
Marie Antoinette’in Ressamı: Élisabeth Vigée Le Brun
20 Kasım 2024 · 22 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
fizy’de dinlenecek çok şey var!
Keyifle dinleyeceğin şarkılar, hiçbir yerde bulamayacağın fizy özel podcastler, yüzlerce sesli kitap ve daha fazlası fizy'de seni bekliyor. Şimdi sen de fizy Premium planına dahil ol, KULTUR20 koduyla bireysel müzik paketlerinde %20 indirim fırsatını yakala!
Aboneliğini başlatmak için Tıklayın
Detaylar için Tıklayın
Bu bölüm “fizy” hakkında reklam içerir.
Kitaplarım📚
Sanat Ajandası: https://www.kitapyurdu.com/kitap/sanat-ajandasi-zamansiz-fleksi-kapak/695649.html&filter_name=sanat+ajandası
Müzede Bir Macera: https://www.kitapyurdu.com/kitap/muzede-bir-macera/665748.html&manufacturer_id=274522
Renklerle Dost Bir Aile: https://www.kitapyurdu.com/kitap/renklerle-dost-bir-aile/704697.html?srsltid=AfmBOoooqZzin9T2vzwPFBS5OErlEu9QeivP3XNsfdrRmxrq5OQf0LEY
Instagram'a da beklerim♥️
https://www.instagram.com/senapinarcivan/
https://www.instagram.com/paldirkultur.podcast/
Bölüme Özel Kitap & Belgesel Önerilerim:
1. The Memoirs of Elisabeth Louise Vigee-Le Brun
2. Linda Nochlin, Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok?
3. Susie Hodge, Sanatçı Kadınların Kısa Öyküsü
4. Rozsika P. & Griselda P., Eski Gözdeler: Kadınlar, Sanat ve İdeoloji
5. Stefan Zweig, Marie Antoinette
Bölümde Bahsettiğim Eserler:
1. Marie Antoinette’in Güllü Portresi, 1783:
2. Kızıyla Otoportre, 1786: https://en.m.wikipedia.org/wiki/Élisabeth_Vigée_Le_Brun#/media/File%3AMadame_Vigee-Lebrun_and_her_daughter%2C_Jeanne_Lucia_(Julie).jpg
3. Kızıyla Otoportre, 1789:
*Reklam ve iş birlikleri için: info@podcastbpt.com
Transkript
Fizi'de dinlenecek çok şey var.
Müzik, podcast ve yüzlerce sesi kitaptan istediğini dinle.
Bireysel müzik paketlerinde sana özel Kultur20 koduyla %20 indirim kazan.
Merhaba ben Pınar.
Paldır Kültür''de her hafta tarihteki ve sanattaki kadınların ilham verici hayatlarını anlatıyorum.
Bu hafta konuğum tarihteki en muhteşem kadın ressamlardan biri Elizabeth Louise V.
Jelebran. Belki daha önce adını duymamış olabilirsin ama bu bölümden sonra onu bir daha asla unutmayacaksın.
En sevdiğim ressam olduğu için bir tık abartmış olabilirim ama kesinlikle bu kadının cesaret ve azim dolu hikayesini sana anlatmalıyım.
E o zaman... başlayalım.
Elizabeth 16 Nisan 1755'te Paris'te doğmuş.
Marie Antoinette'den sadece birkaç ay büyük.
Babası Louis Vigie, Fransa'nın o dönemki en büyük portre ressamlarından biri.
Elizabeth de çocukluğunda ressam olan babası atölyede çalışırken onun yanında hem izleyip hem de çizimler yapmaya başlamış.
Hatta bir anıları var bana çok tatlı geldi.
Babası kızı 7 yaşlarındayken sakallı bir adamı çizdiğini görünce çok etkilenip bir gün...
Sen de ressam olacaksın diye sevinçle haykırmış.
Ve bu olaydan sonra kızına ilk resim derslerini vermeye başlamış.
Elizabeth akademik eğitim alamasa da babasının ressam dostlarından da özel dersler almış.
