
Bazı Tesadüfler Sana da Fazla "Anlamlı" Gelmiyor Mu?
12 Haziran 2026 · 22 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Zihinsel ve bedensel iyi oluş yolculuğunda, anlaşıldığını hissettiğin alan Terappin yanında. PORTAL25 koduyla ilk seansın 2026 sonuna kadar %25 indirimli! #AnlaşılmakİyiGelecek
Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içerir.
Transkript
Terepin portalla yansımayı sunar.
Başınızdan hiç uçuk saçık diyebileceğiniz bir tesadüf geçti mi?
Ben yıllar önce anlamakta zorlandığım bir tesadüf yaşamıştım.
O gün nedense ilkokul öğretmenimi düşünüyordum.
Ve hani uzun bir süredir ilkokul öğretmenimi düşünmemiştim.
Hiç de sık düşündüğüm birisi değildi kendisi.
Ama işte o gün düşünesim gelmişti.
Ve gün içinde AVM'de dolaşırken öğretmenimle karşılaştım.
O an bu denk geliş bana çok mistik hissettirmişti.
Çünkü aşırı uç iki ihtimal örtüşmüştü.
Benim öğretmenimi düşünme ihtimalimin enderliği.
O an öğretmenle karşılaşma olasılığımın ufacıklığıyla kesişince sanki simülasyonda gibi hissetmiştim.
Hayatınızı kurcalayın, emin olun sizin hayatınızda da böylesine akıl almakta zorlandığınız tesadüfler vardır.
Rüyanızda uzun süredir görüşmediğiniz bir arkadaşınızı görür, uyandığınızda o kişiden mesaj alırsınız mesela.
Veya bu kadar dramatik olmasına da gerek yok.
Arabada gidiyorsunuzdur ve canınız bir şeye sıkkındır.
O an radyoyu açarsınız ve rastgele çalan şarkı tam da sizin hislerinizle örtüşüyordur.
Sanki şarkı sözleri size ve o anki ruh halinize yazılmış gibidir.
Böylesine tesadüflere denk gelmek insana karmaşık hissettirir.
Karmaşık diyorum çünkü güzel hissettirmesinin yanında bir nebze ürperti de eşlik eder.
Evren, tanrı, enerji veya artık neye inanıyorsanız.
O şey tarafından ciddiye alındığımızı zannederiz.
Bir gücün bizi dinleyip karşılık verdiğini sanırız.
Bu deneyimin tekinsiz bir tarafı da vardır.
Nasıl ki evrenin bize karşı kayıtsız olma ihtimali ürpertici ise evrenin bizim tüm düşüncelerimizi dinlediği fikri de ürpertir.
O saatten sonra yaşadığımız deneyime tesadüf demeye dilimiz varmaz.
Tesadüften daha büyük, daha yüce bir şeyin içindeymişiz gibi hissederiz.
Dindar olanlar bu duruma tevafuk der.
Tevafuk yani tesadüften ziyade Allah'ın sana kasıtlı olarak gönderdiği bir mesaj.
Carl Jung ise bu durum için eş zamanlılık ifadesini kullanır.
İngilizcesiyle synchronicity.
Ve Jung belki de dünya üzerinde bu anlamlı tesadüfler kavramını en çok irdeleyen kişilerden birisidir.
Bu podcastimizde Jung ve eş zamanlılık kavramından bahsedeceğiz.
Hazırsak başlayalım. Geçenlerde Sopranos dizisine başladım ve bir baktım ki ana karakter Tony Soprano da benim gibi terapiye gidiyor.
Bu da bir nevi tesadüf. Gerçi Soprano'nun terapi deneyimi pek iyi geçmese de kendi adıma konuşursam terapi almak hayatımda verdiğim en doğru kararlardan birisi diyebilirim.
Kaygı bozukluğum ve saplantılı zihin yapımın her seans sonrası bir nebze düzeldiğini hissediyorum bu süreçte.
Ve sizlere hem şahsen kullandığım hem de bu bölümümüzün sponsoru olan terapinden bahsetmek istiyorum.
Terapin sizlerin ruhsal, bedensel ve zihinsel ihtiyaçlarınıza yönelik iyi oluşunuzu.
