
- Bu podcast Hiwell hakkında reklam içerir
- PORTAL10 indirim kodundan faydalanabilirsiniz
- Daha fazla bilgi için: https://hiwell.app/portalileyansıma
- Anton Çehov'un insanın içine oturan hayatı
- Kitap: Robert Greene, İnsan Doğasının Yasaları
Transkript
Bir biyografi okumak, bir kişinin hayat hikayesine odaklanmak...
Bana çok keyif veren bir aktivite.
Çünkü dikkatli baktığın zaman her insanın hayatında kendine katacak bir şeyler bulabiliyorsun.
En basit zannettiğimiz insan bile hayatı boyunca önemli şeyler yaşıyor çünkü.
Ve o hayata odaklandığımızda kendimize dair dersler de çıkarabiliyoruz.
Rus yazar Anton Chekhov'un hayat hikayesi beni çok etkiledi.
Çünkü benim de kendi içimde mücadele ettiğim bazı dertleri Chekhov'da gördüm.
Çok da uzatmak istemiyorum bu podcastta Anton Chekhov'un hayat hikayesine odaklanacağız.
Ve bu hayat hikayesindeki güzel kısımlara değineceğiz.
Çehov'dan bahsetmeden önce babasından bahsetmemiz gerekiyor.
Çünkü Çehov'un hayatında babası çok kritik bir figürdü.
Bir kere Anton'un çocukluğu hep korkuyla geçti.
Çünkü babası dayakçı bir adamdı.
Pavel oğlunu kırbaçla, bastonla hatta tokadıyla binbir türlü şekilde döverdi.
Yaratıcı bir dayakçıydı. Her türlü şekilde döverdi oğlunu.
Üstelik öfkeden dolayı dövdüğünü söylemezdi.
Anton'a onu sevdiği için dövdüğünü söylüyordu.
Pavel'e göre kendisinin çocuklarını dövmesi Tanrı'nın bir isteğiydi.
Çünkü dayak yoluyla çocuklarına tevazu sahibi olmayı öğretiyordu.
Hatta attığı dayaklardan sonra Çehov'dan elini öpmesini ve kendisinden özür dilemesini istiyordu.
Anlayacağınız üzere Çehov'un babası tam sıkıntılı bir adamdı ve Çehov da çocukluğu boyunca bu babasından çok çekti.
Ayrıca babası Anton'a bayağı bir iş de kitlerdi.
Pavel'in bir bakkal dükkanı vardı ve ara sıra oğlundan bu dükkana göz kulak olmasını isterdi.
Çehov küçük yaşından itibaren bir taraftan okudu.
okula gidiyor, bir taraftan da dükkan işleriyle uğraşıyordu.
En son kendisine oyun oynayacak zaman bile kalmıyordu.
Kısacası Anton Chekhov'un çocukluğunu özetlersek, dayak yemek, ders çalışmak ve dükkana bakarak geçitlemek çok da yanlış olmaz.
Anton özellikle babasındaki tutarsızlık üzerine çok düşünüyordu.
Çünkü dışarıdan bakıldığında babası dindar bir adamdı.
Kiliseye sıkça giderdi ve çok dini bütün bir imaj çizerdi.
Ama aile hayatına baktığımızda çok sert, çok kaba bir adamdı.
Dayakçıydı bir kere bahsettiğimiz gibi.
Aynı zamanda üçkağıtçı bir insandı.
Dükkanına gelen insanlardan daha fazla para koparmak için bazen onlara küçük numaralar yapıyordu.
Pavel'in inandığı değerlerle yaşadığı hayat birbirine uymuyordu.
Üstelik Jehov bu durumu sadece babasında değil, mahalledeki neredeyse herkes de fark ediyordu.
Mahalledeki herkes dindar geçinen iki yüzlülerdi.
Bir ara mahalleden evli bir erkek hayatını kaybetmişti ve karısı dul kalmıştı.
Mahalledeki bazı erkekler cenazeye katılıp adamın arkasından dualar okuyor ama kendi aralarında şimdi bu dul kadının evine bir ziyaret edelim şeklinde imalı ve sapıkça konuşmalar geçiyordu.
