
Bölümde bahsettiğim sanat eserlerini görmek için:
https://www.podcastbpt.com/paldir-kultur-tablolar3
Altınyıldız Classics’ten Üniversite Öğrencilerine Özel % 15 İndirim!
https://www.altinyildizclassics.com/magaza-kampanyalari-s
Yukarıda yer alan linke tıklayan üniversite öğrencileri edu.tr uzantılı mail adresi ile sayfaya kaydoluyor, e-mail adresine gelecek olan kodla Altınyıldız Classics mağazalarında %15 indirim kazanıyor
Detaylar için: https://www.altinyildizclassics.com/magaza-kampanyalari-s
Kitaplarım📚
Sanat Ajandası: https://www.kitapyurdu.com/kitap/sanat-ajandasi-zamansiz-fleksi-kapak/695649.html&filter_name=sanat+ajandası
Müzede Bir Macera: https://www.kitapyurdu.com/kitap/muzede-bir-macera/665748.html&manufacturer_id=274522
Renklerle Dost Bir Aile: https://www.kitapyurdu.com/kitap/renklerle-dost-bir-aile/704697.html?srsltid=AfmBOoooqZzin9T2vzwPFBS5OErlEu9QeivP3XNsfdrRmxrq5OQf0LEY
Instagram'a da beklerim♥️
https://www.instagram.com/senapinarcivan/
https://www.instagram.com/paldirkultur.podcast/
*Bu bölüm "Altınyıldız Classics" hakkında reklam içerir.
*Reklam ve iş birlikleri için: info@podcastbpt.com
Transkript
Merhaba arkadaşlar, Powder Culture'a hepiniz hoş geldiniz.
Ben Pınar. Bu bölümde sanat tarihinde bana en ilginç gelen moda hikayelerini anlatacağım.
Eminim ki sizin de ilginizi çekecek ve şaşırtacak çok fazla bilgi buldum.
Gerçekten anlatmak için sabırsızlanıyorum.
Hazırsanız başlayalım.
Sanat eserleriyle modayı bir araya da düşündüğümde aklıma ilk gelen tabloyla başlamak istiyorum.
Yani John Singer Sargent'ın 1884 yılında Paris'te resmettiği Madame X'in por...
Eğer resmi daha önce görmediysen hiç sorun değil.
Açıklamadaki linkten bahsedeceğim bütün sanat eserlerine ve fotoğraflara ulaşabilirsin.
Şu anda çalışıyorsan ya da evi falan topluyorsan yani resme bakamayacak haldeysen de senin için hemen özetleyeyim.
Zaten tanımlaması pek zor bir resim değil.
Çünkü resmin merkezinde bir tane kadın görüyoruz.
Siyah saten bir elbise giymiş.
Teni de bembeyaz. Tamamen ikisi zıtlık oluşturuyor.
Ve arkası kahverengi bir fotoğraf.
Sondan ibaret yanında da sadece bir ahşap masa duruyor.
Masaya tutunmuş halde yüzü de bize hiç bakmıyor.
Direkt sağ tarafına dönük şekilde bize son derece kibirli bir şekilde görmezden geliyor gibi.
Birazdan bahsedeceğim küçük ve gizemli detaylar dışında oldukça sade, basit bir resme benziyor.
Tüm bunlara rağmen bu resim 1884 yılında Paris'te ilk sergilendiğinde hiç de hoş karşılanmamış, hiç sıradan değilmiş.
Resimde gördüğümüz kadının bütün hayatı, itibarı bir anda yerle bir olmuş.
Ressam da zaten direkt Fransa'yı terk etmek zorunda kalmış.
Yaklaşık 150 yıl öncesinde siyah elbise giymiş bir kadının Fransa'da bu kadar tepki çekmesi gerçekten çok ilginç.
Ama anlattıkça nedenlerini daha iyi anlayacaksınız.
Resmin hikayesini deşifre etmeye kadının kim olduğu ile başlayalım.
Tüm o cazibeli haline rağmen yüzümüze bile bakmaya tenezzül etmeyen kadın Virginie Amerigotro.
Bu ismi tedaffuz etmek için çok çalıştım.
