
Bölümde bahsettiğim görselleri görmek için:
https://www.instagram.com/p/C2KAgHPI_Jn/?img_index=1&igsh=MTlzOTBqbXo1MHU4dQ==
Kitaplarım📚
Sanat Ajandası: https://www.kitapyurdu.com/kitap/sanat-ajandasi-zamansiz-fleksi-kapak/695649.html&filter_name=sanat+ajandası
Müzede Bir Macera: https://www.kitapyurdu.com/kitap/muzede-bir-macera/665748.html&manufacturer_id=274522
Renklerle Dost Bir Aile: https://www.kitapyurdu.com/kitap/renklerle-dost-bir-aile/704697.html?srsltid=AfmBOoooqZzin9T2vzwPFBS5OErlEu9QeivP3XNsfdrRmxrq5OQf0LEY
Instagram'a da beklerim♥️
https://www.instagram.com/senapinarcivan/
https://www.instagram.com/paldirkultur.podcast/
*Reklam ve iş birlikleri için: info@podcastbpt.com
Transkript
3 tane balıkçı kayığı.
Büyük okyanusun devasa dalgalarına rağmen kıyıya ulaşmaya çalışıyor.
Gökyüzü karanlık ve kasvetli görünüyor.
Büyük bir okyanusun ortasında kalmışlar.
Dalgalar o kadar ürkütücü görünüyor ki Japonya'nın en yüksek dağı olan Fuji Dağı bile küçücük kalmış.
Peki balıkçılar nasıl karaya ulaşacak?
Hayatlarını kurtarabilecekler mi?
Ben Pınar.
Pador Kültür'ün bu bölümünde Hokusai'nin 1831 yılında resmettiği Kanagawa'daki Büyük Dalga eserinin hikayesini anlatacağım.
Sen de bu muhteşem eseri keşfetmeye hazırsan başlayalım.
Hokusai 89 yıllık yaşamında çok fazla zorlukla karşılaşsa da büyük dalgadaki balıkçılar gibi tüm korkunç dalgalara ve fırtınalara rağmen hayata tutunmayı seçti.
Son nefesine kadar üretti ve sanatıyla var oldu.
1760 yılında ayna ustası bir babayla muhtemelen caireye olan bir annenin oğlu olarak Tokyo'da dünyaya geldi.
Tokyo'nun o zamanlardaki adı Edo'ydu.
Hokusai aynaların etrafına desenler çizerek geçimini sağlayan babasından etkilendi ve sadece 6 yaşındayken resim çizmeye başladı.
O kadar yetenekliydi ki ergenliğinde büyük büyüne kavuşmuştu bile.
1700'lerin Japonyası'nda cinsel içerikli çizimler, tiyatro oyuncularının portreleri ve günlük hayat resimleri çok seviliyordu.
İnsanlar daha çok satın alsın diye bu resimler tahta kalıplar kullanılarak çoğaltılıyordu.
Bu çok kolay ve ucuz bir yöntemdi.
Ayrıca bu tahta baskılara geçici, fani dünyanın resmleri anlamına gelen ikiyoe denir.
Hokusai'nin hikayesine geri dönersek kendisi maalesef hayatın her alanında kariyerindeki kadar şanslı değildi.
50 yaşında yıldırım çarpması sonucunda felç geçirdi.
79 yaşında çoğu eseri atölyesinde çıkan bir yangında yanıp kül oldu.
Ayrıca iki çocuğunu ve iki eşini kaybetme acısı yaşadı.
Yaşamının son yıllarında torununun kumar borcu nedeniyle neredeyse bütün mal varlığını satmak zorunda kaldı.
Bu kadar zorluk yaşadıktan sonra pes etmek ve belki de umutsuzca ölmeyi beklemek en kolay olabilirdi.
Ama tahmin edebileceğin gibi bu hiç onluk bir hareket olmazdı.
110 yaşına kadar yaşayacağına ve her yıl artan tecrübesi sayesinde sanatın hep daha iyi gideceğine inanmıştı.
Onun için 70 yaşından önce yaptığı hiçbir çizim iyi değildi ve bu yüzden binlerce çizimini değersiz kabul etti.
Öğrendikten sonra etkisinden çıkamadığım bir sanat geleneğinden de bahsetmek istiyorum.
O yıllarda yani 1800'lerin Japonyası'nda sanatçıların farklı isimler kullanması yaygın bir gelenekti.
yani sanatçılar hayatlarında ve tarzlarında değişimler yaptıkça sanki kabuk değiştirir gibi isim de değiştiriyordu.
Hokusai de yaşamı boyunca 30'dan fazla isim kullandı.
Özellikle yaşlılık yıllarında resim dedesi yaşlı adam olarak eserlerine imza atmış olmasını çok sevdim.
