
fizy’de dinlenecek çok şey var!
Keyifle dinleyeceğin şarkılar, hiçbir yerde bulamayacağın fizy özel podcastler, yüzlerce sesli kitap ve daha fazlası fizy'de seni bekliyor. Şimdi sen de fizy Premium planına dahil ol, KULTUR20 koduyla bireysel müzik paketlerinde %20 indirim fırsatını yakala!
Aboneliğini başlatmak için Tıklayın
Detaylar için Tıklayın
Bu bölüm “fizy” hakkında reklam içerir.
Kitaplarım📚
Sanat Ajandası: https://www.kitapyurdu.com/kitap/sanat-ajandasi-zamansiz-fleksi-kapak/695649.html&filter_name=sanat+ajandası
Müzede Bir Macera: https://www.kitapyurdu.com/kitap/muzede-bir-macera/665748.html&manufacturer_id=274522
Renklerle Dost Bir Aile: https://www.kitapyurdu.com/kitap/renklerle-dost-bir-aile/704697.html?srsltid=AfmBOoooqZzin9T2vzwPFBS5OErlEu9QeivP3XNsfdrRmxrq5OQf0LEY
Instagram'a da beklerim♥️
https://www.instagram.com/senapinarcivan/
https://www.instagram.com/paldirkultur.podcast/
*Reklam ve iş birlikleri için: info@podcastbpt.com
Transkript
Fizi'de dinlenecek çok şey var.
Müzik, podcast ve yüzlerce sesi kitaptan istediğini dinle.
Bireysel müzik paketlerinde sana özel KULTUR20 koduyla %20 indirim kazan.
Merhaba ben Pınar.
Padur Kültür'de her hafta tarihteki ve sanattaki kadınların ilham verici hayatlarını anlatıyorum.
Bu hafta konuğum olağanüstü güzelliğiyle olduğu kadar başına gelen korkunç trajedilerle de tarihin asla unutamayacağı bir isim.
Avusturya İmparatoriçesi Elizabeth.
Bizim bildiğimiz ismiyle namı değer Sisi.
Nasıl ki Prenses Diana'nın başına gelenlere hala üzülüp şaşırıyorsak ondan yaklaşık 100 yıl önce çok daha beterleri aslında Prenses Sisi'nin başına gelmişti.
Ve onun yaşamını araştırdıkça ağzıma açık bırakan detaylar öğrendim.
Yani bu bölümde siz de şaşırmaya hazır olun.
Bu arada Prenses Sisi bazılarına bir çizgi filmi hatırlatmış olabilir.
Ben de 5-6 yaşında yuvadan eve her geldiğimde anne...
Benimle birlikte Jetix'de yayınlanan Prenses Sisi'yi izliyordum.
Bizim en büyük eğlencemiz oydu.
Anneciğim şu an bu bölümü dinliyorsan sana ithaf ediyorum.
Şimdi devam edebiliriz.
Benim için bu çok güzel bir anı oldu.
İlk olarak tabii ki Prensesimizin çocukluk yıllarıyla başlayalım.
24 Aralık 1837'de Münih'de doğmuş.
Tam adı Elizabeth Amelie Eugenie ve ailenin 10 çocuğundan üçüncüsüymüş.
Sissy ismi nereden geliyor derseniz de kardeşleri arasındaki dakikabı Sissy'miş.
Ve aslında öyle anlamı olan bir kelime de değil.
Elizabeth'in tatlı bir şekilde söylenmesi gibi düşünebilirsiniz.
Şimdi biraz da ailesini tanıyalım.
Sissy'nin annesi Baviera kralının kızı Prenses Ludovica.
Babası ise Bavera'nın en önde gelen düklerinden biri Maximilian Joseph'miş.
Bu arada bilmeyenler için günümüzde Bavera şu anda Almanya'nın en büyük eyaleti.
O zamanlarsa krallıkla yönetiliyor.
Dük ne demek diye sorarsanız da krallık içindeki bir bölge olan düklüyü yöneten soydulara deniyor.
Ve dükler hükümlerden sonra en yüksek rütbeli soydular aynı zamanda.