Umarım doğru söylemişimdir.
Biz kısaca Virginie diyelim.
Kendisinin nasıl bir hayatı olmuş?
1859 yılında Amerika'nın güneyindeki Louisiana eyaletinde doğmuş.
Çocukken babasını Amerika'nın iç savaşına kaybettikten sonra da annesiyle birlikte Paris'e...
Paris için o yıllarda kesinlikle dünyanın kültür ve sanat başkenti diyebiliriz.
Virginie de Paris'te iyi bir eğitim almış ve genç kızlığından itibaren sosyetenin gözde isimlerinden biri haline gelmiş.
20 yaşlarının başında zengin bir bankacıyla evlenmiş.
Bunun en büyük nedeni de aslında annesi.
Kızının bu şekilde statü ve maddiyata sahip olmasıyla daha iyi bir hayat yaşayacaklarına inanıyor.
Biliyorsunuz ki hayat çoğu zaman planlarımız doğru otuzunda ilerlemiyor ve Virginie de bu evlilikten çok mutsuz olmaya başlamış.
Çünkü adam onun iki katı yaşında, kırklı yaşlarında.
Hiçbir şekilde birbirlerini anlamıyorlar.
Tamamen mantık evliliği.
Bu... Sevgi ve ilgiden yoksunluk nedeniyle de sosyetenin içinde birçok yasak ilişkisi olmuş ve adı bir anda çok kötü şöhretle anılmaya başlamış.
Yine de araştırdıklarıma göre davranışlarıyla, kıyafetleriyle gerçekten çok farklı bir aurası varmış ve herkesin dikkatini çekmeye devam ediyormuş.
Birçok ressam da onu çizmek için peşinde koşuyormuş.
Genelde kimseyi kabul etmemiş ama bir isim istası olmuş.
O da John Singer Sargent.
Bunun da nedeni ikisinin birçok...
ortak noktasının olması.
İkisi de Amerikalı yani gurbetçiler.
20'li yaşlarının başındalar ve sosyete de aslında iyi bir izlenim vermeyi, yükselmeye çalışıyorlar ve eğer birlikte bir resmi ortaya koyarlarsa da gerçekten bu hedeflerine ulaşacaklarını
düşünmüşler. Resmin çizildiği bir yıllık zaman diribinde Virginie'nin bir sürü kaprisi olmuş.
Başta oturarak poz vermesini istemiş ressam ama sıkılmış, bunalmış, ben oturamam deyip ayakta poz verme olarak değiştirmişler.
Daha sonrasında bir sürü sosyetik aktivitesi olduğu için de ressamı defalarca ekmiş.
Surgent ise bu resmin gerçekten başyapıtı olacağına ve bu sayede bir sürü portre siparişi gelip zengin...
inanıyormuş. Büyük bir soğukkanlılıkla resmi tamamlasa da Mac'larında gizli gizli kadından şikayet etmeyi ihmal etmemiş.
Bir resme ilk bakışımızda çoğu zaman sessiz, hareketsiz oldukları için bize bir şeyler ifade ettirmesi gerçekten çok zor olabiliyor.
Hele ki sembollerin anlamını bilmedikçe o resmin çizildiği dönemi öğrenmedikçe daha da zorlaşıyor.
Ama resimlerin bu şekilde yapılış süreçlerini okudukça da ressamlar modeller, anlatılan tarihi, mitolojik ya da dini hikayeler böyle teker teker canlanıyor gibi hissediyorum.
Bana Müzede Bir Gece filmini de hatırlatıyor.
Resim 1884 Paris salonunda sergilendiğinde hem halk hem de sosyete arasında büyük bir skandala neden olmuş.
Şimdi işler gittikçe ilginç bir hal alıyor.
Çünkü resme şu anda baktığınızda anlatacağım iki madde düzeltilmiş halde.
Nedir bunlar? Öncelikle Surgeon...
Virginie'yi evlilik yüzüğü olmadan resmetmiş.
O dönemlerde evli bir kadının bu şekilde resmedilmesi...
Büyük bir tepki toplamış.
İkincisi ise resimdeki elbisenin zincirlerini görüyoruz.
