
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
*Antinatalizm’i hiç duydunuz mu? Doğum karşıtlığı desem çok daha anlaşılır olacaktır.Antinatalizm yani bu dünyaya bir insan getirmeyi reddetme fikri özellikle son yıllarda epeybir ivme kazandı. Doğum oranlarımız düştü ve etrafımızda, tıbbi açıdan hiçbir sıkıntısıolmamasına rağmen sadece öyle karar verdikleri için çocuk sahibi olmayı reddeden çiftlergörüyoruz. Antinatalizm görüşü gerek bu fikri destekleyen, gerek de desteklemeyen, yaniçocuk yapmanın aslında iyi bir şey olduğunu düşünen argümanlarla beraber felsefeningerçekten hayatın içinden ve derin konularından birisi.
- Kaynak makale: https://iep.utm.edu/anti-natalism/
Transkript
Antinatalizmi hiç duydunuz mu? Doğum karşıtlığı desem çok daha anlaşılır olacaktır.
Antinatalizm yani bu dünyaya bir insan getirmeyi reddetme fikri özellikle son yıllarda epey bir ime kazandı.
Doğum oranlarımız düştü ve etrafımızda tıbbi açıdan hiçbir sıkıntısı olmamasına rağmen sadece öyle karar verdikleri için çocuk sahibi olmayı reddeden çiftler görüyoruz.
Antinatalizm görüşü gerek bu fikri destekleyen gerek de desteklemeyen yani çocuk yapmanın aslında iyi bir şey olduğunu düşünen argümanlarla beraber felsefenin gerçekten hayatın içinden ve derin konularından birisi.
Kabaca argümanlardan bahsedecek olursak, antinatalizm için insancıl isminde bir argüman vardır bir kere.
İnsancıl argümana göre bu dünyaya gelen herkes belli acılarla sınanır ve eğer biz o insanı ilk başta dünyaya getirmemeyi seçerek aslında o kişiye bir iyilik yapmış oluruz.
Bu argüman genelde filozof David Benatar'ın asimetri görüşünden beslenir.
Peki nedir asimetri görüşü?
Benatar'a göre acı ve zevk kavramları arasında bir asimetri vardır.
Acının yokluğu kesinlikle iyi bir şeydir.
Ama zevkin yokluğuna direkt kötü bir şey diyemeyiz.
Yani biri çıkıp da var olmak keyifli bir şey, o yüzden bu var olma zevkini çocuklarıma da tattırmak istiyorum diyerek dünyaya çocuk getirmeyi seçiyorsa acı ve zevk arasındaki asimetriyi gözden kaçırmış olur.
Zevkin var olup olmaması.
Acının var olup olmamasına kıyasla çok daha hafiftir çünkü.
Bu argümanda rıza kavramının da payı büyüktür.
Bir çocuğu dünyaya getirdiğimizde doğal olarak o çocuğun rızasını alıp almamak, Yani dünyaya gelmek isteyip istemediğini ona sormak mümkün değildir.
Yani bir çocuğu onun rızası olmadan acı dolu bir dünyaya getirme eylemi ahlaksızdır bu görüşe göre.
David Benatar'ın görüşlerini podcast'in ilerleyen kısımlarında daha derinlemesini inceleyeceğiz.
İnsancıl argümanın yanında bir de insan karşıtı argümanı vardır.
Bu argümana göre insan diye bir canlının bu dünyada var olması en başta kötü bir şeydir.
İnsan dediğin doğayı yakıp yıkar, birbirlerine acı verir, hayvanları katleder.
Yani insan dediğimiz canlı yapısı geri kötücüldür ve insansız bir dünya daha iyi, huzurlu bir dünya olacaktır.
Antinatalizme karşı en şiddetli itirazlar ise dini cepheden gelir.
Semavi dinlere göre bir insan yaratmak Tanrı'ya mahsustur.
İnsanlar sadece bu süreçte bir aracı görevindedir.
Ve bir canlılığın yaşayıp yaşamayacağına karar vermek sadece Tanrı'nın elindedir.
Şu ana kadar antenatalizmin sadece ufak bir kısmının üzerinden geçtik.
Ama siz bu argümanları dinlerken bile kafanızda antenatalizmi destekleyen veya karşı çıkan fikirler oluşmaya başlamıştır bile.
Bu fikirlerinizi bir yere bırakmayın çünkü şimdi derinleşmeye başlıyoruz.
Antinatalizm deyince felsefe camiasında ilk akla gelen kişi David Benatar ve kendisinin asimetri argümanıdır.
Benatar bu antinatalizm felsefesinin en şiddetli savunucularındandır.
