
Günlük beslenme düzeninizi daha verimli hale getirmek ve vücudunuzun ihtiyaç duyduğu mikro besinleri pratik bir şekilde almak artık çok daha kolay. Almanya’da geliştirilen LaVita, bu ihtiyacı desteklemek için özel olarak formüle edilmiştir.
70’ten fazla meyve, sebze, bitki ve bitki özünü bilimsel dozajlarla bir araya getiren LaVita, her yaş grubuna uygun, lezzetli ve günlük rutine kolayca dahil edilebilen doğal bir vitamin ve mineral kaynağıdır.
Almanya’da en yüksek kalite standartlarına göre üretilen LaVita, kullanıcılarından aldığı olumlu geri bildirimlerle güvenilir bir mikro besin desteği olarak öne çıkmaktadır.
Bize Özel %10 İndirim Kodu : PORTAL10
https://shoptr.lavita.com/discount/PORTAL10
Transkript
Lavita'nın katkılarıyla. Bağırsak komik bir organ.
Ve bağırsak deyince ilk aklımıza gelen eylem dışkılamak.
Hepimiz günde 2 veya 3 defa ve hayatımız boyunca binlerce kez tuvalete giriyoruz.
Peki hiç düşündünüz mü? Tuvaletimizi düzgün yapıyor muyuz?
Alaturka tuvaletler birçok açıdan külfettir.
Euro pozisyona alışkın değilseniz bacaklarınız ağrır ve keşke oturmalı tuvaletler olan alafranga olsaydı diye düşünürüz.
Ama bağırsaklarımız için Alaturka tuvaletler çok daha faydalıdır.
Neden olduğunu tahmin etmek kolay.
Alafranga tuvaletlerde oturduğumuzda bağırsağımız biraz bombeli durur.
Alaturka'da ise o bağırsak dikleştiği için dışkılama süreci daha pürüzsüz ilerler.
Şu an çoğumuzun evinde oturmalı olan tuvaletlerden var.
Ama bağırsak sağlığımızı düşünüyorsak bu tuvaletleri kullanırken ayağımıza bir basamak veya tabure koyup işimizi öyle halletmek faydalı olacaktır.
En azından Alaturka tuvaletteki pozisyona benzer bir duruş yakalarız böylece.
Üstelik böyle oturmak size zaman da kazandıracaktır.
Evet biz insanlar Alaturka tuvalette işlerimizi daha kolay hallediyoruz.
Bunun sebeplerinden biri Alaturka tuvaletlerde telefona bakmanın aşırı zor olması muhtemelen.
Eğer içinizde Alaturka tuvalette bile telefona bakmayı başaran varsa tebrik ediyorum.
Gerçekten tescilli bir telefon bağımlısı olduğunuz demektir.
Ama bağırsak nezdinde bakacak olursak Alaturka bir tuvalette veya ayağımıza bir tabure koyarak yaptığımızda bağırsak düzleştiği için dışkının çıkması daha hızlı ve kolay olacaktır.
Kısacası tabure kullanmak size kesinlikle zaman kazandıracaktır.
Üstelik biraz korkmakta da fayda var.
Tuvaletine oturarak yapan insanların hemorroid veya bağırsak tıkanıklığı gibi problemlerle olasılığı daha fazladır.
Doğru bir pozisyonda tuvaletimizi yapmadığımız takdirde dışkımızın çıkması için daha fazla ıkınmamız gerekir.
Oysa ıkınmak öyle pek faydalı bir olay da değildir.
Kalbimizi ve kan basıncımızı zorlar.
Uyarımızı tekrardan yapalım arkadaşlar.
Tuvaletinizi oturarak yapıyorsanız en azından tabure kullanın.
Bağırsak deyince aklımıza gelen ilk şey dışkılamak demiştik.
İkincisi de beslenmedir.
Besinlerimiz ince bağırsağımızda sindirilir.
Bu süreç sanki vücudun bir check-up'ı.
Virüs koruma yazılımı gibi ilerler.
