
Samsung AI Energy Saving hakkında daha detaylı bilgi almak için: https://www.samsung.com/tr/ai-energy-saving-mode-campaign-2024/
Bu bölüm Samsung hakkında reklam içerir.
Transkript
Einstein'ın hayat hikayesinin bir başarı hikayesi tabii ki denebilir.
Ama genel açıdan baktığımızda 26 yaşına kadar olan hayatı pek de başarıyla taşlanmamış.
Patent ofisinde çalışan ve neredeyse 9 yıl boyunca akademiye kendini dahil edemeyen bir adam görüyorduk.
Ta ki o meşhur 1905 senesinde yayınladığı o 4 devri makalesiyle Einstein ismini duyurdu.
Ta o zamana kadar pek göze çarpmayan, insanların da pek beklentiye girmediği bir adamdı kendisi.
Ama o göze çarpmadığı zamanlarda gösterdiği sabrı ve azmi o 1905...
yılındaki patlamasının öncülü olmuştu.
Şu an kendisi dünyanın en popüler bilim insanı olarak gösteriliyor.
Oysa hayatının ilk ve hatta son kısımlarında tevazudan ödün vermeyen birisini görüyoruz.
Bu podcast'ta sizlere Einstein'ın hayatından ve onun karakterinden bahsetmek istiyorum.
Einstein 1879 yılında Almanya'da dünyaya geldiğinde ailesi bu çocukta bir problem olduğunu düşünmüştü.
Einstein konuşma becerisini biraz yavaş kazanıyordu.
Okula başladığında dersleri iyiydi ama mükemmel değildi.
Einstein ilk başta eğitim sisteminden memnun kalmamıştı.
Almanlardaki sistem sıkça ezbere dayanan, yaratıcılığa hiç kapı açmayan mekanik bir kıvamdaydı.
Einstein 16 yaşında liseyi bıraktı ve üniversite sınavına tek başına hazırlanmak istedi.
İsviçre'nin Zürih kentinde bir üniversiteye yerleşmek istiyordu.
Einstein Almanya'yı terk ederek aslında zorunlu askerlikten de kasti olarak kaçınmak istedi.
Askerlik de ona göre eğitim sistemine benziyordu.
Orada yaratıcılığa izin verilmiyor.
Tamamen emir komutayla işler yürüyor ve her gün ezber bir şekilde döngüsel geçiyordu.
Einstein bu yaratıcılık arzusunun üniversitede geçeceği umuduyla üniversite sınavına girdi.
Ama sınavı geçemedi. Evet Einstein...
Sınavında o yeterli dereceyi tutturamamıştı.
İşin aslı sınavın temel bilimler ve matematik konularını başarıyla geçmişti.
Ama edebiyat, biyoloji ve Fransızca gibi alanlarda başarısız olduğundan genel sınav notu da geçer seviye için yeterli olmadı.
Yapacak bir şey yoktu. Einstein'ın sınava bir daha hazırlanması gerekiyordu.
Bu süreçte İsviçre'deki bir liseye kaydoldu.
İsviçre'nin eğitim sistemini Almanya'ya kıyasla daha çok beğenmişti.
Bu sistemde görsel yoldan öğrenme teşvik ediliyor.
Ve hayal gücü tetikleniyordu.
Ki Einstein'ın ilerleyen yıllarda yaptığı zihinsel deneyler de bu görsel yoldan düşünebilme becerisinin önemli bir payı olacaktı.
Ve Einstein tekrar hazırlandığı o bir sene sonunda üniversite sınavını başarıyla verdi.
Ve Zürich Politekniği kazandı.
Bu üniversitede matematik ve temel bilim ağırlıklı bir eğitim alacaktı.
Ki bu durumu en başından beri istiyordu.
Kendisi bir sayısalcıydı.
Ve ilk girdiği üniversite sınavını geçememesinin sebebi de sözel derslerden kaynaklanmaktaydı.
Üniversitede en azından sayısal dersler ağırlıkta olacağı için İğitim hayatı daha kolay olacaktı.
