
Korkmayı Seviyorsun Çünkü Korkudaki Hakikati Arıyorsun
16 Ocak 2026 · 14 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
- KİTABIMI ALMAK İÇİN:
- Kitapyurdu
- https://www.yaykoop.com/kurcalamalar
Transkript
Altyazı M.K.
Hiç çocukluk korkunuz var mı?
Benim var hemen anlatayım. 7 yaşındaydım ve benden en az 5 yaş büyük kuzenlerimle beraber zaman geçiriyordum.
Kuzenlerim bir korku filmi izleyeceklerini, benim yaşımın bu tarz filmler için küçük olduğunu ve odada onları yalnız bırakmamı söylediler.
İlk başta dediklerini kabul ettim ama odadan çıktıktan sonra içimde kocaman bir merak oluşmaya başladı.
Korku filmi tam olarak nasıl bir şeydi?
Veya kuzenlerim neden izleyecekleri bu film için bu kadar heyecanlanmışlardı?
En son dayanamadım ve kuzenlerime gidip filmi ben de izlemek istiyorum dedim.
Israrıma dayanamadım. Ve tamam ulan gel dediler.
Keşke bu kadar inatçı olmasaydım.
Kuzenlerim Child's Play, çocuk oyunu ismindeki bir filmi izliyorlardı.
Filmde hayatını kaybeden bir seri katilin ruhu, oyuncak bebek Chucky'nin içine girmişti.
Chucky de hiç öyle bir oyuncak bebek gibi davranmıyor.
Eline bıçağı alıp çevresindekileri katlediyordu.
Tabi ben o zamanlar filme dair bu bilgilerin hiçbirini bilmiyordum.
Chucky'yi görünce her ne kadar o kızıl saçlarından ve masmavi gözlerinden ürpersem de korkumun seviyesi o kadar yüksek değildi.
Çünkü o yaşımda bir oyuncak bebeğin eline bıçak alıp insanları deşeceğini tahmin etmiyordum.
O gece hiç uyuyamamıştım.
Kaç gün sonra Chucky'nin rüyalarıma girmeye başlamasıyla anlamıştım ki bu oyuncak bebeği kolay kolay unutamayacaktım.
Kuzenlerimin uyarısına rağmen ısrarla izlemek istediğim Chucky kabuslarımın baş rol karakteri olmayı başarmıştı.
9-10 yaşlarıma geldiğimde Chucky'e duyduğum korkunun giderek azaldığını fark ettim.
Hatta o sıralar Google'a Chucky yazıp görsellere bakmak gibi tuhaf bir alışkanlık edinmiştim.
O an Chucky'nin suratına bakmak beni sadece korkutmuyor, tuhaf bir zevk de veriyordu.
Sanki korkumla savaşıyormuşum gibi hissettiriyordu ve o canlılık hissi hoşuma gitmişti.
Yavaştan kuzenlerimin o gün neden büyük bir heyecanla korku filmi izlediklerini anlamıştım.
Bir korku filmi izlemek, korku oyunu oynamak veya korku kitabı okumak, kısacası bir korku içeriği tüketmek biz insanların çok keyif aldığı bir aktivite.
Korkuyla olan bu bağımıza günlük hayattan birçok örnek bulabilirsiniz.
Sinemaya gittiğinizde vizyonda en az bir tane korku filmi görürsünüz.
Çıkan oyunlara veya kitaplara bakın.
İlla ki korku türüne dahil bir eser vardır.
Korku türünün bu kadar rağbet görmesinin bir sebebini, yapımının o kadar da zor olmamasına bağlıyorum.
İnsanlarda korku duygusunu uyandırmak o kadar da zahmetli değildir.
Arkaya bir gerilim müziği...
koyup ışıkları kapatıp karakterin eline fener verdiğin mi bu sahne bile insanları korkutmaya yetecektir.
Küçük bir ekibin elinden çıkan bağımsız oyunlara veya kısa filmlere dikkat edin.
Genelde korku türü tercih edilir.
Çünkü az bir maliyetle insanları korkutabilmek gayet kolaydır ve insanlar her ne kadar ucuz yöntemlerle de olsa korkutulmayı severler.
Oyun yapımına ilgili olduğum zamanlarda ben de bu durumu fark etmiştim.
Bir oyun yapmak istiyordum ama bir türlü hangi türde oyun geliştireceğime karar verememiştim.
Strateji veya bulmacı oyunu geliştirmek mekanik açıdan epey meşakkatli bir süreçti.
Oysa basit bir korku oyunu hazırlayabilirdim.
Bir haftalık uğraş sonucu hazırladığım korku oyununa açıklamadaki linklerle ulaşabilirsiniz.