Anton küçük yaşta çevresindeki insanların karanlık tarafını görmüştü.
Herkes yürüyen bir çelişkiydi adeta.
Anton'un iki abisi vardı.
Alexander ve Nikolay.
Ve bu iki abi artık babalarından bıkmıştı.
Evi terk edip Moskova'ya yerleşmek istediler.
İkisinin de hedefleri vardı. Alexander üniversite okumak, Nikolay ise ressam olmak istiyordu.
Aynı zamanda yetenekliydiler de.
Bu iki abinin evi terk etmesi üzerine aile daha da sıkıntıya girdi.
Pavel'in borçları birikmeye başladı.
Bakkal dükkanını çok kötü yönetmişti ve iflasın eşiğine gelmişti.
Daha fenası böyle devam ederse borçlarından dolayı hapse bile girebilecekti.
Pavel Tüm bunların üzerine ne yaptı?
O da evden kaçtı. Evet baba kendi evinden kaçıyor.
Moskova'ya Alexander ve Nikolay'ın yanına gitti.
Bu süreçte tüm borç Çehov'un annesinin üstüne kaldı.
Tabi kadıncağız tek başına ne yapsın borçları o da ödeyemedi.
Ve diğer çocuklarını alıp Moskova'ya gitti.
Geride bir tek Anton Çehov kaldı.
Kendisi Moskova'ya gitmedi çünkü burada kalıp okulunu bitirmesi, diplomayı alması gerekiyordu.
Çehov bu süreçte hayatının en karanlık ama aynı zamanda en aydınlatıcı anlarını yaşadı.
Bir kere öfke ve keder duyguları arasında sıkça gitti.
Daha yaşının 16 olduğunu da belirtmemiz gerekiyor.
Hem 5 parasızdı hem de yapayalnızdı.
Eskiden en azından ailesi vardı.
Her ne kadar çok da güzel bir aile olmasa da aile yakınlığını hissediyordu.
Şimdi hayatın tüm o mücadelesiyle tek başına savaşmak zorundaydı.
Yapacak bir şey yoktu. Chehov'un öncelikle para kazanması gerekiyordu.
Ama iyi taraf şuydu kafası çalışan zeki biriydi.
Mahalledeki çocuklara özel dersler vermeye başladı.
Eline geçen az parayla bildiğiniz hayatta kalma mücadelesi veriyordu.
Doktor olmak istiyordu. Doktorlar hem iyi maaş alıyordu hem de hayatı boyunca fakirliği gören Chekhov artık varlıklı bir hayatı hak ettiğini düşünüyordu.
Üstelik bilimi hem çok seviyordu hem bilime karşı yeteneği de vardı.
Chekhov'un sıkıntılı başlayan hayatı yavaştan rayına oturmaya başladı.
Artık babasına küfür etmek veya hayata isyan etmek yerine hedeflerine sarılmanın bir dinginliğini hissediyordu.
Mahalledeki kütüphaneye gidiyor ve kendini kitaplara veriyordu.
Sadece tıp veya bilim kitapları değil.
Çünkü Anton çok yönlü birisiydi ve edebiyata, felsefeye bayılıyordu.
Kitapların konsantrasyonla bir...
konuya kendini kaptırmanın ona çok iyi geldiğini fark etti.
Bir taraftan özel dersler veriyordu dedik ve bu dersler de ona çok iyi geliyordu çünkü gerçekten iyi bir anlatıcıydı.
İnsanlardan saygı görmeye başlamıştı ve yavaştan öz saygısı da şekillenmeye başladı.
Anton bu süreçte ara sıra babası hakkında düşüncelere dalıyordu.
Zamanında çok öfkelenmişti babasına çünkü.
Hayatı dayaklarla geçmişti.
Neden böyle biriydi ki babası?
Anton yürüyüşler yapıp düşünceye dalmayı seviyordu ve bu yürüyüşlerinden birinde birden babasına karşı yoğun bir empati ve sevgi beslediğini fark etti.