Üniversitedeki notları iyiydi.
Ama lisede olduğu gibi öyle mükemmel sınıf birincisi değildi.
Üniversitede notlandırma 1 ve 6 arasında yapılıyordu.
Ve Einstein çoğu matematik dersinden 4 almıştı.
Bunu 100 üzerinden 70 almış gibi düşünebiliriz.
Fizik dersleri daha başarılıydı ve 5-6 civarı puanlar alıyordu.
Ama özellikle bir fizik dersinden Einstein 1 puan almıştı.
Yani alınabilecek en düşük puan.
Üstelik de fizik dersinden.
Daha sonra anlaşılacaktı ki Einstein'ın bu kadar düşük almasının sebebi soruları çözemeyişi değil.
Hocası da devamsızlık yüzünden öğrencisine düşük puan vermişti.
Üstelik Einstein bu hocanın derslerine az da olsa gittiği zamanlarda bile isyankar bir öğrenci havası çiziyordu.
Hocası Einstein'a deney için talimatlar veriyor.
Einstein ise hocasını dinlemiyor ve deneyleri kendi kafasına göre yapıyordu.
Ki laf dinlemeyen ve derslere katılmayan bir öğrencinin öğretmenin gazabından asla kaçamayacağını hepimiz biliyoruz.
İstediği kadar zeki olsun öğretmenlerin en nefret ettiği tip derse gelmeyip bir şeyleri kendi kafasına göre yapmak isteyen öğrenci modelidir.
Einstein'ın özellikle Weber isminde bir fizik hocası vardı.
Weber dersleri anlatırken o zamanlar gündemde olan Maxwell'in elektromanyetik konusundaki teorilerini aktarmakta beceriksizdi.
Einstein'da hocasındaki bu eksikliği hocasına belli etmekten çekinmiyordu.
Hocanın egosu kırılmıştı bir kere ve öğrencisinin bu davranışını asla unutmayacaktı.
Einstein daha sonraları üniversitede asistan olarak iş aradığında hocası Weber ona bu görevi vermeyecekti.
Üstelik bu hocanın Asistan açığı vardı ve bu pozisyona Einstein dışında neredeyse kimse uygun değildi.
Hocanın fizik veya matematik bölümünden bir asistan bulması gerekiyordu.
Ama hocası inatla Einstein'ı bu pozisyona almayıp başka bir bölümden mühendislikten iki öğrenciyi yanına almıştı.
Kısacası Einstein'ı süründürmek için elinden geleni yapmıştı hocası.
Bölümdeki herkes bir yerlere giriyor, bir yerlerde asistan oluyordu.
Ama Einstein bir türlü akademik bir işe başlayamamıştı.
Kariyer açısından kaybediyordu.
Ama aşk da kazanacaktı.
Einstein'ın bölümünde sadece bir tane kız öğrenci vardı.
Milava Maric. Mileva o kadar güzel bir kız değildi.
Üstelik doğuştan gelen bir rahatsızlığı yüzünden bel bölgesinde bir sıkıntısı vardı ve hafif toparlayarak yürüyordu.
Ama Einstein bu kadındaki zekadan büyülenmişti.
Mileva ile Einstein bilim üzerine saatlerce konuşabiliyor.
Üstelik Mileva, Einstein'a bilimsel hedefleri konusunda destek veriyordu.
Einstein, Mileva'nın kendisine olan bu desteğine o kadar bağımlı olacaktı ki en son sevgilisine şunları söyleyecekti.
Sen olmadan özgüvenim, işimden ve hayattan aldığım zevk kazalıyor.
Kısacası sen olmadan yaşadığım hayata hayat diyemiyorum.
Bu ilişki iki taraf içinde gayet güzel giderken üçüncü kişilerce sorun çıkacaktı.
Tahmin etmeniz kolay. Bu üçüncü kişiler Einstein'ın ailesiydi.
Anne baba ısrarla Einstein'ın Mileva'yla beraber olmasını istemiyordu.
