonizmin zirvesi diyebileceğimiz bir yerdir.
Oysa Öztürk'e göre böyle bir cennet tasviri tatmin edici değildir.
Çünkü aynı Kur'an bu dünya için oyun, eğlence yeri derken ve asıl yaşamın cennette olduğunu söylerken, cenneti de tıpkı bir oyun, keyif çatma ve eğlence yeri gibi tasvir eder.
Bir tarihselciye göre cennetteki yaşam, Kur'an'daki tasvirin aksine sadece hedonizmle dolu bir yer değildir.
Kur'an'da böyle tasvir edilmesinin tek amacı, o dönemki muhatap olan Arapları ancak böyle bir tasvirle motive edebilecek olmasıdır.
Bir Arap yaşadığı dönemde doğru dürüst bir ağaç, yeşillik veya ırmak görebilmiş midir?
Hayır. Ama cennette bu doğa güzelliklerine maruz kalabilecektir.
Ayrıca Öztürk o dönem yeni Müslüman olmuş Arapların bitkin düştükleri bir hayat sürdüklerinden ancak böyle yan gelip yatabileceğin bir cennet tasviriyle onların Kur'an'a bağlanabileceklerini söyler.
Öztürk tarihselci fikri benimsemesinin bir sebebini de Kur'an'daki bazı ayetlerin neredeyse soru cevap şeklinde ilerlemesi olarak gösterir.
Muhammed peygamberle sahabeler durmadan bir diyalog halindedir.
Mesela sahabeler gelir ve peygambere kadınların özel hallerini sorar.
Bir süre sonra bunun cevabı Kur'an'da ayet olarak geçer.
Haramaylarda savaşmanın doğru olup olmadığını sorarlar.
Yine Allah bir süre sonra Kur'an'da cevabını verir.
Şimdi sahabeler doğal olarak sadece kendi dönemindeki problemleri sormuş ve insanlığı ilgilendiren genel birçok problemi sormuşlar.
soramadıkları için Kur'an'da bu problemleri cevaplamamıştır.
Yani Kur'an bir açıdan sahabelerle peygamberin diyaloğu sonucu şekillenen bir kitap olduğu için direkt yapısı geriyi zaten tarihseldir.
Bu kitabın tarihsel olduğunu kabul ettiğimiz an hükümleri de tarihsel olarak yorumlayabiliriz.
Ayrıca tarihsellik sanki modern dönemde ortaya çıkmış bir görüş gibi görülür.
Oysa Öztürk yüzlerce yıl önce müfessir ve fıkıhçıların da açıklamalarında Kur'an'daki bazı hükümleri tarihsel olarak sınıflandırdıklarını söyler.
Yani tarihselcilik görüşü yüzlerce yıl önce bile insan...
Örnek verelim.
Mesela Mümtehine suresi 10 ve 11.
ayetlerde geçen mehir ve mehrin iadesi konusunda.
Fıkıhçı ve müfessir İbnül Arabi, mehrin iade hükümlerini Allah'ın sadece o döneme mahsus koyduğu bir hüküm olarak değerlendirmiştir.
Başka bir müfessir olan Cessas da benzer tarihsel bir yorum yapmıştır.
İbnül Arabi ve Cessas günümüzden bin sene önce yaşayan müfessirler olmasına rağmen o dönemde bile Kur'an'daki tarihselliğe vurgu yapmışlardır.
Öztürk bu örneklerle tarihselcilik görüşünün modernizme ait olmadığını, çok daha eskiye uzandığını vurgulamak ister.
Öztürk başka bir örneğini de Nur suresi 58.
ayet üzerinden verir. Bu ayette bir evin çocuklarının, hizmetçilerinin veya diğer aile fertlerinin belli odalara girip çıkarken nasıl davranmaları gerektiği anlatılır.
Üç vakitte yani sabah, öğle veya akşamda aile fertleri büyüklerin odasına girerken dikkat etmelidir.
Bunun üzerine bir grup Müslüman İbn-i Abbas'a gelerek ona bu ayeti danışırlar.
Üç vakitte evlere izin isteyerek girmemiz gerektiğini söyleyen bu ayeti günümüzde neden kimse amel etmiyor diye İbn-i Abbas'a sorarlar.
O da bu ayetin indiği zaman da evlerin kapısında bölmeler yoktu.
Ve bir adam karısıyla cinsil ilişki yaşıyorken bir evdeki çocuğun veya kölenin bölmesiz odadan bu ikisini görmesi muhtemeldi.
kendisinin de rastlamadığını söyler.