İnce bağırsak bizim o besine karşı intoleransımızın olup olmadığını anlar.
Laktozu sindirebiliyor muyuz?
Bizde alerjik reaksiyonlar gösteren besinler var mıdır?
Bu süreç ince bağırsakta anlaşılır.
Örneğin beyaz ekmekli bir tostu mideye indirdik diyelim.
Bu ekmeğin ince bağırsağımızda gösterdiği etki sanki birkaç kaşık şeker yemişiz gibidir.
O yüzden beyaz ekmek yerine esmer ekmekleri.
Örneğin tam muda ekmekleri tercih etmek.
Şeker seviyemizi daha dengede tutacaktır.
Diabet veya insülin direncine sahip biriyseniz sadece tatlıyı kısmakla olmaz.
Aynı zamanda beyaz ekmek tüketmek yerine esmer ekmekleri tercih etmek faydalı olacaktır.
Genel olarak şeker vücudumuz için maliyetli bir besindir.
Vücudumuz o şeker seviyesini indirmek için insülin salgılar ve bu salgılama süreci de beden için yorucudur.
İnsülin direncine sahip insanlar şeker yediği zaman hemen uykusu gelir mesela.
Yani şeker yerken aldığımız o sefanın sindirim kısmında pahalı bir maliyeti.
Cefası da var. Şeker son derece cezbedicidir.
Kolayca enerjiye dönüşür ve insana dopamin salgılatır.
Bir ödül gibidir ama sıkıntımız şudur ki, insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar kolay bir şekilde şekere ulaşıyoruz.
Marketten aldığımız çoğu ürünün içinde şeker var.
Ketçapta bile hatlı sayılır derecede şeker var.
Geçen bunu ketçabın tadına bakarken fark ettim.
Ya bu ketçap bildiğin şeker bombası.
Ağzıma domates veya salça tadından ziyade sadece şeker tadı geliyor.
İleride sıkıntı yaşamamak için şeker tüketimini olabildiğince sınırlamak faydalı olacaktır.
Doktor ve arkadaşım bana diabetik ayak resmini göstermişti ve hayatımda bu kadar ürpertici bir şey görmedim.
Fazla şeker tüketmek istediğim zaman artık ben de aklıma o diabetik ayak görselini getiriyorum.
Korku sonuçta etkili bir motivasyon.
Bu aralar magnezyum takviyeleri, vitamin takviyeleri epey imek kazandı fark ettiyseniz.
İnternette her yerde karşıma çıkıyor.
Benim takviyelerle pek aram yoktu ama sizlere bizzat kullanıp oldukça memnun kaldığım bir üründen, Lavita'dan bahsetmek istiyorum.
Lavita günlük ihtiyaç duyduğunuz bütün vitamin ve minerallerle 70'ten fazla sebze, meyve, bitki ve bitki üzerinden oluşan doğal bir mikrobesin konsantresi.
Kullanımı son derece basit.
Yarım su bardağına bir kaşık Lavita karıştırıp içiyorsunuz.
Bir Lavita şişesinden tam 50 porsiyon çıkıyor.
yani her gün sabahları bir porsiyon içtiğinizi varsayarsak bir şişe size 50 gün götürüyor.
Her daim bir beslenme programına sadık kalmak insanı günlük koşuşturmasında zorlayan bir süreç.
Ve Lavita bu problemi hem pratik hem de sağlıklı bir şekilde çözüyor.
Günlük koşuşturmamızda maalesef işlenmiş ve paket gıdalar tüketmeye eğilimliyiz ve bize gereken besleyici takviyeleri alamıyoruz.
Bunun cezasını da uyuşuk hissederek ödüyoruz.
Lavita oldukça basit hazırlanışıyla günlük ihtiyaç duyduğumuz mikrobesin açığımızı tamamlıyor.
Ayrıca lavita koruyucu ve katkı maddesi içermediği gibi vegan, laktozsuz ve glutensiz bir ürün.
