
fizy’de dinlenecek çok şey var!
Keyifle dinleyeceğin şarkılar, hiçbir yerde bulamayacağın fizy özel podcastler, yüzlerce sesli kitap ve daha fazlası fizy'de seni bekliyor. Şimdi sen de fizy Premium planına dahil ol, KULTUR20 koduyla bireysel müzik paketlerinde %20 indirim fırsatını yakala!
Aboneliğini başlatmak için Tıklayın
Detaylar için Tıklayın
Bu bölüm “fizy” hakkında reklam içerir.
Not: Johannes Vermeer, Protestan olarak yetiştirilmiştir. Ressamın eşi Catherina Bolenes ise Katolik'tir. Bölümün bir noktasında heyecandan tam tersini söyleyip karıştırmışım :)
Bölümde bahsettiğim görselleri görmek için: https://www.podcastbpt.com/paldir-kultur-tablolar1
Kitaplarım📚
Sanat Ajandası: https://www.kitapyurdu.com/kitap/sanat-ajandasi-zamansiz-fleksi-kapak/695649.html&filter_name=sanat+ajandası
Müzede Bir Macera: https://www.kitapyurdu.com/kitap/muzede-bir-macera/665748.html&manufacturer_id=274522
Renklerle Dost Bir Aile: https://www.kitapyurdu.com/kitap/renklerle-dost-bir-aile/704697.html?srsltid=AfmBOoooqZzin9T2vzwPFBS5OErlEu9QeivP3XNsfdrRmxrq5OQf0LEY
Instagram'a da beklerim♥️
https://www.instagram.com/senapinarcivan/
https://www.instagram.com/paldirkultur.podcast/
*Reklam ve iş birlikleri için: info@podcastbpt.com
Transkript
Fizi'de dinlenecek çok şey var.
Müzik, podcast ve yüzlerce sesi kitaptan istediğini dinle.
Bireysel müzik paketlerinde sana özel KULTUR20 koduyla %20 indirim kazan.
Powder Culture'a hepiniz hoş geldiniz.
Ben Pınar. Bu bölümde sanat tarihinin en ünlü ve en gizemli eserlerinden birini konuşacağız.
Tabii ki de İnci Küpeli Kız.
Her tablonun bir hikayesi olduğuna inanıyorum ve bunları öğrendikçe de gerçekten çok mutlu oluyorum, heyecanlanıyorum.
En çok da sizinle paylaşmayı seviyorum.
O yüzden bugün hem Mermir'in hayatından, kadının kim olduğundan, sanat eserlerinin detaylarından ve sonlara doğru da sanat tarihinin en büyük dolandırıcı...
Çocukluk ve resme nasıl başladığıyla ilgili pek bilgi bulunamıyor.
Bir kesinliği yok. Amsterdam'a yaptığı birkaç ufak seyahat dışında genellikle hep Delft'te yaşadığını görüyoruz.
Yani burada bir ressamlık eğitimi almış.
Onun dışında hayatı boyunca da hep fakirlikle mücadele etmiş.
Bunu biraz daha açacağım.
Ressamların hayatını araştırırken gerçekten yazdıkları mektuplar büyük önem taşıyor.
Örneğin Van Gogh'un kardeşi Theo'ya mektupları olmasaydı onun hakkında neredeyse hiçbir şey bilemezdik.
Onun kişiliği hakkında da.
Ya da Michelangelo'nun erkek kardeşini ve babasına yazdığı mektuplar olmasa da sanat eserlerini ne büyük ızdırapla acıyla yaptığını bilemezdik.
Bu açıdan Vermeer'den geriye kalan pek bir mektup yok.
Onun kişiliği hakkında fikir sahibi değiliz.
Hayatının çoğu aynı resimler.
Kadınların kim olduğu gibi büyük bir sır perdesi.
Bu da onun hikayesini daha da cazip hale getiriyor aslında.
Peki bu adam hakkında tam olarak bildiklerimiz neler?
Hemen ondan bahsedeyim.
