
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
youtube.com/portalvideotwitter.com/canaybalikinstagram.com/canaybalik
Transkript
Zaman yolculuğuna dair şöyle bir paradoks var.
İşte zamanda geriye gitsen ve dedeni öldürsen ne olur?
Dedeni öldürdüğün vakit bu sefer baban olmayacak.
Baban olmadığından sen de olmayacaksın.
Yani bir nevi kendini yok etmiş oluyorsun.
Bir nevi varlığın olmayacak.
Ama varsın.
Varsın ve zaman yolculuğu yaptın.
Bu çelişki değil mi bir açıdan?
Bu paradoksun bir de farklı bir versiyonu var.
Onda da bu sefer deden seni öldürüyor.
Torun paradoksu diye geçiyor.
Dedeni gidiyorsun diyorsun ki merhaba dede seni öldürmeye geldim.
Ben senin torununun bir paradoks test etmem gerekiyor.
Deden de sana diyor ki böyle torun mu olur deyip beylik tabancasıyla seni vuruyor.
Burada paradoks şu.
Öldüğün tarih doğduğun tarihten daha erken yaşını hesaplarsan eksi çıkıyor.
Bu paradoks çok bilinmez torun paradoksu çünkü ben uydurdum.
Zaman dediğimiz kavram o kadar hayatımızın içinde olan bir şey ki en basitinden dilimize geçmiş.
Dilimizde zaman kipleri var.
Geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman.
İleride şunu yapmak istiyorum, ileride şunu yapacağım diyoruz.
Şu an şunu yapıyorum, geçmişte şunu yaptım şeklinde zaman kipleri bile dilimize yerleşmiş.
Hatta kipler olmayan bir dil yok galiba dünya üzerinde.
Aynı zamanda bu kipleri deneyim olarak bile yaşıyoruz.
Çok ağır bir hastalık geçirirken onun acısını şimdi mevcut hissediyoruz.
Hastalığı atlattığımız vakit o hastalık geçmişte kalıyor ve başka insanlara anlatıyoruz mesela.
Geçmişte şöyle şöyle hastalık geçirdim şeklinde.
Zamanı genelde ileriye doğru giden bir ok, geleceğe doğru giden bir akış halinde düşünüyoruz.
O zaman şöyle bir soru soralım.
Zaman gerçekten var olan, bizden bağımsız gerçekliği olan bir şey mi?
Yoksa zamanı biz mi uydurduk?
Kendi zihnimizde biz mi yarattık?
Zaman bizden bağımsız bir şekilde var olan bir gerçeklik mi?
Yoksa insan icadı mı?
Şimdi biri çıkıp dese ki zaman gerçektir çünkü zamanı ölçüyoruz.
Bak saatlerimiz var, haftalarımız var, günlerimiz var dese bu iyi bir cevap olmayacaktır.
Çünkü bu ölçütleri biz seçtik.
Bir dakikanın 60 saniye olmasını biz seçtik.
Bir günün 24 saat olmasını veya haftada 7 gün olmasını.
Zamana dair tüm ölçütler aslında insan ürünü.
Tüm bunları geçtim. Bir şeyi ölçebiliyor olmamız ya da herhangi bir şey için ölçüt geliştirmiş olmamız o şeyin gerçek olduğu anlamına pek gelmiyor.
Burada biraz kaba bir örnek vereyim.
Diyelim ki biri gelsin desin ki size ben ruh eşimi arıyorum.
İşte tanıştığı her insan için bir ruh eşi ölçütü geliştirsin.
İşte biriyle tanışsın desin ki bu pek benlik değil çünkü ruh eşim standartlarıma uymuyor.
Başka biriyle tanışsın desin ki bak bu biraz ruh eşime benziyor çünkü şu özellikleri hoşuma gitti.
Normalde bu kişinin ruh eşi yoktur.
Gerçekte. Ama kendi çapında bir ölçüt geliştirmiştir ve ona göre durumlar sanki ruh eşi gerçekte varmış gibi bir arayışa girer.
Zamanda böyle bir şey mi acaba?
Zamanda bizim kendi çapımızda geliştirdiğimiz bir ölçütler mi?
Çünkü şöyle bir şey var ki bu geliştirdiğimiz ölçütler çok işe yarıyor.
Şu an zamanı kaldırsak, zamana dair tüm kavramları silsek hayat kaosa gider.
Şu an en basitinden biriyle buluşmak için bile belli bir zaman aralığı seçiyoruz.
Zaman hayatımızın o kadar içinde ve o kadar da faydalı, o kadar da düzeni sağlayan bir etmen ki zamansız yapamıyoruz.