Bünyesindeki uzmanların desteğiyle sağlayan bir dijital sağlık platformudur.
Bütünsel iyi oluşu ele alan terapin platformunda sizi sadece klinik psikolog değil, diyetisyen, fizyoterapist ve spor eğitmenlerinden de oluşan 600'e aşkın uzman kadrosu karşılıyor.
Terapin platformuna mobil veya web üzerinden kolaylıkla erişebiliyorsunuz.
Online temelli bir platform oluşu sayesinde esnek saatlerden dilediğinizi seçebiliyorsunuz.
Eğer kişisel gizliliğiniz konusunda hassassanız platformu anonim olarak kullanabiliyor.
Kameranız kapalı bir şekilde seanslara katılabiliyorsunuz.
en uygun olanı seçebiliyor ve her bütçe uygun paketlerden devam edebiliyorsunuz.
Sizin için bir indirim kodumuz da bulunmakta.
Portal 25 koduyla terapinde ilk seansınız 2026 sonuna kadar %25 indirimli.
Terapine dair link ve indirim kodumuzu bu bölümün açıklama kısmına bıraktım.
Şimdi kaldığımız yerden devam edelim.
Önce şu soruyu cevaplamaya çalışalım.
Jung neden büyüleyici tesadüflere eş zamanlılık demeyi tercih etmiştir?
Garip bir ifade sonuçta ve ilk duyduğumuzda kulağımızı tırmalıyor biraz.
Ama işin aslı eş zamanlılık tabiri.
Böylesine durumlar için kullanılabilecek en güzel ifade.
Tesadüf dediğimiz şeyler iki ayrı zaman boyutuna sahiptir.
Birisi senin içinde akan zaman.
Diğeri de dışarıda akan zaman.
Mesela benim o an öğretmenimi düşünmem kendi zamanımda ve deneyimimde hissettiğim bir şeydir.
Bunu dışarıya aktarmamışımdır.
Ama benim haricimdeki dünyada kendini has bir zamanla akar.
Öğretmenimin o gün AVM'ye gelesinin tutması gibi.
Ve eş zamanlılık birbirlerinden kopuk gözüken bu iki zaman akışının üst üste denk gelmesi, senkronize olmasıdır.
Öğretmenimi düşünmem ve sonrasında öğretmenimle karşılaşmam gibi.
Bir şartımız da var tabii. Bu iki zaman akışının oldukça ender olasılıklarla birbirleriyle buluşması gerekir.
Örneğin ben benimle aynı mahallede kalan yakın arkadaşımı düşünsem ve sokağa çıktığımda onunla karşılaysam buna tesadüf demem.
Çünkü olasılığı gayet yüksek bir durumla karşılaşıyorumdur.
Yakın arkadaşımı düşünmem normaldir.
Onunla aynı mahallede kaldığım için rast gelmem de oldukça normaldir.
Bir şeye tesadüf dememiz için iki ender olayın rast gelmesi gerekir.
Senede bir iki defa düşündüğüm öğretmenimle Kocaşehir'de denk düşmek buna bir örnektir.
Eş zamanlılığın temelini anladık.
İki tane gerçekleşmesi düşük ihtimal var.
Biri içsel ve diğeri dışsal.
Ve neden tesadüflerin büyüleyici hissettirdiğini de anlıyoruz bu sayede.
Çünkü içsel ve dışsalın örtüşmesi bizi sanki evrene yön verdiğimizi zannettirir.
O an düşünce gücüyle evrene etki edip ondan bir tepki gördüğümüzü sanırız.
Bizdeki ana karakter sendromunu besler tesadüfler ki bu gayet anlaşılır bir durumdur.
Şöyle ki bizler bu hayatta başımıza gelen olaylara nedensellikle bakmaya meyilliyiz.
Sağlığımız mı bozuldu? O zaman kendimize iyi bakmamışızdır.
Başarısız mı olduk? Tembellik yapmışızdır.
Hiçbir şeye motivasyonumuz kalmadı mı?
O zaman dopamin sistemimizi bozmuşuzdur.
Başımıza gelenlere nedensellikle bakmak yadırganacak bir durum değildir zaten.
Bu nedenselliği kurtararak hatalarımızdan ders çıkarır, kendimizi geliştiririz.
