
Heltia uygulamasını indirmek için 👉 https://heltia.go.link?adj_t=1f42byzj_1f88rkdf
%10 indirim kodu 👉 KÜLTÜR10
Daha fazlasını merak edenler için "ArtBook: Klimt" ve "Sanatın Büyük Ustaları: Klimt" kitaplarını tavsiye ederim.
Kitaplarım📚
Sanat Ajandası: https://www.kitapyurdu.com/kitap/sanat-ajandasi-zamansiz-fleksi-kapak/695649.html&filter_name=sanat+ajandası
Müzede Bir Macera: https://www.kitapyurdu.com/kitap/muzede-bir-macera/665748.html&manufacturer_id=274522
Renklerle Dost Bir Aile: https://www.kitapyurdu.com/kitap/renklerle-dost-bir-aile/704697.html?srsltid=AfmBOoooqZzin9T2vzwPFBS5OErlEu9QeivP3XNsfdrRmxrq5OQf0LEY
Instagram'a da beklerim♥️
https://www.instagram.com/senapinarcivan/
https://www.instagram.com/paldirkultur.podcast/
*Bu bölüm "Heltia" hakkında reklam içerir.
*Reklam ve iş birlikleri için: info@podcastbpt.com
Transkript
Heltia uygulamasının katkılarıyla Paldor Kültür'e hepiniz hoş geldiniz.
Ben Pınar ve öncelikle size bir sorum var.
Aşkı düşündüğünüzde aklınıza ilk hangi eser geliyor?
Herhalde bende dahi çoğumuz için bu sorunun cevabı Gustav Klimt'in Öpücük Eseridir.
Yine de bu eserin hikayesinin pek de romantik olmadığını ve sizi çok şaşırtacağını şimdiden söylemeliyim.
Çünkü Gustav Klimt hayatı boyunca hiç evlenmese de farklı kadınlardan 14 çocuğu olmuş bir adamdı.
Evet tam 14 çocuk.
Ve Gustav Klimt'in sıradan bir gününü şöyle hayal edebiliriz.
Atölyesinde entariye benzer bir kıyafetiyle etrafı onlarca farklı kadın model ve kedilerle çevrili şekilde saatlerce çalışırdı.
Zaten onun en büyük tutkusu kediler ve kızıl saçlı kadınlar da diyebiliriz.
Bunu resimlerinden de görürüz özellikle kızıl saçlı kadınları.
Ve günün sonunda çok sevdiği annesinin kız kardeşlerinin olduğu evine geri dönerdi.
Ayrıca Gustav Klimt'in özel hayatını ve ilişkilerini de hep gizli tutmaya çalıştığını unutmayalım.
Böyle skandalardan uzak durmak istemiş, esrarengiz bir tarafı varmış.
Kısacası öpücük eserini anlamak istiyorsak...
Bence önce Gustav Klimt ile tam olarak tanışmalıyız.
Nasıl bir çocukluk geçirdi, nasıl biriydi, neler yaptı bir öğrenmeliyiz.
O zaman hazırsanız başlayalım.
Gustav 14 Temmuz 1862'de Viyana yakınlarındaki bir kasabada doğmuştu.
Araştırırken özellikle annesi Anna'nın hikayesi çok ilgimi çekti.
Çünkü Anna opera sanatçısı olmanın hayalini kurarken altın oymacılığı yapan Ernest Klimt'e aşık olmuş.
Ve evlenmişler ama maalesef yıllar içinde acı gerçeklerle de bir bir karşılaşmışlar.
Yedi çocukları olmuş, maddi sıkıntılarla dolu bir hayat geçirmişler.
Hatta Gustav'ın kardeşlerinden biri günlüğüne şu satırları yazmış.
Noel'de evimizde bırakın hediyeleri bir parça ekmek bile olmazdı.
Ve annesi de bazı kardeşleri de akıl hastalıklarıyla mücadele etmek zorunda da kalmış.
Tüm bunlara rağmen...
Gustav'ın ailesi yine de birbirine sıkı sıkıya bağlı kalmayı başarmış.
Hatta o ve erkek kardeşleri baba mesleğini sürdürmek istemiş ve Viyana'daki bir zanaat okuluna gitmişler.
Gustav'ın gençliğinde sanata olan yeteneği öğretmenlerinin de ilgisini çekmiş ve zanaat yerine ressam olmak için bir eğitim almaya başlamış.
Aslında 30 yaşına kadar Gustav'ın hayatı hiç de fena değildi diyebiliriz.
Habsburg İmparatorluğu'nun başkenti Viyana'da yaşarken zaman onun için su gibi akıp geçiyordu.
1800'lerin sonlarında Viyana sanatçıların Paris'ten sonra en sevdiği yerdi.
Şöyle bir gözünüzle canlandırın.