Babasının geçmişi üzerine düşününce taşlar yerine oturmuştu.
Pavel'in babası yani Anton'un dedesi bir serfti.
Serf dediğimiz olayı sözleşmeli kölelik gibi düşünebilirsiniz.
Ama Pavel'in babası binbir uğraşla bu kölelik zincirini kırmayı başarmıştı.
Üç tane oğlu vardı ve bu oğluna kaderleceğini önceden tayin etti.
Anton'un babası Pavel'in görevi ailenin tüccarı olmaktı.
Pavel'in yapacak bir şey yoktu.
Babasının emrine boyun eğmek zorundaydı.
Sonuçta babası bu aileyi bildiğiniz kurtarmıştı.
O kölelikten uzaklaştırmıştı.
Pavel o kadar da tüccar kafasında biri değildi.
Hatta daha çok sanatçı ruhuna sahip bir insandı.
Müzisyen veya ressam olabilirdi mesela.
Ama yapacak bir şey yoktu. Babasına karşı gelemezdi ve tüccar olmayı istemeye istemeye de olsa kabul etti.
Belki başka birinin serfi kölesi olmayacaktı ama günün sonunda babasının kölesiydi.
Ama tüccar olmak ona...
İçten içe acı veriyordu çünkü kendini gerçekleştirememenin, istemediği yolda yürümenin o yarasını her daim içinde taşıyordu.
Hatta hayata karşı öfkesi de, kırgınlığı da bundan geliyordu.
Üstelik Pavel çocuklarını dövmeyi de babasından öğrenmişti çünkü babası da kendisini dövüyordu.
Etrafında hiçbir rol model yoktu, bir tek babası vardı.
Ve o da düşündü ki herhalde baba olmak böyle bir şey, çocuğunu dövmek gayet de normal bir olay.
Anton her ne kadar babasına benzememeye çalışsa da ara sıra bu benzerliği fark ediyordu.
O da bazen hayata karşı babası gibi öfkeleniyordu.
babası gibi küsüyordu. Nasıl ki babasının hayata karşı öfkesi dedesinden geçmişti.
Anton'un da bu hayata karşı öfkesi kendi babasından geçmişti.
Anton bu hayata karşı kırgınlık zincirini kırmak istiyordu.
Babası gibi olmak istemiyordu.
Ama bir taraftan babasının o acı geçmişini düşününce bu adama karşı bir merhamet de göstermeye başladı.
Günün sonunda insanları olduğu gibi kabul etmeye başlamıştı.
Babasını anlıyordu ve artık benim babam niye böyle diye isyan etmeyecekti.
Yakınmayacaktı. Bu hayatta günün sonunda yalnız başın olduğunu biliyordu ve kendisini değiştirebilmesi gücü vardı.
Artık kendisine odaklanacaktı.
Ailesindeki bozukluğa, parasızlığa, fakirliğe laf atmayacaktı.
Kendi çabalarıyla bir yere gelecekti.
Bolca çalışacak, bir şeyler üretecek, doktor olup hem para kazanacak hem de edebiyata olan ilgisini yazarlığa dönüştürüp insanların ruhuna dokunan kitaplar yazacaktı.
Artık hayat amacı belliydi.
Hayatın ona sunduğu zorluklarla Anton Chekhov hep tek başına mücadele etmişti.
Ama bizler tek başımıza mücadele etmek zorunda değiliz.
Hatta bu süreçte uzmanlardan alacağımız bir terapi tam da aradığımız çözüm olabilir.
Online terapi platformu Hywell bu süreçte size yardımcı olmaya hazır.
Binin üzerinde uzman terapisti olan Hywell'de ihtiyacınıza en uygun terapisti bulabiliyor, bütçenize göre seans paketleri arasından seçim yapabiliyorsunuz.
Üstelik hemen ödeme yapmanıza da gerek yok.
Önce bir deneyim terapistlerle olan uyumu bir göreyim diyorsanız Hywell sizlere 15 dakikalık...
ücretsiz bir ön görüşme imkanı da sağlıyor.
