
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Transkript
Cehennem deyince ne geliyor aklımıza?
Ölümden sonra ceza çektiğimiz ateşlerle dolu bir yer.
Cehenneme dair belli felsefi sorular var.
Bunlardan biri, bir kişi niçin cehenneme gider sorusu.
Dünya hayatında hangi eylemler bir kişinin cehenneme düşmesine yol açar?
Başka bir soru ise cehennemin süresi ile ilgili.
Cehenneme giden bir kişi sonsuza kadar orada mı kalır?
Yoksa günahlarının kefaretini ödedikten sonra cennete mi sokulacaktır?
Bir de cehennem deneyimine odaklanan sorular var.
Cehennemde nasıl bir bilince sahip olacağız?
Oradaki azap bize nasıl bir his verecek?
veya özgür irade sahibi olabilecek miyiz?
Doğu dinlerinde reenkarnasyon gibi konseptler de olduğundan semavi dinlerdeki cehennem fikrinden farklılaşsa da din felsefesi semavi dinlerin cehennem kavramına odaklanıyor daha çok.
Bu podcastte Doğu dinlerinden ziyade semavi dinlerin hatta Yahudilikte cehennem kavramı sonsuzluk içermediği ve diğer iki din kadar detaya sahip olmadığı için İslam ve Hristiyanlık dinlerinin cehennem kavramına odaklanacağım.
İlk şu soruyla başlayalım.
Kimler cehennemde sonsuza kadar kalır?
Mesela bir mümin işlediği günahların kefaretini ödedikten sonra cehennemden çıkıp cennete girebiliyor.
Aynı şeyi bir kafir içinde söyleyebilir miyiz?
Kutsal kitaplarda geçen bazı ayetler bu durumun öyle olmadığını gösteriyor.
Yeni ahitte 2. Selanikliler kısmında geçen Rabbimiz İsa Tanrı'yı tanımayanları ve kendisiyle ilgili müjdeye uymayanları cezalandıracak.
Böyleleri Rabbin varlığından ve yüce gücünden uzak kalarak sonsuza dek mahvolma cezasına çarptırılacaklar.
Veya Kur'an'da Bakara suresi 39.
ayette geçen inkar edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlara gelince işte bunlar ateş ehlidir.
Onlar orada ebedi kalacaklardır.
Buradan anlıyoruz ki dinlerdeki sonsuz cehennem müminler için değil de inançsızlar için.
Her inanmayan illaki sonsuz azap görecek mi derseniz bu konuda ise farklı görüşler var.
Bir görüşe göre her inanmayan cehennemde sonsuza kadar yanacak diye bir şey yok.
Çünkü belki de bu kişinin doğduğu yer, içinde bulunduğu şartlar, o kişinin din ile tanışmasına engel olmuştur ve mümin olmaya fırsatı olmamıştır.
Bu görüşe göre bu kişi her ne kadar teknik olarak inançsız da olsa sonsuz azaba maruz kalmayacaktır.
Burada biz yine örnek olarak bilinçli bir şekilde dini bilmesine rağmen dini reddeden birini yani tam anlamıyla bir kafiri ele alalım.
Hristiyanlık ve İslam'da yaygın görüş kafirlerin sonsuz cehennem azabına çarptırılacağıdır.
Bu kısım epey önemli çünkü cehennem probleminin çıkış noktası da cehennem azabının sonsuz olduğu fikri.
Ama cehennemin sonsuz olmadığını ve bir kafirin bile cehennemde kaldıktan bir süre sonra cennete girebileceğine dair görüşler de var.
Podcast'in ilerleyen kısımlarında bunlara da değineceğiz.
Önce cehennem nasıl bir yer sorusunu cevaplamaya çalışalım.
Burada karşımıza iki görüş çıkıyor.
Gerçekçi görüş ve psikolojik görüş.
Gerçekçi görüşe göre cehennem tam da ayetlerde yazıldığı gibidir.