Fakat tesadüfler bu nedenselliği kırıp parçalayan bir tabiatadır.
Tesadüflerin nedenini bulamazsın.
Nedensizlikleridir onları bu kadar özel kılan.
Tesadüfleri bilimle, matematikle, olasılıkla açıklamaya çalışmak o büyüyü öldürür.
Milyonda bir, yüz milyonda bir gerçekleşen bir olasılık seni bulsun.
Yine de bu olasılığın matematiksel hesaplamasını duymak istemezsin.
Kendi zihninde bu tesadüfe atfettiğin enderlik sana yeter de artar bile.
Daha dramatik seçenek bu tesadüfleri özel bir güce atfetmek veya kendimizi özel bir insan olarak görmektir.
Ne demiştik? Eş zamanlılık temelde bizim ana karakter sendromumuzu besler.
Önemli birisiymiş gibi hissetmemizi sağlar.
Ama bunu yaparken haddimizi aşmamızı engelleyecek ince bir ayarı vardır.
Tesadüfler biz istediğimiz anda gerçekleşmez.
Beklemediğimiz anda gerçekleşir.
Olayı budur. En beklemediğimiz anda rastlantılarla karşılaşırız.
Eğer bir insan canı istediği zaman bu rastlantıyı yaratabilseydi peygamberliğini ilan ederdi.
Mucizeler yapardı. Şimdi biraz eş zamanlılık versiyonlarından bahsedelim.
Hiç hayatın size yanlış bir şey yaptığını hissettirdiği zamanlar oldu mu?
İngilizcede gut feeling denilen bir kavram vardır.
Kısaca sezgilerimiz demektir bu kavram.
Gut normalde bağırsak anlamına gelir.
Peki bağırsağımızla sezgilerimizin ne alakası var?
Hoşlandığınız kişiyle buluşurken karnınızın içinde kelebekler uçuşuyormuş gibi hissettiniz mi hiç?
İçinizde tatlı bir kıpırtı bir heyecan vardır bu anlarda.
Veya bir şeylerin ters gideceğini hissettiğimiz zaman bunun tam tersi bir his yaşanır.
İçimizde kötü bir şeyler hissederiz.
Ve bu hissin geldiği yer, öncekinde olduğu gibi karnımızdır, içimizdir.
İşte God Feeling de karnımızın içindenmiş gibi hissettiğimiz sezgiler anlamına gelir.
Bu kavramdan bahsetmek istedim çünkü tesadüf türleriyle God Feeling konsepti arasında bir bağ var.
Önce ilk tesadüf türümüz olan tehlike sinyali tesadüflerinden başlayalım.
Diyelim ki biriyle buluşacaksınız.
Hadi date olsun adı. Hazırlandınız ve çıkıyorsunuz evden.
Ve bir baktınız ki otobüsü kaçırmışsınız.
Durakta beklerken fark ediyorsunuz telefonunuzun şarjı da bitmiş.
Ve bir de üstüne üstlük yarım saat önce yediğiniz yemekten ketçap bulaşmış üstünüze.
Aksilikler ardı arkasına sıralanmış.
Ve o an sanki evrenin size gitme dediğini hissediyorsunuz.
Sonuçta o kadar aksiliğin ardı arda gelmesi tesadüf olamaz.
Belki de buluşacağınız kişi size o kadar de iyi gelmeyecek.
Hatta hayatınızı mahvedecek.
İşte tehlike sinyali tesadüflerine bir örnektir bu durum.
Bizler arda arda aksilikler yaşadığımızda...
tüm bu aksiliklerin birbirleriyle bağlantılı olduğunu düşünmeye yatkınızdır.
İnandığımız değerlere göre bu aksilikleri yorumlama şeklimiz değişir.
Dindar birisi Tanrı beni cezalandırıyor veya şeytan benimle uğraşıyor diyebilir.
Çekim yasasına inanan birisi negatif frekanslar yaydığı için aksilikleri çektiğini düşünebilir.
Özetle kötü tesadüflerin peş peşe başımıza gelmesi, bize yürüdüğümüz yolun ve yaptıklarımızın yanlış olduğunu hissettirir.
