
fizy’de dinlenecek çok şey var!
Keyifle dinleyeceğin şarkılar, hiçbir yerde bulamayacağın fizy özel podcastler, yüzlerce sesli kitap ve daha fazlası fizy'de seni bekliyor. Şimdi sen de fizy Premium planına dahil ol, KULTUR20 koduyla bireysel müzik paketlerinde %20 indirim fırsatını yakala!
Aboneliğini başlatmak için Tıklayın
Detaylar için Tıklayın
Bu bölüm “fizy” hakkında reklam içerir.
Bölümde bahsettiğim sanat eserlerini görmek için: https://www.podcastbpt.com/paldir-kultur-tablolar2
Kitaplarım📚
Sanat Ajandası: https://www.kitapyurdu.com/kitap/sanat-ajandasi-zamansiz-fleksi-kapak/695649.html&filter_name=sanat+ajandası
Müzede Bir Macera: https://www.kitapyurdu.com/kitap/muzede-bir-macera/665748.html&manufacturer_id=274522
Renklerle Dost Bir Aile: https://www.kitapyurdu.com/kitap/renklerle-dost-bir-aile/704697.html?srsltid=AfmBOoooqZzin9T2vzwPFBS5OErlEu9QeivP3XNsfdrRmxrq5OQf0LEY
Instagram'a da beklerim♥️
https://www.instagram.com/senapinarcivan/
https://www.instagram.com/paldirkultur.podcast/
*Reklam ve iş birlikleri için: info@podcastbpt.com
Transkript
Fizi'de dinlenecek çok şey var.
Müzik, podcast ve yüzlerce sesi kitaptan istediğini dinle.
Bireysel müzik paketlerinde sana özel KULTUR20 koduyla %20 indirim kazan.
Herkese merhaba, ben Pınar Civan.
Paldır Kültür''e hepiniz hoş geldiniz.
Bu bölümde gezegenlerin, ayın...
güneşin isimlendirilmesi ve tarihteki sembolik anlamları üzerine konuşacağız.
Özellikle Roma mitolojisinden hikayelere ve gezegenler hakkında ilginç gerçeklere değineceğim.
Bu konuda konuşmak için çok heyecanlıyım.
Çünkü hem sanatı hem de bilimi içinde barındıran bir sohbet olacak.
Beni daha çok sanattan ya da tarihten hikayelerle dinlemeye ve görmeye alışkın olduğun için gezegenler konusunun aklıma nereden geldiğini de merak etmiş olabilirsin.
Hemen anlatayım. Geçtiğimiz günlerde Venüs'ün doğuşu...
O şu tablosunu araştırırken Venus yazdığımda karşıma hep gezegen olan Venus çıktı ve ben de gezegenlerin neden mitolojik kahramanlarla isimlendirildiğini çok merak ettim.
Araştırdıkça da bulduğum hikayeler çok hoşuma gitti ve kesinlikle bu konuyu anlatmalıyım diye düşündüm.
E o zaman hazırsan başlayalım.
Binlerce yıldır Güney Amerika'dan Avrupa'ya dünyanın her noktasında insanlar geceyi aydınlatan yıldızlardan, aydan ve gezegenlerden büyülendi.
Daima evreni anlamaya çalıştılar.
Onlarca farklı kültürde uzayın sonsuzluğu doğaüstü ve kutsal kabul edildi.
Babiller, Çinliler, Mısırlılar ve Yunanlılar gibi birçok ilk çağ uygarlığında da insanlar göklerin gizemini çözmeye çalıştı ve gözlemlerini kaydettiler.
Antik Yunan'da yaşamış olan astronomlar gökyüzünde bazı ışıkların hareket ettiğini fark ederek bu ışıklara İngilizce gezegen anlamına gelen planetin kökeni Grekçe Platanus Astres
yani gezgin yıldızlar ismini verdi.
Arapçadan gelen seyyare kelimesi de Türkçe'de gezegen ile aynı anlamda.
Üniversitede tarihi okurken Osmanlıca en zorlandığım derslerden biri olsa da eski Türkçe olan bazı kelimeler kulağa gerçekten çok hoş geliyor.
Seyyare de kesinlikle onlardan biri oldu.
Dünyamız hariç gezegenlerin hepsinin ismi Roma mitolojisindeki tanrıça ve tanrılardan gelir.
Her şeyden önce bunun nedenine değinerek bu bölümdeki en büyük sorulardan birine cevap vermek istiyorum.
Günümüzde mitolojik hikayeler bize çoğu zaman masalları çağrıştırıyor değil mi?