Burada ikisi de gayet düzgün dursa da resmin ilk halinde sol omzu hafif sıyrılmış şekildedir.
Bu da o zamanlar için oldukça müstehcen bulunur.
Üçüncüsü ise kadının teni çok beyazdır.
Bunun nedenini de arsenik içmesine bağlarlar.
Yani onu bir bağımlı olarak görürler.
Bütün bu zayıflık, ahlaksızlık nedeniyle de bütün gazetelerde eleştiri yazıları...
yazılır. Kadınla ve ressamla dalga geçen karikatürler çizilir.
Aslında Surgent hiçbir zaman tabloya Virginie'nin ismini vermez.
Bu yüzden Madame X'in portresi olarak anılır.
Hatta Virginie'nin annesi resmin kaldırılması için Surgent'le kavga ete de ressam onu hiçbir şekilde dinlemez.
Tepkilerin daha da alevlenmemesini istediği için resme evlilik yüzüğünü dahil eder ve elbisenin zincirini düzeltir ama çoktan iş işten geçmiştir.
Bu yüzden de kısa süre sonra Fransa'dan İngiltere'ye taşınmak zorunda kalır Surgeon.
Ama bu onu tabii ki de durdurmaz.
Bundan sonraki hayatına baktığımızda önce İngiltere'de daha sonra memleketi Amerika'ya taşındıktan sonra başarılı bir portre ressamı olduğunu görüyoruz.
Zorlu bir süreçten geçse de hedefine ulaşmıştır.
Bayağı da bir zengin olmuştur.
Bu hikayenin kazananı olsa da bir daha hiç bu kadar cesur bir resim yapmamış.
Ve her gittiği şehirde atölyesinde mutlaka bu resmi asarmış.
1916 yılında da tabloyu New York'taki Metropolitan Müzesi'ne sattığında bu resim için muhtemelen yaptığım en iyi şey bu demiş.
Gerçekten filmi yapılması gereken bir hikaye.
Virginia'ya ne olduğunu merak edenler için de...
Ve hemen söyleyeyim bütün arkadaşları teker teker yanından ayrılmış.
Eşiyle ilişkisi daha da kötüleşmiş.
O da Fransa'nın güneyine taşınmış.
Gerçekten çok cesur ve meydan okuyan bir karaktere sahip olduğunu düşünüyorum.
Çünkü bu resimden sonra da modellik yapmaktan vazgeçmemiş birçok farklı ressama poz vermiş.
Şimdi de sıra geldi sanat ve moda ile ilgili farklı bir konudan konuşmaya.
Şu soruyu sorarak başlamak istiyorum.
Giydiğin renkleri cinsiyetine göre mi tercih ediyorsun yoksa istediğin rengi giymekte özgür olduğunu düşünüyor musun?
Genelde kadınlara baktığımızda siyahtan pembeye kadar birçok farklı rengi giyseler de özellikle erkeklerde pembeye, kırmızıya, mora karşı bir önyargı olduğunu fark edebiliyoruz.
Ama baktığımızda aslında Avrupa'da 1900'lü yılların başına kadar neredeyse pembenin erkekler için, erkek çocukları için oldu.
Kırmızının da bu şekilde.
Bunu sanat eserlerine baktığımızda da çok net bir şekilde görebiliriz.
Mesela kralların kıpkırmızı perenleri olur.
Komutanlar aynı şekilde kırmızı giyinir.
Ya da prenslerin resimlerine baktığımızda çoğu zaman pembe ve kırmızı kıyafetleri sıklıkla giydiğini görürüz.
Hatta onu bir de geçtim.
Erkek çocuklarına elbise bir de giydirilir.
Biz pembeden devam edersek neden pembe erkek rengiydi?
Bu sorunun cevabını vereyim.
Pembe kırmızının bir tonu olarak kabul edilirdi ve kırmızı kanın, savaşın, gücün rengi olduğu için de o şekilde kabul edildiği için de büyük bir moda akımı haline gelmişti.
Rönesans'tan 19. yüzyıla kadar da resimlerde genellikle hep kadınların mavi giydiğini görürüz.
