
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
youtube.com/portalvideotwitter.com/canaybalikinstagram.com/canaybalik
Transkript
Altyazı M.K.
Bu ara internette şu tarz videolar çok karşıma çıkmaya başladı.
Oyunlar eski keyfini vermiyor.
Artık oyunlardan o kadar keyif alamıyorum.
Tabi bunu sadece oyun üzerinde düşünmemize gerek yok.
Aynısını filmler için, diziler için veya müzik için de diyenler çıkıyor.
Peki neden böyle? Neden bize bu kadar zevk vermeye odaklı olan bu araçlar artık eskisi kadar keyif vermiyor?
Günümüzde birçok şeye çok kolay ulaşabiliyoruz.
Bir filme, müziğe veya oyuna ulaşmak eskisine kıyasla çok daha kolay.
Oysa eskiden bu durum pek öyle değildi.
Bir oyun alacaksan mağazaya giderdin, oyunu kutusuyla beraber alırdın, fizikseldi.
Daha sonra CD'yi takardın, oyunu yüklerdin.
Yine bir film izlemek istiyorsan o filmin CD'sini alırdın, evine gelir takar izlerdin.
Veya müzik dinlemek istediğinde giderdin o sevdiğin sanatçının albümünü alırdın mesela.
Şimdi ise çok şey değişti.
Şu an Steam'e girdiğinde sana binlerce oyun sunuyor.
Veya Netflix'te ödüllü filmleri istediğin...
kadar izleyebiliyorsun. Spotify'da istediğin sanatçının istediğin müziğini anında dinleyebiliyorsun.
Eskiden bu tarz araçlara ulaşmak biraz külfet bir işti.
Biraz zorluğu vardı. Şu an ise çok kolay ve çok hızlı bir şekilde bu araçlara ulaşabiliyoruz.
Şu an 10 sene önceki birinin bir ayda tükettiği film, oyun, müzik içeriklerini belki de Günümüzde bir haftada tüketiyoruz.
Giderek daha hızlı tüketen insanlar olmaya başlıyoruz ve kayışın koptuğu yerde burası.
Çünkü bir şeyi hızlı tükettiğimiz vakit o şeye aşina olmaya başlıyoruz.
Artık tanıdık gelmeye başlıyor.
O kadar fazla maruz kaldık ki biraz mevzuyu çözmeye başladık.
Oyun özelinde konuşalım mesela.
Açık dünya oyunlarını düşünelim.
O kadar fazla açık dünya oyunu oynadık ki olayı biliyoruz.
Açık dünyanın bize ne sunacağını biliyoruz.
Ana görevleri yapıyorsun, arada yan görevleri yapıyorsun, şunları topluyorsun.
Yeni bir açık dünya oyununun bize sunacağı çok bir şey yok.
Filmlerde de yine benzer bir durum var.
Artık o kadar fazla hikaye tükettik ki filmlerdeki sürpriz faktörü de yavaştan kaybolmaya başladı.
Hatta bununla ilgili bir video yapmıştım Robert McKee'nin Story kitabıyla ilgili.
Tükettiğimiz filmlerdeki dizilerdeki hikaye şemalarının ortak olduğundan bahsediyordu kitap.
Belli bir formüle dayandığından bahsediyordu.
Gerçi bu kitapları okumasak bile o kadar fazla film tükettik ki bu hikaye şemasını kendimiz de çıkartabiliyoruz.
Özellikle müzikte bu durum çok kendini belli ediyor.
Müziksiz geçen günümüz yok neredeyse.
Ve müzik dinlemenin en güzel...
taraflarından biri şu. Yeni ve güzel bir müziği keşfetmek.
Gerçekten çok güzel bir süreçtir.
Bir yerlerde bir müziği keşfetmişsindir ve tam da sana uyuyordur.
Muhteşem bir duygu veriyordur.
Ama sıkıntı şurada o müzik o kadar elimizin altındaki bir gün boyunca hunharca dinleyebiliyoruz o müziği.
30 kere 40 kere falan belki de.
Ve her dinlediğimizde o müziğin o zevki de gidiyor biraz.