Viyana'da en iyi mimarlar yeni binalar tasarlarken ressamlar bu sırada bu binaların içlerini güzelleştiriyordu.
Viyana'nın muhteşem kafelerinde sanatçılar sohbet ederken operalarda da besteciler insanları mest ediyordu.
Ve tabii ki en ünlü Viyanalılardan biri olan Freud da çalışmalarıyla insan psikolojisine dair büyük bir devrim hazırlığındaydı.
İşte Viyana iki dünya savaşı öncesinde tam olarak altın çağını yaşıyordu.
Kesinlikle ben de o dönemde Viyano sosyetesinden biri olmayı çok isterdim.
Klimte resimlerimi yaptırayım, kostümlerin içinde operalara gideyim, kafelerde böyle yazarlarla tanışayım.
Yani çok içim gitti ve sizin de canınız istedi diye düşünüyorum şu anda.
Yani keşke.
Neyse biz şimdi Gustav'ın hayatına geri dönelim.
O sıralarda bu yeni yapılan binaların iç duvarlarını resmediyordu.
Kardeşi ve bir arkadaşları ile birlikte hatta o kadar başarılı olmuşlardı ki imparatorluk tarafından ödüllendirilmişlerdi de.
Böyle anlattıkça Gustav'ın kariyerindeki hayatındaki her şey çok toz pembe gibi görünüyor olabilir.
Ama hiçbiri bu şekilde devam etmeyecek.
Gustav 30 yaşına geldiğinde 1892 yılında Babasını ve birlikte çalıştığı kardeşi Ernest'i aniden kaybetti ve bu acı olaylar Gustav'ın hayatında da sanatında
da en büyük dönüm noktası oldu.
Eserlerinde akademik geleneklere bağlı olan okulda öğrendiği binaları süslediği sanat anlayışından uzaklaştı.
Onun yerine daha çok cinsellik ve kadın konularına odaklandı.
Bu şekilde Gustav'ın eserleri de aynı hayatı gibi daha dramatik, gizemli ve karanlık bir hal aldı.
O döneme baktığımızda Gustav'ın sanatı çok sıra dışıydı ve özellikle kurallara bağlı olan gelenekçi sanat çevreleri tarafından çok eleştirildi.
Hatta ahlaksızlıkla bile suçlandı.
Sadece küçük bir sanatçı topluluğu onun kıymetini bilmişti ve yolunu onlarla birlikte devam etti.
Gustav 35 yaşına geldiğinde akademik geleneklere onun gibi karşı çıkan sanatçılarla birlikte Sezasyon topluluğunu kurdu.
Bu topluluğun ismi Sezasyon Almanca ayrılık anlamına geliyordu.
Ve bağlı kaldıkları tek bir sanat tarzı yoktu aslında.
Sanatçıların en büyük amacı sanatı, zanaati, tasarımı ve mimariyi tek bir harekette toplamaktı.
Bu topluluk zamanla dağılsa da kesinlikle çok güzel işlere imza attılar.
Modern sanatın başlangıcında çok önemli bir yere sahipler.
Şimdi Gustav Klimt'in hayatına geri dönmeden önce son zamanlarda benim hayatımı güzelleştiren healthy uygulamasından bahsetmek istiyorum.
Beni takip ediyorsanız zaten biliyorsunuz bir yıl önce evlenip İstanbul'dan Ankara'ya taşındım.
Ve İstanbul'u bırakmak benim için hiç kolay olmadı.
Bu süreçte duygularımı görmezden gelerek gün boyu çok uzun saatler çalıştım.
Kendimi çok yıprattım ve mükemmelliyetçilik yönüm iyice tetiklendi.
İşler bir noktadan sonra iyice çığırından çıktı.
Yani çok kötüydü.
Ben de mükemmelliyetçiliği araştırmaya başladım.
Nasıl çözebilirim diye düşünürken Heltia uygulamasının sitesindeki çok boyutlu mükemmelliyetçilik testine denk geldim.
Çözdükten sonra da bayağı yüksek bir skor aldım.
Sonrasında healthy uygulamasını indirdim.
İhtiyacıma yönelik testleri çözerek uzman bir psikologla eşleştim.
Ve haftada bir online terapiye başladım.
Şu an terapi sürecim devam ediyor.
Artık her şeyin kusursuz olması için kendimle savaşmamam gerektiğini anladım diyebilirim.
Ve çok daha huzurlu hissediyorum.
Siz de healthy uygulamasını indirerek hemen terapiye başlayabilirsiniz.
15 dakikalık ücretsiz ön görüşmeyi de unutmayın.
Kendinizi daha fazla ertelemeden her tiyo uygulamasında aradığınız desteğe en hızlı ve en rahat şekilde ulaşın.
