
Terappin Hakkında detaylı bilgi almak için: www.terappin.com
OSB20 koduyla ilk terapi seansın %20 indirimli * Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içerir*
Transkript
Terapin Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Bugün yine bir psikoloji bölümüyle karşınızdayım.
Zor bir ailede büyümeyi konuşacağız bugün.
Bana gelen mesajların çoğu zor bir ailede büyüyen insanlardan arkadaşlar.
Bazı takipçilerim de diyor ki Merve bölümü dinledik ama bizim ailemizle hiç alakası yok.
Bizler ne kadar şanslı insanlarmışız.
Şükürler olsun diyenler var.
Umarım o gruptasınızdır.
Umarım bu podcastı zor bir ailede büyüdüğünüz için dinlemiyorsunuzdur.
Ümidim o yönde. Şimdi arkadaşlar bu konuyu neden konuşmamız gerekiyor?
Çünkü geçmişimizi onarmanın, hayatımızı geri kazanmanın yollarından biri de bu.
Bu konuyu Amerikalı psikoterapist Susan Forward'ın bilgilerinin ışığında anlatacağım sizlere.
Konumuz uzun o yüzden hemen başlamak istiyorum.
Kimdir bu zor aileler?
Hani daha önce size bir bölüm yapmıştım.
Ailem zararlı mı? Toksik aile diye bir bölümümüz vardı.
Orada size uzun uzun toksik aileleri anlatmıştım.
Ama şimdi şöyle kısa bir özet geçmek istiyorum.
Nedir bu toksik aile?
Önce bunu bir tanımlayalım. Ebeveyninize ebeveynlik yapıyorsanız ki kanalımda bunun da podcastı var.
Kendi kendini büyütenler diye bir başlık.
Onu da dinleyin arkadaşlar. Aileniz böyleyse zaten toksik.
Hayatınızın her alanında sizi böyle manipüle ederek, sizi suçlu hissettirerek, üzerinizde kontrol sağlamaya çalışan ebeveynler.
Alkolik ana babalar direkt zaten toksik.
Sizi sürekli sözleriyle aşağılayan, küçümseyen, eleştirenler ama bunu sürekli sürekli yapanlar.
Hani ben bir kere yaptım ben toksik miyim öyle bir şey değil bunu daha önce anlatmıştım.
Kendi davranışlarının sorumluluğunu, suçunu daima size atanlar ve dilim varmıyor ama cinsel tacizciler bunların hepsi toksik aile kategorisinde yer alıyor.
Başlamadan önce şunu söylemek istiyorum.
Çocukluğunuzda her ne yaşadıysanız bu yaşadıklarınızdan sizler sorumlu değildiniz.
Sizler birer çocuktunuz ve geçmişi değiştiremeyiz.
Bunu biliyoruz ama artık çocuk değiliz değil mi?
Yetişkiniz. Sadece geleceği değiştirebileceğimiz O yüzden geçmişimizi onarıp önümüze bakacağız.
Şimdi neden toksik aileler diyorlar bu ailelere?
Çünkü tıpkı kimyasal bir toksin gibi verdikleri zarar, duygusal hasar o kadar büyük ki çocuklarının benliğine tamamen yayılıyor.
Yani zehirleniyor çocuklar ve duygusal hasarlı bireyler olarak hayatlarına devam ediyorlar.
Merve benim ailem böyle mi değil mi tam olarak anlamadım diyorsanız kendinize şu soruları sorabilirsiniz.
Size çocukken kendinizi böyle beş para etmen, Değersiz biri gibi hissettirdi mi aileniz?
Hareketleriyle, hakaretleriyle bunu hissettiniz mi?
Fiziksel şiddet gördünüz mü?
Alkol ya da uyuşturuşu kullanan bir ebeveyniniz var mıydı?
Ve bundan dolayı bir tedirginlik yaşıyor muydunuz?
Anneniz ya da babanız depresyon geçirdi mi?
Ve bu sebeple ebeveynlik görevlerini yerine getiremediği hiç oldu mu?
Cinsel taciz var mıydı?
Yani bunun adını bile anmak istemiyorum.
Direct to toxic dediğim gibi.
Anne ve babanızdan korkar mıydınız?
Ve o evde... Ve ebeveyn olan siz miydiniz arkadaşlar?
Ebeveyninize ebeveynlik yapan siz miydiniz?
Şimdi gelelim bunların şimdiki yetişkin hayatınıza olan yansımalarına.
İlişkileriniz ne? Kendinizi yıkıcı, kötü davranan bir kişi olarak görüyor musunuz?
Biriyle yakınlaştığınız zaman sizin bir şekilde canınızı yakacağını ya da sizi terk edeceğini düşünüyor musunuz?
İnsanlara karşı güveniniz yok mu?
Hep böyle en kötüsünü mü beklersiniz karşılara?
Ya da genel olarak hayattan beklentiniz hep böyle negatif mi?
Kim olduğunuzu, ne hissettiğinizi, ne istediğinizi biliyor musunuz?
Gerçek sizi tanısalar insanların sizi sevmeyeceğini düşünüyor musunuz?
Başarılı olduğunuz zaman endişeye kapılıyor musunuz?
Yani biri benim açığımı yakalayacak ve her şey darma duman olacak.
Ben aslında başarılı değilim.
Böyle bir korkunuz var mı? Imposter sendromu.
Ortada bariz bir neden yokken öfkeli ya da üzgün hissediyor musunuz kendinizi?
Durup durup... Dururken böyle bir şey yaşıyor musunuz?
Mükemmel yetçiliğiniz var mı?
Bunun da podcastı var kanalımda.
Bu arada mükemmel yetçiliği göz zannettiğiniz gibi ay her şeyi mükemmel yapayım öyle bir şey değil arkadaşlar.
Mutlaka onu da bir dinleyin derim.
Dinlenmek veya güzel vakit geçirmek sizin için hep zor mu?
Yani hep çalışmalıyım, hep çalışmalıyım kafası mı var sizde?
Tatilde çalışan Merve.
Bir de asla istememenize rağmen kendinizi zaman zaman anneniz ya da babanız gibi davranırken buluyor musunuz arkadaşlar?
Gelelim anne babanızla olan şimdiki yetişkin ilişkilerinize.
Hala size çocuk muamelesi yapıyorlar mı?
Hayatta vermiş olduğunuz önemli kararların çoğunda anne ve babanızın onayı doğrultusunda mı hareket ediyorsunuz?
Ailenizle görüşeceğiniz zaman hemen öncesinde böyle gerim gerim geriliyor musunuz?
Hani bazı insanlar güle oynaya gider işte annemi babamı göreceğim diye.
Bazısı da der ki kahretsin gitmem lazım çünkü bayram ya da işte başka bir şey.
Bu var mı sizde? Ya da işte telefon açacağınız zaman öncesinde bir stres oluyor musunuz?
Ya şimdi ne diyecekti acaba benim canımı sıkacak diye?
Onlarla fikir ayrılığına düşmek sizi korkutuyor mu arkadaşlar?
Sizi böyle tehdit ya da suçluluk duygusuyla kontrol etmeye çalışıyorlar mı?
Nankör onu yaparsan sana sütümü helal etmem.
Onları sürekli mutlu etmek zorunda gibi hissediyor musunuz arkadaşlar?
ve ne yaparsanız yapın onlar için hiçbir zaman yeterli olmayacakmış gibi hissediyor musunuz?
