
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
youtube.com/portalvideotwitter.com/canaybalikinstagram.com/canaybalik
Oğlunuzun bir seri katil olduğunu hayal edin. Zamanında sizin koynunuzda büyüyen, o küçük ellerini tuttuğunuz ve sizinle aynı kanı taşıyan bu kişi büyüyünce onlarca insanı vahşice öldürüyor. Birçok aileyi asla geçmeyecek bir trajediye mahkum ediyor. Ve bu zalim kişinin babası sizsiniz. Lional Dahmer’ın başına gelen tam da bu durumdu. Yazdığı kitabında kendi hikayesini, bir seri katilin babası olmanın nasıl bir şey olduğunu anlatıyor
.Kitap: Lionel Dahmer - A Father’s Story (Bir Babanın Hikayesi)
Transkript
Altyazı M.K.
İyi bir insan gördüğümüzü hayal edelim.
Bu iyi kişiyi gördüğümüzde kafamızda geçen düşüncelerden biri muhtemelen ailesinin de ne kadar iyi bir insan olduğudur.
Ya bu kişi ne kadar iyi bir aile eğitimi almış ki böyle bir çocuk ortaya çıkmış deriz kendimize.
Hatta tam tersini kötü insanlar için de yaparız.
Kötü biri gördüğümüzde de ailesini düşünüp ya galiba bu aile bu çocuğa hiçbir şey öğretmemiş ki ortaya böyle bir çocuk çıkmış diye çıkarımlar yaparız.
Genelde hatta bu tarz çıkarımlar doğru çıkar ama bazen de şaşabilir.
Çok iyi bir insanın rezalet anne babası olduğu gibi çok kötü bir insan...
kanında gayet iyi anne babası olabiliyor.
Ama mesele özellikle azılı suçlulara, seri katilere geldiğimizde işin rengi baya bir değişiyor.
Mesela biz seri katil düşünelim.
Dünyadaki en kötü, en cani insan figürü.
Çocuk anne babası yüzünden seri katil olmuştur mu deriz.
Yo genelde böyle bir çıkarım yapmayız.
O kişinin kendisi seri katil olmayı seçmiştir.
Hatta anne babanın da bu durumla pek bir ilgisi yoktur.
Bu duruma örnek olarak Columbine Lisesi'nde katliam yapan iki öğrenci aklıma geldi.
Bu iki lise öğrencisi bir gün silahlarla, bombalarla liseleri...
ve etraftaki insanları katleder.
Tabi bu olay dünya çapında ses getirdikten sonra insanların çoğu da bu iki kişinin ailesini merak etmeye başlar.
Ya bu kişilerin ailesi hiç mi fark etmediler oğullarındaki bu sıkıntıyı ki bu katliam gerçekleşme fırsatı buldu.
Oysa bu çocukların anne babalarına bakıyoruz gayet normal insanlar.
Sıradan bildiğimiz anne babalar gibiler.
Ama bu iki çocuk o karanlık taraflarını ailelerinden o kadar iyi gizlemiş ki fark edememişler ve olayların önüne geçememişler.
Bu podcastimizin konusu Jeffrey Dahmer ismindeki bir seri katil.
Bilmeyenler için hatırlatayım kendisi bu dünyadaki en acımasız en vahşi seri katillerden biri.
Kurbanlarını sadece öldürmüyor.
Aynı zamanda onların vücutlarını parçalıyor ve bedenlerine asit filan dökerek onların iskeletini elde ediyor.
Bu Jeffrey Dahmer'ın babası var.
Lionel isminde bir adam.
Ve bu adam bir gün oğlu yakalandıktan sonra ve tüm haberleri çıktıktan sonra kitap yazmaya karar veriyor.
Ve bu kitapta seri katil olan çocuğunun tüm hikayesini baştan sona bir babanın gözünden anlatmaya çalışıyor.
Dahmer'ın bebekliğinden, gençliğinden ölümüne kadar her şeyden Ve şunu da belirteyim kitapta çok samimi, çok da açık sözlü bir dil kullanmış.
Hikayemize başlamadan önce ana karakterleri tanıyalım.
Dahmer var o malum seri katil.
Babası Lionel, kendisi kimya alanında bir araştırmacı.
Annesi Joyce, bu Lionel'ın ilk karısı ama daha sonra boşanıyorlar.
Bir de Sherry isminde başka bir kadın var.
Bu da Lionel'ın ikinci evliliğinden olan karısı ve Dahmer'ın da bir nevi üvey annesi.
Bir de babaanne karakteri var.
Bu karaktere direkt babaanne diyeceğim.
O zaman hikayemize başlıyoruz.
Dahmer işin aslı beklenmedik bir çocukmuş.
Lionel ve Joyce evlendikten 2 ay sonra bir bakmışlar Joyce hamile kalmış.
Dahmer'ın bebekliğine geçmeden önce Joyce ve Lionel arasındaki ilişkiden kısa bir söz etmemiz gerek.
Şöyle ki bu karı koca arasındaki ilişki hiç de sağlıklı değil.
Küçük şeyler için kavga ediyorlarmış.
Mesela komşudan sesler geliyormuş.
Joyce diyormuş ki eşine ya git şunları bir uyar sustur bunları diye.
Oysa Lionel biraz tırsakta bir adam olduğu için ya boşver susarlar zaten takma filan diyormuş karısına.
Oysa karısı bu tarz durumlarda kocasına çok sinirleniyormuş.
Lionel aynı zamanda karısına sevgisini gösterebilen bir adam da değilmiş pek ve bunu kendi itiraf ediyor.
Duygusal tarafını gösteren, sevgisini gösteren bir adam olmaktan ziyade işine gidip gelen, para kazanan, ebeveyleye sağlayıcılık yapan birisiymiş ve ona göre kocalık görevini gayet de yerine getiriyormuş.
Joyce evliliğin başlarında epey bir sağlık sıkıntısı yaşamış.
İşin garibi doktorlar da bir çözüm bulamıyormuş Joyce'deki sıkıntının ne olduğuna dair.
Epilepsi krizine benzer anlar yaşıyormuş ve doktorlar da durmadan buna yeni bir ilaç veriyormuş.
Hatta bir ara günde... 26 ilaç bile içtiği oluyormuş.
Bildiğin yürüyen ecza dolabı yani.
Lionel bu süreçte eşini sık sık yalnız bıraktığından da bahsediyor.
Şöyle ki kendisi çok işkolik bir baba.
Hem yüksek lisans yaparken bir taraftan asistanlık da yapıyormuş.
Ve sabah 7-8 gibi çıkıyormuş evden.
Akşam 7-8'de geliyormuş.
Bu süreçte sağlık sıkıntıları da yaşayan Joyce evde tüm gün tek başına.
Ayrıca Lionel için Joyce'da anlam veremediği bir keder de varmış.