Gustav Klimt'e geri dönelim.
Biraz önce onun kolay kolay pes etmediğini, yenilikçi ve cesur tarzıyla diğer sanatçılara da yön verdiğini görmüştük.
Şimdi de onun hayatında çok önemli bir yeri olan İtalya'dan konuşalım.
Çünkü 41 yaşındayken Bizans mozaikleriyle ünlü Ravenna şehrine yaptığı seyahatte adeta ufka açılmıştı.
Bu mozaiklerdeki altın kullanımından büyülenmişti.
Zaten altın oymacısı olan babası sayesinde altına çok küçük yaşlarından itibaren alışkındı aslında.
Yine de bu Bizans mozaikleri onun için bir başka dönüm noktası oldu ve bu sayede Klimt'in eserlerinde altının en güzel hallerini görmeye başladık.
Artık Klimt'in kariyerinin zirve noktasına tırmanabiliriz ve orada tabii ki bize öpücük eseri bekliyor.
Telefon kılıflarından çoraplara kadar bu eser her yerde o kadar karşımıza çıkıyor ki gerçekten ilk defa görmüşüz gibi dikkatli bakmak çok zor olabilir.
Kabul ediyorum ama yine de bir şans verelim.
Şimdi resme bir bakın, gözleriniz eserde gezinsin, hiç fark etmediğiniz detayları bulmaya çalışın.
Ağaçlıklar birbirine kenetlenmiş gibi duruyor ve boyları altından olan gökyüzüne kadar uzanıyor ama aşağıya baktığımızda çiçeklerle kaplı uçurumun eşiğinde gibi duruyorlar.
Sizce tüm bunlar ne anlama geliyor olabilir?
Birazdan bunların hepsine değineceğim ama önce çiftimize daha yakından bakmalıyız.
Sanki bir örtünün altında gizleniyor gibiler.
Adamın bedeni neredeyse hiç görünmüyor.
Siyah, beyaz, gri geometrik şekillerle kaplı.
Bu şekiller keskin ve koyu hatları nedeniyle de adamın masküdenliğini vurguluyor.
Kadının vücudunu saran desenlere de baktığımızda...
Daha yuvarlak şekilleri görüyoruz.
Onlar dikkatimizi çekiyor.
Adamdan daha canlı ve daha parlak renkleri var aslında kadının.
Bu detaylarla da feminenlik ön planda.
Sanki adama göre daha hayat dolu.
Bu direkt bana şu aralar çok popüler olan kız neşesi kavramını da hatırlattı.
Daha canlı. Kadının yüzüne baktığımızda yanaklarının, dudaklarının kızarmış olduğunu da görüyoruz.
Ayrıca adam elleriyle kadının yüzünü sıkıştırmışa benziyor.
Kadının dudaklarını da sımsıkı olduğunu fark ettiniz mi?
Çünkü bu detay çok önemli.
İşte bu noktadan itibaren resmin sırları da bir bir ortaya çıkıyor.
Genelde kadınları ağzı hafif açık, kendinden emin bir şekilde resmetse de sizce Gustav Klimt bu resimde neden kadının ağzı kapalı şekilde resmetmiş olabilir?
Bununla sizce ne düşünmüştür?
Ya da kadın uçurumun kenarında ve her an düşecek gibi çok böyle yaşadıkları aşk tehlikeli de hissettiriyor.
Ne yani bu? Çok soru sorduğumun farkındayım ama resme her baktığımda bu tarz sorular aklıma geliyor.
Ve bence en can alıcı nokta da kadın son gücünü kullanarak böyle adamı kendinden uzaklaştırmaya mı çalışıyor?
Yani bir itmek mi istiyor?
Yoksa tam tersine böyle adamın sevgisine teslim olmuş çok huzurlu bir şekilde kendini bırakmış mı görünüyor?
Yani iki noktaya da çekilebilen bir resim.
Ve bunların cevabını bulmak için de gerçek hayata geri dönmeliyiz.
Resmedilenlerin kim olduğunu öğrenmeliyiz.
Öpücük'te Gustav Klimt'in çoğu eserinde olduğu gibi adamın yüzünü görmeyiz.
Çünkü Klimt eserlerindeki baş rolü daima kadınlara verir.
Özellikle femme fatale denilen çekici ve ulaşılmaz kadınları resmetmeyi çok severdi.
Bu resimdeki kızıl saçlı kadının da kim olduğuna dair farklı teoriler var.
İlkiyle başlayalım.
Bu eserin Gustav'ın 27 yıl boyunca arkadaşı olan Emilia Flüge ile olan bir portresi olabileceği yönünde.
Emilia yaşadığı dönemin çok ötesinde olan bir modacıydı ve Gustav ile olan ilişkileri de...
daha çok entelektüel ve duygusal yoğunluktaydı.
