
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Transkript
Rüyalarda şöyle tuhaf bir taraf var.
Rüyada gördüğün duygunun tam tersine uyanınca yaşıyorsun.
Mesela iyi bir rüya mı gördün?
Uyanınca kötü hissetmeye başlıyorsun çünkü o gördüğün iyi şey rüyaymış.
Kötü rüyada da tam tersi bu sefer.
Kötü bir rüya gördüğünde bu sefer kalktığın vakit iyi hissetmeye başlıyorsun diyorsun.
İyi rüyaymış kötü gördüğüm şey.
Normalde çoğu rüyanın rüya olduğunu anlamıyoruz ve sanki gerçekmiş gibi kendimizi kaptırıp gidiyoruz.
Ama iyi rüyaların rüya olduğunu anlamak çok kolay çünkü başına durmadan iyi şeyler gelmeye başlayınca diyorsun ki bu işte bir terslik var.
Kötü rüyaların da sıkıntısı şu bazen gerçekten aşırı korkunç olabiliyorlar.
Kalp çarpıntısıyla sırılsıklam bir şekilde uyanabiliyoruz kötü rüyadan.
Hatta En Kral Korku filminden daha korkunç olabiliyor bu tarz kötü rüyalar.
Çünkü sanki gerçekmiş gibi yaşıyoruz ve aşırı tuhaf senaryolarla karşılaşabiliyoruz.
Çok hiç görmediğimiz bir yaratık çıkabiliyor karşımıza kötü rüyalarda.
Ama kötü rüyalarda bu sefer uyanınca iyi hissettiriyor.
Ha rüyaymış diyorsun devam ediyorsun.
Bir de absürt diyebileceğimiz rüyalar var ki bu rüya türü benim favorim.
Hiçbir şey anlamıyorsun. Ortada tuhaf bir kurgu var gerçek kesit bölümü gibi.
Hiçbir şekilde anlam veremiyorsun bu rüyanın neden gerçekleştiğine dair.
Ama iyi tarafı şu komik oluyor genelde.
Millete anlatıp gülebiliyorsun.
Bu saydığım 3 rüya türü dışında bu iyi rüya kötü rüya absürt rüya dışında bir rüya türü daha var.
Bu rüya türü de çok zevkli geçiyor ama uyanınca hüsranla karşılaşıyorsun.
O da başka bir videonun konusu olsun.
Rüyalarla ilgili bazı felsefi sorular var ve en meşhur sorulardan biri de Descartes'in kendisine sorduğu soru.
Şu an rüya görüyor olabilir miyim?
Bu deneyim ettiğim yaşam bir rüya olabilir mi?
Onun dışında çok farklı sorular da var.
Mesela rüyalarda hep öyle ahlaklı dürüst insanları canlandırmıyoruz.
Bazen çok ahlaksız rüyalarda görebiliyoruz ve bu tarz bir soru da sorulmuş felsefe tarihinde.
Acaba ahlaksızca rüyalar görmek bir sıkıntı yaratır mı?
Özellikle dindar bir kişi için.
Daha başka bir soru da rüyaların anlamı yöneliğinde.
Tamam rüya görüyoruz peki bu gördüğüm rüyanın bana vermek istediği bir mesaj var mı?
Hayatıma dair söylemek istediği bir anlam taşıyor mu bu gördüğüm rüya yoksa anlamsız öylesine bir şey mi?
Başka bir soru da rüyaların işlevine yönelik olabilir.
Tamam rüya görüyoruz ama neden rüya görüyoruz?
Bu rüya görmemiz bize ne sağlıyor?
İşlevi ne? Evrimsel süreçte bu rüya görmenin bize bir faydası var mı veya neden insanlarda böyle bir rüya görme mekanizması gelişti?
Bunlar dışında rüyaların deneyim olup olmadığına yönelik de bir soru var.
Deneyim kelimesini genelde gerçek hayatta yaşadığımız şeyler için kullanırken, Rüyada da bir şeyler yaşıyoruz.
Gerçek hayatta fiziksel bir karşılığı olmasa bile.
Peki buna bir deneyim diyebilir miyiz?
Sonuçta zihnimiz belli bir aktiviteden geçiyor.
Bu bilinçli bir aktivite midir?
Tarzında bir soru da sorulmuş.
Bir de rüyaların yapısına yönelik bir problem var.
Rüyalar tam olarak nasıl bir şey?
İllüzyon mu veya hayal gücümüzün bir ürünü mü?
Ya da bir kandırmacı bir illüzyon gibi bir şey mi?
Bu videoda bu soruları inceleyeceğiz.
Descartes şöyle düşünüyor.
Ben rüyadayken genelde rüyada olduğumu fark etmiyorum.
Sanki gerçekmiş gibi yaşıyorum o rüyayı.
Oysa gerçekte yatağımda yatan bir haldeyim.
Ya yaşamda bu tarz bir şeyse, ya yaşamda sanki bir rüya gibi kaptırıp gittiğim ve gerçek zannettiğim bir şeyse ama işin özünde farklı bir gerçeklik yatıyorsa tarzı sorgulamalara giriyor.
Descartes aynı zamanda rüyalarda zihnin, akli melekelerin düzgün çalıştığının da üzerinde duruyor.
Tamam rüyalarda çok saçma sapan şeyler görebiliyoruz ama zihnimiz tıpkı gerçek hayattaki zihnimiz gibi.
Rüyada da bize 2 artı 2 kaç diye sorsan 4 deriz.
Gerçek hayatta da 4 deriz.
Rüyayı algılama şeklimiz ve gerçek hayatı algılama şeklimiz zihin açısından birbirine çok benziyor.
Ve Descartes o yüzden bu problemin biraz derinine inmeye çalışıyor.