Gereksiz zamanlarda birden üzgünleşiyormuş bu kadın.
Ama daha sonra fark etmiş ki Joyce'daki bu kederin muhtemel kaynağı geçmiş.
ile ilgili. Joyce'un çok otoriter ve alkolik bir babası varmış ve Joyce da gençliğinde bu babasından epey bir çekmiş.
Ama Lionel'ın anlayamadığı şey şu karısının geçmişe neden bu kadar takıntılı olduğunu bir türlü çözemiyor.
Çünkü Lionel için geçmişe yaklaşım çok basittir.
Geçmiş geçmiştir. Eğer geçmişteki dertlerini aşamazsan onlar bu sefer seni yer tüketir.
Tıpkı insanlara mesleğine yaklaşılmış gibi yaklaşıyor.
Mesleği kimya araştırmacısı ve işinde benimsediği o analitik ve duygusuz yaklaşımı insanlar üzerinde de uygulamayı deniyor.
Oysa insan dediğin duygusal ve son derece kompleks bir yaratık.
Buraya kadar muhtemelen şunu anladınız.
Babasının insan ilişkileri hiç de iyi değil.
Hatta işinde bile insanlardan en uzak olacak kısmı seçmiş.
Gidip öğrencilere ders anlatmak yerine laboratuvar tarafında çalışmayı seçmiş ki insanları olabildiğince az görsün.
Ve tüm bu toksik ilişkinin ortasında Damır dünyaya geliyor.
Babası Damır doğarken tahmin edeceğiniz gibi işindeymiş.
Ama Damır doğar doğmaz apar topar hastaneye gitmiş.
Ve Damır'ı gördüğü anı Hayatımın en güzel anı diye tanımlıyor.
Ama kitapta değindiği can yakıcı kısım ise bu küçük masum bebeğin ileride büyüyünce azılı bir seri katile dönüşmesi.
Bir bebeği düşünün küçücük elleri, masmavi renkli gözleri var.
Ama bu küçücük eller yeri gelince ve büyüyünce insanlara neler neler yapıyor.
O küçük meraklı masum gözler hangi sahnelere şahit oluyor.
O damarın iğrenç büyümüş haliyle o küçük bebek haliyle kıyaslayınca insan bir garip oluyor cidden.
Hani Lionel'ın kocalık anlayışından bahsetmiştik ya, işte duygularını ve sevgisini pek göstermeyen, onun yerine çalışıp edip aileye bir şeyler sağlamak isteyen bir koca figürü.
Gerçi baba figürüne de benzer bir yaklaşımı var.
Öyle çocuğuyla ilgilenen, duygusal bir temas kurmaya çalışan baba figüründen ziyade, klasiko disiplinini eve para getiren baba figürünü benimsemiş.
Ama bu tırnak içinde ciddi ve mesafeli baba figürü anlayışı, Dahmer'e yönelik bazı şeyleri kaçırmasına da sebep olmuş.
Mesela Dahmer 5-6 yaşlarına geldiğinde şiddete yatkınlık göstermeye başlamış.
apartman bulurmuş. Eline taşı alıp apartmandaki pencereleri indirirmiş mesela.
Babası da bunu görünce o kadar gözünde büyütmemiş.
Ya işte erkek çocuğu dediğin zaten hafif saldırgandır, agresiftir diyerek hep alttan almış.
Oysa 5-6 yaşındaki bir çocuğun da camı çerçeve indirmesi o kadar da normal gözükmüyor.
Veya yine 5-6 yaşlarında Damır babasıyla balık tutmaya gitmiş ve denizden bir tane de balık çıkarmışlar ve o balık denizden karaya çıktığında boğulma anını gerçekleştirirken Damır bildiğin hayran bir şekilde o boğulan balığa
bakıyormuş. Babası yine bunu gözüne de büyütmemiş.
İşte çocuklar sonuçta meraklıdır ve boğulan bir balığa da gayet merakla bakabilir.
Oysa 5-6 yaşındaki bir çocuğun boğulmakta olan balığa bu kadar hayranlıkla bakması hatta hiç korkmaması o kadar da normal gözükmüyor.
Lionel'ın bu tarz için yorumu şu.
Bu çocuk muhtemelen canlılara ilgili hatta biyolojiye filan ilgili.
Belki onu bir gün laboratuvara filan götürürüm.
Hatta laboratuvara da götürüyor bir ara ama çocuk hiç ilgilenmiyor laboratuvardaki eşyalarla.
O an o ölmek üzere olan balık kadar ilgisini çekmiyor.
Hiçbir bilimsel bir şey. Hani babası yüksek lisans ve as...
Asistanlık yapan aynı zamanda da işkolik biri dedik ya.
Babanın yüksek lisansı bitince bu sefer doktoraya başlıyor.
Ve işkolikliği ayrı bir seviyeye çıkıyor.
Hatta bu sefer bildiğin eve gelmemeye başlıyor.
Peki bir adam neden bu kadar işkolik olur ki?
Kendisi çok hırslı biri mi? Yo o kadar hırslı biri de değil.
Ama ondaki bu işkolikliği o kadar da yetenekli ve zeki biri olmamasına bağlıyor.
Diğer akranlarına kıyasla o bilime karşı doğal yeteneği olmayan biri.
O yüzden bir yerlere gelmesi için insanlardan çok daha fazla çalışması gerekiyor.
Ve Lionel da işkolikliğini böyle temellendiriyor.
Ve bunun bedeli olarak ailesinden tamamen kopmuş bir adam karşımıza çıkıyor.
Damır da 5-6 yaşındayken içine kapanık tarafı kendini göstermeye başlamış.
İnsanların yanında rahat edemiyormuş ve işin en tuhafı bu çocuk mutsuz biriymiş.
Üzgün bakıyormuş. Oysa 5-6 yaşındaki bir çocuğu mutsuz hayal etmek çok zordur.
O yaşlardaki bir çocuk hayat doludur, yaşama hevesi vardır.
Oysa Damır'a bakıyorsun sanki depresyonda gibi.
Ve daha 5-6 yaşında. Ama Damır'ın asıl çöktüğü yer ilkokula başlaması.
Okula gitmekten aşırı çekiniyormuş.
Hele ki yaşıtlarıyla bir araya gelmek onun için korku filmi gibi bir şeymiş.
İlkokula başlamadan önceki halini düşünüyoruz.
Evet yine depresif biri. Ama ilkokula başlayınca bildiğin o kabus dönemleri başlamış.
Okuldan hiç keyif alan biri değilmiş ki o yaştaki bir çocuk genelde akran...
Bir gün sınıf öğretmeni belli toplantısı için babayı çağırmış.
Ve öğretmen babaya demiş ki sizin çocuk benim gördüğüm en yalnız kişi.
Okulda hiçbir şey yapmıyor.
