
Dijital sağlık ekosistemi Eczacıbaşı Evital’le tanışmanın tam zamanı. Tüm psikolog ve diyetisyen görüşmelerinde %20 indirim için PORTAL25 kodunu kullanabilirsiniz. Eczacıbaşı Evital’i indirmek için tıklayınız: https://s.evital.app/PORTAL25
*Bu bölüm "Eczacıbaşı Evital" hakkında reklam içerir.
Transkript
Eczacıbaşı Evi Tal ile ilgili reklam içerir.
Bu hayatın en büyük problemi nedir?
Çektiğimiz acılar değil mi?
İnsanı hayata karşı soğutan, hevetsiz kılan, hayata karşı sistem ettiren o temel dürtünün öncülüğü kişinin çektiği acılardır.
Dinler, felsefeler, birçok öğretiler bu acı problemiyle başa çıkmaya çalışmıştır.
Aklınıza su acıların kayıtsızlık duruşu gelebilir veya Hristiyanlıktaki acının o arındırma gücü.
Nietzsche'nin tabiriyle bizi öldürmeyen şey güçlendirir gibi düşünüp çekilen ıstıraplara birer anlam da yükleyebiliriz.
Ama acıya karşı belki de en kadim cevabı Budizm'dir.
Gerek kurucusu olan Buda'nın hayatıyla, gerek de Budizm'deki meditasyon karma ve yeniden doğuş kavramlarıyla bu inanç sistemi temelde insanın çektiği acılara yönelik bir kurtuluş reçetesi yazmayı amaçlar.
İyi bir yaşamın, içsel huzurun, zihin ve beden uyumunun temelde olduğu Budizm inancını bu podcast'ta sizlere aktarmaya çalışacağım.
Ve tabii ki en temelden başlamamız gerek.
Yani Budizm'in kurucusu olan Buda'nın yaşamından.
Günümüzden 2500 yıl öncesine ve Nepal Dağı'nın yer aldığı bölgeye yolculuk yapalım.
Karşımıza asil ve kraliyetten olan bir babanın yeni doğmuş bir erkek evladı çıkıyor.
Siddhartha veya daha bilinen ismiyle Buddha.
Buddha'nın annesi Maya, evladını doğurmadan evvel bir rüya görmüştü.
Bu rüyada bembeyaz bir fil yer almaktaydı.
Anne bu rüyanın hikmetini araştırdıkça şöyle bir kehanete ulaştı.
Evladı Buddha ya bir kral ya da ruhani bir lider olacaktı.
Buda dünyaya geldikten bir hafta sonra annesi ölmüştü ve Buda'nın hayatındaki temel figür olarak babası kalmıştı.
Babasının kulağına bu kehanetin gitmesi sonrası babası bu oğlunun ruhani lider olmaktansa bir kral olmasını tercih edecekti.
Bunun önlemini en baştan almıştı.
Buda'yı asla saraydan dışarı çıkarmayacak, hayatın o kirli ve acı dolu yüzünü oğluna göstermeyecekti.
Çünkü Buda eğer hayatın kirli tarafını görürse gerçekten de bir ruhani lider olmak isteyebilirdi.
Baba onun yerine evladını sarayı nimetlerine boğacak ve kral olması için elinden geleni yapacaktı.
Babası o kadar ileri gitmişti ki sarayda hasta veya ölmek üzere olan tüm hizmetçilerin görevine son vermiş ve sarayı baştan aşağı sağlıklı insanlarla doldurmuştu.
Buda'nın gençliği mücevherlerle, hizmetçilerle, zevk ve sefa alemleriyle geçmişti.
Ama Buda'nın tüm bu sefalardan sonra bile içinde büyüyen bir boşluk vardı.
Bir türlü tatmin olamıyordu.
Yaşadığı hayatta bir şeylerin eksik ve yanlış olduğunu sezmişti.
Buda bir şeylerin değişmesi umuduyla saraydan ayrılıp kısa bir yolculuk yapmaya karar verdi.
Sokaklardan geçerken yaşlı bir adam gördü.
Bu da ikinci yolculuğa çıktı ve bu yolculuğunda hasta bir adam gördü.