Daha sonra fark ediyor ki rüyalar ve gerçek hayat arasında şöyle bir fark var.
Ben gerçek hayatımda geçmişim olsun, geleceğim olsun bir bütün halinde yaşıyorum ve zamanı karşı bir farkındalığım var.
Oysa bir rüyada geçmişimiz veya geleceğimiz arasındaki bağlantıyı kuramayız.
Genelde o rüya denemini yaşarız ve biter.
Tek geçmiş veya gelecek hayatımızın bütünü hakkında düşünemeyiz.
Bu açıdan gerçek hayat ve rüya birbirinden ayrılır şeklinde bir fikir ortaya atıyor.
Rüyalar ve gerçek hayat arasındaki farklardan biri de rüyaların bir açıdan absürt olması.
Gerçek hayatta bir şekilde absürt ama rüyalardaki absürtlük aslında fark edilebilir bir cinsten.
Ki bazen rüya deneyimlerinde absürtlükle karşılaştığımızda diyoruz ki şu an rüya görüyorum.
Rüyalarda bedenimize karşı duyduğumuz farkındalık gerçek hayattaki farkındalık kadar da güçlü değil.
Ama Descartes'in bu sorduğu soru yani gerçek hayat dediğimiz şey de bir rüyadan mı ibaret sorusu birkaç farklı fikirlere de yol açtı ve bunlardan biri kavanozdaki beyin.
Diyelim bir tane manyak bir bilim adamı sizin beyninizi çıkardı, bir kavanoza koydu, belli kablolar bağladı ve size bir bilgisayar simülasyonu izletiyor.
Siz de bunu hayat zannediyorsunuz.
Yürüdüğümüzü hissediyoruz, koştuğumuzu hissediyoruz, acı çektiğimizi hissediyoruz ama aslında bunların fiziksel bir karşılığı yok.
Tamamen o kavanozdaki beyinde gerçekleşen süreçler ve simülasyon bunu sağlayan şey.
Kavanozdaki beyin fikrinin başka bir versiyonu da simülasyon teorisi.
Şu an oyunlar olsun bayağı bir sanal gerçeklik, VR çok fazla gelişme gösterdi ve Belli simülasyonlara girebiliyoruz.
Kafamıza o gözlüğü takıyoruz ve sanki gerçek hayatmış gibi bir simülasyonu deneyim ediyoruz.
Yaşamda aşırı gelişmiş, aşırı gerçekçi bir simülasyon olabilir mi fikri diye de bir görüş var.
Bu görüş aslında iki kısmı ayrılıyor.
Bir kısım diyor ki bu simülasyon evrenin tamamı için geçerlidir.
Başka bir kısım da diyor ki bu simülasyon sadece Türkiye sınırları içerisinde gerçektir.
Rüyalarla ilgili en popüler sorulardan biri de rüyaların bir deneyim olup olmadığı.
Özellikle bilincimiz dahilinde gerçekleşen bir deneyim olup olmadığı.
Tamam rüyalarda gerçek hayatta yaşamadığımız şeyleri yaşıyoruz.
Gerçek hayattaki deneyime benzemiyor ama yine de zihin bir şeyler yaşıyor.
Zihinde bir aktiviteler gerçekleşiyor.
Bu aktivitelere deneyim diyebilir miyiz?
Şimdi normalde bir rüya gördüğümüzde bu rüyayı nasıl deneyim ederiz veya nasıl aktarırız?
Genelde şu şekilde gerçekleşir.
Rüyada belli içerikler görürüz.
İşte A olayını yaşadım, B olayını yaşadım, C olayını yaşadım.
Sonra rüyanın sonu gelir.
Ya hemen ya da belli bir zaman sonra rüyadan uyanırız ve rüyada gördüğümüz içerikleri hatırlamaya başlarız.
Ha ben bu gece rüyamda A'yı yaşadım, B'yi yaşadım, C'yi yaşadım.
Hatta sonra bu içerikleri diğerlerine aktarırız.
Bu görüşe göre rüyalar bir deneyimdir.
Çünkü uykudayken bir şeyler deneyim edilmiştir.
Hatırlarız, aklımızda kalır ve aktarırız.
Dün gece yaşadıklarımızı anlatmak gibidir.
İşte dün gece şunu yedim, bunu yedim gibi.
Rüyayı da bu şekilde anlatırız.
Rüyamda şunu yaşadım, bunu yaşadım şeklinde.
Bu bakış açısından bakarsak rüyalar bilinçli bir deneyim.
Fiziksel bir karşılığı olmasa bile zihinde yaşanan belli deneyimler var.
Ve bu bilinç dahilinde gerçekleşiyor.
Ama burada işler biraz karışıyor.
Rüyalarla ilgili şöyle bir sıkıntı var.
Bir kişinin rüya gördüğünü doğrulamak çok zor.
Yalan söylemek isterse söyleyebilir.
Şu rüyayı gördüm diyebilir ama test edemeyiz.
Gördüğü rüyayı farklı bir şekilde aktarabilir, hiç görmediği bir rüyayı rüya görmüş gibi de aktarabilir.
Bir kişinin rüya gördüğünü doğrulayamıyoruz, onu test edemiyoruz ve bu kısımda belli felsefi problemlere yol açıyor.
Rüyaların bilinçli bir deneyim olduğuna dair bazı itirazlar var ve bunların biri de rüyanın uyurken gerçekleşmesi.
Normalde uyku hali için ne deriz?
Bilincimiz kapalıdır ve herhangi bir deneyim yaşamayız.
Uyuruz, daha sonra hemen uyanırız.
O aralar boşluk gibidir sanki.
Ama bilinçsiz gerçekleşen bir süreçte rüya deneyimine nasıl bilinçli diyebiliyoruz.