Bığışıklık sisteminden tutun metabolizmaya, cilt ve kemik sağlığına ve günlük enerjimize kadar etkisini ispatlamış bir ürün.
Bu bölümün açıklamasına eklediğim link ve podcast'imize özel portalon indirim koduyla sizler de lavitayı kullanmaya başlayabilirsiniz.
Şimdi kaldığımız yerden devam edelim.
Bir besinin sıra sıra tüm organlarımız tarafından, gözümüzden, ağzımızdan, midemizden ve bağırsağımızdan nasıl işlendiğine geçelim.
Bir besini göze gördüğümüz an uyarılmaya başlarız.
Beynimiz sanki o kadar uğraştan sonra ödülüne kavuştuğunu hisseder.
Facebook reklamlarında veya restoran panolarında o yemek görselleri bu yüzden photoshoplarla özenle hazırlanır.
Normalde reklamda gördüğümüzle önümüze gelen yemek asla görünüş açısından birbirine benzemez.
Ama şirketlerin bu durumu umurlarında bile değildir.
Sonuçta onların amacı bize bir ürün satın aldırmaktır.
O görsel... Baştan çıkarma tuzağına düşmemiz yeterlidir.
Gözle gördüğümüz an canımız yemek çeker.
Youtube'da yemek hazırlama üzerine belki yüz binlerce video vardır.
Ve ben bu videoları tok halimle bile izlediğimde canım yemek yemek istiyor.
O görsellikten uyarılıyoruz ve sürecimiz tetikleniyor.
Gözümüzle görür görmez ağzımız sulanmaya başlıyor.
Adeta cinsel açıdan uyarılmış bir organ gibi bir an önce yemeği yemek.
Ağzımızda o yemeği hissetmek istiyoruz.
Ağza geçmeden evvel burna odaklanalım.
Dijital reklamlar gözümüzü tetikleyebilse de burnumuzu tetikleyemiyor.
Bir televizyon ekranından kokuyu iletemiyorlar sonuçta.
Ama AVM'de bir fast food katında tok dolaşsak bile o yemeğin kokusu bizi cezbediyor.
Koku aynı zamanda gözde göremediğimiz bir şeyi görmemizi sağlar.
Yemeğin bozulup bozulmadığını.
Bazı yemekler bozulur ama görünüşünde bir sıkıntı yoktur.
Ama o bozuk yemeği ağzımıza hemen atmadan evvel koklarız.
Eğer kokusunda bir tuhaflık fark ediyorsak bu yemek bozulmuş deyip ağzımıza bile sürmeyiz.
Burun bir açıdan bozuk yemekler için sanki bir filtreleme görevi görür.
O bozuk yiyeceği ağzına götürmene gerek yok uyarısını bize önceden verir.
Ayrıca... göz ve burunun bir farkı alkolü içeceklerde ortaya çıkmaktadır.
Alkol reklamlarında da o biranın bardağı doluşu, asidi ve görüntüsü cezbedici seçilir.
Alkolü içecekler görmek de alkol tüketen birini uyarabilir.
Ama dikkat edin alkolü içecekleri koklamamayı tercih ederiz.
Çünkü alkol kelimenin tam anlamıyla iğrenç kokar.
Tadı da kötüdür ve burnumuz ağzımızdan da evvel bu alkolün pek de matah bir şey olmadığını bize fısıldar.
Yine aynı şeyi yapar. Gözün göremediğini burun görür.
Aynı zamanda bozulan bir besinin de kokusu az da olsa alkol kokusuna benzer.
Ağza geçelim. Diş minimiz zannettiğimizden çok daha güçlüdür.
Elmas gibi zannettir ve bizler azı dışımıza yaklaşık 80 kilo kadar.
Yetişkin bir insan kadar baskı uygulayabiliriz.
Yetişkin bir insanın ağırlığı kadar baskı uygulayabiliriz.
Yediğimiz besinleri olabildiğince çiğnemek, hem o besini yutabilmek hem de kalorinin azalması açısından önemlidir.
