
Terappin'de PORTAL20 koduyla ilk seansınız %20 indirimli.
https://terappin.com/mobil-uygulamayi-indir
Gizemli insanlar merak uyandırıyor.
Kitap: Robert Greene, İnsan Doğasının Yasaları
Transkript
Gizemli gözüken insanlar ilgimizi çekiyor.
Sürekli göz önünde olan, kendi hayatına dair her şeyi ortaya seren insanlar, bir yerden sonra cazibesini kaybediyor.
Ama ara sıra ortadan kaybolan insanlar bizde merak uyandırıyor.
Her zaman göz önünde olacağım diye bir açgözlü yaklaşımı benimsemek, bir yerden sonra o kişinin büyüsünü öldürüyor.
Bu podcastimizde insan doğasının yasaları kitabından devam ediyoruz.
Chanel parfümlerini biliyorsunuz değil mi?
Dünyanın en popüler parfüm markalarından birisi.
Ve Chanel ismi, markanın kurucusu olan Gabrielle Chanel isimli kadının soy isminden geliyor.
Chanel'in başarı hikayesi, bir gizem havası oluşturmanın ve açgözlü hareket etmekten kaçınmanın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor bizlere.
Şimdi Chanel'in hayatına bakalım.
Chanel'in çocukluğuna bir trajedi eşlik edecekti.
Daha 11 yaşındayken 30 yaşındaki annesinin veremden ölümüne şahit oldu.
Kardeşleriyle beraber yoksulluk içinde bir akrabadan diğer akrabaya savrularak geçti genelde çocukluğu.
Baba desen ortalarda pek gözükmeyen kaçak bir tipti.
Anne öldükten sonra Chanel'in babası kızını bir manastıra yolladı ve ara sıra manastırda kendisini ziyaret edeceğini kızına söyledi.
Tabi babası bir daha asla ziyaretine gelmedi.
Chanel'in gittiği manastır yetimleri kabul eden ve son derece disiplinli bir yerdi.
Manevi bir yaşam sürülüyordu burada ama Chanel manevi işlere karşı o kadar da ilgili değildi.
Kısa süre içinde manastırdaki yaşam tarzı ona sıkıcı gelmeye başlamıştı.
Chanel heyecan arıyordu. Romantik bir karaktere sahipti ve ara sıra yaramazlık yapmayı seviyordu.
Bir gün manastırda birkaç tane aşk romanı bulmayı başardı.
Birisi bu manastıra aşk romanları sokmuştu bir şekilde ve bu romanlar mistik bir şekilde Chanel'in önüne düştü.
Chanel bu aşk romanlarını okudukça şu anki hayat tarzından ne kadar nefret ettiğini anladı.
O da okuduğu kitaplardaki gibi bir hayat yaşamak istiyordu.
Aşkın, paranın, şöhretin ve dramanın içinde olmak istemişti.
Tabi ki bu arzularını manastırdaki rahibeleri asla belli etmedi.
Ki belli etse sert bir şekilde cezalandırılacaktı.
Chanel'in ömrü bu manastırda geçmedi tabi ki.
Artık 18 yaşına geldiğinde bir yatılı okula geçiş yapıp terzilik eğitimi aldı.
Okulun bulunduğu mahalleyi gezerken rastladığı bir tiyatro kendisinin artık yeni tutkusu olacaktı.
Chanel tiyatrodaki her şeyi sevmişti.
Kostüm, dekor, şov, drama.
Tiyatro tam da Chanel'in karakterine uygun bir sanattı.
Çocuk yaşta aşk romanları okurken deneyimlediği o tutkuyu tiyatroda tekrar yaşamıştı.
Chanel o an kendisine hedef olarak tiyatro oyuncusu olmayı koydu.
Üne kavuşmak istiyordu. Kendisinin sahne adı Coco'ydu çünkü bu hayattaki başka bir tutkusuyu da kokain kullanmaktı.
Hayır böyle bir şey yok tabii ki.
Ama sahne adı gerçekten Coco'ydu.
Çok istekliydi hatta otantik bir avurası da vardı ama çok zaman geçmeden oyunculuk yeteneğinin olmadığının farkına vardı.
Chanel'in en büyük özelliklerinden biri kendisine karşı dürüst olmasıydı.
