
fizy’de dinlenecek çok şey var!
Keyifle dinleyeceğin şarkılar, hiçbir yerde bulamayacağın fizy özel podcastler, yüzlerce sesli kitap ve daha fazlası fizy'de seni bekliyor. Şimdi sen de fizy Premium planına dahil ol, KULTUR20 koduyla bireysel müzik paketlerinde %20 indirim fırsatını yakala!
Aboneliğini başlatmak için Tıklayın
Detaylar için Tıklayın
Bu bölüm “fizy” hakkında reklam içerir.
Kitaplarım📚
Sanat Ajandası: https://www.kitapyurdu.com/kitap/sanat-ajandasi-zamansiz-fleksi-kapak/695649.html&filter_name=sanat+ajandası
Müzede Bir Macera: https://www.kitapyurdu.com/kitap/muzede-bir-macera/665748.html&manufacturer_id=274522
Renklerle Dost Bir Aile: https://www.kitapyurdu.com/kitap/renklerle-dost-bir-aile/704697.html?srsltid=AfmBOoooqZzin9T2vzwPFBS5OErlEu9QeivP3XNsfdrRmxrq5OQf0LEY
Instagram'a da beklerim♥️
https://www.instagram.com/senapinarcivan/
https://www.instagram.com/paldirkultur.podcast/
*Reklam ve iş birlikleri için: info@podcastbpt.com
Transkript
Fizi'de dinlenecek çok şey var.
Müzik, podcast ve yüzlerce sesi kitaptan istediğini dinle.
Bireysel müzik paketlerinde sana özel KULTUR20 koduyla %20 indirim kazan.
Merhaba ben Pınar. Pador Kültür'ün bu bölümünde müze gezmeyi daha keyifli hale getirmek için sizlere bazı önerilerde bulunacağım.
Çocukluğumdan beri kendime en mutlu hissettiğim yerler havaalanları, kırtasiyeler ve müzeler olmuştur.
Annemle babam beni çok küçük yaşlarımdan itibaren müze gezdirmeye başladı.
O yüzden kendimi çok şanslı hissediyorum ve 7-8 yaşında gittiğim sergiler, müzeler bile hala aklımda.
Mesela en eski hatırladığım sergi Rami Koç Müzesi'nde Leonardo da Vinci sergisiydi.
Demin internetten baktım 2006 yılıymış ve ben pek çok detayını hala hatırlayabiliyorum.
Zaten bende o kadar etki bıraktı ki aslında çocuk kitabım müzede bir macerayı yazmayı da o anları düşünerek başladım.
Bir de Sakıp Sabancı Müzesi'nde Cengiz Han sergisine gitmiştik.
O da 2006 yılıymış.
Benim canım dedemin adı Cengiz'di ve gözleri çok çekikti.
Cengizhan ayracı alıp çok benziyorsun diye ona götürmüştüm ve çok gülmüştük.
Gerçekten dedem de Cengizhan'a çok benziyordu.
Bunları aslında size anlatma sebebim.
Sizin için müzelerin anlamı ne?
Bunu sorgulamanızı düşünmenizi istiyorum biraz da bu bölümde.
Gittiğiniz ilk müzeyi, sergiyi hatırlıyor musunuz?
Ya da en sevdiğiniz müze hangisi?
Hiç beğenmediğiniz, size hayal kırıklığını uğratan müzeler oldu mu?
Keşke bu soruların cevaplarını teker teker sizlerden dinlesem.
Çok merak ediyorum. Yine de bu bölümü çekme motivasyonum sanki birlikte kahve içiyormuşuz ve...
Başlıklı sohbet ediyormuşuz gibi hissediyorum.
Hayatlarımızda hep çok fazla uyaran var.
Çok fazla ses, görüntü, bildirim hepsi akıp gidiyor.
Ama sanki onların hiçbirine yetişemiyoruz.
Bir türlü durmuyoruz, duramıyoruz.
Bu... Hepimizi çok yoruyor ve zihnimizin, ruhumuzun durmaya, nefes almaya ihtiyacı var.
Müzeleri gezmek aslında bu aşırı yüklenmeye karşı bir panzehir oluyor.
