
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
youtube.com/portalvideotwitter.com/canaybalikinstagram.com/canaybalik
Çocuklarının ölümü, kumar problemleri, Dostoyevski'nin epilepsi krizleri... Dostoyevski ve Anna'nın evliliği, bitmek bilmeyen bir fırtınaydı. Kitap: Andrew Kaufman, The Gamber Wife
Transkript
Altyazı M.K.
Dostoyevski karısı Anna için seni düşüncelerimde bile hiç aldatmadım demişti.
Bu ikilinin aşkı tutkulu olmasına tutkuluydu.
Dostoyevski karısına hayran bir adamdı sonuçta.
Anna da kocasının kitap işlerinde ona yardım eden hatta kocasının kumar problemini bile çözmesini sağlayan bir kadındı.
Dostoyevski'nin hayatına dair insanlarda hep bir merak vardı.
Ama bu sefer rotamızı Dostoyevski'ye değil de aşık olduğu kadına çevirelim.
Çünkü şöyle güzel bir soru da bulunmakta.
Dostoyevski Anna'da ne bulmuştu?
Bu podcastimizde Dostoyevski...
Anna'nın hayatından bahsedelim.
Anna varlıklı bir ailede dünyaya gelmiş ve huzurlu bir çocukluk geçirmişti.
Babasının kendisine okuduğu peri masalları, bu kızın kitaplara ve hikaye anlatımına duyduğu ilginin fitilini, Küçük yaştan yakmıştı.
Daha fenası Anna'nın babası tam bir Dostoyevski hayranıydı.
Anna genç bir kız olduğunda babası ona Dostoyevski'nin Ölüler Evinden Anılar kitabıyla tanıştırmıştı.
Bu kısımda duralım çünkü tam o klasik aşk filmlerini andıran bir hikaye karşımıza çıkıyor.
Yetenekli ve orta yaşlarda bir yazar.
Ve bu yazara babası gibi hayran olan genç bir kız.
İleride bu yazar ve genç kızın yolları kesişecek.
Ama Dostoyevski ve Anna hikayesi o romantik aşk hikayelerinden çok daha farklı.
Onu şimdiden belirteyim. Biz devam edelim.
Anna'nın Dostoyevski eserlerine duyduğu ilgi o kadar artmıştı ki ailesi artık bu kıza Dostoyevski'nin romanlarındaki karakterlerle seslenmeye başlamıştı.
Anna dönemindeki kızlardan farklı bir karaktere sahipti.
Öyle uysal, evin hanımefendisi bir kız olmaktansa isyankar diyebileceğimiz bir mizarca sahipti.
Feminist bir damarı olduğunu söyleyebiliriz.
Örneğin Anna, kadınların eve hapsedilmektense iş hayatında daha fazla yer almalarını savunuyordu.
Görücü usulü evliliklere.
Özellikle kız babalarının evlatlarını daha kızın fikrini bile...
sormadan başka birine verme fikrine son derece karşıydı.
Anna böyle bir hayatı yaşamak istemiyordu ve elinde tek bir kaçış fırsatı vardı, eğitim.
Anna da bu isyankar ve feminist mizacını eğitimine kanalize edecekti.
Kelimelerle arası iyiydi.
Pratik bir yazardı ve okuduğunu hemen anlıyordu.
Ayrıca ergenliğinde çok iyi bir hikaye anlatıcısı olduğu da ortaya çıktı.
Hani çevremizde bazı insanlar vardır ya en basit anılarını bile anlatırken öyle bir akışa girerler ki büyük bir konsantrasyonla onları dinleriz.
İşte Anna markete gidip alışveriş yaparken yaşadığı küçük bir olayı bile ustalıkla betimlerdi.
Ve çevresi de bu kızı hayranlıkla dinlerdi.
İlerleyen yıllarda Anna kadınlar için yüksek öğrenim fırsatı sunan bir okula kaydoldu.
Bu okulda fen bilimleriyle, fizik ve kimyayla tanıştı.
çok geçmeden asıl yeteneğinin ve yatkınlığının edebiyat olduğunu keşfetti.
Anna meslek olarak kelimelerle oynadığı bir iş yapmak istiyordu ve o zamanlarda geçerli olan tam da Anna'ya uygun bir meslek vardı.
Stenograflık. Peki bir stenograf ne yapar?
Hani mecliste milletvekilleri konuşma yaparken arkada hızlı bir şekilde o konuşmayı yazıya geçiren kişiler görürüz ya, işte bir stenograf konuşulanı hızlıca yazıya aktarır.
Bir stenografın mesleki açıdan epey fırsatları vardır.
Bir mecliste, mahkeme salonunda görev alabilir veya kişisel bir stenograf olarak bir yazarın yanında çalışabilir.
Anna hem kelimelere yatkın olduğundan hem de bir an önce kendi parasını kazanmak istediğinden böyle bir seçim yaptı.
Kendi parasını kazanmak istediği derken, Anna'nın öyle para hırsına sahip olduğunu düşünmeyin.
Anna bir an önce parasını kazanıp bağımsızlığını elde etmek istediğinden böyle bir meslek seçmişti.
Tabii ki ömür boyu bir stenograf olmayı düşünmüyordu.
Ama bu meslek sayesinde hem kelime ve yazı kabiliyetini geliştirir, hem parasını kazanır ve ileride daha entelektüel bir iş yapabilirdi.
Anna bu konuya dair günlüğüne şöyle yazmıştı.
