
Dijital sağlık ekosistemi Eczacıbaşı Evital’le tanışmanın tam zamanı. Tüm psikolog ve diyetisyen görüşmelerinde %20 indirim için PORTAL25 kodunu kullanabilirsiniz. Eczacıbaşı Evital’i indirmek için tıklayınız: https://s.evital.app/PORTAL25
*Bu bölüm "Eczacıbaşı Evital" hakkında reklam içerir.
Transkript
Eczacıbaşı Evital'in katkılarıyla.
Alışkanlıklarımız iyi olsun kötü olsun hayatımız üzerinde zannettiğimizden çok daha büyük bir etkiye sahiptir.
Hayatımızda yaptığımız küçük bir değişiklik devam ettiği sürece birikerek büyük bir değişikliğe dönüşecektir.
İstanbul'dan Ankara'ya giden bir uçağı düşünün.
Bu uçağın rotası sadece birkaç derece kayarsa siz Ankara yerine Trabzon'a varmış olursunuz belki de.
Alışkanlıkların kritik noktası budur.
Küçük gözükürler ama hep devamlı süre geldikleri için en son büyük değişikliklere yol açarlar.
İyi bir alışkanlık hayatınız üzerinde muazzam bir etki gösterir.
Kötü bir alışkanlık, örneğin her gün abur cubur yemek gibi ileride sizi ciddi bir sıkıntıya, örneğin insülin direnci veya diyabetle karşılaştırabilir.
İyi bir alışkanlık kazanabilmenin en zor tarafı çoğu insanın gerekli sabrı gösterme işidir.
Bir alışkanlık edinmeye çalıştığımız an, bir yerden sonra uyku evresi dediğimiz ve sanki hiçbir etki gözlemlemediğimiz bir sürece gireriz.
Çoğu insan bu evrede o alışkanlığı yapmayı bırakır.
Ama oysa bu evre her ne kadar uyku evresi gibi gözükse de ilerideki sıçramanın öncülüdür.
O gereken sabrı gösterirsek, o ışıyı aşmayı beklersek alışkanlık oturur ve faydaları ortaya çıkar.
Bir kayayı parçalayan taş kırma makinesini düşünün.
Bu makine belki de bin hamle yapmış ama taşı kıramamıştır.
Ama daha sonra bin birinci hamlesini yapar ve o kocaman kaya tak diye ortadan ikiye ayrılır.
İşte bu makineyi işlevsel yapan bin birinci hamle değil, o hamlenin öncesinde gerçekleşen bin hamledir.
Ve bu hamleler sürecin içindeki insan için sanki gereksizmiş gibi gözükür.
Sonuçta taşı kırmamıştır.
Ama etkisiz gibi gözüken bu süreçler kırılmanın asıl aktörleridir.
İyi bir alışkanlık çiçeğin büyümesi gibidir.
Önce fidanı ekersiniz, özenle sularsınız ve sabırla büyüyüp kök salmasını beklersiniz.
Kötü bir alışkanlıktan kurtulmak da tam tersidir.
Kök salmış bir meşeyi sökmeye çalışmak kadar zor bir aşamadır.
O yüzden şu an kendinize sorun.
Spesifik olarak aklınıza gelen kötü bir alışkanlığınız var mı?
İla ki aklınıza bir şeyler girecektir.
Ve her geçen süre bu alışkanlığın giderek kök saldığını ve sökmenin de bir o kadar zorlaştığını hatırlayalım.
Alışkanlık dediğimizde aklımıza hep hedefler gelir.
Sonuçta neden bir alışkanlık kazanmak istiyoruz?
Çünkü o alışkanlığın bizi o istediğimiz hedefe yönlendireceğine inanıyoruz.
Bir kişi her sabah spor yapmak istiyordur.
Çünkü amacı zayıflamak ve fit bir vücuda sahip olmaktır.
Bir öğrenci günde şu kadar soru çözme alışkanlığı kazanmak istiyordur.
Çünkü hedefinde yerleşmek istediği bir bölüm vardır.
Alışkanlıklarımızı hedefimiz üzerinden seçiyoruz.
Ama asıl odamız hedefimiz değil.
Kendi içimizde kuracağımız sistem olmalı.
Örneğin zayıflamak gibi bir hedef seçmek yerine Sağlıklı bir insanı dönüştüreceğim demeliyiz.
Zayıflamak bir hedeftir.
Sağlıklı bir insan olmaksa bir sistem inşa etmektir.