Sadece derslere giriyor, öylesine oturuyor veya bahçede tek başına volta atıyor.
Damırda çok ağır bir sosyal anksiyete var ve daha küçük yaşlarda kendisini belli ediyor.
İşin ilginç tarafı bu sosyal anksiyete babasında da varmış.
Hatta babası bir genetik miras gibi babadan oğula bu sosyal anksiyetinin geçtiği düşünüyormuş.
Baba da çocukken yeni bir sınıfa geçtiğinde yeni insanlarla tanışıyor.
Hatta bu podcast boyunca göreceksiniz ki Damır ile babası birçok açıdan birbirine aşırı benziyor.
Ama tüm bu benzerliklere rağmen gittikleri rotalara bakıyorsun babası sonuçta kendisini kurtarmış bir şekilde.
Araştırmacı olmuş, parasını kazanmış hatta bir aile kurmuş.
Oysa Damır'a bakıyorsun iğrenç bir hayat yaşayan seri katil olmuş.
Bu arada bu ikisi için her ne kadar benziyor diyoruz da Damır'daki utangaçlık ve içine kapanıklık çok ayrı bir seviye.
Kendisi bildiğin yürüyen hücre hapsi gibi.
İnsanlardan aşırı korkuyor ve felaket derecede Hatta yalnız bile eksik bir kelime.
Kimsesiz. Ve babası bu kısımda ilginç bir itirafta da bulunuyor.
Sosyal anksiyete ve çekingenlik açısından oğlunun kendisine benzemesinden bir tık gurur duyduğunu belirtiyor o zamanlar.
İlginç bir psikoloji. Sonuçta sosyal anksiyete hiç iyi bir şey değil ama baba açısından bakarsak işte oğlum bana benziyor, benim oğlum tarzı düşüncelere girmiş olabilir.
Şimdi biraz da Dahmer'ın ergenlik dönemine geçelim.
Ergenlik dönemi neredeyse hepimiz için sıkıntılı bir dönem.
Ve tahmin edeceğiniz üzere Dahmer da ergenlik döneminde epey sıkıntılı zamanlar geçiriyor.
Babasının gözlemine göre Dahmer o yaşlarda sadece fiziksel değil, aynı zamanda postür açısından da bir değişime gitmiş.
Çocukken esnek olan vücudu ergenliğe girmeye başladığında daha da katılaşmaya ve mekanikleşmeye başlamış.
Yürüyüşü bir robotun yürüyüşüne benziyormuş mesela.
Sanki yürümek için tüm bedenini zorluyor gibi.
Hep eliyle oynarmış. Ve çocukluğunda başladığı yalnızlığı ergenliğinde artık zirve yapmış.
Hani damarın çocukluk hali için çok gülmüyor demiştik ya.
Hani çok gülmüyor ama arada gülüyor tabi.
Sonuçta çocuk oyun oynayınca filan gülersin illaki.
Ama ergenliğe girdiğinde tam anlamıyla asık suratlı biri olmuş.
Evde daha sık zaman geçirmeye başlamış.
Bu arada evde de pek bir şey yapmıyormuş.
Oturup bomboş duygusuz bir halde televizyon izliyormuş.
Tüm bunların üzerine insanın şunu sorası geliyor.
Ya bu aile hiç mi fark etmemiş çocuklarındaki bu sıkıntılı durumu?
Ne bir aktivite yapıyor? Ne bir arkadaşı var?
Robot gibi çocuk. Anne zaten kafadan kontak biri.
Bir tık dengesiz bir kadın.
Baba da işkolik. Eve zaten zar zor geliyor.
Ve Damır da bu karanlık döneminde tek başına kendi halinde takılıyor.
Onun akranlarına baktığımızda ergenliğe girdiğinde genelde iki gruba ayrılmışlar.
Bir taraf spora yönelmiş. Bir taraf da öyle nerd dediğimiz takım bu.
Bilime, derslere ya da herhangi bir topluluğa kendini alamış.
Ama Damır'a bakıyorsun iki gruba karşı da hiç ilgisi yok.
Ne o sporcu grubuna girebilmiş ne de o bilim, sanat, sepet grubuna girebilmiş.
Bu hayatta hiç ilgisini çeken bir şey yokmuş.
Bu açıdan babası ve Damar'ı tekrar kıyaslamakta fayda var.
Evet babası da ergenlik döneminde yalnız kalmış birisiymiş.
Ama babada olay şu, babası bu sıkıntısını, bu derdini aşmaya uğraşmış.
Mesela arkadaşları kızlarla takılırmış, gidermiş ve bunu geride bırakırlarmış.
Babasının o an içinde bir şey ukde kalırmış, dert olurmuş.
Ve bu derdi de içten içe çözmek istermiş.
Adam Damar'a benzese de yine bir gayret var.
Oysa Damar'a bakıyorsun hiç...
bir gayret yok. Ürpertici derecede yalnız, kimsesi yok ama sanki kendini değiştirmeye de çalışmıyor.
Kabuğunu kırmak istemiyor gibi.
Damır'ın tuhaf bir çocuk olduğunu ailesi de fark etmiş ki zaten fark etmemek mümkün değil.
Ama bu çocuk ileride çok sıkıntı çıkarır falan diye de düşünmemişler.
Çünkü Damır çok dengesiz bir çocuk da değilmiş.
Mesela öfke krizine girdiğini, etrafı yıktığını veya ağladığını, aşırı kederlendiğini falan görmüyorduk.
Sadece susmuş ve kabuğuna çekilmiş.
İşte sessiz fırtına dedikleri de böyle bir şey zaten.
Ve Dahmer en son 17 yaşında hayatını mahvedecek bir bağımlılık geliştiriyor.
Alkol bağımlılığı. Tabi ailesi de bu durumu fark ediyor.
Dahmer da en son bunlardan gizli alkol tüketmeye başlıyor.
Ve o sırada evlilik açısından kritik bir olay gerçekleşiyor.
Lionel ve Joyce ayrılıyorlar.
Zaten evlilik normal bir evlilik gibi değildi.
Aynı evde yaşayan iki yabancı gibiydiler.
Ama iplerin koptuğu kısım Lionel'ın Joyce'un kendisini aldattığını fark etmesi.
Ve nihayetinde teknik olarak bitmiş bu ilişki artık resmi olarak da bitiyor.
Lionel bu süreçte çok yaşlı bir adam değil ve eli yüzü düzgün sonuçta güzel de bir işi var.
Ve bu ayrılıktan sonra Sherry isminde başlıyor.
Başka bir kadınla ilişkisi başlıyor.
Ve Lionel ayrıldıktan sonra evden ayrılırken Sherry ile beraber kalıyor.
Dahmer da annesiyle beraber kalıyor.
Ve Lionel bir ara evi arıyor.