Konum ve zaman fark etmeden terapi fırsatı sunan Hayvel platformu terapiyi herkes için erişilebilir kılma amacı taşıyor.
Bir terapiye fiziksel katılım göstermek yerine online bir terapide kendinizi daha rahat hissedeceğinizi düşünüyorsanız Hayvel tam da size uygun.
Üstelik trafikte harcayacağınız zaman ve para da size kalmış oluyor.
Portal ile yansıma dinleyicilerine özel portalon şeklinde bir indirim kodumuz da mevcut.
İndirim kodunu Hayvel uygulamasının linkiyle beraber bu podcast'in açıklama kısmında belirttim.
Şimdi Anton'un hikayesine geri dönelim.
Anton diplomasını sonunda aldı ve tıp okumak için Moskova'ya ailesinin yanına gitti.
Ama ailesini gördüğünde bildiğiniz dünyası başına yıkılmıştı.
Ailesi rezalet bir muhitte kalıyordu.
Babası Pavel ise eskisinden daha fazla içiyor, çocuklarını dövmeye halen devam ediyordu.
Daha fenası Anton'un iki abisi var demiştik ya.
Alexander ve Nikolay. İşte bu ikili de hayatı salmıştı.
İçkiye dadanıyor ve tembellik ediyorlardı.
Anton'a bakınca o kendisini bir düzene sokmuştu.
Ve sıradaki amacı dibe doğru hızla giden bu ailesini de kurtarmaktı.
Kız kardeşine ve annesine artık ev işlerinde yardımcı olmaya başladı.
Anton'un ev iş yaptığını gören erkek kardeşleri bir mahcubiyet hissetti.
Ve onlar da ev işlerinde kız kardeşi ve annesine yardım etti.
Anne ve kız kardeş üzerinde yük kalktı ve bu onlara çok iyi geldi.
Anton bu süreçte asla ailesini yargılamıyordu.
Sen şöylesin sen böylesin.
demiyordu. Sadece örnek olmaya çalışıyordu.
Kendisine odaklanıyordu ve gerisi geliyordu zaten.
Ailesi yavaş yavaş Anton'u örnek almaya, ondan ilham almaya başlamışlardı.
Anton aldığı bursdan bir kısmını okul harçlığı olarak kardeşlerine veriyordu.
Çevreden soruşturup edip babasına bir iş buldu.
Pavel'le birikimlerini birleştirip ailesini daha iyi bir eve taşıdı.
Şu kısa sürede yaptıklarına bakar mısınız?
Üstelik Anton eve sadece para değil.
Kültürü de getirmişti. Kardeşlerine kitap okutturuyor, onlarla geç saatlere kadar felsefe ve bilim tartışıyordu.
Bu aileye bir derinlik katmıştı.
Tabii ki arada çatlaklar çıkıyordu.
Anton'un abisi Alexander çok yetenekli birisi olmasına karşın bir türlü hayatını doğrultamıyordu.
İçki ve kadınlar peşinde koşarak hayatını adeta heba ediyordu.
Bir gün eve zil zurna sarhoş geldi.
Annesiyle kız kardeşine küfürler etti.
Ve Anton'a da senin yüzünü dağıtırım diye atarlı laflar attı.
Anton bunun üzerine kardeşine, eğer bir daha aynı hareketi yaparsa onu evden kovacağını, ve kardeşlikten sileceğini söyledi.
Öyle boşuna bir tehdit olmadığı belliydi.
Anton çok ciddiydi ve Alexander da kardeşinin bu ifadelerini ciddiye aldı.
Yavaş yavaş kendisini düzeltmeye başladı.
Tabi Anton'un hayatında da kendi çapında sıkıntılar vardı.
24 yaşındayken kan tükürmeye başladı.
Çevresindekiler veremden şüphelendiler.
Ayrıca edebiyat kariyerinde de sıkıntılar yaşıyordu.
Her ne kadar öyküleri popülerlik kazansa da bazen edebiyat çevresinden ona gelen eleştirilere anlam veremiyordu.