Acının kademe kademe arttığı, fiziksel ve zihinsel işkencenin katlanılmaz bir hale geldiği fakat asla kurtuluşun olmadığı bir yer.
Psikolojik görüş ise cehennemin fiziksel acı veren bir yer olduğunu reddeder.
Çünkü bu durum onlar için tanrıyı sadist bir pozisyona getirme tehlikesine sahiptir.
Bu görüşe göre cehennem, ayetlerde ifade edildiği gibi alevlerin, fiziksel acıların olduğu bir yer değildir.
Ayetlerdeki bu ifadeler sembolik ve metaforik bir anlam taşımaktadır.
Cehennemdeki acı fizikselden ziyade psikolojiktir.
Bu psikolojik acının nedeni ise Tanrı'dan uzaklaşmanın verdiği pişmanlık, üzüntü ve öfkedir.
Gerçi psikolojik görüşte kendi içinde ikiye ayrılıyor.
Bunlar sert ve ılımlı psikolojik görüş.
Sert psikolojik görüşe göre cehenneme düşenler öyle bir psikolojiye sokulacaktır ki Tanrı'ya itaat etmek, Tanrı tarafından affedilmek için deliler gibi arzu duyacak ama bunun için artık çok geç olacaktır.
Ve nihayetinde bu acı verici psikolojileriyle baş başa kalacaklardır.
Sert psikolojik görüşe gelen itiraz, herkesi seven ve üstün merhametli Tanrı'nın cehennemdekilerin böyle bir psikoloji yaşamalarına izin vermeyeceğine yöneliktir.
Sonuçta bu kişiler Tanrı tarafından affedilmek ve sevilmek isterler ama başarısız olurlar.
Tanrı'nın bu kişilere sırtını dönmesi, onun seven ve merhamet gösteren sıfatlarıyla çelişki gösterebilmektedir.
Ilımlı psikolojik görüş ise tahmin edebileceğiniz gibi daha esnek bir senaryo sunuyor bize.
Bu görüşte cehennemdekiler illaki buradan kurtulmak için çırpılmaya da bilirler.
Cehennem bir nebze ılımlı bir yer olduğu için bu kişiler tövbe etmeyi reddedip cehennemde kalmayı özgür iradeleriyle seçebilirler.
Sert psikolojik görüşe getirilen Tanrı'nın tövbe edenlere sırt çevirmesi itirazının bu senaryoda pek işe yaramadığını görebiliriz.
Sonuçta ılımlı versiyonda cehennemdeki insanlar tövbe etmemeyi seçebiliyorlar ve doğal olarak da Tanrı onları cehennemde bırakıyor.
Şimdi bir kafir üzerinden asıl cehennem problemine giriş yapalım ve bu kafirin Tanrı'yı inkarından dolayı ebedi bir cezaya çarptırılacağını düşünelim.
Burada teizme yöneltilen itiraz şu şekilde.
Bir kişi sınırlı bir hayatında sınırlı sayıda günah işliyor ve bu sınırlı günahlarından biri de dini reddetmek.
Peki bu günahın bedeli sonsuz azap mı?
Sonuçta bir tarafta sınırlı bir yaşam ve sınırlı sayıda işlenmiş günahlar var.
Öbür tarafta ise sonsuz ıstıraf var.
Burada itiraz Tanrı'nın bu cezalandırmayı yaparken adil olmadığı yönünde.
Verilen örnek bir açıdan kötülük problemine de benziyor aslında.
İkisi de Tanrı'nın bu kadar kötülüğe, ıstıraba neden izin verdiği üzerinde duruyor.
Bir kafir günah işlemesi ve iyi bir insan olsa bile yalnızca kafir olduğu için sonsuz cehenneme mahkum edilmesi Tanrı'nın adil sıfatı ile çelişebiliyor.