Alışkanlıklar sürece bağlı olduklarından hedef yerine sistem kurma yaklaşımı işimize yarayacaktır.
Maçlarda bile teknik direktörler eğer şampiyon olmak istiyorlarsa ilk önce bir oyun sistemi kurmalıdırlar ki maçları kazanabilsinler.
O sistem kurulduğu zaman skor kendi kendini halleder.
Şampiyonluk da illaki gelir.
Hedef yaklaşımının neden eksik olduğu üstüne biraz daha odaklanmak istiyorum.
Bir kere herkes hedef koyar ve kazananların da kaybedenlerin de hedefi aslında aynıdır.
İnsanlar bize benzer hedefler seçerler ve biz sadece o hedefe ulaşanlara odaklanırız.
Ve zannederiz ki bir şeyleri elde etmek için önce hedef gerekir.
Aynı hedefi seçip o hedefe ulaşamayan insanları hesaba katmayız.
Oysa bir insanı hedefe ulaştıran, hedefin kendisinden ziyade o kişinin benimsediği sistemdir.
Ayrıca bir hedefe ulaştığından o hedef biter ve cazibesi kaybolur.
Hedefimiz mu... mutlu olduğumuz anları bile etkiler.
Çünkü insan genelde mutlu olmayı bir hedefe bağlar.
Şunu elde edersem, şunu başarırsam mutlu olacağım der, keyif alacağım der.
Oysa hedeflerin aksine kuracağımız sistemlere odaklanmayı seçtiğimizde süreçten keyif almaya ve daha derin bir performans ortaya koymaya başlarız.
Bu podcastimizin konusu Atomik Alışkanlıklar kitabı.
Kitabın ismindeki atomik ifadesine dikkat edin.
Atom küçücük bir şeydir ama her şeyin yapıtışıdır.
Ayrıyeten içinde muazzam bir enerji saklar.
Alışkanlıklarımız da temelde atomlara benzer.
Atomiktir. Küçük bir değişikliktir ama ileride muazzam değişikliklerin öncüsü olur.
Alışkanlıklarımıza hedef olarak değil, bir sistem, bir kimlik olarak bakmak gerekir dedik.
Hepimizin içten içe kendisine sorduğu bir soru vardır.
Nasıl bir insan olmak istiyoruz?
Değerlerimiz neler ve neleri temsil etmek istiyoruz?
İnsana asıl tatmini veren kendisindeki o değeri ortaya çıkartmasıdır.
Farz edelim ki değerli bir insan olmak istiyorsunuz.
O zaman elinizde yaratıcılık, çalışkanlık ve yüksek odaklanma becerisi gibi alet çantaları olmalı.
Ve kimliğinize karar verdikten sonra edinmeniz gereken alışkanlıklar da ortaya çıkar.
Sigarayı bırakmaya çalışan birisiniz diyelim.
Çünkü kimliğinizi güncellemek, sağlıklı biri olmak istiyorsunuz.
Bir arkadaş ortamına girdiniz ve biri size sigara ikram ediyor.
Bu kişiye iki yönlü bir cevap verilebilir.
Ben sigarayı bırakmaya çalışıyorum diyerek reddedebilirsiniz.
Veya ben sigara içmiyorum diyerek de reddedebilirsiniz.
İlk baktığımızda iki cevap da aynı yere çıkıyor gibi gözükür.
Sonuçta ikisinde de sigarayı reddediyorsunuz.
Ama sigarayı bırakmaya çalışıyorum diyen kişi sonuç odaklı bir alışkanlık kazanmaya çalışıyordur.
Ben sigara içmiyorum diyen kişi ise kimlik odaklı.
Ve kimlik odaklı edindiğimiz alışkanlıklar her zaman daha etkili ve güçlüdür.
İnsan kendisine yeni bir kimlik kazandırmak istiyorsa bu kimliği sadece inanarak kazanamaz.
Aynı zamanda kendisine bir şeyleri de ispat etmesi gerekiyordur.
Yapmamız gereken iki adım var.
Önce olmak istediğimiz kişiye karar vermek.
Ardından geliştirdiğimiz alışkanlıklarla bu kişiye dönüşüyor olduğumuzu kendimize ispat etmek.
İkinci aşama yani kendimize o kimliği ispat etme süreci alışkanlıklarımıza bağlıdır.
Benim çevremdekilerden sıkça duyduğum kötü alışkanlıklardan birisi beslenme bozukluğu, bir diğeri de negatif düşünme alışkanlığı.
Sizler de böyle problemlerle mücadele ediyorsanız...