Sadece 21 yaşındayken Katrina Bonnes adında bir kadınla evleniyor ve başta aileleri ilişkilerine karşı çıkıyor.
Çünkü Katrina ve ailesi 1600'lerin Hollanda'sında son derece yaygın olan protestanlık mezhebini seçmişti.
Vermeer ve ailesi ise ilginç bir şekilde Katolik kalmaya devam etti.
Buna rağmen tabii ki aşkları engelleri aştı ve evlenmişti.
İşin en ilginci de hayatı boyunca Vermir kayınvalidesinin evinde bir nevi iç güveysi olarak yaşadı.
Vermir ve Katrina'nın toplam 15 çocuğu olmuş ve bunların dördü daha vaftiz edilmeden yani çok küçükken ölmüş.
Bu da çocuk ölümlerinin çok yaygın olduğu bir dönemde maalesef normal karşılanmış.
Çoğunlukla da kız çocukları olmuş.
Vermir'in resimlerini gördüyseniz neden bu kadar sessiz ve sakin olduklarını şimdi anlamışsınızdır.
de sakinliği aramış olabilir.
Biz de şu anda onu buluyoruz.
Ressamlığını ve sanat eserlerinin özelliklerini anlatmadan önce o dönemin Hollanda'sında ve Vermeer'in yaşamına biraz daha değinmek istiyorum.
Zaten sanat eserlerin hikayelerini nasıl araştırıyorsunuz tarzında çok fazla soru oluyorum ve burada en büyük cevabım bir sanat eserini anlamak istiyorsak öncelikle onun çizildiği dönemi ve sanatçının hayatına
bakmamız gerekiyor. Ne de olsa hiçbir sanat eseri sanatçısından ayrı yorumlanamaz.
Şu anda dünya Dünyanın en ünlü ressamlarından biri olsa da o dönemki asıl işi ressamlık değildi.
Sanat tüccarlığı ya da hancılık gibi işler yapmıştı.
Yine de hiçbir zaman tam anlamıyla fakirlikten kurtulamadılar.
Hatta sadece 43 yaşında öldüğünde karısının aktardığına göre büyük bir borç batağı içindelermiş ve Vermeer buna daha fazla dayanamayarak sinir krizi geçirerek ölmüş.
Gerçekten çok acı. Bu kadar yetenekli ve inanılmaz işlere imza atan bir ressam neden yeteri kadar değer görmemiş olabilir peki?
Bunun cevabı da aslında yine yaşadığı dönemdi.
Hollanda altın çağının bir ressamıydı.
Benim sanat tarihinde hatta tarihte en sevdiğim dönemlerden biri Hollanda altın çağıdır.
Bilmeyenler için de kısaca özetleyeyim.
1600'lü yılların başından itibaren protestanlığın yükselişi ve coğrafi keşiflerle deniz aşırı ticaretle birlikte Hollanda Avrupa'nın en zengin ülkeleri.
Burada küçük bir not da ekleyeyim.
Hollandalıların bu kadar zenginleşmelerindeki en önemli nedenlerden biri de lale ticaretiydi.
Osmanlı İmparatorluğundan gelen lalelerin farklı çeşitlerini üreterek bütün Avrupa'ya pazarlıyorlardı.
O dönemde Natürmort dediğimiz çiçek resimlerinde de gücün simgesi olarak laleleri gösteriyorlardı.
Tabii her şey bu kadar güllük gülistanlık ilerlememiş.
1630'larda lale çılgınlığı adı verilen bir olay yaşanmış.
Burada da tarihteki ilk haksız yere fiyat artışını görüyoruz.
Yani laleleri bir anda 10 katına çıkarmışlar.
Sonra çok büyük bir düşüş yaşanmış ve bu yüzden birçok tüccar intihar bile etmiş.
Neyse biz tekrardan döneme geri dönelim.
İşte ticaretle birlikte zenginleşen orta sınıf dini de ikinci plana attığında sanata çok büyük bir ilgi başlamış.
Şu örneği verirsem net...
anlaşılacağını ve bir daha hiç unutulmayacağını düşünüyorum.