Ama yine de tüm bunlar zamanın kendi başına bir gerçeklik içerdiğini pek göstermiyor bize.
Acaba zaman dediğimiz şey de para gibi bir şey mi?
Çünkü parayı insanlar yarattı.
Ve dünya üzerindeki tüm insanları silersen para diye bir şey artık kalmaz.
Aynı şeyi zaman içinde diyebilir miyiz?
Dünya üzerindeki tüm insanlar yok olsa zaman halen akmaya devam eder mi?
Şöyle bir şey var. Evrene dair fiziksel, kimyasal, biyolojik süreçlere baktığımızda aslında zamanın varlığını destekler gözüküyor.
Atıyorum güneşin, ayın belli periyotlarda hareketleri var.
Bir izotopun yarılanma ömrü var.
Hayatta çoğu şey için belli bir periyot var ve zaman aslında bu boşlukları çok güzel dolduruyor gözüküyor.
Ya da o kadar teknik konulara girmesek bile hayata dair basit bir süreç bile zamanın varlığını destekler gözüküyor.
Hadi diyelim ki çay demleyeceksiniz.
Önce suyu kaynatıyorsunuz, daha sonra demini koyuyorsunuz, bekliyorsunuz, en son çay oluyor.
İlerlemeli bir süreç. Aşama aşama ilerleyen bir süreç.
Ve aynı zamanda geriye de döndüremiyorsun mesela.
O çayı tekrar su haline, o saf su haline döndüremiyorsun.
Hayata karşı verebileceğiniz birçok örnek tıpkı o zamanın ilerleyen akışına benziyor.
Zaman dediğimiz vakit aklımıza gelen başka bir kavram da değişim.
Çünkü birçok insan için zaman aslında değişimi ölçen şey.
Zaman ve değişim arasında güçlü bir ilişki var.
Ya da kendi saatimize baktığımızda bile zamanın geçtiğini o sayının değişmesiyle anlıyoruz.
Zaman ve değişim arasındaki ilişki çok güçlü.
Peki zaman eşittir değişim diyebilir miyiz?
Zamanı değişime indirgeyebilir miyiz mesela?
Şöyle bir düşünce deneyi yapalım.
Diyelim ki Dünyadaki her şey donsun her şey dursun.
İnsanlar, hücreler, galaksiler, evren her şey donsun ve bir değişime uğramasın.
Böyle bir senaryoda zaman akıyor diyebilir miyiz?
Zaman vardır diyebilir miyiz?
Eğer değişim olmamasına rağmen zaman vardır diyorsak zaman değişimden bağımsız ve mutlak bir şey.
Eğer yoktur, zaman değişime muhtaçtır diyorsak bu senaryoda da artık zamanı değişime indirgemiş oluyoruz.
Sıra geldik bence zaman felsefesinin en eğlenceli kısımlarına.
MacTaggart isminde solda gördüğünüz filozof zamana dair iki teori ortaya atıyor.
A ve B teorisi.
Ve bize diyor ki zaman açıklanmaya çalışılırsa ancak bu iki teoriyle açıklanır.
Ya A teorisi ya da B teorisi.
Zamanın A teorisi sağduyumuza çok hitap eden bir teori ve çoğu insanın da aslında zaman algısına uyuyor.
Ne der bize A teorisi?
İşte zaman kipleri vardır.
Geçmiş, şimdi, gelecek ve gelecekten bir olay gelir, şimdi olur ya da geçmişe gider.
Çoğu insanın da zaman algısı bu şekildedir aslında.
Şimdi vardır, şimdiyi geçen geçmiş olur, şimdiye doğru gelmekte olan ise gelecektir.
A teorisi de bu dinamikliği kabul eder ve bir olayı zaman çizelgesine yerleştirirken şimdiyi referans alır.
Çünkü gelecek ve geçmişi de ayıran şimdidir.
Ve A teorisi herhangi bir olayı zaman çizelgesine yerleştirmeye çalıştığında şimdiye olan referansı ile yerleştirir.
Kullandığımız günlük dilde aslında A teorisiyle birebir örtüşüyordur.
İşte arzularımız, isteklerimiz için ileride şunu istiyorum, yakında şunu yapacağım şeklinde gelecek kiplerini kullanırız.
Geçmişteki bir olayı anlatırken başıma şu şu geldi şeklinde geçmiş kiplerini kullanırız ve şimdiyi anlatırken de işte şu an şunu yapıyorum şeklinde iletişime geçeriz.