Hatta meraklıları için kendisinin Keşke Var Olmasaydık isminde bir kitabı da bulunmakta.
Antinatalizm konusunda fikirleri de çok sert bu arada.
İsteyen doğursun, isteyen doğurmasın ama ben bu dünyaya çocuk getirmeyeceğim gibi ılımlı takılmaz.
Bu dünyaya bir çocuk getirmenin kesin bir şekilde ahlaksızca olduğunu savunur.
Ona göre bu dünyadaki acıların kötülük problemlerinin ötesinde tek bir problem vardır.
Bu dünyaya gelmek. Savunduğu fikrin toplum tarafından ne kadar zor kabul göreceğini de bilir.
Gerek evrimsel gerek dini açıdan binlerce yıldır insanların en büyük motivasyonlarından birisidir üremek.
Peki Benatar bu kadar radikal fikirlere neden sahip oldu?
Antinatalizme karşı getirilen en yüzeysel argümanlardan birisi yaşamın o kadar da kötü olmayışıdır.
Yani evet hayatta feci acılar vardır fakat yaşam yine de güzelliklerle doludur.
En azından hayattayız be abi deriz ve bir şekilde gizemli bir içgüdü bizi yaşama bağlar.
Cidden felaket travmalar yaşamış, açlık sınırında bir insan bile yaşamdan öyle kolay kolay kopmaz.
Fakat Benatar'a göre en azından hayattayız be abi görüşü ciddi bir yanılgıya sahiptir.
Çünkü çoktan hayattasındır.
Senin cevapladığın soru dünyaya gelmeli mi gelmemeli mi değil de yaşamaya devam etmeli mi etmemeli mi sorusudur.
Çoktan dünyaya geldin ve yaşıyorsun.
E madem ki dünyaya geldin en azından devam ederim diye düşünüyorsun.
Çoktan var olduğun için yaşamı temellendirmeye çalışıyorsun.
Oysa Benatar dünyaya gelenler için yaşamak iyi bir şey miden ziyade en başta bu dünyaya gelip gelmemek iyi midir sorusuna odaklanır.
Asimetri argümanını da bu hayatın iki temel kavramından acı ve zevkten hareketle inşa eder.
Hayatlarımızı düşünelim. Günün sonunda bu yaşamda deneyimlediğimiz en temel iki durum vardır.
Acı ve zevk halleri. Yemek yeriz, dizi izleriz, başarılı oluruz ve bir zevk alırız.
Bir yakınımızı kaybederiz, ihanete uğrarız, ayağımızı kırarız ve acı çekeriz.
Yaşımı değerli bulan bir kişi bir yerlerde yaşımın zevklerine odaklandığı için yaşıma bu değeri atfediyordur.
Fakat Benatar'a göre acı ve zevk birbirleriyle kıyaslanmayacak kadar bambaşka kavramlardır.
Başlarda bu iki kavram tamamen birbirine zıt gibi gözükür.
Yin ve yang gibi. Acı çekmek kötüdür, zevk iyidir.
Ama Benatar bu iki kavrama yoksunluk açısından yaklaşır.
Acının yokluğu gerçekten iyi bir şeydir.
Fakat zevkin yokluğu için aynı şeyi diyebilir miyiz?
Zevkin yokluğu acının varlığı kadar kötü bir şey değildir en azından.
Acı zevkten çok daha şiddetli ve bambaşka bir kavramdır.
Ve dünyaya bir çocuk getirdiğinde o çocuk muhtemelen bu dünyadan zevk alacaktır.
Fakat bu aynı çocuk kesinlikle acı da çekecektir.
Acı ve zevkteki bu asimetri payı Benatar'a göre doğum karşıtlığı için en büyük sebeptir.
Biraz da Benatar'ın fikirlerine karşı çıkan argümanlara geçelim.
Benatar ne demişti? Yaşamaya devam etmekle dünyaya gelip gelmemek birbirinden farklı konular.
Birisi çıkıp dünyaya çocuk getireceğim çünkü yaşamak her şeye rağmen iyi bir şey dediğinde o kişi çoktan var olduğu için böyle düşünüyordu.
Oysa Benatar'ın odak noktası halihazırda var olduğun yaşamın yaşanmaya değer olup olmadığı değil de en başta bu dünyaya gelip gelmemekti.
Fakat neden ikisi arasında böyle bir ayrım yapıyoruz ki?
Bir kişi nihayetinde çektiği tüm acılara rağmen kendi canına son vermeyip yaşamaya ısrarla devam ediyorsa.
Aynı şekilde dünyaya getireceği kişiden de aynı performansı bekleyebilir gayet.