İşte Sisi bu kadar soylu bir aileden gelmesine rağmen oldukça basit ve sade bir çocukluk geçirmiş.
Mesela babasıyla sık sık köyleri ziyaret ediyorlar.
Sisi'nin derslerden kaçıp saatlerce ata binmesinde de hiçbir sıkıntı yokmuş.
Kardeşleriyle birlikte çayırda, çimende bol bol oyun oynadıkları eğlenceli bir çocukluk geçirmiş.
Yani yıllar geçtikçe Sisi'nin hayatı kötüleşse de çocukluk yılları kusursuza yakın diyebiliriz.
1853'te Sisi sadece 16 yaşındayken öyle bir davete katılmış ki bundan sonra hayatı tamamen değişiyor.
Öncelikle Sisi'nin teyzesini tanımalıyız bunun için.
Ne alaka demeyin bu kadın bu bölümümüzün başroda oyuncularından biri olacak.
Teyzesi Avusturya arşedüşesi Sofia, kendisi Avusturya kralı Franz Josef'in de annesi.
Tahmin edersiniz ki kral da başroda oyuncularımızdan esas oğlanımız.
Sofia, Sissi'nin kız kardeşi Helena'yı bir davete çağırıyor ve bu davet aslında bir çöp çatanlık oyunu.
Oğlu Franz ile yeğeni Helena'nın arasını yapmaya çalışacak.
Çok otoriter bir kadın.
Hatta o yıllarda Viyana'da onun için saraydaki tek adam deniyormuş.
Kocası Franz Kar ise onun tam tersi.
Oldukça müdayim, ilginç bir şekilde Avusturya tahtı hakkı olmasına rağmen kral olmak bile istememiş.
Direkt oğlu Franz Josef'e tahtı devretmiş.
İşte bu kadar zıtkutuplu bir çiftin meyvesi olarak gördüğümüz Fransız'da çöp çatanlık olayı sırasında 23 yaşında.
Onun için de ana kuzusu herhalde en iyi benzetme odur.
Tabi Sisi'nin kardeşi Helena da bu davete hemen balıklama atlamış.
Sonuçta kralla evlenme şansı var.
Annesi ve Sisi de onun peşine takılmış.
Avusturya'nın bir kasabasına doğru yola çıkmışlar.
Hatta bu sıralarda Sisi'nin annesi belki Fransız'ın kardeşinde Sisi'ye...
Yaparız deyip böyle bir taşla iki kuş vurma peşinde iki kızını da krallığa gelin vermeyi düşünüyor.
Yolda bir akrabalarına da başsağlığı didemeye gitmişler ve bu yüzden de hepsi simsiyah giyinmiş.
Sonrasında da birkaç kez araba değiştirmek zorunda kalmışlar ve bu sırada da bazı bagajları ortadan kaybolmuş.
En güzel kıyafetleri gitmiş ve kral ve annesinin karşısına...
Simsiyah, özensiz de biraz kıyafetlerle çıkmışlar.
Ama bunun şöyle bir durumu olmuş diyeyim.
Franz siyahların içinde upuzun, kumral saçlı Sissy'yi gördüğü anda vurulmuş.
Helen'e karşı da hiçbir şey hissetmemiş.
Annesine belki ilk defa isyan ederek ya Sissy ile evleneceğini ya da asla evlenmeyeceğini söylemiş.
Birkaç gün içinde de Sissy'ye evlenme teklifi etmiş ve 5 gün içinde nişanlanmışlar.
8 ay sonra da yani 1800...
1254'te Viyana'da tabii ki krallara layık bir düğünle evlenmişler.
Franz Sissi'ye sırılsıklam aşık olmasına rağmen Sissi açıkçası pek oralı değil hatta saraydaki ilk günlerinden itibaren perişanaydı.
Çünkü biraz önce bahsetmiştim doğduğundan beri Münih'te çok özgür mutlu bir yaşam sürüyor.
Ama Viyana'daki Hobsburg sarayına geldiğinde oranın katı ve kuralcı ortamı onu anında boğmaya başlamış ve ailesini de çok özlüyormuş.