Ve son olarak en acısı da şu ki bir gün her şeyin değişeceğine dair herhangi bir inancınız var mı?
Var mı gerçekten? Ressam Bob gibi şuraya da mutlu küçük bir aile tablosu çizelim diyor musunuz?
Sizi gidip olyanlalar sizi.
Yani keşke olsa değil mi bunlar?
Keşke değilse. Eğer bu soruların çoğuna evet dediyseniz muhtemelen aileniz tam da az önce bahsettiğim gibi zehirli bir aile, toksik bir aile.
Peki ben neden böyle bir bölüm çekiyorum?
O umudu kesin diye çekiyorum sevgili polyanlalar.
Çünkü birileri değişecek de biz mutlu olacağız diye beklemeyelim diye çekiyorum.
Karşımızdaki insanı değiştirmeye harcayacağımız o nafile çabayı kendimiz için harcayalım.
Hep diyorum ya geçmişi değiştiremeyiz o orada kaldı.
Ama onun bizde bırakmış olduğu etkiyi değiştirebiliriz.
Yani geleceğimize daha güzel bir şekilde bakabiliriz.
Belki inanılmaz bir öfkeyle dolusunuz.
O çocukluğu yaşayamamanın öfkesi.
Psikiyatr Gülcan Özer diyor ya alacaklı olduğumuz şeyler işte o çocukluğu yaşayamamak da bunlardan birisi.
Onu almak istiyorsunuz değil mi?
O öfke var içinizde. Bana bunu vereceksin zorla.
Yetişkin oldum yine de vereceksin.
Vermiyor, vermiyor.
Ne yapacaksınız? Yapacak bir şey yok.
Önümüze bakacağız. Ha ben bu öfkeyle devam etmek istiyorum diyorsanız şu olacak arkadaşlar.
Ailenizin sizin üzerinizdeki etkisi gitgide daha da artacak.
Sizi kontrol etmeye devam edecekler.
O öfkeyi beslediğiniz enerji var ya o sizin hayatınızda.
istediğiniz gibi yaşamanıza engel olan şeylerden birisi.
Şimdi önce tanrısal ana babaları konuşalım.
Kusursuzluk efsanesi.
Dokunulmazlar. Susan Forward bu grubu Yunan mitolojisindeki Olimpos dağında olan o tanrılara benzetmiş.
Müthiş bir benzetme. Hani o dağın tepesinde oturup insanları gözetlerler.
O tanrılar Zeus'lar falan.
Hep yaptıklarını yargılarlar, cezalandırırlar.
Çünkü onlar tanrıdır. Dokunulmaz.
Ama kendileri gönlünce saçmalar Olimpos tanrıları.
Ve bu gruptaki anne babalar da böyledir.
Yani onların otoritesini tartışamazsınız.
Sorgulayamazsınız. Olimpos'taki tanrıları memnun etmeye çalışan insanlar var.
Onlara işte habire adaka diyorlardı, işte kurbanlar sunuyorlardı.
Onların takdiri ve beğenisi için yaşıyorlardı adeta bunu kazanmak için.
Biz de aynısını yapıyoruz ama orada kurban verilen kişi aslında biziz.
Kendi kendimizi kurban ediyoruz.
Bir çocuğun öz saygısı zarar gördükçe bağımlılığı artıyormuş arkadaşlar.
Ve bu bağımlılığı arttıkça da anne ve babasının onu korumak, onun ihtiyaçlarına karşılık verebilmek için var olduğunu düşünmeye başlıyor bakın.
kendisine vermiş olduğu o duygusal zararları kabul edebilmesinin tek yolu ne?
Onların sorumluluğunu, suçunu tamamen kendi üzerine almak.
Ben suçluyum. Babam çok çalışıyordu, çok yorgun bir şekilde eve geliyordu.
Ben de böyle yaramazlık yapıyordum.
O yüzden beni dövüyordu, öldüresiye dövüyordu kemerle falan.
Babam haklı. Ya da gencecik bir kadın danışan şunu söylüyor.
Yıllarca babamın cinsel tacizine uğradım.
Çünkü annem babama kadınlık yapmıyordu.
Babam ne yapsın yani?
Bakar mısınız? Bakar mısınız olaya?
Kendi üstüne aldığı sorumluluğa bakın.
İnsanların suçunu nasıl kendi üstüne almış?
Yıllar önce bir transseksüel tanıdığımla konuşurken dedi ki bana ben 5-6 yaşındayken dayımın tacizine uğradım.
Taciz diyorum arkadaşlar dilim varmıyor anladınız?
Ve diyor ki çünkü diyor ben çok efebine tavırlarım vardı herhalde.
İnanabiliyor musunuz arkadaşlar?
Ya 5 yaşında. Dayım da bunu fark etmiş olmalı ki bana böyle bir şey yaptı.
Yani dayısını savunacak neredeyse.
Yani bakar mısınız be?
Bu insanın içinde nasıl öfke olmasın ya?
Susan Forward'a bir doktor geliyor.
İşte eşiyle boşanma aşamasındalar.
Adamda çok büyük bir öfke problemi var.
Muhtemelen eşine de şiddet uyguluyor.
Ve çocukluğunu anlatırken ben diyor bu mesleği kendim seçmedim.
Babam seçtirdi. Ve her gün diyor babam beni döverdi.
Yani 2-3 posta ben dayak yerdim diyor ama öyle böyle dayak değil arkadaşlar.
Uç dayaklar. Ben de diyor çok yaramadım.
Hak ediyordum ya diyor.
En başta söylediğim gibi. Yani babam diyor iyi bir kariyerim olsun diye uğraştı.
İşte benim iyiliğim için bana bu işi seçtirdi.
Aslında hiç istemediği bir meslek.
Yani nasıl normalleştirmiş.
Bakar mısınız? Dayağı normalleştirmiş.
Her şeyi normalleştirmiş.
Halbuki eşiyle ayrılma sebebi bile aslında bu.
Bir başkası 13 yaşında evlendirilmiş.
Anne ve babası tarafından.
Çocuk gelin yani. Ama diyor ki o zamanlar ortalık çok kötüydü.
Başıma bir iş gelir diye yaptılar.
Benim iyiliğim için yaptılar.
Sonra ne oldu? O yaşayamadığı çocukluk var ya.
O yaşayamadığı gençlik.
Çocuk gelin çünkü. Ne olacak?
Acısını ileride çocuklarından çıkaracak değil mi?
Eminim bunu yaşayan çok fazla var aranızda.
Belki sizin anneniz anneanneniz bunu yaşadı.
Hala annesine babasına toz kondurmayan insanlar var.
Bunca şeye rağmen. Gözlerine bir perde inmiş gibi.
Gerçekleri görmek istemiyor.
Çünkü canı yanacak gerçekleri görürse.
Neden? Çünkü o inanç onun sadakatinin devamını sağlıyor.
Ana ve babasına. Kendi hayatınızın dizginlerini.
ele geçirebilmek istiyorsanız önce kendi gerçeğinizle yüzleşin arkadaşlar.
İnkar etmeyin. Çünkü inkar ederek, kaçarak o yaşadığınız rahatlama var ya geçici bir rahatlama.
İleride bu size çok pahalıya patlayacak bir şey.
İnkar sizin stresinizi arttıran bir şey.
Çünkü gerçeği bastırıyorsunuz.