Tüm bu süreci tek başınıza çözmeye çalışmanıza gerek yok.
Bir diyetisyenden, psikologdan, bir sağlık profesyonelinden neden yardım almayasınız ki?
Bu podcast bölümümüzün sponsoru olan Evital, sağlık problemleriniz için sizlere etkili ve pratik bir danışmanlık hizmeti sunuyor.
Evital platformu sayesinde ister psikolog, ister diyetisyen olsun, ihtiyacınız olan sağlık profesyoneliyle görüşmelerinizi dilediğiniz yer ve sahte yapabiliyorsunuz.
Çünkü Evital online bir platform.
Evital'i kullanmak için tek ihtiyacınız bir internet bağlantısı.
dostlu bir arayüzle karşıladığı için kendinizi kısa sürede uygulamaya alışmış bir halde buluyorsunuz.
Avantajlı seans paketleri sayesinde bütçenize en uygun olan seçenekten devam edebiliyorsunuz.
Taksit imkanınız olduğunu da hatırlatayım.
Ama derseniz ki ben önce Evital'i deneyip öyle karar vermek istiyorum diye.
Evital sizlere diyetisyen ve psikologlarla yapabileceğiniz ücretsiz bir ön görüşme imkanı da sağlıyor.
Ayrıca Evital bünyesinde bilimsel yöntemlerle hazırlanmış testler de barındırıyor.
Bu testlerle mental durumunuzu değerlendirip kendiniz hakkında bilgi edinebilir.
olarak ne amaçla kullanacağınızı seçebilirsiniz.
Sağlık Bakanlığı tarafından tescil edilen Evital uygulaması diploma onaylı sağlık profesyonelleriyle size yardım etmek için hazır.
Portal 25 koduyla %25'lik indirim fırsatından yararlanabilirsiniz.
Evital uygulamasının linkini ve indirim kodunu açıklama kısmına ekledim.
Şimdi kaldığımız yerden devam edelim.
Alışkanlıklarımızın amacı hayatı kolaylaştırmaktır.
Daha doğrusu bazı şeylere giden yolları kolaylaştırmaktır.
Her türlü alışkanlığa bu kolaylaştırma mantığıyla bakabilirsiniz.
Abur cubur veya fast food alışkanlığı olan birisi yemeğe ulaşma ve zevk alma süreçlerini kolaylaştırıyordur.
Sabah erken kalkma alışkanlığı kazanmış birisi diğer insanlara kıyasla çok daha rahat ve konforlu bir şekilde kalkabiliyordur.
Alışkanlıklarımızı dört temel yapıya ayıralım.
İşaret, istek, tepki ve ödül.
Önce bir işaret bizi tetikler ve daha sonra o şeyi istemeye başlarız.
Eyleme geçerek bir tepki gösterir ve ödülümüzü alırız.
Spor alışkanlığı olan birisi odasındaki matı görünce bir işaret alır.
Canı spor yapmak ister çünkü spor yaptıktan sonra kendisini iyi ve sağlıklı hissediyordur.
Tepki gösterir, spora başlar ve en son sporu bittiğinde bir tatmin olmuşluk hissiyle ödülüne kavuşur.
Kötü alışkanlıklarda aynı şekilde ilerler.
Sigara içme alışkanlığı olan birini düşünelim.
Sigara içen birini görür ve bu bir işaret.
Canı o rahatlama hissini çeker ve gidip tepki olarak sigara paketi alır.
En son içer ve ödülüne kavuşur.
Bizim istediğimiz iyi alışkanlıklarımızı artırmak ve kötü alışkanlıklarımızı azaltmaktır.
Peki bu dört temel parçayla, istek, işaret, tepki ve ödül mekanizmalarıyla alışkanlıklarımızı nasıl düzenleyebiliriz?
Önce iyi alışkanlıklarımızı artırmaya bakalım.
İşaretten tetiklenmek istiyorsak o zaman alışkanlığımızı görünür kılmalıyız.
Daha fazla istemek için onu cazip bir hale getirmeliyiz.
Rahatça tepki gösterebilmek için eylem sürecimizi kolaylaştırmalı ve ödülümüzün de fazlasıyla tatmin edici olmasını sağlamalıyız.
Spor örneğinden devam edelim.
İşareti görünür kılmak amacıyla spor kıyafetlerimize uyumadan evvel yatığımızın başına koyabiliriz.
Düzenli sporun bizi ne kadar sağlıklı ve dinç bir birey yaptığı hakkında düşünerek isteğimizi ve motivasyonumuzu arttırabiliriz.