O besini ağzımızda püremsi bir kıvama getirip öyle yutmak en faydalısıdır.
Dilimiz o püre yığını boğazımıza ilerletir.
Bir insanı yemek yerken ki x-ray görüntüsüyle hiç karşılaştınız mı?
Yemek burumuzdaki kasar sanki bir Meksika dalgası gibi hareket eder.
Bu yutkunma hareketi vücudumuz için o kadar otomatikleşmiştir ki, amuda kalkan birine yemek yedirsek bile yutkunma gerçekleşebilir.
Ve sonunda besin midemize geldi.
Midemiz o elastik yapısı sayesinde gelen besini karşılayacak bir forma kavuşur.
Stresin bu kaslar üzerinde etkisi vardır.
Aşırı stresli olduğumuzda midemizdeki kaslar kısılır ve mide daha az elastik bir yapıya kavuştuğundan besinleri kabul etmesi zorlaşır.
O yüzden insanlar genellikle stresli olduğunda normalden daha az yemek yerler ve iştahları daha kolay kapanır.
Midemiz o besini ince bağırsağa yollar ve asıl sindirim süreci şimdi başlar.
İnce bağırsak tıpkı sürekli ileriye gittiğin bir yol gibidir.
Posalı bir... besinleri tüketmek ince bağırsakın daha etkili çalışmasını sağlar.
Çünkü posalı besinler ince bağırsakın duvarına baskı yaparlar ve ince bağırsak da bu baskıya zıt yönde bir tepki ortaya koyar.
Böylece besin ince bağırsak da daha kolay bir şekilde hareket edip ilerler.
İnce bağırsak da bir besin iyice sindirilip kana karıştıktan sonra bağırsak kendini temizlemeye başlar.
Kanallarda kalan kısımlar temizlenir ve bu temizleme sürecinde hepimizin aşina olduğu bir sese şahit oluruz.
Midemiz guruldar. İnsanlar mide gurultusunu genellikle uzun süre aç kaldığımız için gerçekleştiğini sanar.
Oysa mide gurultusu ince bağırsakın sindirmeni tamamladığını ve temizliğe geçtiğini bize gösterir.
Bu süreçte yemek yersek temizleme süreci duraksar.
Bağırsaklarımızın iyice temizlenmesini istiyorsak bir yemek yedikten sonra midemizi biraz rahat bırakmak iyi olacaktır.
Her insan hayatında en az bir kez hatta muhtemelen onlarca kez kusmuştur.
Besin zehirlenmesi geçirir kusarız.
Hamile bir kadın kusar.
Fazla alkol içen kusar.
Bazen durduk yere midemiz bulanır.
Ağzımıza parmak atar ve rahatlamak için kendimizi kustururuz.
Ama kusmak maliyetli bir olaydır.
Kusan insanlara dikkat edin yüzleri bembeyaz olur.
Çünkü yanaklarımızda olması gereken kan karın kısmımıza aktarılır.
Kustuktan sonra bir tükürük hissi gelir.
Bu tükürük hissini ağzımızdaki kusmuk tadının giderilmesi için yaptığımızı zannederiz.
Oysa tükürmek midemizden girebilecek olası asitlerin diş minemize zarar vermemesi için üretilir.
Mevzu kusmuktaki taptan ziyade içindeki o asittir.
Boş bir mideye sahipseniz asla kusmazsınız diye bir şey de yok.
Çünkü ince bağırsak da gayet içindeki besinleri geri mideye yollayabilir.
Kusmak her canlıya özgü değildir.
İnsanlar ve hayvanlar kusma becerisine sahiptir.
Maymunlar, köpekler, kediler ve hatta balıklar bile kusar.
Öte yandan at, tavşan veya fare gibi hayvanların kusma becerisi yoktur.
Bu canlıların yemek boruları ebatlarına göre fazlasıyla uzun ve dar olduğundan kusmaya uygun değillerdir.