Bu ilişkiye karşı çok sert bir tepkisi vardı.
Hatta annesi bu ilişkiyi öğrendiği vakit yatağa koşmuş, kafasını yatağa sokup küçük çocuklar gibi ağlamaya başlamıştı.
Evet annesi gerçekten de fazla şiddetli bir tepki vermişti.
Dışarıdan baktığımızda Einstein ve Mileva gerçekten uyumlu gözüken bir çiftti.
İkisi de zekiydi, ikisini de...
ve en önemlisi birbirlerini destekliyorlardı.
Einstein'ın annesi neden bu ilişkiye karşı çıkmak istedi?
Bu kısımda bazı varsayımlar yapabiliriz.
Bir kere Einstein ve Mileva arasında kültürel ve sosyal farklılıklar vardı.
Annesi oğlunun daha üst düzey bir aile kızıyla evlenmesini istiyordu.
Mileva'nın Sırp kökenli olması da o dönemki ön yargılar kapsamında negatif bir durumdu.
Belki de anne, Mileva'nın yürüyüşündeki aksaklığı bile dert edinmiş olabilirdi.
Ama bana öyle geliyor ki anne, bu ilişkiyi erken bulmuştu.
Ve ilişki sonucunda oğluyla arasındaki olan bağa zarar gelmesinden korkuyordu.
Einstein ilişkisindeki tüm bu sıkıntılarla mücadele ederken bir taraftan da akademide kendine yer bulmaya çalışıyordu.
Teknik olarak işsizdi ve tam bu anda ne oldu derseniz?
Milava hamile kaldı.
Einstein tabii ki bu hamileliği kendi ailesinden gizleyecekti.
İkilinin kızları Milava'nın ailesinin evinde dünyaya geldi.
Einstein daha 22-23 yaşlarında baba olmuştu.
Kendisinin Milava'ya yazdığı mektupta kızımızı çok seviyorum ama oysa onu hiç görmedim bile diyecekti.
Tabii o zamanlar telefon yok.
Telefon olsa belki kızının ağlama sesini duyar hatta görüntülü bile konuşabilirdi.
Gerçi günümüzde bir akıllı telefonla çok daha fazlasını yapıyoruz.
Akıllı telefon sayesinde enerji tasarrufu bile yapabiliyoruz.
Üstelik Samsung SmartThings ile bir tasarrufla iki kazanç mümkün.
Samsung SmartThings ile hem enerjiden tasarruf edip hem de puan kazanabilirsiniz.
Nasıl mı? Hemen anlatıyorum.
Samsung inovasyonlarıyla sürdürülebilirliği günlük hayatın bir parçası haline getiriyor.
SmartThings uygulamasıyla yapay zeka özellikli seçili buzdolabı, çamaşır, bulaşık, kurutma makineleri, klima ve televizyonlar, YZ enerji moduyla %70'e varan enerji tasarrufu sağlıyor.
Daha da güzeli, Samsung kullanıcıları bu tasarrufları puana çevirip Samsung.com'daki alışverişlerde kullanabiliyor.
SmartThings ayrıca akıllı cihazlarınızı bir araya getiriyor.
Enerji kullanım alışkanlıklarını analiz ediyor ve size tasarruf öneri...
Hatta uzaktayken bile cihazlarınızı kolayca tek bir uygulamayla tek merkezden yönetmenizi sağlıyor.
Eğer halen denemediyseniz hemen SmartThings uygulamasını indirin ve tasarruf ederken kazanmaya başlayın.
SmartThings hakkında daha fazla bilgi almak istiyorsanız açıklama kısmına koyduğum linke bakabilirsiniz.
Şimdi Einstein ve Mileva çiftine geri dönelim.
İşte bu kız çocuğu Einstein'ın hayatındaki en gizemli olaylardandı.
Bu kız çocuğunun varlığı uzun yıllar bir gizemdi gerçekten.
Hatta uzun bir süre kimse böyle bir kız çocuğu olduğunu bilmiyordu bile.