Hayatımda tek bir amacım oldu.
Kendi ekmeğimi kazanmak.
Aileme yük olmadan kendi ayaklarım üzerinde durabilmek.
Kendi yaşamımı idame ettirebilmek.
İşte Anna bu karakterde birisiydi.
Ayrıca babası hastalıklarla boğuştuğundan Anna kendi kazandığı parasıyla hastane masraflarını karşılamak da istiyordu.
Ama maalesef Anna'nın babasının hastalıklarla mücadelesi çok uzun sürmedi ve hayatını kaybetti.
Anna babasının ölümünden sonra yoğun bir depresyona girdi ve bu süreçte eğitimini borçladı.
Sonuçta babası Anna'nın sadece eğitimini desteklememiş.
Aynı zamanda küçük yaşta bu kızın edebiyata olan ilgisini ortaya çıkarmıştı.
Anna'nın annesi kızının bu depresif halini görünce araya girdi ve ona bir işle uğraşmasının kendisine iyi geleceğini söyledi.
Anna'nın yapacak bir şey yoktu.
Olan olmuştu. Babasını geri getiremezdi.
Lakin kendi hayalleri vardı.
Anna babasının ölümünü bir şekilde sindirip tekrardan eğitimine devam etti ve stenograf okulunu muazzam bir başarıyla bitirdi.
Okuldan bir profesörü bir gün Anna'nın yanına bir teklifle geldi.
Bir yazarın stenograf aradığını ve Anna'nın böyle bir işe sıcak bakıp bakmadığını söyledi.
Anna hocasına hemen kim bu yazar diye sorunca hocası da ona Dostoyevski diye cevap verdi.
Dostoyevski yeni bir romanı üzerinde çalışıyor ve bu süreçte bir stenograf arıyordu.
Anna hocasının bu teklifini kabul etti ve ertesi gün Dostoyevski'nin apartmanında olacağını söyledi.
Şu denk gelişe bakar mısınız?
Anna'nın babası bir Dostoyevski hayranı, Anna da küçük yaşta bu yazarı çok severek büyüyor.
Ve nihayetinde Anna, Dostoyevski'nin yanında bir stenograf olarak işe başlıyor.
Mistik bir denk geliş. Devam edelim.
Anna ve Dostoyevski kısa sürede bir rutin oluşturdular.
Anna saat 12 gibi Dostoyevski'nin evine geliyor, 4'e kadar bu ikili çalışıyor ve 4 gibi de Anna evden çıkıyordu.
Dostoyevski kitabını konuşarak açıklıyor ve Anna da bunları yazıya geçiriyordu.
Dostoyevski kısa sürede bu kızın sadece pratik bir stenograf olmadığını, aynı zamanda kabiliyetli bir edebiyatçı olduğunu fark etti.
Bu kızdaki derinlikten büyülenen Dostoyevski, Yavaş yavaş Anna'ya içini dökmeye, hatta geçmişinde yaşadığı sıkıntılardan bahsetmeye başladı.
Dostoyevski'nin hayatı gerçekten de sıkıntılarla doluydu.
Babası iddialara göre kötü davrandığı köleleri tarafından acımasız bir şekilde öldürülmüş ve bu olay Dostoyevski'de bir travma olarak kalmıştı.
Dostoyevski'nin bu iç dökmeleri sonucu Anna şunu fark etmişti.
Dostoyevski hiç aşktan bahsetmiyordu.
Yazarın gençlik zamanları edebiyat ve fikirlerle geçmişti.
Ama Dostoyevski Anna'ya hiç romantik ilişkilerinden bahsetmemişti.
Bu açıdan Tolstoy'un tam...
Tolstoy'un gençliği onlarca romantik ilişkilerle, metreslerle ve aldatmalarla geçmişti.
Oysa Dostoyevski'de bunlar yoktu.
Ama Anna Dostoyevski'nin bir karanlık tarafı olduğunu öğrenmişti.
Kumar. Dostoyevski gençlik yıllarında okulda erken arkadaşlarıyla kumar oynamaya başlamıştı.
Bu kumar tutkusu ilerleyen yıllarda daha da büyümüş ve bu yazara ciddi maddi kayıplar yaşatmıştı.
Ama kumardan da öte Dostoyevski'nin hayatını o hapis deneyimi değiştirmişti.
Dostoyevski sosyalist düşüncelere sahip bir gençlik örgütünün içine girmiş ve bu örgüt onu yasaklanan kitaplarla tanıştırmıştı.
Bir gün bu örgüt hükümetin hamlesiyle ele geçirildi ve Dostoyevski ile diğer örgüt üyeleri hapsi boyladı.
Bu hapis sürecinde Dostoyevski akıllara zarar...
bir olay yaşayacaktı. Yetkililer bu örgüt üyelerine bir ders vermek amacıyla onlara sahteden bir idam yaşatmak istediler.
Dostoyevski'nin de olduğu bu örgüt üyelerini bir meydana getirdiler ve onları burada kurşuna dizeceklerini söylediler.
Tam onlar kurşuna dizilecekken affedildiklerini ve idamın iptal olduğunu söylediler.
Bu olay baştan sona bir senaryoydu.
Sadece mahkumlar korkutulmak istermişti.
Ama bu korku haddini aşan bir korkuydu.
Dostoyevski o idam anında gerçekten öleceğini düşünmüştü.
Ve bu yakın ölüm deneyimi sonlandı.