Oysa mitoloji geçmişteki uygarlıkların, dünya görüşlerinin ve düşüncelerinin aktarılma biçimi.
Yunanlı ve Romalı tanrılara, tanrıçalara baktığımızda insan biçiminde olduğunu fark ederiz.
Evet çok güçlü ve doğaüstü yanları olsa da sevgi, nefret, kıskançlık gibi bizlere özgü davranışları da sergilerler.
İnsanlar da onların yaşadıklarından kendi hayatları için dersler çıkartır.
Antik Yunan ve daha sonrasında Roma şehirlerinde tanrılar ve tanrıçalar için tapınaklar yapılır, ayinler düzenlenir.
İşte böyle detaylı düşündüğümüzde göklerde gördükleri mucizevi gezegenlerin isimlerini onlardan seçmelerine de şaşırmamak gerekir.
Alanım astronomi olmadığı için gezegenlerin daha çok mitoloji ve tarihle olan ilişkisinden bahsedeceğim.
Ayrıca bölümün açıklamasındaki linkten bütün gezegenlerin...
fotoğraflarına ve bahsedeceğim tanrıların, tanrıçaların resimlerine ulaşabilirsin.
Gezegenleri anlatırken de büyükten küçüğe doğru olan sıralamaya göre gideceğim.
Bu yolu seçmemin nedeni ise tabii ki antik çağlardan itibaren insanların ilk olarak gözleriyle görebildikleri gezegenleri keşfetmesi ve isimlendirmesi.
Bu yüzden ilk olarak güneş sisteminin en büyük gezegeni olan Jüpiter'le başlayalım.
Unutanlar için ortasında böyle kocaman bir lekesi var ve en güçlü...
Manyetik alana sahip olan gezegen.
Romalılar gökyüzünde gördükleri en büyük gezegene tabii ki kendilerinin en güçlü ve en büyük tanrısı olan Jüpiter'in ismini vermiş.
Onu gezegenlerin kralı olarak kabul etmişler.
Aklınıza direkt Zeus da gelmiş olabilir.
Jüpiter ve Zeus'un özellikleri de zaten neredeyse tamamen aynı.
İkisi de göklerin tanrısı ve tüm tanrıların kralı.
Ve tabii ki en büyük silahları da yıldırımlar.
Romalılar da Jüpiter'e yüzlerce yıl...
devletin koruyucusu olarak kabul etmiş, bir yeri fethettikleri zamanda zafer kazanan komutanlar Jüpiter için beyaz boğa olan kurbanlarını adamış ve onun adına o yerlerde tapınak yapmayı da imhal etmemişler.
Şimdi de güneş sisteminin en büyük ikinci gezegeni olan Satürn ile devam edelim.
Dünyanın yaklaşık 95 katı büyüklüğünde olan Satürn halkalı yapısı nedeniyle benim kesinlikle favorim.
Aslında bu halkalar tek değil tam 7 taneymiş.
Buz, taş ve toz parçalarından oluşuyormuş.
Söyleyemedim bir türlü. Hem Jüpiter hem de Satürn gaz devi olarak isimlendiriliyor.
Bunun da en basit anlamı gezegenlerde ayak basabileceğimiz bir kayaç yüzeyin olmaması.
İki gezegenin benzendikleri aslında bu kadar da değil.
Jüpiter ve Satürn'ün benzerlikleri aslında sadece bu kadar da değil.
Roma mitolojisinde Satürn Jüpiter'in babası özelliklerine baktığımızda zamanı kontrol ettiğini, disiplin ve ahlak kurallarını da belirlediğini görürüz.
Yani tam bir baba figürü.
Zaten genelde yaşlı ve aksakallı olarak görürüz.
Ama hiç de masum sayılmaz.
Satürn ismini duyunca benim aklıma direkt Satürn'ün çocuklarını yediği resimler geliyor.
Hatta bu resimlerin en ünlüsü ve bence en korkuncu Francisco Goya'nın oğlunu yiyen Satürn eseri.
Kesinlikle bakmalısın.
Peki Satürn çocuklarını neden yemeye çalışıyor?
Hemen ona da kısaca değineyim.
Bu olay da aslında Yunan mitolojisinde tanrıların babası olan Kronos'un hikayesiyle büyük benzerlik.
taşıyor. Titanların lideri olan Kranos kendi yerine geçmesinden korktuğu bütün çocuklarını yiyerek öldürmeye çalışmış.
Bu çocuklar da Hades, Poseidon, Hera gibi isimler aslında.
Yani biliyorsunuz sonrasında korkunç güçlü olacaklar.