Dediğim gibi A teorisi aslında çoğu insanların zaman algısına uyan bir yapıdadır ve bir açıdan sağduyuya da hitap eder.
A teorisinde ne yapıyorduk?
Zaman kiplerine önem veriyorduk ve şimdiyi referans alarak harekete geçiyorduk.
Şimdiyi referans alarak herhangi bir olayı yorumluyorduk.
B teorisinde böyle bir şey yok.
B teorisi kipleri kabul etmiyor.
Gelecek, şimdi, geçmiş.
Ben bunlara dikkat etmiyorum diyor.
Ben zaman çizelgesinde bir olayı yerleştirirken o olayı başka olaylarla kıyaslayarak yerleştiriyorum.
Şimdiyi boşver. İki olay düşünelim.
Hangi olay hangisinden sonra gerçekleşti?
Hangisi önce gerçekleşti?
Ben sadece buna bakıyorum diyor B teorisi.
Yani A teorisinde bir olay şimdiye referansla zaman çizergesine yerleşirken B teorisinde bir olayı yerleştirmek için başka bir olayla kıyaslamamız gerekiyor.
Hangisi daha önce hangisi daha sonra?
B teorisi öncelik sonralık ilişkisine odaklanıyor.
Şimdi zaman çizergesinde bu iki teoriyi inceleyeceğiz ve artık Kafanızda çok daha iyi oturacak.
Bir kişi düşünelim herhangi bir Türk gelince adı Ahmet olsun ve Ahmet sırasıyla şu olayları gerçekleştirsin.
İşte atıyorum 3 sene önce mezun olsun, 2 sene önce askere gitsin, geçen senede 1 sene önce de evlensin.
Sıra sıra bu olaylar gerçekleşsin.
A teorisine göre bu olayları zaman çizelgesine nasıl yerleştiririz?
Dediğim gibi A teorisi şimdiyi referans alıyor.
O zaman bir olayı alalım.
Atıyorum mezun olmak. Mezun olmak şimdiden 3 sene önceydi.
O zaman mezun olmayı şöyle sol taraflara bir yerleştirelim.
Askere gitmek 2 sene önceydi.
O zaman askere gitmek de şimdiye biraz daha yakın olacak mezun olmaktan.
Evlenmek de geçen sene gerçekleşmişti.
O zaman şimdiye en yakın olan da evlenmek olayı olacak.
Şimdi bu 3 olayı yerleştirdim de aslında bu 3 olayı birbirleriyle kıyaslamadan yerleştirdim.
Yani mezun olmak askere gitmekten öncedir şeklinde kıyaslamadım.
Sadece şimdiye olan uzaklıklarına göre kıyasladım ve kendileri yerlerini aldılar.
B teorisinde işler değişiyor ama.
Dediğim gibi B teorisi şimdiyi umursamıyor.
Geçmiş gelecek ben bunlara bakmıyorum diyor.
Benim baktığım tek şey olayların kendi arasındaki öncelik sonralık sıralaması.
O yüzden iki olayı el alalım.
Diyelim mezun olmak ve askere gitmek olsun.
Mezun olmak askere gitmekten önce gerçekleşti.
O zaman mezun olmak zaman çizelgesinde askere gitmekten daha solda olacak.
Evlenmek olayı hem mezun olmaktan sonra hem de askere gitmekten sonra gerçekleşti.
O zaman bu olay en sağda yer alacak.
Dikkat ettiyseniz burada şimdiyi kullanmadım.
Şimdiye ne kadar yakın? Kaç sene önce gerçekleşmiş?
Bunlara bakmadım. Tek baktığım şey hangi olay daha önce gerçekleşti, hangisi daha sonra gerçekleşti.
B teorisi tam da bu mantıkla çalışıyor.
O zaman malum soruyu soralım.
Tamam A teorisi var, B teorisi de var.
Hangisini seçeceğiz? McTaggart burada şöyle düşünüyor.
B teorisi iyi güzel de bir noktayı kaçırıyor.
B teorisinde değişim yok.
Oysa McTaggart için zaman değişimi içermek zorunda.
Zaman dediğimiz yerde değişimi de görmeliyiz.
Değişim A teorisinde var.
Çünkü A teorisinde bir olay gelecekten geliyor.
Değişiyor şimdi oluyor. Daha sonra da geçmişe gidiyor.
Değişimi çok güzel açıklıyor A teorisi.
B teorisi biraz daha statik.
B teorisi diyor ki ben sadece önce sonraya bakıyorum.
Ama değişim yok. McTaggart buradan B teorisini eliyor.
Ve geriye A teorisi kalıyor.