Hani bir keresinde demiştim ya hayatınızda öyle bir an gelir ki işte her şeyi yoluna koymuşsunuzdur.
Ne bileyim işte istediğiniz evi barka almışsınızdır.
Mutlu bir evliliğiniz vardır.
Çocuklarınız vardır. Her şey yolunda gibi görünüyor.
Gönül dışarıdan ama içinizde bir boşluk vardır.
Böyle anlamlandıramadığınız garip bir huzursuzluk ve dersiniz ki bu da nereden çıktı şimdi?
Çünkü siz gerçeği bastırmıştınız.
Her şeyi ne güzel inkar ediyoruz değil mi?
Kılıfına uyduruyoruz. Şimdi bir başka danışan var.
Bir kadın danışan. Üçüncü eşinden boşanmak üzere.
Sorunu da çevresindeki insanlara karşı kontrol edemediği bir düşmanlık seziyor.
Sorun bu. İçinde bir öfke var.
Babası küçükken annesini ve onu Terk edip gitmiş.
Sıra kadem basmış. Bir anda gidiyor adam.
Ama babasına anlatırken diyor ki ben diyor çok hastalanan bir çocuktum.
İşte benim annem de çok cadaloz bir kadındı.
E diyor kim böyle bir evde kalmak ister ki?
Babam haklı. E babam beni hep gezmeye götürürdü.
İşte herkes babama tapardı.
Çok çekici, çok yakışıklı bir adamdı diyor.
Bakın nasıl bir kılıf buldu ya.
Terk edilmesine nasıl kılıf buldu gördünüz mü?
Kim böyle bir evde kalmak ister ki?
E o evde sen varsın.
Sen varsın küçük bir çocuk.
Niye seni bıraksın? değil mi baban?
Şunu demesi gerekmiyor. Baba sen annemi terk ettin.
Beni değil. Bunu demesi gerekiyor ama başka şeyler söylüyor.
Ve hep böyle bir gün babasının geri döneceğini düşünmüş.
Onun hayaliyle büyümüş.
Ne kadar üzücü bir şey. Şunu demiyor ya.
Benim babam sorumsuzluk yaptı.
Annemi de ortada bıraktı.
Beni de ortada bıraktı. Bakın gerçekler bunlar.
Bunlar gerçek. Bana tarifsiz acıları yaşattın baba demiyor da.
E kim o evde kalmak ister?
Annem de zaten cadalozlu diyor.
Ve hayatı babasını beklemekle geçmiş bir insan.
Gerçeği bu. Gerçeğini inkar ediyor.
Ve kafasında evirmiş çevirmiş böyle bir mantık çerçevesine oturtmayı başarmış.
İşte bu arkadaşlar yani bu açıklamalar onun terk edilmekten duyduğu öfkeyi inkar etmesini sağlıyor.
Olay bu. Ve bu öfke ne oluyor?
Geliyor gidiyor aşk ilişkilerine yansıyor.
Kadın evleniyor boşanıyor.
Evleniyor boşanıyor. Ve yeni biriyle tanıştığı zaman ilk başta her şey çok güzel gidiyor.
Her şey çok yolunda. Ama o kişiyle böyle yakınlaştıkça romantikleştikçe ilişki bir anda böyle terk edilmek korkusu geliyor.
Kontrolden çıkıyor. Ve her seferinde öfkeye dönüşüyor.
İlişkileri öfkeyle bitiyor.
Bütün evlilikleri bu sebeple bitmiş.
Ama bunu görmüyor. Yani terapide bunu fark ediyor.
Yakınlaştıkça saldırganlaştığını fark ediyor.
Bunu da kendince şöyle açıklıyor.
Nasılsa diyor her seferinde beni terk edecekler.
Açıklaması bu. Kılıfı bu.
Gerçekle yüzleşse ne olacak arkadaşlar?
O Olympos'taki tanrısal baba imajı yıkılacak değil mi?
Yerle bir olacak. Ama ne dedim?
Yıllardır babasını bekliyor.
Vazgeçmemiş babasından. Ve o tanrısal...
baba imajını yıkacağına Diyor ki ben diyor babamdan vazgeçeceğimi, bu bilinçaltı arkadaşlar.
Ben diyor öfkemi, güvensizliğimi başka erkeklere yönlendiririm.
Olay bu. Ve farkında olmadan devamlı bu tarz erkekler seçiyor.
Yani işte onu hayal kırıklığına uğratacak, kızdıracak davranışlarda bulunacak erkekleri seçiyor.
Öfkesini diğer erkeklere boşalttığı sürece babasına karşı beslediği o kızgınlığa kulaklarını tıkama fırsatı bulacak.
Geçen gün bir arkadaşıma da dedim yani sen de bastırılmış bir öfke var.
Her şeyi inkar ediyorsun.
diğerlerle yüzleşmek istemiyorsun.
Kendini kandırıyorsun dedim.
Şöyle dedim içini döksen gerçekleri bir söylesen içinden neler çıkacak dedim.
Gerçekten de çıktı. Bazen o öfke O kadar derinlerimize gizleniyor ki bir türlü yüzleşmiyoruz onunla.
İstemiyoruz da zaten. Hani duygu odaklı terapi diye bir bölümüm var.
Orada anlatmıştım bastırılmış öfkeyi.
Bir söz var ya arkadaşlar. Sessiz atın çiftesi ağır olur derler.
Pek olur derler. O at neden sessiz?
Acaba sessiz olmak zorunda mı bırakılmış?
Yani nelere susmuş? Nelere alışmış?
Neleri normalleştirmiş?
Neleri içine atmış da gün gelmiş geyser kuyusu gibi patlamış.
Sessiz atın çiftesi tabii ki ağır olur.
Sizin de böyle içinizde biriktirdiğiniz öfkeler varsa ve anlatmak en önemlisi anlaşılmak anlatmak değil.
Herkese bir şeyler anlatılmıyor arkadaşlar.
Çünkü herkes her şeyi anlayabilecek kapasitede değil.
O duygusal olgunluk da olmayabiliyor karşınızdaki insan.
O yüzden bunu profesyonel birine yapın ki akılcı çözümler bulunsun sorunlarınıza.
Arkadaşımıza anlatınca sadece rahatlıyoruz.
Yine bir çözüm bulamıyoruz yani.
O içimizdeki düğümler o şekilde kalıyor.
Bir de anlattığınız kişi sizi yargılıyorsa yeri...
O kabuk bağlayan yara var ya o kalkıyor böyle kanamaya başlıyor.
Daha da canınız yanıyor. O yüzden hep söylüyorum profesyonellerden destek almamız gerekiyor.
OSB takipçileri zaten çok uzun zamandır derdini terapin uzmanlarını anlatıyor.
Terapin online bir terapi platformu biliyorsunuz.
Hayatınızda ne sorunu yaşıyorsanız 7-24 online hemen bir uzmana bağlanıp konuşup destek alabiliyorsunuz.
Üstelik kamera açmadan anonim bir isimle de katılabilirsiniz.
Maksat derdimizi anlatmak zaten.
300'den fazla uzman klinik psikolog 6 farklı kategoride bizlere destek oluyor terapinde.
Eşinizle sevgilinizle ilişki problemleriniz mi var?
Çocuğunuzla çatışma içinde misiniz?
Ya da kötü bir geçmişiniz var bağınızı koparamıyorsunuz.
Cinsel sorunlarınız olabilir.