Oyunumun reklamını yaptığımı düşünmeyin.
Oyunu oynarsanız ne kadar baştan salma olduğunu görürsünüz.
Reklam yapılacak bir oyun değil.
Oyundan korkmak için kendinizi biraz zorlamanız gerekiyor.
Ben kendi oyunumu oynarken... Korktum çünkü kolay korkan biriyim.
Bir arkadaşıma oynattığımda uykusu gelmişti, diğeri dalga geçmişti.
Bunun sebebi benim korkmaya dünden hazır olmam olabilir.
Ama bu oyunu hazırlarken neden kısa filmlerin ve küçük oyunların özellikle korku türüne odaklandığını daha iyi anladım.
Korku atmosferini sağlamak sandığımızdan daha kolay.
Bu kısımda sizlere kitabımdan bahsetmek istiyorum.
Evet, Kurcalamalar isminde bir kitap yazdım.
Hatta bu podcast'ta bahsettiğim konu aslında kitabımdaki denemelerden bir alıntı.
Kitabımda kimi zaman sosyal anksiyetimi nasıl yendiğimden, futbolcular ve Allah arasındaki ilişkiden, merak duygusunun tehlikeli tarafından ve acı çekmenin sanatçılarının işine yarayıp yaramadığından bahsettim.
Eğer videolarımdaki veya podcastlerimdeki anlatım tarzını seviyorsan, denemeler türünde yazdığım kitabımı da seversin.
Açıklamaya kitabımı satın alabilmen için link bıraktım.
Kitabıma bir şans verdim. Şimdi konuşalım.
Korkuyu neden seviyoruz?
Sanat felsefesinde korku paradoksu isminde bir problem mevcut.
Korku duygusunun hayatımızdaki yerini düşünelim.
Negatif bir duygudur değil mi?
Korku duygusundan kaçınırız.
Oysa kurgusal eserlerde korkudan hiç de kaçınmayız.
Tam tersi kendimizi bile isteye korku eserlerine maruz bırakırız.
Korku paradoksunu kabaca şöyle özetleyebiliriz.
1- Korku eserleri negatif bir duyguya sebep olur.
2- İnsanlar negatif duygulardan kaçınmaya meyillidir.
3- Korku eserlerinden kaçınmayız.
Bu paradoksu çözebilir miyiz?
Önce ilk maddeden başlayalım.
Korku eserleri negatif bir duyguya sebep olur demek çok doğru değil.
Çünkü gerçek hayatta hissettiğimiz korku duygusuyla, korku eserleri tüketirken hissettiğimiz korku duygusunu bir tutmak yanlış olacaktır.
İkisi de isim olarak korku duygusunu bize yaşatsa da aralarında yapısal farklar bulunmakta.
Slasher türündeki korku filmlerini biliyorsunuzdur.
Bu korku türünde genellikle bir sapık, yüzüne geçirdiği maske ve elindeki bıçak veya testere gibi kesici aletle hedefindeki tüm insanları katletmeye çalışır.
Bu senaryonun gerçekte yaşadığı...
Korku eserleri tüketirken benim başıma gelmiyor rahatlığı mevzuya bambaşka bir boyut katar.
Ayrıca korku eserleri...
Korku eserlerini tüketirken kontrol nihayetinde bizim elimizdedir.
Bir korku oyunu oynuyoruz ve çok mu korktuk?
Oyunu durdurabiliriz. Korku filmi haddinden fazla rahatsız ettiyse, kumandayla televizyonu kapatmamız tek bir tuşa bakar.
Korku kitabını canımız istediği zaman kapatıp bir daha hiç açmayabiliriz.
Korku eserlerini tüketirken içten içe bu kontrolün bizde olduğu farkındalığı, korkunun bize olan yansımasının da belli bir işin üstüne geçmesini engeller.
Oysa gerçek hayattaki korku öyle mi?
Kovalayan sapık örneğinden devam edelim.
korktum deyince o sapık kovalamaktan vazgeçmeyecektir.
Korku gerçek hayatta bizi gafil avlar.
Sabunmasız bırakır. Gerçekteki ve kurgudaki korku duygusu arasındaki farkı insanların suratlarındaki ifadelerden bile görebilirsiniz.
Arkadaşlarınızla korku filmi izlediğiniz anları hatırlayın.
Korkunca verdiğimiz tepkinin içinde küçük de olsa bir sırıtış gizlidir.
Tam o dehşet halini görmeyiz ve ifademiz alttan alta keyif aldığımızın ipuçlarını taşır.
İnsanlar korku filmi izlerken oldukça komik ve de keyif alıyormuş gibi gözükürler.
Oysa gerçek hayatta korku dolu bir an yaşayan insanın ifadesinde o dehşetin izi çok bellidir.