Peki A teorisi kusursuz mu?
Şimdi bir olay düşünelim. Hadi klasik örnek.
Sokrates'in ölümü. Şu an Sokrates'in ölümü zaman çizelgemizde.
Şu anki zamanımızda nerede?
Geçmişte tabii ki. Ama Sokrates yaşarken bu olay gelecekteydi.
Ve daha sonra ölümü gerçekleşti ve tam olay anında şimdiye geldi.
Günümüzde ise Sokrates'in ölümü artık geçmişte.
Dikkat ederseniz bir olay, Sokrates'in ölümü aynı kalmasına rağmen farklı niteliklere sahip oldu.
Bir gelecek oldu, bir şimdi oldu, bir de geçmiş oldu.
Ve Mektakart için bu durum bir tutarsızlık içermektedir.
Burada genelde aklımıza şöyle bir cevap gelir.
Ya tamam bir olay geçmiş şimdi gelecek oluyor sırasıyla da aynı anda olmuyor ki.
Hani hem gelecek olsa hem geçmiş olsa tutarsız olur.
Çünkü hem gelecekte hem geçmişte bir şey olmaz.
Ama sıra sıra oluyor desek Mektekart aslında bunun da farkında.
Şöyle ki bu nitelikler gelecek şimdi ve geçmiş nitelikleri birbirlerini dışlayan bir yapıda.
Gelecek şimdi geçmiş uyumsuzlar birbirleriyle.
Farklılar. Ve MacTaggart için bir olayın değişmemesi ve değişmemesine rağmen bu kadar farklı karakteristiklere bürünmesi bir tutarsızlık içermektedir.
Çok temel bir nitelik değişiyor burada.
Gelecek şimdi oluyor, şimdi geçmiş oluyor ama olayın kendisi aynı kalıyor.
Olay Sokrates'in ölümü yine.
MacTaggart buradan şuraya varıyor.
A teorisi de kusurludur.
Tabi MacTaggart'ın bu fikirlerine itirazlar da geliyor.
Bazıları için bu gelecek şimdi geçmiş nitelikleri o kadar da öyle...
Olayın yapısını değiştirecek temel nitelikler değildir.
Ve gayette aslında A teorisi mantıklıdır fikri de var aslında.
Ama MacTaggart için bir olayın aynı kalmasına rağmen gelecek şimdi geçmiş gibi farklı niteliklere bürünmesi bir tutarsızlık içermektedir.
Şimdi başta MacTaggart ne demişti?
Zamanı açıklayabileceksek bu iki teoriyle açıklayabiliriz.
A teorisi ya da B teorisi.
B teorisinde sıkıntı var çünkü zamanın çok temel bir özelliği olan değişimi göremiyorum ben B teorisinde.
A teorisindeki sıkıntı şu.
Aynı olay temel nitelikleri değişmesine, temel karakteristikleri değişmesine rağmen aynı kalıyor.
Bunda da benim için bir tutarsızlık var.
Yani A teorisi de B teorisi de kendi içinde kusurlar barındırıyor.
Ve MacTaggart'ın vardığı sonuç eğer zamanı açıklayabilecek sadece iki teori varsa ve bu iki teori de kendi içinde hatalar barındırmaktaysa o zaman zaman gerçek filan değildir.
Zaman gerçek dışıdır.
Diyor MacTaggart. Bu tabi zaman felsefesinde çok ateşli bir problem.
Bazıları A teorisinin zamanı açıklayabildiğini savunuyor.
Bazıları B teorisini savunuyor.
MacTaggart'ı savunanlar da var.
Zaman gerçek dışıdır diyenler de var.
Bu çok aslında derinde bir konu.
Biraz da zaman felsefesinin sağlam konularından.
Yine bu videoda biraz giriş seviyesinde tutayım konuyu.
Ama bahsetmek istediğim hoş bir düşünce deneyi var.
Shoemaker ismindeki bir filozof değişim olmaksızın zaman makalesinde şöyle hoş bir düşünce deneyi sunuyor bize.
3 tane galaksi düşünelim.
A galaksisi, B ve C galaksisi diye.
Ve bu 3 galakside de atıyorum bir insan bulunsun ve 3'ü de birbirleriyle iletişime geçebilsin.
A'daki B, C'yi görebilsin.
B'deki A, C'yi görebilsin.
3'ü de kalan ikisini görebilsin.
Ama şöyle bir olay olsun.
Bu galaksiler belli periyotlarda donsunlar.
O galakside hiçbir değişim olmasın.
Bir sene boyunca. A 3 senede bir donsun.