Resimleri, heykelleri, fotoğrafları böyle bir iki saat gözlemlemek hayatımızdaki sorunları unutturmaya da yardımcı oluyor.
Dertlerimizden uzaklaşmamızı sağlıyor.
Çünkü müzelerde sanatçıların öfkesine de, aşkına da, utancına da...
Her şeyine tanık oluyoruz, onların birçok duygusuna, düşüncesine ve yalnız hissetmiyoruz bu sayede.
Hepimiz bazen sorumluluklarımızı, iş yükümüzü taşıyamıyoruz.
Omuzlarımızda çok büyük yükler oluyor ve müzeler...
Buna da bir kaçış sağlıyor aslında.
Faydalı bir kaçış oluyor.
Benliğimizi tekrardan bize hatırlatıyorlar.
Ben her müzeden çıktıktan sonra kendimi sirkelenmiş hissediyorum ve her müze beni kendime daha çok yakınlaştırıyor.
Baştan uyarayım ben bu bölüm boyunca hep sanat müzeleri hakkında konuşup öneriler vereceğim.
Zaten fark etmişsinizdir.
Ve bu bölümde müze biletini önceden internetten al ya da böyle girişte harita edin gibi klişe öneriler olmayacak.
Şimdi hazırsanız on öneride müzeler nasıl gezilir anlatmaya başlıyorum.
Madde madde anlatacağım böyle daha akılda kalır gibi düşünüyorum.
Evet ilk olarak...
Müzelerde kendi düşüncelerinize ve duygularınıza yer açın.
Gezerken ne kadar sakin ve rahat olursanız aslında eserleri ve sanatçıları anlamak için de o kadar açık oluyorsunuz.
Müzelerde genellikle insanları gözlemlediğimde çoğu ya video ya da fotoğraf çekiyor.
Sadece telefonlarına bakıyorlar ve robot gibi de yürüyorlar.
Biliyorum fotoğraf çekmemek çok zor.
Hepimiz paylaşmak istiyoruz.
Benim mesleğim de bu.
Sadece telefon ekranlarından görmek zorunda değiliz.
Gözlerinizle keşfedin her yeri.
Sonra gözünüze kestirdiğiniz, fotoğrafını çekmek istediğiniz eserler için geri dönün.
Bu şekilde çok daha keyifli olduğunu fark edeceksiniz zaten.
Şimdi ikinci önerimizdeyiz.
Soru sormaya, sorgulamaya ve düşünmeye çalışın.
Eserin önünde zaman geçirin, deşifre etmeye çalışın.
Böyle tabloya şipşak bakıp geçmeyin.
Kafamda canlandırdığımda ilk aklıma Monet'in Nüdüferler eseri geldi.
Daha görme fırsatım olmadı ama umarım bir gün hepimiz görürüz.
Hikayesini başka bir bölümde anlatırım.
Şimdi sadece sorular üzerinden gideceğim.
Mesela nülüferlere baktığımda Mone burada ne düşünmüş, ne hissetmiş olabilir?
Bana neler hatırlatıyor?
Bende ne gibi izlenimler uyandırıyor?
Bunlar üzerinde kafa yorarım.
Eğer sevgiliniz ya da bir arkadaşınızla müze geziyorsanız onlara da bu tarz sorular sorun.
Sadece en sevdiği resmi değil, nefret ettiği, iğrendiği...
Resmi de öğrenin. Ben bunları da çok merak ederim.
Birini daha iyi tanımak isterseniz ya da eğlenceli bir aktivite yapmak isterseniz de burada daha önce tavsiye ettim mi hatırlamıyorum ama birlikte sanat eseri yorumlayabilirsiniz.
Hem kişinin o anki ruh hali için çok güzel ipuçları yakalayabiliyorsunuz.
Hem de iki tarafta bambaşka detaylara dikkat ettiği için o eseri de daha iyi kavruyorsunuz.
Üçüncü sıradaki önerimiz de aslında bir önceki önerimizle çok benzer.
Ama ben biraz daha konuyu anlatmak istedim.
Daha fazlasını görmeye çalışmak yerine ayrıntıya odaklanmak var.