Çünkü rüyalar uykuya dahil ve uyku süreci bilinçsizse rüyalar neden bilinçli olabiliyor?
Başka bir itiraz da hafızamıza dair.
Mesela bazen şöyle hissediyoruz.
Sabah kalktığımızda gördüğümüz rüyayı hatırlayamıyoruz.
Bir şeyler gördüm ama tam ne olduğunu hatırlayamıyorum deriz.
Ama bir şeyler gördüğümüzü hissederiz.
Yani rüya aleminde aslında hafızamız çok da iyi çalışmaz.
Bazen rüyaları eksik hatırlarız.
Burada getirilen itiraz şu şekilde.
Bir insan daha uyanmadan hemen önce gördüğü rüyayı hatırlamakta bu kadar zorlanırken onun verdiği rüya raporlarına nasıl güvenebiliriz?
Bir kişi belki rüyasında şunları şunları yaşadım demiştir ama belki yanlış hatırlıyordur.
Belki de hafızası olan bir oyun oynuyordur.
Çünkü rüyalarda hafızanın o kadar da iyi çalışmadığını görüyoruz.
Bu itirazlar eşliğinde şöyle bir görüş karşımıza çıkıyor.
Aslında rüya görmeyiz.
Rüya zannettiğimiz şeyler bilinçli bir deneyim değildir.
Başta nasıl zannediyorduk?
Rüya sürecinde, uyku vaktinde A'yı, B'yi ve C olaylarını yaşıyoruz.
Uyandığımızda da A'yı, B'yi, C'yi hatırlıyoruz ve başkalarını anlatıyoruz.
Oysa bu görüşe göre işler böyle işlemiyor.
Normalde rüyalarda hiçbir içerik görmüyoruz.
Hiçbir rüya görmüyoruz.
Uyanır uyanmaz zihnimize ani imgeler yükleniyor bilinç dışından.
A, B, C şeklinde olsun bu olaylarda.
Ve bunu da sanki rüyada görmüş gibi hissediyoruz.
Normalde rüyada hiçbir şey görmedik ama uyanınca ani yüklenen bilinç dışı imgeler sayesinde sanki uykuda rüya gördüğümüzü zannediyoruz.
Bu teorinin ismi zaten kaset teorisi.
Uyanır uyanmaz bilinç dışımız bize önceden yazılmış bir rüya senaryosu yüklüyor.
Biz de sanki uykudayken o rüyayı görmüş gibi zannediyoruz.
Oysa o rüyayı deneyim ettiğimiz, o içeriği deneyim ettiğimiz ilk zamanda uyandığımız zaman, uyuduğumuz zaman değil.
Biraz beyin yakan bir görüş.
Şimdi elimizde iki görüş var.
Bu görüşlerden biri diyor ki rüyalar baya baya bilinçli bir deneyimdir.
Uyurken zihnimiz bir şeyler görür.
Uyanınca da bu deneyim ettiğimiz, zihinde deneyim ettiğimiz şeyleri hatırlarız.
Kaset teorisi bize ne diyor?
Uykudayken hiçbir şey görmeyiz.
Uyanır uyanmaz zihnimize bazı imgeler yüklenir.
Ve biz de sanki uykudayken rüya görmüş olduğumuzu zannederiz.
Oysa hiçbir şey görmemişizdir.
Peki şimdi rotayı bilime kıralım.
Bilim rüyalar hakkında ne diyor?
Sonuçta bir insan uykudayken çok fazla gözlemlenebilen parametresi var.
Beyin aktiviteleri, beyin dalgası, kas sistemi.
Deney ve gözlemlerimiz rüyaların bilinçli bir deneyim olduğu mu yoksa olmadığı mı yönünde ilerliyor.
Araştırmacılar şunu fark etti ki uyku dediğimiz süreç tek tip değildi.
Uykunun bazı aşamaları vardı ve belli aşamalar diğerinden çok farklıydı.
Ve bu aşamalardan biri de REM uykusu dediğimiz bir süreç.
Rem uykusundayken gözlerimiz çok hızlı ve belli yönlerde hareket etmeye başlar.
Böyle sol sağ hareketleri yapar hızlı bir şekilde.
Aynı zamanda beyin dalgaları çok aktiftir.
İşin ilginç kısmı da burada.
Rem uykusu sürecinde uykudayız ama beyin dalgalarımız o kadar aktif ki sanki uyanık olduğumuz haldeki kadar aktif.
Ve rüya deneyimini düşünelim.
Rüyada da aslında zihnimiz gayet aktif.
Rüyaya da kendimizi kaptırıp gidiyoruz ve bu rüyayı da uyanana kadar gerçek zannediyoruz.
Araştırmacılar bu benzerliklerden hareket edip aslında uykunun REM sürecinde, REM uykusu sürecinde gerçekleştiğini fark ettiler.
Ve bu REM uykusu o kadar ilginç bir deneyimdi ki çok fazla kendini kaptıran insan arkada Losing My Religion çaldığını bile duyabilirdi.
Rüyalara bakalım. Rüyada da belli duyu organlarımız çok iyi çalışmasa bile gözümüz bayağı iyi çalışır.
Etrafa bakarız, gözlemleriz ve rüyayı genelde görsel olarak hatırlarız.
REM uykusunda da gözlerin çok fazla hareket etmesi bir açıdan bunu destekliyor.
Aynı zamanda rüyada zihnin aktifliği, REM uykusundaki beyin dalgalarının aktifliğiyle de örtüşüyor.
Ve bundan hareketli araştırmacıların iddiası şu şekilde.
Rüyaları biz genelde REM uykusu vaktinde görürüz ve bu açıdan baktığımızda rüyalar da gayet bir deneyimdir.
