
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
youtube.com/portalvideotwitter.com/canaybalikinstagram.com/canaybalik
Deniz Perisi, bir erkeği sıkıcı hayatından uzaklaştırmakta ustadır. Hayata neşe katar ve her türlü zevki sunar. Görkemli süslenme tarzları, hipnotik ses tonları ve zarif beden dilleriyle sanki bir masal kitabından fırlamış gibidirler. Çevresinde daha önce hiç böyle bir kadın görmemiş olan erkek, deniz perisine bakınca çölde görülen bir serap misali, bu illüzyonun peşine düşmeye başlar.
Transkript
Altyazı M.K.
Bundan sonra kendilerine yaklaşan tüm erkekleri büyüleyen deniz perilerini göreceksin.
Şarkılarıyla yaklaşanları büyüleyen deniz perileri.
Buruşuk derileri hala üstlerine yapışık ve çürümekte olan erkek iskeletleriyle dolu bir çayırda otururlar.
Odessa destanında geçen bu ifadelere bakınca destandaki deniz perilerinin hayat mahveden cinsten olduklarını tahmin etmek zor değil.
Bu destandaki deniz perileri gemicileri hem gerçek hem de metaforik anlamda yoldan çıkarırlar.
Gemiciler şarkı söyleyen deniz perilerinin o büyülü seslerine kulak verip rotalarını onlara yöneltirler ve bu süreçte gemiyi batırıp denizde boğulmaları an meselesidir.
Bu destanda deniz perileri öylesine kötü bir şöhrete sahiplerdi ki destanın kahramanı Odysseus deniz perilerinin tehlikesinden korunmak adına kulaklarına mum tıkamış ve kendini yelken direğine bağlamıştı.
Çünkü biliyordu ki en iradeli erkek bile perilerdeki bu cazibe karşısında savunmasız kalacaktı.
Deniz perisi Robert Greene'in Baştan Çıkarma Sanatı kitabındaki baştan çıkarıcı arketiplerden biri.
Kadınlara has bir arketip ve belli başlı özellikleri var.
Öncelikle bu kadınlar bir erkeği sıkıcı hayatından uzaklaştırmakta ustadır.
Hayata neşe katar ve her türlü zevki vaat eder.
Görkemli süslenme tarzları, hipnotik ses tonları ve zevkli tarif beden dilleriyle sanki bir masal kitabından fırlamış gibidirler.
Çevresinde daha önce hiç böyle bir kadın görmemiş olan erkek, deniz perisine bakınca çölde görülen bir serap misali bu ilizyonun peşine düşmeye başlar.
Bu arketipin derinlerine inmek için tarih sahnesindeki iki büyük temsilcisine odaklanmamız gerek.
Ve bunlardan biri Kleopatra.
Kleopatra'nın Sezar'la karşılaşma anı bile tiyatraldi.
Sezar'ın kapısını çalan tüccar yanında rulo halinde bir halı getirmişti.
Ve halının içinden Kleopatra çıktı.
Sezar Kleopatra'yı biraz tanıdıktan sonra ona açık olması da çok uzun sürmedi.
Kleopatra Sezar'ın aşk yaşadığı diğer kadınlardan farklıydı.
Sezar hırslı biriydi ve yeri gelince aşk yaşadığı kişileri geride bırakmasını bilirdi.
Ama Kleopatra'dan bir türlü kopamıyordu.
Bu mısırlı kadını çoktan saplantı haline getirmişti.
Kleopatra Sezar öldükten sonra...
yeni kurbanı olan Marcus Antonius'u kendisine bağımlı hale getirmeyi başarmıştı.
Antonius, Kleopatra'daki şeytan tüyünü çoktan fark ettiğinden, bu kadını bir nevi evcilleştirmek, kontrolü altına almak istiyordu.
Lakin ne yaparsa yapsın, günün sonunda ipler her daim Kleopatra'nın elindeydi.
Tabii Kleopatra'nın bu cazibesi, hem cinsleri tarafından gelen kıskanç söylemlerin hedefi oldu.
Kendisine mısırlı fahişe gibi ithamlar gelmekteydi.
Peki Kleopatra'yı bu kadar baştan çıkarıcı yapan neydi?
Sadece güzel olması mı?
Hayır, Kleopatra'yı özel yapan güzelliği değil.
Tiyatral tarafıydı. Güzel olmasına güzeldi.
İnce uzun bir yüzü, sivri burnu ve iri gözleriyle otantik bir çekiciliği vardı.