B galaksisi 4 senede bir.
C'de 5 senede bir donsun.
Böyle bir sene... Altyazı M.K.
Altyazı M.K.
Atıyorum senenin sıfırdan başladığını varsayalım.
Üçüncü seneye geldiğimizde A galaksisi donacaktır ve B ve C bunu gözlemleyecektir.
Atıyorum donma bittiği vakit A'ya söyleyeceklerdir.
Bak sen dondun diye. Daha sonra atıyorum 12.
senede A ve B galaksisi beraber donacaklardır.
3 ve 4 ortak katı.
Bu sefer C galaksisi bu ikisine diyecektir.
İkiniz dondunuz ben gördüm diye.
60. seneye geldiğimizde bu 3 galaksinin 3'ü de donacaktır ve birbirlerine donduğunu değişmediğini söyleyecek kimse de olmayacaktır.
Ama zaman yine de akmaya devam edecektir.
60'tan 61'e geçecektir ve 61'de bu 3'ü de hiçbir şey olmamış gibi değişimlerine devam edeceklerdir.
Ve Shoemaker burada şuna dikkat çekiyor.
Zaman algımızda hep değişim değişim olsun dedik de ya zaman gerçekte 60'tan 61'e geçme gibiyse bu senaryoda.
Bir değişim olmadan bile akabilen bir şeyse.
Çünkü Metagard B teorisini değişim olmadığı için reddetti.
Peki ya zaman değişime bu kadar muhtaç değilse ve mutlak bir şeyse?
Böyle bir düşünce deneyi de var.
Hoşuma gittiği için bahsetmek istedim.
Şimdi biraz zaman ve değişim arasındaki ilişkiyi bir kenara bırakıp zaman ve varlık, var olma arasındaki ilişkiye değinelim.
Çünkü burada da biraz tuhaf kısımlar var.
Mesela atıyorum şu su.
Bu suya var der miyiz?
Klasik bu sandalye var mı sorusuna benziyor da.
Genelde sağduyumuz vardır der çünkü şimdi deneyimi diyoruz.
Şimdi görüyoruzdur karşımızdadır ve şimdi şu anda vardır.
Peki başka bir soru soralım.
Sokrates var mı? Geçmişte yaşıyordu şu an yok.
Ne diyeceğiz bu soruya? Sokrates var mı yok mu diye biri bize bir soru sorsa şöyle bir cevap veririz herhalde.
Yok ama vardı. Yok ama bir aralar vardı.
O kişi dese ya var mı yok mu onu söylüyorum.
Yok ama vardı hani hep bir tuhaf bir cevap veriyoruz.
Çünkü Şu an yok.
Bunu biliyoruz ama bir zamanlar var olduğu gerçeği de var.
Mesela ölümde de bu tarz tuhaf bir cevap veriyoruz.
Herkes der ki ölüm var. Benim ölümüm var ve bir gerçek.
Herkes kendi ölümünü var kabul eder ama oysa şu an yoktur.
Ama ileride kesin başımıza geleceği o kadar gerçiktir ki ölüme var deriz.
Anladınız demek istediğimi.
Varlık ve zaman arasında tuhaf bir ilişki var.
Zamane göre neye var neye yok diyeceğimiz biraz karmaşık.
Şimdicilik fikri adı üzerinde şunu söyler bize.
Bir şey var mı demek istiyoruz.
O şey şu an, şimdi de mevcut olmalı.
Bu su var mıdır, vardır.
Ben var mıyım, varım. Şu an, şimdi de olan bir şey vardır.
Geçmişte olan bir şey vardır diyemeyiz.
Gelecekte olan bir şey de vardır diyemeyiz.
Vardır demek için sadece şimdi de mevcut olması gerekiyordur.
O şeyin. Mesela bu görüşü savunan biri muhtemelen dinazorlar vardır demeyecektir.
Çünkü şimdi de mevcut değildir.
Ama gider bir müzeye dinazor kemiklerini görür ve dinazor kemikleri vardır der.
Yine de bir görüş eksik gibi sanki.
Çünkü geçmişi de devreden çıkarıyor.
Yine gelecekte olacak şeylere var dememek mantıklı geliyor bir açıdan da.
Geçmişte var olan şeyler var.
Hani yok ama bir ara vardı cevabını vermek geliyor içimizden.
Tam bu kısımda da büyüyen blok görüşü karşımıza çıkıyor.
Büyüyen blok. Hem şimdiyi kabul ediyor hem de geçmişi kabul ediyor.
Şimdi olan bir şey de vardır.