Edebiyatçılar durmadan bir dava peşinde koşmaya çalışırken Anton insan ruhuna odaklanıp öyküler yazmak istiyordu sadece.
Yavaştan edebiyatçılara duyduğu saygıyı ve sevgiyi kaybetmeye başladı ve yazarlık hevesi azaldı.
Hatta bir ara yazarlığı bırakmayı bile düşündü.
29 yaşına doğru depresyonu gittikçe artmıştı.
Yazarlığa yönelik yeni bir ilham penceresi arıyordu.
Hayata tekrardan bağlanmak istiyordu.
O an edebiyatta neyi sevdiğini fark etti.
Anton insanlardaki karanlık tarafı ilgi duyuyordu.
Hırsızları, sahtekarları anlamak ve aktarmayı seviyordu.
Aklına tehlikeli bir fikir geldi.
Sahalin adasında konumlanmış, Rusya'nın en kötü şöhretli hapishanesine gidecek, oradaki mahkumlarla görüşecek ve onları anlamaya çalışacak, bu deneyiminden ise yeni hikayeler damıtacaktı.
Roma'da olan o elitist edebiyat takımı yerine insanlığın bir nevi çöplüğüne girecek ve o çöplükten bir elmas çıkarmaya çalışacaktı.
Anton her zaman sefil insanların nasıl bir zihne sahip olduklarından büyülenmişti ve bu hapishaneyi ziyaret fikri ona ışık oldu.
bir ilham verdi. Ama sıkıntı şuydu ki hani Anton kan tükürüyor dedik ya sağlığı 20'li yaşlarından beri pek iyi değildi.
Gittikçe de kötüye gidiyordu.
Hapishane yapacağı o zorlu yolculuk da çok fenaydı.
Sonuçta bir adaya gidiyordu.
Ve bu yolculuk onun hastalığını fena halde tetikleyebilirdi.
Ama Anton bu riski almaya hazırdı.
3 ay süren aşırı zor bir yolculuk sonucunda Sahalin adasındaki o meşhur hapishaneye vardı.
Mahkumlarla görüştükçe onlara yapılan işkencelerden tutun, mahkum eşlerinin para kazanmak için fuhuş yapmalarına kadar tüm bu karanlık bilgileri zihnine kazıdı.
Burası bildiğiniz cehennemin dibiydi.
En karanlık ve en pis zihinleri barındırıyordu.
Ama Anton'un mahkumlarla olan bu görüşmesi kendisine muazzam bir derinlik kattı.
Artık stajını yapmıştı.
Geriye kalan bu hapishaneden öğrendikleriyle hikayeler yazmak, insan ruhunu aktarmaktı.
Anton kendisine gelmişti.
Edebiyat aşkı tekrardan alevlenmişti.
37 yaşına doğru sağlığı ciddi şekilde bozulmaya başladı.
Artık devamlı kan tükürüyordu ve herkes verem olduğu konusunda hemfikirdi.
Doktorlar ona dinlenmesini, çalışmaya ara vermesini söylüyordu.
Ama Anton'u hayata bağlayan çalışmaktı, üretmekti.
Bu yüzden doktorları dinlemedi ve çalışmaya devam etti.
Anton Chekhov'un öyküleri Rusya çapında bir patlama yaptı.
Ünlü isimler onu ziyarete ediyordu ve çok büyük bir kitle tarafından saygı görüyordu.
Anton Chekhov başarmıştı.
O çocukluk hayalini gerçekleştirmişti.
Lakin gelen ziyaretçilerin şaşırdığı bir durum vardı Anton'da.
Anton hasta biri olduğunu bilmesine ve çok da bir ömre sahip olmayacağının farkında olmasına rağmen yine de hayata karşı çok rahattı.
Hayata karşı bir huzuru vardı.
Hatta sanki hiç hastalığı yokmuşçasına yaşıyordu.
Chekhov 44 yaşına geldiğinde bu hastalığı çok daha kötü bir hal aldı.
Ama o ara içine kırlarda kızakla dolaşma fikri geldi.