Ancak yıllar sonra 1986 yılında Einstein ve Mileva öldükten bile sonraki bir zamanda keşfedilen bir mektup sayesinde böyle bir kızın varlığı anlaşıldı.
Ve bu ikili hamilelik sürecinde ayrıydı.
Ama kızları doğduktan bir süre sonra tekrar bir araya geldiklerinde Mileva kızını yanında getirmemişti.
Peki bu kıza ne oldu? Elimizde iki makul...
teori var. Ya bu çift kızlarını birine evlatlık verdi ya da bu kız doğduktan kısa bir süre sonra hastalıktan hayatını kaybetti.
Maalesef halen kesin bir şey söyleyemiyoruz.
Einstein ve sevgilisi bu evlilik dışı doğan kız çocuklarını bir şekilde gizlemeyi başarmışlardı.
İlişki yara alsa da halen devam ediyordu.
Einstein sevgilisine bir söz verdi.
Düzenli gelir getiren bir işe girer girmez Milava ile evlenecekti.
Bu dönemler Einstein için halen zordu.
Arkadaşına yazdığı mektupta ise halen mizah anlayışımı kaybetmedim.
Tanrı eşeği yaratıp Ona kalın bir deri vermiştir diyecekti.
Einstein iş bulmak zorundaydı.
Wilhelm Oswald ismindeki bir kimya profesörüyle temasa geçti.
Bu profesör gerçekten çok başarılıydı ve yıllar sonra Nobel Kimya Ödülü'nü bile alacaktı.
Einstein asistanlık pozisyonu için profesöre mektup yolladı.
Ama profesörden cevap gelmedi.
Einstein bu sefer bir mektup daha yolladı ve mektuba da Önceki mektubumda adresimi yazmayı unutmuş olabilirim.
Şimdikini ekledim diye not düştü.
Ama tabii ki bu mektubuna da Oswald cevap vermemişti.
Devreye en son Einstein'ın babası girecekti.
Evet babası, oğluna haber vermeden bu profesöre bir mektup yolladı.
Babası profesöre yolladığı mektupta mahcup ve son derece saygılı bir şekilde profesörden oğluna asistanlık için bir şans vermesini istiyordu.
Oğlunun matematik ve fizik derslerinde gösterdiği başarısından bahsetti.
Oğlu Einstein'ın ne kadar zor zamanlar geçirdiğinden, kariyer fırsatının elinden kayıp gittiğinden demurdu.
Baba adeta profesöre oğlunu asistan olarak yanına alması için yalvarıyordu.
Gerçekten duygusal bir mektuptu ve Einstein bu mektubu görse utançtan yerin dibine girdi.
Ve babanın bu mektuba bir yanıtı da gelmedi.
Einstein neden bir türlü asistan olamıyordu ki?
Muhtemel teorilerden biri, üniversite zamanı atıştığı hocası Weber'ün bu öğrenci hakkında olumsuz bir referans vermesiydi.
Einstein bu süreçte özel dersler vererek geçilmeye çalıştı.
Ama bu da yetersizdi. Einstein en sonunda yeter artık dedi ve akademiden umudunu kesti.
Başka bir işte çalışacaktı.
Mezun olduktan 2 yıl sonra patent ofisinde denetçi olarak işe başladı.
Ki bu işi de babasının bir arkadaşı sayesinde bulmuştu.
Okuduğu bölümle yapmak istediği meslekle alakasız bir işe girmişti diyeceksiniz ama enteresan bir durum vardı.
Einstein'ın patent ofisinde yaptığı denetçilik işi ilk bakışta fizikle veya bilimle çok alakasız gözükse de Einstein'ı bilimsel açıdan geliştirecekti.
Şöyle açıklayalım. Einstein'ın işi patent ofisine gelen fikirleri, icatları analiz etmek, onların orijinalliğini tescil edip patent sahiplerinin hakkını korumak veya fikir hırsızlarını tespit etmekti.
Ofise gelen bir patent veya bir icat belli denetim aşamalarından geçip orijinal olup olmadığına varılırdı.