Yeteneği olmadığı bir alanda inat etmek saçma olacaktı.
O da kendisine yeni bir hedef seçmek istedi.
Bazı erkekler metres olarak genç yaştaki kızları seçmeyi seviyordu.
Ve Balsan ismindeki genç bir erkek de Chanel'den hoşlanmıştı.
Hatta Chanel'i kendi şatosunda kalmaya davet etti.
Balsan hayat kaygısı sıfır olan bir insandı.
Aileden gelen mirasını, zevklerini harcayan, eğlence düşkünü bir tipti.
Chanel, Bansa'nın şatosuna yerleşme fikrini sonunda kabul etti.
Bansa'nın yüksek zümreden birçok tanıdığı vardı ve bu şatoya da sık sık misafir geliyordu.
Chanel de haliyle bu zengin insanlarla tanışma fırsatı buldu.
Ama Chanel soylu biri olmaktan ziyade bir mesres olduğu için genelde zengin insanlar geldiği zaman ortalıklarda pek görünmüyor, uşakların bulunduğu odaya kaçıyordu.
Chanel bir amaç krizine girmişti.
Tiyatro oyuncusu olmak istemiş ama Ama yeteneksizliğini fark edince bu hayalinden vazgeçmişti.
Şimdi de bir şatoya yerleşmiş ama yine de kenarda duran bir metres olmaktan ileri gidememişti.
Psikolojisi gitgide bozulmaya başlamıştı.
Çevresinde onu anlayacak birisi de pek yoktu.
Chanel günümüzde yaşasaydı kendisindeki bu anlaşılma ihtiyacını tatmin etmek daha kolay olacaktı.
Çünkü günümüzde terapin uygulamasıyla anlaşılmak artık daha kolay.
Bu podcast bölümünün sponsoru olan terapin 300'den fazla psikoloğun hizmet verdiği online bir terapi platformu.
Bilgisayarınızdan veya... mobil uygulamadan terapine kolayca ulaşabiliyorsunuz.
Bu ne demek oluyor? Bir seansa gitmek için araba veya otobüse atlamanıza gerek yok.
İnternet bağlantınız yeterli.
Terapin her bütçeye uygun seçenekler sunuyor.
Siz de dilediğiniz gün ve saati seçip size uygun bir terapistle eşleşebiliyorsunuz.
Seans bittikten sonra psikologla iletişiminiz şak diye de kesilmiyor.
Seanstan sonra bile psikologla uygulama üzerinden mesajlaşarak iletişime geçme fırsatınız var.
Terapinin sizi bir psikologla eşleştirebildiği gibi siz de kendi psikologunuzu istediğiniz gibi Terapin sisteminde yer alan tüm psikologların özgeçmişlerini ve danışan yorumlarını sizlere sunuyor.
Uzmanlarla yapacağınız 45 dakikalık bir seans bile sorunlarınızın anlaşılmasına hatta çözüm yollarına gidilmesine kapı açacak.
Terapinden alacağınız tek bir seans kendinizi yaptığınız değerli bir yatırım olacak.
Ayrıca Portal ile yansıma dinleyicilerine özel Portal 20 isminde ilk terapi seansında 120 indirim sağlayacak bir kodumuz da bulunmakta.
Kodumuzu ve terapin uygulamasının linkini bu podcastin açıklama kısmında belirtin.
Şimdi Chanel'e geri dönelim.
Chanel erkeklere karşı etkileyici bir kadındı.
Ama bu etkileyiciliğini fiziksel özelliklerinden dolayı sağlamadığını biliyordu.
Hatta Chanel kendisini dönemindeki kadınlara göre o kadar güzel de bulmuyordu.
Erkeksi bir görüntüsü vardı.
Hatta giyim tarzı bile erkeksiydi.
Chanel tam bu sıralar moda ve giyime merak saldı.
Bir gün Balsa'nın yatak odasına girip onun giysilerini araştırdı.
Giysilerle kombin yapıyor ve daha önce kimsenin alışkın olmadığı bir giyim tarzı yaratıyordu.
Bu moda merakı kendisinin günlük giyim tarzını da etkilemişti.
Kendisi artık o dönemin popü...
kadın giyimini tercih etmek yerine bir nevi kendi icat ettiği o erkeksi ve otantik giyim tarzını benimsemişti.