Hal hatır sormak için. Ama kimseler açmıyor.
Ve baba da en son dayanamayıp evin kapısına geliyor.
Ve kapıyı tıklattığında görüyor ki Joyce evde falan yok.
Dahmer evde tek başına bırakmış.
Dahmer da o sırada bir alkolün dibini vurmuş.
Aynı zamanda eve insanlar da davet etmiş.
Parti vermiş. İlginçtir ki insanlarla bu kadar uzak birinin böyle bir parti verebilmesi tuhaf geldi.
Burada muhtemelen alkolün...
de etkisi var çünkü alkol kaygıyı epey düşüren bir şey.
Hele damarın alkole olan yatkınlığı da muhtemelen buradan geliyor çünkü alkol içtikçe o sosyal hobisinin azaldığını fark ediyor.
Ama ben burada dikkatleri Joyce'a çevirmek istiyorum çünkü bu kadın hangi akla hizmet?
Oğlunu koca bir evde tek başına bırakıyor.
Damarın sıkıntılı bir tip olduğunu ve alkol bağımlılığı geliştirdiğini biliyorsun.
Böyle bir tipte evi boş bulduğunda oturup ders çalışmayacak, alkolün dibine vuracaktır.
Yani podcast boyunca hep babaya yüklendik.
Oysa Joyce'a bakıyorsun kendisi epey başarısız bir anne.
Bu arada damarın alkol problemine geri dönmek istiyorum.
Çünkü damarın böyle yoğun bir alkol bağımlılığı geliştirmesinin sebeplerinden biri de hiçbir şey ilgisinin olmaması ve hiçbir arkadaşının olmaması.
Düşünsene hayatında hiçbir şey yok ve böyle bir hayat inanılmaz sıkıcı olacaktır.
Ve böyle sıkıcı anlarda muhtemelen alkol tüketmek bir nebze olsun keyif katıyordur.
Tabi babanın evde Dahmer'ı tek başına partilerken yakalaması üzerine baba Sherry ile görüşüyor ve karar veriyorlar ki ya biz bu oğlanı en iyisi tek başına bırakmayalım.
Joyce zaten evi terk etmiş.
Biz de en iyisi bu eve yerleşelim.
Ve bu sırada tatsız bir olay yaşanıyor.
Sherry bir gün bakıyor ki yüzüklerinden biri kaybolmuş.
Ve daha sonra ortaya çıkıyor ki Dahmer'ın bir ara eve davet ettiği arkadaşlardan biri bu yüzüğü cebe indirmiş.
Ve Sherry hakkında şunu bahsetmemiz lazım.
Kendisi dominant ve duygusal açıdan da çok derin çok da zeki bir kadın.
Lionel'ın aksine insanları okumasını ve...
anlamasını bilen biri. Hatta bir nevi kendisi için insan sarrafı diyebiliriz.
Ve Sherry bu yüzük davası yüzünden Damar'a kızdığında o an Damar'ın gözünde anlık da olsa o öfkeyi ve vahşeti görmüş.
Ve bunu çok yoğun bir şekilde hissetmiş.
O duygusuz, ketum, robot gibi gözüken çocuk birden o içindeki vahşi acımasız tarafını bildiğini ortaya çıkarmış.
Ve Sherry'de o an hissiyatlar oluşmaya başlamış.
Bu çocuk sıkıntılı bir çocuk ve ileride bir yerde patlayacak.
Damır 18 yaşına geldiğinde ailesi diyor ki biz de en iyisi bu çocuğu diğerleri gibi üniversiteye yollayalım.
Ama Damır gibi birisinin üniversitede pek de başarılı olmayacağını anlamak zor değil.
Sonuçta alkol bağımlılığı var, hiç bilgisi yok, kimsesi yok ve böyle biri de oturup harıl harıl dersine çalışmayacaktır.
Damır'ın ilk dönem not ortalaması 0.45 gibi çok düşük bir değere sahip.
Damır derslerinin çoğuna katılmıyor bile.
Bahane olarak da sabah derslerine yetişemiyorum diyor.
Ama en son üniversiteden atılacak raddeye geldiğinde babası karar...
veriyor ki bu oğlanın okuyacağı falan yok.
O yüzden en iyisi üniversiteden alalım bunu.
Ve bir gün Sherry ile beraber Dahmer'ın kaldığı yurda geliyorlar eşyalarını toplamak için.
Ve o sırada Dahmer'ın oda arkadaşlarıyla tanışıyorlar.
Dahmer'ın arkadaşları kendisi için neredeyse her gece sızana kadar içki içtiğinden bahsediyorlar.
Dahmer'ın sabah ders serini kaçırmasının sebebi de bu.
Çünkü neredeyse her gün geceden kalma bir şekilde uyanıyor.
Ama şöyle bir soru kafanıza gelebilir.
Alkol sonuçta çok ucuz bir şey değil.
Peki Dahmer her gece alkol alacak parayı nerede Şöyle ki yine o da arkadaşları söylüyor bunu.
Damır bir kan alma merkezine gidip orada para karşılığı kan verilmiş ve bu parayla da alkol alırmış.
Hatta bir ara bu kan verme işini o kadar abartmış ki o merkezde çalışan insanlar Damır'ın mekana girişini yasaklamış.
Artık daha fazla kan verme diye.
Tabi ailesinin de tepesi atmış durumda ve Damır'a artık iki seçenek sunuyorlar.
Demek ki senin okuyacağın yok o zaman şu ikisinden birini seçeceksin.
Ya paşa paşa bir işe girip çalışacaksın ve paranı kazanacaksın ya da askere gideceksin.
Ve 6 ay boyunca evden uzak bir şekilde o askerlik eğitimini alıyor.
6 ay bittiğinde izin vakti evine uğruyor ve bu sırada ailesi Dahmer'da ciddi bir şeylerin iyi yönde değiştiğini fark ediyor.
Saç kesimi olsun tıraşı olsun daha bir derli toplu gözükmeye başlamış.
Hatta babası Dahmer'ın otobüsten inme anındaki gülümsemesinden bahsediyor.
Dahmer normalde o kadar gülümsemeyen biri bunu podcast boyunca işledik.
Ama otobüsten inerken bir gülümsemiş kendisi babasını görünce.
Babası da şaşırmış tabi bizim oğlan ne güzel gülümsüyor diye.
Ama daha sonra Dahmer'ın üstünde bir koku almış.
Alkol kokusu. Ve Dahmer'ın gülümseme sebebi de öyle babasını gördüğü için veya hayata karşı mutlu olduğu için değil, alkolün verdiği çakır keyif bünyeye zuhur edince anlık bir keyif gelmiş adama.
Ve buradan anlıyoruz ki Dahmer'ın alkol bağımlılığı halen devam ediyor.