Zeus ise babasından kurtulmayı başarmış ve ona karşı büyük bir savaş açmış.
Babası Kranos'u ve diğer bütün Titanları alt edip cezalandırmış.
Kendisi de Olimpos tahtına oturmuş.
İşte Roma mitolojisinde de Jüpiter babasını Tahttan kovmuş, Satürn'de Roma şehrinin kurulacağı yere gelmiş, insanlara tarımı öğretmiş, bolluk bereket getirmiş.
Romanlar da onun adına şükranlarını göstermek için festivaller düzenlemiş ve bu festivallerde hiç sınır olmazmış.
Yani o kadar ki efendilerin kölelerine hizmet ettiği bir de yazar.
Ayrıca Satürn Day'de Satürn'ün günah anlamına geliyor.
Sıradaki gezegenimiz ise Uranüs.
Güneş sistemindeki en büyük üçüncü ve biraz sonra bahsedeceğimiz...
Neptün ile birlikte en soğuk gezegen olan Uranüs çıplak gözle görülmesine rağmen genelde hep yıldız olarak kabul edilmiş.
Bu yüzden 1781'e kadar da ismini alamamış.
Hatta ilk başta bu gezegene George ismi takılacakmış.
Biz bu olaya kardeşimle çok güldük.
Size de anlatayım hemen.
William Herschel adında bir astronom teleskopu ile gezegeni keşfettikten sonra İngiltere kralı 3.
George onu ödüllendirmiş.
Tabi ödülleri alınca astronom hemen gezegene...
George'un gezegeni anlamına gelen bir isim takmaya çalışmış.
Ama diğer Avrupa ülkelerinden olan gökbilimciler bu isimden hiç hoşlanmamış.
Uranüs ismi önerilerek kabul görmüş.
Yunan ve Roma mitolojisinde tüm tanrıların atası olan Uranüs gökyüzünün kişileştirilmiş hali.
Biraz önce bahsettiğim Jüpiter'in de dedesi aslında.
Böyle zincirleme şekilde ilerlemiş olduk.
Şimdi güneş sisteminin en büyük dördüncü ve güneşe en uzak gezegen olan Neptün'ü konuşalım.
Masmavi gezegen karanlık, soğuk ve çok rüzgarlıdır.
O da bir gaz devi. Yani içinde hiç katı yüzey bulunmuyor.
Gözle görünmediği için 1846'da Avrupalı astronomların matematiksel tahminleriyle keşfedilmiş.
Tabii ki renginden dolayı denizlerin tanrısı olan Neptün'ün ismi verilmiş.
Neptün Yunan mitolojisindeki Poseidon'a karşılık geliyor.
Küçükken Percy Jackson okuyanlar direkt hatırladı diye düşünüyorum.
Şimdi sıra geldi.
Dünyamızda kendisi güneş sisteminin en büyük beşinci ve güneşe en yakın üçüncü gezegen.
Babiller, eski Yunanlılar ya da Çinliler gibi antik uygarlıklarda dünya evrenin merkezi olarak kabul edilmiş ve gökbilimciler gezegenlerin dünyayı çevrelediğine inanmış.
Bunun nedeni gezegenlerin ve yıldızların dünyanın etrafında dönüyor gibi düşünmeleri ve dünyanın katı sabit talidir.
Galileo ve Kopernik'in dünya merkezi evreni reddettiği dönem...
özellikle Avrupa'nın gökyüzüne ilişkin genel kabulü tam da bu şekildeydi.
Zaten onların da...
fikirlerinin kabul görmesi oldukça zor olacaktı.
Bir şeyi daha söylemeden edemeyeceğim.
Tarih derslerinde öğrendiğimizin aksine orta çağda insanlar dünyanın düz olduğuna aslında inanmıyordu.
8. yüzyılda bile günlerin niye birbirleriyle eşit olmadığını açıklamaya çalışırken gökbilimciler dünyanın küresel şekliyle bağlantı kuruyordu.
13. yüzyılda yaşamış ünlü düşünür Arbertus Magnus da kutup yıldızlarını gözlemleyerek dünyanın küresel olduğunu anlamanın mümkün olduğunu söylemiş, Tanrı'nın elinden çıkan evrenin ancak mükemmel
cisim olan küre şeklinde olacağını yazmıştı.
Ayrıca astroloji de Orta Çağ Avrupa'sında antik dönemlerin uygarlıklarındaki gibi gök biliminin bir parçasıydı ve insanlar gök cisimlerinin hareketlerinin kendi yaşamlarına etkilediğini düşünüyordu.