Ve o zamanlarda pek çok sanatçının da yaptığı gibi eski ustaların eserlerini sık sık kopyalayarak kendini geliştirmiş.
Burada tarihte kadın ressam olmak üzerine kısa bir parantez açmak istiyorum.
Çünkü 20. yüzyıla kadar çoğu kadının ressam olabilmesi için sanatçı bir aileden gelmesi ya da maddi durumlarının iyi olması gerekiyordu.
Sonuçta sanatçı olmayı istiyorsan kendini geliştirecek zamana çevreye kısaca belli imkanlara ihtiyacın var.
Bu aslında sanatçı olarak geçimini sağlamak isteyenler için günümüzde de değişmedi.
Sadece artık mesela resim çizmeyi öğrenmek internet sayesinde çok daha kolay bir hale geldi.
O zamanlar tabii bu da yok.
Bu imkanların yoksa sanatçı olmayı bir kadının hayali...
etmesi bir de neredeyse imkansız.
E hadi bunların hepsini başardın diyelim.
Ailen seni destekledi.
Paran da var. Zamanın da var.
Ressam olacaksın. Tamam ama bu sefer de erkek egemen sanat dünyasının içine giriyorsun ve lonca gibi mesleki kuruluşlara katılman sadece kadın olduğun için çok
zor. Bu loncaları Osmanlı'daki ailelik teşkilatı olarak da düşünebilirsiniz.
Avrupa'da da böyle ressamların bir arada olduğu mesleki kuruluşlar, loncalar var.
Ve buralarda kadınların sayısı çok çok az, dışlanıyorlar.
Daha fazla eğitim alamıyorlar.
İşte dini, tarih...
mitolojik resimler yapmaları çok zor.
Yasak kabul ediliyor neredeyse.
Bu yüzden dikkat edersen kadınlar daha çok natürmört ve portre gibi o dönemlerde sanat camiasında daha alt seviyede kabul edilen özellikle tarihi ve dini resimlere göre daha
aşağı görülen bu tarzlarda daha çok uzmanlaşmışlar.
Ve tarihin çoğu döneminde az kadın ressamın adını duymuş olabilirsin.
Ama aslında onlar çok da az sayılmazdı.
Sadece erkeklerin gölgesinde kalmışlardı.
Sanat tarihçileri çoğu zaman...
O zaman onların adını anmadı.
Büyük müzeler kadınların eserlerini sergilemeyi tercih etmedi.
Yine de bu durum özellikle 1980'lerde feminist sanat hareketinin ortaya çıkmasıyla yıllar içinde iyileşmeye başladı diyebilirim.
İstersen başka bir bölümde uzun uzun tarihte kadın sanatçı olmak üzerine de konuşabiliriz.
O zamana kadar ben dayanamam diyorsan da Linda Nockney'nin Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok adındaki başyapıtını...
Kesinlikle öneririm. Biz şimdi Elizabeth'imize geri dönelim.
12 yaşındayken en büyük destekçisi olan babasını kaybetmesi onu çok derinden sarsmış.
O zamanlar için anılarında annesinin de gece gündüz eşi için ağladığını yazıyor.
Yine de annesi bir yıl sonra zengin bir kuyumcuyla evlenmiş.
Bu arada annesi Jen eskiden kuaförlük yapıyormuş ve kızına da hayat boyu çok destek olmuş.
Elizabeth de 12-13 yaşlarında Hem annesine yardım etmek hem de erkek kardeşi Etiye'nin okul masraflarını karşılamak için portre siparişleri almaya başlamış bu dönemde.
Ve gerçekten inanılmaz yeteneğiyle çok kısa sürede herkesin dikkatini çekmiş.
Bu sayede Paris'in önde gelen isimlerinin portrelerini yapmaya başlamış.
Ve küçük yaşında bile çok para kazanmış.
Demin bir üvey babası var demiştim.
İşte Elizabeth ve kardeşi o adamdan nefret ediyormuş.
Çünkü hem çok kaba bir adammış hem de Elizabeth'in o dönemde kazandığı paranın kendi hakkı olduğunu iddia edip paralara konmaya çalışmış.
