
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
youtube.com/portalvideotwitter.com/canaybalikinstagram.com/canaybalik
Karizma karşısında savunmasız kalabiliyoruz. Ama her zaman iyi, güzel insanlarda bulunmuyor. Tekinsiz insanlardaki karizma faktörünü dikkate almamız gerek. Robert Greene, Baştan Çıkarma Sanatı
Transkript
Altyazı M.K.
Karizmatik insanların en büyük özelliği kasıntı olmamaları.
Sanki karizmatik olmak için çaba göstermiyor gibidir bu insanlar.
Doğal bir enerji yaydıklarını hissederiz.
Karizmatik bir olmaya çaba göstermek hiç karizmatik değildir sonuçta.
Karizmatik bir kişi o doğallığını belli eder.
İnsanlara macera vaat eder.
Küçüklüğünüzü hatırlayın. Anne babamız bizi alır ve iki eliyle yukarı kaldırıp aşağı indirirdi.
Rollercoaster gibi. Çocukluğumuzdaki en karizmatik figürler anne babamızdı.
Yetişkin bir insan için de karizmatik figür, tıpkı onu hayatından çekip kurtaran ve onu bir rollercoaster'a bindiren birine benzer.
O kişiye maruz kaldığımızda dertlerimizi unuturuz, hayattan keyif alırız ve sanki yeni bir evrene kıpı açtığımızı hissederiz.
Karizma her ne kadar cinsellik veya baştan çıkarmayla bağdaştırılsa da, kelime kökeninde dini bir anlam yatar.
Karizmatik kişiler bizim...
İsa, Musa veya Muhammed peygamberlerin insanları peşinden sürüklemelerinde karizmalarının etkisi olmuştur.
Geçmişteki en karizmatik figürler peygamberlerken günümüzde bir siyasetçi, iş insanı, sanatçı veya futbolcu olabiliyor.
Ama bu kişiler karizmalarını pratikle inşa etmiş gibi gözükmek yerine tıpkı peygamber gibi görünüyor.
Tanrı'nın lütfu olan insanlarmış gibi bize geliyor.
Şimdi karizmatik insanların ortak özelliklerini detaylıca inceleyelim.
Bu özelliklerden bir tanesi amaç.
Karizmatik kişiler her zaman diğerlerine bir amaç vaad eder.
Bir vizyonları vardır. Tarikatlardaki liderleri düşünün.
O kadar keskin bir amaçları vardır ki diğer insanları bu amaca bağladıkları an karizmaları artar.
Özellikle günümüzde amaç sahibi gözüken hatta bu amaca diğer insanları da dahil edebilen kişiler muazzam bir avura kazanır.
Zira günümüzün problemlerinden biri amaç krizi ve varoluş sancısıdır.
Bunlara cevap verebilen kişi dikkatleri çeker.
O yüzden özellikle siyasi liderler tamamen amaç odaklı yaptıkları konuşmalarla kitleleri cezbeder.
Bu kişilerin ikinci bir özelliği ise gizemdir.
Bu kişilerin tek bir karakter yapısı yoktur.
Zıt özellikleri içinde barındırırlar.
Örneğin normalde sakin gözükür ama damarına bastığında öylesine değişir ki bu adamın hep sakin kalmayacağını anlarız.
Veya duygusuz gibi gözükür ama öyle anlarda duygulanır ki bu kişinin sandığımızdan daha derin olduğunu fark ederiz.
Dünyanın en iyi insanı gibi gözüken bir kişi yer yer tekinsiz olduğunu belli ederek gizemini arttırabilir.
Bu kişiler özünde çözülemez ve karmaşık karakter yapılarını öne çıkarırlar.
Üçüncü özellik ise ermişliktir.
Karizmatikler genelde mevzuyu çözdüm insanlarıdır.
O kadar keskin ve net konuşurlar ki sanki ağızlarından çıkan bir laf yasa gibidir.
Tabi böyle yaparak bazı grupların tepkisini çekerler ama bazılarının da ilgisini yakalarlar.
İlk maddede amacın öneminden bahsetmiştik.