İşte bu analitik yöntem bilimsel yönteme de benziyordu.
Bilimde bir kuram ortaya koymak, önceki kuramlarla bir bağlantı kurmak da patent ofisindeki işten o kadar farklı değildi.
Yani kaderin tuhaf bir oyunuyla karşı karşıyaydı Einstein.
Patent ofisindeki denetim işi içten içe bu adamın bilimsel yaratıcılık tarafını besliyordu.
Tüm bunların üstüne Einstein hızlı ve pratik bir insandı.
Patent ofisinde bir mesai gününü kapsaması beklenen bir işi 2-3 saatte hızlıca halledebiliyor ve 5-6 saatin ofiste asıl tutkusu olan bilime yönlendirebiliyordu.
Masasında patent işlerini bitirdikten sonra fizik üstüne çalışırken ofise bir yetkili girdiğinde Einstein hemen fizik çalışırken ve sanki denetmenlik görevini yapıyormuşçasına role girerdi.
Ama aslında mesaisinin ciddi bir kısmını işine değil de bilime ayıran birini görüyorduk.
Hem para kazanıyordu hem patent işi yaratıcılığını besliyordu hem de fiziğe zaman ayırıyordu.
Talihsiz gözüken bir kaderin içinden talih çıkmıştı.
Einstein bilimsel hedeflerine karşı sakin ama emin adımlarla giderken babası da bu durumdan bir haberdi.
Oğlunu halen akademide başarısı dolmuş ve en son patent ofisinde çalışmaya kadar düşmüş bir hayal kırıklığı olarak görüyordu.
Ve evladının ilerleyen yıllardaki başarısına şahit olamadan 1902 yılının ikim ayında hayatını kaybetti.
1903 yılının ocak ayında Einstein ve Milava evlenecekti.
düğüne iki tarafında ne ailesi ne de akrabası gelecekti.
Sadece Einstein'ın iki dostunun yer aldığı, gelin ve damatla beraber toplam 4 kişilik bir düğün yapıldı.
Şimdi 1905 senesine gelelim.
Einstein'ın hayatını değiştiren o büyüleyici sene.
26 yaşına gelmiş olan Akademide bir türlü iş bulamayan bu adam bu sene yayınladığı makalelerle bilim dünyasını sarsacaktı.
Einstein bu sene tam 4 tane devrim niteliğinde makale yayınladı.
Hepsi de farklı alanlarda ve son derece iddialıydı.
Okul hayatında yaşadığı tüm o yaratıcılık endişeleri, hocalarla ettiği kavgalar sonunda meyvesini vermiş.
Einstein 26 yaşında felaket bir yaratıcılık patlaması yaşamıştı.
1905 yılının Mart ayında yayınladığı makalede ışıkla ilgili bir algıyı yıkıyordu.
Fizikçiler uzun bir süre ışığın bir dalga olduğunu zannediyordu.
Oysa Einstein'a... göre ışık aynı zamanda bir parçacıktı da.
Işığın parçacık olması fotoelektrik olayını da açıklıyordu.
Metal bir yüzeyin üzerine düşen ışık metal yüzeyden elektron koparıyor ve bir akım oluşturuyordu.
İşte ışığın sadece bir dalga değil aynı zamanda parçacık olduğunu kabul etmemiz fotoelektrik fenomenini de bize açıklıyordu.
İki ay sonra Mayıs ayında Einstein tekrar bir makale yayınlayacaktı.
Kendisi bu makalede fiziğin en eski problemlerinden biri olan atomların gerçekten var olup olmadığını işliyordu.
Bazı fizikçilere göre atomlar görünmezdi ve kurgu sağlamıştı.
Atom diye bir şey gerçekte yoktu.
Öyle olduğunu zannediyorduk sadece.
Ama Einstein bir sıvıyı örnek göstererek, sıvı içinde rastgele oluşan hareketleri göstererek aslında o sıvının içinde atomların birbirine çarptığını ve sıvının da hareketinin atomlardan kaynaklandığını öne sürdü.