Sonuçta zihin belli süreçlerden, belli aktif süreçlerden geçiyordur.
Ve çok fazla teknik detaylara girmesek bile...
Rüya gören bir insanı gözlemlediğimiz vakit onu ve gördüğü rüyayı birbiriyle örtüştürebiliyoruz.
Nasıl oluyor? Mesela bazıları vardır uykusundayken bağırmaya başlar.
Sonra kanter içinde kalp çarpıntısıyla uyanır.
Sonra sorarız işte ona abi ne oldu ne yapsın.
Der ki işte çok kötü bir rüya gördüm kabus gördüm.
Gerek bilimsel gözlemler olsun REM uykusunda olduğu gibi.
Gerek de bizim kendi gündelik yaptığımız gözlemler olsun.
Bu tarz gözlemler şunu destekliyor.
Rüyalar da aslında tıpkı bir deneyim gibidir.
Ama rüyalarla ilgili şöyle aşırı ilginç bir durum var.
Bazen rüyanın sonu ile uyanma sürecinin başlangıcı birbiriyle kesişebiliyor.
Şöyle bir örnek vereyim. Rüyada biriyle öpüştüğünü görüyorsun ve dudağında bir şeyler hissediyorsun.
Oysa sabah kalkıyorsun bir bakıyorsun kedi dudağını yalıyor.
Veya rüyada şimşekler çakıyor hemen uyanıyoruz bir bakıyoruz gerçek hayatta da yağmur yağıyor şimşekler çakıyor.
Veya rüyada biri sana bağırıyor ama o bağırma sesi tıpkı telefonun alarmı gibi geliyor.
Daha sonra uyanıyorsun bir bakıyorsun telefonun alarmı çalıyor.
Bu tarz rüya ve gerçek hayatın kesişmesi ise o bahsettiğim kaset teorisiyle biraz örtüşüyor.
Çünkü kaset teorisi ne diyordu?
Normalde uyku vaktinde hiçbir rüya görmeyiz.
Uyanır uyanmaz belli imgeler zihnimize akın eder ve biz onu rüya zannederiz.
Burada nasıl gerçekleşiyor olabilir?
Uyanır uyanmaz zihnimize belli imgeler akın ederken aynı zamanda gerçek dünyadaki belli imgeleri de yanına alıyor.
O yüzden ikisi karman torman oluyor şeklinde de bir yorum getirilebilir.
Ama tam bu süreçte işleri değiştiren bir rüya türü devreye giriyor.
O da lucid rüya.
Eğer sen rüya görürken rüyada olduğunu fark ediyorsan, rüyada olduğunu biliyorsan bu tarz rüyalara lucid rüya diyoruz.
Ve bu lucid rüyaya dair yapılan deneyler de çok ilginç sonuçlar veriyor.
Bu deneyde lucid rüya görme konusunda deneyimli kişileri topluyorlar ve onlara diyorlar ki Şimdi sen lucid rüya gördüğün vakit sana dediğim göz hareketlerini yapmanı istiyorum.
Mesela Rüya sırasında gözlerini 4 kez sol sağa yaptır.
4 kez gözlerin sola sağa gitsin.
Daha sonra bu kişileri işte uykuya alıyorlar.
Rem uykusunu gözlemliyorlar.
Ve bu kişiler lucid rüya sırasında gerçekten adamların dediği komutları yapıyor.
Gözlerini atıyorum 4 kere sola sağa oynatıyorlar.
Deneyin bence en ilginç kısmı da şurada başlıyor.
Daha sonra bu lucid rüya görecek kişilere diyorlar ki işte gözlerini 10 saniye aralıklarla hareket ettir.
Ben de bunu ölçeceğim. Daha sonra bu kişiler uykuya geçiyor, lüsüt rüyaya dalıyorlar ve gerçekten 10 saniye içerisinde gözlerinin hareket ettiğini görüyorlar.
Bu deney aynı zamanda rüyalardaki zaman algısının da gerçek hayata çok benzediğini gösteriyor.
Lüsüt rüyada geçen 10 saniyenin de tıpkı gerçek hayattaki 10 saniye ile eşdeğer olduğunu gözlemliyorlar.
Ve lüsüt rüyaya dair yapılan tüm bu deneyler şunu destekliyor ki rüyalar bilincin açık olduğu bir deneyim.
Şimdi rüyaların teknik tarafından biraz kendimizi sıyırıp daha çok etik tarafına geçelim.
Augustinus isminde Hristiyan bir filozof var.
Dinine sıkı sıkıya bağlı ama Augustinus'da şöyle bir sıkıntı var.
Bu kişi hayatı boyunca dinine aşırı bağlı yaşamış ve hiçbir cinsel eylemde bulunmamış.
Cinselliğini bastırabildiği kadar bastırmış.
Ama fark etmiş ki rüyada cinselliğini o kadar da bastıramıyor.
Augustinus bu tarz rüyalar sonucunda kendisine şu soruyu soruyor.
Gerçek hayatta ben ahlakıma ve irademe çok güzel yön veriyorum ama rüyada bunu başaramıyorum.
Gayet ahlaksızca rüyalar görebiliyorum.
Peki bu tarz rüyalar görmemin dini açıdan tanrı katında bir sıkıntısı var mı acaba?
Daha sonra Agustin şunu fark ediyor ki rüyada başına gelen olaylar özgür iradesi dahilinde gerçekleşmiyor veya rüyada çok fazla eyleme geçme gücüne sahip değil.
Buna gerçek hayatta sahip ama gerçek hayatta kendisini çok güzel iradeli bir şekilde tutabiliyor.
Yapmaması gereken eylemleri yapmıyor ve iradesine sahip çıkıyor.