Kesin ve net konuşan kişiler belirsizlik ve krizden mahvolmuş insanların ilgisini çeker.
Çünkü bu kişi onlara hayatları boyunca aradıkları hakikati vaat ediyormuş gibi gözükür.
Diğer bir özellikse hitabet becerisidir.
Karizmatiklerin en önemli silahı konuşmak, insanlara seslenmektir.
İyi bir diksiyona ve konuşmadaki duygu aktarımına sahip olan kişi insanları cezbeder.
Buna benzer başka bir özellik de tiyatrolliktir.
Bu kişiler sanki tiyatrodaki ana aktör gibidir.
Spot ışıkları onların üstüne düşer.
Bir ortamda hiç konuşmadan sadece fiziksel olarak bulunmaları bile mistik bir enerji yayar.
Altıncı özellik çekinmezliktir.
Biraz dandun birisi olmak.
kolay kolay insanlar karşısında utanmayan biri olmak bu açıdan etkili bir yöntemdir.
Sanatçılarda bu özelliği görürüz mesela.
Picasso'nun kendine has bir mizacı olması, çevresinden nasıl algılandığına dair olan o umursamaz tavrı onu enteresan bir kişilik yapmıştır.
Her ne kadar karizma için öyle kaba ve sert özelliklerden bahsetsek de, kırılganlık önemli bir yetmendir.
Ara sıra duygulanabilen, hassas ve kırılgan taraflarını ortaya koyabilen kişiler, insana samimi ve sıcak gelir.
Burada kırılganlık ve kompleksli olmak arasındaki ayrıma dikkat edelim.
Kompleksli bir kişi çevresinden antipatiyle karşılanır.
İnsanlar o kompleksi sezer ve o kişiye içten içe acımaya başlar.
Oysa kırılgan bir kişiye karşı ona acımaktan veya onu aşığı görmekten ziyade onunla empati kurarız.
Bir bağ yakalarız. Devamlı sızlanan, şikayet eden birisi kompleks sahibidir.
Ama en der vakitlerde duygusallaşabilen, içindeki dertleri zarifçe ortaya döken kırılgan insanlar hoşumuza gider.
Fiziksel bir etmenden de bahsedelim.
Karizmatik kişiler ilaki fiziksel olarak etkileyici olmalı diye bir şart yoktur.
Günümüzde o kadar da yakışıklı veya güzel olmayan ama karizmatik olan kişiler vardır.
Al Pacino'ya bakın mesela. Model gibi değildir, öyle büyüleyici bir fiziği veya yüzü yoktur.
Ama ekran karizması o kadar güçlüdür ki...
insanlara çoğu modelden daha etkileyici gelir.
Al Pacino bu karizmasını özellikle gözleriyle sağlar.
Oynadığı filmlerde gözleri o kadar yoğun ve tutkulu bakar ki diğer fiziksel özelliklerinin önüne geçer.
Karizmatik kişiler gözlerini çok iyi kullanır.
İnsanların adeta ruhunu görürmüşçesine dikkatli ve yoğun bir bakışa sahiplerdir.
Şimdi biraz karizmatik figürlere dair tarihsel örneklere geçelim.
Örneğin mucize kahini arketipine uyan bir figür olan 15.
yüzyıl Fransızından Jean d'Arc ismindeki bir Azize'ye gidelim.
Dark bir köylü kızı olarak dünyaya gelmişti.
Ama küçük yaşından itibaren ilahi bir iz taşıdığına inanıyordu.
13 yaşında tanrının kendisine seslendiğini iddia etmişti.
Gördüğü imgeler sayesinde vatanını İngilizlerden kurtarmanın yolunu bulmuştu.
Ama Dark bir süre gördüğü tanrısal imgeleri kimselere anlatmadı.
Sonuçta bir köylü kızıydı.
İnsanların onu ciddiye alması bu seviyede imkansıza yakındı.
Dark, 8. Charles'ın iktidara gelmesi gereken asıl figür olduğunu düşünüyordu.
Ama Charles'ın sarayının yakınına bile ulaşması çok zor.