O aksilikleri evrenin rastgeleliği sonucu gerçekleşen nadir olasılıklarmış gibi görmek yerine yaptığımız yanlış İkinci bir tesadüf türü de bunun tam tersi gibidir.
Doğrulama yanlılığı tesadüfü.
Geçin internette bir video gördüm.
Bir kız hava bulutlu ve oldukça kapalı iken Allah'a dua ediyor.
Ve Allah'tan eğer duasını kabul edecekse kendisine bir sinyal göndermesini diliyordu.
Bu sırada kendisini de videoya alıyordu.
Duasını ettikten sonra gökyüzünde bir şimşek sesi duyup bu sesi Allah'ın ona bir mesajı ve duasını kabul edeceğinin bir işareti olarak yorumlamıştı.
Kapalı havada şimşek çakmasına her ne kadar bir tesadüf diyemesek de, o an kızın bu sesi duyup parçaları birleştirmesi ve inandığı değere yorması, doğrulama yanlılığı tesadüfüne bir örnektir.
Başımıza gelen tesadüfün inandığımız değerlere hizmet ettiğine inanmak isteriz.
Birkaç dakika önce tevafuk kavramını kullanmıştık.
Tevafuk, rastlantıları Allah'ın bir hikmeti olarak görenlerin kullandığı bir ifadedir genelde.
İslam'a göre bu dünyada hiçbir şey.
Allah'ın haberi olmadan gerçekleşmez.
Her gerçekleşen olay Allah'ın kontrol ettiği bir nedensellik içinde gerçekleşir.
Yani tesadüf zannettiğimiz her şey aslında Allah'ın bir planıdır.
Din ve tesadüf arasındaki ilişkiye biraz fazla daldım.
Farkındayım ama insan tesadüfleri bir ulviyete atfetmek istiyor nihayetinde.
Ve bu ulvi kavramda çoğu insan için din oluyor.
Farklı örnekler verilebilir mi?
Verilebilir tabii ki. Mesela geçenlerde bir astrolog beklenenden farklı sonuçlanan bir futbol maçı skorunu doğru tahmin ettikten sonra bu durumu tesadüf eseri doğru bildim diye yorumlamak yerine astroloji sayesinde bildime getiriyordu.
Bu verdiğim örnekler pek etkileyici gözükmüyor aslında.
Hepimizin başına gelebilecek şeyler diyelim veya çevremizde görebileceğimiz şeyler.
Ama şimdi size çok daha enteresan tesadüf örnekleri verip eş zamanlılık konseptinde biraz daha derinleşmek istiyorum.
Ve ilk örneğimiz Mark Twain'e dair olacak.
Mark Twain'i duymuşsunuzdur.
Kendisi bir yazar. Huckleberry Finn ve Tom Sawyer'ın maceralarını yazan kişi kendisi.
Ve Mark Twain'in hayatının bütün ölçeğini kaplayan akıllara zarar bir tesadüf bulunmakta.
Halley Kuyruklu Yıldızı Çıplak gözle görülebilen bu kuyruklu yıldız yaklaşık 75 yılda bir yörüngemize girer ve dünyadan görülebilecek bir yakınlığa ulaşır.
İşte tam o ender günlerden birisinde 30 Kasım 1835 tarihinde Mark Twain dünyaya gelmişti.
Ve 75 yıl sonra 21 Nisan 1910 tarihinde bu yazar kalp krizinden hayatını kaybetti.
O gün başka ne oldu sizce?
Halley kuyruklu yıldızı 75 yıl aradan sonra dünyadakiler tarafından görülebilecek o döngüsüne tekrar ulaştı.
Mark Twain 75 yıl frekansına sahip olan bu takım yıldızıyla beraber dünyaya geldi ve yine onunla beraber bu dünyadan göçtü.
Bazı denk gelişlere tesadüf demek zordur.
Olasılıksal açıdan o kadar düşük ihtimaller bir araya gelmiştir ki biz sadece bir tesadüf demeye içimiz varmaz.
Mark Twain örneğinde durumu matematiksel hesaplamaya çalışsanıza bir.
Zihnimiz bir olasılığın düşüklüğünü kavrayamadığında anlam atfetmek zorunda hissederiz kendimizi.