Sonuçta sadece 17 yaşında ne evlenmeye hazır ne de koskoca imparator içi olmaya.
Sisi'yi en çok zorlayan en önemli durum ise kaynanası.
Evet tarihteki en büyük gelin kaynana çatışmalarından biri Sisi ile Sofia arasında yaşanmış.
Bu arada böyle kibarlık yapıp kayınvalide falan demeyeceğim.
Çünkü kadın yıllarca Sisi'ye türlü türlü entrikalar çevirmiş, çok kötülükler yapmış.
Bir de sonuçta öz teyzesi yani daha iyi niyetli olması gerekir ama çok daha korkunç olmuş.
Düğünlerinden sadece 10 ay sonra çiftimizin ilk bebeği doğuyor.
Bundan sonra Sofia direkt sisinin elinden bebeğini almış.
Sisi'nin ne emzirmesine ne de bakmasına izin vermemiş.
Baktığımızda Avrupa soyulları arasında bebeğin süt anneye verilmesi yaygın bir gelenek.
Ama buna karşı çıkıp çocuğunu kendi büyütenler de var.
Mesela Marie Antoinette'in çok ilgili bir anne olduğunu biliyoruz.
Ama Sisi'nin buna hakkı olmamış.
Daha da kötüsü kaynaması Sisi'ye sormadan bebeğine kendi ismi Sofya'yı vermiş.
Ayrıca Sisi için etrafındakilere aptal genç anne falan diyormuş.
Bu arada Sisi bunlara karşı çıkmak isteyip Fransa annene bir şeyler söyle çocuğumu istiyorum gibi cümleler kursa da Frans bir daha asla annesini üzmeyi göze alamamış.
Ertesi yılda çiftin ikinci çocuğu doğuyor ve Sofia yine Sisi'nin tüm yalvarmalarına rağmen bebeğini ondan almış ve bu sefer de ona Gisela adını vermiş.
Bu da yetmemiş tahta erkek varisi veremediği için Sisi sarayda dışlanmaya başlamış.
Kötü söylentiler ortaya çıkmış.
Yani bir durun daha iki sene oldu değil mi?
İlla doğar ama hiç öyle gelişmemiş ve Sofia'da bu fırsatı kaçırmamış.
Bu dönemde sesinin odasına bir not bıraktığı bir de rivayet edilir.
Notta erkek varis doğuramayan kraliçenin ülkesi için bir yabancıdan farksız olduğu ve geri gönderilebileceği yazar.
Bir de erkek işi olan imparatorluk yönetimine karışmaması öğütlenir.
Bak sen ama işler böyle mi devam edecek acaba?
Sisi 19 yaşına geldiğinde yani 1856'da Frans ve iki kızları ile birlikte Macaristan'da tatil yapmaya karar veriyorlar.
Ve Macaristan'ın doğası Sisi'ye adeta çocukluğunu hatırlatıyor.
Buraya aşık oluyor. Şimdi bu noktada biraz tarih bilgisi de vermeliyim.
1856 demiştik ve ondan yaklaşık 10 yıl önce Macarlar Avusturyalılara karşı bir ayaklanma başlatsa da ülkelerini kurmak isteseler de kısa süre sonra isyan bastırır.
Yine de Sisi Macarların özgürlükçü ve asi ruhundan çok etkileniyor.
Belki kendisini görüyor.
Macarca öğrenmeye başlıyor.
Bunu çok ilerletiyor.
Tatilde ailecek çok mutlu olsalar da iki kızlarının da dizanteriye yakalanmasıyla her şey bir anda kabusa dönüşmüş.
Ve bir yaşındaki Gisela iyileşse de iki yaşındaki kızları Sofia hastalığa yenik düşüp Sisi'nin kollarında hayatını kaybetmiş.
Ve bu acı kayıp Sisi'ye büyük bir depresyona...
Diana'ya geri döndüklerinde Fransa'da kaynanası Sofia'da Sissi'nin acısını görmezden gelmiş.
Hatta Sofia Sissi'yi suçlayıp duyurmuş bu ölüm nedeniyle.