Tepki sürecimizi kolaylaştırmak için yatkın olduğumuz bir spor dalığını seçebiliriz ve en sonunda sporumuzu yaptığımızda o tatmin hissine o kadar yoğunlaşmalıyız ki ödülümüz gerçekten iliklerimize kadar işlesin.
Kötü alışkanlıklarda işareti görünmez kılmalıyız.
Gözümüzün önünde olmamalı.
O alışkanlığımızın iticiliği ve zararları üstüne düşünüp istemekten soğumalıyız.
Ayrıca eyleme geçmemizde külfet olmalı.
Ve en sonunda alacağımızı düşündüğümüz ödülü de tatmin edici olmaktan çıkarmalıyız.
Kötü alışkanlık için sigara örneğinden devam edelim.
Sigarayı bırakmaya çalışan birisi tabi ki cebinde veya evinde, odasında artık paket bulundurmamalı.
Çünkü paketi görmek güçlü bir işarettir.
Sigara içmenin zararları üstüne düşünüp o rahatlama isteğinin aslında değmeyeceğini anlamalı ve sigarayı itici bir şey olarak kodlamalı.
Sigara içen arkadaşları ona daima ikram ediyorsa onlara bana artık ikram etmeyin diye en baştan uyarmalı ki o an tepki için kapısı açılmasın ve son olarak da sigaranın verdiği ödül hissini küçümsemeni.
O rahatlama hissinin aslında gereksiz ve saçma olduğunu anlamalı.
İyi ve kötü alışkanlıklar için izleyeceğimiz aşamalar kabaca böyledir.
Ama derinine indikçe daha iyi kavrayacağız.
İlk olarak işareti nasıl kendi lehimize kullanabiliriz ona bakalım.
Hepimizin sıkıntısı telefon bağımlılığı değil mi?
Ekran süremiz olması gerekenden çok daha üst bir seviyede.
Telefon bağımlılığını kırmak o kadar zor ki.
Çünkü telefon her zaman yanı başımızda olan ve muhtemelen de olması gereken bir alet.
Birisi arar, önemli bir mesaj gelir, bir mail bekliyoruzdur.
Telefon akademik, sosyal, mesleki neredeyse her türlü uğraşımızla bağlantılı olduğu için Devamlı bu aleti yanımızda taşırız.
Ama işin sıkıntısı burada.
Telefon hep cebimizde, masamızda yani göz ucumuzda durur.
Her daim bize işaret yakar.
En azından çalıştığımız zamanlarda telefonun fiziksel varlığını kısıtlayabiliriz.
Evden çalışıyorsanız telefonu başka bir odaya koymaya çalışın.
Kütüphanede çalışıyorsanız telefon masada.
Yani göz ucunda değil de montunuzun cebinde kalsın.
Çok fark etmesek de kötü alışkanlıklardan kurtulmanın bu kadar zor olmasının nedeni bu alışkanlıkları tetikleyen işaretlerin her daim gözümüzün önünde olması.
Onları göz önünden... Sürekli PlayStation oynayan biriyseniz oyununuz bittiğinde konsol televizyonda takılı kalmasın.
Her seferinde fişten çekip dolabınıza kaldırın.
Zorlaştırın yani. Göz önünde olanı canımız çeker.
Ayrıca kötü alışkanlıkları yapmaktaki motivasyonumuz üzerine de düşünmemiz lazım.
Bir kötü alışkanlığı sahiden neden istiyoruz ki?
Sigara veya alkol isteyen birisi rahatlamak, stresten ve kaygıdan uzaklaşmak istiyordur.
Baktığımızda gayet insani bir istek gibi gözükür.
Ama rahatlamak için başka yöntemler de vardır.
Kısa bir yürüyüş veya meditasyon bir kişiye o aradığı rahatlamayı sağlıklı yoldan verecektir.
Kötü alışkanlıklarımızdaki motivasyonu kazdığımızda insani ve samimi arzularımızı göreceğiz.
Ve kötü alışkanlığı... O arzuyu tatmin etmedeki en başarısız seçimlerden birisi.
Bunu fark edip o alışkanlığı küçümsemek ve daha iyi seçeneklerimizin olduğunu kendimize hatırlatmak gerekir.
Oyun oynamaya bağımlı olan bir genç içten içe oyunda sahip olduğu statü ve güçten, o yetkinlik ve başarı hissinden etkileniyordur.