1600'lerde Avrupa'daki diğer ülkelere baktığımızda genellikle tabloları kilisedekiler ya da soylular alabiliyordu.
Ama Hollanda'ya 1660'larda baktığımızda yaklaşık 3 milyon tablonun olduğu varsayılıyor.
İnanılmaz gerçek. Evlerinin duvarlarına sıra sıra tablolar asan insanlar da genellikle hep kendi hayatlarından izler görmek istemişler.
Ve geldik işte Vermeer'in resimlerine.
Genellikle kadınlar günlük işleriyle uğraşırken görüyoruz.
Mektup okurlar, dikiş dikerler, mutfak işleriyle uğraşırlar ya da müzik dersi alırlar.
Ve Pınar bana bir tüyo ver de Vermil resimlerini bir bakışta anlayayım diyorsanız da genellikle hep pencerenin karşısında güzel bir gün ışığı gelirken görüyoruz.
Ve duvarda asılı bir dünya haritası, bir tablo da görebiliriz.
Aynı şekilde çoğu kadının üzerinde gördüğümüz bir sarı kürk de vardır.
Genellikle sarışın kadınlar olur.
Vermil'in hayatı boyunca 50'ye yakın...
resim tamamladığı düşünülse de sadece 35'i günümüze kalmış.
Çok titiz ve sabırlı çalışan biri.
Yani yumuşak fırça darbeleriyle küçük küçük nokta nokta bile çalışıyormuş.
Bazı detaylar da yakından bakarsanız zaten direkt fark edersiniz.
İnci küpeli kız filmini izlerken de Colin Firth'ün Vermeer'i çok iyi yansıttığını düşünüyorum.
O titizliğini, sabrını.
Kesinlikle o filmi de izlemenizi tavsiye ediyorum.
Tamamen tarihi gerçekleri yansıtmasa da birazdan değineceğim.
bir tablosunun içindeymiş gibi ve o dönemleri çok daha iyi anlıyorsunuz.
E şimdi sıra geldi artık Kuzey'in Mona Lisa'sı olarak da bilinen gizemli kızımız İnci Küpeli Kıza.
Onun hikayesi neydi?
Vermeer 32 yaşında 1665 yılında bu resmi çizmiş.
İlk baktığımız anda hep kadının kim olduğunu merak ediyoruz ve ne söylemeye çalıştığını, mutlu mu mutsuz mu olduğunu.
Öncelikle kadının kim olduğu tam olarak kanıtlanmamış.
En önemli teorilerden biri Vermeer'in büyük kızı Maria olduğu yönünde ama o resim yapıldığında sadece 12 yaşındaymış.
Genellikle birçok resminde de kızını model olarak kullandığını bilsek de bu resim için gerçekten çok ve o dönem...
Bu bölümdeki tablolarda kadınların ağzının aralık olması biraz daha ahlaksız ve cinsel içerikli bir mesaj da veriyordu.
Bu da bizi diğer teorilere götürüyor.
Yani belki eşi olabilir ya da İnci Küpeli Kız romanı ve filminden de alışkı olduğumuz gibi kayınvalidesinin evinde yaşayan hizmetçilerden biri olabilir.
Bu bölüm için araştırma yaparken Tracy Chevalier'in yani kitabın yazarının TEDx konuşmasına da denk geldim ve çok beğendim.
Onu da izlemenizi tavsiye ederim.
20'li yaşlarında bu tabloyu...
İlk kez gördüğünden bahsediyor ve o kadar etkilenmiş ki hemen gidip posterini almış ve 30 yıldır duvarında asılıymış.
Zaten 99 yılında bu kitabı çıkardıktan sonra resim bir anda inanılmaz ünlenmiş ve açıkçası birçok gerçeği çarptırmış ama şu anda birçok kişi onun gerçekleriyle tabloyu biliyor.
Bir yandan da bazı tablolar hakkında hikaye yazmam için de beni cesaretlendirdi.