Oysa rüyalar daha çok insanların maruz kaldığı ve maruz kalmak zorunda olduğu bir şeyken Bundan dolayı da rüyalardan bir insanı mesul tutmak uygun değildir fikrine yakınlaşıyor.
Augustinus nihayetinde ahlaksız rüyaların bir günah teşkil etmediği sonucuna varıyor.
Çünkü gerçek hayatta özgür iradesine sahip olduğu ve eyleme geçebildiği gerçek hayatta kendini ahlaksızlıklardan kısıtlayabiliyor.
Ama rüyada böyle bir şansı yok.
Rüya daha çok maruz kalma şeklinde tezahür ettiği için rüyada sadece maruz kalıyorsun bir nevi izliyorsun.
Gerçek hayatta veya tanrı katında herhangi bir sorun teşkil etmez.
Ben gerçek hayatıma odaklanayım böyle devam edeyim.
Şimdi rüyaların deneyim olup olmadığı hakkında konuştuk ve genel kanı aslında rüyaların deneyim olduğu fikrine daha çok yatkın.
Peki şöyle bir soru soralım.
Rüyalar ne tür bir deneyim?
Rüyaları mesela halüsinasyona benzetebilir miyiz?
Ya da rüyalar bir ilüzyon mudur ya da kendi hayal gücümüzün bir ürünü müdür?
Öncelikle halüsinasyondan başlayalım.
Halüsinasyon nedir? Verilen genel örnek işte çölde aşırı susamış bir adam yürüyor.
Bir bakıyor kenarda köşede bir tane göl var.
Hemen su içmek için göle doğru koşuyor.
Daha sonra fark ediyor ki göl mü yok orası da toprak çöl.
Bir açıdan rüyalar da aslında halüsinasyona çok benziyor.
Çünkü rüyalarda da tıpkı gerçek misalini diyorsun.
Adamın oradaki gölü görmesi gibi.
Rüyaları yaşıyorsun yaşıyorsun yaşıyorsun.
En sonunda uyanınca ha rüyaymış diyorsun.
Bu açıdan halüsinasyon deneyimine ve adamın...
Göle gidip ha bu göl değilmiş çölmüş demesine aslında rüyalar bir açıdan çok benziyor.
Aynı zamanda o belirttiğim deneyler de halüsinasyon fikrini bir açıdan destekliyor.
Çünkü ne demiştik? Rem uykusu sırasında beyin dalgaları çok aktif çalışır.
Ve bu aktiflik neredeyse uyanık gezdiğimiz aktiflik kadardır.
Halüsinasyonda da bir kişi gerçekten o gördüğü şeyi gerçek zanneder.
Zihni öyle algılar. Ama daha sonra gerçek olmadığı ortaya çıkar.
Bu açıdan bilimsel deneyler de halüsinasyon fikrini destekliyor sayabiliriz.
Hatta rüyalarda duyguları da çok yoğun yaşarız.
Mesela bir rüyada üzülürsek o üzgünlüğü o kadar içten yaşamışızdır ki rüyadan uyansak ve kalksak bile yine de o üzgünlüğün hissiyatı biraz devam eder.
Aynı zamanda rüyalarda iyi duygular hissettiğimiz vakitte bu sefer hafif üzgün uyanırız.
Çünkü o iyi duygu o kadar içimizde işlemiştir ki o iyi duygunun boşa çıkması biraz üzer insanı.
Rüyaların ilüzyon olduğuna dair bir fikir de var.
İllüzyon nedir? Dış etmenin bizde yanlış yorumlanması.
Dış etmeni yorumlarken yanılmamız hataya düşmemiz.
En klasik verilen örnek sihirbazlık gösterileri.
O sihirbazlık gösterilerinde o numarayı kaçırdığımız için o gösteriyi gerçekten de bir sihir zannetmemiz.
Rüyaların ilüzyon olduğuna dair yapılan deneyler de aslında o rüyanın ve gerçek hayatın birbiriyle kesişmesi dediğimiz olaya çok benziyor.
Diyelim ki rüyanda birinin sana bağırdığını duyuyorsun ama o bağırış sesi tıpkı alarm sesin gibi geliyor.
Burada ilüzyon nerede?
O alarm sesini vücut sanki rüyada birisinin bağırması olarak görüyor.
Bir şekilde kendini kandırıyor, yanıltıyor.
Mesela vücudumuzdaki bir bölgede kan basıncı arttığında veya azaldığında atıyorum bacakta kan basıncı artsın veya azalsın.
Bu kişi ayağıyla ilgili bir rüya görüyor.
Ayağındaki kan basıncı bir şekilde ilüzyon etkisiyle sanki rüya halinde yorumlanıyor.
O kişinin mesela rüyada ayı kopuyor veya ayağını canavar yemeye çalışıyor şeklinde.
Son olarak bir de rüyaların hayal gücü olduğu fikri var.
Rüyalar aslında ne illüzyondur ne halüsinasyondur.
Rüyalar aslında kendi hayal gücümüzün bir ünüdür.
Bu görüşe aslında baya bir itiraz geldi.
Bu itirazlardan biri de hayal gücünün aktif ve efor gerektiren bir eylem olmasının yanında rüyalarda genellikle pasif durumda olmamız.
Rüyalarda genelde maruz kalıyoruz.
Biz izliyoruz rüyayı ama hayal gücünü de aktif bir şekilde üretmeye başlıyoruz.
Atıyorum buluta bakıp belli canavarlar hayal ediyoruz ve bu şekilde aktif bir efor harcıyoruz.
Oysa... Rüyada pek efor harcamıyoruz.
Rüyalara maruz kalmamız bu hayal gücü fikriyle biraz çelişiyor.
Ama bu hayal gücünü destekleyen şöyle ilginç bir anket de yapıldı.