Askere gitmesine rağmen. Ama Dahmer'ın bu süreçte sadece fiziksel değil aynı zamanda karakter açısından da geliştiğini söyleyebiliriz.
Mesela eve döndüğünde ev işlerine daha çok yardım etmeye başlamış, daha konuşkan, daha canlı biri oluvermiş.
Sonuçta bu Damır'ın evi ziyareti adı üzerinde bir ziyaret.
Askerliğe geri dönmesi gerekiyor.
Damır askerliğe gittikten belli bir süre sonra eve bir mektup geliyor.
Mektup askeriyeden ve çok da tatsız bir mektup.
Mektupta Damır'ın askerlikten atıldığı anlaşılıyor ve atılma nedeni de alkol bağımlılığı.
Tabi bunun üzerine Damır eve dönünce yine kıyamet kopuyor ve babası en son...
Karar veriyor ki anlaşılan biz bu çocukla aynı evde geçinemeyeceğiz.
En iyisi bu çocuğu babaanneye yollayalım.
Babaanne kendi halinde yaşayan Dindar mülayim bir kadın.
Bu çocukla herhalde daha iyi anlaşır bizle anlaştığından.
Ve ardından Damır babaannesiyle yaşamaya başlıyor.
Tabi Damır'ın bu süreçte keyfi yerinde çünkü babaannesini kandırması daha kolay.
Gizli gizli alkol içtiğinde bunu babaannesinin fark etmesi zor yaşlı başlı kadın.
Ama Lionel'ın evinde bunu yapsa ya Sherry ya da baba fark eder bunu.
Tabi babaanne her ne kadar yaşlı başlı bir kadın olsa da Damır gibi birini...
tüm o işlediği suçları babaannesinden gizlemesi mümkün değil.
Ki bir ara bunlardan biri açığa çıkıyor.
Babaannesi Damır'ın odasını temizlerken bir bakıyor vitrin mankeni çıkıyor karşısına.
Bir tane vitrin mankeni çalmış.
Hemen bu durumu babaannesi Lionel'a söylüyor.
Lionel bu meseleyi kafasında çok büyütmüyor.
Tabi kızıyor Damır'a ama o kadar da üzerinde durmuyor.
Üzerinde duran kişi ise Sherry.
Sherry fark ediyor ki 20'li yaşlarda bir çocuğun alışveriş merkezinden bir vitrin mankeni çalması ve odasında bunu bir süre saklaması hiç de normal bir şey değil.
Böyle bir çocuğun zihninde ters giden bir şeyler illaki var.
İşin ilginç tarafı ne biliyor musunuz?
Bunu Lionel'ın değil de Sherry'nin fark etmesi.
Sherry daha Dahmer'ı birkaç senedir tanıyor.
Ama o bile fark ediyor ki bu Dahmer'da ciddi sıkıntılar var.
Ve bunu fark edenin Lionel'dan ziyade Sherry olması da ilginç.
Lionel yine olaylara gözünü kapamış.
Bu arada babaanne Dahmer'ın odasında sadece vitrin mankeni bulmuyor.
Bir gün bildiğiniz silah buluyor.
Hemen tabii Lionel'a söylüyor bu durumu.
Lionel yine kızıyor. Oğluna neden silah aldın falan filan diye.
Ama yine çok üzerinde durmuyor bu meselenin.
Damır ve babaanne arasına geçen tuhaf olaylardan biri de şu.
Babaannesi bir gün gece vakti üst kattan alt kata inerken Damır babaannesine bağırıyormuş.
Babaanne inme aşağı çıplam diye.
Kim bilir ne yapıyor. Belki eve erkek atmıştır ki arada Damır eve erkek atıyordu zaten.
Damır bir homoseksüel ve babaannesinde kaldığı süre boyunca sarhoş ettiği erkekleri eve atmak gibi bir alışkanlığı da varmış.
Hatta daha sonra fark ediyoruz ki Damır bu erkekleri sadece sarhoş etmiyor aynı zamanda alkollerini hap atarak bildiğin onları uyuşturuyor.
Babaannesi bir gün evin depo kısmından iğrenç kokular geldiğini fark ediyor.
Ve gidip Lionel'a bu durumu söyleyince Lionel apar topar gelip bu depoyu inceliyor.
En son açığa çıkıyor ki Dahmer bazı tavuk parçalarını asite maruz bırakarak kemiklerini izole etmiş.
Baba da sorunca oğluna neden böyle yapıyorsun diye Dahmer cevap vermiş ki sadece merak ediyorum filan.
Ayrıca babaanne bir gün Dahmer'ın odasında tahma ayini için eşyalar, sunak veya şeytani eşyalar buluyor.
Ayrıca şeytanın incili isminde satanizm felsefesini anlatan bir kitabı da buluyor.
Damar'ın babaannesine kıyasla Hristiyan biri olmadığı ve dini şüpheler taşıdığı çok bariz.
Ama okuduğu o satanizm kitabı kendisi için çok tehlikeli bir kitap.
Bu kitap özünde bireyciliği savunan ve bir kişinin hiçbir kurala veya otoriteye bağlı kalmadan canı ne istiyorsa onu yapmasının önünü açan bir kitap.
Bolca Nietzsche ve Ayn Rand esinlenmesi var ve özünde bireyciliği kişinin kendi yolundan gitmesini savunan bir kitap.
Ama Damır söz konusu olunca bu kitap çok tehlikeli.
Çünkü Damır'ın amacı veya Damır'ın gitmek istediği yol öyle dünyayı kurtarmak, iyilik yapmak falan değil.
Vahşi ve cani arzuları var.
Ve böyle biri kurallara bağlı kalma, kendi yolundan git diyen bir kitabı benimserse işte o zaman tehlikeli şeyler ortaya çıkacaktır.
Babasının ise Damır'ın babaannesiyle yaşadığı tüm bu sıkıntılar üzerine yaptığı yorum şu.
Evet benim oğlan sıkıntılı, hiç de normal biri değil.
Ama nihayetinde zararı kendisine.
Alkol içer kendisine zarar verir.
Tek başına takılır kendisine.
Yani ben bu çocuğun ileride başkalarına zarar vereceğini düşünmüyorum gibi bir teselliye kaptırmış kendisini.
Oysa dikkatli bakınca alkol bağımlısı olan, silah taşıyan, manken çalan birinin ileride illaki birilerine zarar vermek isteyeceği de bariz gözüküyor.
Damır babaannesinin evinde epey bir zaman geçiriyor.
Ama 28 yaşına geldiğinde artık babaannemle kalamam kendi evime geçeyim diye bir talepte bulunuyor.
Ve işte Damır'ın asıl felaketlerinin başladığı kısımda ayrı bir eve çıkmasıyla başlıyor.
Damır eve taşındıktan ve yalnız yaşamaya başladıktan kısa bir süre sonra feci bir olay patlak veriyor.