Acaba bu başkalarının söylediği bir lakab mıydı yoksa kendi kendine mi koydu bilmiyorum ama tatlı bir hareket olmuş.
Ayrıca ölümünden kısa süre önce Japonlara özgü bir şiir türü olan Haiku'da böyle çok kısa kısa dizeler halinde yazılır.
Yaz tarlalarında bir hayalet gibi sessizce yürüyeceğim dizelerini yazmış.
Ve 89 yıllık yaşamına tam 30 binden fazla eser sığdırmayı başarmış.
Ben de aynı yazdığı dizelerdeki gibi bu podcast'ı kaydederken nedense onu çok huzurla Hushu içinde hayal ediyorum.
Ama hemen şunu da ekleyeyim.
Genelde böyle anlattıkça ve o Japon kültürünü düşündükçe Hushu içinde tek başına ilham geldikçe çizim yaptığını hayal etmiş olabilirsiniz.
Ama aslında bu tahta baskılar da tamamen bir ekip işi ve bu yüzden de çok fazla çalışanı ile birlikte bu eserleri ortaya çıkarmış.
Zaten bu bölümün açıklamasına baktığınızda da bahsettiğim birçok konuyla ilgili görsellere ve videolara ulaşabilirsiniz.
Hokusai büyük dalgaya başladığında ise 70 yaşındaydı.
Bu baskı aslında 36 Fuji Dağı manzarası serisinin bir parçasıydı ve bu yanardağ onun en büyük takıntısı diyebilirim.
Hem Japonya'nın milli dini olan Shinto'da hem de Budizm inanışında kutsal kabul edilen Fuji Dağı'nın ülkenin koruyucusu olduğuna da inanılır.
Aydınlanmaya açılan yolu simgelediği için halkın her kesiminden insanlar her yıl bu dağa haç ziyaretinde bulunurmuş.
Bu kadar Japonya'dan bahsetmişken bir şey itiraf etmek istiyorum.
Neredeyse geçen aya kadar hiçbir şekilde Japon kültürüne meraklı değildim.
Japonca bana biraz garip bir dil olarak gelir ve izlediğim tek anime Avatar ama ondan da çok sıkılıp birkaç bölüm sonra kapatmışımdır.
Çocukken de pek sevmezdim.
Her neyse, Onur da bana yaklaşık bir yıldır böyle Atakon Titan'ı izleyelim izleyelim diyor ama ben önyargım nedeniyle hiç animeye başlamıyorum.
Japoncasını asla söyleyemiyorum ama Atakon Titan ya da Saldırı Devi olarak yazarsanız direkt çıkar internette.
Sonra biz geçen ay ona bir başladık.
Hani hiçbir şekilde konusundan bahsetmeyeceğim.
Çünkü bence direkt açıp izleyin.
Hiçbir şekilde spoiler almayın.
Benim en büyük kazancım o oldu.
Hiç araştırmadım.
İyi ki de araştırmamıştım.
Çünkü dizinin içinde bir sürü sürprizler var.
Ve tarihten tutun da felsefeye kadar birçok konuda aslında çok güzel alt metinleri var.
Bayıldığım bir dizi oldu.
Ve bundan sonra birçok animeye de avatar dahil şans vereceğim.
Japonca da ayrıca çok karizmatik bir dinmiş.
Böyle dizi ya da film önerirken aşırı heyecanlanıyorum.
Şimdi yine ciddi sanat tarihi sesime döneyim ve büyük dalga hakkında çok ilginç bir gerçek anlatayım.
O dönemlerde bu resim 8000'e yakın baskı yapmış ve ortalama bir kase noodle fiyatına bu baskıyı satın alabiliyormuşsunuz.
Günümüzde New York'tan Londra'ya kadar birçok önemli müzede aslında bu baskıyı görebiliyorsunuz.
Umarım bir gün bir tanesini görmek nasip olur.
Gerçekte bu baskı aslında bir A4 kağıdından bile daha küçük boyuta sahip.
Bu bir tık hayal kırıklığı oldu tabii.
Eserimizin ilk olarak yapıldığı 1830'lu yıllarda Japonya dünyadan neredeyse tamamen soyutlanmış haldeydi.
Kısa bir tarih bilgisi verirsem 1633 yılından itibaren Japonya, Hollanda hariç tüm batılı ülkelere sınırlarını kapatmıştı.
Batıya karşı öyle büyük bir nefret beslediler ki onlara ait ne varsa yasakladılar.
Yabancıları sınır dışı ettiler, ülkeye giriş çıkışları yasakladılar ve ülkeden kaçmaya çalışanları da ölümle cezalandırdılar.
Bu sürece Edo dönemi denir ve bu kapalı ülke politikası aslında çok da eski olmayan 1866 yılına kadar devam etti.
Hatta Hokusai'nin Büyük Dalga eserinde Japonya'nın içinde bulunduğu siyasi belirsizliği resmetmiş olabileceğine dair araştırmalar da var.