Epilepsi krizleri artmaya başladı.
Lakin bu olay Dostoyevski'nin yaşama hevesini yükseltmişti.
Yaşamın ne kadar değerli olduğunu, nefes almanın ne kadar kıymetli olduğunu bu idam macerası sonrası öğrenmişti.
Ama hepsinden de öte Dostoyevski ölüm farkındalığıyla bu dünyaya kendisinden sonra devam edecek eserler bırakmak istedi.
Bizden çıktıktan sonra muazzam bir motivasyona sahipti ve en güzel eserlerini bu dönemde yazdı.
İşte Dostoyevski samimiyet arttıkça Anna ile hayat hikayesini paylaşmıştı.
Konu en son evliliğe geldi.
Dostoyevski daha önceleri bir evlilik yapmış ama karısı Maria hayatını kaybetmişti.
Dostoyevski Anna'ya acaba evlenip tekrar mutlu bir aile kurabilecek miyim diye sormuştu.
Hatta sence hanım hanımcık mı yoksa zeki kendi ayakları üstünde duran bir kadın mı seçsem diye sordu.
Anna zeki olanı seç dedi.
Anna Dostoyevski'nin yazdığı roman karakterlerinin ne kadar da yazarın kendisinden parçalar taşıdığını fark etti.
Örneğin Kumarbaz kitabındaki Alexei karakteri tam da Dostoyevski gibi kumar uğruna ciddi kayıplar veren, potansiyelini heba eden bir figürdü.
Kitapta Alexei'nin Polina isminde hoşlandığı ama bir türlü kavuşamadığı bir kadın vardı.
Dostoyevski'nin hayatında bu kadınsa Anna ile tanışmasından birkaç sene önceki zamanlarda Apollinaria ismindeki hafif meşrep bir kadındı.
Polina ve Apollinaria isimleri ne kadar da benzer değil mi?
Ama bu ilişkide karanlık bir taraf vardı.
Dostoyevski Apollinaria ile ilişkisi varken ilk karısı Maria ile evliydi.
Dostoyevski Maria hastayken Apollinaria ile karısını aldatıyordu.
Hatta Apollinaria'yı görmek için karısı Maria'yı bırakıp Paris'e gitme kararı almıştı.
Dostoyevski trenle Paris'e metresinin yanına giderken yolunun popüler bir kasinodan geçtiğini fark etti.
İçinde felaket bir kumar oynama isteği uyandı.
Ama bir taraftan da Paris'te metresi onu bekliyordu.
Nasıl yapacaktı? En son kadın birkaç gün bekler ne olacak deyip Casino'da kumar oynamaya karar verdi.
Burada oynadığı kumarla bir kazandı bir kaybetti.
Adeta aç kurtlar gibi kumar oynamıştı.
En sonunda Paris'e olan yolculuğunu tamamladı ve Apollinaria'ya ulaştı.
Ama metresden kötü bir tavır sezmişti.
Bu kadar gün neredeydin? Hiç gelmeyeceksin sandım diye hesap sordu.
Ayrıca yazarımız bu kadının kendisine karşı tavrında bir şeylerin değiştiğini fark etti.
Metresi soğuk yapıyordu.
Dostoyevski çok geçmeden mevzuyu çözdü.
Kendisi kumar oynarken, metresi çoktan başka birini bulmuştu bile.
Dostoyevski yalvardı yakardı.
Kadına kendisini ne kadar sevdiğini söyledi ama tüm bunlar nafileydi.
Apollinaria artık başka bir adamla birlikteydi.
Dostoyevski kederli bir şekilde evine döndü ve çok geçmeden...
Aldattığı hasta karısı Maria hayatını kaybetti.
Dostoyevski'nin yaşamında artık sadece bir kişi kalmıştı.
Erkek kardeşi Mikail.
Ama gelin görün ki Maria'nın ölmesinden kısa bir süre sonra Mikail'in 2 yıldır tespit edilemeyen ciddi bir hastalığının olduğu ortaya çıktı.
Ve Mikail de çok geçmeden hayatını kaybetti.
Dostoyevski kelimenin tam anlamıyla kimsesiz kalmıştı.
Hem kendisini suçlu hissediyor hem de kendisinden nefret ediyordu.
Hasta karısını aldatmış ve tüm dertlerini döktüğü kardeşi hayatını kaybetmişti.
İşte Anna... böyle bir dönemde Dostoyevski'nin karşısına çıkmıştı.
Dostoyevski böyle bir durumdayken ne yaptı peki?
Kendisini düzeltmeye mi çalıştı?
Tüm bunlar üstüne gidip kumar oynadı ve olan parasını da kaybetti.
Artık ne yazarlık kariyeri iyi gidiyordu, Ne de parası vardı.
O sıralar aklına Stelovski isminde bir yayıncıyla yaptığı anlaşma geldi.
Dostoyevski bu yayıncıya bir kitap teslim etmesi gerekiyordu.
Ve bu kitabı teslim edebilmesi için sadece 3-4 ayı kalmıştı.
Stelovski'ye yalvarıp süresini uzatmak istedi ama Stelovski hiç de o taraflı olmadı.
Daha fenası eğer ki Dostoyevski bu süre zarfında kitabı yetiştiremezse Stelovski Dostoyevski'nin eserlerindeki telif haklarına sahip olacaktı.
Dostoyevski'nin yazacağı kitap belliydi.
Alexei ismindeki bir kumarbazı anlatan kitap yazıcıydı.