Damır'ın 14 yaşındaki bir çocuğu istismar ettiği ortaya çıkıyor.
Damır çocuğu bir yerde görmüş ve demiş ki ben bir fotoğrafçıyım ve eğer benim evime gelir ve fotoğraf çektirirsen sana 50 dolar vereceğim.
Çocuk da kabul etmiş ardından Damır'ın evine geçmişler.
Daha sonra Damır bu çocuğa bir içecek vermiş ve o içeceğin içine de uyuşturucu bir hap atmış.
Çocuk uyuduğunda da istismarı gerçekleştirmiş.
Hani biraz önce bahsetmiştik ya babası diyordu Damır'a...
Benim oğlum işte ne yaparsa kendine yapar, zararını kendisine verir.
Al bak insanlara da zarar verebiliyor gayet ki bunun olacağı belliydi zaten.
Damır yine böyle bir olayı ucuz atlatıyor sayılır.
Bu süreçte kefaletin ödenmesiyle Damır serbest kalıyor.
Ve bu olay hakkında babasıyla görüştüklerinde babasına sadece soğuk ve duygusuz bir şekilde üzgünüm diyormuş.
Hani öyle bir üzgünüm diyor ki...
O kişinin üzgün olma ihtimali yok.
Robotik bir şekilde üzgünüm kelimelerini tekrar ediyormuş.
Hatta bahane uydurmuş işte çocuğun yaşını bilmiyordum diye.
Oysa bu da bir yalan. Çocuk başta Damır'a yaşını söylemiş.
Bu olay tabi ciddi derecede büyük bir olay ve aile düşünüyor ki bu Damır yalnız bırakmaya pek gelmez.
Aile eve taşınmak hiç de buna yaramadı.
O yüzden en iyisi babaannesinin evine geri dönsün.
Damır babaannesinin evine döndükten sonra babası bir gün ziyarete geliyor.
Ve o sırada Damır'ın odasında kapalı kilitli bir kutu buluyor.
Ve merak ediyor ve Damır...
soruyor bu kutuda ne var diye.
Damır da hemen heyecanlanmaya başlıyor.
Ya baba bırak onu işte açmayacağım filan demeye başlıyor.
Tabi babası hemen işkilleniyor bu durumdan.
Biliyor ki o kutunun içinde sakat bir şeyler var.
Babası zorla kutuyu elinden alıp kırarak açmak isterken Damır en son diyor ki baba dur açma ben açacağım sana içinde zaten erotik dergiler var.
diyor. Ardından kutuyu üst kata götürüp açıyor.
İçindekini çıkartıp onun yerine erotik dergileri koyuyor ve babasına kutuyu açılmış bir halde geri getiriyor.
Babası da bakıyor evet erotik dergiler var.
Çok da meseleyi büyütmeden kapatıyor.
Peki soru şu. O kutunun içinde aslında ne vardı?
İnsan kafası vardı. Damar o sıra insan öldürmeye başlamıştı ve kurbanlarının bedenlerini parçalara ayırıp onları saklamayı da seviyordu.
Yukarı gidip kutuyu açarken o insan kafasını kutudan dışarı çıkarıyor, yerine erotik dergileri koyuyor ve babasını da böyle kandırıyor.
Baba tabi yine bu süreçte hiç ayıkmamış durumu.
Hatta oğlunun gidip üst kata çıkıp o kutuyu kendi açmasına izin vermemesi gerekiyordu.
Çünkü tabi ki oğlan yukarı çıktığında kutunun içindekini başka bir şeyle değiştirebilir.
Ve eğer bunu fark etseydi ve kutuyu kendi açsaydı orada o insan kafası...
kafasını görseydi muhtemelen şu an birçok canı da kurtarmış olacaktı.
Damır babaannesinde bir süre kaldıktan sonra tekrardan ayrı eve geçmek istiyor.
Ve bu sefer Oxford Apartmanı adında 213 numaralı daireye taşınıyor.
Ve bu daire Damır'ın o meşhur cinayetlerinin çoğunu işlediği daire.
Babası bir gün Damır'ın evini ziyarete geliyor ve bazı tuhaflıklar fark ediyor.
Mesela bu küçücük evde bir derin dondurucu var.
Hemen oğluna soruyor. Oğlum zaten tek başına yaşıyorsun.
Yemeklerini buzdolabına koyarsın zaten.
Derin dondurucuyla ne işin var?
Damır da yalan atıyor. İşte kasaptan ucuz etler alıyorum zamanında.
Daha sonra onları sak... Derin dondurucuda.
Böylece para biriktiriyorum filan diyor.
Oysa açık ara kolpa.
Dahmar'ın bu küçücük evde ve tek yaşayan haliyle bir derin dondurucu sahibi olmasının nedeni öldürdüğü kurbanların bedenlerini derin dondurucuda saklaması.
Ve böylece o çürüme sürecinin önüne geçmesi.
Babası tuhaf bir şey daha fark ediyor.
Evin kapısında çok fazla kilit var.
Ve yine Dahmar'a soruyor. Niye bu kadar kilide ihtiyaç duyuyorsun diye.
Dahmar da bu sefer fena olmayan bir yalan söylüyor.
İşte hırsızlar çok fazla bu muhitte.
O yüzden kendimi korumak için fazlasıyla kilit taktırdım.
Ki bu kısımda bir tık haklı olabilir çünkü gerçekten kaldığı muhit tekinsiz bir muhit ve hırsızlarda gayet var.
Ama Damır'ın yine buradaki motivasyonu hırsızlardan filan sıyrılmak değil evine aldığı kurbanların kaçmasını zorlaştırmak.
Kurbanını evine alıyor daha sonra o kapıyı öyle bir kilitliyor ki kurbanı kaçmaya çalışırsa o kilidi açana kadar Damır zaten onu yakalar.
Dediğim gibi Damır cinayetlerinin bir çoğunu bu evde geçiriyor.
Genelde klaptan veya bir paptan bulduğu erkeği evine getiriyor.
Daha sonra evde ona ikram ettiği içkisine ilaç katıyor, bayıltıyor ardından öldürüyor.
Tabi öldürmenin sonrasında vücut parçalaması olsun, iskeletleri saklaması olsun çok daha iğrenç şeyler de yapıyor.
Yani bu ev birçok insan için hatta birçok aile için bir cehennem bir nevi.
Şükran gününde babası demiş ki sen de babaannenin evine gel hep beraber bir kutlama yapalım.
Ve Sherry, Lionel, babaanne ve Damır evde buluşmuşlar.
Babası bu sefer kamerayı almış ve ev halkını kameraya çekmeye başlamış.
Hani yapmayı severler ya böyle aile ortamlarında sanki röportaj yapıyormuş gibi ev halkını çekerler.