Dünya, Güneş sisteminde adını Yunan ve Roma mitolojisinden almayan tek gezegendir.
Türkçe'de dünyanın anlamı ne diye merak ettiysen de Arapça ve yeryüzü anlamında kullanılıyor.
İngilizce'deki earth'ün kökeni de yer anlamına geliyor.
Yunan mitolojisinde dünyayı simgeleyen ise tanrıça Gaia olur.
Yeryüzünün ve toprağın tanrıçasıdır.
Tüm tanrılar onun, göklerin tanrısı Uranos, denizlerin tanrısı Pontus ve yer altının tanrısı Tartarus ile birleşmesinden oluşmuştur.
Roma mitolojisindeki karşılığı ise Terra'dır.
Zaten Terra'da, Ratince'de toprak, yeryüzü ve dünya anlamlarına da geliyor.
Dünyamızın tek uydusu olan Ay'a da bakalım.
Ay tarih boyunca insanlar için gecenin karanlığında aydınlık yüzüyle büyük bir gizem kaynağı olur.
Ay'ın sürekli değişen biçimi yaşam döngüsünün de güçlü bir sembolü haline gelir.
Yeni Ay'dan Dolunay'a Ay'ın biçimlerinin her birine farklı anlamlar yüklenir.
Mesela birçok kültürde hilal, didilişi simgelerken Ay küçülüp görünmez hale geldikçe ölümün simgesi olur.
Dünyanın pek çok yerinde Dolunay sırasında vahşi hayvanlara dönüşen insanların efsaneleri de anlatılır.
Şimdi anlatırken aklıma direkt Alacakaranlık'taki Jacob geldi.
Ne yaparsan yap asla ergenlikten kaçılmıyor.
Neyse biz devam edelim.
Ayın delilik ve büyüyle de bir tutulan zamanları olmuş.
Araştırırken öğrendiğim en ilginç bilgilerden biri ise 1400'lü yıllarda yaşamış Alman bir kardinal olan Kustalı Nikola Said.
Kendisi... Güneşte parlak ve zeki insanların ayda ise çılgınların yaşadığını yazmış.
Ben de direkt böyle ayda partileyen garip garip tipleri düşündüm.
Büyük ihtimalle latince'de ay çarpması ve çılgınlık anlamına gelen lunaticus kelimesinden etkilenmiş olabilir.
Ay hakkında okumalar yaparken özellikle batıda ayın dişi güneşin ise eril olduğunu görsem de bana nedense bir mantıksız geldi.
Böyle ayı hep erkek olarak kabul ettiğimi fark ettim.
Neden diye düşün... önce de küçükken Ay Dede dendiğini hatırladım.
Ay Dede ya da Ay Baba tabiri Türk kültüründe yüzlerce yıllık bir gelenekten geliyormuş.
Güneş ise hep dişi olarak kabul edilmiş ve Türk masallarına da hep bu şekilde geçmiş.
Zaten yakın zamanda Türk mitolojisi hakkında da bir bölüm yapmak istiyorum.
Bu konuları orada uzun uzun konuşuruz.
Ay hakkında son olarak Yunan mitolojisine baktığımızda Ay tanrıçaları olan Hekate ve Selin'in yer aldığını görürüz.
Ayrıca ay, ışığın, güzel sanatların tanrısı olan Apollo'nun kız kardeşi Artemis ile de özdeşleşir.
Artemis doğa ve av tanrıçasıdır.
Roma mitolojisindeki karşılığı ise Diana'dır.
Romalılar ayrıca güneş tanrısı Sol'ün tamamlayıcısı olan av tanrıçası Luna'yı da kabul etmişlerdir.
Şimdi de Venüs'e bakalım.
Güneş'e en uzak ikinci gezegen olmasına rağmen en sıcak gezegen olmayı başarır.
Bunun nedeni ise... atmosferinin gelen güneş ışınlarını dışarıya çıkartmasına izin vermemesidir.
Ayrıca dünya ile boyutları çok benzediği için kardeş veya ikiz gezegen de denir.
Mezopotamya uygarlıklarından biri olan Babil'lerin M.Ö.
1700'lü yıllarda bile Venüs'e ait gözlemlerinin olduğu biliniyor.
Gözle görülen en parlak gezegen olduğu için de Romalıların aşk ve güzellik tanrıçası olan Venüs'ün adını almasına şaşırmamak gerekir.
Zaten Venüs sadece bununla da sınırlı değil.
Cinsellik, arzu, yeniden doğuş ve mutlulukla da bir tutulmuş.
Yani Yunan mitolojisindeki Afrodit de neredeyse aynı.