Başka bir itiraz ise sonsuz ceza fikrinin Tanrı'nın merhamet gösteren sıfatı ile çeliştiği.
Kutsal kitaplarda sık sık Tanrı'nın merhametli ve bağışlayıcı olduğundan bahsedilir.
Ama bu Tanrı aynı merhameti neden bir kafir içinde göstermiyor?
Tamam sonuçta bu kafirin işlediği günah normal bir günah değil.
Epey büyük bir günah hatta.
Ama yine de bu günaha bedel olarak sonsuz acı verilmesi daha iyi bir açıklama istiyor.
Başka bir itiraz da Tanrı'nın ölçülü davranmadığı üzerinden olacaktır.
Birine verilen cezanın o kişinin işlediği günah ile aynı derecede olmasını bekleriz.
Birini vahşice duygularla katletmenin cezası olarak müebbet makul görünürken marketten çeker çalan birine müebbet vermek absürt olacaktır.
Peki kafirlere sonsuz cehennem vermek?
Bu durumda ölçülü bir ceza mıdır?
Tecavüzler eden ve katliamlar yapan birinin de cehennemde sonsuza dek yanacağını hesaba katarsak, kendi halinde bir kafir ile bu adamın aynı cezayı alması ölçülü bir şey midir?
Teizmden gelen cevaplardan biri, bir kafirin sonsuz cehenneme maruz kalmasının gayet de ölçülü olduğuna yönelik.
Çünkü Tanrı'nın varlığını tanımamak ve onu inkar etmek en ciddi günahtır.
Bu günah diğer günahlardan farklı olarak direkt Tanrı'ya karşı işlenmiştir.
Sonsuz, kusursuz gibi sıfatlara sahip olan Tanrı'nın kendisine yönelik işlenen bir günaha ceza olarak da sonsuz cehennem verilmesi normaldir.
Başta belirttiğim gibi teizimdeki her görüş cehennemin sonsuz olduğunu kabul etmiyor.
Yok edicilik dediğimiz bir görüş de var.
Bu görüşe göre cehennem...
Cehenneme düşen bir ruh bir süre sonra yok edilecek.
Böylece hem ebedi cezadan kurtulacak hem de sonsuz acı fikrinden beslenen cehennem problemi de cevaplanmış olacak.
Bu görüşte Tanrı'nın cehenneme düşen bir ruhu yok etmesi ilk bakışta Tanrı ile çelişiyor gözükse de bize sunulan savunma bunda bile merhamet ve adilliğin olduğu yönünde.
Çünkü Tanrı bir ruhu yok ederek onun sonsuz acı çekmesini engellemiştir.
Yok ediciliğin içindeki başka bir görüşe göre de Tanrı'nın cehenneme düşen bir ruhu yok etmesi aslında merhametinden ziyade cezasından kaynaklanıyor.
Cehenneme düşen bir kişi, cenneti kazanan bir kişinin aksine sonsuza kadar var olma nimetini hak etmediğinden Tanrı onu yok edecek ve böyle yaparak da bir nevi cezalandıracaktır.
Ayrıca yok edicilik görüşünün mantığında cehennemin Tanrı'ya dair her şeyden uzak bir yer olduğu fikri var.
Teizme göre yaşamın kaynağı Tanrı'dır ve cehennem Tanrı ile hiçbir bağı kalmamış kişiler içindir.
Tanrı ile olan bağını koparan kişi, dolaylı olarak var olmak ile bağını da koparacak ve nihayetinde yok olacaktır.
Yani cehennemde bir ruhun yok olması, Tanrı'dan uzaklaşmanın doğal bir sonucudur.
Yok edicilik görüşüne yine teizm içerisinden gelen bir itiraz da var ve bu görüş şu argümandan hareket ediyor.
Tanrı'nın yaratıcı tabiatı, kendi yarattığı bir ruhu yok etmesine izin vermez.
Tanrı bir şekilde kendi yarattığı ruhun varlığını devam ettirir.