Nedense ömrünün sonlarında kızakla o soğukta gezme fikriyle hayata tutunuyordu.
Ama bu macerası da çok uzun sürmedi.
Hastalığı ona çok önceden fısıldamıştı erken bir ömre sahip olacağını.
Anton Chekhov 44 yaşında hayatını kaybetti.
Ne yaşam öyküsü aman değil mi?
Filmi yapılacak cinsten hayata bir bağlılık ve mücadele örneği.
Kısaca bu hayat hikayesinin üzerinden geçelim.
Anton ilk başta bu hayatta çalışmanın değerini keşfetmişti.
Çocukluğunda tembellik ettiği zamanlar da vardı tabii ki.
Ama çalıştıkça, bir işin ucundan tuttukça hayatın ne kadar keyifli ve anlamlı geldiğini fark etti.
En basitinden 16-17 yaşlarında özel ders verirken bile insanlara bir şeyler aktarmanın, onlara bir şeyler öğretmenin cazibesini keşfetmişti.
Bu hayatta işe yarar biri olmanın keyfi ne?
kendini kaptırmıştı. Doktor olup insanlara yardım etmek, öyküler yazıp insanların ruhuna dokunmak ne kadar da güzel hedeflerdi.
Bu hedeflere sımsıkı sarılıp kendisini çalışmaya adadı.
Edebiyatı olan ilgisi ona insan denilen canlının ne kadar büyüleyici bir derinliğe sahip olduğunu göstermişti.
İnsan ruhu bir bilmeceydi ve Anton hayatını bu bilmeceyi çözmeye adamıştı.
Babasına da bir bilmece olarak sanki bir roman karakteri gibi yaklaştı ve bu öfkeli adımı en sonunda anlamaya başladı.
İnsanlar karşısında güçlü bir kavrayış geliştirmek Anton'un tutkusuydu.
Anton Chekhov'a bu kadar güçlü bir karakter katan olay 16 yaşında yapayalnız kalmasıydı.
O an fark etti ki insanın bu hayatta kendisinden başka bir kurtarıcısı yoktu.
Hayat özünde tek kişilik bir mücadeleydi.
Erkenden kan kusmaya başlamasıyla uzun bir ömre sahip olmayacağını tabii ki kendisi de fark etmişti.
Ve bu gerçek sonucu ölüm farkındalığını iliklerine kadar hissetti.
Ve bu hayatı üreterek insanların kalbinde bir iz bırakarak yaşamaya tüm gücüyle odaklandı.
Anton Chekhov çok zor bir hayat yaşadı.
Ve acılarını her daim içinde tuttu.
Acılara karşı o da alkole kendisini vermeyi seçebilirdi veya tembellik edebilirdi.
Ama Anton çözüm olarak üretmeyi ve yaşamayı seçti.
Anton'un özünde yaptığı şey çok basitti.
Bu hayatta seçimlerinin kendisine ait olduğunu fark etti.
Hayatın ona yolladıklarını kontrol edemezdi belki ama hayata karşı tutumu kendi elindeydi.
Anton bu hayatta ipleri eline almış birisiydi.
Arkadaşına yazdığı bir mektupta kendisinin gençlik dönemi hakkında şunları söylüyordu.
Bu genç adamın benliğindeki kölelikten nasıl kurtulduğunu ve güzel bir sabaha uyanınca damarlarında dolaşan kanın bir köle yerine gerçek bir insana ait olduğunu hissetmesini yazmak.
Odaklandığım kitapta ayrıca William James'in bir sözü de geçiyor.
Benim kuşağımın en büyük keşfi, insanların zihinsel tutumunu değiştirerek yaşamlarını değiştirebileceği gerçeğidir.
kitabında kendini baltalama yasası kısmında geçiyor.
Yazar Anton Çehov'un hayat hikayesinden hareketle hayata karşı tutumumuzun ne kadar önemli olduğunu belirtiyor.
Anton yerine başka bir çocuk düşünelim ve ismi de Alex olsun.
Ve tam da Anton'un başına gelenleri yaşasın.
İşte dayakçı bir babası olsun, fakir bir ailesi olsun.