Üçüncü yolculuğundaysa...
Ölmüş birinin bedeniyle karşılaştı.
Buda'nın saray dışına yaptığı üç yolculuk ve gördüğü o üç acı dolu insan, yaşlı, hasta ve ölü.
İşte bu deneyimler Buda'yı derinden sarsmıştı.
Hayat dediğin o saraydaki gibi zevkten ibaret değildi.
İnsanların ciddi bir kısmı yaşamları boyunca feci acılarla mücadele etmekteydi.
Saray, Buda'nın gözlerini kapatan bir örtüydü.
Ama o örtüyü açıp dışarıyı gördükten sonra Buda, hayatın acı gerçeğini, hayatın gerçeği olan acıyı fark etmişti.
Buda radikal bir karar aldı.
Ailesini ve saray yaşamını bir kenara bırakacak ve ruhani bir yolculuğa çıkacaktı.
Acı problemini çözmesi gerekiyordu.
Adeta bir keşiş gibi kendisini bu arayışa verecekti.
Bu arada Buda'daki bu ruhsal arayış ve kendisindeki keşişlik hevesi Hindistan'da yeni bir şey değildi.
Buda gibi birçok insan önceki hayatlarını geride bırakıp hikmet uğruna yollara düşmüştü.
Buda ise bu ruhani arayış kervanına katılan başka birisiydi sadece.
Ama vardığı nokta diğer tüm arayışçılardan farklı olacaktı.
Buda yolculuğu sırasında bir öğretmen...
Bu öğretmen ona meditasyon denilen pratiği öğretecekti.
Öğretmeni bir trans halinde, saatlerce süren bir meditasyon becerisine sahipti.
Buda çok hevesli bir öğrenci olduğundan hemen bu meditasyon tekniğini kaptı ve öğretmenin gözüne girdi.
Hatta bu hocasının bir grubu bulunmaktaydı ve grubun en gözde öğrencisi olan Buda'dan da bu gruba liderlik yapmasını teklif etti.
Buda bu teklifi reddedecekti.
Sonuçta hocasından aldığı bu meditasyon tekniği bile Buda'nın içindeki boşluğu dolduramamıştı.
Bu da bu sefer başka bir ruhani topluluğun uyguladığı pratiği denemişti.
Bu pratik nefes kontrolü üzerineydi.
Nefes alışveriş sürelerini arttırarak bir dinginliğe ulaşmaya çalışıyorlardı.
Bu da yine bu pratiği hızlı bir şekilde öğrendi ama halen...
Aradığı cevabı bulamamıştı.
En son öğrendiği başka bir teknik ise yemek miktarını korkunç derecede azaltarak adeta sonsuz bir oruç tutmaktı.
Bu pratiğin uygulayıcıları tüm gün boyunca sadece bir kaşık fasulye çorbası içiyorlar ve günün geri kalanında hiçbir şey yemiyorlardı.
Buda bu pratiği de titizlikle uyguladı ama günün sonunda kendisini aç ve zayıf düşmüş bir halde buldu.
Hiçbir grubun ona sunduğu ruhani pratikler işe yaramıyordu.
Hayatının ilk dönemi zevkler içinde geçmişti.
Şimdi ise 6 yıldır bir ruhani arayıştaydı ve kendisini birçok şeyden yoksun tutan bu pratikler ona günün sonunda hiçbir şey katmamıştı.
Buda çözümü kendisinin bir sistem kurmasıyla bulacaktı.
Madem ki zevk sefa alemlerinde bir şeylerin yanlış olması gibi, keşişlerin de sürdürdüğü bu yoksun bırakma ve hissizleşme pratikleri de yaptı.
Çözüm orta yolda yatıyordu.
İki uçtan ziyade insanın ölçülü olması gerekiyordu.
Bu da tekrardan sağlıklı bir şekilde yemek yemeye başladı ve meditasyonlarına geri döndü.
Ölçülü olduğu zaman meditasyonlardaki performansı da iyileşmişti.
Bir gün ağacın altında meditasyon yaparken daha önceleri hissetmediği bir farkındalık anı yaşadı.