Ayrıca şöyle bir görüş de var.
Var olmak her halükarda yok olmaktan daha iyidir.
Tanrı sonsuz cehennemi hak eden kafirleri bile onları yok ederek cezalandırmaması ise onun merhametini gösterir.
Tabi bunun sonucunda sonsuz cehennem de kaçınılmazdır.
Tanrı bir taraftan büyük günah işleyen ruhları cennetine almak istemez ve bir taraftan da onları yok etmek istemez.
Ve geriye tek çare olan sonsuz cehennem kalır.
Bu kısma şöyle bir itiraz getirilebilir.
Hayattaki bazı kötü deneyimler için ölümden bile beter tabirini kullanırız ya.
Aynı tabiri cehennem içinde kullanamaz mıyız?
Kutsal kitaplarda cehennemin ne kadar acı verici bir yer olduğu detaylarıyla belirtilir.
Böyle bir cehenneme düşen kişi de nihayetinde yok olmak istemez mi?
Hatta Tanrı bu cehenneme düşen kişiyi yok ederek ona bir iyilik yapmış olmaz mı?
Yok edicilik görüşü, cehenneme düşen bir kişinin zaten bir yerden sonra yok olmak isteyeceği fikrini de ciddiye alıyor.
Şimdi cehennem problemini biraz daha ilginçleştirelim ve özgür iradeyi de hesaba katalım.
Cehenneme dair özgür irade fikri bize şunu söyler.
Tanrı'nın günahkarları cehenneme atması, onlara acı vermeye olan hevesinden değil, onların özgür iradesine duyduğu saygıdandır.
Sonuçta bu günahkarlar dünyevi yaşamlarında özgür iradeleriyle günah işlemeye karar vermiş ve cehennem olduğunu bile bile bu yoldan gitmişlerdir.
Bu durum kötülük problemine karşı özgür irade savunusuna da epey benziyor gerçi.
Bu savunuya göre Tanrı'nın insan kaynaklı kötülüklere izin vermesi onların özgür iradesine değer vermesinden kaynaklanır.
Tanrı istese tabii ki bir insanın kötülük yapmasını engelleyebilir.
Ama özgür irade Tanrı katında o kadar kritik bir değere sahiptir ki Tanrı kötülüğü yok etmek yerine özgür irade kaynaklı kötülüklerin tezahür etmesine izin verir.
Tıpkı kötülük problemi gibi Tanrı'nın cehennemi de yaratması aslında özgür iradeye verdiği değerden kaynaklanmaktadır.
Özgür irade Tanrı için o kadar önemlidir ki cennet-cehennem fikride bu insanların dünyevi hayatlarında özgür iradeleri ile yaptıkları seçimleri değerli ve anlamlı kılmak için elzemdir.
Buradaki muhtemel itiraz ise özellikle Hristiyan teolojisinde geçen, herkesi koşulsuz şartsız seven bir Tanrı'nın neden kullarına az da olsa yardımcı olmadığıdır.
Şöyle bir örnek düşünelim. Diyelim ki bir ebeveynsiniz ve çocuğunuz kendi özgür iradesiyle intihar etmeye veya kendine zarar vermeye çalışıyor.
Bu durumda çocuğunuzu seven biri olarak illaki onun özgür iradesini engelleyecek ve onu kendisine zarar vermesinden alıkoyacaksınızdır.
Tanrı da bunun benzerini yapamaz mıydı?
Cehenneme düşmek üzere olan kullarını engelleyip onlara doğru yolu gösteremez miydi?
Sonuçta kim bile bile cehenneme düşmek ister ki?
Bu aslında o kadar güçlü bir itiraz değil çünkü Tanrı'nın özgür iradeye müdahale etmesi imtihan üzerine kurduğu sistemi sekteye uğratacak bu sefer de.
Adı üzerinde bir kişiye özgür irade verilmişse Tanrı'nın gidip de o özgür iradeye karışması tutarsızlık olacaktır.