Ama güzel olan bir tek kendisi yoktu.
Sezar veya Antonyos'un çevresinde Kleopatra'dan çok daha güzel kadınlar vardı.
Lakin Kleopatra çevredeki güzel kadınlarda olmayan bir tiyatralik barındırdığı için bulunmaz bir nimet muamelesi görüyordu.
Giyisilerini, makyajını her gün değiştiren, durmadan kendini yenileyen bir kadın vardı karşımızda.
O kadar tatlı bir ses tonuna sahipti ki duyanları adeta sarhoş ediyor.
Törenler, partiler, eğlenceler düzenlemekte bir ustaydı.
Anlayacağınız tam bir alemciydi ve onun yanında insan kendini başka bir evrende hissediyordu.
Kleopatra insanlara görkemli bir tanrıça atmosferi yayıyordu.
Erkekler bu kadını kontrol edemeyeceklerini kısa sürede anlamıştı.
Geriye bir tek bu kadına tapmak kalıyordu.
Egzotik deneyimler yaşatması, asla kendini tekrarlamayıp hep yeni sürprizlerle ortaya çıkması olsun erkeklerin sadece kalbini değil aklını da alıyordu.
Sezar gibi istese yüzlerce kadına ulaşabilen bir erkeğin Kleopatra'yı takıntı haline getirmesinin nedeni bu kadının asla sıkıcılaşmayan havasında yatmaktaydı.
Günümüzden yaklaşık 2000 sene önce yaşamış olan bu kadın Deniz Perisi arketipine en iyi örneklerden birisi.
Ama bu arketipe günümüze daha yakın zamanlardan bir örnek daha var.
Marilyn Monroe erkekler üzerindeki etkisini daha küçük yaşında fark etmişti.
Çocukluğunun bir kısmı yetimhanelerde geçmişti.
Ekranlarda gördüğümüzün aksine içi dönük ve hayalperest bir mizacı vardı.
13 yaşında başına gelen bir olaysa hayatı olan bakış açısını değiştirecekti.
Monroe bir gün okula gitmek için hazırlanırken bluzunun yırtıldığını fark etti.
Ufak tefek bir kızdan kazak ödünç aldı.
Ve bu kazak Monroe'ya birkaç beden küçük geldi.
Yaşıtlarına göre gelişmiş bir kızdı zaten.
Monroe bu kazakla okula gittiğinde daha önceleri pek dikkat çekmeyen bu kız erkekler arasında birden popüler olmuştu.
Hatta Monroe bu meraklı erkek öğrenciler için kazığıma sanki bir altın madeniymiş gibi baktılar diye yazmıştı günlüğüne.
Erkekler üzerindeki bu gücünü fark ettiği andan itibaren Marilyn giyimine kuşamına ayrı bir özen göstermeye başladı.
En son bir film yıldızı olduktan sonra cazibesi öyle bir seviyeye gelmişti ki artık erkekleri etkilemek için hiçbir çaba harcamasına gerek yoktu.
Erkekler ona kendiliğinden aşık oluyordu.
Monroe saplantılı erkek hayranlarına dair şunları söylüyordu.
Onların beni öpmek, bana sarılmak istemesinin suçu bendeymiş.
Bazıları onlara tutku dolu gözlerle baktığımı söyledi.
Bazıları ise sesimin kendilerini baştan çıkardığını söyledi.
Bir kısmı ise onları 2.80 yere yatıran titreşimler yaydığımı iddia etti.
Monroe film dünyasına adım attığında figüran rolünde yer alması bile sinema salonundakileri coşturmak için yeterliydi.
Buna rağmen yapımcılar kendisinin bir star olacağını başlarda düşünmüyorlardı.
Ta ki Love Happy filminde o meşhur yürüyüşünü gerçekleştirene dek.
Monroe bu filmde ihtiyar bir herifi baştan çıkaran sarışın bomba rolünde oynuyordu.
Ve bir sahnede yaptığı yürüyüş bu kadının yıldız olmaya dair yolculuğunu başlatacaktı.
Yoğun cinsellik yayan, aynı zamanda zarafet içeren o tonu yakalamayı başarmıştı.
Monroe yürüyüşünü geliştirdi.
Değiştirdikten sonra makyajına özen göstermeye başladı.
Saatlerce ayna karşısında kendi yüzüne en iyi giden makyaj tarzını bir bilim adım hassasiyetiyle araştırmaya koyuldu.