Onun iyi anne olmamasının bir kanıtı olarak gösteriyormuş.
Sadece Sissi'nin ailesi onun için endişelenmiş.
Hatta annesi yeniden hamile kalırsa kızının iyileşeceğine inanarak bu dönemde onu ikna etmeye çalışmış.
Birkaç yıl sonra da 1858'de Veliat Prens Rudolf dünyaya gelmiş.
Bu arada Rudolf büyüdükçe duygusal ve hassas bir çocuk olduğu hemen fark ediliyor.
Özellikle babası Franz Josef oğlunu ileride orduların başına geçecek güçlü bir imparator haline getirmek için 6-7 yaşlarından...
onun bu hassas kalbini kırmaya çalışıyor.
Gece yarısında tabancalar patlatarak uyandırılmasını istemiş.
Gün içinde buz gibi duşları aldırıyormuş ona.
Ve hatta hayvanlara olan korkusunu yenmesi için hayvanat bahçesinde tek başına terk edildiği bir de olmuş.
Kesinlikle korkunç bir çocukluk ve bir süre sonra sizi bu gidişata bir dur demek için, bu saçma yöntemlerden vazgeçirmek için Fransız'ı ikna etmeye çalışmış.
En sonunda başarmışa...
Ama bundan sonra da ne kızına ne de oğluna geteri kadar ilgi göstermemiş.
Çok soğuk ve mesafeli bir anneymiş.
Muhteşem yüzyıldan da hatırlarsınız bizdeki şehzade annesi olmak gibi Sisi de Rudolf'u doğurduktan sonra saraydaki yerini sağlamlaştırıyor, güçleniyor.
Ama yine de mutlu değil.
Sonuçta saraydakiler onu acısında yapayalnız bırakmış.
Hep kaynanasının yanında olmuş.
Bu yüzden herkesi sahte görüyor.
Gerçi Fransa hala Sisi'ye dediği gibi...
Aşık duruyor ama bu da biraz göstermelik.
Sonuçta Sisi'nin hiçbir ihtiyacını karşılamıyor.
Onun haklarını savunmuyor.
Ve oyuncu bir sevgilisi olduğu da söyleniyor.
Bu sarayda kulaktan kulağa dolaştığı için de Sisi gittikçe daha kötü oluyor.
Bunalımlara giriyor. Hemen Selvi Boylu mal yazmalımı da hatırlayalım.
Sevgi neydi? Sevgi emekti.
Ve onların ilişkilerinde pek emek göremiyoruz.
Peki Sisi günlerini nasıl geçiriyordu?
O zamanlarda tabii kötü geçen bir günden sonra...
battaniyenin altına saklanıp cips çikolata dizi yapacak hali yok.
Bu arada benim mutsuzluk bölümü de böylece öğrenmiş oldunuz.
O cips yememiş.
Kendini tarih, felsefe, edebiyat okumalarına vermiş aslında.
Kendini tamamen öğrenmeye adamış.
Desem de inanmayın.
Evet çok kitap okumuş ama hep böyle onu okuyan, yazılar yazan entelektüel bir kadın olarak hayal etmeyelim.
Çünkü bundan ziyade kendini güzelliğine adamış.
Bunun en büyük nedeni Kulağın fiziğide, hediyeler seninle.
iPhone 16 ve birbirinden güzel hediyeler kazanmak istiyorsan fiziğide bol bol dinle, çekilişe katıl.
Detaylar fiziğide. Nedeni de hayatındaki hiçbir şeyi kontrol edememesi.
Bu yüzden sesi kontrolünü kaybettikçe güzelliğine de daha da takıntılı hale geliyor.
Bu olay bende de araştırırken küçük bir aydınlanmaya neden olmuştu.
Benim de hayatımda bir şeyler yolunda gitmediğinde daha çok sosyal medyaya bakmaya başlıyorum.
Böyle ekrana boş boş bakmaya daha meyilli oluyorum.
O yüzden ekran süremi aralıklarla kontrol etmek...
Hayatımda nelerin yolunda gidip gitmediğini de anlamamı sağlıyor.