Bunun nedeni de daha duygusal ve daha hassas bir renk olarak kabul edilmesi.
Ama şurada küçük bir not düşmem gerekiyor.
Aslında çocuk giyiminin kaderini belirleyen en önemli yenilik kimyasal boyaların icadıyla birlikte olmuş.
Genellikle çocuklar üzerlerini çok kirlettikleri için anneler beyaz giymelerini tercih ediyormuş.
Hani çok yıkanıyor sıcak suda soğumasını etmesin diye ama kimyasal boyalar icat edildikten sonra artık çocukların da renkli giymesi çok kolaylaşmış.
Renklerle ilgili tarihi, psikolojik, sanatsal Bilgiler hoşunuza gidiyorsa Pelin Gülşen'in Renkler kitabını kesinlikle tavsiye ederim.
Konuşmayı çok sevdiğim konular olduğu için saatlerce konuşma potansiyelim var şu anda ama anlatacağım başka bilgiler olduğu için de kısa kesiyorum.
Erkek modasında 1800'lü yıllarda grilerin, siyahların ve lacivertlerin öne çıkması sonucunda birazcık dengeler şaşmaya başlamış.
Yine de erkeklerin pembeye karşı bir ön yargıları yok.
Öyle ki 1918...
2008 yılında Amerika'da bir gazete haberinde pembenin daha güçlü ve daha kararlı bir renk olduğu için erkek çocuklarına giydirilmesi gerektiği, mavinin ise daha nazik, daha hassas bir renk
olduğu için kız çocuklarının giyinmesi gerektiğini yazmışlar.
Ama 2. Dünya Savaşı'nın bitimine geldiğimizde Amerika'da çalışan kadınların işlerini bırakıp evlerine dönmesi beklenmiş.
Reklamcılar da ideal ev kadınlığını böyle pembe, kırmızı kıyafetlerde, bakımlı, Ve çok hamarat şekilde resmetmişler.
O şekilde televizyonlara yansıtmışlar.
Erkekler de koyu takım elbiselerinin içinde çok ciddi, çok şık böyle bir havaya bürünmüş.
Ve böylelikle 1940'lardan 2000'lere kadar pembe ve kırmızı feminenin rengi haline geldi.
Bu konularla ilgili Güney Koreli bir fotoğrafçı olan Jong Mi Yoo'nun beni çok etkileyen bir çalışması var.
Kendisi kız ve erkek çocuğu nedeniyle renklerin cinsi...
diyetimiz üzerindeki, algılarımız üzerindeki etkisine ilgi duymaya başlıyor.
2005 yılında çocuklarını fotoğraflayarak pembe-mavi projesine ilk adımı atıyor.
Burada şuna dikkat çekmek istiyor aslında.
Kızların oyuncakları genellikle pembe, mor ve kırmızı tonlarında ve baktığımızda çoğunlukla özellikle o yıllarda evcili, kıyafet, makyajla ilgili ama erkek çocuklarında daha
çok mavi ağırlıklı oyuncaklar var ve bilim ve teknolojiyle ilgili.
Tabii ki de bu da bizim çocukluktan itibaren düşüncelerimizde ve davranışlarımızda büyük bir etkisi oluyor.
Bu şekilde bir şartlanmaya gidiyoruz.
Açıkçası renklerin cinsiyet üzerindeki etkisinin gün geçtikçe azaldığını düşünüyorum.
Ve herkesin istediğini istediği renkte giymesinde ve çocukların istediği oyuncağa oynamasında özgür olduğunu düşünüyorum.
Öğrendiklerimiz ve deneyimlerimizle yaşamı ve dünyayı algılama şekillerimizin gün geçtikçe...
Değiştiğine inanıyorum. Bizler de bu değişime ayak uyduruyoruz.
Altın Yıldız Klasiks de bu değişime ayak uyduruyor ve şıklığı bizlerle buluştururken mükemmel bir projeyi de imzalatıyorlar.
Öğrenciler için gerçekten çok faydalı olacağını düşündüğüm Her Mağaza Bir Öğrenci projesinde Altın Yıldız Klasiks'in her mağazası bir öğrenciye eğitim bursu imkanı sağlıyor.