Sınav kaygılarınız olabilir.
Hepsi için ayrı ayrı uzmanlar var ve her konuda bize destek oluyorlar.
Alın çayınızı kahvenizi bağlanın terapine 45 dakika şöyle bir dertleşin bir dökün içinizi.
Anlaşılmak gerçekten çok iyi geliyor her insana.
Merve indirim kodumuz var mı?
Tabii ki var. OSB20 bize özel indirim kodumuz açıklamalara da bırakacağım.
Merve ben öğrenciyim ya da şu anda bütçem buna el vermiyor diyorsanız psikologlar seans ücretini kendi belirliyor.
O yüzden her bütçeye uygun opsiyonlar var.
Çok fazla öğrenci var terapine giden takipçilerimden geri dönüş alıyorum.
Sabahattin Ali ne diyordu?
Dünyada bana ne istiyorsun diye sorsalar hiç düşünmeden vereceğim cevap şudur.
Anlaşılmak istiyorum. Anlaşılmak isteyenler için açıklamalara terapin linki ve indirim kodu osb20'yi bırakıyorum ve devam ediyorum.
Ne diyorduk? Öfke diyorduk.
Hani bir video var arkadaşlar. Patron iş yerinde adama bağırıyor çalışanına.
Adam tabii patronuna bağramıyor.
Gidiyor öfkesini içine atıyor.
Eve gelince karısını azarlıyor bağırıyor.
Karısı kocasına bağramıyor.
Gidiyor acısını çocuğundan çıkarıyor.
Çocuk annesine öfkesini gösteremiyor.
Gidiyor bebeğini parçalıyor ya da işte kediye köpeğe zarar veriyor.
Olay bu. Öfkenizi kime yönlendiriyorsunuz?
Bunu hiç düşündünüz mü?
Yaşadıklarınızın faturasını kime kestiniz ve bunu neden yapıyorsunuz?
Geçen İlker İnanoğlu babası vefat etmiş.
Onu anarken ağlıyordu babasını.
Diyor ki babam çok zor bir insandı diyor ve Ben onun karşısında bir çocuk gibiydim diyor o yaşında bile.
Ve vefat ettikten sonra bir rahatlarım zannettim.
Üzerimdeki baskı kalkar zannettim diyor.
Ama öyle olmadı diyor gözyaşlar içerisinde.
Evet tanrısal anne babalar ölse bile etkisi devam eder arkadaşlar.
Hatta daha da değer kazanır gözünüzde.
Neden? Çünkü ölmüş birini suçlamak çok daha zordur.
Yaşayan birini suçlamaktan adeta bir tabu gibidir.
O yüzden dediğim gibi gerçeklerle yüzleşin ne kadar acı verse bile.
Ve şöyle düşünün. Çocuğunuz olsa ya da çocuğunuz varsa siz size yaşatılan şey her neyse çocukluğunuzda onu kendi çocuğunuza yapar mısınız?
Ve hadi diyelim ki yaptınız.
Size hak vermesini bekler misiniz?
Bunu bir soralım kendimize.
Gelelim ikinci zor aile tipine arkadaşlar.
Yetersiz anne babalar.
Şimdi size yine bir danışan hikayesi aktarmak istiyorum.
34 yaşında bir erkek ilişkileri yolunda gitmiyor.
Aşırı derecede işkolik.
Evde olduğu zamanlarda her zaman çalışıyor ve karısı bu sebepten dolayı onu terk etmiş.
İşkolik olduğu için. Şu anda hayatında bir sevgilisi var.
O da onu terk etmek üzere yine işkolik olduğu için.
Aynı zamanda sevgi ve şefkat sözlerini de ifade edemiyor.
Bu onun için çok zor ve altını çizerim.
Zevk nedir bilmiyor.
Zevk kelimesi lugatında yok.
Tek bildiği şey çalışmak, iş.
Ve kendini iyi hissettiği tek zaman çalıştığı zaman.
Neden peki? Hemen bir çocukluk hikayesine bakalım.
Annesi o 8 yaşındayken bir sinir krizi geçiriyor.
Evinde en büyüğü o.
İki kardeşi daha var ve onlara bakmak zorunda kalıyor.
Çünkü annesi işlevsizleşmiş.
Bütün gün sabahlığıyla oturuyor.
Sigara kahve, sigara kahve böyle bir kadın.
Ve hiçbir şekilde onlarla ilgilenmiyor.
Sadece televizyon izliyor ve hiç kimseyle konuşmuyor.
Muhtemelen ağır bir depresyon geçiriyor.
Kahvaltı hazırlamıyor, yemek yapmıyor.
Hiçbir şey yapmıyor. Evi temizlemiyor.
Ve daha 8 yaşında bu çocuk sürekli uyuyan bir anne var evde.
Baba zaten yok bu arada.
O da işi bahane edip evden kaçıyor.
Sürekli iş seyahatlerinde. Evin bütün yükü bu 8 yaşındaki küçük çocuğun üzerinde kardeşlerine bakıyor.
Her şeyi o yapıyor. Diyor ki arkadaşlarım sokakta oynarlardı.
Ben hep ev işlerini yapardım.
Kardeşlerime bakardım. Kendime acımaya bile zamanım.
Yoktu diyor. Yapılacak o kadar çok işim vardı ki diyor.
İşkolikler orada mısınız?
Tanıdık geldi mi size bu hikaye?
Evde işlevsiz olan bir ebeveyniniz var mıydı arkadaşlar?
Bunlar çocukluk hırsızları bana göre.
Hani olgunlaşmamış ebeveynlerin yetişkin çocukları diye bir bölüm yapmıştım ya.
Öyle bir ebeveyniniz varsa yani işlevsiz bir ebeveyniniz varsa sonuç böyle olabiliyor.
İşkolik olabiliyorsunuz.
Peki Merve neden bu kadar çalışıyor bu adam dediyseniz eğer.
Çünkü çocukken zamanının çoğu...
Onu ebeveynine ebeveynlik yaparak geçirmiş.
Ebeveyn rolünde bir anne olmuş.
Hep annesini mutlu etmeye çalışmış ama başaramamış.
Başaramayınca gelen o derin suçluluk duygusu yetişkinliğinde de devam ediyor.
İşkolik çünkü o yalnızlıkla, o başarısızlığıyla, mutsuz oldu ya annesi o başaramadığını düşünüyor.
Tekrar yüzleşmek istemiyor.
O çocukluğuyla tekrar yüzleşmek istemiyor.
Çünkü devamlı devamlı çalışırsa belki bir gün başarabileceğini, belki sonunda sevilebileceğini düşünüyor.
Aslında amacı hala annesini mutlu etmeye çalışmak ve bunun farkında bile değil ne yazık ki.
Birini işkolik diye suçlarken acaba ailesinde işlevsiz biri var mıydı diye bir düşünün arkadaşlar.
Çünkü küçük yaşta anne ve babasının sorumluluğunu üstlenen insanlar yetişkin hayatlarında yoğun bir şekilde suçluluk ya da işte fazla gelişmiş bir sorumluluk duygusu hissedebiliyor.
Bu danışanda olduğu gibi işkolik olmuş ve dediğim gibi aşk ilişkileri kötü sevgisini ifade edemiyor.
Sadece işkoliklik değil bu da var.
Sevmeyi ve sevilmeyi öğreneceği bir ortam olmamış ki.