Ve erkekler de Chanel'in bu bambaşka giyim tarzına bayılmıştı.
Hatta başka metreslerde Chanel'i kıskanmaya başlıyordu.
Kendileri kadar güzel bile olmayan bir kadın, şatodaki erkeklerin ilgisini mistik bir şekilde üstüne çekmişti.
Ama daha sonra bu kıskanç metresler Chanel'e özelmeye başladı.
Bu kadınlar da artık Chanel'in giyim tarzını taklit ediyordu.
Bu kadınlar Chanel'in odasına çıkıyor ve ondan kendilerine moda danışmanlığı yapmasını istiyorlardı.
Chanel dikkat çekmeye başlamıştı.
Artık kendisi şatoya soylular girince saklanan bir metres değil.
Soyluların bile ayağına geldiği bir moda tasarımcısı olmuştu.
Basandan sonra hayatına Arthur isminde yine zengin olan başka bir erkek girdi.
Ve Arthur'un da yardımıyla Chanel kendisine bir giyim dükkanı açtı.
İşler Chanel için artık rayına girmişti.
Tiyatroda başarısız olmuş, metreslikten utanmış ama sonunda moda tasarımcılığında kendini bulmuştu.
Üstelik en önemlisi bu alanda bir yeteneği de vardı.
yöründe de sınırları zorlamayı seven bir kadındı.
Belli tabuları yıkmaya bayılıyordu.
Bunlardan biri denizde yüzmesiydi.
Evet denizde yüzmesi. Çünkü o zamanlarda bir kadının denizde yüzmesi ender görülen bir durumdu.
Chanel sadece rahatça denizde yüzmekle kalmadı.
Bunun üstüne kadınlar için yüzme kıyafetleri de tasarlayarak bir devrim başlattı.
Artık kadınlar mayolarından tutun, kışlık kıyafetlerine kadar Chanel'den alışverişlerini yapıyorlardı.
Kendisinin şöhreti Paris'e kadar gitmişti.
Onun moda tarzını femme fatale konseptine benzetebiliriz.
Bir nebze erkek. Cesur ve baştan çıkarıcı bir giyim tarzı ortaya koymuştu.
Uslu, kibar bir kız imajı veren giyimleri yıkıp geçmiş, o baştan çıkarıcı kadın modasını merkeze almıştı.
Sadece giyim üzerine odaklanmakla da yetinmeyecekti.
Yıllar sonra tüm dünyaya ismini duyuracağı kendi parfümü için çalışmalara başladı.
Bu parfümün reklamını yapmak istiyorsa yaratıcı olmalıydı.
O da şöyle bir yöntem seçti.
Dükkanın her yerine parfümünden sıkmıştı.
Dükkana giren her müşteri de ya bu güzel koku nereden geliyor diye sorar sormaz Chanel'in tuzağına düşmüş oluyorlardı.
Chanel hemen onlara parfümünü tanıtıyordu.
İlk defa bir parfüm bu kadar konuşulmuştu.
Chanel 20 yıl boyunca başarılı bir girişimcilik kariyeri sürdürdü.
Ama 2. Dünya Savaşı ile beraber kendisinin bazı politik görüşleri itibarını sarsacaktı.
Nazilere karşı sempatik bakıyordu.
Ve bu nazi sevgisi ortaya çıkınca Fransızlar bu moda devi kadından soğumaya başlamıştı.
Chanel Paris'ten ayrılıp İsviçre'ye gitti ve bir nevi sürgün hayatı yaşadı.
Bu süreçte kendisinin ismi gitgide unutulmaya başladı.
Ama tekrar sahnelere döneceğini duyurunca insan...
bir merak uyandırmayı başardı.
Defileler düzenleyip kalabalıkları toplamayı başarmıştı.
O kadar fazla süredir piyasada yoktu ki insanlar bu gizemlere karışan kadını artık yakından tanımak istemişti.
Birçok modacı gibi onun da bir problemi vardı.
Çakma ürünler. Tasarımları kolay yoldan parayı bulmak isteyenler tarafından çakma olarak üretilip satılmaya başlanmıştı.
Ama Chanel bu korsan satıcıların ürünleri kopyalamasına izin verdi.