Ve atomun varlığından şüphe duyan insanlara son cevabı verdi.
Üçüncü makalesini Haziran ayında yayınladı.
Einstein uzun süredir fizikteki bir ikilem üzerine kafa yoruyordu.
Göreliliğe göre kesin bir hareket yoktu.
Örneğin yolda giden bir araba düşünelim.
Uzaktan bakan birisi için bu araba epey hızlı bir şekilde gidiyordu.
Ama uzaktan bakan kişi de bir arabaya atlayıp önceden gözlemlediği arabayla aynı hızda gitse bu sefer o araba sanki duruyor gibi gözükecekti.
Ama elektromanyetik teoriye göre de mutlak bir hareket vardı.
Işık hızı örneğin. Einstein bu ikililikle mücadele ederken en sonunda bir cevap verebildi.
Cevabı özel görelilik olacaktı.
Zaman bile görelilik içeriyordu.
Işık hızında bir roketle dünyaya fırlatılan bir insan için geçen zaman dünyadaki insanın zamanıyla aynı olmayacaktı.
Özel görelilik teorisi fiziğin altını üstüne getirecekti.
Ama Einstein burada bile durmadı.
Eylül ayında 4. ve son makalesini yayınladı.
Bu 4. makalesi 3.
makalesindeki özel görevlilikle ilişkiliydi.
Einstein özel görevlilik teorisinin sadece zamanla ilgili değil aynı zamanda enerjiyle de ilgili olduğunu keşfetti.
Enerji ve kütle İlk bakışta ilişkisiz gibi gözükse de aslında bir ilişki barındırıyorlardı.
Aralarındaki ilişki ise Einstein'ın o meşhur formülüyle enerji eşittir kütle çarpı ışık hızının karesi veya gündelik ismiyle MC kare formülüyle açıklanacaktı.
Einstein günün sonunda daha doğrusu yılın sonunda 1905'te 4 tane devrim niteliğinde makale yayınlamıştı.
Artık sonunda bu çabaları sonucu akademide bir iş bulabilir diye düşünürüz değil mi?
Maalesef yine hayır. Einstein hayal kırıklığına uğramıştı.
Artık bıkmıştı. Bu süreçte keman çalmasıyla huzuru buluyordu.
Özellikle Mozart'ın eserlerini çalmaya bayılıyordu.
Sanki bu müzisyenin eserleri...
Einstein'a evrenin zarafetini açıklıyordu.
Lisede öğretmenlik yapmayı bile düşünmüştü.
En son bir üniversitede açık bir pozisyon buldu ama verilen maaş çok azdı.
Patent işini bırakıp burada çalışmaya başlasa geçinemezdi.
En son 1909 yılında zamanında Einstein'ın tezine yardım eden bir profesör olan Alfred Kleiner Einstein'a kadro verecekti.
Anlayacağınız Einstein 21 yaşında üniversiteden mezun olmuş ama tam 9 sene akademide bir iş aramış ve bulamamıştı.
En son ancak 30 yaşına geldiğinde bir iş bulabilmişti.
Berlin'deki bir üniversitede çalışması enteresandı.
Sonuçta kendisi en başından beri Alman eğitim sistemini beğenmiyordu.
Ama şöyle bir gerçek de vardı. Almanya ve spesifik olarak Berlin teorik fiziğin yuvasıydı adeta.
Buradaki fizikçilerin o güçlü kültürü illaki Einstein'ı besleyecekti.
Bu şehirde ayrıca Einstein için özel biri de bulunmaktaydı.
Einstein gittikçe arzusunu karısı Mileva'dan ziyade Elsa'ya çevirmeye başladı.
Mileva ve Elsa arasında absürt bir zıtlık vardı.
Elsa'nın hiç öyle bilimsel veya analitik tarafı yoktu.
Mileva kadar zeki ve kültürlü olmadığı kesindi.
Ama bu kadındaki anaç taraf Einstein'ı çok etkilemişti.
Einstein ve Mileva arasındaki ilişki de pek iyi gitmiyordu.