İyi olduğumu ekrana az bakmamdan anlayabiliyorum.
Belki siz de mutsuz olduğunuzda atıyorum daha çok kuaföre gidiyorsunuz ya da daha çok uyuyorsunuz, stokluyorsunuz.
Bunların hepsi hepimizin başına gelen şeyler.
Hikayelerimiz farklı olsa da ben sorunların da çözümlerin de bazen çok benzer olabileceğini düşünüyorum.
Yani sizin hikayesinden bile bir farkındalık kazanabiliriz.
Peki sizi neler yapmış bu kadar?
Özellikle yaşadığı yerlerde kendine özel spor salonu yaptırıyormuş.
Yatak odasına da her an egzersiz yapabilsin diye minderler serdirmiş.
Ya da cimnastikçilerin de günümüzde kullandığı denge kirişleri koyduruyormuş.
Yani kendine özel fitness salonu yaptırmaya özen gösteriyormuş o zamanlarda.
Tabii kadınların pantolon giymesi hoş karşılanmadığı için de bu sporların hepsini elbiseyle yaparmış.
Ve küçüklüğündeki binicilik tutkusunu yıllarca devam ettirmeyi başarmış.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Sıkıntısı daha da artıyor.
Sayısız yüz kremi denediği biliniyor ve çok garip cilt bakım rutinleri de varmış.
Bir süre her akşam ezilmiş çileklerden yapılmış bir yüz maskesiyle uyumuş.
Ya da her sabah soğuk duş her akşam da zeytinyağı banyosu yaparmış.
Bu sayede güzelliğine güzellik kattığına inanıyor herhalde.
Ve en ilginci de 32 yaşından sonra bir daha asla fotoğraf çektirmemiş.
Böyle at üstünde yelpazesiyle yüzünü kapattığı havalı bir fotoğrafın da var.
Onu da açıklamaya... Mutlaka bakın.
Bunların nedeni de kendi imgesinin daima genç ve güzel kalmasını istemesi.
Bununla ilgili bir film de var ismi Korsaş.
Ağır ilerliyor ama bence güzel bir film.
Onu da tavsiye ederim. Sisi gösterişi de pek sevmiyor.
Sadece giyinmeyi tercih edermiş.
Ve tek renkli kıyafetlerin doğal güzelliğini daha da öne çıkardığını düşünürmüş.
Bu yüzden az makyaj yaptığı da biliniyor.
Güzelliği dillere destan olduğu için de kimi zaman sarayın önünde onu görmek isteyen kalabalıklar oluşurmuş.
Ve gittiği her yerde meraklılar onu takip edermiş.
Ayrıca yabancı kaynaklarda şöyle yazıyordu.
Altyazı M.K. şey
yapmıyormuş. Sadece saçlarıyla ilgilenip okumalar yapıyormuş.
İlginç bir hayat. Başka bir ilginçlik daha anlatayım.
Sisi gençliğinden beri ne zaman uzun süre sarayda kalsa hastalanmaya başlıyormuş.
Doktorlar da yine onun öksürdüğünü, buhranlar geçirdiğini gördüklerinde sen bir hava al gel en iyisi derlermiş.
Ve Sisi de gezmeyi sorumluluklarından en iyi kaçış yolu olarak görmüş.
Hayatı boyunca Fas'tan Malta'ya, Cezayir'den Yunanistan'a kadar Hatta Türkiye'ye bile geldiği biliniyor.
Seyahate o kadar bağımlı ki bir keresinde şu cümleyi bile kurmuş.
Eğer bir yere varsam ve oradan bir daha asla ayrılmayacağımı bilsem burası cennet dahi olsa benim için cehenneme dönerdi.
Herhalde günümüzde yaşasa Sisi seyahat influencerı falan olurdu.
Şimdi herkesin ilgisini çekmeyebilir diye siyasi ve askeri tarihe pek girmiyorum ama Sisi saraydan uzakta aylar geçirirken ve kendine takık halde yaşarken eşi Franz Josef ise
bambaşka bir hayat yaşıyor.