İşte 1940 ile 50'li yıllarda Amerikalılar'a soruyorlar rüyaları nasıl görürdünüz?
Ve çoğu da rüyaları siyah beyaz gördüğünü iddia ediyor.
Ve o döneme baktığımızda aslında televizyon siyah beyaz, gazete siyah beyaz, çizgi roman birçok medya ürünü siyah beyaz daha renklendirilme tam başlamamış.
Ve bir insanda atıyorum İzlediği diziyi hayal ederken onu siyah beyaz hayal ediyor.
Okuduğu çizgi romanı hayal ederken siyah beyaz hayal ediyor.
Kendi hayal gücünü siyah beyaz kullanıyor bir nevi.
Ve rüya gördüğünde de siyah beyaz görmesi.
Fakat daha sonra ilerleyen yıllarda renkli televizyon, renkli gazete gelmesiyle beraber hayal gücümüzün renklerle tanışmaya başlamasıyla ve renkli rüyalar gördüğümüzü iddia etmemizle beraber bu hayal gücü ve rüya arasındaki
ilişki de tekrardan gündeme geldi.
Şimdi yine ilginç bir soruyu incelemeye çalışalım.
Rüyaların bir işlevi var mı?
Mesela evrimsel süreçte hayatta kalmamızda rüyalar bize yardım etmiş mi?
Burada karşımıza iki görüş çıkıyor.
Bir görüş diyor ki evet rüyalar önemlidir, kritiktir, evrimsel süreçte de bize fayda sağlayan bir mekanizmadır.
Başka bir görüşün iddiasına göre rüyaların hiçbir anlamı yoktur, hiçbir işlevi yoktur.
Rüyalar sadece belli bir tasarımın zorunlu bir yan ürünüdür.
Ortaya çıkmasında ve var olmasında herhangi bir elzemlik yoktur.
Rüyaları eğer evrimsel süreç açısından yorumlamak istersek rüyaların bize şu sorunun cevabını vermesi gerekiyor.
Rüyalar bizim hayatta kalmamızda, ürememizde nasıl yardımcı oluyor?
Burada karşımıza tehdit simülasyonu teorisi çıkıyor.
Özellikle ilk zamanlarda şu anki olduğu kadar konforlu değildik ve genellikle başka hayvanlarla veya başka insanlarla savaşmak zorundaydık.
Genel açıdan hep bir tehdit altındaydık ve bir şekilde kendimizi dışarıdan gelecek tehlikelere karşı savunmamız gerekiyordu.
Tehdit simülasyonu teorisi bize şunu diyor.
Rüyalar evrimsel süreçte insanlara fayda sağlamıştır ve olması gereken bir mekanizmadır.
Çünkü rüyaların genelinde ya birinden kaçarsın ya biriyle savaşırsın.
Anksiyeteyi, kaygıyı, korkuyu çok yoğun hissedersin.
Rüyalarda yaşadığın o korkunç deneyimler bir şekilde seni gerçek hayata, gerçek tehlikelere karşı hazırlar.
Ve bu şekilde hayatta kalman daha çok artacaktır.
Baktığımızda aslında bu görüş fena bir görüş değil.
Çünkü araştırmalar diyor ki rüyaların çoğu negatife daha yatkın.
Rüyalarda kötü hissettiğimiz anlar iyi hissettiğimiz anlardan daha fazla hatta rüyada en çok hissedilen duygu anksiyete kaygı daha sonra zevk geliyor daha sonra da öfke geliyor.
Nihayetinde rüyaların bu karamsar ve vahşi tarafının baskın olması özünde aslında insana fayda sağlayacak bir şeydir çünkü gerçek hayata karşı bir prova imkanı sanır bir nevi sana tehdit simülasyonu yapar.
Rüyaların bir nebze karanlık tarafta, kötü tarafta yer almasının şöyle bir sıkıntısı var.
Özellikle ciddi travma yaşamış kişilerin bu travması rüyalarına yansıyabiliyor.
Yaşadıkları travmayı rüyalarında tekrar tekrar görebiliyorlar.
Özellikle askerlerde bu durum çok yaygın.
Bir asker savaşa gittiği vakit ve özellikle öldürdüğü insanların masum olduğunu düşünüyorsa travmaya sahip bir şekilde ülkesine geri dönebiliyor.
Ve rüyasında da sık sık o öldürdüğü insanları görebiliyor.
Başka bir örnek de silah arkadaşlarının öldüğünü gören bir asker olabilir.
Asker yine karşıdaki düşmanı haklı sebeplerle öldürdüğünü zannediyor ama bir bakıyor yanındaki en iyi arkadaşı ölmüş, parçalara ayrılmış ve bu travmayla ülkesine deniyor ve bu sefer de o arkadaşını kaybetmenin rüyasını görüyor.
Bu tabi askerlerden ziyade büyük travma yaşamış, kazalar geçirmiş insanlarda da görülebiliyor.
Travmanın rüyaya yansıması.
Bu insanlardaki travma konusu benim çok ilgimi çekiyor ve ileride bununla ilgili de bir video hazırlamayı düşünüyorum.
Bu rüya ve travma konusuna gelirsek benim de buna benzer bir şeyim var.
Travma sayılmaz da ara sıra gördüğüm bir rüya vardı.
Ben 4 senelik üniversiteyi 6 senede okudum.
Bir üniversiteyi 6 senede bitirmek istiyorsanız bazı başarıları elde etmeniz gerekiyor ve bunlardan biri de dersten başarılı bir şekilde kalmak.
Ben de gayret ettim ve üniversite zamanımda bazı derslerden kalmıştım.
Allah'a şükür şu an bu yaz mezun oldum ama halen hatta daha geçen rüya gördüm.