Birleşmiş Milletler'in 17 küresel amacından biri nitelikli eğitime önem veriyorlar.
Gençler için yarı zamanlı iş ve staj imkanlarında da öncelik sağlıyorlar.
Öğrencilerle sürekli iletişim halindeler.
Onları şirket içi eğitimlere ve etkinliklere de davet ediyorlar.
Bu gerçekten çalışma ortamında çok önemli.
Ayrıca gençler için Altın Yıldız Klasik'sin fırsatları bu kadar da değil.
Altın Yıldız mağazalarında üniversite öğrencileri için çok cazip indirimler var.
Hemen kampanyayı da anlatıyorum.
Bu kampanya sadece üniversite öğrencilerini kapsadığını baştan belirteyim.
Açıklamaya bıraktığım linkten edu.tr uzantılı mail adresiniz ile kayıt oluyorsunuz.
Daha sonrasında e-mail adresinize gelen kodla altın ya da klasiks mağazalarında 2500 TL ve üzeri alışverişlerde %15 indirim kazanıyorsunuz.
Kardeşim de üniversite öğrencisi ve yeni bir takım elbise almak çok istiyordu.
Biz de bu hafta kesin gidip alacağız.
Hazır böyle mezuniyetler ve düğün sezonu da gelmişken siz de bakın derim.
edu.tr kampanyalarıyla...
Gençlerin mezuniyetinde, iş hayatlarına başlangıçlarında ve günlük hayatlarında yine her zaman Altın Yıldız Klasik'si var.
Şimdi de ülkemizle alakalı bir moda hikayesiyle devam etmek istiyorum.
Sanat tarihindeki en sevdiğim tarzlardan biri olan Türkörüm odasında Avrupalılar Türk kılığına girerek poz verirlerdi.
Tarih derslerinden hatırlarsak Osmanlı'nın 1700'lü yıllardan itibaren Avrupa'ya geçici ve daha sonrasında kalıcı elçiler göndermesi iki dünyanın her alanda daha
etkileşim içinde olmasına da olanak sağladı.
alanda değil, bilimsel olarak, kültürler olarak, moda açısından da aslında birbirlerini çok etkilediler.
Zaten Avrupa'da Osmanlı elçileri halktan tutun da saray erkanına kadar herkeste büyük bir iyiyi uyandırmış.
Bunun sonucunda da Avrupa saraylarında ve de soydular arasında maskeli balolarda insanlar Türk kılığına girmişler.
Kırığı da diyorum durmadan.
Benim bu R, L şeyi çok fena.
Genelde insanlar R'leri söyleyemez.
Ben L'leri de R şeklinde söylüyorum küçüklüğümden beri.
Neyse bununla ilgili bayağı uğraşıyorum.
Umarım çok çaktırmıyorumdur.
Devam edeyim. Şimdi nerede kalmıştık?
Bak bundan bahsediyordum.
Neyse artık devam edeyim.
Tiyatro oyunlarında, operalarda ya da romanlarda da Türk karakterlere rastlanıyor.
Hatta bu dönemde 1700'lerin sonlarında Mozart da Türk marşını besleniyor.
O kadar büyük bir çılgınlık haline geliyor ki Türkler ve aslında hayali bir doğu imgesi.
Porselenlerde bile Türklere özgü figürlere rastlanıyor.
Bunların hepsini linkteki fotoğraflarda da görebilirsiniz.
Tabii ressamlar da bu ilgiye karşılıksız kalamamış.
E siparişler o...
önde ise onlar da ne yapacak ki işlerine de geliyordur.
Çok para kazandıklarını düşünüyorum.
Bu şekilde. Bunlar da tabii ki de Osmanlı topraklarına çoğu ayak basmamış sanatçılar ama Avrupa'da soyduları ve elçileri kaftanların içinde, sarıkların içinde resmetmişler.
Böyle insanları hayrem sahnelerinde, hamamlarda tamamen hayal ürünü, masal diyarından çıkmış şekilde resmetmişler.
Ben o resimlere bayılıyorum.