Einstein giderek başarılı olsa da Mileva kişisel hedeflerini o kadar gerçekleştirememişti.
Einstein'dan olan iki oğluyla ilgilenen bu kadın kendi hayallerini çöpe atmıştı.
Bu süreçte Elsa ve Einstein arasında bir ilişki başlamış.
Hatta Elsa Einstein'dan önce boşanıp daha sonra da kendisiyle evlenmesini istemişti.
Einstein da Mileva'dan boşanmak istiyordu.
Ama karısına direkt gidip boşanmak istiyorum demek yerine epey acayip bir desteğini de belirtti.
Eğer Nobel kazanırsam para ödülümü sana vereceğim dedi.
Einstein Mileva'dan ayrıldıktan sonra Lisa ile evlendi.
Einstein'ın halen fiziğe dair içi rahat değildi.
Bu sefer yer çekimi kuvvetine kafayı takmıştı.
Genel görevlilik isminde yeni bir teori ortaya atmıştı ki bu teori Einstein'ın şöhretini arttıracaktı.
Einstein özel görevlilik teorisinin yerçekimi kısmında eksik kaldığını fark etti.
Yerçekimini de kapsayan yeni bir teori gerekiyordu.
Şöyle bir düşünce deneyi yapmıştı.
Asansöre bindiğinizi hayal edin.
Asansörle hızlı bir şekilde aşağı inerken sanki hafiflemiş hissederiz.
Yerçekimi kuvveti üstümüzden kalkıyormuş gibi olur.
Benzer şekilde asansörle yukarı çıkarken de daha ağır hissederiz.
Yerçekiminin artması gibi.
Einstein en sonunda şuna vardı.
bir kuvvetten ziyade kütle ile alakalıydı.
Güneş sistemimizde, güneşin yerçekimi kuvveti sayesinde gezegenleri yörüngesinde tuttuğunu düşünürüz.
Oysa Einstein, güneşin kütlesi sayesinde uzay zamanda bir kırınım yaptığını ve gezegenleri de bu yolla yörüngeye soktuğunu söyler.
Einstein'ın genel görelilik teorisi, 1919 yılındaki güneş tutulmasıyla doğrulandığında Einstein'ın bu teorisi tescillenmiş oldu.
Kendisi tüm dikkatleri üstüne çekmişti.
Üstelik bu bilim insanının o dağınık ve bembeyaz saçlarını, bıyığını, espri anlayışını, ve tam o kafadan çatlak dahi imajını insanlar çok sevmişti.
Kısa bir sürede kendisi rockstar seviyesindeki bir şöhrete ulaştı.
Ama Einstein şöhretin getirdiği belanın farkındaydı.
Bu şöhretin büyüsüne kapılmak ona iyi gelmeyecekti.
Hatta bilimsel yaratıcılığını zedeleyecekti.
Sonuçta en yaratıcı dönemini patent ofisinde kimsenin umursamadığı bir adam olarak yapmıştı bir kere.
Şöhretin büyüsüne kapılmanın ona iyi gelmeyeceğini fark edecek kadar zekiydi.
Kendisine gelen bu yoğun sevgi ve hayranlık üzerine şu ifadeyi kurmuştu.
Bireysel kişiliklerin kült haline getirilmesi bana kalırsa her zaman uygunsuzdur.
Birkaç kişinin seçilip sınırsız bir hayranlığa layık görülmesini ve onlara zihin karakter bakımından insanüstü güçler atfedilmesini adaletsiz buluyorum.
Hatta bunu büyük bir kötülük olarak değerlendiriyorum.
Benim yazgım böyleymiş. Başarılarımın kamuoyunda oluşturduğu takdirle gerçeklik arasındaki tezat tam bir ironi.
Einstein'ın şöhrete dair olan negatif tavrı üstüne biraz daha durmak istiyorum.
Çünkü günümüzdeki birçok insanda bu şöhret arzusu var ve şöhret de belasıyla beraber geliyor.
Einstein kendisine gelen bu yoğun ilgiden o kadar bıkmıştı ki artık bu şöhreti kabuslarına giriyordu.