Üniversiteden derslerden kaldığım rüyalar görüyorum.
Hatta bir ara üniversite arayıp diplomamı geri istemişti.
Ben de geri götürmüştüm falan diplomamı geri verdim onlara.
Bu tarz rüyalardan sonra zaten şey kararı aldım.
Diplomayı tam uyanınca hemen gözümün göreceği bir köşeye koydum.
Hemen uyanınca bakıyorum.
İyi rüyaymış diyorum.
Bu da böyle bir hikaye. Başka bir görüşe göre ise rüyaların hiçbir evrimsel açıdan Bir işlevi yok.
Rüyaların genel olarak hiçbir işlevi yok.
Sadece tasarımımızın zoraki bir yan ürünü olarak ortaya çıkmış.
Burada kullanılan bir metafor var.
Spandrel metaforu. Diyelim ki bir mimar kubbe tasarlamak istiyor bir duvara.
Ve kubbe tasarladığı vakit bazı yerler boş kalıyor.
Ve o boş kalan yerlere de o spandrel veya köşelik dediğimiz şeylerden koyuyor.
Normalde bir tasarımcı, bir mimar bunu yaparken kafasına o köşelikleri koyacağım fikri yok.
Ama boşlukları doldurması gerek ve zorunlu olarak oraya köşelikleri koymak zorunda.
Bazıları için rüya görmek de tıpkı böyle bir durum.
Rüyaların herhangi bir işlevi yok.
Tasarımımızda rüya görmenin herhangi bir faydası yok.
Fakat zihnimiz ve insan öyle bir tasarlanmış ki rüya görmek zorunda.
O boşlukları rüyayla kapatmışız fakat herhangi bir tasarım amacı veya motivasyonu yok.
Şimdi rüyaların işlevinden ziyade anlamından biraz söz edelim.
Rüyaların bir anlamı var mı? Burada anlam derken kişisel bir anlamdan bahsediyorum.
Yani rüyaların kişiye söylemek istediği bir mesaj var mı?
Rüyaların kişilere anlatmak istediği bir derdi var mı?
Rüyalar bizim hakkımızda bir şey demeye çalışıyor mu?
Şeklinde sorular. Bunlardan biri Freud'un görüşü olan arzu tatmini.
Yani rüyalarda gördüğümüz her şey aslında gerçek hayatta içten içe arzuladığımız şeylerdir ve rüyada da bunların tatmin edildiğini görürüz.
Peki arzu tatmini ne işe yarar?
Arzu tatmininin amacı ne?
Freud burada da iki görüş sunuyor.
Bunlardan biri Rüyaların gerçek hayatta cüret edemeyeceğimiz, yapmak istemeyeceğimiz arzuları tatmin etmesi ve bu şekilde de bize iyi gelmesi.
Roy'da göre her arzumuzu gerçek hayatta tatmin etmeye çalışmak başımızı sıkıntıya sokacaktır sosyal açıdan.
Bu yüzden rüyalarda bir açıdan bunun için vardır.
Gerçek hayatta tatmin edemeyeceğin arzuları tatmin eder ve bu şekilde o kişinin eksik tarafını kapatır.
Arzu tatmininin başka bir iyi tarafı da bizi uykuda tutması.
Yani rüyalar arzumuzu tatmin ederek uykumuzun bölünmemesini, uykumuzun devam etmesini sağlar.
Bu görüş aslında bazı rüya tarzlarıyla uyuşmuyor çünkü bazı rüyalarda öyle bir rüya görüyoruz ki uykudan uyanıyoruz.
Hem rüya süreci kesiliyor hem de uyku kesiliyor.
Bu anlamda ne olmuş oluyor?
Hem arzumuz tam tatmin edilmemiş oluyor Freud'a göre hem de devam etmemiz gereken uyku süreci kesilmiş oluyor.
Özellikle aşırı kötü rüyaların hem rüyayı hem de uykuyu bölmesi bu arzu tatmini ve uyku korumayla çelişen bir düşünce.
Roy'dan bahsedilmişken genelde bir kişiden daha bahsedilir.
O da Jung. Roy'dun rüya anlayışı biraz daha geçmişe yönelikken yani geçmişte tatmin edemediğimiz arzuların tatminine odaklanırken Jung'un rüya anlayışı biraz daha ileriye geleceğe ve kişinin karakter gelişimine
yönelik. Jung için rüyaların en büyük faydası kişinin hayatına bir denge katması.
gerçek hayatta eksik olan tarafını doldurması ve bu şekilde kişiyi daha sağlıklı bir karakter gelişimine yönlendirmesi.
Mesela gerçek hayatta çok ahlaklı bir kişi ve aslında ahlaksızca işler yaparken kendini görür ve Jung için bu ahlaksızca şeyler görmek o kişinin hayatına bir denge katar ve kişinin üstünü örtmeye çalıştığı
o gizli tarafının farkında olmasını sağlar.
Aslında bir şekilde iyi bir şeydir.
ya da gerçek hayatta çok güçlü, çok statü sahibi biri rüyasında kendisini aşırı başarısız ve zayıf olarak görebilir.
Jung için de bu durum fena bir durum değildir çünkü o karakterindeki eksik tarafı tamamlayarak kişinin kendisine karşı daha farkındalıklı olmasını sağlar.
Yani Freud için rüyaların işlevi kişiyi uykuda tutmak, bir nevi uykunun gardiyanı olmaktansa Jung için rüyanın işlevi kişinin karakter gelişiminde, ilerleyen hayatında eksik olan parçaları ona söylemek ve
karakter gelişiminde pozitif bir etki etmektir.
Rüyalara bir şekilde anlam yüklemek aslında zaman zaman hepimizin yaptığı bir şey.