Elizabeth de bu adamla çok mücadele etmiş.
20'li yaşlarına doğru Elizabeth'in ismi hem yeteneği hem de güzelliğiyle gün geçtikçe daha çok duyulmuş.
Şimdi düşünelim böyle bir hayal kuralım.
1700'lerde Paris'te Bourgeois bir aileden geliyoruz.
Hatta kadınsan ismin Louisa olsun.
Altyazı M.K.
Portresini Elizabeth isminde genç tatlı bir kıza yaptırmış.
Böyle anlatıyorlar. Sana da önermişler.
Ama başta böyle bir çekinmiyor değilsin.
Çünkü portre yaptırmak sana inanılmaz sıkıcı geliyor.
Saatlerce sus pus otur bekle.
Böyle senin kanın kaynıyor.
Hep bir eğlence peşindesin.
Yine de arkadaşların diyor ki ama bu ressam kız inanılmaz eğlenceli.
Hep seninle sohbet ediyor ve çok yetenekli bir kız.
Bunları duyunca da ikna oluyorsun.
Ve portreni Elizabeth'e yaptırıyorsun sen de.
İşin tabii şakası bu ama yine de o dönemlerde insanlar portre yaptırmanın çok sıkıcı olduğunu da düşünüyor.
Ve Elizabeth'in de hem yetenekli hem de hoş sohbet olması onun önünü çok açıyor.
İşte tam o sıralarda ressamlar beni öldürüyor.
Umutsuzluğa düşürüyor diye mektup yazıp annesine dert yanan bir kız daha var.
Bu şımarık kızımız aslında Marie Antoinette.
Annesi İmparatoriçe Maria Teresa'ya ressamların özellikle onu çok çirkin çizmesi nedeniyle baya bir şikayet etmiş.
Bir gün Elizabeth'in şöhreti de Marie Antoinette'in kulağına kadar gelmiş.
Ve ressamı Versailles Sarayı'na çağırmış.
Ve Elizabeth kraliçenin 20'ye yakın portresini resmetmiş.
Baktığında da çok ilginç bir şey fark edebilirsin.
İlk portrelerinde Elizabeth krediçenin kusurlarını pek gizlemeye çalışmamış.
Onu daha gerçeğe yakın şekilde resmetmiş.
Ama zamanla Marie Antoinette'e adeta günümüzdeki gibi neredeyse filtreler uygulamış.
Estetikçi gibi davranmış.
Burada neler yapmış peki?
Yüz atlarını daha orantılı, daha kusursuz hale getirmiş.
Tabii Marie Antoinette de bu kadar mükemmel görünmeyi çok sevmiş.
Gerçi şunu da atlamıyor.
Kraliçe zaten çok güzel bir kadın.
Ressam anılarını yazarken onun özellikle cildini ve tenini çok övmüş.
Bu arada beklediğinizi biliyorum.
Marie Antoinette bölümü de çok yakında gelecek.
Podcast'ta olduğumuz için Elizabeth'in tek tek resimlerini anlatamayacağım ama bir portre var ki onun hikayesini anlatmazsam olmaz.
Marie Antoinette'in mahveden itibarını yerle bir eden bir resim.
O yüzden şimdi 1783 yılına ışınlanalım.
Esen ve kraliçe bu yıllarda iyice kaynaşıyor.
Hatta çizim yapmaya geldiği gün Elizabeth şarkı söyler, Marie de lir çararmış.
Liri doğru söyledim ama çararız.
Dedim. Neyse. Lil Çalarmış.
Bir gün ressamımız salon sergisi için kraliçenin portresini yapmakla görevlendiriliyor.
Salonu o dönemin en büyük sanat etkinliği, çağdaş sanat fuarı olarak düşünebilirsin.
Bu portrede kraliçe gösterişte olmak istemediği için daha sade ve daha rahat bir elbise giyerek poz vermiş.
Portrenin görselini açıklamada bulabilirsin ama eğer şu an bakamıyorsan ben senin için hemen resmi anlatayım.
Kraliçe kocaman bir...