O dönemde Avusturya İmparatorluğu'na karşı pek çok halk ayaklanıyor.
Mesela önce İtalyanlara sonra Prusyalılara karşı çok kötü galibiyetler alınıyor.
Ayrıca çok muhafazakar bir adam.
İmparatorluğunu çöküşten kurtarmaya çalışsa da işi çok zor.
Bölümün başlarında Sisi'nin Macarları olan tutkusundan da bahsetmiştim.
Bu hiç azalmıyor. Hatta Gulli Andresi adında Macar bir kontla dost oluyor.
Onunla sevgili olduğu söylentileri bir de var.
Macarlarla Avusturyalıların uzlaşması konusunda da hep bir çaba göstermiş.
Franz Josef'i yıllarca ikna etmeye çalışmış ve en sonunda başarılı olmuş.
Hem Gulli Andresi'yi hem de eşini bir araya getirmiş.
1867'de imzalanan Macar Uzlaşması'na göre Avusturya-Macaristan ikili monarşisi kurulmuş.
Bu olaydan sonra Macar Kod başbakanı olmuş.
Sisi ve Fransa Macaristan kralı ve kraliçesi olarak taç giymiş ve bir süre Macaristan'da yaşamışlar.
Ayrıca bu yıllarda çiftin son çocuğu Maria Valeri de doğmuş.
Sisi olgunlaştıkça da kaynanası Sofia'yı da baş etmeyi öğrenmiş ve son çocuğuna asla karışmasına izin vermemiş.
Hem iyi hem de kötü yanları olmuş tabi.
Bu sefer de Maria fazla ilgiyle büyümüş.
Sesi 3 çocuğunun bütün o bastırılmış anne duygularını o son çocuğuna yüklemiş.
Bu da tabi ki de zararlı.
Şimdi yaklaşık bir 20 yıl ileriye gidelim 1889'a artık Sisi 52 yaşında ve bütün çocukları da yetişkin olmuş neredeyse.
Fransa aşktan ziyade de aralarında daha çok bir dostluk bağı kurulmuş ve mutlu sayılırlar.
Ailecek keyifli bir akşam yemeği yiyorlar.
Burada Rudolf'a da dikkatinizi çekmek istiyorum.
Kendisi şu an 30 yaşında ve bir anda masadan izin isteyerek kalkıyor.
Kimse bunu garipsemese de ertesi gün korkunç bir haberle uyanmışlar.
Rudolf sevgilisi Meriwetsere ile birlikte av köşkünde ölü bulunmuş.
Onun çok zor bir çocukluk geçirdiğinden bahsetmiştim.
İlerleyen yaşlarında evliliği de hiç iyi gitmiyor.
Eşini aldatıyor ve ona hastalık bulaştırıyor.
Daha sonrasında da bu yüzden kendini çok suçlu hissettiği bir döneme gidiyor.
Tüm bunlardan kurtulmak için de intiharı düşünmüş olabilir ve sevgilisi de onsuz yaşayamayacağını söyleyip büyük ihtimalle birlikte intihar ediyorlar.
Bu olaydan sonra Sisi kahroluyor ve hayatının geri kalanında sadece siyah giymeye başlamış.
60 yaşına geldiğinde seyahatlerine devam ediyor ama artık yıl 1898 olmuş ve halkın monarşiye olan nefreti had safhada.
Soydulara suikastler düzenleniyor.
Ona da dikkat etmesi gerekli.
Ve önlem alıp takma bir isimle Cenevre'ye gizlice seyahate çıkıyor.
Buna rağmen otelden biri Sissi'yi tanıyıp etrafa İmparator içinin geldiği haberini yaymaya başlıyor.
Birkaç gün sonra Sissi eve dönmeye karar veriyor ve Nedimesi ile birlikte dikkat çekmeyen bir kıyafetle yolda yürümeye başlıyorlar.
Vapurlarına doğru gidiyorlar.
O sırada yanlarında başka kimse yok.
Çünkü Sissi Törenaylarıyla birlikte uğurlanmayı hiç sevmiyor.
Daima yalnız kendi...
başına olmayı daha çok seviyor.