Evet bir insanın yetkin ve güçlü hissetmek istemesi gayet normaldir.
Ama bu kişi arzusunu oyundaki sanal evren yerine gerçek hayatta yaptığı üretken bir işle de tatmin edebilir.
Diyelim ki her gün yürüyüş yapmak gibi bir alışkanlık geliştirdiniz.
İlk hafta gayet sorunsuz geçti.
Ama 8. güne geldiğinizde fire verdiniz ve yürüyüşe gitmediniz.
Canınızı sıkmaya gerek yok.
Ama 9. gün içinde aynı fireyi vermeyin.
Bir gün ihmal etmekte sıkıntı yoktur.
Kaza der geçeriz. Ama 2.
günde ihmal etmek kaza olmaz.
yeni bir alışkanlığın başlangıcı olur.
2 dakika kuralı bu aşamada işinize yarayabilir.
Yürüyüşe gitmek istemediğiniz zamanlarda kendinize sadece 2 dakika yürüyüp geleceğim deyin.
Kitap okumak istemediğiniz zamanlarda sadece 5 sayfa okuyup kapatacağım deyin.
En azından o zinciri kırmamış olursunuz.
Bir günde hiç spor yapmamakla 5 dakika spor yapmak neredeyse aynı gibi gözükse de emin olun bir şeye alışmaya çalışan zihniniz için o 5 dakikalık spor bile sinir bağlarınızı kuvvetlendirecektir.
Az yapın ama yine de yapın.
Yavaş yürümek beklemekten daha iyidir.
Süreçte alışkanlığınızı takip etmenizi sağlayacak bir şema kullanmaya çalışın.
Takvimde geçen her güne bir çarpı atmak gibi.
Geliştiğinizi gözlemlemek muazzam bir motivasyon kaynağıdır.
Alışkanlıklarımız sonucu olabileceğimiz en iyi insan olmak isteriz ve hepimizin bir genetiği, yatkınlığı ve kişilik tarzı vardır.
Bazısı içe dönük, bazısı dışa dönüktür.
Bazısı fen bilimleri ve problem çözmekte iyiyken, bazısı ise insani bilimler veya sanatla ilgilidir.
Alışkanlıklarımızı seçerken karakterimize uygun olanlara odaklanmak iyi olacaktır.
Kendimize bazı sorular sormamız gerek.
Örneğin bana eğlenceli gelirken başkalarına iş gibi gelen şeyler var mı?
Başkalarına zahmet gelen, külfet gelen şeyler bana rahat ve doğal geliyor mu?
bir insan resim çizmekten veya matematik problemi çözmekten bir zahmet duyar.
Eğer bir uğraş alanını o kadar da zorlanmadan yapabiliyorsanız alışkanlıklarınızla bu alandaki becerinizi destekleyebilirsiniz.
Örneğin ben yazı yazmayı seviyorum.
Yazı yazmak bana hem pratik hem de doğal geliyor.
Yazı yazarken zamanın nasıl geçtiğini unuttuğum anlar oluyor.
Ben de alışkanlıklarımın içine yazı yazmayı dahil ettim.
Kendimize bakıp kişiliğimizin yatkın olduğu alanlara odaklı alışkanlıklar geliştirmek gerekir.
Her ne kadar yatkınlık gibi ifadeler kullansam da bize alışkanlıklarda başarıya ulaştıran şey günün sonunda tutkudan ziyade irade oluyor.
Bir alışkanlık inşa etmek sıkıcı bir süreç.
Devamlı her gün aynı aktiviteyi robot gibi yapıyorsunuz ve bir yerden sonra sıkılmaya o eşeğe canını kaybettirmeye başlıyor.
Ama kilit nokta burada. Can sıkıntısı o kadar da kötü bir şey değil.
Hatta çoğu zaman başarılı insanı başarısızdan ayıran şey sıkıcılığa tahammül edebilmesinde yatıyor.
Kendimize şunu hatırlatalım.
Yaptığımız işten her zaman keyif almak zorunda değiliz.
Her zaman motive olmak zorunda da değiliz.
Hatta çoğu zaman isteksiz olmamız da gayet insani bir durumdur.
Ama daha iyi bir insan olmak için kendimizi zorluyoruz ve o can sıkıntısını benimsiyoruz.
Can sıkıntısına rağmen yapmamız gerekeni yapıyoruz.
Can sıkıntısıyla barış imzalamaya çalışın.
Çünkü can sıkıntısına karşı tahammülsüz olmak, iyi alışkanlıklar edilmeyi zorlaştırdığı gibi kötü olanların da kapısını aralıyor.