Kasır şapka takıyor bu resimde.
Saçında diğerlerinin aksine peruk yok.
Sadece biraz pudralanmış.
Ve tontiş yanakları kıpkırmızı ama doğal gözüküyor.
Bembeyaz, fırfırlı, tatlı bir elbise giymiş.
Arka planda tamamen koyu olsa da yanında bir çiçek vazosu var.
Ve ondan da bir gül buketi hazırlıyor.
Ne kadar masumane bir resim gibi gözüküyor değil mi?
Ama keşke öyle olsa.
Tablo sergilendiği andan itibaren insanlar resmi atıyor.
Kın ediyor. Delice bir kalabalık oluşuyor salonda.
Bunun nedeni de koskoca Fransa kraliçesinin hizmetçi gibi göründüğünü düşünmeleri.
Kraliçenin giydiği kıyafeti iç çamaşırına benzetmişler.
Onu ahlaksızlıkla suçlamışlar.
Bir de kıyafetin Fransız ipeğinden değil de Dominik'ten gelen bir pamukla yapıldığını öğrendiklerinde iyice çıldırıyorlar.
Şu an gözümüze saçma gelebilir ama onların gözünde bu...
Güpel Gündüz Fransa'ya bir hakaret olarak algılanmış ve skandal öyle korkunç boyutlara gelmiş ki resim hemen salondan kaldırılıyor.
Elizabeth kraliçenin başka bir portresini sergi bitmeden yetiştirmeyi başarmış ve bu resimde kraliçe yine bir gül buketi yapıyor.
Benzer bir poz ama bu sefer Fransız ipeğinden yapılan mavi gösterişli bir elbise giyiyor ve adeta resimde kraliçeyim ben diye bağırıyor.
Bu resimde güllü portre olarak biliniyor.
Aslında Marie Antoinette'in en ikonikleşen portresi ama ne ressam ne de kraliçe bu resmi...
Pek de sevmiyor çünkü onlara göre ilk resim her zaman daha güzel.
Ressamın yaptığı bu çabalar da nafile.
Çünkü kraliçeye olan nefret hiç azalmamış.
E bu olaydan sonra kraliçeyle ressamın arası açılmış mı diye de düşünüyor olabilirsin.
Ama hayır ikisinin dostlukları devam etmiş.
Ama şimdi kraliçeye biraz ara verip Elizabeth'in aşk hayatından konuşmak isterim.
Biliyorum siz de benim gibi bu konuları seviyorsunuz.
Biraz dedikodu yapalım.
Elizabeth 20 yaşlarındayken kocaman bir malikaneye taşınmışlar.
Burada bir komşu çocuğu var.
İsmi Jean-Baptiste Pierre d'Arabrand.
Çok denedim ama yine olmamış olabilir.
Fransızca bilmiyorum sonuçta.
Tedaffuzlarının hepsine bakıyorum ama hep böyle bir kalbim sıkışa sıkışa Fransızca tedaffuzları ediyorum.
Eğer hata yapıyorsam da affola diyeyim.
Jean-Baptiste sanatçıların olduğu çok zengin bir aileden...
Kulağın fiziğide, hediyeler seninle.
iPhone 16 ve birbirinden güzel hediyeler kazanmak istiyorsan fiziğide bol bol dinle, çekilişe katıl.
Detaylar fiziğide. O da ressam ve sanat tüccarı.
Elizabeth analarında bu yaşlarında yani 20'li yaşlarında çok para kazandığını ve evlenmeye de niyeti olmadığını anlatmış.
Annesi ise onunla hiç aynı fikirde değil.
Komşu çocuğunun özellikle zenginliğinden çok etkilenmiş ve kızını en uygun damat adayı bu diye ikna etmeye çalışmış.
Burada biraz annesine kızdım.
Kötü konuşmak istemiyorum ama yani kendisi zengin bir kocayla evlendi.
Çocuklarını üzdü. Şimdi neden kızına da aynı kaderi çizmeye çalışıyor hiç anlamadım.
Ama Elif anne...
Ama Elif mi? İyice Türkleştirdim.