Ben deneyeceğim belki siz de sevdiğiniz bir tablo üzerine gerçekleri okuduktan sonra yazacağım.
yazmayı deneyebilirsiniz. Şimdi biraz daha resmin detaylarına yoğunlaşalım isterim.
Sanılanın aksine bu bir portre resmi değil, tronedir.
O dönemde çok yaygın genellikle figürler belli bir karaktere girer.
Burada da kadın bir doğulu kılığına girmiş aslında Mavi Eşarbı ile birlikte ve daha çok o zamanlarda Doğu Avrupa'nın gözünde Türkler ve Osmanlılar ile özdeşleşiyordu.
Vermir'in bu resimde tam olarak neyi yansıtmak istediğini ve kimi çizdiğini bilemesek de çok uzak itti.
Mükemmellerden biri bir Türk kadını canlandırmak istemiş bir de olabilir.
Sizin için de öyle mi ama bunu düşünmek benim için çok ilginç geldi.
Mavi Eşarp'la ilgili de çok önemli bir detaydan bahsetmem gerekiyor.
Şu an baktığımızda boyaların elde edilmesi bize çok kolay görünüyor gibi gelse de hepsi tüplerin içinde falan diye düşünsek de 1800'lerden önce yani modern kimyanın oluşmasından önce
ressamlar için en zor konulardan biri aslında boyaların elde edilmesi.
Dünyanın birbirinden farklı noktalarındaki taşlardan, bitkilerden farklı renkler elde ediliyordu.
Mesela maviye de baktığımız zaman aslında son derece değerli bir kaya parçası olan Lapus Lazuli'den elde edilmiş.
İsmi birazcık zor. Tekrardan söyleyeyim Lapus Lazuli.
Bu Afganistan'dan çıkartılan yarı değerli bir taş, bir kaya aslında.
Çok güzel lacivertimsi bir tonu var.
Vermir bu kadar fakirken nasıl bu boyaları bulmuş diye de düşünebilirsiniz.
O da şu şekilde oldu. Peter adında bir destekleyicisi vardı.
Darth Shady'nin zenginlerinden biri sayılırdı.
Ve birçok resminin aslında sahibi oydu.
Ve siparişleri verdikten sonra ona en pahalı boyaları ve tuvalleri alırdı.
Filmde gerçekten bu adamı izlemekten nefret ettim.
Çok kötü pis bir karakter ama gerçekte öyle olduğuna dair bir kanıtı yok.
Hani adamı direkt savunuyorum ama belki o olmasaydı Vermir'in...
çoğu resmi olmayacaktı bile.
Bize ulaşmasını sağlamış.
Tuvaldeki renklere biraz daha baktığımızda arkasındaki siyah efektin aslında o zamanlarda koyu yeşil olduğunu ve zamanla koyulaştığını görüyoruz.
Yine Vermeer'in paletine uygun olarak sarı ve kahverengi tonları da ağırlıkta.
Ayrıca kızımız yani daha çok resme baktığımda Scarlett Johnson olarak da Kulağın fiziğide, hediyeler seninle.
iPhone 16 ve birbirinden güzel hediyeler kazanmak istiyorsan fiziğide bol bol dinle, çekilişe katıl.
Detaylar fiziğide. Görüyorum artık.
Gerçekten filmden etkilenmişim.
Her neyse böyle kızın gözlerinde baktığımızda kaşları ve kirpiklerinin de olmadığını görsek de aslında ilk çizildiğinde kaşlarının ve kirpiklerinin olduğunu x-ray ışınlarıyla görmüşler.
Bu aynı şekilde Mona Lisa için de geçerli.
Yine o zamanlarda inci gerçekten çok lüks bir eşya.
Yani Vermeer'in büyük ihtimalle bunu alacak parası da yoktu ve araştırmalar gösteriyor.
Bu cam ya da bir kalay da olabilir.
çok büyük bir inci parçası.
Birkaç fırça darbesiyle ışığı çok iyi kullanarak yansımış.
Zaten kendisi gerçekten ışığın ustası.
Ben sanat tarihinde gerçekten sembollerin anlamlarını çok seviyorum.