Şimdi bu Alex ismindeki çocuk niye fakir bir aile diyeyim, niye babam bu kadar kötü birisi diye düşünüp bunlara kafayı takıp rezalet bir hayat yaşayabilirdi.
Ama Anton bu şartlara sahipti ve bu şartlara rağmen yükselmeyi seçti.
Oysa ikisini de şartla...
Robert Greene bu tutum dediğimiz kavramın üzerinde özellikle duruyor.
Çünkü Anton tam bir olumlu tutum örneğini gösteriyor bizlere.
Başına ne gelirse gelsin bunlardan ne öğrenebileceğine odaklanmış birisi.
Ama insan dediğimiz canlı olumlu tutuma o kadar da yatkın değil.
Hatta olumsuz tutuma sanki daha yatkınız gibi geliyor.
Yazarın verdiği olumsuz tutum örneklerinden birisi düşmanca tutum.
Bu tutuma sahipsen çevrendeki insanların hep koyunu kazdıklarını düşünüyorsun.
Günün sonunda bu tutuma sahip insanların başına kendini gerçekleştiren kehanet dediğimiz mevzu geliyor.
İnsanların kendisine düşman olduğunu zannediyor ama ister istemez o insanlara düşmanca davranmaya başlıyor ve en son karşı tarafta düşmanca yaklaşımı fark ettiği için o da düşman pozisyona geçiyor.
Bu tutuma sahip kişiler insanları sanki kendilerine düşman olmak için kışkırtıyor gibidirler.
Anton örneğinden hareket edersek eğer kendisi düşmanca tutumu benimseseydi ailesine karşı karşı o kadar da merhametli olmayacaktı.
Ailesini değiştirmeye çalışmayacaktı.
Babasıyla devamlı çatışacaktı.
Hatta en son muhtemelen babasıyla kötü şeyler yaşayacaklardı.
Başka bir tutum ise kaygılı tutum.
Bu kişiler hayatlarında yeni bir iş yapacakları zaman hep engellerle karşılaşacaklarını düşünüp kendilerine devamlı bir kaygı yüklerler.
Diyelim ki bir sunum yapılacak, durmadan sunumda rezil olacaklarını düşünürler.
Genelde monotonu tercih ederler ve yenilik içeren bir hayatı çok sevmezler.
Her şeyin kendi kontrolleri altında olmasını isterler ki bir yeniliğin getireceği kaygıları yaşamasınlar.
Çekingen tutma örnek olarak insandaki özgüvensizliği verebiliriz.
Bu tutumdaki kişi kendini hep çevresiyle kıyaslar ve hep aklına birçok açıdan ne kadar da yetersiz olduğunu getirir.
Hatta kendi başarılarının önünü de tıkarlar.
Diyelim ki büyük bir projeye giriştiler.
Bu proje tam başarıya ulaşacakken ya projeden ayrılırlar ya da en son bu projeyi sabote ederler.
Başarı bu kişiye korkunç gelmeye başlıyordur.
Çünkü o kadar özgüvensiz o çekingen tutumu benimsemişlerdir ki kendilerini başarıya layık görmezler.
Kırgın tutumdaki bir kişi, geçmişteki yaşadığı bir acıyı veya bir değersizlik hissini öyle kolay kolay unutamaz.
Bu acı hep içinde büyümüştür, hatta dışarıya bu acıyı yaşadığını da pek göstermez.
Dışarıdan bakan birisi bu kırgın tutumdaki kişinin acıyla olan hesaplaşmasını çözmüş gibi zannedebilir.
Ama içten içe bu tutumdaki kişiler acılarına karşı, çektiklerine karşı çok öfkelidirler.
Hayattan intikam alma fantezisini çok severler.
Gücü elde ettikleri zaman da hiç öyle kırılgan falan değil, tam tersi saldırgan olurlar.
İçinde biriken öfkeleri vardır ve...
bu öfkeleri insanlardan çıkarmaktan çekinmezler.
Bu bahsettiklerim yazarın olumsuz tutuma karşı verdiği bazı örnekler.