Eş zamanlılık bir açıdan dini tecrübeye benzerdir.
Ulvi bir gücün kontrolü ele aldığını hissederiz.
Eş zamanlılığı araştırırken internette bazı insanların hayatlarındaki tesadüf tecrübelerine göz attım.
Birbirinden enteresan örnekler vardı.
Mesela Randy isminde bir kullanıcı geçen sene annesini kaybettiğini söylüyordu.
Ve annesinin Randy daha küçükken yaptığı bir alışkanlık varmış.
Bu anne ne zaman bir gökkuşağı görse oğlunu çağırır ve ona gökkuşağının güzelliğini gösterirmiş.
Ve yıllar sonra Randy...
Annesi hayatını kaybettiğinde ve onu defnetmeye gittiğinde cenaze sırasında bir gökkuşağı görmüş.
Randy bu gökkuşağını bir rastlantı olarak görmek yerine annesinin öte dünyadan gönderdiği bir mesaj olarak görmeyi tercih etmişti.
Ölümü romantize etme çabamızı insanlık tarihiyle eş olarak görebiliriz.
Ölüm hep biz canlılar için sadece ölüm demek olmamıştır.
Sevdiğimiz kişinin bu dünyadan ve varlık aleminden tamamen göçtüğünü ve tam anlamıyla yok olduğunu kabullenmek gerçekten zordur.
İnanç sistemlerimiz bu kaygımızı ahiret anlayışıyla bastırmaya çalışır.
Ve tesadüfler de dinlere benzer kaygı yatıştırıcı bir tabiatı sahiptir.
Tesadüfler yaşamı romantize eder, hayatı dramatik kılar.
Randy o an bu gökkuşağını hava durumuyla ve bilimsel verilerle açıklayacak.
Ama o an annesinin yasını tuttuğu için ve gerçekten de enteresan bir tesadüfle karşılaştığı için bu denk gelişi annesinin ölümünü romantize etmek için kullandı.
Hayatın bir nebze romantizme ihtiyacı var sanki.
Katı gerçeklikle veya bilimcilikle yaşamak o kadar sarmıyor diyelim.
Böyle dedikçe sanki tesadüflere anlam katma çabamızın o kadar da zararlı bir şey olmadığını düşünüyoruz.
Ve elimde tam da bu konuya dair güzel bir örnek var.
Üstelik bu örnek podcast boyunca konuştuğumuz şahıs Carl Jung ile ilgili.
Carl Jung bir akademisyen olmasının yanında aynı zamanda bir danışmandı ve bir gün kadın bir danışanı kapısını çaldı.
Bu kadın hayatta her şeyi kafasına takan, saplantılı yapıda birisiydi.
Ve başına gelen tüm olayları akılla açıklamaya çalışırdı.
Fazlasıyla rasyonel olmaya çalışan ama tam da bu sebeple acı çeken birisiydi.
Ve bu kadın bir gün Jung'un ofisine girdi ve ona gördüğü bir rüyadan bahsetti.
Kadın bu rüyasında rengi sarıya çalan bir böcek görmüştü.
Ve durmadan Jung'a rüyasında gördüğü bu böceğin ne anlama geldiğini soruyordu.
Bu rüyayı aklıyla çözmek istiyordu.
Ve o an pencereden küçük bir ses geldi.
Ve pencerenin önünde olan Jung arkasını döndü.
Bir baktı ki tıpkı kadının rüyasında tasvir ettiği böceğin aynısı karşısında duruyordu.
Bu andan hemen önce kadın Jung'a rüyamda gördüğüm böcek ne demek oluyor diye sormuştu.
Ve o an gerçek böceği gören Jung böceği eline alıp kadına işte bu demek diye cevap verdi.
Daha ilginci ise sonrasında yaşananlardı.
Kadın bu tesadüften ve Jung'un cevabından o kadar etkilenmişti ki psikolojik olarak rahatlamıştı.
Hep geçmişi geleceği düşünüp hesaplar yapan bu danışan, bu böcek tesadüfü sonrasında zihnen bir gevşeme yaşamıştı.
Rastgelelilikteki o güzelliği fark etmiş, her şeyi kontrol etme çabasındaki anlamsızlığı ve külfeti görmüştü.