Ve apar topar Anna ile çalışmalarına başladılar.
Aralarındaki kimya tartışılmazdı.
Anna ne zamanki Dostoyevski'nin apartmanına gelse sanki farklı dünyalara geçiş yapıyor gibiydi.
Bu yazarın kompleks ama zarif düşüncelerine maruz kalmak hem keyifli hem de baştan çıkarıcıydı.
Anna kendi özel hayatında hiç de Dostoyevski gibi derin düşünen biriyle karşılaşmadığı için bu adamın kıymetini fark etmişti.
Hatta bu ikisi arasındaki ilişki tam bir win-win dediğimiz durumdu.
Dostoyevski de Anna'nın kendisini dikkatle dinlediği için Bu kadınla sanki yıllardır tanışıyormuş gibi hissediyordu.
Dostoyevski Anna'nın muazzam yardımlarıyla kumarbaz eserini Stelovski'nin anlaşmasına kalan son bir ay içinde apar topar yazarak bitirmişti.
Dostoyevski ve Anna için bu bir ay zarfında geçen macera özel bir deneyimdi.
Hatta Anna içten içe kitap tamamlanınca üzülmüş çünkü bu adamla geçirdiği o bir aydan çok keyif almıştı.
Kitap bittiğinde Anna ile Dostoyevski'nin yolları ayrılıyor gibi gözükmüştü.
Dostoyevski bu kadar koşuşturmadan sonra hemen yeni bir kitaba başlamayacaktı.
Ama Anna'ya bir gün evine ziyarete geleceğini söylemişti.
Akşam saat 7.30 için sözleştiler.
Anna ve annesi evde Dostoyevski'yi bekliyorlardı.
Dostoyevski saat 7.30 oldu gelmedi, 8 oldu gelmedi ve en son 8.30 oldu.
Anna yavaş yavaş acaba Dostoyevski gelmeyecek mi diye düşünürken kapı çaldı.
Dostoyevski adresi bulamamıştı.
Gece vakti bazı caddeler kapatıldığından bir türlü Anna'nın evine ulaşamadığı için bu kadar geç kalmıştı.
Ve bu üçlü arasındaki Anna, annesi ve Dostoyevski arasındaki muhabbet bir saat rötarla da olsa başlamıştı.
Annenin en çok hoşuna giden Annesinin ve Dostoyevski'nin ne kadar iyi anlaştığı olmuştu.
Dostoyevski kumarbaz kitabını başarıyla tamamladıktan sonra keyifli ve özgüvenli bir karaktere bürünmüş.
Ve Anna da Dostoyevski'yi böyle görmeye bayılmıştı.
Ama içten içe canını sıkan bir konu vardı Anna'nın.
Acaba tekrar Dostoyevski ile birlikte çalışabilecek miydi?
Aynı gece Dostoyevski Anna'ya yazmayı düşündüğü bir kitaptan bahsetti.
Genç bir üniversite öğrencisi nihilist ve egoist fikirlerin etkisiyle bir yaşlı kadını öldürmeye çalışacaktı.
Bu kitabın ismi Suç ve Cezaydı.
Dostoyevski Anna'dan bu kitabımda tekrar bana yardımcı olur musun diye bir teklif sundu.
Anna tabii ki bu teklifi kabul etti.
Bu ikisi artık tekrardan çalışmalara başlamıştı ve bir gün Dostoyevski Anna'ya gördüğü bir rüyadan bahsedecekti.
Dostoyevski önce rüyalara ne kadar anlam yüklediğini ve romanları için rüyaların kendisine ilham kaynağı olduğunu belirtti.
Ardından rüyasından bahsetti.
Rüyadaki ana karakter bir sanatçıydı ve bu sanatçı Anya ismindeki bir kadına aşık olmuştu.
Anya ve Anna isimleri ne kadar da benzer değil mi?
Her neyse ardından Dostoyevski bu sanatçı karakteri hakkındaki kaygısını dile getirdi.
Sanatçı ve Anya o kadar farklı yapıda...
kişiliklerdi ki evlenmeleri zor gözüküyordu.
Dostoyevski Anna'ya sence Anya'nın yerinde olsan sanatçının evlilik teklifini kabul eder misin diye sordu.
Anna evet diye cevap verir vermez Dostoyevski devam etti.
O zaman düşün ki o sanatçı benim.
Anya da sensin. Yine de kabul eder misin?
Anna anladı ki Dostoyevski kendisine düpedüz bir evlilik teklif etmişti.
Anna her şeyden önce yazardaki gerginliği fark etti.
Sonuçta böyle bir teklif yapmak Dostoyevski'yi çok zorlamıştı.
Ve o an Anna hayır dese Dostoyevski'nin öz saygısı mahvolacaktı.
Anna Dostoyevski'ye seni seviyorum ve hep seveceğim diye bir yanıt verdi.
Bu ikisi artık bir çift olmuştu.
Çiftimiz bu evlilik planlarını Anna'nın annesi hariç başka birine bir süre söylemeyeceklerdi.
Ama Anna'nın annesi de öğrendiği vakit pek sıcak karşılamadı.
Bu kadın Dostoyevski'yi sevmesine seviyordu.
Ama kızı ve Dostoyevski arasında ciddi bir yaş farkı vardı.
Ayrıca hepsinden de öte Dostoyevski'nin düzenli bir geliri yoktu.
Ve böyle bir durum evlilikte sıkıntı çıkarırdı.