Geçmişte olmuş olup şimdi olmayan bir şey de vardır.
Dinazorlar var mıdır? Vardır.
Sokrates var mıdır? İşte yok ama vardır cevabına gerek yok.
Vardır abi direkt. Geçmişi de hesaba katar, şimdiyi de hesaba katar.
Büyüyen blok görüşü.
Üçüncü bir görüş var onu da muhtemelen tahmin edebilirsiniz.
Bu görüş de ezelicilik görüşü.
Geçmiş de vardır. Şimdiki olan şeyler de vardır.
Gelecekte olacak olan şeyler de vardır.
Yani çok rahat ölüm vardır diyebiliriz.
Şu anda bu su vardır diyebiliriz.
Dinozor vardır diyebiliriz.
Geçmiş şimdi gelecek.
Bu üçünde de olacak olan şeyler vardır.
Mesela bir olayı düşünelim.
İşte Euro 2008 Türkiye Çek Cumhuriyeti maçı.
O 2-0'dan çevirdiğimiz. Bu maç bizim geçmişimizde.
Ama başka bir insan için düşünürsek.
Atıyorum Nietzsche için düşünürsek.
Bu olay Nietzsche'nin geleceğindeydi.
Çünkü yaşam zarfında Nietzsche bu olaya şahit olmadı.
Geleceğinde kaldı. Ezelicilik için.
İkisi de doğrudur. Bu olayın niçenin geleceğinde olup bizim geçmişimizde olması da doğrudur.
İşte benim geçmişim, benim şimdim doğrudur, niçenik yanlıştır diyemeyiz.
Ve buradan şuraya varmak istiyor.
Geçmiş olsun, şimdi olsun, gelecek olsun bunları kalın çizgilerle ayırmamamız gerekiyor.
Çünkü insanlara göre değişebilen kavramlar.
Onun yerine geçmiş, şimdi, geleceği bir bütün halinde düşünüp hepsine, tüm kiplere varlıktan, ontolojiden nasibini verelim.
Fikri hakim. Ezelicilik görüşünde...
özgür irade biraz tuhaf bir konumda kalıyor.
Çünkü ezelicilik ne diyor bize?
Gelecekte olacak olaylar basbayağı vardır.
Peki böyle bir konumda özgür irade anlam kazanabiliyor mu?
Gelecekte olacak olan bir şey hali hazırda vardır diye kabul ediyorsak ben kaderimi kontrol edebiliyor muyum?
şeklinde bir soru sorulabilir.
Bu ezelicilik fikri Tanrı ve kader arasındaki ilişkiye de benzetilebilir aslında.
Normalde Tanrı için ne deriz?
Tanrı bize özgür irade vermiştir.
Kaderimizi çizme şansı vermiştir.
Ama buna rağmen kaderimizi bilir.
Çünkü aşkın bir yapıdadır.
Bizden daha üstten görür. Ezelicilik için zamanın da böyle bir konumda olması gerekiyor.
Zaman da, zaman varlık arasındaki ilişki de bizden daha aşkın, daha üstün bir yapıdaysa o zaman hem özgür irade vardır hem de bir nevi kader misali, gelecekteki olan şeyler de vardır.
Seni bekliyordur olması için.
Bu zaman ve kader arasındaki ilişkiye değindiğimizde yine farklı sorular kafamıza geliyor.
Mesela yine bir düşünce deneyi yapalım.
Atıyorum çok fazla sayıda falcıya gittiniz.
Ve her falcıya sordunuz ki işte bu hafta başıma neler gelecek.
Hepsi size bir önerme söyledi.
Atıyorum isminiz Ahmet olsun.
Tüm falcılar dedi ki size işte Ahmet yarın sen şunu yiyeceksin.
Öbür gün başka biriyle karşılaşacaksın.
Şu gün kaza yapacaksın. Hepsi de farklı farklı önermeler sunsun Ahmet'e.
İşte başına şu gelecek der.
Diğeri başka bir şey gelecek der.
Ve bir tanesinin dediği tutsun.
Çünkü illaki bir önerme tutacaktır.
Bildiğin kaderini o bir hafta içinde başına gelen tüm olayları doğru bilsin.
Ahmet'in belli bir kaderi vardır ve o falca o kaderi bulmuştur diyebilir miyiz?
Burada hani kaderi tahmin eden falca olmak zorunda değil.
Sadece o kaderci görüş diye bir şey var mı?
Sorusundan gitmemiz gerekiyor aslında.
Belli önermelerin, geleceğe yönelik belli önermelerin bazılarının illaki tutacağını düşünüyorsak o doğru çıkan önermeler aslında kaderimizi oluşturmaz mı?