Cehenneme dair yeni bir görüşe geçelim ve bu görüşte evrenselcilik.
Evrenselci görüşe göre hiç kimse cehennemde sonsuza kadar kalmayacak, belli bir zaman sonra illaki cennete kabul edilecektir.
Bu görüşün iki temel noktası var.
Birisi bir ruhun asla ebediyen Tanrı'dan uzak olamayacağı, Tanrı'nın illaki her ruhu kendisine yaklaştırıp cennetine alacağı fikri.
Diğeri ise bir kişi cehennemde özgür iradeye sahipse, bir yerden sonra illaki Tanrı'ya yönelip cehennemden kurtulacağı fikri.
Bir kere cehennemi deneyim eden birinin orada kalmak istemesi epey saçma olur.
Bu kişi eğer kafirse cehenneme düşerek hem Tanrı'nın var olduğunu anlamış olacak hem de böyle bir yerde kalmaktan kurtulmak için Tanrı'ya yakınlaşmaya çalışacak ve Tanrı da onu bir süre sonra cennetine kabul edecektir.
Tabi evrenselcilikte yine bir günahkarın cehennemde belli bir süre azap göreceği fikri yine var.
Bu azap kısa değil ama sonsuza kadar da değil.
Hristiyanlıktaki asli günah konseptini de inceleyelim çünkü asli günah cehennem problemine farklı bir açı kazandırıyor.
İslam bunu kabul etmese de Hristiyanlıkta asli günah dediğimiz Adem ve Havva'nın günah işlemesi ve bizim de onların çocukları olduğumuz için onlardaki günahın kalıtsal bir şekilde bize geçmesi ve hepimizin
günahkar halde dünyaya gelmesi durumu var.
Nesillerce aktarılan kalıtsal günah zinciri yüzünden hiçbir insan masum bir şekilde dünyaya gelmez.
Kusuru ile beraber gelir.
Odaklanacağımız soru ise ölen çocukların cennete mi yoksa cehenneme mi gideceği sorusu.
Hani hep çocuklar için masumdurlar deriz ya.
Hatta kötülük probleminde bile küçük çocukların ölümünü argüman olarak sunarız.
Sonuçta masumdurlar.
Asli günah ve Aziz Agustinus'a göre ise masum değildirler.
Bunlar günahkar bir şekilde dünyaya gelmiş çocuklardır.
Tam bu kısımda etik bir problem karşımıza çıkıyor.
Küçük yaşta ölen bir çocuğu düşünelim.
Şimdi bu çocuk cehenneme mi gidecek, cennete mi?
Genelde cennete girmesini bekleriz değil mi?
Sonuçta bir günah işlememiştir ve özgür iradesi bile yoktur.
Ama Augustinus'un mantığına göre bu çocuk her halükarda günahkar dünyaya gelmiş, erken yaşta öldüğünden dolayı da günahlarını telafi edememiş ve günahkar bir şekilde ölmüştür.
Augustinus için ölen bir çocuğun gideceği yerde cehennemdir.
Tahmin edebileceğiniz gibi bu görüşe yönelik itirazlar var.
Bir kere bu görüş daha önce bahsettiğim özgür irade görüşü ile çelişiyor.
Özgür irade kısmında ne demiştik?
Tanrı'nın cenneti de cehennemi de yaratmasının nedeni insanlardaki özgür iradeye değer vermesi.
Yani cehenneme giden bir kişi özgür iradesi yüzünden gitmiştir.
Ve Tanrı'nın da bu durumda yapacak pek bir şey yoktur.
Ama ölen bir bebekte özgür irade gibi bir durumdan söz edemiyoruz.
Günah veya sevap hiçbir şey işleyecek pozisyonda değil.
Ve buna rağmen cehenneme gidecek olması fikri asli günah görüşüne getirilen en büyük eleştirilerden biri.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