O zamanlarda bile ideal bir evlilik için erkek tarafından düzenli bir iş, düzenli bir gelir bekleniyordu.
Ama Anna... Dostoyevski'nin yazarlık yeteneği sayesinde parayı bir şekilde bulacağının farkındaydı.
L'in başları iki taraf içinde muazzam geçiyordu.
Anna Dostoyevski'nin zekasından, fikirlerinden, yaratıcılığından büyülenmişti.
Fakat Dostoyevski Anna üzerinde biraz kontrolcü bir insandı.
Hele ki Anna'nın feminist tarafını da hesaba katarsak.
Anna bir gün kız kardeşine yakındı.
Çocukluğundan beri bağımsız bir kadın olmak istemişti.
Oysa şimdi Dostoyevski'ye bağımlı bir kadın olmuştu.
Dostoyevski tabii ki Anna'nın özgür düşüncelerine ve bağımsız ruhuna saygı duyuyordu.
Öyle aşırı kısıtlayıcı bir koca da değildi.
Ama en basitinden... Anna'nın bazı kitapları okumasını istemiyor çünkü bu kitapların kendi zihin yapısını zedeleyeceğini düşünüyordu.
Anna içten içe o feminist tarafıma ihanet mi ediyorum kaygısına düştü.
Lakin günün sonunda Dostoyevski'nin yanında mutluydu.
Her şeyden öte kendisi gibi hissediyordu.
Ve bu evlilikte o feminist tarafını biraz törpüleyip durulmaya karar vermişti.
Sonuçta bağımsız, tek başına bir kadın olmaktansa Dostoyevski ile yani kocasıyla beraber birbirlerinin eksikliklerini kapattıkları bir bütün olma fikri çok daha hoşuna gitmişti.
Feminizm kocayı bulana kadardır söze feministleri sinirlendirmiştir.
Ama anı için tam da öyle olmuştu.
Dostoyevski ile evliliği sonrası feminist fikirlerini törpülemişti.
Ve bu kararından da memnundu.
Şimdi gelelim... Artık bu evlilik kararını sadece Anna'nın annesi değil herkes öğrenecekti.
Dostoyevski ve Anna eş dost davet ederek güzel bir düğün yaptılar.
Ama bu düğünden birkaç gün sonra çiftimiz adına epey talihsiz bir olay gerçekleşecekti.
Anna kız kardeşini ve 2-3 yakınını evlerine çağırmıştı.
Sohbet muhabbet dönerken Dostoyevski koltuğundan kalkmak istedi ve aniden yere kapaklandı.
Bu süreçte çığlığa benzer tuhaf sesler çıkarıyordu.
Evet yazarımız bir epilepsi nöbeti geçiriyordu.
Daha fenası Anna da kocasının bu nöbetini ilk kez görüyordu.
Anna bu anı hayatı boyunca unutamadı.
Evlilikte başka bir problemse Dostoyevski'nin eve devamlı arkadaşlarını getirmesiydi.
Edebiyatçıları evine davet edip sohbetler yapmayı çok seviyordu.
Ama Anna bu durumdan pek memnun değildi.
Üstelik Dostoyevski bu arkadaşlarına iyi zaman ayırırken bu sıralar Anna'yı boşlamıştı.
Anna'nın başka bir problemi de Dostoyevski'nin Eski karısı Maria'nın önceki evliliğinden üvey evladı Paşa'ydı.
Evlilikten sonra Anna eve gelir gelmez Paşa bu kadına karşı tavır almaya başlamıştı.
Klasik bir annemden sonra eve yeni kadın getirdin gerilimi vardı Paşa'da.
Paşa durmadan Anna'yı tersliyor, hayattan bezdiriyordu.
Bu aşamada Dostoyevski'den Anna'ya pek bir destek de göremiyordu.
Dostoyevski üvey olduğunu uyarmıyor.
Anna'ya ise Paşa'yı alttan almaya çalış birbirinizi idare edin diyordu.
Anna için aile içi tartışmalar yeni bir durumdu.
Kendi evinde gayet huzurlu bir aile ortamında büyümüştü.
O yüzden paşayla nasıl mücadele edeceğini, bir tartışma sırasında ne yapacağını bilmediğinden eli ayağı birbirine dolaşıyordu.
Anna'nın paşayla yaşadığı tüm bu dertlerin üstüne Dostoyevski'nin akrabalarından gördüğü kötü muamele de eklenince en son patlama noktasına geldi.
Annesine tüm bu olanları anlattı ve annesi de cevap olarak çok geçmeden bu adamdan boşan dedi.
Anna Dostoyevski'ye bir şans daha vermek istiyordu.
En son ona ciddi bir konuşma yaptı.
Evliliğimizi kurtarmak istiyorsan bir şeyler yapman gerek.
Kendinde bir şeyleri değiştirmen gerek diyordu.
Dostoyevski karısının kendisine verdiği şansın son şans olduğunu sezmişti.
Kendisine bir çeki düzen verdi.
Ve artık işlerinde boğulup karısını boşlamak yerine odağını tekrar ananın üzerine çevirdi.
Dostoyevski kumar oynamaya geri döndü.
Kumar Dostoyevski için bir stres atma yöntemiydi.
Kumar oynarken hiçbir şey düşünmemeyi, kafasının sadece kumara odaklanmasını çok seviyordu.
Dostoyevski kumar oynamak adına şiir dışına gider ve bazen günlerce gelmezdi.