Yani bilmediği bir şey nasıl yapacak?
Ama dediğim gibi bu sonradan öğrenilebilen bir şey arkadaşlar.
Bunun için üzülmeyelim. Eğer çocukken anne ya da babanız böyle bir anda ortadan kaybolduysa yani işte boşanma olur.
Biliyorsunuz boşanınca çocuklarını da terk eden insanlar var.
Böyle bir şey yaşadıysanız bu da o çocukta suçluluk hissi yaratabiliyormuş.
Yani çocuklar böyle durumlar için kendilerini suçlayabiliyorlar.
Ortadan kaybolan anne ve babalar yüzünden.
ileride görünmezlik hissi yaşayabiliyorlarmış.
O suçluluk duygusu da kendini sevmemeye kadar gidebiliyor zamanla.
Sırada kontrolcüler var.
Kontrolcü ebeveynler ihtiyaç duyulma arzusu o kadar yoğun ki bu ebeveynlerde sürekli ağızlarında şu cümleler.
Senin iyiliğin için yaptım yavrum.
Seni çok sevdiğim için yaptım.
Seni kaybetmemek için yaptım.
Senin için yavrum. Aslında bilirsiniz alttan alta onun sizin iyiliğiniz için olmadığını.
Tamamen kontrol amaçlı.
İyilik için yapanları tenzih ediyorum bu arada.
Bu arada dediğimi yapmazsan bir daha seninle konuşmam, küserim, sana hakkımı helal etmem vardır ya böyleleri.
Hep böyle siz bir şekilde sevgisiyle bir şeyle kontrol etmeye çalışırlar.
Çocukken okey tabii ki bizi korumak istemeleri çok normal ama yetişkinlik de değil artık.
Yani evlenmemiz bile onlar için bir tehdit unsuru çünkü.
Sizi maddiyatlarıyla sınamaya çalışırlar ellerinde tutmak için.
Hani evlenirsin ama hala ona bağımlısındır ya da duygusal manipülasyonlar yaparlar sizi ellerinde tutmak için.
Günümüzde evliliklerin de en büyük sorunlarından biri bu.
Her işe burnunu sokan anne ve babalar, ebeveynler ve buna müsaade eden yetişkin çocuklar.
Siz tek başınıza hiçbir şey yapamazmışsınız gibi bir muamele görürsünüz.
Bir beceriksiz gibi hissettirirler kendinizi.
Ve kendinizi onlar olmadan çok çaresiz, çok yetersiz hissedebilirsiniz.
Sanki işte babam bana destek olmasa ben hiçbir şeyim, ben bir hiçim gibi hissedebilirsiniz.
Size kendinizi suçlu hissettirirler.
Bunun altını çiziyorum. Mesela bir danışan var.
Adam senelerdir...
Noelle yani yılbaşını annesiyle geçiriyor.
Sadece bir defa kız arkadaşıyla geçirmek istiyor.
O da... Bir yerden böyle tatil hediyesi kazanmış.
Markette çalışan bir kasiyermiş.
Benim diyor durumum yok. Zaten böyle bir tatile gidemem.
Çok sevindim diyor. Hani bana böyle bir tatil çıkınca.
Annesine söylemiş. Hani Noel'de ben yokum.
Kız arkadaşımla gideceğim. Hayatımda ilk defa.
Ya koskoca bir adamdan bahsediyorum.
Gitmiş gitmesine ama burnundan getirmiş annesi.
Sanki böyle ölüm döşeğindeymiş de onu terk etmiş gibi davranıyor.
İşte ağlıyor, trip atıyor, küsüyor.
Adam gittiğine gideceğine pişman oluyor.
Tatil matil kalmamış. Zehir olmuş.
Emin. Benim benzerini yaşayanlar aranızda var.
İşte bu manipülasyon arkadaşlar.
Buna izin vermeyin.
Kendiniz için bir şey yaptığınız zaman kendinizi suçlu hissediyorsanız orada bir manipülasyon vardır.
Sadece onların istediklerini yaptığınız zaman iyi bir evlat olduğunuzu düşünmeleri sizce normal mi?
Yani kendinizi böyle sevdirmek için, onların gözüne girmek için.
Bir şeyler yapıyorsanız orada bir sıkıntı yok mu sizce?
Toksik ebeveynler bir de şunu yapıyorlar.
Sizi başkalarıyla kıyaslarlar.
Giderler komşunun çocuğuyla işte akrabamızın bilmem nesi vardı o şöyleydi de sen böylesin.
Özellikle kardeşlerinizle sizi kıyaslarlar.
Sizi birbirinize düşman ederler.
Farkında olmadan habille kabile dönüşmüş olursunuz.
Kendi hayatlarıyla ve kendi kişilikleriyle sorunu olmayan ebeveynler çocuklarını kontrol etme isteği manipülasyon isteği duymazlar zaten.
Sizin bağımsızlığınızı...
kazanmanızı isterler. Bunu bir tehdit olarak görmezler.
Size çocuk muamelesi yapmazlar.
Neden size çocuk muamelesi yapıyorlar?
Çünkü ancak bir çocuğu bu şekilde kontrol edebilirsiniz değil mi?
Bu kontrol muhabbetinin en geç ergenlikten sonra bitmesi sonlanması gerekiyormuş arkadaşlar.
Beni dinleyen ergenler hemen böyle gidip ananıza babanıza baş kaldırmayın Merve böyle dedi diye.
Burada bir ayrım var. Sizin o ailede birey olmanıza müsaade ediliyor mu?
Gerçekten sizin iyiliğiniz için Çin mi hareket ediyor karşınızdaki insanlar?
Bunun altını çizmek istiyorum.
Dediğim gibi belirli bir yaşa kadar zaten ebeveynler tabii ki kontrolcü olacak.
Çocuklarının iyiliğini düşündükleri için ben sonrasından bahsediyorum.
Burayı kesip atmayın bak ebeveynlerinizi.
Burayı kesip atmayın.
Gelelim bir başka zor aileye.
Alkolikler, ilaç bağımlısı ebeveynler ve uyuşturucu kullananlar aynı kategorideler.
Bence buraya kumarbazları da koyalım derim.
Susan bu konu hakkında şöyle diyor.
Bence müthiş bir benzetme.
Alkolizm evin salonunda yaşayan bir dinozor gibidir.
Dışarıdan bakan biri için bu dinozoru görmek mümkün değildir.
Fakat evin halkı bu canavardan nasıl kurtulacaklarını bilmedikleri için onu görmezden gelmeyi tercih eder.
Çünkü ancak bu şekilde hayatlarını sürdürebilirler.
Yalanlar, mazeretler ve sırlar bu evin içinde solunan havanın bir parçası olmuştur adeta diyor.
Odadaki fiil alkolik ebeveynler.
O ailede alkolik olan kişi zaten alkolik olduğunu genellikle inkar edecektir.
Ben sosyal içiciyim diyecektir.
Senin paranla mı içiyorum sana ne diyecektir.
Hep böyle bir şeyleri vardır bahaneleri.
Dışarıdan normal bir aile gibi görünmek için sürekli tüm aile tiyatro oynar.
İşte bu normal aile oyunu çocuklarda büyük yaralar açar.
Çünkü kendi duygu ve gözlemlerini inkar etmek zorunda kalırlar.
Senelerce bunu yaptılar zaten.