Hiliki bir rüyasında şeytan Einstein'a gelen mektupları ona fırlatıyordu.
Einstein her ne kadar şöhretin tehlikesinden dem vursa da ona gösterilen bu ilgi her insanda olduğu gibi hoşuna gidiyordu.
Gerçekten şöhretten tamamen uzaklaşmak istese bunu yapabilirdi.
Ama bir nebze şöhretin hayatına...
girmesine izin verdi. Yine de şöhretin toksik tarafını hayatına almayacak kadar zekiydi.
Şöhretin onu giderek daha aptal biri yaptığını görmüş ve bu şöhreti sınırlandırmıştı.
Günün sonunda kendisindeki o besleyici içe dönük tarafın farkındaydı.
İnsanlarla sempatik bir şekilde sohbet eder, espriler yapar ama asla kalbinin derinliklerini onlara açmazdı.
Kendisindeki bu durum biraz Jokervari bir alaycılık mizacıyla kendisini gösterirdi.
İnsanlara karşı sıcaktı ama yüreğinin tam anlamıyla kimseye açmadı.
Yalnızlığı hakkında şu ifadeyi kullanmıştı.
Toplumsal adalet ve toplumsal sorumluluğa duyduğum tutku, insanlarla ve topluluklarla doğrudan temas kurma noktasındaki belirgin isteksizliğimle her zaman için garip bir tezat oluşturdu.
Ben gerçekten de yalnız bir yolcuyum ve ülkeme, evime, arkadaşlarıma ve hatta en yakın aile fertlerime bile asla bütün kalbimle bağlanmadım.
Bütün bu bağların içinde mesafe hissini ve yalnızlık ihtiyacını hiç yitirmedim.
Bilimsel başarıları her zaman iyi sonuçlar vermemişti.
MC kare formülüne geri dönelim.
İşte Einstein'ın elinden çıkan bu formül nükleer reaksiyonlardaki o felaket enerji patlamasını sunan formüldü.
Atom bombası dolaylı yoldan da olsa bu formül sayesinde geliştirildi.
Ve Einstein her ne kadar atom bombasını kendi elleriyle yapmasa da bu bombanın üretiminde dolaylı olarak bir etkide bulunduğu için bu durumun vicdan azabını da çekti.
Hayatının sonlarında evrenin çalışma mekanizmasını tam olarak açıklayacak hırslı bir hedefin peşine düştü.
Birleşik alan kuramını tam Ama ömrü buna yetmeyecekti.
Einstein 76 yaşında hayatını kaybetti.
Özel hayatıyla olsun tabii ki tartışmalı bir figürdü.
Ama günün sonunda her biyografide olduğu gibi biz de bu yaşamdan ilham alabildiklerimizi alıp kötü taraflarını o kişiye bırakıyoruz.
Einstein'ın bana en çok ilham veren özelliği o 20'li yaşlarındaki sıkıntılarına rağmen patent ofisinde bir taraftan para kazanmaya çalışırken bir taraftan da kimse tarafından fark edilmeyip mütevazı bir şekilde fizikle uğraşmasıydı.
Sabır denilen erdemi hayatına uyarlamış birini görüyorduk.
sabırla ve merakla fizik çalışmalarını sürdürdü.
Ve üstünden yıllar geçse de karşılığını aldı.
Hayatında yaşadığı tüm zorluklar sanki bir nedensellik anı parçası gibi onu o 1905 yılındaki muazzam yaratıcılık seviyesine getirmişti.
Ve arkadaşına yazdığı mektupta hatırlarsanız hayatımın zorluklarına karşı mizah anlayışımı kaybetmedim diyordu.
Bize de gereken budur belki de.
Neler yaşarsak yaşayalım, sabrımızı ve merakımızı diri tutmak ve mizah anlayışımızı...
Asla kaybetmemek. Ve evet arkadaşlar bu podcastlik benden bu kadar.
Kendinize iyi bakın. Bir dahaki podcastlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