Burada kendinizi bir film karakteri olarak da hissedebilirsiniz.
Hani böyle müze de dakikalarca resimlere, heykellere bakan karakterler olabiliyor bazen.
Ben açıkçası böyle 15-20 dakika hiç bakmadım.
Ama canınız ne kadar isterse bakmakta serbestsiniz.
Yine resimler üzerinden gidelim ve bir resim seçtiğinizde ona gidebileceğiniz en yakın mesafeye kadar yaklaşın o dıt dıt sesi ötmeden önceye kadar.
Kulağın fiziğide, hediyeler seninle.
iPhone 16 ve birbirinden güzel hediyeler kazanmak istiyorsan fiziğide bol bol dinle, çekilişe katıl.
Detaylar fiziğide. Ve oradaki fırça darbelerini, dokuyu, renkleri hissedin,
fark edin. Koşuşturmadan uzak, sakince gözlemlediğinizde sanki resmin çizildiği anı ışınlanıyor gibi oluyorsunuz.
Bir açıdan ressamı izliyorsunuz.
Sonra resimden uzaklaşın.
Adım adım geriye gidin.
Bu sefer tüm o kompozisyonun nasıl değiştiğini fark edeceksiniz.
Diğer bir önerim ise yalnız gezmekten korkmayın.
Ben en çok yalnız gezmeyi seviyorum.
Eserlere daha fazla odaklanmamı sağlıyor.
Her şeyi kendi hızınızla yapabiliyorsunuz.
Hatta sevdiğiniz şarkılardan, klasik müziklerden oluşan bir müze playlist'i hazırlayıp öyle de gezebilirsiniz.
Böyle tam filmlerden bir sahne gibi oluyor.
Geldik beşinci öneriye.
Müzeleri gezme planımı anlatayım.
Genellikle ilk girişimde katlar arasında bir tur atıyorum.
Hep neler olduğunu çok merak ettiğim için hızlı hızlı yürümekten vazgeçemiyorum.
Her seferinde de çok heyecanlanıyorum.
Bu hızlı tur esnasında...
Dikkatimi çeken eserleri de gözüme kestiriyorum.
Sonrasında gelip uzun uzun inceliyorum.
Sanat diye her şeyi beğenmek zorunda değilsiniz.
Hepsine aynı şekilde vakit ayırmaya da mecbur değilsiniz.
Sadece kendinizi kısıtlamadan zevk almaya ve sanatın tadını çıkarmaya odaklanın.
Altıncı önerim çevrenizde bir müze ya da sergi görevlisi varsa onlara soru sormaktan.
Çekinmeyin. Geçen gün bir müzede takipçimle karşılaştım.
Biraz sohbet ettikten sonra da serginin rehberi olduğunu öğrendim ve birlikte anlatarak gezdik.
Çok güzel bir deneyimdi benim için.
Eğer dinliyorsan da çok teşekkür ederim.
Yedinci sırada mola vermeyi unutmamak var.
Bu aslında gördüklerinize özümsemeye de yardımcı olacak.
Zaten müze gezerken yaklaşık iki saat içinde müze yorgunluğu başlıyor.
Hem bedenen hem de ruhen yoruluyorsunuz.
Müze yorgunluğu terimi...
Paratüre de geçmiş. 1916 yılında ilk defa tanımlanmış.
Yavaş yavaş sonlara geliyoruz.
Sekizinci tavsiyem ise dünyada ve Türkiye'de bazı müzelerin çok yaratıcı YouTube ve Instagram hesapları olabiliyor.
Bu müzelerin listesini Instagram'da yeni açtığım padirkultur.pokt artık yoruldum konuşamıyorum.
Padirkultur. .podcast hesabımda da paylaşırım.
Özellikle İstanbul ve Ankara'daki bazı müzelerde konserler, film gösterimleri, yoga tarzı etkinlikler de yapılıyor.
Bunları da genellikle kendi hesaplarında yayınlıyorlar.
Bir de sergilerin de genellikle belli süreleri olduğu için aralıklarla sergi takvimlerine bakmanızda da fayda var.
Bundan sonra müzeleri takip etmeyi de unutmuyoruz.