Reklam reklamdır diye düşündü.
Sonuçta bu ürünlerin çakma olduğunu insanlar içten içe fark ediyor.
Ve asıl kalitenin orijinal Chanel ürünlerinde olduğunu biliyordu.
Chanel'in geri dönüşündeki bu başarı artık ütopik bir düzeydeydi.
Kendisinin soy ismi bir dünya markası olmuştu.
Chanel'in başarı hikayesini nasıl yorumlayabiliriz?
Bir kere yeteneğinin olmadığı alanlarda ısrar et...
Önemli bir özellikti.
Eğer tiyatroda inat edip oyuncu olmak isteseydi bu emeklerinin karşılığını kolay kolay alamazdı.
Aç gözlü davranıp kolay yoldan başarıyı da hedeflemedi.
Sabır gösterdi. Kendisine uygun olan tutkunun bir gün ortaya çıkacağına inandı ve o tutkuyu da bulunca sonunda başarıyı yakaladı.
Kuralları yıkması onu özel yapmıştı.
Farklı olanın ilgi çekeceğini biliyordu.
Cinsiyet rolleriyle oynamayı, kadın erkek modasını karıştırıp hibrit bir tarz üretmeyi hem kendisi hem de müşterileri sevmişti.
Çocukluğunda yasak aşk romanları okumuştu.
kurken yaşadığı deneyime benziyordu bu durum.
Yasak gözüken, tabu olanı kıran bir moda yaklaşımını benimsemişti.
Reklamcılık anlayışı da aç gözlülükten uzaktı.
Etrafa bağırıp çağırıp bakın yeni parfüm çıkardım hemen alın demiyordu.
Bunun yerine dükkana parfümlerinden sıktı ve insanların bu parfümü merak etmesini sağladı.
Ve biliyordu ki kadınlarda giyim açısından bir rekabet vardı.
Bir kadın başka bir kadının giyim tarzına bakar ve onun tarzına imrenirdi.
Ve genelde bu imrenme bir rekabete bile dönüşürdü.
Ve Chanel'de kadınlardaki bu rekabet duygusuna oynayıp Kendisini çok ön planda tutmaması, ara sıra ortaya çıkıp daha sonra kaybolması ve bu süreçte belli tabu olan şeyleri kurcalayıp insanların ilgisini çekmesi onun
başarısının anahtarıydı.
Çit'in öte yanındaki otlar daha yeşildir dediğimiz bir sendrom var.
Yani insana kendisinden daha uzak, daha farklı olanın çekici gelmesi durumu.
Belli ahlaki, estetik veya felsefi algılarımıza taban tabana zıt bir konsept bazen absürt bir şekilde ilgimizi çeker.
Bizde merak uyandırır. Arzularımızı besler.
İçimizdeki o karanlık tarafa hitap eder.
Seri katillere duyduğumuz merak bunlara örnek olabilir mesela.
Göz yapımızda bile benzer bir durum vardır.
Siyah bir rengi odaklandığımızda çevresini sanki beyazmış gibi görürüz.
Zihnimizde yaratılan her imgeye zıtlığı da eşlik eder.
İnsan dediğim bir çelişki yumağıdır sonuçta.
Chanel de insanlardaki bu çelişkiyi biliyordu.
Ve ondan dolayı geleneksel kadın algısına zıt giden bir tarz seçti.
Chanel özünde bir arzu uyandırma ustasıydı.
Peki arzu uyandırmanın kilit noktaları ne?
Biraz da bunların üstünde duralım.
Kritik noktalardan biri ne zaman ve nasıl geri çekileceğini bilmek.
Devamlı bize gözüken birisi bir yerden sonra kendisine duyulan merak ve ilgiyi kaybedecektir.
Ara sıra ortalardan kaybolmak.
veya kaybolmuş izlenimini vermek insanlardaki merakı baya bir parlar.
Michael Jackson bunu yapmakta ustaydı mesela.
Çok fazla müzik yayınlayıp konser veren biri değildi.
Bunu yaparsa o cazibesinin kaybolacağını biliyordu.
Üretkenliğini belli bir sınırda tuttu ve kendisini gizleyerek eserlerine olan ilginin artmasını sağlamıştı.