Tesadüfler bir açıdan kader inancı gibidir.
Bizden bağımsız ilerleyen kozmik bir gücün etkisi altında olduğumuzu hissederiz o anlarda.
Ve kader inancı tarih boyunca bize hep yardımcı olmuştur.
Sadece dinlerde değil, suacılık gibi iyi yaşam felsefelerinde de kader kavramına büyük atıflar vardır.
Eş zamanlılıkta kader inancı benzeri rahatlatıcı bir tarafa sahiptir.
Jung'un danışanının zihnen rahatlama sebebi, hayattaki tesadüflere fark edip her şeyi kontrol etme çabasını bırakmasında gizliydi.
Jung'a geri dönelim. Neden Jung eş zamanlılık kavramına bu kadar kafayı takmıştı ki?
Çünkü kendisi hem batı hem de doğu öğretilerini araştırıp bütünsel bir kavrayış geliştirme peşindeydi.
Batı dünyasından okuduğu eserler ona daha çok aklı ve nedenselliği öğretmişti.
Doğu felsefesi ise sezgiyi ve nedensizliği.
Antik Çin metinlerinden Yi Jing'i okuduğu an, Jung'un tesadüflere olan bakış açısı kökten değişmişti.
Çünkü bu kitap insan deneyiminin neden-sonuç ilişkileriyle değil, aynı anda var olan eş zamanlılık ilkesiyle açıklıyordu.
Ne demek istiyorum örnek vereyim.
Sokakta yürürken ağlayan bir kadın gördünüz diyelim.
Beynimiz bu olayı ilk önce düz bir nedensellikle yorumlamaya çalışır.
Neden sonuç ilişkisi kurmak ister.
Belki o kadın işinden kovulmuştur veya sevgilisiyle kavga etmiştir.
Bir neden onu ağlamaya itmiştir diye düşünürüz.
Lakin Nijin kitabında geçen sezgisel yaklaşım pek böyle ilerlemez.
Neden ve sonuç zincirinden ziyade neden ve sonuç dediğimiz durumların aynı anda var olup birbirlerine etkilediklerini yani eş zamanlı gerçekleştiklerini söyler.
Bu kadın kötü bir olay yaşamış ve sonucunda ağlamış demez bize.
Beden ve ruhun birbirlerini karşılıklı olarak etkilediklerini söyleyip, o kadının ruhani çöküşünün aynı zamanda bedensel bir ağlama ihtiyacına denk geldiğini ve tesadüfen buluşan bu iki parametrenin kadın nezdinde ağlamaya yol
açtığını söyler. Kadın başına kötü bir şey geldiği için ağlamamıştır.
Ruhani depresyonuyla bedensel çöküşü o an birbirleriyle senkronize olduğu için ortaya ağlama sonucu çıkmıştır.
Kısaca bu öğreti olayları nedensellikle değil, Eş zamanlılıkla açıklar.
Başımıza gelen her şey teknik olarak anlamlı gözüken rastlantılardan ibarettir.
Jung bu anlamlı tesadüfler konseptinden o kadar etkilenmiştir ki hayatımızda başımıza gelenlere eş zamanlılık açısından bakmanın bazı psikiyatrik hastalıkların çözümü olabileceğini bile düşünmüştür.
Bu konulardan bahsettikçe batı ve doğu felsefesindeki temel farkları da irdelemiş oluyoruz aslında.
Biraz toparlayalım. Jung, Batı'nın düşünce anlayışına karşı birisi değildi.
Batı'nın dış dünyaya açıklamaktaki başarısını itiraf ediyordu.
Bilimsel teknolojik ilerlemeler Batı ağırlıklıydı sonuçta.
Ama Jung'a göre Batı'nın dış dünyada birçok şeyi açıklayabilmesi, insanların iç dünyasını da çözebileceği anlamına gelmiyordu.
En azından Batı'nın ruhani açıklamaları Jung'u tatmin etmemişti ki o yüzden rotayı Doğu'ya çevirmişti.
Doğu olaylara katı bir nedensellik içinde bakmazdı.
Olayları neden ve sonuçla birbirine bağlamak yerine sezgiyle bağlamayı seçiyordu.