Dark'a inanan ilk önce bir asker olmuştu.
O zamanlarda tanrıyla konuştum diyen insanların sayısı epey vardı.
Ama Dark bu imgeleri o kadar detaylı ve kendinden geçercesini anlatıyordu ki bu asker Dark'ta bir şeyler olabileceğine inandı ve ona sadakat yemini etti.
Kısa süre içinde başka insanlar da Dark'ın arkasında durmaya onu kendilerine lider bellemeye başladılar.
En son Dark topladığı insan kitlesi sayesinde Charles'a ulaşmayı ve onu ikna etmeyi başardı.
Dark'ı dönemindeki diğer tanrıyla konuştuğunu iddia eden insanlardan ayıran, kendinden emin oluşu ve özgüveniydi.
Günümüzde bile bir falcı veya kahin olduğunu iddia eden kişi, iddia ettiği kehanetleri çarpıcı biçimde ifade ettiği için ciddi bir kitlenin ilgisini çekmeyi başarabiliyor.
Mevzuyu çözdüm insanı olduğunuz zaman isterseniz olaylardan bir haber olun yine de bazı insanların size bağlanmasını sağlayabiliyorsunuz.
Dark'ın gücü de tam burada yatıyordu.
Gördüğü kehanetler veya imgeler bariz bir şekilde kendi çarpık zihninin ürünüydü.
Ama bunları o kadar emin bir şekilde ifade ediyordu ki diğer insanlar Dark'ın gerçekten de tanrısal bir azize olduğuna çoktan inanmıştı.
Başka bir hikayeye geçelim.
Bu hikayemizin kahramanı otantik hayvan arketipine dahil olmakta.
Kendisinin amı diğer Rasputin.
40 yaşında bir keşiş olan Rasputin'in şöhreti Rusya'daki sosyete grubuna, saray halkına kadar yayılmıştı.
İddialara göre kendisi gerçekten de bir mistikti ve adeta şifa dağıtıyordu.
Elleriyle insanları iyileştiriyor, gözleriyle on...
...günahlardan arındırıyordu.
Dışarıdan baktığımızda tam bir evsiz gibiydi.
Saç sakal birbirine girmiş, bakımsız bir adamdı.
Ama insanlarla olan etkileşimi başladığı an bu adamın neden şöhrete kavuştuğunu anlıyorduk.
Rasputin kendisine şifa amacıyla gelen müşterileriyle önce yoğun bir göz teması kuruyordu.
Gözleri gri ve mavi karışımıydı ve bakışları çok keskindi.
Onlarla göz teması kurarken bir taraftan duygudan duyguya giriyor, adeta bir trans haline geçiyordu.
Kendisine gelenlere Tanrı'dan ne kadar uzak bir yaşam sürdüklerini söylüyor ve eğer Tanrı'ya yakınlaşmak istiyorsanız benim dediklerimi yapmalısınız diyordu.
Rasputin'in ziyaretine özellikle kadınlar geliyordu.
Bu buluşmaların amacı şifa bulmak ve günah çıkarmaktı.
Ama çok geçmeden kadınlar Rasputin'le cinsel birliktelik yaşayıp ondan ayrılıyordu.
Rasputin gelen kadınlara Tanrı'dan, İsa'dan bahsederken birden onların kulaklarına cinsel ifadeler fısıldıyor, onları baştan çıkarıyordu.
Artık Rasputin'e gelen neredeyse her kadın onunla ilişkiye girip evden ayrılmıştı.
Ve bu durum diğer insanların da kulağına gitti.
Bazı kadınlar dini bir figürün cinsellikle ne işi olur diye bu adama tepki gösterirken kalanlarsa bu cinsel birleşmenin aslında tanrısal olduğunu, Rasputin'le seve seve hatta evli olmalarına rağmen ilişkiye girdiklerini
söylüyordu. Üstelik kocaları da eşlerinin Rasputin'le ilişkiye girmesini onaylıyordu.
Sonuçta Rasputin bu birleşmeden sonra kadınları tanrıya daha çok yakınlaştırdığını iddia etmişti.