Hayatında biz yetişkin insanlar, kurgusal ve gerçek korku arasındaki ayrımı en baştan yaptığımız için böyle durumlarda nabza göre şerbet vermeye, yani kurgusal korku içeriklerini tüketirken kendimizi gerçekteki kadar kaptırmamaya
programlıyız. Kurduğum cümlede yetişkin ifadesini özellikle kullandım.
Çünkü bir çocuğa korku filmi izlettiğiniz takdirde işler birazcık karışabilir.
Bir çocuk yetişkin bireyin aksine o korku içeriğinden samimi bir şekilde korkacak ve hatta suratına o dehşet duygusu kaplayacaktır.
Çocukta gerçekle kurgu arasındaki ayrım tam oturmadığından izlediği içeriği gerçek sanması gayet mümkündür.
Korku duygusunu bir spektrum gibi düşünelim.
Bize keyif veren kısmı olduğu gibi dehşeti düşüren kısmı da var.
Sonuç olarak korku eserlerinin bize yaşattığı duygunun başımıza gelen korku duygusundan sıyrılıp kendine has tarafları olduğunu ve her daim kaçındığımız o negatif duygular sınıfına koyulmaması gerektiğini düşünüyorum.
İşin bir de hormonal boyutuna odaklanmamız gerekiyor.
Korku içerikleri tüketirken beynimizin içinde havai fişekler patlar desek o kadar da abartmış olmayız.
Bir kere salgıladığımız adrenalin hormonu sonucu kalp atışımız hızlanır.
Kaslarımıza daha fazla oksijen, beynimize daha fazla kan gider ve daha canlı hissederiz.
Sanki bir linkte hayatının maçına çıkacak boksörün heyecanını bizler oturduğumuz koltukta yaşarız.
Tehlikeyi severiz lakin hayatımızda bu tehlike hissiyatını suni bir şekilde yaratmanın maliyeti bazen ciddi boyutlara ulaşır.
Adrenalin bağımlıları gibi skydiving yapmak biz normal insanlara o kadar da iyi gelmeyecektir.
Ama korku içerikleri bize adrenalini en güvenilir yoldan verir.
İlk başta beynine tükettiğin bu içeriğin gerçek olmadığını hatırlatır.
Ama bir taraftan da vücudunun bu içeriğe sanki gerçekmiş gibi reaksiyon vermesine izin verir.
Ucuz bir maliyetle bize bu kadar adrenalin sağlayacak başka bir aktivite var mı bilmiyorum.
Adrenalin hissi bir yana o içeriğin sonuna geldiğimizde salgılanan dopamine özellikle dikkat çekmek gerekir.
O kadar korku dolu andan vahşeti iliklerimize kadar hissettiğimiz sekanslardan sonra bir korku içeriğini başarıyla bitirebilmenin verdiği zevk apayrıdır.
Hele ki bazı korku içerikleri yer yer bizlere acaba devam etmesen mi sorusuyla baş başa bırakır.
Beklediğimizden daha fazla korkmuşuzdur ama buna rağmen korku içeriğini inatla bitirmeyi başarırsak salgılanan dopamin hormonu bizlere bir mücadelenin üstesinden gelme tatminini yaşar.
Adrenalinden dopamina uzanan bu hormonal yolculuk ne kadar cazip gözüküyor değil mi?
Bir yandan da bilinçaltımızdaki kaba duygular kendini ifade etme fırsatını buluyor.
Bir nevi katarsis yaşıyoruz.
Korku içeriği tüketirken öfkeleniyoruz, kaygılanıyoruz ve tüm o dehşet sıkıntılarından sonra duygusal bir boşalım yaşıyoruz ve rahatlıyoruz.
Bu yolculuğu bir de arkadaşlarla yaptığınızı düşünün.
İşin keyfi katlanarak artar.
Zaten korku içeriklerinin yalnız değil de insanlarla beraber tüketmenin daha keyifli olduğunu düşünüyorum.
Korkunun verdiği birliktelik ve kenetlenme hissini tanımadığımız insanlardan oluşan bir sinema salonunda bile yaşamak mümkün.
Korku insanları birbirlerine yakınlaştırır.
Filmdeki o korkunç canavarla sanki beraber mücadele ediyormuş hissinin ne kadar keyifli olduğunu bildiğimizden arkadaşlarla yapılan ev buluşmalarının vazgeçilmezi ekiple beraber korku filmi izlemektir.
Özellikle sosyal medyada korkunun birleştirici gücüne yönelik sağlam bir örnek görmek istiyorsanız video oyunları üzerine let's play tarzı içerik üreten yani oyun oynarken bir taraftan kendini kayda alan veya canlı yayın yapan içerik üreticilerine
bakın. Bu içerik üreticilerinin büyük bir kısmının oyun olarak korku türünü seçmesi tesadüf değildir.