Eski Türk metinlerinde ise Venus'ün ismi Zühre olarak geçiyor.
Zühre mitolojide çok güzel bir kız olarak temsil edilmiş ve dişiliğinde simgesi haline gelmiş.
Avrupa'daki ortaçağ minyatürlerine baktığımızda ise aşk okunu elinde tutan bir leydo olarak Venus gezegeninin temsil edildiğini görürüz.
Sonlara doğru yaklaşıyoruz.
Şimdi sırada Venüs'ten sonraki en büyük 7.
gezegen olan Mars var.
İleride orada koloni kullanabilecek miyiz?
Ya da daha önce orada yaşam olmuş muydu?
Şu an tam olarak bilemesek de yüzeyinde bulunan yoğun demir oksit nedeniyle bu muhteşem kızılımsı rengini almış.
İnsanlarda tarih boyunca kanı, ateşi ve savaşları çağrıştırmış.
Bu yüzden Romalıların en güçlü tanrılarından biri olan Savaş tanrısı Mars da isimlendirilmiş.
Mars'ın ayrıca Yunan mitolojisindeki karşılığı da Ares olarak geçiyor.
Kızıl gezegen Türklerin de gözünden kaçmamış tabii ki.
Onu savaşçı olarak düşünmüşler ve korkunç görmüşler.
Böyle güçlü, kızgın bir yiğit olarak efsanelere yansımış.
Aynı şekilde Orta Çağ minyatürlerinde de zıhrını kuşanmış bir şövalye olarak görebiliriz.
Güneş sisteminin en küçük ve güneşe en yakın gezegen olan Merkür'de sıra.
Merkür'ün tipine baktığınızda Ay'a da benzetebilirsiniz.
Gökyüzünde çok hızlı hareket ettiği için güneş etrafındaki turunu sadece 88 günde tamamlıyormuş.
Bu yüzden tanrıların en hızlısı olan Merkür'ün ismi verilmiş.
Ticaretin, şansın, hilenin ve hırsızların tanrısı olan Merkür'ün Yunan mitolojisindeki karşılığı da Hermes.
Buradan da hatırlayabilirsiniz.
Kür eski Türklerinde uğurlu gezegeni olmuş.
Ona Tilek yani Dilek adını vererek Dilek dilerlermiş.
Artık güneş sistemine dahil edilmese de bu kadar anlatmışken cüce gezegen olan Plüton'a da değinmek istedim.
Güneş sistemindeki diğer gezegenler kadar büyük kütlesi olmadığı için ama bir uydu kadar da küçük kütleri olmadığı için Plüton cüce gezegen olarak adlandırılıyor ve 1930'larda keşfedilmiş.
Roma mitolojisindeki yeraltı tanrısı Pluto'dan ismini almış Yunan mitolojisindeki Hades'le aynıdır.
Tüm gezegenlerden bahsetmişken güneşe değinmemek tabii ki olmaz.
Ben de astolisti sona sakladım.
Sıcaklık ve ışığın kaynağı olan güneş, canlılığın, tutkunun ve gençliğin simgesidir.
Yunan mitolojisinde altın saçlı Apollo ışığı dünyaya getirir.
Güneşin gökyüzündeki yolculuğu ise gökte gezinen güneş tanrısı Helios'un dört adlı arabasıyla temsil edilmiştir.
Roma mitolojisinde ise güneşin tanrısı Sol.
olur. Bazı ortaçağ minyatürlerinde de güneşi imparator olarak görürüz.
Hatta araştırırken ilginç bir bilgi daha öğrendim.
Japon bayrağında bulunan kırmızı dairenin anlamı doğan güneşmiş.
Bölümün sonuna geldik.
Eğer siz de benim gibi insanların tarih boyunca gezegenleri nasıl algıladıklarını merak ediyorsanız Dünya'nın en güzel tarihi kitabını öneririm.
Önerdiklerimi okuduğunuzu, izlediğinizi bana yazdıkça inanılmaz mutlu oluyorum.
Kendimi bildim bile de arkadaşlarıma bir şeyler önermeyi çok severim.
Şimdi de aynı o şekilde hissediyorum.
Ayrıca bu bölümde özellikle Ortaçağ hakkında bana verdiği bilgilerle destek olan erkek arkadaşım Onur'a çok teşekkür ederim.
Altyazı M.K.
Fizi kuliste sevdiğin sanatçıyla tanışma sırası sende.
Sevdiğin sanatçıyı Fizi'de en çok sen dinle.
Hem konserine katıl hem kuliste tanışma fırsatı yakala.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