Ama Elizabeth anneciğini kıramamış ve Jean-Baptiste evlenmişler.
Açıkçası çok fırtınalı bir ilişkileri olmuş.
Elizabeth'i her zaman kocası desteklemesine rağmen anılarında onun için çok kötü şeyler yazmış.
Tüm paralarını çarçur eden bir kumarbaz olarak tanımlamış.
Elizabeth bu mutsuz evliliğinin acısını dindirmek için de mesela bir kontla yazışadı.
Yasak bir aşk var. Hatta adı farklı aşk dedikodularına da karışıyor.
Ama tabii ne kadarı doğru bilinmiyor.
O yüzden bunlara pek değinmeyeceğim.
1780'de yani 25 yaşındayken genç kadınlar için bir resim kursu açmış Elizabeth.
Ve burada çok başarılı olmuş.
Bundan kısa bir süre sonra da kızı Jen doğmuş.
Kızına genelde Fransızca esmer anlamına gelen brunette diyormuş.
Bu arada şimdi fark ettim kızına annesinin ismini koymuş.
Birkaç yıl sonra da yeniden hamile kalıyor ama bebek doğduktan kısa bir süre sonra hayatını kaybediyor.
Bu üzüntüsünü de kızıyla birlikte aşmaya çalışıyor.
Özellikle bu dönemde kızıyla olan otoportrelerine mutlaka bakmalısın.
Bence anne ve kız arasındaki bağın şefkatin en güzel halleri.
Hatta bu resimleri annene gönderirsen de...
çok tatlı olur. Ben en iyisi açıklamaya birkaç resmi de ekleyeyim.
Tatlı konulardan bahsediyoruz ama işler karışıyor.
Bizi kapıda Fransız ihtilali bekliyor ve ona bakalım istiyorum.
1700'lerin sonunda Fransa'da hasat iyi gitmiyor bu dönemlerde.
Tağıl fiyatları çok pahalı.
Bundan köylüler, çiftçiler İşçiler, herkes zarar görüyor.
Ve aynı dönemde de Fransa Krallığı çok daha büyük sorunlarla boğuşuyor aslında.
Hem 14. hem de 15.
Louis dönemindeki savaşlar Fransa'yı Avrupa'nın en çok borcu olan ülkesi yapmış.
Bir de İngilizlerle Fransızlar o dönemde düşman oldukları için İngilizlere karşı bağımsızlık mücadelesi veren Amerikalıları desteklemiş Fransızlar.
Ama bu da onlar için çok büyük feraketle sonuçlanmış.
Çünkü savaşı desteklemek çok zor.
Çok pahalı ve ülke ekonomisi de iflasın eşiğine gelmiş.
1780'li yıllardan itibaren de Fransa'daki her kötülüğün sorumlusu Marie Antoinette olarak gösteriliyor.
Yani evet burada savaş dedik, tağıl dedik ama halkın bunların hiçbiri umurunda değil.
Eğer bir kliriz varsa tek sorumlusu krediçe ve ona bayan bütçe açığı lakabını takmışlar.
Fransa iflasın eşiğine geldiyse de bu sadece onun lüks harcamalarının suçu.
olarak görünmüş. Tabii kraliçenin şöhreti gittikçe kötüleşiyor.
Elizabeth'in de adı lekelenmiş bundan.
Sanıtı gözden düşmeye başlamış.
Mesela o dönemde kral ve kraliçenin ısınmak için sarayda kağıt paraları yaktığı söylentileri dolaşmaya başlamış.
Bu paraları yakanlardan biri de kraliçenin ressamı Elizabeth olarak suçlanmış.
Evinin önüne de işaret koymuşlar ve Elizabeth camdan dahi bakamaz oluyor.
Özellikle de bu dönemlerde kızının Güvenliğinden çok endişeleniyor.
En sonunda çözüm olarak da eşini geride bırakıp kızıyla kaçmaya karar vermişler.
Ama bu sürgünün başta sadece 6 ay olacağını düşünmüş.