Ne kadar gerçeği... masalarda ki bu Resimleri merak ediyorsanız, canlı görmek istiyorsanız da İstanbul'daki Pera Müzesi'ni tavsiye ederim.
Orada bir sürü Türkerim odasına ait resmi bulabilirsiniz.
Özellikle Fransız büyükelçisi ve eşinin Türk giysileri içindeki resmine her baktığımda dalıp gidiyorum.
Benim en sevdiğim resimlerden biri olabilir.
Bir gün sizler için hikayesini de anlatırım.
O da sürpriz kalsın. Çünkü bundan sonra sanat eserlerini de daha fazla anlatmayı planlıyorum.
Belki başka bir... Bu bölümde Türk Örüm Odası'na da uzun uzun konuşuruz.
Artık yavaş yavaş bölümü kapatıyoruz.
Ben son olarak da bunu anlatmasam kesinlikle yani içimde ukde kalırdı.
O yüzden... Aşk dediğimizde aklımıza gelen ilk sanat eserlerinden biri olan öpücüğün ressamı Gustav Klimt ile Vianna'nın yaşadığı dönemde 1800'lerin sonunda en ünlü modacılarından
biri olan Emilia Früge'nin hayatında aşkını da daha doğrusu anlatmak istiyorum.
Bu ikili gerçekten benim için çok özel çünkü onların ilk olarak fotoğraflarını görmüştüm siyah beyaz.
İkisi de böyle elbise benzeri kıyafetler giymişler çok sıra dışı ve kimilerinin...
de böyle poz duyuyorlar.
Kimilerinde dans ediyorlar.
Çok tatlı, sevimli bir çift.
O zamana baktığımızda da aslında böyle birazcık trajik bir hikayeleri de var.
Çünkü Gustav Klimt kendisi gibi ressam olan kardeşi Ernest'i çok genç yaşlarındayken kaybediyor.
Ve o sıralarda aslında Ernest'in bir de Helen adında bir eşi var.
Gustav Klimt de bundan sonra hayatı boyunca kardeşinin eşi Helen'i ve onun küçük kardeşi Emily'i koruma görevini üstleniyor.
O sıralarda İkisi tam 27 yıl boyunca birbirlerinin en yakını olur ama hiç evlenmezler.
Başkalarıyla da evlenmezler.
Bunun en büyük nedeni de Gustav...
çok büyük bir çapkındır.
Onun bir günlük hayatını şöyle anlatırsam bütün gün atölyesinde onlarca farklı kadın model ve en büyük tutkularından biri olan kedilerle birlikte takılırmış, resmlerini
tamamlarmış ve hayat boyu annesiyle birlikte yaşamış.
Annesine çok bağlıymış ama yaklaşık 14 tane çocuğu olduğu da biliniyor.
Viyana'da 1800'lü yılların sonunda 1900'lerin başlarında Avrupa'nın en önemli başkentlerinden biri Onun bohem hayat tarzı ve kendi ayaklarının üzerinde durması o dönemlerde çok
asi ve sıradışı bir imaj çizmesine de neden oluyor.
Ki bu yüzden ikilinin birbirlerine son derece uyumlu olduğunu düşünüyorum.
Fotoğraflarını da zaten ekleyeceğim.
Siz de bakabilirsiniz ne düşünüyorsunuz.
Sizin de yorumlarınızı merak ettim.
Bazı araştırmalara göre de Klimt öpücük tablosunda kendisini ve Emily'i resmetmiş.
Ayrıca Klimt 1918 yılında bir felç sonucu vefat etti.
son sözlerinin de Emily hakkında olduğuna dair söylentiler de var.
Bu derece bir bağlılık görüyoruz gerçekten.
Çok etkileyici. Klimt mirasının yarısını da Emily'e bırakmış ama Emily'nin evi 2.
Dünya Savaşı sırasında alev aldığında bu değerli mirasın bir bölümü de maalesef yanıp kül olmuş.
Bir bölümün daha sonuna geldik.
Bölüm hakkındaki yorumlarınızı Instagram hesabım...
Pinar Civan'dan benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum.
Gelecek hafta sanat ve tarih hakkında bambaşka bir konuda görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın ve tabii ki sanatla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