Yaşamı kanıtlanması gereken bir şeyden ziyade bir deneyim olarak görüyordu.
Bizler başımıza bir tesadüf geldiğinde illaki neden-sonuç ilişkisi devşirmeye çalışırız ondan.
Batı düşüncesi bizden bunu ister.
Ama Doğu'ya göre tesadüfün asıl büyüleyici tarafı aklındaki neden-sonuç ilişkisine hizmet etmesi değil, sadece o iki olayın seni etkileyen bir biçimde denk düşmesiydi.
Olay tesadüfün anlamında değil, direkt tesadüfün kendisinde, o deneyimdeydi.
Eş zamanlılık kavramından öyle bir bahsettik ki sanki fazla güzellemiş gibi olduk.
Kabul edelim yaşam tesadüflerle güzelleşiyor.
İyi olsun kötü olsun başımıza tesadüflerin gelmesi yaşamı sinematikleştiriyor.
Peki tesadüflere olan bu yaltkınlığımızın hiç mi tehlikeli tarafları yok?
Biraz da eş zamanlılığın karanlık yönlerinden bahsedelim ne dersiniz?
İlk olarak tesadüfler bazen bir olaya aşırı anlam yüklememize yol açabilir.
Zeynep diye bir kızı düşünelim.
Zeynep Ömer ismindeki bir gençten hoşlanıyor.
Ve ikisi arasında enteresan bir denk geliş var.
Zeynep'in de Ömer'in de vücudunun tam olarak aynı bölgesinde bir doğum izi var.
Ne denk geliş ama. Doğum izinin endermiş olmasını geçtim hem de aynı bölgede olması gerçekten çok düşük bir olasılık.
Ama olmuş işte. Zeynep de bu detayı öğrendikten sonra Ömer'e ayrı bir tutulmaya başlıyor.
Ömer'in hayatının aşkı olduğunu, ruh eşi olduğunu düşünüyor ve böyle düşünmesinin en büyük sebebi ikisinin aynı yerde doğum izinin olması.
Bu erkeğe bağlanıyor Zeynep ama tek bir sıkıntı var.
Ömer toksik biri. Ve ilişki boyunca yıpranan Zeynep ne zaman Ömer'den ayrılmayı düşünse aklına o ilginç tesadüf geliyor.
Zeynep bu tesadüf boş yere olamaz deyip Ömer'le olan ilişkisine her şeye rağmen devam etme kararı alıyor.
Örneğin biraz garip durabilir ama biz insanlar gerçekten sadece bir tesadüften hareketle kendimizi bir delüzyon haline sokabiliyoruz.
Ve daha fenası eş zamanlılık bazen kendimizi manipüle etmemize kapı açabiliyorken bazen de başkalarının bizi manipüle etmesini sağlayabiliyor.
Falcılar bunu çok yapar. Hayatına dair bir şeyler sallar sallar hiçbiri tutmaz.
En son şansına bir tanesini tutturur ve ben neyi falcıyım'a getirmeye çalışır konuyu.
Benim burslara meraklı bir arkadaşım vardı.
Ona burcumu söylemiştim.
Birlikte doğum haritamıza falan bakmıştık ve en son benimle ilgili teoriler atmaya başladı ortaya.
Sen şöyle birisin böyle birisin diye.
Ve hiçbiri tutmadı yanlış söyledi yani.
En son sadece bir şeyi doğru bildi ve ben de ona bak bu dediğin doğru dedim.
Sonra da bana gördün mü astroloji sandığımdan daha derin muhabbeti yaptı.
Evet doğru bilmişti bir şeyi ama kalan her şeyi yanlış bilmişti.
Peki o bilemediklerine ne olacaktı?
Ben de bir kişi hakkında rastgele bir şeyler sallasam elbet birisi tutacaktır.
Hadi yine bu fal burç mevzuları görece masum diyebileceğimiz sınıftadır.
Tesadüflerin asıl tehlikeli olduğu anlar kitlelerin zihinlerini yıkamaya odaklanan tarikatlarda belli oluyor.
O tarikat bir tesadüfü alıp müritlerine bir mucize olarak yansıtabiliyor.