O yüzden incinin anlamından da bahsedeyim.
İstiride gibi deniz hayvanlarının içinden çıkarıldığı için ve böyle bir çabayla çıkarıldığı için genelde gizli bir hazineyi temsil eder ve Hristiyan geleneğine de baktığımızda ahlaklı olmayı
ve bekaretini de simgesidir.
Burada istiridye ile tam zıt bir anlamı var.
Çünkü resimlerde istiridye gördüğünüzde de bunu direkt afrodizyak etkisi nedeniyle cinsel anlamlı olarak görebilirsiniz.
Ve ayrıca inciye sadece mücevher olarak baktığımızda ise yine arzuların ve kibrin bir işareti de olabilir.
Sanat tarihindeki bu çift anlamlar ve sorgulanabilir olması gerçekten benim çok hoşuma gidiyor.
Umarım sizleri de heyecanlandırıyordur.
Vermil'in hayatıyla esen Yani neyle ilgili bütün her şeyi ortaya döktüysek en büyük sırlarından birinden de bahsedeyim.
İnanılmaz gerçekçi fotoğraf gibi resimlerini aslında küçük bir hileye başvurarak çizmiş olabilir.
Fotoğrafın icadından yüzlerce yıl geriye gittiğimizde bile kamera obskura tekniğinden bahsedebiliriz.
Karanlık oda anlamına gelen bu icatta da çok gerçekçi resimler yapılabiliyordu ve birçok ressamın da yararlandığı söyleniyor.
Kamera obskurayı şöyle hayal edebiliriz.
Bir karanlık oda. düşünün ve içine küçücük bir delik açın.
O deliğin içinden dışarısının görüntüsü karanlık odanın içine oldukça gerçekçi bir şekilde ters olarak yansıyor.
Bunu daha sonraki yıllarda çeşitli merceklerle birlikte iyice geliştirmişler ve küçük kutuların içine de sığdırmışlar.
Bu da fotoğraf makinesinin dedesi sayılabilir aslında.
Vermir de bu küçük kutu sayesinde ve çeşitli teknikler kullanarak resimlerini en gerçekçi şekilde resmetmiş.
Hatta bununla ilgili Tims Vermir adında bir belgesel de var.
Belgeseli çeken adam yani Tim 5-6 yılını sadece buna harcamış ve gerçek mi yalan mı olduğunu kanıtlamaya çalışıyor.
Sanat tarihinin gelmiş geçmiş belki de en büyük dolandırıcılık hikayesinin de başrollerinden biri Dolaylı olarak Vermir.
Hemen bu hikayeyi de anlatmak isterim.
İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi Almanya'sına baktığımızda ve onun öncesinde Hitler'in hayatını incelediğimizde de Hitler'in gençliğinde resim çizdiğini hatta güzel sanatlar akademisinden ret aldığını belki görmüşsünüzdür.
Yine de hayatı boyunca resim sanatına olan ilgisinden vazgeçmemiş ve Berlin'de koskocaman bir güzellik Güzel sanatlar müzesi açma hayali de varmış.
Bunun için de Avrupa'nın çeşitli yerlerinde çok ünlü ve güzel resimleri koleksiyonuna toplamış.
Sadece Hitler değil, Nazi subaylarının da böyle koleksiyonları olduğu biliniyor.
Yahudi ailelerinden, müzelerden hep eser tırtıklamışlar.
İnanılmaz bir koleksiyon elde etmişler.
Yine de dönemin modern ressamlarını, Picasso, Deli gibi sanatçıları oldukça eleştirmişler.
Onların tekniklerini, çalışmalarını sanat olarak kabul etmemişler.
Yenilikçi görüş... İzlediğiniz
için teşekkür ederim.
de daha 2. Dünya Savaşı bile çıkmadan önce Vermir eserleri tekrardan ortaya çıkmaya başlamış.
Bir anda keşfedilmiş.
Uzmanlar bu resimleri araştırdıkça da gerçekliklerinden pek şüphe etmemişler.