Bu da sadece bu hayata değil, öncesinde başka hayatlara sahip olduğunu görmüştü.
O zamanki deneyimlerini keskinlikle hatırlamaya başladı.
İkinci geceki meditasyonunda birkaç kere yeniden doğduğunu fark etti ve ölümün bir son olmadığını gördü.
Üçüncü gece seçtiği yol olan Orteoğlu'nun doğru olduğunu iliklerine kadar hissetti ve Nirvana'ya ulaştı.
Nirvana'ya ulaştıktan sonra artık...
neden doğuşa ihtiyaç kalmadığını gördü.
Varlığı görevini tamamlamıştı.
Buda bu bedende son hayatını yaşayacaktı.
Yoğun bir aydınlanma anından geçtiğinin farkındaydı.
Ve annesinin gördüğü rüyadaki kehanetin doğru olduğunu, gerçekten de bir ruhani lider olacağını hissetti.
Ama problem şuydu. Buda'nın yaşadığı aydınlanma o kadar komplexti ki kendisinin bu aydınlanmayı diğer insanlara anlatması epey zor olacaktı.
Nihayetinde iyi bir yaşamın anahtarını elinde tuttuğunu düşünüyordu.
İçindeki huzurun farkındalığını diğer insanlara aktarma hevesiyle dolup taştı.
Sonuç bu yaşamı huzurlu bir şekilde geçirmek hepimizin isteği değil midir?
Bu kısımda huzurlu ve iyi yaşam bağlamında podcast bölümümüzün sponsoru olan Evital'den bahsetmek istiyorum.
Sağlık problemleriniz için hem pratik hem de etkili bir destek ve danışmanlık hizmeti arayan biriyseniz Evital platformu sizin bu isteklerinize cevap verebilir.
Mental sağlığınız konusunda danışmanlık almak isteyebilirsiniz veya size uygun olan beslenme rutinini oluşturmak veya genel sağlık sorunlarınıza dair kafanıza pek yatmayan kısımlar olabilir ve tüm bu sıkıntılarınızı kendi başınıza Altyazı
M.K. Onlarla
hızlıca iletişim kurabiliyorsunuz.
Hadi derseniz ki ben önce Evital'i denemek istiyorum.
Bakalım memnun kalacak mıyım diye.
Evital, psikolog ve diyetisyenlerle bir ön görüşme yapabileceğiniz ücretsiz bir hizmette sunuyor.
Sağlık Bakanlığı tarafından tescil edilen Evital, diploma onaylı sağlık profesyonelleriyle size ve sağlığınıza yardım etmeye hazır.
Evital platformunun linkini bu podcastin açıklama kısmında belirttim.
Şimdi kaldığımız yerden devam edelim.
Bu da en sonunda dayanamadı.
İçindeki bir güç öğretisini insanlara anlatmak için onu zorluyordu.
Arayışta olan 5 tane kişi buldu ve onlarla öğretisini paylaştı.
Bu da öğrencilerine 4 yüce gerçekten bahsetmişti.
Bu 4 yüce gerçeğin detaylarına podcast'in ilerleyen kısımlarında tekrar değineceğiz.
Buda'nın öğrencileri ondan ders alır almaz kendilerindeki değişikliği fark etmişti.
Onlar da hocaları Buda gibi aydınlanma yaşamıştı.
Bu öğretiler gittikçe daha fazla insanın dikkatini çekti.
5 kişiden 60 kişiye çıkmışlardı.
Ve Buda aydınlanmayı tamamlamış öğrencilerine son bir görev verecekti.
Gidin ve bu öğrendiklerinizi diğer insanlara da anlatın.
Buda'nın yaklaşık 80 yıllık hayatının ilk yarısı bu şekilde biliniyor.
Ama maalesef yaşamının ikinci yarısı hakkındaki bilgiler ilkine kıyasla çok daha az.
Kendisinin bu dönemde uzun yolculuklara çıktığı, 300-400 km uzaklıktaki bölgelere gidip Budizm'i orada yaymaya çalıştığını biliyoruz.