Özgüvenleri azalır, yetişkin oldukları zaman rahatça fikirlerini beyan etmekten çekinebilirler.
Ve alkoliklerin yaşadığı evlerde o alkolü iyileştirmek için gün içinde yaşananlar hep örtbas edilmeye çalışır.
Ve bunun için o kadar büyük bir enerji sarfedilir ki o evde yaşayan çocuklar görülmez bile.
O çocuklar bir hayalet gibi büyürler o evlerde.
Eve arkadaşını bile davet edemez çünkü ne olacağını kestiremez.
Evde alkolik bir baba var ya da anne var.
Ne olacağını bilmiyor. Utanç duymamak için kimseyi davet etmez.
Hep böyle korkar karşısındaki insanın ne yapacağını kestiremediği için.
Belki dikkatini çekmeye çalışır ebeveynlerinin.
Hani beni de görün bakın ben Casper değilim, hayalet değilim.
Ben de buradayım bu evin içindeyim demek için dikkat çekmeye çalışır.
Hele alkol sonrası o evde bir de şiddet varsa...
O çocuk zaten duygularını, düşüncelerini saklamayı öğrenerek büyür.
Çünkü başına bir şey gelecek. Ve ileride içine kapanık, çok böyle sessiz, sakin, utangaç biri olma ihtimali var.
Bir de arkadaşlar o evde kalmak istemez o çocuk.
O yüzden gider ya erkenden evlenir ya saçma sapan bir evlilik yapar ya da kaçar yani o evden.
Hayatını da karartabilir. Her şey olabilir.
Ya da çok erkenden iş hayatına atılabilir.
Yeter ki o evde vakit geçirmesin.
O evden uzaklaşsın. Ve küçükken o alkolik...
ebeveynini kızdırmamak için her ne yapıyorsa aynısını büyüyünce de yapabilir.
Mesela alkolikleri kızdırmamak için ne yapıyoruz?
Tamam okey sen ne diyorsan haklısın.
Haklısın haklısın halbuki haklı değil.
Ne yapıyoruz? Ağzımızın tadı bozulmasın.
Aman ben kendimi hiç savunmayayım.
Hiç kimseyi eleştirmeyeyim.
Kimseyle ters düşmeyeyim. Neden?
Çünkü karşısında hala sanki o alkolik baba veya anne varmış gibi davranıyor.
Alttan alıyor. Alıştığı şey bu zaten.
Alkolik bir ebeveyn işlevsizdir arkadaşlar ve onun işlevini o evde siz de üstlenmiş olabilirsiniz.
Siz çocuk Çocukluğunuzu yaşayamadan yetişkin olmuş da olabilirsiniz o evin içerisinde.
Ve siz muhtemelen alkolik bir ebeveynle büyüdüyseniz kurtarıcısınız.
Bunun podcastini yapmıştım.
Kurban mısın, kurtarıcı mısın onu da dinleyebilirsiniz.
Ve alkolik ana babaların çocukları genelde gidip bir alkolikle evleniyorlar.
Şaşırdınız bence. Neden bunu yapıyorlar?
Çünkü bunu anlatmıştım.
Aslında biz bunu bilinçsizce yapıyoruz.
Tanıdığımız, bildiğimiz bir cehennemi bilmediğimiz bir cennete yeğliyoruz.
Ne kadar acı verirse ver.
O bizim baş etmeyi bildiğimiz konfor alanımız.
Biz bir alkolikle nasıl baş edeceğimizi biliyoruz.
Ve gidip bir alkolikle evlenerek içten içe onu değiştireceğimizi zannediyoruz.
Halbuki sen onu değiştirmeye çalışarak o yaralı, o küçük çocuk halini onarmaya çalışıyorsun.
O ananı babanı iyileştirmeye çalışıyorsun.
Eşini değil. Bir de çocuklarını kendilerine içki arkadaşı yapan insanlar var.
Alkolik anne babaların çocuklarının dörtte biri alkolikmiş arkadaşlar.
Birlikte içiyor olmak çocuk ve ebeveyn arasında özel bir ilişki oluşturuyormuş.
Çünkü çocuğun tek bağlantı kurma noktası ebeveyniyle alkol.
O yüzden onunla oturup içiyor.
Tek sevgi dolu ilişkisi bu.
Ne yapıyor büyüdüğü zaman? Bunu tekrar ediyor.
Ve alkolik anne babaların çocuklarından kalan miras şu.
Öfke, depresyon, mutsuzluk, umutsuzluk, şüphe ciddi derece.
Ya da sorumluluk duyma, kırık ilişkiler, kıskançlık, sahiplenme ve sürekli her şeyden şüphe duyma.
Alkolik anne babaların yetişkin çocuklarının hayatlarında görülen ana temalar olabiliyor arkadaşlar.
Belki kontrol manyağı bile olabilirsiniz.
Çünkü evde sürekli alkoldan dolayı ruh hali değişen biri var.
Yetişkin olunca istiyorsun ki böyle her şeyi kontrol altına alayım.
Hiçbir sürprizle karşılaşmak istemiyorum.
Kontrolünüz dışında bir şey olduğu zaman çıldırıyorsunuz.
Bir planınız bozulduğu zaman dünya başınıza yıkılıyor.
Alkolik bir ailede büyüdüyseniz içinizde hep bir umut olur.
O alkoliyi ben bir gün iyileştireceğim.
Benim de mutlu bir ailem olacak diye.
Bu sadece karşınızdaki eğer gerçekten bunu istiyorsa mümkün olabilir.
Sizin isteğinizde olacak bir şey değil.
Lütfen mutlu olmak için onların değişmesini beklemeyin.
Değişmeye de bilir. Hayal kırıklıklarınız kalbinize batıyor sonra.
Böyle kırık bir cam gibi kanıyor.
O yüzden boşverin. Sizin yapacağınız şey onları değil.
Kendinizi değiştirmek.
Gidin kendiniz... Terapı alın.
Kendinizi iyileştirmeye çalışın.
Kendi ruhsal sağlığınızla alakalı olun ve kendi ruhsal sağlığınızı onlara bağlamayın arkadaşlar.
O mutlu olursa ben de mutlu olacağım diye uğraşmayın.
Bu gerçekten büyük bir hata.
Çünkü artık büyüdünüz.
O odadaki file, o odada kalmak zorunda değilsiniz.
Siz elinizden geleni yaptınız ve belki hala yapıyorsanız onları kurtarmayı defalarca denediyseniz ki bu sizin göreviniz değildi.
Altını çizerim. Siz sadece bir çocuktunuz.
Bırakın artık olmuyorsa. Kabule geçeceğiz.
Mutluluğunuzu onların bir gün düzelebilme, bir gün sizi görebilme, bir gün sizi sevebilme umuduna bağlamayın.
Gelelim bir başka zor aileye.
Duygusal tacizciler sözleriyle sizi paramparça ederler.
Hani deriz ya bazen. Dövseydin bundan daha iyiydi.
Bazen öyle bir söz ederler ki hayat boyu onun acısı içinizden gitmez.
Hatta bazı ebeveynler sadece negatif eleştirileriyle incitmez.
Sizinle rekabete bile girebilirler.
Bir anne kızını hiç kıskanır mı?
Ya da bir baba hiç oğlunu kıskanır mı?
Demiş olabilirsiniz şu an.
Evet abi kıskanır.
Sizi kendine rakip de görebilir.