Lionel da tıpkı böyle bir şey yapmak istemiş.
Ve en son oğlu Damır'la kamerada bir röportaj yapıyormuş.
Böyle basit bir şekilde. Ve o kayıt anında ara sıra Damır'ın eviyle ilgili sorular soruyormuş.
İşte kaldığın apartmandan memnun musun?
Evinde neler var tarzı soruyor.
Birkaç sene sonra tüm bu olaylar açığa çıktığında ve Dahmer hapse girdiğinde babası bu kaydı tekrar seyretmiş ve oğlunda şunu fark etmiş.
Oğlu kayıt sırasında ne zaman ev veya apartman lafı geçerse ayağını bir tik gibi oynatıyormuş.
Sanki fiziksel bir refleks gibi ev kelimesine karşı çok hassasmış.
Buradan neye varıyoruz? O ev onun için o kadar ayrı ve özel bir konumda ki ve ev kelimesi geçince o yaptığı iğrenç şeylerden muhtemelen aldığı zevkler aklına geliyor ki vücudu bir refleks gösterip ayağını oynatıyor.
Sene 92, Dahmer bu ara 32 yaşında.
Lionel eşi Sherry ile beraber huzurlu bir hayat yaşıyor sonunda.
Ve eşi Sherry ile gayet de iyi anlaşıyor.
Önceki ilişkisine kıyasla.
Ama bir gün gece yatarken Lionel'a bir telefon geliyor.
Ciddi bir sesle, Dahmer'ın babası siz misiniz ben bir dedektifim diyor.
Lionel da heyecanlı heyecanlı evet benim ne oldu diye cevap veriyor.
Dedektif diyor ki... Bir cinayet davası soruşturuyoruz.
Babası tabi hemen korkmaya başlıyor.
Ne oldu oğlum öldü mü yoksa diyor.
Çünkü cinayet davası ve oğlu yan yana gelince düşünüyor ki biri oğlumu katletti.
Oysa... İşler hiç de beklediği gibi değil.
Cinayet davasında bu sefer katil olan oğlu ve o birilerini katletmiş.
Hem de feci şekilde. Lionel daha sonra emniyete filan gittiğinde ve tüm olayların detaylarını öğrendiğinde ilk başta kabullenemiyor.
Benim oğlum yapmaz öyle şeyler filan deyip bir paranoya haline giriyor.
Çünkü oğlu üzerinde düşünüyor ki bebekliğinden gençliğinden o olgunluğuna kadar çok pasif çok düşük özgüvenli hatta izik diyebileceğimiz bir tip.
Böyle bir kişi nasıl olur da insan öldürebilir diye bir soru soruyor kendisine.
Muhtemelen oğlundaki bu pasiflik onu bir cinayet zanlısı yapmaktan ziyade bir cinayet kurbanı yapardı diye düşünüyor.
Oysa olaylar çok farklı.
Babası daha sonra ister istemez bu olayı sindirmeye başlıyor ve gerçeği görüyor.
Oğlu bir seri katil hatta dünyanın gördüğü en azılı en acıması seri katillerden biri.
Birkaç kişiyi öldürmüş ve daha sonra bunların vücutlarına iğrenç şeyler yapmış.
Ve bunu öğrendikten sonra Lionel ne yapıyor peki?
Duygusuz bir hale bürünüyor.
Daha sonra çalışmaya gidiyor.
Hani podcast'in başında bahsediyorduk ya.
Lionel ilk karısıyla kavga ettikten sonra bir kaçış aracı olarak kendini laboratuvara atardı diye.
Burada da yine benzerini yapıyor. Olaylar karşısında düşünmeyi bırakıyor artık.
Duygusuz bir şekilde işine gömüyor kendisini.
Lionel bu sırada oğlu hakkında çevresine gizlediği bilgileri düşünüyor.
Mesela oğlunun bir homoseksüel olduğunu, pornografiye bağımlı olduğunu veya bir çocuk istismarı gerçekleştirdiğini filan çevresindeki herkesten gizlemiş.
Ama bunu gizlemesi mümkün değil.
Oğlunun seri katil... olduğunu asla gizleyemez çünkü tüm haber kanalları artık oğlunu gösteriyor.
Ve bu kötü şöhretten illaki Lionel da nasibini alacak.
Lionel en son eve geldiğinde Sherry de tabi tüm bu olayları haberlerden filan öğrenmiş.
Sherry ile beraber bu oğlunun haberlerini izleyince Lionel en son bir iç çekiyor ve diyor ki umarım bir gün bunlar biter ve biz de rahatça yaşarız.
Ama Sherry ona bakıp söylüyor ki bunlar asla bitmeyecek.
Ne demiştim Sherry için? Zeki ve duygusal açıdan olgun bir kadın ve böyle büyük bir olayın asla peşlerini bırakmayacağını bal gibi de biliyor.
Yıllar geçse bile bu seri katil olayı halen konuşulmaya devam edecek ve işin ucu illaki aileye yani Lionel ve Sherry'e de dokunacak.
Bu arada Joyce kayıplarda kitapta Lionel Joyce'dan hiç bahsetmiyor bu süreçte ama bahsetmeyi unuttuğumuz bir kişi var.
O da babaanne. Peki babaanne bu olayları görünce, torununun azılı bir seri katil olduğunu öğrenince ne yapıyor dersiniz?
Anlam veremiyor. Kavramsallaştıramıyor.
Olayın kötülük seviyesi o kadar büyük ki o yaşlı kadının beyninde onu anlayabilecek bir yer yok.
O yüzden böyle uyuşmuş bir halde haberleri izlemiş sadece.
Torununun kötü bir şey yaptığını hissetmiş ama haberlerde geçen şeyleri anlayamamış, kavramsallaştıramamış.
Lionel nihayetinde hapishaneye olduğunu görmeye gidiyor.
Ve tüm bunların üzerine oğlu babasına diyor ki üzgünüm.
Öyle duygusuz bir şekilde üzgünüm diyor ki babası o an anlıyor.
Bu çocuk normal değil. Çünkü tüm bu olaylar üzerine dünyanın en soğuk üzgünüm kelimesini çıkarması aslında hiç de üzgün olmadığını, bu çocuğun acımasız, duygusuz, robotik bir katil olduğunu gösteriyor.
Ama babası, oğlunun tehlikeli biri olduğunu anlamak için epey geç kalmış gözüküyor.
Çünkü Dahmer çocukluğundan gençliğine, oradan da yetişkinliğine kadar çok fazla hata verdi ki bir yerde senin anlaman gerekiyordu bu durumu.
Bu olay sonrası Lionel ve Sherry'de muazzam bir şöhrete kavuşmaya başlıyor.
Ama bu tabii kötü bir şöhret.
Birçok röportaj kanalı durma...
bunlara mesaj atıyor, arıyor.