Öztürk bu örnekle İbn-i Abbas'ın talihselciyle yatkın bir görüş benimsediği ve Kur'an'da kimi zaman hükümlerin zamanı bağlı olarak düşebileceğini söyler.
Kaldaki östürke göre öyle ayetler vardır ki evrensel hüküm çıkarmaya kalktık mı mesele epey bir sulanır.
Örneğin Talak suresi 4.
ayette adetten kesilmiş ve adet görmemiş kadınlarınıza gelince eğer onların iddet süreleriyle ilgili bir tereddütünüz varsa bilin ki bu süre 3 aydır.
Mealinde bir ifade yer almaktadır.
Burada iddet boşanmış bir kadının başka bir erkekle evlenebilmesi için beklemesi gereken süreyi ifade eder.
Peki bu ayette hiç adet görmemişlerden kısıt nedir ki?
Muhammed Esed hiç adet olmamış kadını fizyolojik bir hastalıktan ötürü adet olmayan yetişkin kadınlar olarak tanımlar.
Bu amaçla Kur'an'ın evrenselliğini tutarlı kılmaya çalışır.
Ama klasik dönemdeki tüm müfestilere bakıyorsun, Taberi'ye, Zemahşeri'ye, Kurtubi'ye bakıyorsun.
Hepsi bu adet olmamış tanımını yaşı küçük kızlar olarak ifade etmiştir.
Hatta İbnül Arabi bu ayet sayesinde bir babanın küçük kızını başkasıyla evlendirebileceğini söyler.
İşte Öztürk'e göre bu ayet bile Kur'an'ın tarihsel bir kitap olduğunu ispatlamaya yeterdir.
Çünkü çocuk yaşta evlilik 7.
yüzyılda epey yaygın bir olguydu.
Hatta neydi bizim dedelerimize, ninelerimize veya onların anne babasına bakın.
O dönemde evlenme yaşı 14-15'e kadar geriliyordu.
Daha geri tarihlere geldiğimizde bu yaş 10-11'e kadar düşüyordu.
Çocuk yaşta evlilik tarih boyunca var olmuştur ve günümüzde bile halen var olsa da bu oran o zamanki Arap toplumuna kıyasla çok çok çok daha azdır.
İşte Öztürk bu Kur'an ayetindeki ifadenin o Arap toplumundaki evlenme yaşını temsil ettiğini fakat evrensel bir geçerliliği olmadığını söyler.
Sadece evlenme yaşı değil.
Kur'an'da kölelik ve cariyelik gibi kurumların da günümüzde çoktan kaldırıldığını ve direkt kendisini ispatlar şekilde tarihe gömüldüğünü belirtir.
Öztürk için Kur'an ahlak anlamında tam anlamıyla devrimci bir kitap olmaktan ziyade ıslah edici, düzene sokucu bir kitaptır.
O zamanki Arap toplumunda Kur'an inmeden evvel çocuk yaşta evlilik, kölelik ve cariyelik tabii ki vardı.
Ve birden bu kurumları ortadan kaldırmak imkansızdı.
Ancak yüzyıllar sonra ortadan kalktı bunlar zaten.
İşte Kur'an indiği dönemdeki bu kurumları direkt kaldırmak yerine tarihsel gücüyle ıslah edebilmekle yetindi.
Kur'an'daki namaz, oruç, kurban gibi ibadetler bile Kur'an inmeden evvel Arap toplumlarında yaygındı.
Kur'an bu ibadetlere dini ve daha düzenli bir boyut kattı.
Nihayetinde Mustafa Öztürk'ün ve tarihselcilik görüşünün temel felsefesini kaptık diye düşünüyorum.
Tarihselcilik Kur'an insan ürünüdür demez.
Allah'ı ve peygamberi reddetmez.
Ama Kur'an'ın büyük ölçüde tarihsel bir kitap olduğunu ve içindeki hükümlerin çoğunun da günümüz şartlarında uygulanmasının doğru olmadığını söyler.
İslam camiasında oldukça tartışmalı bir görüştür ve tarihselciliğe gelen ciddi itirazlarda bulunmaktadır.
Bu itirazları ayrı bir podcast bölümünde işlemek daha iyi olacaktır.
Şimdilik burada bitirebiliriz.
Kendinize iyi bakın arkadaşlar ve bir dahaki podcastlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