Buda öğrencilerine konuşmalar yapar, onlardan gelen soruları cevaplar ve belli konuları onlarla karşılıklı olarak tartışırdı.
Genelde mizacının sakin ve olgun olduğu biliniyor.
Ölümünün ise 80 yaşına geldiğinde eceliyle olduğu düşünülüyor.
Ama ölümden evvel cevaplamamız gereken soru şu.
Bu da gerisinde muazzam potansiyelli bir öğreti bırakmıştı.
Ama kendisine bir varis seçmiş miydi?
İşin aslı Buda kendisini asla bir lider, bir peygamber gibi görmüyordu.
Bu sadece gerçeği görmüş ve aydınlanmıştı.
Diğer insanlar da öğretiyi takip ettikleri sürece onun seviyesine erişebilirlerdi.
O yüzden Buda kendisini asla özel bir insan gibi görmemiş ve kendisinden sonra öğretiyi sahiplenecek bir variste bırakmamıştır.
Kendisi öldüğünde ona yakın tarafta bulunan bir ağacın mevsiminde olmamasına rağmen çiçek açtığı söylenir.
Ayrıca kendisinin ölmeden evvel son sözleri de şöyledir.
Çürüme her şeyin doğasında vardır.
Zihninizin berrak bir şekilde çabaladığından emin olun.
Ve Buda bu sözleri söyledikten sonra bir meditasyona girer.
Tekrardan nirvana haline ulaşır ve son nefesini verir.
Buda nirvana'ya ulaştığı için tekrardan bir yeniden doğuş yaşamayacaktır.
Ama bu kısımda duralım.
Budizm'de yeniden doğuş ne anlama geliyor?
Veya karma ne demek? Bu kısımda Budizm'in teknik tarafını, kozmolojisini ve Budizm'deki zaman kavramını anlamaya çalışalım.
Reenkarnasyon yani öldükten sonra tekrar dünyaya gelmek Buda'nın icat ettiği bir konsept değildi.
Hindistan'da bir süredir ciddiye alınan bir inançtı.
Ama Budizm'deki yeniden doğuş biraz daha farklı.
Önce bu inançtaki zaman kavramını anlamamız lazım.
Bir kere İbrahim-i Diner'deki zamanın lineer olduğunu söyleyebiliriz.
Kozmolojileri de öyle. Dünyanın bir başlangıcı vardır.
Tanrı belli bir zaman dünyayı yaratmıştır.
Ve aynı tanrı yine belli bir zaman yani kıyamet gününde dünyaya son verecektir.
Oysa Budizm'de zaman lineer ilerlemez.
Sonsuza kadar devam eder.
Ve insanlar her zaman insan olarak yeniden doğmazlar.
Belli kademeler vardır ve bir insan yeniden doğduktan sonra hayvan olarak da dünyaya gelebilir.
Budizm kademelerinde en altta cehennem bulunur.
Onun üstünde ise hayvanlar.
Hayvanların üstünde hayaletler.
Onların üstünde titan denilen şeytani varlıklar.
Ve titanların da üstünde insanlar bulunur.
Peki yeniden doğuşta hangi kademede doğacağımız nasıl ayarlanır?
İşte bu kısımda karma kavramı devreye girer.
Karma'yı günlük hayatta insan ektiğini bilir.
İyilik yapan sonunda karşılığını bulacağı gibi kötülük yapan da nihayetinde o kötülüğü göreceği söylenir.
Budizm'deki karma günlük hayata benzese de işin aslı yeniden doğuşla ilgilidir.
Bir insan hayatında kötülük yaparsa karması düşer ve öldükten sonra bu sefer yeni hayatında başına gelen felaketler önceki hayatındaki karmasından kaynaklanmaktadır.
Karmayı böyle düşününce çok bireysel geliyor.
Her insanın iyilik puanı gibi kendi karmasını geliştirmeye çalışması.
Oysa Budizm bizlere karmanın başka insanlarla da paylaşılabileceğini söyler.
Cömert olup başka insanlara yardım ettiğimiz takdirde kendimizin de karşı tarafında karma seviyesini yükseltmiş oluruz.
Günlük hayatın psikolojisiyle de iç içedir bu durum.