Şimdi bir de olumlu tutumlara geçelim.
Yazarın bize verdiği tavsiyelerden biri şu.
İnsan kendisine esnek olarak bakmaya meyilli olmalı.
Karakterimiz, tutumumuz değişebilen, esneyebilen bir tabiata sahip.
Ben böyle geldim böyle giderim ben asla değişmem falan dedikçe asla değişmiyoruz.
Yazar bize kendine kesin göze bakma diyor.
Kendi bilinmeyenlerine karşı bir merak duygusunu diri tut diyor.
Ve bir tavsiyesi de şu. Çevrende negatif tutuma sahip insanlar varsa ister istemez bu tutum seni de etkiler.
O yüzden bu tarz kişileri hayatından çıkarabildiğin kadar çıkar.
Anton Chekhov'un yanında...
Malcolm X'ten de örnek veriliyor.
Malcolm X 20 yaşında hırsızlık suçlamasından hapse girdi.
Genç yaşta hapse girmenin de o kadar tatlı bir deneyim olmadığı belli.
Sonuçta hapis ortamı belli.
Orada en değerli yaşlarını, 20'li yaşlarını heba ediyorsun.
Ve hapis insanı öfkelendirir.
İnsanı daha sert biri yapar diye düşünüyoruz.
Ama Malcolm X hapiste ne yaptı?
Bu sürece karşı elinden gelebildiğince pozitif bir tutuma sahip olmaya çalıştı.
Hapishane kütüphanesinde zamanlar geçirdi.
Çok önemli kitapları okudu.
Diploma alabilmek için ders çalıştı.
Hitabeti üzerine odaklandı. Ve en son hapishaneden çıktığında gelişmiş biriydi.
Hapishaneye giren ve hapishaneden çıkan Malcolm X farklı insanlardı.
Eğer Malcolm şöyle düşünseydi.
Ya hapishaneye gireceğim ve bu hapishane bana kötü gelecek.
Daha da kötü bir senaryoya sürükleyecek.
E o zaman gerçekten de hapishaneden çıktığında daha...
Kötü birini görürdük. Ama Malcolm X hapishane sürecini kendini geliştirmek için bir fırsat olarak gördü.
Tamamen tutum değişikliği yaparak buralara geldi.
Anton Chekhov da benzer bir yaklaşım sergilemişti.
16 yaşında ailesi Moskova'ya gidince tek başına kalmıştı.
Ne parası ne de pulu vardı.
Ama iradesinin gücünün farkındaydı.
Özel dersler vererek, edebiyat felsefe okuyarak bu süreçte kendisini o kadar geliştirdi ki ileriki yıllarda oluşacak muazzam yazarlığının önünü açtı.
O ilk taşları atmış oldu.
Bu süreçte babasına, kaderine, hayatı küfretse ve yalnız zamanların...
da tembellik yapsaydı şu an Anton Chekhov diye birini duymuyor olacaktık.
Günün sonunda o kararı kendi vermişti.
Aynı zamanda Chekhov'u yazarlar karşı bu kadar tutkulu yapan özelliği insanlara yargılayıcı değil de Anlayış göstererek yaklaşmasıydı.
Üzünde insanlara karşı bir merak duymasıydı.
Eğer Çehov babasını yargılasaydı bu durumun dönüp dolaşıp kendisine zarar vereceğini biliyordu.
Babasını kabul edip anlamaya başladığı zaman o insan ruhunun derinliklerine inebildi.
İnsandaki bilinmeyenlere karşı yargılayıcı ve isyankar değildi.
Anlayışlı ve merak doluydu.
Ruhunun merkezine gözlem ve merak gibi özellikleri alınca bu hayatın ne kadar da güzelleştiğini fark etti.
Anton Chekhov'un hikayesi böyle arkadaşlar.
Ben Hayet hikayesinde kendimden çok fazla şey buldum ve bana çok iyi geldi.
Umarım sizde de aynı etkiyi göstermiştir.
Ve benden bu podcastlik bu kadar.
Bir dahaki podcastlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