Zamanında onun yapamadıklarını eğer siz yapıyorsanız size düşman gibi de davranabilir.
Normal ebeveynler tabii ki...
Öğladının becerilerini sevinçle karşılar ama bu gruptakiler bir düşman gibi size hasetlenebilir.
En güzel günlerinizi mahvedebilir.
Ve bu devamlı rekabet içerisinde olan ebeveynlerin çocuklukları muhtemelen yoksunluk içinde geçmiştir.
Yiyecek olabilir giyecek olabilir sevgi bunları bulmakta zorlanmış olabilirler.
Ve hala bir şeylerin yetmeyeceği korkusunu yaşıyor olabilirler içlerinde bir yerlerde.
Devamlı sizinle bir rekabet bir yarış halinde olabilirler.
Sizin iyiliğinizi ister gibi görünürler ama aslında...
Aslında tek amaçları sizin onları geçmenize bir şekilde engel olmaktır.
Çünkü neden? Herkesin bir sınırı vardır hayatta.
Senin sınırın benim.
Böyle bir gizli mesajları vardır alttan alta.
Siz de ileride böyle başarma korkusuna sahip bir insana dönüşebilirsiniz.
Kendi başarılarınızı bilmeden sabote ederken bulabilirsiniz kendinizi.
Hazreti Yunus kompleksi diyoruz buna.
Çünkü başarı eşittir huzursuzluk arkadaşlar.
Bir şey başarırsanız kendinizi suçlu hissedeceğiniz için bundan kendinizi geri tutuyorsunuz.
Bir şey başardığınız zaman da yeterince sevinemiyorsunuz.
Sırada mükemmelliyetçi anne babalar var.
Çocuklarının daima kusur...
Sursuz olmasını isteyen ana babalar.
Çocuklarına hakaretlerde bulunan ebeveynlerin birçoğu böyle yüksek statüyle yüksek başarılar elde etmiş.
Fakat kariyerlerinin getirdiği o stresi eve taşıyan ve bunun acısını o çalışmasının acısını evdeki aile fertlerinden çıkaran insanlar.
Bu aralar Bahar dizisini izliyorum ve oradaki Timur karakteri geldi şu an aklıma.
Hani çocuğuyla balık tuttuğu bir sahne vardı ya.
Oğlundan beklentileri değil mi?
Hep üst düzey böyle mükemmel bir şey bekliyor.
Oğlum üstünü şöyle giy böyle yap mükemmel.
Neden? Mükemmelliyetçi anne babalar çocuklarının mükemmel olmalarını eğer sağlayabilirlerse gerçekten mükemmel bir aileye kavuşacakları hayaliyle yaşıyorlar.
Kendilerinin sağlayamadıkları istikrarı çocuklarından bekliyorlar.
Aile dengesini kurma ve sağlamlaştırma yükünü çocuklarının omuzlarına yüklüyorlar.
O çocuk başarısız olunca da onu günah keçisi ilan ediyorlar.
Böyle bir ailede büyüdüyseniz şu anda her şeyi kusursuz yapmak isterken, hiçbir şey yapamazken, eliniz ayağınız bağlanmışken bulabilirsiniz kendinizi.
Kendinizi her işi ertelerken buluyorsunuz belki.
Mükemmelliyetçi ailede büyüyenlerin özelliklerinden biri de budur.
Aynı zamanda mükemmelliyetçiler de her işlerini ertelerler.
Çünkü kusursuz yapmak.
isterler. Bu yüzden işleriniz aksıyor olabilir.
Hatta belki işten bile atıldınız bu yüzden.
Her şeyi iyi yapacağım diye hiçbir şey yapamadınız.
Hata yaptığınızda sizin de bir insan olduğunuzu unutuyorsunuz.
Mükemmelliyetçi ailede büyüyenler.
En ufak bir eleştiriye bile tahammül edemiyor olabilirsiniz belki.
İşte bunlar bu tarz bir ebeveynle büyümekten kaynaklanıyor.
Bir çocuk için ebeveynleri dünyanın merkezi gibidir değil mi?
Bir çocuk anne ve babasının her şeyi bildiğini düşünür.
O yüzden siz o çocuğa hakaret Ettiğiniz zaman, kötü şeyler söylediğiniz zaman o çocuk buna inanır.
Sürekli aptal, sen hiçbir şey beceremezsin dediğiniz çocuk buna inanarak büyür.
Neden? Çünkü bir çocuğun söylenen sözlerden şüphe duymasını, söylenenleri sorgulamasını sağlayacak bir bakış açısı yok.
Henüz gelişmediği için.
Öyle mi dedin? Okey diyor, kabul ediyor.
Ve bu olumsuz görüşler bir şekilde onun bilinç altında depolanıyor.
Ve ne oluyor? İçselleştiriyor bunu.
Sonuç öz saygı eksikliği.
Temelinde bu var. İçselleştirme.
Dikkatleriniz, sözel tacizleriniz, bu acıtan laflarınız o çocuğun kendini değersizleştirmesine, sevilmeye layık biri olmadığını düşünmesine sebep oluyor.
Peki Merve bir de fiziksel şiddet varsa, duygusal şiddet tamam.
Fiziksel şiddet de varsa neden var fiziksel şiddet?
Çünkü bazen o çocuğun ne yaptığından çok bizim yaşadığımız yorgunluk, stres, endişe, mutsuzluk bunlar fiziksel şiddete sebep olabiliyor arkadaşlar.
Özellikle bence bizim ülkemizde anneler doğumsuz...
Sonrası o kadar yalnız bırakılıyorlar ki.
Kadının zaten hormonları alt üst olmuş.
Bedeni zaten paramparça olmuş.
Hiç bilmediği bir şeyle baş başa kalmış.
Uyku desen yok. Yorgunluk desen kat be kat.
Bir de üstüne yapayalnız kalıyor.
Yani bu çocuğu sanki tek başına dünyaya getirmiş.
Böyle bir muamele görüyor. Babaların çoğu maalesef destek olmuyor.
Destek olanları tezzeh ediyorum.
Sizi gerçekten eli öpülese anneler yetiştirmiş destek olanlar.
Sonra siz o kadından normal bir psikoloji bekliyorsunuz.
Siz o kadın... Bunların delirmediğine bence şaşırın.
Dünyanın en zor şeylerinden biri anne olmak, yeni anne olmak.
Ama yalnız bir anne olmaksa en zoru.
O yüzden lütfen destek olun.
Çünkü ne yanında bir destekçisi var, ne bir büyüğü var, ne eşi yanında, ne bir yardımcısı var.
Ne yapsın bu kadınlar delirmeyip de yani.
Mesela bir tanıdığımız var. Çocuğu doğduğu günden beri, şu an 2,5 yaşında sadece 3 saat uyuyor arkadaşlar.
3 saat. Yani gece 2'de 3'de uyanıyor ve saklambaç oynamak istiyor.
Anne işe gidiyor sabah 6'da.
Gece kalkıp çocukla oynuyor.
İnanabiliyor musunuz? Bütün bunlar tabii ki fiziksel şiddet için bir sebep olmamalı.
Ama dediğim gibi... Olay çocuk değil arkadaşlar.
Annenin ve babanın yorgunluğu olabiliyor bazen.
Lütfen birbirinize destek olun.
Buradan beni dinleyen ebeveynlere sesleniyorum.
Çocuklarını döven anne ve babaların çoğu kendileri de bu arada çocukken dayak yemişlerdir.