O kişinin evladı da dünyanın çeşitli acılarını deneyimler.
Fakat nihayetinde bebeğini gibi yaşama karşı tutunmaya çalışır.
Benatar ısrarla acı kavramının zevke kıyasla ne kadar yıkıcı ve şiddetli olduğunu savunur.
Zevkin gücü 10'sa acının gücü 10 milyondur.
Fakat yaşamdaki bazı zevklerin de gayet acıya kıyasla milyon kat üstün olduğunu söyleyebiliriz.
Mesela belli acılarla sınanmış bir adamın sağlıklı bir evliliği vardır.
Ve bu evliliğin ona verdiği zevk o kadar yoğundur ki...
Bu adamın o acılara karşı tahammül eşiği de yükselir.
Burada zevk kavramını daha çok bir anlam gibi düşünebiliriz.
Nasıl ki acı konusunda hayatın bir sınırı yoksa, benzer şekilde zevkli ve değerli bir yaşamın da sınırı yoktur.
Benatar için insanlar ısrarlı bir şekilde yaşamın sanki yaşanmaya değerli oldukları konusunda kendilerini kandırmaktadır.
Fakat bu kadar insanların yıllarca kendini kandırabilmesinde de bir gariplik var.
İnsanların büyük bir kısmı her şeye rağmen bu hayata ısrarlı bir şekilde bağlanıyorsa, tüm bu durumu kendimizi kandırmak olarak tanımlamak eksik kalıyor sanki.
Yaşamla olan bağımızda örtük bir hakikat gizli demeyi tercih ederim ben.
Benatar'a karşı gelen başka bir argümana geçelim.
Bu argüman bir kadın felsefeci olan Christine Overall'dan geliyor.
Ve Overall antinatalist bir dünyanın kadınlar açısından, özellikle hamile kadınlar açısından bir tehlike teşkil ettiğine değiniyor.
Diyelim ki tam da Benatar'ın istediği gibi antinatalist bir dünya yarattık.
Ve hani olur ya Hasper Kader bir şekilde bu dünyada bir kadın hamile kaldı.
Şimdi o kadına karşı nasıl bir tavır uygulanacak?
Zorla kürtaja mı maruz kalacak?
Veya bu kadın hamileyken ve doğacak olan bebeğiyle bir bağ kurmuşken birileri çıkıp da bebeğinle olan duygusal bağı boş ver.
Onu bu dünyaya getiremezsin mi diyecek?
Overall antinatalist bir dünyanın temelde kadınlara karşı baskıcı olacağını düşünürken Benatar'da tam tersi şekilde.
Eğer doğum karşılıklığı yaygınlaşırsa kadınlara birer damızlık gözüyle bakılmaktan vazgeçilecek.
Beni düşünüyor. Hazır hamilelik, kürtaj ve rıza gibi konulara değinmişken antenatalizme karşı başka bir argümana geçebiliriz.
Şimdi ben atarım bu dünyaya çocuk getirmeye dair bir argümanı da o çocuğu rızası olmadan dünyaya getirmekti.
Peki karşı tarafın rızası olmadan yapılan her şeye yanlış mı deriz?
Bir kişinin rızasını almadan o kişiye iyilik yapamaz mıyız mesela?
Şöyle bir örnek düşünelim. Bir adam yanmakta olan bir aracın aşağısında sıkışıp kalmış.
Araç birazdan patlayacak ve adam ölecek.
Ve siz de gelip bu adamı kurtarmaya çalışıyorsunuz.
Fakat bu adamı kurtarmanın tek yolu adamın araç altında kalmış kolunu kırmak.
Arabanın patlama zamanı yaklaştığı için oturup bu adamı bak kolunu kıracağım ama kurtulacaksın diye ikna etmeye çalışacak zamanın bile yok.
O yüzden sen de tak diye adamın kolunu kırıp onu arabadan çekip kurtarıyorsun.
Ve adam da hayatını kurtardığın için sana minnettar kalıyor.
Böyle bir senaryoda o adamın kolunu kırarken teknik olarak onun rızasını almamışızdır.
Fakat nihayetinde o adam, bizim onu kurtardığımız için bize karşı minnettardır.
Şimdi farklı bir senaryo düşünelim.
Trilyoner ve yardımsever bir iş adamı var.
İsmi Fatih olsun. Fatih özel uçağıyla bir adadan geçerken bu adadaki vatandaşların fakir olduğunu görüyor.
Ve aklından şöyle bir yardım fikri geçiyor.
Ben uçakla bu adanın üstünden uçarken yukarıdan onlara kocaman altın küpleri alsam.