Burada kaderciliğe yönelik açık gelecek itirazı var.
Şimdi birisi de geleceğe dair bir önerme söylediği vakit o önerme ileride gerçekleşse bile o söylediği an şimdi de önerme belirsiz.
Geleceğe bağlı. Gelecekte doğru çıkarsa doğru oluyor.
Ama şu an belirsiz. Yani bir nevi işine geldiği vakit doğru oluyor.
Başta belirsiz sonra doğru oluyor.
Şimdiye dair net bir doğruluk payı olmaması ve doğruluğu sonradan kazanması sebebiyle yine bir eksiklik var gibi bu kaderci görüşte.
Zaman yolculuğu diye bir şey gerçekte var mıdır?
Burada da yine zaman yolculuğuna başta verdiğim dede torun paradoksi gibi bazı itirazlar var.
Mesela bu tam itiraz sayılır mı bilmiyorum da şöyle düşünülebilir.
Eğer zaman yolculuğu diye bir şey varsa neden kimse yapmadı?
Neden zaman yolculuğu yapan insanlar görmüyoruz?
Genelde zaman yolculuğu yaptığını iddia edenler çıkıyor ama genelde bunu söyleyen kişilerle metni olduğunu iddia eden kişiler aynı kişiler.
Onun dışında Adobe Photoshop sponsorluğunda gerçekleşen zaman yolculukları var.
Yani zaman yolculuğu yapan ve mantıklı önermeleri olan bir insan görmedik.
Hadi onu geçtim. Cidden bahsettiğim dede paradoksu var.
Gider dedeni öldürürsen, deden seni öldürürse bir şekilde varlığın sıkıntıya düşüyor.
Ya da nedensellik açısından da problemli.
Gidiyorsun geçmişe mesela bir olayı değiştiriyorsun.
O olayın sebep olacağı farklı nedenleri de değiştirmiş oluyorsun.
Ama sen gelecekten geldiğin için aslında değiştirmedin.
Çünkü gelecekte o olay değişmemiş halde.
Matematikçi Gödel'in izafiyet teorisini kullanarak aynı zamanda madde enerji arasındaki dağılımlardaki tuhaflıkları da hesaba katarak zaman yolculuğunun olabileceğini iddia ediyor aslında.
Ama bunu anlamak için şu aşağıda gördüğünüz zor formülleri anlamak gerekiyor.
Videonun geri kalan kısmında bu formülleri anlamaya çalışacağız.
Biraz zor. Şimdi yine zaman felsefesinin başka bir konusuna zaman mekan arasındaki ilişkiye değinelim.
3 boyut var biliyoruz.
En boy ve derinlik ve bazıları için 4.
boyutta var ve bu 4. boyut zaman.
Ama 4. boyut olarak zamanı kabul ettiğimizde şöyle ilginç bir şey oluyor.
Önce bir mantığını anlamaya çalışalım.
Hani film şeridini biliyoruz ya film şeridinde belli kareler vardır ve kareler arda arda gelerek bir zaman akışını oluşturur ve bir hareket görürüz.
Bunu 3 boyutun üzerine uyguladığımızda yani 3 boyuttaki karelere de bir zaman parçası uyguladığımızda o karelerin, o 3 boyutun bir yakışığı olur bir nevi ve 4.
boyuta bir nevi çıkar. Ve bu kareleri işte herhangi bir nesnenin sahip olduğu zaman parçası olarak düşünelim ve bu nesne her karede farklı bir zaman parçasına sahip.
Burada şöyle ilginç bir durum ortaya çıkıyor.
3. boyut şula göre dünkü sen ile bugünkü sen arasında bir özdeşlik var.
Dünkü sen de aynı sen, bugünkü sen de aynı sen.
Ama dördüncü boyutçulukta şöyle bir anlayış geliyor.
Dördüncü boyutta dünkü sen ile bugünkü sen farklı zaman parçalarına sahipler.
O yüzden dünkü sen, dünkü sen, bugünkü sen, bugünkü sen.
Bir şekilde o üçüncü boyutçuluktaki özdeşliği göremiyoruz çünkü farklı zaman parçaları devreye giriyor.
Dördüncü boyut için ne demiştik?
En boy derinlik ve zamanı hesaba katıyor.
Beşinci boyutta bir şey daha hesaba katıyor.
O da ahir zaman.
Şimdi videonun yavaştan sonlarına geldik.
O yüzden teknik konulardan biraz uzaklaşmak istiyorum.
Yine de zaman hakkında konuşacağız tabii.