Fare gibi kemirgenler ise bir besin adı üstünde kemirerek, un ufak haline getirerek sindirirler ve vücutlarındaki özel enzimler sayesinde bir besinin zehirli olup olmadığını anlarlar ve zehirli ise yemeği keserler.
Kusma şekli Ama
böyle kusmaları...
Öncesinde yaşadığımız mide bulantısı sayesinde yaklaşmasından tahmin ederiz.
Kusmayı tetikleyen bir aktivitede araçla seyahat etmek ve bu sırada pencereden dışarı izlemektir.
Vücudumuz böylesine bir harekete alışkın değildir.
Ağaçlar yanımızdan hızlıca akar gider, görüntüler belirsizleşir ve sanki bir madde etkisi altındaymışız gibi hissederiz.
Alkol ve uyuşturucu kullanan insanlar dursalar bile devamlı bir şeylerin hareket ettiğini zannederler.
Yolculukta benzer bir durum yaşattığı için vücut uyarı verir ve beynimizde bir şaşkınlık olur.
Kusmayı her zaman kötü bir şey olarak görmemek gerek.
Kusmak vücudun bir kurtarma hamlesidir.
Bizi besin zehirlenmesinden veya alkol komasından korur.
Madem ki iyice iğrenç konulara girdik, o zaman kusmanın yanında kabızlıktan da bahsedelim.
Kabızlıktaki asıl mesele ne kadar sıklıkla tuvalete çıktığımız değil, dışkının ne kadar sert olduğudur.
Kabızlık en çok seyahatlerde ortaya çıkar.
Şöyle ki vücudumuz rutinlerimizi anlar ve bize biyolojik bir saat yerleştirir.
Hangi saatte yemek yediğimiz, ne zaman uyuduğumuz, ne zaman tuvalete çıktığımız, nasıl hareket ettiğimizin bir hesabını yapar.
Seyahat gibi aktivitelerde kendi rutinimizin dışına çıkarız.
Olmadık saatlerde yemek yer ve olmadık saatlerde uyuruz.
Tuvaletimiz gelir ama seyahat sırasında...
rahatlıkla yapamayız. Tüm bu rutini bozuşlarımız karşısında bağırsaktaki sinirler bir şaşkınlık geçirir.
Kabızlık için bazı tüyolar verelim.
Bir kere insanın aklına gelen ilk çözüm bolca su içmektir.
Oysa yeteri kadar su içmişsen daha fazla su içmek pratikte pek bir fayda sağlamaz.
Ama o gün az su tüketmiş biri için daha fazla su içmek faydalı olacaktır.
Yeteri kadar tüketmişseniz daha fazla içmenize gerek yok.
Kabızlığın bir kısmı psikolojiktir.
Hepimizin yaşadığı misafir tuvaleti sendromu kabızlığın bir parçasıdır.
Başkasının tuvaletinde işimizi görmeyi, hele ki umumi tuvaletleri kullanmayı hiç sevmeyiz.
Oysa tuvaletinizi ertelemek birkaç gün süren kabızlığı bile tetikleyebilir.
Esenler Otogarı gibi bir tuvalette karşı karşıya değilseniz gerekli tedbirleri alıp bir an önce tuvaletinizi yapmaya odaklanmanız gerekir.
Bağırsağımız sadece bir organ olmaktan da öte adeta bir ekosistemdir.
Bağırsaklarımız en basitinden bakterilere ev sahipliği yapar.
Ve bu bakterilerin ve parazitlerin bir kısmı kötü huyludur.
Ve insanı gerçekten süründürür.
Mesela bir tanesi Salmonella.
Salmonella bakterisiyle yolunuz muhtemelen kesişmiştir.
Tam pişmemiş bir tavuk yediniz ve mideniz korkunç şekilde bulandı.
En sonunda da kustunuz. Yalnızca az pişmiş tavukta değil, çiğ yumurtadan da Salmonella bulaşma riski vardır.