Bir insana yardım ettiğinizi hissettiğinizde o tatmin olmuş halinizi düşünün.
Gerçekten karşınızdaki insana iyi geldiğinizi bilmek, karşılıklı olarak yükseldiğinizi görmek insanın içine...
bambaşka hislerle doldurtur.
Ve Budizm'de bizden sadece kendi karmamızı değil başkalarının karmasını da düşünmemizi ister.
Bu karma ve yeniden doğuş kavramlarının bir tık kompleks olduğunu söyleyelim.
Örneğin yeniden doğuşa dair insanın kafasına bin bir türlü soru geliyor.
Eğer ki geçmişimizde başka hayatlar yaşamışsak onları neden hatırlamıyoruz mesela?
Budizm'in bu probleme cevabı geçmişteki hayatlarımızı hatırlayabilmek için bir üst farkındalık seviyesine sıçramamız, meditasyonlarda kendimizi geliştirmemiz olacaktır.
Budizm'deki bu yeniden doğuş Doğuş konsepti işi biraz mistisizm ve spiritualizm taşıyor.
Örneğin yeniden doğuşa inanmadan bir Budist olabilir miyiz?
Kesin bir cevabı yok. Ama en azından Budizm bizlere ölümden sonra hiçliğe karışmayacağımızı ve en azından içimizden bir şeylerin devam edeceğini söylüyor.
Peki Budizm'in amacı ne o zaman?
Karmalarımızla, yaptığımız eğilliklerle her zaman bir üst seviyede yeniden doğuş gerçekleştirmek mi?
Buda'nın yolculuğunun ilk temel noktasını, başlangıç noktasını hatırlayın.
Buda acılara bir çözüm bulmak istiyordu.
Budizm'in amacı. Varış noktası nirvanadır.
O farkındalık halidir.
Peki nirvana nirvana diye dedikleri o şey ne anlama geliyor?
Veya bir insan nasıl nirvanaya ulaşır?
İşte bu kısımda Budizm'in psikolojik ve pratik kısmına geçiyoruz.
Budizm bizlere iyi bir yaşam ve huzur için ne yapmamız gerektiğini söyler.
Hatırlarsanız Buda öğrencilerine dört yüce gerçekten bahsetmişti.
İşte şimdi bu gerçeklere geçmenin tam zamanı.
İlk gerçek şudur. Yaşam acılarla doludur.
İkinci gerçek ise acıların sebebi olarak arzularımızı gösterir.
Üçüncü gerçek bizlere eğer ki acının sebebi ortadan kalkarsa acının da yok olacağını söyler.
Dördüncü ve son gerçek ise bizlere acıları sona erdirmenin yolunu açıklar.
Bu da bu aşamada 8 katlı asil yoldan bahseder.
Bu gerçeklerin içine biraz daha dalalım.
Hayatın acılarla dolu olduğu herkesin bildiği temel bir gerçektir.
Acı çekmeyen insan yoktur.
Üstelik bazı acılar uzun süreler insanın peşini bırakmaz.
Kronik depresyonu olan birine örnek gösterebiliriz bu kısımda.
Bu ilk gerçeği tüm insanlar bilir.
Ama asıl olay ikinci gerçekte.
Yani acıların kaynağı olarak arzularımızı, tatminsizliğimizi göstermekte yatar.
Bu da bu gerçeği kendi hayatında birebir hissetmiştir.
Sarayda bir prens olduğu yıllarda bu da tüm dünyevi nimetlere sahiptir.
Yemekler mücevher... Ama tüm bu zevkleri tattıkça içindeki tatminsizliğin sadece daha da büyüdüğünü görür.
Yani acılardan kurtuluş reçetesi asla zevklerimizi artırmak olmayacaktır.
Zevkin peşinden gitmek tam tersi tatminsizliğimizi tetiklediğinden acılarımızı da artıracaktır.
Bu da arzularımızı, tatminsizliğimizi bir ateşe benzetir.
Ateş asla doymayan, devamlı büyümek isteyen bir yapıdadır.
Ateşin istediği nedir? Büyümek, harlanmak değil mi?