Fakat falcıların da bu sektöre girmesiyle bu işin biraz boku çıktı arkadaşlar.
Rüya tabirleri diye Google'da aratırsanız binbir türlü site çıkacaktır karşınıza.
Ve aklınıza gelebilecek her türlü rüyanın daha doğrusu aklınıza bile gelmeyen rüya şekillerinin yorumlaması var burada.
Mesela ben bu örnekleri milliyetten aldım.
Neler varmış bir bakalım. Rüyada cam bardakta çay içmek var.
Rüyada camide tanıdık görmek var.
Rüyada radyum görmek var.
Rüyada reisi cumhur görmek var.
Rüyada asker arkadaşını görmek.
Rüyada amca karısı görmek.
Rüyada arkadaşının annesini görmek.
Bu tarz tehlikeli rüyalarda var.
Benim asıl favorim rüyada ayak görmek.
Başta tıklarken bir korktum yorumunu okumakta ama en son okudum.
Sizle de tekrar bir okuyalım.
Rüyada ayak sağlığa ve sevince işarettir.
Ayak parmaklarını görmek mala ve zengin olunacağına, ayak kemiklerinin birbirinden çıktığını görmek yakınlarınızdan birinin öleceğine, bir ayak fazla görmek çok zenginliğe işarettir.
Ölünün ayağını görmek, o ayak hangi ölüye ait ise onun cennette olduğuna, ahlaksız birinin ayağını görmek, tövbe etmek gerektiğine işarettir.
Dediğim gibi adamların kafası aşırı iyi.
Ama bu rüya tabircilerinin hakkını vereyim adamlar gerçekten işini detaylı bir şekilde yapıyorlar.
Rüyada yediğin köfte ekmeğin soğanlı olup olmaması bile onlar için farklı yorumlara gidiyor.
Tabi burada yediğimiz köftenin kıyması bile aslında önemli.
Koyun eti mi, kuzu eti mi?
At eti mi, eşek eti mi?
At eşek karışık mı? Sonuç olarak rüyalar halen bilinmezliğini koruyor.
Halen çok tuhaflar, halen çok ilgi çekiciler.
Rüya görmek bu dünyadaki en ilginç deneyimlerden biri.
Ve bir şekilde belli konseptleri size aktarmaya çalıştım.
Videoyu bitirmeden bir iki şeyden daha bahsetmek istiyorum.
Hayatta öyle büyük deneyimler yaşıyoruz ki mesela birisi yakınını kaybettiğinde veya piyangoyu kazandığında bir kaza atlattığında sanki gerçekmiş gibi gelmiyor.
Sanki rüyaymış gibi geliyor.
Bu çok ilginç bir şey. Bazı şeyleri hayatta gerçekleşen bazı şeyleri gerçek kabul etmekte zorlanıyoruz.
Sanki rüyaymış bu. Birazdan rüyadan uyanacağım da devam edeceğim gibi görüyoruz.
Bu bana çok ilginç gelen bir olay.
Hayatta bazen büyük keskin olaylar yaşadığımız vakit gerçek olduğuna inanamıyoruz.
Rüyadır bu diyoruz. Ve bu açıdan baktığımızda gerçek hayat aslında rüya görmekten çok daha tuhaf çünkü durmadan ters köşe yapıyor.
Bir şekilde kendini sorgulatıyor.
Rüyada zaten bir şekilde rüya olduğunu anlıyoruz.
Konumuzla pek alakası var mı?
Pek yok. Ama yine de bir anlatayım dedim.
Videoyu bitirmeden önce bir hikaye seansı yapalım.
Bundan iki video öncesinde Frankenstein videoma şöyle bir yorum geldi.
Onu sizinle paylaşmak istiyorum.
Videonun altına bir kişi şöyle bir yorum atmış.
Yorumu da sabitledim siz de okuyabilirsiniz.
Ben de okuyacağım size şimdi.
Doğunuza saçma gelecek ama uyumadan önce izledim ve bu video rüyama girdi.
Baya absürt bir rüya.
Rüyamda koşuya çıkmışım işte cebimde cüzdan yok, telefon, kulaklık, şehirde galip nerede olduğumu halen çözemedim.
Çocukken gördüğüm bir yer rüyama girmiş olmalı.
Yürüyorum koşuyorum caddede, liseden bir arkadaşı görüyorum.
Bir yere oturuyoruz, tatlı yiyoruz, arkadaş ısmarlıyor cüzdanım yanımda olmadığından.
Arada ben de yapıyorum bu taktiği.
Yediğimiz şey de ketçaplı dondurma.
Çıkarken eve dönüyorum. Ara sokağa girdiğimde Frank'in yaratığı görüyorum.
Birini arabayla çarpmış ve cesedini yiyor.
Üstü başı kanlar ve organlar içinde.
Mezarlıktaki ceset parçalarından yapıldığı için inanılmaz korkunç bir suratı var.
Böyle çürümüş çenesinin yarısı açıkta ve kurçuklar var.
Bana gelip buradan tramvay durağına nasıl giderim diye soruyor.
Ben de diyorum ki onun için premium hesabın olması lazım.
Sonra bu şaşkın şaşkın bana bakıp benden korkmadın mı falan diye soruyor.
Sonra cebinden tuborgret çıkarıp bana veriyor ve hem mutlu hem de hüzünlü bir ifadeyle ayrılıyor yanımdan.
İşte dualar böyle arkadaşlar.
Bu videoyu hazırlarken iki kaynaktan yararlandım.
Plato, Stanford ve IEP'nin sitesinden.
Linkleri aşağıya bırakıyorum ilginizi çekiyorsa okumak isteyebilirsiniz.
Ve benden bu kadar. Kendinize çok iyi bakın.
Bir dahaki videolarda görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