Ki bu altın küpleri milyon dolar değerinde.
Ve adadaki insanlar da maddi imkanlarını bu altın küplerle düzelse.
Lakin şöyle bir sıkıntı var.
Fatih'in uçağından adaya attığı altın küpler o kadar ağır ki adaya düştüğünde muhtemelen oradaki birisini yaralayacak.
Koluna başına ağır bir darbe almış olacak.
Ama Fatih yine de altın küpler atma kararının mantıklı olduğunu düşünüyor ve planını gerçekleştiriyor.
Tam da beklediği gibi bu adadaki insanların yukarıdan aniden düşen altın küpler yüzünden ila ayağı kırılıyor.
Fakat artık garibanlık içinde yaşamıyorlar.
Araç altından adam kurtarma örneğinde olduğu gibi bu örnekte de karşı tarafın rızası sorulmadan, senin kolun kırılacak ama zengin olacaksın kabul mü gibi bir soruyla gelmeden direkt rızasız verilmiş bir karar var.
David Benatar'da argüman kurarken buna benzer rızasız gerçekleşen eylemden bahsediyor.
Fakat onun da düştüğü bir yanılgı var.
Arabadan adam kurtarma veya uçaktan altın küp atma örneklerinde gerçekte var olan insanlar var.
Oysa Benatar'ın argümanında rıza gösterebilecek bir kişi bile yok ki.
Hayalli bir kişiden bahsedip bu kişi dünyaya gelmeye razı olup olmaz mıydı sorusunu kurcalıyoruz.
Daha var olmamış biri üzerinden rıza argümanı yaratmaya çalışıyoruz.
Antinatelizmi destekleyen başka bir argüman da Christopher Bell Show'dan geliyor.
Ve bu da epey ilginç. İstismar argümanı diye geçiyor.
Belşav'a göre bizler acı çeken bir hayvan gördüğümüzde onun yaşamına bir son vermek isteriz.
Belşav için bebekler aslında insandan ziyade hayvana daha yakın canlardır.
Psikolojileri tam oturmamıştır, farkındalıkları yoktur.
Ve bir bebeğin büyüyüp insan olması, dünya karşısında bir farkındalık kazanması ve hayatın acılarını öğrenmesi Belşav için bir nevi istismardır.
Bizler bu dünyaya bir insan getirerek aslında başta hayvansa olan bebekleri istismar ederek onları hayvan olmaktan bile kötü bir durum olan insanı dönüştürüyoruz.
Antinatalizme gelen itirazlara geri dönelim.
Birçok kişiye göre bu dünyaya bir çocuk getirmenin en temel sebeplerinden birisi çocuk sahibi olmanın o kişinin yaşamına bir anlam katmasıdır.
Çocuk sahibi olan kişinin sorumluluk bilinci artar.
sadece kendisi için değil de ailesi için mücadele ettiği bir yaşam tarzını benimser.
Antinatalizme gelen başka bir itiraz da bu görüşün insanları intihara özendirmesidir.
Madem ki dünya bu kadar acı dolu hatta çocuk getirmeye bile değmeyecek bir yerdir.
O zaman hali hazırda var olmuş kişiler neden yaşamlarına son vermesinler ki?
Dünyaya bir çocuk getirmeye karşı bu kadar karamsar bakan bir kişi gayet de yaşamını idame ettirme kısmına da karamsar bakabilir.
Bu kısımda antenatalizmi destekleyen başka bir argüman çeşidine geçelim.
İnsancıl argümanda insanlara acıdığımız için onlar dünyaya gelmesin diyorduk.
İnsan karşıtı argümandaysa insanların dünyaya yaptıklarına acıdığımız için dünyaya gelmesinler diyoruz.
Yani insan o kadar kötücül bir canlıdır ve çevresine zarar verir ki var olmasın daha iyi anlayışı.
Peki bu görüşü savunanlar insanların dünyaya tam olarak nasıl zarar verdiklerini düşünüyor?
Birincisi insanların birbirlerine verdikleri zararı söyleyebiliriz.
İnsan doğasının o kadar da imser olmadığı herkesçe bilinen bir gerçektir.
Savaşlar başlatırız, birbirimizin kuyusunu kazırız, belli bir gruptan nefret ederiz.
İnsan insanın canını yakar.
Cinsel saldırılar, işkence dolu ölümler ve bir hiç uğruna işlenen ve namus adı altında gizlenen cinayetler.
Her gün haberlerde görüyoruz işte.
David Benatar'a göre insan o kadar yıkıcı ve kendi türüne düşman bir canlıdır ki insanlar toplum haline geldikçe dünyadaki acı problemi daha da çetinleşir.