Bence bize keyif veren bu araçların artık o eski zevkini pek vermemesinin nedeni tahmin edilebilir olmalarından kaynaklanıyor.
Ve bunda biraz bizim de suçumuz var.
Dediğim gibi o kadar hızlı tükettik ve aşina olduk ki mevzuyu çözdük.
Tabi bu hızı tüketmenin yanında yaş mevzusu da önemli bir konu.
Hayatta şöyle bir şey var ki bu yasa gibi bir şey.
Yaşın arttıkça dertlerin de artmaya başlıyor.
Konu özelinden gidecek olursak 10 yaşındaki birini bir de 30 yaşındaki birini düşünelim.
Bu ikisinin oyun deneyimi o kadar farklıdır ki 10 yaşındaki biri oyun oynarken pek bir kaygısı olmadığı için oyuna güzelce kaptırır kendini.
Surumluluğu en fazla nedir?
Ders çalışmak ki o da büyük bir mesele değildir.
O yüzden muazzam bir keyifle konsantrasyonla oynayabilir oyununu.
Oysa 30 yaşındaki birinin hayata dair baya bir görevi vardır.
Ve oyun oynarken de tam kendini oyuna kaptıramaz çünkü içten içe bazı hesaplamalar yapmaya başlar.
İşte iki saati oynayayım sonra bırakayım çünkü şu işim var bu işimi yapmam gerek der.
Ve bunu yaptığı için o küçük yaştaki birinin aldığı o saf zevki de tam alamaz.
Peki bu durum ne anlama geliyor?
Keşke hepimiz çocukluğumuza dönsek o zevkleri alabilsek mi?
Çocukluğumuz bu kadar güzel bir şey mi?
Bence pek o kadar değil.
Çocuk olmanın şöyle bir sıkıntısı var.
Çocuksun. Hiçbir işe yaramıyorsun.
Bir işlevin yok. Tamam keyif alıyorsun bazı aktivitelerden, çok meraklısın, hayat çok daha zevkli.
Ama hiçbir işe yaramıyorsun.
Bir şeyler yapamıyorsun. Büyüyünce bazı zevkler etkisini kaybediyor.
Kabul ediyorum mesela oyun oynamak, film izlemek...
O çocukkenki halin kadar güzel olmuyor belki ama bunun yanında hayata atılmanın veya bir işe yaramanın verdiği zevk var ve bu apayrı bir şey.
Mesela buna benzer bir durum...
Üniversite mezunlarında da görülebiliyor.
Üniversite mezunu genelde üniversite zamanını özleyebilir.
Çünkü sorumluluğu genelde ders çalışmaktır.
Maddi sıkıntıları yoktur.
Ve üniversite hayatı iyi yaşandığında gerçekten güzeldir.
Kampüs hayatı, gençler, arkadaşlar, etkinlikler.
Ama üniversite hayatında da şöyle bir sıkıntı var.
Öğrencisin. E yine bir iş yaramıyorsun.
Sınavdan sınava koşturuyorsun, bir şeyler öğreniyorsun sınavdan sonra unutuyorsun neredeyse.
Burada değinmeye çalıştığım nokta şu aslında.
Bazen geçmişi düşündüğümüzde, nostaljiye kapıldığımızda olayları gerektiğinden fazla abartabiliyoruz.
Geçmişi sanki toz pembe görebiliyoruz.
Oysa pek öyle bir durum yok.
Ha geçmişin güzel tarafları var mı?
Var bu arada. Mesela YouTube'da çok popüler videolardan biri Duman'ın Rock'ın kok videosudur.
Videonun altındaki yorumlara bakın tamamen nostalji kokar.
Ve biraz haklılık payı da vardır.
Konsere bakarsın herkes çok içten bir şekilde eğleniyordur.
Telefonlar yoktur ya konseri çekmiyorlardır.
Her insan ağının keyfini yaşıyordur.
Ve o videoyu izleyen birisi de doğal olarak aynı durumu şu anla kıyaslar.
Şu an konserlerde o kadar bir atmosfer göremeyiz.
Genelde insanlar telefonu çıkarır, telefonun ekranını izler, telefon konseri izler.
Sosyal medyaya dair de benzer bir eleştiri var.