Ne de olsa isyan bastırılacak ve döndüğümde kraliçenin ressamı olmaya devam edeceğim gibi bir plan var kafasında.
Ama işler hiç de planladığı gibi gitmiyor.
Ve Elizabeth'in sürgün hayatı tam 13 yıl sürüyor.
İtalya, Avusturya, Rusya ve Almanya'nın farklı şehirlerinde Yaşamak zorunda kalıyor kızıyla.
Böyle yine de aklınızda çok korkunç, sefil bir sürgün hayatı canlandırmayın.
Sonuçta Elizabeth'den bahsediyoruz.
O çok zeki bir kadın ve her durumda ayakta kalmayı başarmış.
Avrupa şehirlerinde zengin, soylu dostlar ediniyor.
Onların portrelerini çizerek hayatta kalıyor, geçiniyor.
Yine de 1793 yılında kardeşinden aldığı bir mektupla bir anda bütün dünyası başına yıkılmış.
Bu mektup... 16. Louis ve Marantönet'in güetinde can verdiği yazıyormuş.
Anılarını yazarken Elizabeth bu yıllardan şu şekilde bahsetmiş.
O korkunç olaydan önce veya sonra ne olduğuna dair en ufak bir soru sormaktan hep kaçındım.
Kralı, krediçeyi, dostumu hepsini kaybettim.
Aynı yıl Elizabeth Fransız vatandaşlığı hakkını da kaybetmiş.
Eşi buna engel olmak için 250'ye yakın sanatçıdan imza toplayıp hükümete dilekçe vermesine rağmen bu da reddedilmiş.
Ve daha sonra kocası aynı zamanda birkaç yıl hapiste yatmış.
Elizabeth de kendi mal varlığını korumak için eşiyle bu dönemde boşanmış.
Biraz da Elizabeth'in Rusya yıllarına bakalım.
Bence en maceracı olduğu dönemler.
Uruk'a kadar gitmekte hiç zorlanmamış o tehlikeli uzun yollar onu korkutmamış ve her yere kızını da götürmüş.
Bu zaten en ilginci bence.
1795-1801 yılları arasında Rus çarlığında yaşamış ve o zamanlar Büyük Katerina'nın da hükümdarlığının son yılları.
Avrupa'da krallıklar arasında neredeyse herkes savaş halinde birbirini yiyip bitirmeye çalışıyorken Rusya'da o dönemde barış hakimmiş ve özellikle kültür...
Sanat havanında epey bir ilerlemişler.
Elizabeth'in Rusya'da başına hem iyi hem kötü şeyler gelmiş.
Burada büyük Katerina'nın torunlarını bile resmetme başarısına ulaşmış.
Demin Elizabeth'in her yere kızıyla gittiğinden bahsetmiştim.
Etebe artık kızı da küçük değil.
18-19 yaşlarına gelmiş.
Ve Rusya'da da bir çocukla birbirlerine aşık olmuşlar.
Ama annesi Elizabeth bu aşkı daha sonrasında da evliliği hiç onaylamamış.
Ve yıllar boyunca...
Aralarına büyük bir küslük girmiş, hiç konuşmamışlar.
En sonunda 1802 yılında yani Elizabeth 47 yaşındayken kalbi kırık bir şekilde memleketi Fransa'ya geri dönmüş.
Kızı olmaksızın Paris'te onu eski eşi karşılamaya gelmiş ve adam o gece defterine şu notu yazmış.
Yokluğu 12 yıl 3 ay 12 gün sürdü.
Ne yaparsa yapsın yine de romantikmiş kabul edelim adam.
Bu arada Elizabeth son nefesine kadar monarşiden yani kraldan yana kalmaya devam etmiş.
Bu nedenle de ülkesine geldiği anda artık dünyanın değiştiğini görmek onu çok sarsmış.
Fransızların hayatı devrimden sonra çok değiştiği için kendini buraya da hiç ait hissedememiş.
Artık bildiği toplumda değil sonuçta.
Bu yüzden 1802 yılının sonlarında yeni işler bulma umuduyla İngiltere'ye 2 yıllık bir yolculuğa çıkmış.