Benatar ayrıyeten insanların hayvanlara ve çevreye verdiği zararlardan da söz eder.
Her gün yüz binlerce hayvanın öldürülmesi.
ozon tabakasına verilen zararlar, iklim krizi veya karbondioksit emisyonunun yıllar geçtikçe artması ve bizden sonraki gelenlere daha kötü bir dünya bırakmamız vs.
vs. Dinlerin antenatalizme karşı olumsuz bir tavrı olduğunu hepimiz biliriz.
Hiçbir dinsana çocuk yapma böyle bir dünyaya değmez diye bir şey demez.
Bir kere dinlerin ilk başta o dine inanacak insan yığınına ihtiyacı vardır.
Fakat gariptir ki din felsefesinde antinatalizmin neden yanlış olduğu da pek konuşulmamıştır.
Sanki bu camiada antinatalizm pek de ciddiye alınmıyor gibidir.
Bunun sebeplerini düşünmeye çalışalım.
İntihar veya kürtaj gibi eylemler İbrahim'i dinlerde genellikle yanlış olarak görülür.
Tanrı'nın sana verdiği canı alma hakkı senin elinde olmadığı gibi Tanrı tarafından yaratılmış bir petüsü ve ruhu da almak dinde sıkıntı teşkil eder.
Antinatalizm aslında ateistik bir düşüncedir çünkü ahiret inancını kabul etmez.
Oysa bir din gayet de ahiret inancıyla antinatalizm felsefesine itiraz getirebilir.
Evet bu dünya acılarla dolu.
Eğer sadece yaşamımız bu maddi dünyadan ibaret olsaydı antinatalizm mantıklıdır fakat ölünce mesele bitmiyor.
Tam tersi yeni başlıyor.
Yani bu dünyada yaşadıklarına bir şekilde katlan ki öbür dünyada bu tarz sıkıntılar çekme.
Bir din kabaca antinatalizme böyle bir itiraz getirebilir.
Birçok problemde olduğu gibi antinatalizm problemini de dinler ahiret inancıyla bir şekilde savuşturabiliyor.
İnsan insana, hayvana dua yaptığı kötülükleri de bir din özgür iradeyle savuşturabilir.
Tanrı insanları test eder ve bu testin en büyük güvencesi de insanlara özgür irade vermesidir.
İnsanlar kendi iradeleriyle bir yanlış yapıyorsa bunun cezasını da bir şekilde çekeceklerdir.
Yani Tanrı diyor ki öyle ya da böyle bu dünyada bir şekilde yaşamaya bak.
Çocuk da getir ki bana inanacaklar çıksın.
Ama doğum karşıtlığını savunma.
Çünkü bu dünyaya getireceğin çocuk acılarla büyüse bile öte dünyada ben onun hesabına bakmış olacağım.
David Benatar keşke var olmasaydı kitabında.
Antinatalizm uğruna sunduğu tüm bu argümanların işe yaramayacağını ilk baştan itiraf etmiştir.
Kitabını okuyan neredeyse herkesin çocuk sahibi olmaya devam edeceğini söyler.
Ve evet gerçekten de Benatar'ın bu kitabı insanların doğum karşılığına dair fikirlerini o kadar da etkilememiştir.
Ancak hali hazırda bu fikire yatkın olanları etkilemiş olabilir.
Fakat şöyle düşünelim. Diyelim ki Benatar'ın fikirleri herkes tarafından kabul gördü.
Ve dünya üzerindeki tüm insanlar birden antinatalist olmaya karar verdi.
Böyle bir senaryoda kaçınılmaz olan insan ırkının soyunun tükenmesidir.
Yaklaşık 70-80, hadi bilemedin 100 sene sonra dünya üzerinde tek bir insan bile kalmaz.
Böyle bir dünyada yaşadığınızı düşünsenize.
Koca dünyadaki insan sayısı giderek azalıyor.
En son bir avuç insan kalıyorsunuz koca dünyada.
Evrimimiz, kültürel kullarımız bizi hep hayatta kalmaya ve üremeye kodlamışken, böyle bir antinatalist senaryoda insan tabiatının feci bir krize gireceğini söyleyebiliriz.
Antinatalizm hep acı problemine bir çözüm arayışıyla harekete geçmiştir.
Fakat neslinin tükenmekte olduğunu gören o bir avuç insanın da nasıl bir acıya maruz kalacağı üstüne pek düşünmez.
Evet, antinatalizm felsefesini sizlere argümanlarıyla, itirazlarıyla anlatmaya çalıştım.
Bu podcastlik benden bu kadar ve bir dahaki podcastlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