O sırada genç bir adam yanlarına yaklaşıp Sissy'nin şemsiyesinin altından ona bakmaya çalışmış ve bir anda dengesini kaybeder gibi olmuş.
Sissy'ye hafifçe çarptıktan sonra hızla oradan uzaklaştığını biliyoruz.
Sissy önce pek bir şey fark etmemiş.
Kısa süre sonra ise yere yığılmış.
Onu hemen vapura taşımışlar ve o sırada siyah elbisesinin kanla koyulaşmaya başladığını görmüşler.
Ona yardım edenler hem nefes alabilmesi için hem de ne olduğunu anlamak için kor sesini çözmeye çalışırken bu sırada Sisi baygın olsa da bir anda kalkıp ne oldu diye sormuş ama kısa bir süre sonra
hayatını kaybetmiş.
Gerçekte ne olmuştu cidden hemen onu da anlatayım.
Sisi'ye çarpan adamın adı 25 yaşındaki Luigi Lucani'ydi ve kendisi İtalyan bir anarşisti.
Aslında Cenevre'ye gelme sebebi Sisi'yi öldürmek değildi.
Yine bir suikast nedeniyle gelmişti.
Üzerinde tat iddiasında bulunan bir soyluyu öldürmek istiyordu.
Ama bu soylunun suikastten haberi olmamasına rağmen Luigi gelmeden başka bir şehre gitmiş.
Luigi de onu kaçırdığı için kara kara düşünüyormuş şimdi ne yapacağım ben diye.
Çünkü halkı monarşiye karşı kışkırtmak istiyormuş.
Bu şekilde onları koruduğunu düşünüyormuş.
Ve sisinin de Cenevre'de olduğunu öğrenince bu sefer onu öldürmeye karar vermiş.
Küçük keskin bir iğne saplamış.
İmparator içi hem hayırseverliği hem de iyi niyetiyle tanındığı için başlangıçta Luigi'nin deli olduğunu düşünenler bile olmuş.
Ama baktığınızda gayet akıl sağlığı yerindeymiş.
Fransız sesinin ödüm haberini bir telgraftan almış ve başlangıçta sesinin intihar ettiğini düşünmüş.
Sonrasında suikastı öğrenmiş.
Sisi'den sonra 18 yıl daha yaşayarak yıkılmak üzere olan Avusturya Macaristan İmparatorluğunu ayakta tutmaya çalışmış.
Sisi 44 yıl ile tarihte en uzun süre tahta kalmış Avusturya İmparatorluğu.
Halkı da onun kaybına çok üzülmüş ve evlerine onun resimlerini asmışlar.
Acısıyla tatlısıyla oldukça sıra dışı bir yaşam sürmüş.
Sisi ve şöhreti günümüzde de devam ediyor aslında.
Bundan sonra biri sisi dediğinde sizin de artık söyleyecek çok şeyiniz var.
Eğer onun hakkında daha fazlasını merak ediyorsanız da size birkaç tane önerim var.
Klasik olarak. 1950'lerde Sisinin Yaşamı sinemaya uyarlanmış.
Bu üç filmlik bir seri.
İlk filmini izledim çok güzeldi ama diğerlerini bulamadım.
Eğer bulan olursa lütfen bana da Instagram'dan göndersin.
Güncel neler var diye sorarsan da The Empress dizisi.
Sisi'nin hayatını anlatıyor.
Sisi'yi annesi Alman babası Türk olan bir oyuncu canlandırıyor.
İsmi Devrim ve ben o kadının oyunculuğunu da çok beğendim.
Gerçi Sisi'ye pek benzetemedim ama yine de ben çok severek izliyorum.
Eğer izlemediysen bu diziye de şans verirsin.
Belki de oradan Sisi'ye merak edip bu bölüme gelmiş de olabilirsin artık bilemiyorum.
Cidden ne bölümde ama.
Haftaya çarşamba yine çok ilginç bir kadının biyografisi gelecek.
Hazır olun. O zamana kadar kendinize çok iyi bakın ve kitap okumayı unutmayın.
Sizleri çok seviyorum.
Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