Rasputin tam bir karizmatik sahtekar figürüne örnektir.
Günlük hayatımızdaki gurular, yaşam koçları veya tarikat liderlerinin bazılarında bu cinsel istismar vakalarına rastlarız.
Dışarıdan tam bir soylu.
Dünyanın en iyi insanı gibi gözükür ama içinde sadece sapkın bir narsist yatar.
Karizmanın tehlikeli tarafına Rasputin çok iyi bir örnektir.
Karizma baştan çıkarır.
İplerimizi o karizmatik kişinin ellerine vermek isteriz.
Onun bizi yönetmesini isteriz.
Diğer hikayemizdeki figürümüz...
Ünlü sanatçı Elvis Presley.
Elvis lise yıllarında tam anlamıyla weirdo dediğimiz tuhaf bir tipti.
Onunla iletişime geçenler sıkıcı ve utangaç biri olduğunu dile getiriyordu.
Hatta kendisi lise mezuniyet balosunda dans etmeyen tek öğrenciydi.
Ama yine de Elvis utangaçlığının arkasında bir şöhret arzusu duyuyordu.
Okulun tiyatro sahnesine kimseler olmadığı zaman sahneye çıkıyor ve sanki insanlar varmış gibi etrafa selam vermeye başlıyordu.
Kısa sürede müziğe karşı olan yeteneği göze çarptı.
O coşkusunu, dansını görünce bu kadar utangaç birinden böyle bir enerjinin nasıl çıktığına kimseler inanamıyordu.
Elvis Presley konserinde yaptığı dansları adeta bir cinselliğe benzetiyordu.
Özellikle kadınları etkileyen bu danslar şov başladığında seyirciler için kitlesel bir histeri halini alıyordu.
Elvis kalabalıklardaki o cinsel enerjiyi ortaya çıkarmayı ustalıkla becerirdi.
Ondaki karizma tabu gözüken bir meseleyi çok da sulandırmadan, sanat baharmanlayarak ortaya koymasıydı.
Kurtarıcı arketipindeki figüre örnek olarak da yazarımız 20.
yüzyılda Rusya'daki Komünist Parti'nin lideri olan devrimci Lenin'e örnek gösterir.
Lenin fiziksel görünüş açısından hiç de etkileyici bir figür değildi.
Ama kendisi tam bir dava adamıydı.
Gittiği her yerde davasını dile getiriyor, sosyalist düşüncelerini tutkuyla paylaşıyordu.
Çok kararlı ve özgüvenliydi.
Köylü, şehirli, zengin, fakir dayırt etmeden herkese davasını paylaşıyor ve ona gelen tepkileri sabırla dinleyip çürütüyordu.
Lenin'in yılmadan peşinde koştuğu bu dava en sonunda dini bir boyut bile kazandı.
Lenin fiziksel olarak pek etkileyici biri değildi.
Hatta ilk izlenime bakarsak kendisi gayet sıradan bir insandı.
Ama davasına olan muazzam bağlılığı onu karizmatik yapmıştı.
Karizma dış görünüş demek değil sonuçta.
Sıradan gözüken bir insan bile bir davaya tutku derecesinde bağlanırsa bu bağlılık ona bir aura katacaktır.
Yaşam gurusu arketipine de örnek olarak ruhani kişilik Krishnamurti'yi gösterebiliriz.
Krishnamurti küçük yaştan itibaren çevresindeki bazı teosofist mezhepler tarafından seçilmiş kişi olarak görülüyordu.
Sakin tavrı ve bilgeci olan tutumuyla tamamen doğal gibiydi.
Ama o kendisini o kadar da özel görmeyen birisiydi.
Bu adamın şöhrete kendini kaptırmayışı, müritlerinin oluşmasına izin vermeyişi, hatta ona Mehdi yakıştırmaları yapan insanlara karşı çıkması olsun o samimi ve insanlardan uzak tavrı hali hazırda olan kriz arttırmasını daha da
yükseltiyordu. Krishnamurti'ye bu kadar karizma katan insanlardan uzak ve gizemli olmasıydı.