Pek fiziksel değildi.
Hatta sanat tarihinde moda bölümünde ikiliyi daha detaylı bir şekilde anlatmıştım.
Bu bölümden sonra onu da dinleyebilirsiniz.
Çok sevdiğim bir bölümümdür.
Umarım siz de beğenirsiniz.
İkinci teori ise kadın figürün ayaklarına yaprakların dolanmasıyla ilgili.
O detayı fark ettiniz mi bilmiyorum ama kesinlikle bakın tekrardan.
Çünkü bu yapraklar akla Apollon ile Defne'nin hikayesini getiriyor.
Apollon'un aşkına karşılık vermeyen ve ondan kaçan Defne kurtulmak için toprakanı Gaia'dan yardım istemiş, ona yalvarmış ve Gaia da onu Defne ağacına dönüştürmüş.
Hatta bu efsane Hatay'ın bir ilçesinde geçiyor ve Klimt'in de bu efsaneyi resmetmiş olabileceği yönünde düşünceler var ama tamamen kanıtlanmış değil tabii ki.
Son teori ise aslında en gerçekçisi çünkü resmedilen kadının Kızıl Hilde olabileceği yönünde.
Kızıl Hilde'yi Gustav defalarca resmetmiş, onun sevgililerinden biri.
Yine de hatırlatayım tüm teorilere rağmen resmin tam olarak ne anlattığı çözülememiştir.
Öpücük eserini geçtiğimiz yıl Instagram'da Reels olarak anlatmıştım ve iki takipçimin yorumu beni çok etkilemişti.
Onlara da bu bölümü kesinlikle göndereceğim.
Lal'in yorumuyla başlayalım.
Öpücüğün sergilendiği Belvedere Sarayı'ndayken rehberin bir konuşmasını yazmış.
Rehber şöyle demiş, kadın ayağa kalkıp erkeklerle eşit olmaya çalıştığı durumda boşluğa düşer.
Bu yüzden kalkmaz, kalkmaya yeltenmez.
Ve bence bu yorumda öpücüğükteki kadının halini daha iyi anlamamızı sağlayabilir.
Kendimizi daha çok o kalkmaya çalışan kadının yerine koyabiliriz diye düşündüm.
Diğer bir yorum ise Merve'nin de.
Merve en sevdiği tablonun öpücük eseri olmasına rağmen onda aslında pek de mutluluğu çağrıştırmadığını yazmış.
Bu eserde zorla öpülen ve bundan kaçmaya çalışan bir kadın gördüğünü Bunun da yaşadığımız coğrafya ve karşılaştığımız haberler nedeniyle olduğundan bahsetmiş.
Kesinlikle iki yorum da beni çok etkilemişti.
Sizin bu konuda eserde ya da Klimt'le ilgili düşünceleriniz ne?
Onları da çok okumak isterim.
Mutlaka bana Instagram'dan yazın.
Herkese tek tek geri dönüyorum.
Sizinle konuşmayı çok seviyorum zaten.
Beni tanıyorsanız biliyorsunuzdur.
Bölümün sonlarına doğru yaklaşırken Klimt'in sözlerine de kulak verelim istedim.
Bir yazısında ben hiçbir zaman otoportre yapmadım.
Bir resim olarak kendimi ya da diğer insanları çizmek yerine kadınları resmetmeyi tercih ettim diye yazmış.
Benimle ilgili özel bir şey yok.
Ben her gün sabahtan akşama kadar resim çizen bir ressamım sadece.
Benim hakkımda bir şeyler öğrenmek isteyenler resimlerime dikkatle bakmalılar şeklinde devam etmiş.
Yani bu sözünden Klimt'in otoportresini yapmayı sevmediğini, tercih etmediğini anlıyoruz.
Belki kendisini bir başka aşıyı da resmetmemiş olabilir ama aslında bu resme baktığımızda onun ve hepimizin içinde olan aşka dair çelişkili duyguları fark ederiz.
Bu resimde aşkın karmaşasını, tutkusunu ve gizemini görürüz.
Bence aşkı anlamak istiyorsak farklı ilişki durumlarında Ara sıra öpücüye bakmamız ve onun hakkında düşünmemiz gerekir.
Çünkü yalnızken, aşıkken, sevgilinizle tartışmışken, yeni evliyken ya da terk edilmişken hepsinde öpücükte bulduğumuz anlamlar farklı olabilir.
Öpücüye her bakan bambaşka bir hikaye bulur.
Aynı aşkta olduğu gibi.
Haftaya Paldır Kültür'ü'de tarihi aşkları anlattığım yepyeni bir seriye başlıyorum.
Bölümleri kaçırmamak için kanala abone olmayı ve bildirimleri açmayı unutmayın.
Kendinize çok iyi bakın, görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