Ateş odun ister. Ama ateşe odun attığımızda daha fazla büyür ve bu sefer daha fazla odun ister.
En sonsa etrafı yakıp yıkar.
Arzularımız da böyle ilerler.
O arzuyu tatmin ettikçe hiçbir büyüsü kalmaz, daha fazlasını isteriz.
Onu da tatmin ettikçe yine daha fazlasını isteriz.
Arzularımız asla tam olarak tatmin olmaz.
Ve en son arzularımızla beraber büyüyen ateş.
bizi kavurur. İşte acılarımız da aynı böyle ilerler.
Peki arzular arzular diyoruz da o zaman hiçbir şeyi arzu etmeden öyle bomboş mu yaşamak gerekir?
Hiçbir hedefimiz olmayacak mıdır?
Tabii ki hayır. Budizmin burada kastettiği yıkıcı, zevk odaklı arzulardır.
Örneğin bir insanın İyi biri olmayı arzulaması, çevresine yardım etmeyi, dünyaya fayda katmayı veya nirvana ulaşmayı arzulaması, tabii ki Budizm'e göre sağlıklı arzulardır.
Ama dürtüsel, bedensel ve içten içe bize zararlı olduğunu bilmemize rağmen arzuladığımız şeyler, örneğin kolay yoldan para kazanmak, sadece kendi egomuzu tatmin ettiğimiz ilişkiler yaşamak, zararlı alışkanlıkların verdiği o anlık zevki
istemek, işte bunlar asıl Buda'nın kastettiği o acı temelli arzularımızdır.
Budizm'de zaman kavramı ve yeniden doğuş hakkında ne demiştik?
Döngüsellik değil mi? İşte toksik arzularımız da bizi bir döngünün içine sokar.
Nirvana'ya ulaşan kişi bu arzularına laf geçirip o kısır döngüyü kıran kişidir.
Nirvana kelime anlamı olarak da üflemek demektir.
Neyi üflemek? Ateşi.
Ateş arzularımızdır ve bir ateş asla tatmin olmaz.
Odun vermekle uslanmaz.
Ateşi ıslah etmenin tek yolu ortada ateş diye bir şey bırakmamaktır.
Bir mumun ucundaki kadar bile olsa ateş ateştir ve nirvana'ya ulaşan kişi o mumu üfleyen, ateşe bir son verendir.
Buda'ya göre bu ateşe son vermek için insan 8 katlı asil yolu tamamlamalıdır.
Bu yollardan birincisi doğru görüştür.
Hayatın acılarla dolu olduğunu ve acıların temelinde arzu ve tatminsizliğin yattığını kabul etmektir.
İkincisi ise doğru niyettir.
Gösteriş için değil de samimi bir şekilde acılardan arınmayı ve iyi bir insan olmayı istemektir.
Üçüncüsü doğru sözdür.
Küçük yalanlar bile söylememek.
Hem kendimizi hem de çevremize karşı dürüst olmaktır.
Dördüncüsü doğru eylemdir.
Burada kast edilen aslında yanlış eylemlerde bulunmamaktır.
Adam öldürmemektir, çalmamaktır.
Beşincisi doğru kazançtır.
Hak ettiğimizi almak ve daha fazlası için yanlış yollara, çevremizi manipüle etmeye düşmemektir.
Doğru çaba olan altıncısı kendimiz üzerinde irade sahibi olmaktır.
Düşüncelerimizi, eylemlerimizi istediğimiz doğrultuya sokmaktır.
Yedincisi doğru dikkattir.
Yaptığımız tüm işlerde zihnimizi o akış haline sokabilmektir.
Ve sekizinci olan doğru konsantrasyonda özellikle meditasyonla ilişkilidir.
Meditasyonu düzgün bir konsantrasyonla gerçekleştirip ondan maksimum verimi görmektir.
Şimdi podcast boyunca meditasyon meditasyon dedik, peki Budizm'in meditasyonu nasıl oluyor?
İnternette Budizm diye bir arama yaparsanız karşınıza çıkan ilk görsellerden biri Buda'nın lotus pozisyonunda oturup meditasyon yaptığı hali olacaktır.