Ama şimdi sıra sesine gelmişti.
Ses tonunu küçük bir kız aynı zamanda vampir kadın sertliğine benzeyecek bir orta kıvamı ayarladı.
Hızlı ve telaşlı değil, sakin ve özgüvenli bir konuşması vardı.
Ara sıra duraklaması, nefes alması ve özellikle yumuşak bir ses perdesi tercih etmesiyle onu dinlemeyi...
...hipnos seansı gibiydi.
Cinsel bir auraya sahip olmak da üstüne yoktu.
Oyuncu eğitmeni Michael Chekhov bir gün Marilyn Monroe ile beraber bir sahne üstüne çalışıyordu.
Chekhov bu kadının oyunculuğunu seyrederken mistik bir enerji yaydığını hissetti.
En son kendisini tutamadı ve Monroe'ya dönüp şunu sordu.
Bu sahneyi oynarken seks mi düşünüyordun?
Monroe'dan hayır yanıtını alınca Chekhov şöyle devam etti.
Sahne boyunca senden cinsel titreşimler aldım.
Sanki şehvetin pençesine kapılmış gibiydin.
Stüdyolarla yaşadığın sorunu şimdi anlıyorum Marilyn.
Ne yaparsan yap, ne düşünürsen düşün, sen cinsel titreşimler veren bir kadınsın.
Tüm dünya bu titreşimlere yanıt verdi zaten.
Sen beyaz perdede görününce seyirciler doyuma ulaştı.
Marilyn Monroe erkeklerde gördüğü bu vahşi ilgiyi biliyor ve buna bayılıyordu.
Yetimhanelerde büyüyen ve hayatının ilk dönemlerinde içine kapanık olan bu kızın derinlerde ilgi görmeye karşı bir zaaf hep vardı.
Ve bilinçaltına küçük yaşta yerleşen o arzulanma istenci onu buralara getiren hırsın motoruydu.
Kleopatra'dan farkı sadece cinselliği daha yoğun kullanması değil, ürperten bir tanrıça gibi gözükmektense masum bir kız sevecenliğini çevresine yansıtmasıydı.
Erkekler Monroe'nun yanında kendilerini koruyucu bir baba figürü gibi hissederdi.
Ki erkekler bu hisse bayılırlar.
Monroe'nun bir şeylerin farkında olmasına rağmen sanki farkında değilmiş gibi olan tavrı, saf olmamasına rağmen saf kadın ayağına yatması insanların kafasını allak bullak ederdi.
Robert Greene'in tabiriyle Marilyn Monroe'nun karakterinin bir bölümü cinsel çığlıklar atarken geri kalan kısmı sanki yarattığı etkiyi algılamıyormuş gibi utangaç ve saftı.
Cleopatra'yı özel yapan görkemli ve ürpertici tarafıydı.
Marilyn Monroe'yu özel yapan ise masum ve kırılgan tarafıydı.
Erkekler tehlikeyi sever.
Bir savaş, bir spor veya bir oyun olsun o mücadelenin verdiği macera ve tehlike hissi her daim erkekleri büyülemiştir.
Bu macera hissini hayatında pek yaşayamamış bir erkek de tehlike arzusunu tekinsiz gözüken bir kadının peşinde koşarak tatmin edebilir.
Cinselliğinden utanmayan, özgüvenli, zevkide tehlikeyi de sonuna kadar yaşayan ve yaşatan o bela kadın tarih boyunca erkeklerin itiraf etmekten çekindiği bir fantezisi olmuştur.
Deniz perisiyle karşılaşan bir erkek içten içe bu kadının kendisine iyi gelmeyeceğini Bu kadına zaman geçirdikçe ailesinin itibarını, akıl sağlığını kaybedeceğini bilmesine rağmen kendisini kaptırmaya devam eder.
Çünkü bu kadının kendisine yaşattığı tehlike ve heyecan erkeğe o sıkıcı hayatında macera dolu bir oyun gibi gelir.
Kitapta şöyle bir pasaj geçer.
Kadınların yüzeydeki süsleri gözlerimizi kamaştırır.
Bunca altın ve mücevher, kızın kendisi olarak gördüklerimizin pek hızıdır.
Böylesine bolluğun içinde diye sorabilirsiniz.
Tutkumuzun hedefi nerededir?
Gözler aldanır. Aşkın zeki kamuflajına.
Bir deniz perisini diğerlerinden ayıran 3 temel fark var.
Süs, ses ve beden dili.