Dokuzuncu tavsiyem slogan olarak aklımızda daha iyi kalabilir.
Eve bir resim götür.
Bunu çok küçük yaşlarımdan itibaren yapmaya başladım.
Ya kartpostal ya da ayraç almayı çok seviyorum müzelerden.
Böyle bir koleksiyonum da var.
Genellikle üzerine tarih atıyorum ve kiminle gittiğimi yazıyorum.
Sizde böyle bir koleksiyon...
Altyazı M.K.
Geldik 10. öneriye.
Müzede karşılaştığınız sanatçılarla ilgili bir şeyler izleyip okuyabilirsiniz.
Biliyorum Türkiye'deki sanatçılarla ilgili film ya da kitap seçenekleri biraz daha sınırlı.
Yine de size birkaç tane tavsiyede bulunmak istedim.
Mesela Pera Müzesi'nde Kaplumbağa Terbiyecisi'ni gördükten sonra Emre Canel'in Aynı adlı romanını okuyabilirsiniz.
Ben çok beğenmiştim.
Ya da Türk ressamların hikayelerini daha iyi öğrenmek istiyorsanız Hayalpereste yayınlarından çıkan Nüdüfer Öndin hocanın yazdığı Türk Sanatının Büyük Ustaları serisini okuyabilirsiniz.
Son olarak daha önce meditasyon yaptınız mı ya da bu konuyla ilgili düşünceleriniz neler emin değilim ama özellikle tek başınıza müze gezmek bir çeşit meditasyon oluyor.
Avustos oyunda zorlu bir süreçten geçtim.
Bir gün Sarıyer yakınlarında işim vardı.
Her şeyi bırakıp...
Kendimi bir anda Sakıp Sabancı Müzesi'ne attım.
Telefonu da kapattım.
Müzede TRT'nin kadın ressamlarıyla ilgili olan bir belgeseli vardı.
Oturup onu izledim.
Sonra Nazmi Ziya Güran'ın Taksim Meydanı adında bir eseri var.
Son derece modern bir eser.
1930'larda çizmiş.
Resimde neredeyse sadece kadınlar var.
Ve onların yüzünü görmesek bile kıyafetleri, şapkaları çok şık.
Hepsi de kendinden çok emin yürüyor.
Ona uzun uzun baktım.
Meditasyon yapma amacım yoktu ama iki saat orada kalmışım ve bu sakinliğe çok ihtiyacım varmış.
Böyle kendimi iyileştirdiğimi hissettim.
Eğer siz de müzede meditasyon deneyimi yaşamak isterseniz birkaç adımda bunu anlatayım.
Öncelikle müzeyi gezerken yürüyüşünüze, adımlarınıza odaklanarak yavaş yürümeye çalışın.
Nefesinizin farkında olun, bilinçli nefes alın.
Omuzlarınızın, kollarınızın, yüzünüzün gevşek olduğundan emin olun.
Kendinizi kasmayın.
Sadece o ana odaklanın ve tadını çıkartın.
Bir resmin önünde fotoğraf çekmeden, 3 saniye bakıp geçmeden canınız ne kadar isterse o kadar durun.
Hikayesini görmeye çalışın.
Fırça darbelerine, resmin dokusuna, renklerine hatta çerçevesine bir de bakın.
Huzurlu, size iyi gelen bir şarkı da dinleyebilirsiniz.
Dilerseniz müze meditasyonun daha uzun halini de ayrı bir bölüm olarak buraya yükleyebilirim.
Bana yazmanız yeterli.
Bugünlük benden bu kadar.
Sizleri çok özlemişim.
Bundan sonraki müze gezinizde bu bölümü hatırlarsanız da ne mutlu bana.
Gezilerinizden bana mesaj ya da fotoğraf atmayı, deneyimlerinizi paylaşmayı unutmayın.
Her hafta pazar günü Pahadır Kültür'ün yeni bölümünde görüşmek üzere.
Sanatla kalın. Fizi kuliste sevdiğin sanatçıyla
tanışma sırası sende.
Sevdiğin sanatçıyı Fizi'de en çok sen dinle.
Hem konserine katıl hem kuliste tanışma fırsatı yakala.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