Günümüzde de böyledir. Gizemli olan insanlara karşı bir merak duyarız.
Belki bu merakımız tatmin olsa ve o kişiyi yakından tanısak bu kişi bu kadar da hoş gelmeyecektir.
Ama uzaktan o kişiyi merak etmek insanın hoşuna giden bir süreçtir.
Krishnamurti bu içine kapanık tarafıyla insanların merak duygusunu ağırlıyordu.
Devamlı göz önünde olan bir insan olmak bir yerden sonra çevremizdekilere kabak tadı verecektir.
Yeri gelince kabuğumuza çekilmek, ortalardan kaybolmak, Yeni arketipimiz Tiyatro Azize'si.
20. yüzyıl Arjantin'indeki first lady Eva Peron'a gidiyoruz.
Kendisi aynı zamanda bir radyo sanatçısıydı ve halkına da o radyodan çıkan sesiyle hitap ediyordu.
Günümüzdeki podcastçilere benzetebiliriz kendisini.
Baktığımızda Eva'nın her kadın gibi normal bir sesi vardı.
Peki bu sesi radyoda büyüleyici yapan neydi?
Diksiyon ve duygu. Evan'ın duygulandığı zaman sesi titrerdi.
Ama anksiyet eden değil, hüzünden.
Dinli konulardan bahsederken muazzam bir ateşlilik gösterirdi.
Sadece onun sesini dinlemek, insanı duygudan duyguya sokan bir tiyatro oyununu izlemek gibiydi.
Evan'ın karizmasının sırrı, konuşurken duygularını katmaktan çekinmemesiydi.
Öfke, hüzün, merak, arzu, tüm bu duyguları konuşmasına aktarabilen insan çevresini mest edecektir.
Hazır konuşma demişken, muhteşem bir konuşma karizmasına sahip olan başka bir figürden, Malcolm X'den de bahsedelim.
Malcolm X ırkçılığa ve siyahi haklarına dair yaptığı aktivist hareketlerle biliniyordu.
İslam dinini seçmesinde de tüm insanların yaratılış bakımından eşit değerini ve tek üstün olanın Allah olduğunu bu dinin temel bir parçası olarak görmesiydi.
Malcolm da hem dini hem de siyahi haklarını savunan sözleriyle daha önce pek rastlamadığımız bir siyahi Müslüman hareketini başlatmıştı.
Bir halkın özgürlük umutları ifadesinin o dönem tam karşılığı Malcolm X'ti.
Siyasetteki birçok figür Malcolm X'e benzer bir kurtarıcı karakteri Karizmasına sahiptir.
Ezilen halkın hakkını savunduğunu, baskılara bir son vereceğini ve bunun uğruna hapis yatıp hatta ölebileceğini iddia eder.
Halktaki bu mağdur olmuş kesim ise bu kurtarıcı karaktere adeta bir mesih gibi bağlanır.
Malcolm X ayrımcılığa uğramışların kahramanı olarak kendini lanse etmeyi başarmıştı.
Her ne kadar karizmanın önemine ve gücüne değinsek de karizmanın da ters tepeciği anlar vardır.
Yaptığınız bir hata tüm o karizmayı yerle bir edebilir.
Diyelim ki ünlü ve sevilen bir figürün karısını aldattığı ortaya çıktı.
Bu kişinin karizması Karizması ciddi zarar görecektir.
Birçok ünlü kişi karanlık taraflarının ortaya çıkmasıyla kariyerlerini bitirmek zorunda kalmıştır.
Bu durum duygusal bağ kurmadığımız biriyle sevişmeye benzer.
Başlarda o cinsel gerilim etkileyici gözükür, sizi baştan çıkarır ama ilişki sonrasında bir pişmanlık hatta tiksinti sizi kaplar.
Karizmanın da böyle hareket ettiği zamanlar vardır.
Toplum tarafından onaylanmayan bir davranışı ortaya çıkan kişi istediği kadar çabalısın o bozulan imajını düzeltemeyecektir.
Ve evet arkadaşlar bu podcastlik benden bu kadar.
Bir dahaki podcastlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