Yine ne kadar maceracı görüyorsunuz ve o dönemde İngiltere'de 800'e yakın portre sanatçısı varmış.
Bu ressamlar arasında da rekabet inanılmaz boyutlarda ve Elizabeth'i de hiç yanlarına almamışlar.
Neden alsınlar? Elizabeth de İngiltere'den umduğunu bulamamış bir şekilde.
Ülkesine geri dönmüş ve 50 yaşlarına geldiğinde artık bambaşka bir Elizabeth görüyoruz.
Kadına adeta bir aydınlanma yaşamış bile diyebilirim.
Artık para derdi kalmadığı için hem hayatında hem de sanatında daha da özgürleşmiş.
Geniş bahçeli bir ev satın almış mesela ve burada manzara resimleri yapıyormuş.
Böyle her şeyi güllük gülistanlık giderken kızından aldığı bir haberle...
Dünya yine başına yıkılmış.
Kızı kocasından ayrı da Paris'e geri dönmüş bu yıllarda.
Ama kimseyle konuşacak yüzü yokmuş, beş parasızmış ve bu yalnızlık içinde hayat kadınlığı yapmaya başlamış.
Ve burada da cinsel bir hastalığa yakalanmış, frengiye yakalanmış.
Yıkık dökük bir pansiyonda son günlerini geçirirken kızının haberi de Elizabeth'e ulaştığında derhal onun yanına koşsa da kısa bir süre sonra Brunette hayatını kaybetmiş.
Elizabeth de kızının acısını hiçbir zaman unutamamış tabii ki.
Yaşlılığında hem yeğenlerinin çizimlerini geliştirmesi için onları eğitmiş hem de evini...
Ziyaret eden genç sanatçılara tecrübelerini anlatmış.
Mesela bu misafirleri arasında Balzac bir de varmış.
Ayrıca Elizabeth 80 yaşlarındayken yani 1835 ile 1837 arasında anılarını 3 cilt halinde yazıp yayınlatmış.
Ve bugün size ne anlattıysam hep o anıları sayesinde.
Elizabeth Louise Vigelabran hayatı boyunca 700'e yakın portre ve 200'e yakın manzara resmetmiş.
87 yıllık yaşamında...
Zıt kutupları bir arada yaşamış.
Şöhretin de çöküşün de en uç noktalarına şahit olması, lüksün en alasını da yıllarca süren sürgünü de görmesi, monarşilerin de devrimlerin de...
en acı gerçeklerini öğrenmesi onun hayatını özetliyor aslında.
Yorulmak bilmeden binlerce kilometre yol kat eden binlerce insanla tanışan sanatından da bağımsızlığından da asla ödün vermeyerek vazgeçmeyerek tarihin
en büyük ressamlarından biri olmayı başarsa da Elizabeth mezar taşında sonunda burada dinleniyorum yazmasını istemiştir.
Anlatırken bir de tüylerim diken diken oldu.
Sizin de Belki öyle olmuştur.
Yorumlarınızı bekliyorum.
Bilmeyenler için Ekim ayında yeni kitabım yayınlandı.
52 haftada 52 sanatçıyı anlattığım süresiz sanat ajandası.
Yazmayı en sevdiğim sanatçı tahmin edersiniz ki Elizabeth olmuştu.
Şimdi de uzun uzun sizlere anlattığım için çok mutluyum.
Onun hakkında iki saatlik muhteşem bir belgesel var.
Podcast'ta hazırlanırken bana çok yardımcı oldu.
Hem onu hem de kadın ressamlarla ilgili başka kitapları da açıklamaya ekleyeceğim.
Merak edenler umarım faydalanır.
Haftaya görüşene kadar yaşadığınız anlardan keyif almayı, kendinize iyi bakmayı ve tabii ki kitap okumayı unutmayın.
Görüşürüz. Fizi kuliste sevdiğin sanatçıyla tanışma sırası sende.
Sevdiğin sanatçıyı Fizi'de en çok sen dinle.
Hem konserine katıl hem kuliste tanışma fırsatı yakala.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