Yani bu sahte eser değil orijinal Vermir demişler.
İşte dolandırıcılık hikayemiz de tam olarak burada başlıyor.
Gerçekten film gibi olaylar.
Başrol oyuncumuz Han Van Migren adında bir Hollandalı 1889 yılında doğduktan sonra onu çok zor bir çocukluk bekliyor.
Çünkü küçüklüğünden itibaren resme çok yetenekli olduğu anlaşılsa da babası tam bir manyak diyebiliriz.
Oğlunun hiçbir şekilde ressam olmasını istemiyor.
Hatta defterlerine uzun uzun ben hiçbir şeyim, hiçbir şey yapamam.
şeklinde yazılar yazdırdığı ortaya çıkıyor.
Yine de Van Migren hiçbir şekilde resim yapmaktan vazgeçmiyor.
Ortaokul yıllarına geldiğinde hayatını etkileyen en önemli figürle karşılaşıyor resim öğretmeni.
Bu adamın çok ilginç bir özelliği var.
Demin bahsettiğimiz Hollanda altın çağının büyük bir hayranı ve özellikle hep Vermeer resimlerini kopyalıyor.
Öğrencisiyle birlikte de çok iyi anlaştıktan sonra hep bu ressamların tekniklerini özeniyorlar ve onlar şekilde resim yapmaya başlıyor.
Altyazı M.K.
Vermir gibi fırçalar kullanmaya başlıyor.
Onun boyalarını taklit ediyor.
Resim öğretmenini idoli olarak kabul ettiği için de o da hayatı boyunca hep Hollanda altın çağının özellikle Vermir'in resimlerini taklit etmeye başlıyor.
Ama hikayemiz bu şekilde romantik ve dostane ilerlemiyor tabii ki de.
Gençliğinde resim yeteneğine çok güvenip başarılı olacağını düşünse de işler beklediği gibi gitmiyor ve ressamlıkla hiçbir şekilde ilerleyemeyeceğini fark ediyor.
Bir yandan da çok fazla içki ve morfin...
bağımlılığının yanı sıra kumar batağına da düşüyor ve çok mutsuz bir evlilik yapıyor.
Yine de en büyük hayali çok zengin ve adam olmak.
Bu yüzden sanat eserlerini taklit edip satmaya başlıyor ve bu alanda gerçekten çok başarılı oluyor.
En büyük vurgununu da 1937 yılında gerçekleştiriyor.
Vermil resmi olarak ortaya çıkan Hazreti İsa'nın mucizelerinden birinin anlatıldığı Emna Usta Son Akşam Yemeği resmi ortaya çıktığında bir anda Hollanda'nın en ünlü resmi haline geliyor ve çok büyük bir
fiyata bir sanat galerisine satılıyor.
Van Migren'da bunu keşfeden, satan kişi olarak çok zengin oluyor.
Resmi yapan kişi olsa da kimse Van Migren'dan şüphelenmiyor.
Sadece sattığını düşünüyorlar.
Bu olayla ilgili iki tane hem güldüğüm hem de bana çok acayip gelen detay var.
Birincisi o kadar kafayı yiyor ki yani hiç dengesi olmayan bir adam ve bu sanat galerisine gidip karşısına geçip bu eser sahte diye bağırdığı biliniyor ziyaretçilere.
Bu sayede insanlar da onu eleştirip bunun yanlış olduğunu söyleyerek aslında yeteneğini ve gururunu daha da okşuyorlar.
Yani bunun kesinlikle orijinal Vermir resmi olduğuna inanarak kendisinin de Vermir kadar yetenekli olduğunu düşünüyor.
İkincisi ise bu tablodaki kadın figürü aslında o dönemin çok ünlü oyuncularından biri olan Gerita Garbo'ya çok benziyor.
Ama kimse bunu da fark etmiyor.
Yani bunu hiçbir zaman anlayamayacağım.
Resmi de aşağıdaki linkten bulabilirsiniz.