Kaç sefer can sıkıntısı yüzünden kötü bir alışkanlığınızı tekrar ettiğinizi hatırlayın.
Ekran saatini düşürmek istiyorsunuzdur ama gün içinde canınız sıkılır ve soluğu telefonda alırsınız.
Gece yatar girerken, tuvalete girerken, hatta sokakta, geçen ben pisuvarda bile telefon kullanan birisini gördüm.
Adam pisuvarda Instagram'da dolaşıyordu.
Her neyse sonuç olarak can sıkıntısını normalleştirmemiz gerekiyor.
Bırakın arada canımız sıkılsın.
Alışmaya çalışalım. Özellikle bir işin başına oturduğumuzda canımızın sıkılmasını hoş karşılayalım.
Bir süre sonra geçer muhtemelen.
Geçmese bile emin olun o can sıkıntısını bastırmak için kaçtığımız aktiviteler bize sonraları eksi olarak yansıyacaktır.
Araştırmacılar bir işin başına oturduğumuzda en iyi performansımızı sergilememiz için sınırımızın biraz üstünde bir hedef seçmek gerektiğini söylüyorlar.
50 dakikalık bloklar halinde çalışıyorsanız bir dahaki sefer 60 dakikaya çıkmayı denemek mesela.
90 kilogram bench press yapan birisinin 95 kiloda şansını denemesi ya da limitimizin üstüne az bir ekleme ile yeni çalışmalara başlamak bizi akış haline daha rahat sokacaktır.
Alışkanlıkların bir laneti var.
Evet podcast boyu alışkanlıklar kazanmana faydasından bahsetsek de hayatımızı kolaylaştıran bu sistemler...
Bazen gelişmemizi engelleyebiliyor.
Şöyle ki bir alışkanlığı başarıyla edindikten sonra o alışkanlık üstüne düşünmeyi bırakıyoruz.
Sonuçta yeterince iyi yaptığımızın farkında olduğumuz için otomatik pilota geçiyoruz.
Nasıl daha iyi yapabileceğimiz üstüne artık düşünmüyoruz.
Körü körüne bir alışkanlığa bağlanmamak gerekiyor oysa.
Örnek verelim. Her sabah yürüme alışkanlığı geliştirdiniz diyelim.
Uzun bir süre bu alışkanlık size iyi geldi ve başladığınız için minnettarsınız.
Ama bir süre sonra sabahları yürümek artık sizi o kadar da rahatlatmamaya başladı.
Hatta çalışma programınız sıkıştığı için yürüyüşlerinize bu sefer bir kaygı da işlik ediyor.
Böyle bir aşamaya gelmemiz bizlere alışkanlığın verdiği otomatik pilot halinden kurtulup yeni bir değişiklik yapmamız gerektiğini hatırlatır.
Yürüme alışkanlığımızı sabah yerine öğlen bir saate taşıyabiliriz.
Programımızı sıkıştırıyorsa yarım saat yerine 15 dakika yürümeyi seçebiliriz.
Esnek olmak Bir alışkanlık bize illaki ömür boyu fayda sağlayacak diye bir şey yoktur.
Kimliğimize esneme fırsatını vermemiz gerekir.
Başımıza gelenler, edindiğimiz tecrübeler bizi hiç ummadığımız yollara çıkarır.
Katı bir kimlik belirleyen kişi illaki bir yerde kırılım yaşayacaktır.
Esnek olan kimlikse uyum sağlar.
Kendimize çok spesifik ve katı bir kimlik kollamayalım.
Örneğin ben mühendisim demek yerine ben problem çözmeyi seven bir insanım diyelim.
Mühendisliğimizi de kapsayan genel bir ifade olsun.
Bazı askerler emekli olduktan sonra başka bir iş bulmakta sıkıntı yaşarlar.
Çünkü askerlik mesleği kimlikleriyle o kadar özdeşleşmiştir ki tüm mesleklere karşı uyumsuz gibi gözükürler.
Oysa bir kişinin kimliği, ben askerimden ziyade, ben disiplini ve takım çalışmasını, koordinasyon içeren işleri seven biriyim olmalıdır.
Kimliğimiz için seçtiğimiz ifadeler genel ve geniş olduğunda, yaşamın şartlarına daha kolay uyum sağlayabilir bir hale geleceğiz.
Evet arkadaşlar bu podcastlik benden bu kadar.
Kendinize iyi bakın ve bir dahaki podcastlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