Buda'dan evvel Hindistan'da meditasyon pratiği tabii ki vardı ama Buda meditasyona kendisinden bir şeyler de ekledi.
Buda'nın meditasyonuna geçmeden evvel meditasyonun ne olduğunu anlamaya çalışalım.
Meditasyon bir kişinin kontrollü bir şekilde ve kendi rızasıyla daha farkındalıklı bir zihin haline geçiş yapmasıdır.
Zihnimiz sakinleşir, olayları daha doğru bir şekilde sindiririz ve yaşama gücümüz artar.
Meditasyon geçmişte veya gelecekte değil anda olmaktır.
Bir kişinin bedenine, nefesine, ruhuna ve düşüncelerine o an şahitlik etmesidir.
İlk önce kişinin rahat bir pozisyona geçmesi gerekir ve genellikle lotus pozisyonu tercih edilir.
Lotus yani oturur bir halde ve bacakların birbiri içine geçtiği o pozisyon, gündelik ismiyle kabaca bağdaş pozisyonu, genellikle birçok meditasyon için tercih edilendir.
Çünkü meditasyonda o kadar ince bir ayar vardır ki, eğer yatar bir pozisyonda olursak fazla gevşeriz ve uykumuz gelir.
Ama fazla gergin ve kasıntı bir pozisyonda olursak bu sefer zihnimizde akış haline giremez.
Lotus pozisyonu bu açıdan tam bir orta yoldur.
Bu da lotus pozisyonuna geçtikten sonra nefesi üzerine odaklanır ve sessiz bir şekilde kendisine Budizm öğretisini hatırlatırdı.
Meditasyon pratiğinin ilk başlayanlar için gerçekten zor ve hebes kırıcı olduğunu söyleyebiliriz.
Ama yine söyleyebileceğimiz bir şey varsa o da meditasyonun tamamen pratik ve istikrarla alakalı olduğudur.
Meditasyonda gelişmek bazen aylarımızı hatta yıllarımızı alır.
Usta meditasyoncular hayatlarının her gününde düzenli olarak bu pratikleri yaptıklarından zihinleri de ona göre bir esneklik göstermiştir.
Meditasyon süreci aşamalardan oluşur.
Bir kişi meditasyona başlar başlamaz o dinginlik haline hemen kavuşamaz.
Önce düşünceler zihnimizde dolar taşar.
Geçmişi, geleceği, kaygılarımızı, yanlışlarımızı düşünürüz.
Ama biraz sabır gösterdikçe nefesimize, bedenimize, hatta zihnimize dair farkındalığımız arttıkça bir sakinlik kendini gösterir.
En son zihnimiz tek bir noktaya odaklanan lazer ışınının kuvveti gibi sadece meditasyon üzerine odaklanır.
Sakinlik haricinde bir meditasyonda ayrıca sevgi, nezaket ve merhamet gibi duygular da canlandırır.
Meditasyoncu sadece kendi acılarını değil, başkalarının acılarını da fark eder ve insanlar için genel bir merhamet hissiyle dolup taşar.
Buda'nın geliştirdiği meditasyon tekniğinin ismi ayrıca içgörü meditasyonu olarak da geçer.
Yani Vipassana. Bu teknik kişinin kendi bedenini, nefesini ve düşüncelerini sadece bir gözlemci edansıyla gözlemlediği bir süreçtir.
İnsanın sürece dahil olmadan kendisine bakmasıdır.
Nefes alışverişine odaklanır, bedenindeki uzuvları hisseder ve zihnine gelen düşünceleri sadece gözlemler.
Kişi meditasyon sürecinde kendisinden ayrılmış bir haldedir.
Tüm bu farkındalık sonucu kişi aynı zamanda kendi arzularını, itirazlarını fark eder.
acılarına son verebilecek yolu görür.
Kibrinin ilizyonu ortadan kaybolur ve derin bir huzur duygusuyla karşılaşır.
Ve evet arkadaşlar, bu podcast'i de bu kısımda bitirmek iyi olacaktır.
Kendinize iyi bakın, bir dahaki podcastlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