Çünkü sonuçta bazı dinleyiciler bu şarkıyı bir açıdan Michael'ın karakterini çözmek için de dinliyorlardı.
Michael Jackson şarkılarının ne anlama geldiğine dair pek bir açıklama yapmaz.
O büyünün ölmesini istemezdi.
Kendimize dair bazı şeyleri açık uçlu bırakmak sanıldığı kadar kötü bir şey değil.
Hele ki sanat eserlerinde bunu yapmayı başaranlar bu yolla eserlerini ölümsüz kılabiliyor.
Chekhov veya Shakespeare gibi yazarların eserlerinin günümüzde halen okunup farklı farklı yorumlanması eserdeki o açık uçlu ve gizemli havadan kaynaklanıyor.
Arzunun temelinde bir rekabetin olduğunu da bilmek gerekiyor.
Chanel ne yapıyordu? Kadınlar arasında bir rekabet yaratıp o rekabetten hareketle markasını popülerleştirmek.
Hatta çakma ürün satanlara bile izin verip orijinal ürünün piyasadaki rekabetini arttırmak.
Arzu ve rekabet arasındaki ilişkiyi çocukluğumuzda bile görmek mümkün.
Çocukken de ailemizin ilgisini kazanmak adına kardeşlerimizle rekabet etmekten çekinmezdik.
Eğer ortaya Chanel gibi ürün koyan biriysek o ürüne dair rekabet mekanizmalarını beslemek işe yarayacaktır.
Hatta ürünün bir nebze tartışması çalışma yaratması bile rekabeti besler.
Chanel'in tasarımlarında erkek ve kadın ögelerini birbirine karıştırması başlarda tepki çekti ama sonraları deli gibi satıyordu.
İnsanlarda içten içe, yasak olan şeylere karşı bir arzu vardır ve bir arzu nesnesinin de bu yasa dışlığa sahip olması onun etkisini arttıracaktır.
Arzulamayı veya arzulanmayı her ne kadar güzellemiş olsak da arzu kavramının toksik bir tarafı olduğunu da bilmek gerek.
Arzu yanında huzursuzluğu da getiriyor.
Devamlı alternatifleri düşündüğümüz için bir tatminsizlik oluyor.
İnsanı bir de çok kolay gaza getiriyor tabii ki.
En iyisi bir örnekle açıklayayım.
Diyelim ki şu anki mesleğinizden memnun değilsiniz ve yeni bir mesleğe başlamak istiyorsunuz.
Sonunda mesleğinizi değiştirdiniz de.
Ama daha sonradan fark ediyorsunuz ki yeni mesleğiniz hiç de beklediğiniz gibi çıkmıyor.
Hatta eski mesleğinizi özlüyorsunuz.
İşte arzular. insanı gaza getirmekte ve kafada kurmak açısından cidden tehlikeli.
Arzularımız her zaman bizim için iyi olanı göstermiyor.
İnsan ilişkilerinde de benzer bir durum var.
Arzuladığımız insan her zaman bize iyi gelen insan olmuyor.
Kısacası devamlı arzulayan birisi olursak veya arzulara kapılıp gidersek geriye kalacak tek şey tatminsizlik ve huzursuzluk hissi olacaktır.
Robert Greene arzu hapishanesinden çıkmak adına daha doğrusu arzuyu sağlıklı bir formda tutmak adına bize bazı tavsiyeler veriyor.
Mesela bunlardan birisi derinleşme sabrını göstermek.
Örneğin başlarda çok hoşumuza gitmeyen mesleğimizi Maymun iştahlılıkla değiştirmek yerine önce o mevcut mesleğimiz üstüne derinleşmeye çalışmak.
Mesleği iyi icra eden birine dönüşmeye çalışmak ki insan bir işi iyi yaptığında bir yerden sonra genelde sevmeye de başlıyor.
Mevzu aslında dönüp dolaşıp açgözlü olmayıp sabırlı olmaya geliyor.
İnsan bir arzu yaratı ama kendini gerçekten de koparmaması gerekiyor.
Çoğu zaman arzumuzun altında bir ilüzyon yatıyor ve o arzumuzu elde edince ya bu muymuş diyoruz.
Bunun bilincinde olmamız gerekiyor.
Ve evet arkadaşlar bu podcastlik benden bu kadar.
Bir dahaki podcastlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