Ve bu sırada karısıyla mektuplaşarak iletişim kuruyordu.
Dostoyevski'nin karısına kumar bağımlılığını örtmek adına kurduğu bahanelerse dışarıdan komik gözüküyordu.
Oyunu çözdüğünü iddia ediyordu.
Eğer sakin oynarsan, duygularına kapılmazsan hep kazanırsın diye yazmıştı.
Karısına çok para kazanacağım diyor ve böyle iddialı ifadelerle adeta karısını manipüle ediyordu.
Dostoyevski'nin bu ifadeleriyle tıpkı annesine biraz daha bilgisayar oynamak için yalvaran bir çocuk gibi gözüktüğünü söyleyebiliriz.
Dostoyevski Anna'ya kumarda şöyle kazanacağım böyle kazanacağım dese de Anna hiç öyle para hırsları olan birisi değildi.
Dostoyevski ile evlenmeden evvel Anna'ya başka bir adam da talip olmuştu.
Çok zengin bir adamdı bu.
Ama Anna bu adamın yüzüne bile bakmadı ve zenginliği de hiç umurunda olmadı.
Sadece Dostoyevski değil Anna da kasinoları ziyaret etmişti.
Ama kumar oynamak için değil sadece gözlemlemek için.
Bir kasinonun şatafatı, garsonların kibarlığı tüm o görkem Anna'nın hoşuna gitmişti.
Üstelik kasinoya gelenlerin ciddi bir kısmı da şık giyimli ve elit denilen insanlardı.
Ara sıra garibanlar doğurardı kasinoya ama genelde tüm bu garibanlar maaşlarını kasinoda çarçur eder ve aç aç evlerine dönerdi.
Kasinodaki bu kutupluk yani bir tarafta para kaybetsi umurlarında olmayacak zenginler ve bir tarafta da ekmek parasını kumara yatıran garibanları gözlemlemek Anna için enteresan bir deneyimdi.
Günün sonunda kasino Anna'ya göre Tümo Şatafatı'nın yanında depresif bir mekandı.
Bazen kocasını kumar oynarken izlerdi.
Dostoyevski kumarda adeta epilepsi krizi geçirir gibi gözleri oynar, bir sarhoş gibi titrerdi.
Karı koca arasındaki kumar tartışmaları alevlenmişti.
Dostoyevski durmadan kaybediyor ama yine de kasinodan ayrılmıyordu.
Bir gün Anna da Dostoyevski'den habersiz kumar oynamaya gitti.
Üstelik Anna bu zamanlar hamileydi.
Bir evlilikte bağımlılığın ne kadar tehlikeli olduğuna kanıttı bu durum.
Dostoyevski'nin kumar saplantısı...
sonunda kumarla alakası olmayan karısına bile bulaşmıştı.
Anna tabii ki kocası kadar bir bağımlı olmadı.
Ama ara sıra kasinoyu ziyaret etti.
Burası komiktir ki Anna kocası kadar deneyimli olmasa da kumarı eşinden daha iyi oynuyordu.
Eşi günün sonunda zararla eve dönerken Anna en azından zarara düşmeden masadan kalkmasını biliyordu.
Bu çift adeta nihilizme bürünmüştü.
Kumarda paralarını çarçur eden bir ikili.
Anna tam anlamıyla bir kumarbaz karısı olmuştu.
Hamile olmasının da kumara sapmasında etkili olduğunu düşündü.
Hamilelik sürecinde girdiği o En azından kumar masasında dinginleşiyordu.
Anna bir bağımlıya dönüşmeden kumarı bıraktı.
Sonuçta yakında bir anne olacaktı.
Çiftin doğacak çocuklarına verecekleri isim önceden belliydi.
Eğer erkek olursa Dostoyevski'nin hayatını kaybeden kardeşi Mikhail'in kısaltması olan Misha ismi verilecekti.
Eğer kız olursa Dostoyevski'nin yeğeni aynı zamanda suç ve cezada Raskolnikov'u kurtuluşa erdiren karakter olan Sonia ismi verilecekti.
Anna bir seferinde kucasından artık aşina olduğu bir mektup aldı.
Dostoyevski yine bir kasinoda kumar oynamış ve bütün parasını kaybetmişti.
İşine de artık bir daha kumar oynamayacağım sana söz veriyorum diyordu.
Kaybedilen bu kadar parasının acısını Dostoyevski eserinden çıkaracaktı.
Öyle bir eser yazacaktı ki bu eserin başarısı kaybedilen tüm paraları telafi edecekti.
Dostoyevski kumardaki büyük kayıplarını hep hayır getiren tanrısal felaketler olarak görmüştü.
Daha önceleri kumardan ciddi miktarda para kaybedip vicdan azabını kitabına kanalize etmişti.
etmiş, suç ve cezayı yazmıştı.
Kumarda kaybettiklerinin kendisine yaratıcı bir güç olarak geri döndüğünü düşünüyordu.
Ve artık o gereken kaybı yaşamıştı.
Daha fazla zaman kaybedemezdi.
Şu an yapması gereken bir an önce o kitabı yazmaktı.
Anna sonunda bebeğini doğurdu.
Bir kızdı. İsmi de Sonya.
Bu çift tüm o kaostan sonra nihayet bir huzura ermişti.
Sonya'nın eve gelişiyle adeta bu evlilik yeniden başlamıştı.
Anna özellikle kocasının kızına olan tavrına bayılmıştı.