Örnek vereyim en iyisi. Heaven's Gate isminde Amerika'da ortaya çıkan bir tarikat, müritlerine dünyanın yakında yeni bir bilinç seviyesine kavuşacağını ve bedenlerimizi terk ederek Tanrı'ya daha yakın bir boyutta yeniden canlanacağımızı söylüyordu.
Bir nevi kozmik ahiret gibi düşünebiliriz bu durumu.
Ufoların gelip onları alacağına falan inanıyorlardı.
Ve tarikat lideri dünyanın bu yeni formuna geçiş yapmak isteyen müritlerine bir şart koymuştu.
Şu anki bedenlerinden vazgeçmeleri, yani kendilerini öldürmeleri gerekiyordu.
Ancak o zaman bu yeni boyutta yaşama hakkını elde edeceklerdi.
1997 yılında bu lider çıkıp müritlerine bir işaret bekleyin demişti.
Gökyüzünde bir UFO gözüktüğünde eğer yeni dünyaya geçmek istiyorlarsa bedenlerini terk etmeleri yani ölmeleri onlara söylenmişti.
Ve gökyüzüne bakan müritler o an tesadüfen bir yıldızın kaydığını gördüler ve bunu UFO zannettiler.
İnandıkları tarikatın onlara emrettiği gibi toplu bir intihara giriştiler.
Heaven's Gate vakası tesadüflerin tarikatlarla buluştuğunda nedenli tehlikeli olabileceğine dair bir örnekti.
Tarikatların yanında komplo teorilerinin de en çok sevdiği şeylerden birisidir bu eş zamanlılık fikri.
Ben geçenlerde Elisalem bakansıyla ilgili bir video yapmıştım.
Elisalem olayını hatırlarsınız.
Hani 2013 yılında asansör kaydı ortaya çıkan, kamera görüntüsünde sanki birisi onu kovalıyormuş gibi davranan ve en son kaldığı otelin çatı katındaki su deposunda bulunan kız.
Ruhi Çenet de çok önceden yapmıştı videosunu.
Uzmanlar bu kızın ölümünü kazara olarak belirlemişti.
Elisa Lam birkaç psikiyatrik bozukluktan mustadipti ve girdiği psikos sonucu kendisini su tankının içine atmıştı.
Ama internetin ciddi bir kısmı uzmanların bu açıklamasına inanmadı.
Onun yerine komplo teorilerine inanmayı seçtiler ki bu vaka internet tarihinin komplo teorisine en fazla meze olmuş vakasıdır dersek abartmış olmayız.
Elisa'nın başına gelenlerin olaylardan önce çekilmiş bir korku filmine olan benzerliği.
O bölgede yapılan tüberküloz testinin isminin kızın ismiyle aynı olması, kaldığı otelde suçluların cirit atması derken o kadar fazla tesadüf bir araya gelmişti ki insanlar uzman raporundan ziyade bu tesadüfleri açıklamaya
çalışan komplo teorilerine kendilerini kaptırmıştı.
İnsanlar neden bir komplo teorisine inanır?
Çünkü akıllarına oturtamadıkları denk gelişlere illaki bir açıklama isterler.
Ve teoriler de onlara bu açıklamayı sunar.
Oysa tesadüfleri bu kadar gözümüzde büyütmek doğru bir şey midir?
Olasılıksal açıdan bazı tesadüfler her ne kadar kavraması güç olsa da bu durum böyle şeylere illaki anlam yüklememizi mi gerektirir?
Bırakalım tesadüfler tesadüf olarak kalsın.
Evet ara sıra bize iyi geliyorlar, iyi hissettiriyorlar.
Yungun danışanının başına gelen olayı hatırlayın.
Ama nihayetinde bu kadın başına gelen tesadüf sayesinde Her şeyi anlamlandırmak zorunda olmadığını hissetmiş ve saplantılı zihninden kurtulmuştu.
Büyüleyici rastlantılar güzeldir.
Ta ki onlara haddinden fazla anlam yükleyene dek.
Her şeyi anlamak zorunda değiliz bu hayatta.
Ve buna tesadüfler de dahil.
Bu kısımda bitirsek iyi olacak.
Bu podcastlik benden bu kadar arkadaşlar.
Yeni bölümlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