İşte bizimle röportaj yapar mısınız diye.
Ara sıra Dahmer'ın evine saldırılar düzenleniyormuş bu süreçte ve bu saldırıları yapanlar da genelde siyahiymiş.
Şöyle ki Dahmer'ın kurbanlarının ağır bir çoğunluğunun siyahi olması siyahi komünite tarafından bu cinayetlerin ırkçı bir cinayet olduğu şeklinde algılanıyor.
Ama işin aslı Dahmer'ın cinayetlerinde ırkçılığın payı da pek yok.
Dahmer siyahi insanları seçiyordu çünkü bulunduğu muhitte onlar ağırlıktaydı ve onların da maddi durumu düşük olduğu için işte onlara para verip fotoğraf çekince diye eve atması ve onları kandırması bir tık daha kolaydı.
Babanın tüm bu olaylarda gözlemlediği ilginç bir kısım da var o da şu.
Hayatı boyunca ezik, bildiğin hayalet gibi dolaşan, kimsenin dikkatini çekmeyen bu çocuk artık şu an tüm haber kanallarında yer almaya başlıyor ve dünya çapında bir şöhrete kavuşuyor.
Tabi Dahmer'ın müebbet hapisi alacağı kesin ama yine de bir dava süreci gerçekleşiyor.
Ve bu davaya Dahmer, Dahmer'ın ailesi ve kurbanların da ailesi geliyor.
Çok gergin ve dramatik bir ortam var karşımızda.
Bu dava sürecinde Dahmer kurbanlarına yaptığı her şeyi detaylarıyla anlatıyor.
Ve tabi Lionel da tüm bunları dinlemek zorunda.
Ve kurban yakınları da bir konuşma yapıyor.
Hayatını kaybeden o kişinin aileleri için ne kadar önemli olduğundan bahsediyor.
Hatta aralarından öfke krizi yaşayan bile oluyor.
Şimdi biraz da Dahmer'ın psikolojisini...
İncelemeye çalışalım. Bir kere kendisinin bir dominasyon, bir domin etme arzusu var.
Ve kurbanlarını bayıltarak daha sonra onları vücuduyla oynayarak bir nevi o dominasyon arzusunu tatmin etmeye çalışmış.
Ama dominasyondan ziyade bence Damır'daki asıl mesele terk edilme korkusu.
Şöyle ki hayatı boyunca hiçbir yakın arkadaş ilişkisi kuramamış birinden bahsediyoruz.
Ve böyle biri ne kadar içe dönük olursa olsun insan yakınlığı isteyecektir.
Ama Damır'a bakıyorsun soğuk ve rahatsız edici bir tavrı var.
kurması çok zor. Bir de bunlar sapkın düşünceleriyle birleşince en son düşünmüş ki benim bu kişileri öldürmem lazım yoksa onlar beni terk edecek.
Ama burada şöyle bir çelişki var.
Yakınlık kurmak istediğim bir kişiyi öldürünce bu sefer de dünyayı terk ediyor.
Ama Damır burada şöyle düşünüyor.
Her ne kadar bu kişiyi öldürsem de bedeni benimle kalacak.
Ve o bedenini, iskeletini muhafaza ettiğim sürece halen onunla bir yakınlık kurabileceğim ve en azından bedeni beni terk etmemiş olacak.
İşte böyle sapkın bir psikolojisi var kendisinin.
Damır Hapse girdikten sonra babası yine bir gün onu ziyarete geliyor.
Ve bu sırada oradaki yetkililer insanlardan Damır'a gelen mektupları babasına teslim ediyor.
Ve babası da bu mektupları okuyor.
Mesela bazı mektuplar kadınlardan gelen aşk mektuplarıymış.
İşte sevgilim, canım, ben sana aşığım filan yazıyormuş Damır'a karşı.
Mesela bir kadın Damır'a şunu yazmış.
Seninle cennette kavuşmayı umuyorum.
Hani Damır kadar sıkıntılı bir psikolojisi olması lazım böyle bir şey yazabilmesi için.
Tabi bunlar dışında Damır'a seni anlıyorum, seninle empati kurabiliyorum.
Birbirimize benziyoruz şeklinde mesajlar da gelmiş.
Dahmer'ın hapishanede sevdiği bir aktivite varmış.
Hapishane kütüphanesinde kitap okumak.
Ve kendisi bu dönemde özellikle din ve evrim teorisi arasındaki ilişkilere dair kitaplar okumaya başlamış.
Şöyle ki Dahmer başlarda dindar biri değildi ve dinden uzak kalmasının sebeplerinden biri de evrim teorisiydi.
Oysa hapishanede okuduğu kitaplar din ve evrim teorisini birleştiren veya evrim teorisini çürütmeye çalışıp dini savunan kitaplarmış.
Ve Dahmer en son bu kitaplar sonucu Hristiyan olmaya karar veriyor.
Hatta vaftiz oluyor. Damır'ın dine geçmesinde, Hristiyanlığı kabul etmesinde samimi olup olmadığını tam bilmiyoruz açıkçası.
Çünkü benim biraz şüphem var.
Şöyle ki Damır zaten hapishanede herkes tarafından nefret edilen bir tip.
Özellikle siyahiler onu öldürme planı yapıyor.
Ve Damır da hayatta kalabilmek ve biraz da kendini ortama ısındırabilmek için Hristiyanlığı kabul etmek istemiş olabilir.
Damır'ın ne kadar iğrenç şeyler yaptığını fark eden mahkumlar bir sorumluluk hissediyor kendisinde.
Benim bu kişiyi öldürmem lazım diye.
Ve Damır hapishaneye girdikten 3 sene sonra bir mahkum...
Hüküm tarafından katlediliyor.
Babası Damar'ın ölüm haberini alınca üzülüyor.
Ama babasını asıl üzen şey Damar'ın ölmesinden ziyade Damar'ın...
iyi biri olmaya çalışırken ölmesi.
Çünkü babasına göre Damır dindar biri olurken samimiydi.
Gerçekten pişman duymuştu hatalarından ve dindar biri olmayı seçmişti.
Oysa biraz eskileri hatırlarsak Damır'ın o tüm cinayetleri işledikten sonra babasına duygusuz bir şekilde üzgünüm demesi ve o üzgünüm kelimesinin altında hiçbir samimiyet barındırmaması gibi belki de dindar olmasında da bir samimiyet
yoktu. Ama babasına göre dediğim gibi Damır gerçekten de pişman olmuş ve din yolunu seçmiş.
Kitabın sonlarına doğru babası şöyle bir cümle kuruyor.
O şu an tanrısıyla birlikte.
Yani cennette.
Şöyle ki eğer cennet ve cehennem varsa Damır cennete gitmiş midir?
Yani pek zannetmiyorum.
O zaman klişeyle bitirelim.
Orasını Allah bilir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