Zaman hakkında düşünmeye başladığımızda nevi kendi ömrümüz hakkında da düşünmeye başlıyoruz.
Ne zaman öleceğiz? Şeklinde.
Çünkü ömrümüz aslında zamanlardan oluşmakta.
Şöyle bir soru düşündüm geçen.
Normalde bir insana hep sorulur ya kaç sene yaşamak istersin diye.
Genelde verilen cevapta ortalama yaşam süresiyle aynıdır işte.
75-80 sene yeter deriz.
Bunu dememizin büyük sebeplerinden biri de yaşlılık dediğimiz şeyin olması.
Yaşlanmak tatsız bir olay çünkü hem fiziksel çöküyorsun hem zihinsel çöküyorsun.
İşte fiziksel açıdan kalkmak istiyorsun kalkamıyorsun.
Kaldırmak istiyorsun kaldıramıyorsun.
Çok kötü. Yaşlanmanın herhalde en kötü tarafı da psikolojik tarafı.
Çünkü başka birine muhtaç bir hale düşüyorsun.
Başka birine eyvallah çekmek zorunda kalıyorsun.
Bu psikoloji de muhtemelen zordur diye tahmin ediyorum.
Bir de anı yaşamak dediğimiz bir kavram var.
Şimdi de kalmak. Gelecek ve geçmişte çok saplantılı bir şekilde yaşamamak üzerine.
Genelde kişisel gelişimde işte hayattan zevk almasını bilmek için kullanılıyor.
Ama teknik olarak sadece şimdiye odaklanan bir insanın da durumu muhtemelen pek iyi olmayacak.
Şöyle ki gerçek anlamda geleceği ve geçmişi düşünmeyen ve sadece şimdiye bakan bir insan hedonizm telikesiyle karşı karşıya.
Gidip bir tane müptezela bakarsan Adam gerçekten şimdi de yaşıyordur.
Sadece o an o uyuşturucudan zevk almaya bakıyordur.
Gelecekte işte bu başıma bir bela açar mı?
Veya bak geçmişte şöyle hatalara düştüm bu uyuşturucu yüzünden.
Demek yerine şimdi onun keyfini çıkarıyordur.
Bu açıdan baktığımızda öyle şimdiye odaklı yaşamak da çok iyi bir fikir değil.
En iyisi gelecek ve geçmişi ara sıra pas atmak.
Çünkü geçmişin de insana öğrettikleri var.
Ve gelecekte özellikle iyi bir gelecek inşa etmek istiyorsak çoğunlukla şimdiyi feda etmek gerekiyor.
İyi bir gelecek bizden bunu bekliyor.
O yüzden belli mücadeleler, belli ıstıraplar sonucunda ancak o iyi geleceğe kavuşabiliyoruz.
Bu açıdan baktığımızda geçmiş ve geleceği de hesaba katmak gerekiyor gibi.
Her şeyi geçtim, şimdi dediğimiz kavramı da teknik olarak tutabilmek çok zor.
Çünkü hayata dair tüm gözlemlerimizle aslında geç kalıyoruz.
İşte gidip aya baksan bile ayı şimdiki haliyle değil de birazcık...
geçen süreyle görüyorsun.
Çok kısa bile olsa ayın görüntüsünün sana gelmesi biraz zaman alıyor.
Aslında her gözlemde böyle. Bir cisme baktığın vakit, bir insana baktığın vakit, herhangi bir şeye baktığın vakit şimdiki haliyle değil de çok kısa da olsa belli zaman geçtikten sonra gözüne geliyor.
Belli zaman geçtikten sonra algılıyorsun.
Öyle zaman algımız da o kadar kuvvetli değil aslında.
Mesela şey yarışması yapardık biz arkadaşlarla atıyorum.
Bir yarım saat 45 dakika kimse telefona bakmazdı daha sonra saati tahmin etmeye çalışırdık.
Ben mesela fena değildim bu oyunda.
Ama gidersen bir adamı bir mağarada bir gün bırakırsan zaman algısı falan muhtemelen bozulur gider.
Çok kafa açmaya da gerek yok o yüzden videoyu bu kısımda bitireyim.
Ama bitirmeden önce yine bir iki soruyla sizi baş başa bırakayım yorumlara yazın.
İlk soru şu siz kaç yaşına kadar yaşamak isterdiniz?
İkinci soru da yaşlanmak olmasaydı?
Ne kadar yaşamak isterdiniz diyeyim.
Yorumlara cevabınızı bekliyorum.
Kendinize iyi bakın. Bir dahaki videolarda görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