Hatta 100 milyondan fazla abonesi bulunan YouTube efsanesi PewDiePie'in en unutulmaz içerikleri kendisinin korku oyunu oynadığı içeriklerdi.
PewDiePie'in korkarken oldukça komik gözükmesinin yanı sıra onu izleyen insanların da kendisiyle beraber korkmaları YouTube kanalında bir community hissiyatı oluşturuyordu.
Şu ana kadar odaklandığım noktalar korku içeriklerinden aldığımız zevke yönelikti.
Ama şimdi rotayı biraz farklı bir yöne kırıp şu soruyu soralım.
Korku eserleri bize fayda sağlayabilir mi?
Bu içerikler gerçek hayatta deneyimlediğimiz korkulara yönelik bize bir güç verebilir mi?
Ne alakası var diye sorabilirsiniz.
Hatta başlarda gerçek hayattaki korkuyla içerikler arasındaki korkunun farkına değinmiştim.
Korku içeriği bize nasıl gerçek hayatta yardım etsin ki?
Ama bu konuda iki tane ilginç araştırma bulunmakta.
Örneğin bir araştırma korku içeriklerini devamlı tüketen kişilerin yani başka bir tabirle korku fanlarının Covid-19 pandemisi sırasında diğer insanlara kıyasla psikolojik açıdan daha dayanıklı olduğunu ortaya koydu.
Korku fanları tükettikleri içeriklerin vazgeçilmezi olan kıyamet sonrası senaryolar ve hayatta kalma mücadelesine kurgusal olsa da maruz kaldıkça bir nevi pandemi antrenmanı yapmış oldular.
Başka bir araştırma ise anksiyete semptomlarını tedavi etmek amacıyla kurgusal korkunun kullanılabileceğine dikkat çekti.
tüketmenin yapısal olarak maruz kalma terapisinden o kadar da farklı olmadığını belirtmemiz gerekiyor.
Maruz kalma terapisinde adı üstünde korktuğuna kendini maruz bırakıp bu korkuyu yenmen sağlanır.
Korku içeriğinde de benzer bir şekilde o korkunç sekansada maruz kalmana rağmen devam etme motivasyonu vardır.
Korkuyu iliklerine kadar hisseder ve buna dayanmayı öğrenirsin.
Korku içerikleri tüketirken sanki gerçek hayattaki korkularımızla olan mücadelemizin bir nevi simülasyonunu yaşarız.
Nihayetinde korkuyu neden sevdiğimizin tek ve basit bir cevabı yok.
Ama son olarak eklemek istediğim bir nokta bulunmakta.
Korku duygusu yaşadığımız hayata dair ciddi bir hakikat barındırıyor.
Ve bu yüzden korku kavramına dair içimizde işlenmiş bir merakımız bulunuyor.
Korku ilgimizi çekiyor. Çünkü ilk başta hayatın kendisi korkunç.
İnsan doğası gereği bilmek ister diyordu Aristo.
Ve biz de hakikate dair merakımızın peşinden giderken yolumuz ister istemez korkuyla kesişiyor.
Hayatın her kılcal damarına yayılmış bir duygu nihayetinde.
Vahşi doğa belgesellerine bakın.
Canlıların hayatta kalmak adına birbirlerini kan ve vahşet içinde yediklerini görürüz.
Bundan hala korku filmi var mı?
Zombi filmleri vahşi doğa belgeselleri yanında çizgi film gibi kalır.
Sadece vahşi doğadaki canlılar değil, insanlığın da barbar taraflarından kaçamıyoruz.
Üçüncü sayfa haberleri, pis pisine işlenen cinayetler, tarihteki katliamlar.
İnsanlara bakıp da içimizdeki vahşi tarafa dair ürperti hissetmeyen var mı?
İnsan doğarken bile yürüpermiş bir halde dünyaya geliyor.
Ve geri kalan hayatında ölüm korkusu peşini bırakmıyor.
Yaşam öyle tamamen korkunç olarak baktığımı düşünmeyin.
Elbette bu hayatın zarif ve yaşanılmaya değer tarafları da var.
Ama korku hayatımızın vazgeçilmez bir parçası.
Ve belki de bu yüzden korkuyu bu kadar seviyoruz.
Çünkü korkunun içine gizlenmiş hakikatlerin peşindeyiz.
Ve evet bu podcastlik benden bu kadar arkadaşlar.
Belirttiğim gibi kitabımı almak istiyorsanız açıklamadaki linklere göz atabilirsiniz.
Bir dahaki podcastlerde görüşmek üzere.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