Yıllar geçiyor. İkinci Dünya Savaşı çıkıyor.
durmadan vermi resimleri yapıp satarak inanılmaz zenginleşiyor.
Hatta 2. Dünya Savaşı'nda bile Amsterdam'daki Yahudilerin evlerini satın alarak savaş devam ederken çok lüks partiler yapıyor.
Günümüzde kıyasladığımızda servetin aşağı yukarı 254 milyon dolara yakın olduğu biliniyor.
Bu adama çok sinir oluyorum.
Devam edelim. İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra Veneziler yargılandıkça da ele geçirdikleri sanat eserleri ortaya çıktı.
Bu eserlerden biri de Vermeer'in İsa ve Zina yapan kadın adındaki eseri ve Hollandalılar milli ressamlarından birinin eserini kimin sattığını öğrenmek için araştırmalar yapıyor.
Ve bu kişinin Mamigran olduğu ortaya çıkıyor.
Hemen onu hapse atıp ölümle cezalandırıyorlar.
Ama adam buna tamamen itiraz ediyor.
Bu resmi sadece ben yaptım orijinal bir Vermeer değil diyor.
Tabii ki kimse ona inanmıyor.
Ölümden korktuğunu ve içki krizine girdiğini söylüyorlar.
Yine de ona hak tanıyarak 6 hafta müddet veriyorlar.
Bu süreçte hücre gibi bir odanın içinde farklı bir Vermin resmini yapmaya çalışıyor.
Bir sürü fotoğrafçı, gazeteci ona eşlik ediyor ve Avrupa'nın birçok şehrinde gazete manşetlerine çıkıyor.
Herkes hayatı için çiziyor tarzında manşetler atıyor.
Büyük bir olay oluyor ve 6 haftanın sonunda da resmi tüm gerçekliği de...
Sanki Vermeer tablosuymuş gibi çiziliyor.
Bu sefer de bütün Avrupa özellikle Hollanda onu büyük bir halk kahramanına dönüştürüyor.
İsmi bir anda nazileri dolandıran adam oluyor.
Ve o yıl yapılan anketlere göre 1947'de Hollanda'da başbakandan sonra en ünlü ikinci adam seçiliyor.
Anlatırken bile o kadar araştırmama rağmen hala şaşırıyorum.
Yani gülsem mi yoksa daha da sinirlensem mi bilemiyorum.
Olay bunlarla da sınırlı kalmıyor.
Sadece bir yıl haksız yere kazançtan hapis yattıktan sonra...
Sonra çıkıyor ve bu sefer kendi imzasıyla resimler yapmaya başlayıp inanılmaz fiyatlara yine alıcı buluyor.
Halk kahramanına dönüştüğü için.
Ama bu Sefa'yı çok fazla yaşayamıyor çünkü aynı yılda 1947'de kalp krizi sonucunda hayatını kaybediyor ve öldükten yıllar sonra aslında Van Migran'ın Hitler ve Nazi düşmanlığının aksine çok
büyük sempatizanı olduğu ortaya çıkıyor.
Hitler'in özel kütüphanesinde yer alan faşist sembollerle dolu bir şiir kitabının çizimlerini yaptığını görüyoruz.
Bu da yetmezmiş gibi çok sevgili führerime dedin saygılarımla imzasıyla bunu Hitler'e ulaştırmış.
Film gibi olay dedi.
Benim de şu anda bana hak verdiğinizi düşünüyorum.
Zaten aslında filmi de çevrilmiş.
The Last Vermil filmini de öneririm.
Gerçekten benim için çok güzel bir sohbet oldu.
Umarım sizin için de öyle olmuştur.
Bölüm hakkındaki yorumlarınız benim için çok önemli.
Instagram hesabım Pınarcivan'dan bana bununla ilgili mesaj atarsanız çok mutlu olurum.
Ayrıca İnci Küpeli kızı seven arkadaşlarınızla da bu bölümü paylaşabilirsiniz.
Haftaya Salı Pahadır Kültür'ün yeni bölümünde görüşürüz.
Kendinize çok iyi bakın ve tabii ki sanatla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