O yıllarda Japon halkı batılı devletlerin deniz yoluyla ülkelerini işgal etmesinden çok korkuyor.
İşte kayıktaki balıkçılar da sağ çıkıp çıkmayacakları belli olmayan Japon halkı olabilir.
Böyle bir eleştiri getirmiş olabilir tabi Hokusai ama ben nedense bu ihtimale pek inanmıyorum.
Daha duygusal düşünüyorum.
Biraz önce Hollanda hariç tüm batılı ülkelerin girişinin yasak olduğunu söylemiştim.
Peki bu korku ortamında Hollanda'ya nasıl izin verdiler diye düşünmüş olabilirsiniz.
Onu da hemen açıklayayım.
Öncelikle Hollanda yüzyıllar boyunca deniz ticaretinde en gelişmiş ülkelerden biriydi.
Ayrıca Japonlara diğer Avrupa ülkeleri gibi Hristiyanlık misyonerliği yapma tehlikeleri de yoktu.
Tamamen maddiyat odaklıydılar.
Bu yüzden Japon hükümeti de onları tehdit olarak görmüyordu.
ve yılda iki kez Hollanda ticaret gemilerine kendi sınırlarını açıyorlardı.
Hokusai'de pek çok eserinde işlediği gibi
büyük dalgada da göz alıcı mavi tonlarını
Hollandalı ticaret gemilerinin getirdiği Avrupa'da üretilen
Prusya ya da Berlin mavisi olarak bilinen müthiş tondaki mavi boyadan elde etti.
Nasıl ki Hollandalıların getirdiği bir boya Hokusai'nin resimlerini dönüştürdüyse
Hokusai'da bir Hollanda ressamın sanatını tamamen dönüştürecekti.
Bu kişiyi aslında hepimiz çok iyi tanıyoruz.
Tabii ki Vincent Wango, Hokusai'nin ölümünden 4 yıl sonra yani 1853 yılında doğan Wango,
resme ilgi duyunca Japon sanatçının büyük bir hayranı oldu.
Onun renk kullanımından, perspektif anlayışından ve anlatım tarzından çok etkilendi.
Bu konu hakkında daha fazlasını anlatmamak için kendimi gerçekten zor tutuyorum.
Ama bir sonraki bölümde Vincent van Gogh'un hikayesine en sevdiğim eseri olan Çiçek Açan Baydam Ağacı'nı konuşacağız.
Bu eseri konuşurken de Hokusai etkisine daha fazla değineceğim.
Bir sonraki bölüm içinde küçük bir fragman yapmış olduk.
Bu arada bölümü kaydederken bir Hokusai bir Hokusai demiş olabilirim.
Doğaçlığıma ilerlemeyi sevdiğim için durmadan başa alıp değiştirmedim.
Ama zaten iki farklı telaffuzunu da kullanabilirsiniz.
Biz dalgalarla mücadele eden balıkçılarımıza geri dönelim.
Resmi yorumlamamız yaşımıza, fikirlerimize, ruh halimize, sanattaki ve farklı alanlardaki bilgi birikimimize göre farklılık gösterebilir.
Bu çok normal.
Açıklamadaki linkten resmi yakınlaştırıp siz de balıkçılarımıza bakıp düşünebilirsiniz bu arada.
Açıkçası ben resimdeki balıkçıların hayatta kalması için kalan son güçleri ve son umutlarıyla kürek çekmeye devam ettiğine inanıyorum.
Başlarını havaya kaldırıp dalgalardan korkmak yerine suya bakıp buradan nasıl kurtulabiliriz diye düşünüyor gibiler.
Belki ufukta bir gemi onları görüp kurtaracak.
Belki de aslında kıyıya çok yakınlar ve suya atladıklarında yüzerek evlerine yeniden ulaşabilecekler.
Bu tabii ki belirsiz gerçek bir olay olmadığı için ama böyle inanmakta tamamen özgürüz.
Her birimizin hikayesi ve mücadelesi farklı gibi dursa da aslında hepimiz benzer kayıklarda olan balıkçılar gibiyiz.
En büyük dalgalar üstümüze gelirken bile sağ çıkma ihtimalimiz her zaman var.
Bunu unutmayalım.
Boşak ürek çektiğinizi düşündüğünüz bir anda, umudunuzu yitirdiğinizde ya da yolunuzu tamamen kaybettiğinizi düşündüğünüzde
Hokusai'yi ve bu cesur balıkçıları hatırlayabilirsiniz.
Pahadır Kültür'ün yeni bölümünde görüşene kadar sanat ve tarih hakkında daha fazlasını öğrenmek istiyorsanız Instagram hesabım olan Pinarcivan'dan beni takip edebilirsiniz.
Sanatın her zaman hayatınızı renklendirmesini diliyorum.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