Bunu normalleştiren insanlar. Onlar da küçük yaşta duygularla özellikle öfkeyle başa çıkmanın tek yolunun şiddete başvurmak olduğunu öğrenmişlerdir maalesef.
Kendi anne babalarında gördükleri şeyi çocuklarına uyguluyorlar.
Ve o öfkeyi de onlara duymuş oldukları öfkeyi de çocuklarından...
çıkarıyor olabilirler. Mesela bir danışan var küçükken babasından hiç sebepsiz yere ve neredeyse her gün Korkunç dayaklar yemiş genç bir adam ve iki evliliği de bitmiş, boşanmış.
Hep babasının küçükken böyle ani öfke patlamalarını beklemekte geçmiş çocukluğu.
Ve onun şiddetinden kaçamayacağının farkında olarak büyümüş bir çocuk.
Ve bu deneyim onun hayatı boyunca peşini bırakmıyor.
İhanete uğrama, acı çekme korkularının temelinde bu var.
Hatta diyor ki, devamlı bir şeylerden korkuyorum.
Çünkü insanın babası bile ona böyle davranıyorsa kim bilir diğer insanlar bana neler yapmaz.
İnsanların bana yaklaşmalarına izin vermediğim için ilişkilerimi hep berbat ettim.
Hayattan çok korkuyorum diyor.
Şimdi söyleyeceğime lütfen dikkat.
İnsanların bize nasıl davranacakları hakkında geliştirdiğimiz beklentilerimizi anne ve babalarımızla olan ilişkilerimizden yola çıkarak oluşturuyoruz.
Mesela size o evde bir yükmüş gibi, sırtlarındaki bir kamburmuş gibi davranıldıysa o evde, bunu hissederek büyüdüyseniz, siz de ileriki yetişkin hayatınızda böyle hiç kimseden bir şey isteyemeyen,
ben başımın çaresine bakarım diyen, çünkü siz yüksünüz yani, herkese kendini bir yük gibi gören biri gibi hissedebilirsiniz.
Eğer ailenizdeki ilişki sizi duygusal yönden beslediyse, duygularınıza, düşüncelerinize, haklarınıza saygı duyulduysa, siz bu şekilde büyüdüyseniz, siz de ileride bunu...
Yani bu yakınlığı hakkınız olarak görürsünüz.
Aynısını beklersiniz. Ben sevilmeye layık biriyim çünkü ailem beni öyle sevdi öyle gördünüz.
Diğer insanlarla olan yetişkin iletişim becerileriniz daha iyi olur.
Eğer çocukluğunuz endişe acı içinde geçtiyse beklentileriniz tabii ki hayata dair böyle pesimist olabilir.
Korunma mekanizmalarınız katı olabilir.
Olumsuz bir bakış açınız olabilir.
Bir de arkadaşlar şiddet görürken siz eğer o evin içinde şiddet varsa diğer ebeveyn sessiz kaldıysa bu da gerçek.
gerçekten çok kötü. Çünkü sizi savunan biri yok.
Peki dayak yiyen çocuğa ara sıra da olsa sevgi gösteriliyorsa ne olur?
O zaman aralarında koparılması çok zor bir ebeveyn çocuk ilişkisi gelişebiliyormuş.
Çünkü dövülen çocuk hayatı boyunca o ihtiyaç duyduğu ana baba sevgisini arıyor.
Ve ne kadar işkence yaparsa yapsın bir anne baba o çocuk için hala tek sevgi ve teselli kaynağı değil mi?
Ve bunu bir sır gibi saklamaya meyilli olabiliyorlar.
Çünkü eğer birine söylerse birine şikayet denirse o yemiş olduğu dayakları o azıcık da olsa...
görmüş olduğu sevgi var ya onu da kaybedecek.
O yüzden korkusundan susabiliyor ve fiziksel şiddetle büyümüş olan çocuklar öfkelerini derinlere itmeye meyilli olabiliyorlar.
Kızgınlığını serbest bırakmamayı öğrenmiş olabiliyorlar.
Çünkü aksi halde o sevgi de gidecek.
Yetişkin olduğu zaman ne oluyor?
O bastırdığı öfke bir yerlerden patlıyor.
O da işte gidiyor eşinden, çoluğundan, çocuğundan çıkarıyor.
Son yıllarda yapılan araştırmalara göre küçükken fiziksel şiddete uğramış olan insanlar ileride çocuk sahibi olduğu zaman hani illa dövecek diye bir şey de yok.
Aşırı pozitif, böyle hiç kural kaide koymayan, sınırsız bir ebeveyn de olabiliyor.
Bu da toksik bir ebeveyn.
Bunu da anlatmıştım. Sınır koymayan ebeveynler, çocuğuyla böyle dost gibi, kanki gibi olanlar.
Bu da iyi değil. Çocuklar için her zaman söylüyoruz.
Sınırlar çok çok önemli.
Bunu konuşmuştuk. Sanırım mutlu bir çocukluk bölümünde değindim diye hatırlıyorum.
Arkadaşlar, şimdi sağlıklı ailelerle toksik aileler arasındaki en büyük farkı bence anladık.
Aile fertlerinin duygu ve düşüncelerini açıkça paylaşabilmeleri, burada bir özgürlük olması.
Bu sağlıklı bir aile. Sağlıklı aileler bireyselliği teşvik eder.
Aile fertlerinin sorumluluk almasını ister.
Bağımsızlığa önem verir.
Çocuklarının öz saygı gelişimini destekler.
Kendi kendilerine yetmelerini isterler.
Bunu sağlamaya amaçlarlar.
Problemleri paylaşırlar.
Birlikte çözüm üretmeye çalışırlar.
Ve gerektiğinde dışarıdan yardım almaktan çekinmezler.
Zorlukların üstesine maa ile beraber gelmeye çalışırlar.
Ben bu mevzulara daha çok bölüm çekmeyi düşünüyorum arkadaşlar.
Eğer aynı fikirdeyseniz bana mutlaka Instagram'dan yazın.
Merve bu konuların devamı gelsin diye.
Hatta gönderi kapağının altına da yorum bırakabilirsiniz.
Susan Forward diyor ki Mutlu bir çocukluğunuz olmasını dilerdim ama geçmişi değiştiremem.
Yapabileceğim tek şey yaşadıklarınızın hayatınız.
üzerindeki acı veren etkisini ve bu acının asıl sorumlusunun kim olduğu konusundaki düşüncelerinizi değiştirmeye çalışmak olabilir.
Düşüncelerinizi, inandıklarınızı değiştirmek çok önemli.
Çünkü asıl sorumlunun kim olduğu konusunda dürüstçe bir analiz yapamazsanız hayatınızın sonuna kadar kendinizi suçlayacağınızdan emin olabilirsiniz.
Ve kendinizi suçladığınız sürece de utanç duyacağınız, kendinizi sevmeyeceğiniz ve çeşitli yollarla kendinizi cezalandırmaya çalışacağınız kesin son.
olarak dediğim gibi çocukluğunuzda başınızdan geçenlerden siz sorumlu değilsiniz ama geleceğiniz için hala bir şeyler yapabilirsiniz.
Terapin Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
OSB20 koduyla terapinden indirimli olarak faydalanabilirsiniz.
Açıklamalara bir link bırakıyorum.
Detaylara oradan ulaşabilirsiniz.
Bu cumartesi tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