Dostoyevski durmadan kızını düşünüyor, Anna'ya bu süreçte yardım ediyordu.
Fakat bu sevin çok uzun sürmedi.
Bir gün Sonya kronik bir şekilde öksürmeye başladı.
Çift bebeklerini hemen İsviçreli ünlü bir doktora götürdü.
Doktor ciddi bir şeyin olmadığını, bebeğin birkaç güne iyileşeceğini söyledi.
Çift ve kızları bir umutla eve geldi.
Ama birkaç gün sonra baba ve anne...
zırhını hareketsiz ve nefes almayan bir halde buldu.
Teni beyazlaşmıştı. Sonya hayatını kaybetmişti.
Evliliğin en zor zamanlarını geçirmekteydiler.
Tam Dostoyevski kumarı bırakıp kitabına odaklanacakken, tam kızları doğmuş ve yeni bir yola adım atmışlarken, bu ani gelen ölüm çiftimizi mahvetmişti.
Dostoyevski o İsviçreli doktoru suçluyordu.
Doktoru ilk gördüğü andan itibaren sevmemişti zaten.
Doktordaki o duygusuz, soğuk tavrı beğenmemişti.
Anlı bir gün evde daha önce hiç duymadığı bir ses duydu.
Dostoyevski'nin ağlama sesi.
Ama öyle böyle ağlamak değil, bildiğini sıçkırarak ağlamak.
Anna kocasını ilk defa böyle ağlarken görmüştü.
Yapılacak bir şey yoktu. Dostoyevski o kitabını bir şekilde yazması gerekiyordu.
İşin ucunda sadece kariyer değil, ailesini geçindirmek de vardı.
Dostoyevski'nin kitabı Budala sonunda yayınlandı.
Ama pek de başarılı olmadı.
İnsanlar bu roman karakterlerine hayran kalsa da hikaye örgüsü o kadar akıcı gelmemişti.
Suç ve ceza hem karakter hem de hikaye örgüsü açısından akıcı olduğu için bu kadar başarılı olmuştu.
Ama Dostoyevski pes etmeyecekti.
Çok geçmeden yeni romanı İciniler üstüne çalışmalara başladı.
Dostoyevski özellikle bu kitabını diğerlerinden daha hızlı yazıyordu.
Bir kere İcinilerin konusu Rusya'nın mevcut siyasi iklimini çok iyi yansıtıyordu.
Bu iklim değişmeden Dostoyevski...
Eskinin romanı bitirmesi gerekiyordu ki satışları iyi olsun.
Ayrıca Rus edebiyatında yeni bir yıldız doğmuştu.
Savaş ve Barış kitabıyla Tolstoy.
Tolstoy Rusya'daki edebiyat meraklılarını ele geçirmeden evvel Dostoyevski'nin tekrardan bu yarışa katılması gerekiyordu.
Deliler gibi çalışan yazar site satmak için o malum aktivitesine kumara geri döndü.
Fakat bu sefer de tüm parasını kaybettikten sonra kumarı temelli olarak bırakma kararı aldı.
Peki Dostoyevski de ne değişti de kumarı bıraktı?
Dostoyevski zihnindeki o saçma düşüncenin bir gün kazanacağı fikrinin ne kadar da toksik olduğunu fark etmişti.
Bu fikrin hiçbir mantığı yoktu ki.
sadece işkencesini uzatıyordu.
Adeta zihninde bir ampul yanmış, aydınlanma yaşamış ve kumara dair o bir gün kazanacağım fantezisinin ne kadar da absürt olduğunu fark etmişti.
Bu fantezi kırıldıktan sonra Dostoyevski bir daha asla o son metresine yani kumar masasına oturmadı.
Eginiler yayınlandığında Rusya'da bir patlama yarattı.
Kitabı seven kadar sevmeyen de vardı.
Dostoyevski bu eserde siyasete ve örgütlenmelere de sıkça değindiğinden kendisine birçok düşman edilmişti.
Ama sonuçta yazarın istediği olmuştu.
Kitap herkesin dilindeydi ve iyi de bir satış yakalamıştı.
Her şeyden öte kitabın en iyi faydası tabii ki maddi açıdan olmuştu.
Çiftimiz o kadar kötü durumdaydı ki Anna en son stenograf işine geri dönmüştü.
Lakin Eginilerin patlama yapmasıyla Anna da bu işi bırakmıştı.
Anna'nın kafasında çok daha iyi bir plan vardı.
Kocasının basım yayın işlerini üstlenmek.
Dostoyevski'nin kafası zaten dop doluydu.
Onun işi yazmaktı. Bir de yayın işlerine uğraşacak ne zamanı ne de enerjisi vardı.
Anna bu süreçte müthiş bir boşluğu kapattı.
Ecinilerin özel basınlarını çıkardı.
Yayıncılarla satış politikası üzerine pazarlığa gitti.
Ve bu dokunuşları sayesinde Ecinilerden elde edilen gelir normalden kat kat fazla olmuştu.
Üstelik Anna'nın tüm bu başarısı Dostoyevski'nin pek satış yapmayan buğdala kitabının da tekrar canlandırılmıştı.
Dostoyevski'nin evine Nekrasov isminde varlıklı bir yayıncı geldi.
Dostoyevski ile bir anlaşma yapmak istiyordu.
O sırada Anna da kocasıyla Nekrasov'un konuşmasına gizliden kulak kesilmişti.