Deniz perileri süsleneceği zaman ileriye gitmekten, yeni şeyler denemekten çekinmezler.
Zira bir deniz perisi için mevzu baştan çıkarma olunca her yol mübahtır.
Baudelaire'ın makyajı övgü denemesinde geçen şu pasaj bu arketipin süslenme felsefesini ortaya koyar.
Bir kadının büyülü ve doğaüstü görünmeye çalışması bir bakıma bir görevi yerine getirmek olduğundan en doğal hakkını kullanıyor demektir.
Şaşırtmalı ve büyülemelidir.
Hayranlık duyulabilmesi için kendini altınla bezeyen bir idol olmalıdır.
Yürekleri fethedip ruhları uyandırmak için kendini doğanın üzerine çıkarmak amacıyla her türlü sanatı kullanmalıdır.
Örneğin Napolyon'un kız kardeşi Pauline Bonaparte, süslenme açısından tam bir deniz perisiydi.
Takıları, süsleri ve dekolitesini öyle bir ayarlardı ki hepsi bir uyum içinde gözükürdü.
Giydikleri elbette cinselliği çağrıştırıyordu.
Ama ince bir ayar tutturmayı başardığından cinselliğin tonu ucuzluğa kaçmazdı.
Zariflikle cinselliği harmanladığından Pauline'deki bu gösteriş merakı çevresine eğreti gelmiyordu.
Ses özelliğine dair Marilyn Monroe'nun iyi bir örnek teşkil ettiğini söylemiştik.
Ama Monroe sadece sesiyle değil beden diliyle de tam bir deniz perisiydi.
Konuşurken acele etmediği gibi yürürken de etmezdi.
Doğal bile gözükmeyen bir yürüme tarzı geliştirmişti.
Ve bu tarz ekranlara çok yakıştı.
Deniz perisi bazı kadınların olmayı istediği bir arketiptir demek yanlış olmaz.
Sonuçta ilgi yağmuruna tutulur, en güçlü erkekleri kendisine köle eder ve ego tatminini sonuna kadar yaşar.
Ama tehlike yayan bu kadının peşine takılan tehlikeler de vardır.
Bunlardan biri kıskançlık.
Kleopatra'nın çevresinde kadınlar tarafından ne kadar kıskanıldığını hatta fahişe ithamlarında bulunulduğunu hatırlatalım.
Çünkü çevresindeki erkeklerin ilgisini mıknatıs gibi çeken bir kadın günün sonunda diğer kadınlarında öfkesini çeker.
Ve biriken bu kıskançlık hiç beklenmedik bir anda bir topluluğu deniz perisinin ayağını kaydırmak adına harekete geçirebilir.
Hele ki bu deniz perisi yuva yıkan işler yapmışsa.
Bazı deniz perileri çevresinden gelen öfkeli kıskançlığı dindirmek adına bir kurban maskesi takabilir.
Yani çevresine asıl suçlunun kendisi değil de ondan etkilenen erkek olduğunu söyler.
Olayların kendi kontrolü dışında geliştiği izlenimini verir.
Gerçeği çarpıtır ve hedef oklarının erkeğe yönelmesini sağlar.
Bu arketipin başına gelmesi muhtemel başka bir tehlike ise kendisinin kolay kadın imajına indirgenmesidir.
Marilyn Monroe'nun cinsellikle bağdaşan imajı bir yerden sonra o kadar kontrolden çıkmıştı ki yönetmenler kendisine durmadan aptal sarışın rolleri veriyordu.
Oysa Monroe kariyerinde daha derin kadın karakterleri canlandırmak istemişti.
Zaten gerçek hayatında ekranlarda göründüğü gibi değil.
Derinlik sahibi ve son derece zeki bir kadındı.
Kariyeri boyunca bu derin tarafını ekranlara yeterince yansıtamamanın eksikliğini hissetti.
Yazarımız deniz perisini suyun yapısına benzetir.
Su akıcıdır, şekilden şekle girer.
Suya bakmak bile insanı büyüler.
Suyu tutmak istesen tutamazsın.
Ele avuca gelmez. Deniz perisi de bir su gibi, büyüleyici, kendini yenileyen ve kontrol edilemeyen bir yapıya sahiptir.
Suyun en görkemli hali olan denizler gibi bizi heyecanlandırır.
Uçsuz bucaksızlığı insanın içini kıpırdatır.
Ama aynı deniz fazla açıldın mı bu sefer seni boğmaktan çekinmeyecektir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