Rocky filminde ana karakter hatırlarsanız sabahın beşinde kalkar ve motivasyon dolu sahnede bardağın içine birkaç çiğ yumurta kırıp lap diye içerdi.
Filmde değil de gerçek hayatta bunu yapsaydı muhtemelen...
Polikritle dövüşünde bu kadar dayanamazdı.
Salmonella bir tavuğa genelde yediği tahıldan bulaşır.
Ve tavuklarda tek bir çıkış deliği olduğu için yumurtanın çıktığı yerden aynı zamanda dışkı yani salmonella da çıkar.
Yumurtaya bulaşmış bir haldedir.
Salmonella tavuğun sadece yumurtasına değil etine de geçebilir.
Az pişmiş bir tavuk tüketmekle o da bize geçer.
O yüzden bir tavuğu iyice haşlamak ve kızartmak gerekir.
Ki o sıcaklık salmonella bakterisini öldürsün.
Fakat bazen bir tavuğu iyice kızarsak bile yine bu bakteriden nasibimizi alabiliriz.
Nasıl mı? Tavuğu derin dondurucudan çıkardık diyelim.
Bu bakteri soğukta yaşamaya devam eder ve tavuk çözülünceye kadar bakteri serbest kalır.
İşte o bakteri tavuktan o tavuğu kestiğimiz kesim tahtasına geçiş yapabilir.
Aynı kesim tahtasında bu sefer salata hazırlarsak bakteri artık salataya geçer ve yine bu bakteriye maruz kalmış oluruz.
Tavuğu ayrı mutfak malzemeleriyle yakmak.
ve diğer yemeklerimizin malzemelerini tavuk malzemeleriyle karıştırmamak gerekir.
Ben birkaç ay önce dışarıdan söylediğim bir tavuk yemeğinden zehlendikten sonra muhtemelen bu bakteriye yakalanmıştım.
Siz de hayatınızın bir döneminde yakalanmışsınızdır.
İnsanı halsiz düşüren, sürekli kusma hissi uyandıran, sinir bozucu bu bakteriden korunmak için bazı yöntemlerimiz var.
Örneğin kesme tahtalarında tahta olanlar yerine plastik olanları kullanmak.
Bu bakteriler tahta olan...
Kesme tahtalarında daha rahatlıkla tutunur.
Ayrıca plastik olanlar rahatça yıkanıp temizlenebilirler.
Diğer bir tüyo pişmemiş ete ve yumurta kabuğuna temas eden ne varsa onları güzelce yıkamak.
Çatal, bıçak, ellerimiz ne temas ediyorsa.
Son tüyomuzda et ve yumurtayı olabildiğince iyi pişmiş yemek.
Haşlanmış et ve haşlanmış yumurtadan devam etmek güvenli seçim olacaktır.
Şimdi bir diğer bağırsak bakterisine geçelim.
Helikobakter. Bu bakteri insanlığın neredeyse yarısını midesinde yaşar.
Başlarda tuhaf gelir. Bir bakteri neden insan midesi gibi asidik bir ortamda yer almayı seçsin ki?
Helikobakter gerçekten inatçı bir bakteri türüdür.
Mide asidini nötralize edebilme yeteneğine sahiptir.
Bu bakteri midede sıkıntılara yol açar.
Mide ekşimesi, mide yanması veya sık sık giyirme isteği gibi.
Helikobakter illaki herkes de mide sıkıntısı yaratmaz.
Öyle olsa sokaktaki her 2-3 insandan biri mide sıkıntısı yaşardı.
Ama şöyle ilginç bir istatistik de vardır.
Mide sıkıntılarının ciddi bir kısmı helikobakterden kaynaklanmaktadır.
Helikobakterin değişik tehlike seviyesindeki türleri vardır.
Ve bazı türleri insanda çok bir etki göstermezken bazıları da mide sorunlarına yol açar.
Ve evet arkadaşlar podcastimizi bu kısımda bitirmek iyi olacaktır.
Kendinize iyi bakın ve bir dahaki podcastlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