Dostoyevski yayıncının bu teklifi sonrası karıma danışmam gerek, kendi başıma karar veremem dedi.
Nekrasov o an Dostoyevski'ye küçümser bir bakış attı.
Nekrasov kadınların iş hayatına atılmasına son derece karşılaştı.
bir adamdı. Kadın dediğin evinde temizliğini yapar, kocasına hizmet eder kafasında birisiydi.
Dostoyevski gibi bir yazarın da kalkıp karısından akıl alması Nekrasov'a göre hiç olmayacak bir işti.
Bu kısımda Dostoyevski'nin karısının zekasını ve fikirlerine ne kadar güvenen biri olduğunu anlıyoruz.
Karşımızda tam anlamıyla bir çift vardı artık.
Hem romantik hem de profesyonel açıdan birbirini besleyen bir ikili görüyorduk.
Dostoyevski ve Anna adeta edebiyat dünyasına karşı zafer kazanmak isteyen bir takım olmuşlardı.
Üstelik işler de on numara gidiyordu.
Dostoyevski uzun süredir epilepsi krizine girmiyor ve çiftimiz de üç çocuklarıyla beraber mutlu mesut yaşıyordu.
Yazarın edebiyat dünyasına son bir vurgun yapması gerekiyordu.
O vurgun Karamazov kardeşler olacaktı.
Dostoyevski yaşlanmıştı ama halen büyük bir eser çıkaracak enerjiyi kendisinde hissediyordu.
Bu süreçte çiftin üç çocuğundan biri olan Alyosha, iki yaşındayken epilepsi krizine benzer bir atak geçirdi.
Küçük yaşta geçirilen bu şiddetli atak, Alyosha'nın ölümüyle son bulacaktı.
Dostoyevski, hayatını kaybeden oğlunun ismini Karamazov kardeşlerin en özel karakterine verecekti.
Yazarımız Anfizem ismindeki bir akciğer hastalığına yakalanmıştı.
Kanamozov kardeşler kitabını bu hastalığı ilerlemeden bitirmesi gerekiyordu.
Bu sıralar Dostoyevski'ye Pushkin adına düzenlenecek bir anma töreninde konuşmacı olma teklifi geldi.
Turgenev gibi Rusya'nın en büyük yazarları bu törende binlerce insanın karşısında konuşma yapacaktı.
Dostoyevski teklifi kabul etti.
Lakin Anna biraz endişeliydi.
Bu kadar insanın karşısında bir konuşma yapacak olmak yazarın epilepsi krizini tetikleyebilirdi.
Ama Dostoyevski illa ki o konuşmayı yapacaktı.
Ve öyle bir konuşma yaptı ki dinleyiciler çılgına dönmüştü.
Dostoyevski tam Rusların milliyetçi ve dini duygularına dokunmuştu.
O kadar coşkulu konuşuyordu ki konuşma sonrası insanlar kendisine sen Rusya'nın peygamberisin diye bağırmıştı.
Tüm bu sevgi sili karşısında Dostoyevski yaşadığı tüm o acıların, kumar kayıplarının, çocuk kayıplarının bir sonuca vardığını gördü.
Sonunda kaybettiklerinin karşılığını kazanmıştı.
Tüm Rusya. Özellikle de karısı bu yazarla sonuna kadar gurur duyuyordu.
Ama işler daha bitmemişti.
Halledilecek son bir mesele kalmıştı.
Karamozov kardeşler kitabını bitirmek.
Dostoyevski elinden gelenin fazlasını yapıp bu kitabını da başarıyla bitirdi.
Ve Karamozov kardeşlerin müthiş başarısıyla yazarımız kariyerinin zirvesine çıkmıştı.
Özellikle gençler bu kitaba delilercesine ilgi gösteriyordu.
O an herkes biliyordu ki bu kitap...
Yıllar sonra bile başyapıt olarak kalacaktı.
Yazarın yaşamının bu son zamanları, Pushkin konuşması ve Karamozov kardeşler sonrası en mutlu zamanlarıydı.
Hem gururlu hem mutluydu.
Artık etiğindeki taşları dökmüştü hayata karşı.
Ama hastalığını unutmamak gerek.
Yazarımız artık kan kusmaya başlamıştı.
Belliydi ölüm vakti gelmek üzereydi.
Evini durmadan eşi Dostu ziyaret ediyor.
Anna ile son konuşmalarını yapıyordu.
Artık yatalak olmuştu. Anna asla eşinin yanından ayrılmadı.
Ve Dostoyevski tam öldüğü zaman nabzını artık atmadı.
Dostoyevski öldükten sonra Anna kocasının mirasını sürdürmeye devam etti.
Yayın süreciyle ilgilendi, organizasyonlar düzenledi, bağışlar yaptı.
Çalışkanlığıyla, ailesine olan bağıyla, güçlü duruşuyla gerçekten özel birisiydi Anna.
Ailesinden gördüğü sevgi sayesinde bir aile olmanın kıymetini en başından beri biliyordu.
Ve Dostoyevski'nin Dostoyevski olmasını sağlayan en önemli kişi kendisiydi.
Ne hikaye ama değil mi?
Keşke Dostoyevski'nin anayla olan tüm bu maceralarının bir filmi yapılsa diye düşündüm ben bu hikayeye şayet olurken.
Fakat yavaştan kapanışa geçsek iyi olacak.
Yarım saat olmuş neredeyse.
Evet arkadaşlar bu podcastlik benden bu kadar.
Bir dahaki podcastlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