Geçmişte sosyal medya pek olmadığı zaman insan ilişkileri daha samimiydi.
Akıllı telefonlara bağlı değildik.
Oysa sosyal medya o kadar kötü bir şey de değil.
Hele ki insan ilişkileri bazında düşüncek olursak sosyal medya insan ilişkilerine şu açıdan çok iyi yardım etmektedir.
edebiliyor. Mesela eğer sosyal medyayı iyi kullanıyorsan kendi ilgi alanlarına ortak gruplara girebiliyorsun.
Hatta oradaki insanlarla tanışabiliyorsun.
Aynı şehirdeysen onlarla buluşabiliyorsun mesela.
Sosyal medyanın böyle bir gücü de var.
Bu ara hepimiz görüyoruz. Sosyal medyadan tanışıp evlenenler, dost olanlar, arkadaş olanlar çok artmaya başladı.
Burada yine konuyu toparlarsak demeye çalıştığım şey şu.
Geçmiş öyle toz pembe değil.
Her şey kötüye gitmiyor bu dünyada.
Geçmiş muhteşem, gelecek berbat diye bir şey yok.
Nedense biz insanlarda şöyle tuhaf bir psikoloji var.
Geçmişte iyi bir olay yaşadıysak o olayı biraz abartmayı seviyoruz.
Olayı olduğundan daha güzel görmeyi de seviyoruz.
Bunun sebebi belki şu.
Geri dönüp hayatımıza bakmayı ve hayatımızı analiz etmeyi seviyoruz.
Ve bunda şöyle bir isteğimiz var.
Hayatımızın güzel anılarla dolu olmasını istiyoruz.
Bomboş bir hayat yaşamış olmayı istemiyoruz.
Ve belki bu yüzden geçmişteki bazı güzel olayları olduğundan daha güzel görüyoruz.
Çünkü hayatı bir romantize etme arayışındayız bir yerde.
Bir şeylerden eski zevki alamayınca suçu hayata atmayı seviyoruz.
İşte hayatın artık tadı tuzu kaçtı.
Her şey gittikçe kötüye gidiyor diye.
Oysa biraz kendimize de bakmamız gerekiyor.
Her gün saatlerce oyun oynayan birisinin oyunlardan sıkılması ve eski zevki alamaması kadar normal bir durum yok.
Aynısı film veya müzik gibi şeyler için de geçerli.
Peki böyle bir durumda ne yapılmalı?
O hızlı tüketimimizi biraz azaltırsak belki o eski zevki almaya başlarız.
Ki dopamin detoksu filan da mantığı buna dayanıyor.
Sana çok zevk veren aktivitelerden bir süre uzaklaş.
Kendini o kadar kaptırmamaya çalış.
Daha düzenli ve daha da az tüketmeye çalış.
Artık daha sağlıklı ve daha güçlü bir zevk almaya başlayacaksın.
Hatta zevki de geçtim. Direkt o beynin mekanizması daha normale dönmeye başlayacak.
Müzikte bunun etkisini çok rahat gözlemleyebilirsiniz.
Hani örnek vermiştim ya çok...
sevdiğin bir müziği hunharca dinlediğin zaman etkisini kaybediyor.
Hatta bir gün içinde bile kaybediyor.
Mesela şunu yapmaya çalışalım.
Bir gün müzik dinlememeye çalışın.
Zor bir şey bence. Neredeyse her gün müzik dinliyorum.
Ama bir gün bile müzik dinlemeye ara verdiğinde ertesi gün müzik çok zevkli bir şey haline dönmeye başlıyor.
O sevdiğimiz aktiviteleri ara verdiğimizde daha zevkli olmaya başlıyorlar.
Hatta bu bence çoğu şey için geçerli.
İnsan ilişkileri için de geçerli.
Çok sevdiğin bir insan da olsa o kişiyle her gün her gün her gün görüşünce yavaştan bıkmaya başlıyorsun.
Oysa biraz mesafe katınca araya haftada bir haftada iki üç filan buluşunca anılar filan da yaşanılan olaylar da birikmeye başlıyor.
Ki bence daha keyifli bir sohbet olmaya başlıyor.
Mesafe önemli aslında.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
