
Zeytin Dalının Hikayesi, Yemin ve Ölümsüz Ateş: Olimpiyat Tarihi
22 Kasım 2025 · 30 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
TMOK ana sponsoru Paribu hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Yeni çıkan kitabım “Kendimi Nasıl İyileştiririm?”i almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Bu bölüm ''Paribu'' hakkında reklam içerir
Transkript
Paribu, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Arkadaşlar bugün olimpiyatın tarihine bakacağız.
Olimpiyat hakkındaki ilginç bilgilerden bahsedeceğim size.
Bu arada bölüm sponsorumuz Paribu, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi'nin ana sponsoru.
Az sonra ondan da bahsedeceğim.
E hadi o zaman lafı fazla uzatmadan hemen başlayalım.
Neymiş bu olimpiyat olayı?
Nereden çıkmış? Nasıl çıkmış?
Şimdi arkadaşlar dünyanın dört bir yanındaki insanlar binlerce yıldır aynı sorunun peşinde koşuyor.
Acaba kim daha hızlı koşabilir?
Kim daha yükseğe sıçrayabilir?
Kim sınırları en çok zorlayabilir?
Olimpiyatlar insanlığın işte bu bitmeyen merakının, rekabetinin ve hayranlığının sahnelendiği...
En eski ve en büyük arena arkadaşlar.
Ve olimpiyatlar aslında sadece bir spor organizasyonu değil, insanlığın tarih boyunca kurmuş olduğu en büyük barış projesi diyebiliriz.
Neden? Çünkü savaşların durduğu, düşmanların birbirini tebrik ettiği, milliyetlerin değil insan olmanın kazandığı tek yer.
Ve bu sahnenin ilk perdesi bundan yaklaşık 2800 yıl önce açıldı.
O zaman şimdi hazırsanız.
M.Ö. 776 yılına Yunanistan'a gidiyoruz.
Sıcak, tozlu bir vadede kalabalık bir insan grubu.
Bağırarak tezahürat yapıyor.
Bir anda start veriliyor ve bir adam 190 metrelik dümdüz bir pistte bütün hızıyla koşmaya başlıyor.
Kazandığı an kalabalık çılgına dönüyor.
Peki kim bu adam?
Bir savaşçı mı? Hayır.
Bir aristokrat mı?
Hayır. Bir aşçı arkadaşlar.
Koreybus adında Yunan bir aşçıdan bahsediyorum.
Ve Koreybus insanlık tarihinde kayıt altına alınan...
İlk olimpiyat şampiyonu ve o gün sadece tek bir yarış yapılıyor.
Stadyon koşusu 190 metre.
Merve kazanana ne vermişler diyorsanız ödül olarak.
Başına zeytin dalından yapılmış bir çelenk takıyorlar.
Bu kadar. Başka bir şey yok.
Az sonra anlatacağım zeytin olayını.
Zeytin çok önemli bir ağaç arkadaşlar.
Onun hikayesini anlatacağım size bu bölümde.
Ama antik Yunanlılar bu oyunları tanrıların kralı olan Zeus'a adıyorlar.
Yani işin içerisinde din var arkadaşlar en başlarda.
Ama sonradan zamanla bu oyunlar çok daha büyük bir anlam kazanıyor.
Çünkü sürekli böyle savaş halinde olan Yunan şehir devletleri bu oyunlar sayesinde sonuçta oraya sporcularını gönderiyor her şehir devleti.
Yunan Şehir Devleti o sporcuların da zarar görmemesi adına kutsal bir ateşkesi ilan ediyorlar.
Yani o bölgede bir güvenlik hakim oluyor.
Kutsal ateşkes dedikleri aslında bu süre zarfında olimpiyat alanına kılıç bile sokmak yasak.
Ki olimpiya zaten kutsal bir bölge arkadaşlar.
Burada öyle şeyler zaten yasak.
Eğer ölüm cezası varsa insanların onlar bir süreliğine iptal ediliyor.
Kandırıyor diyebilirim.
Yani şöyle hani mutlak bir barış garantisi değil belki ama Savaşın ortasında böyle kısa süreli ve sınırlı bir insanlık molası diyelim.
Ve şu da var tabii sürekli böyle savaş içinde oldukları için bu şehir devletleri.
Olimpiyatlar aslında bir nevi siyasi ve kültürel bir birleşme fırsatı.
Tıpkı şu an olduğu gibi.
Ve Yunan yarımadasındaki olimpiyatlar ilk başlarda öyle çok büyük bir ilgiyle karşılanmıyor.
M.Ö. 776'dan sonra böyle biraz canlandığını görüyoruz.
Ha bir tek Yunan'da mı var diyorsanız?
Hayır arkadaşlar Sümer, Mısır, Mezopotamya uygarlıkları zamanında da tıpkı bu günümüzdeki sporlara benzeyen fiziksel aktivitelerin yapıldığını biliyoruz.
Ve zaten olimpiyatların felsefesinde Hittit ve Minos uygarlıklarının etkileri var.
Yani böyle de yekpare bir şekilde Yunan diyemeyiz.
Hatta Girit adasında M.Ö.
15. yüzyılda yapıldığı düşünülen freskolarda yani duvar resimlerinde ne var biliyor musunuz?
Sahillerinde eldiven olan gençler boks yapıyorlar.
Bakın boks diyorum. M.Ö.
15. yüzyıl diyorum.
Ya çok eski. Hititlerde şöyle bir prensip var.
Amaç yenmek arkadaşlar.
Yani prensipleri bu olimpiyatlarında.
O yüzden eldeki Hitit belgelerine baktığımız zaman sadece ve sadece yarışmayı kazananların ismini görüyoruz.
Yani yenilenlerin ismini hiçbir şekilde yazmamışlar.
Hititlerde doğadaki o ikilik olayı işte gece gündüz iyi kötü sıcak soğuk gibi olan o anlayış olimpiyatlarda iyi olanın kötü olana üstünlüğü olarak kabul edilmiş.
Hani belki o yüzden yenilenler yazılmamıştır deniliyor.
Yenenler kutsal sayılmış.
Coğrafi yakınlık sebebiyle de bu inanışlar Yunan'a da sızmış.
Yani olimpiyat kültürü böyle tamamen Yunan etkili bir şey diyemeyiz.
Onu söyleyemeyiz. Etkilenmişler birbirlerinden kültürlerinden.
Yani olimpiyatlar programında yer alan sporlar arkadaşlar yüzyıllardır yapılan sporlar aslında.
Ve bu sporlar sadece Yunanlılar tarafından keşfedilmemiş.
Mezopotamya Anadolu, Ege etkisi bunlarla da karşılaşıyoruz.
Şimdi bu klasik olimpiyatlarda yani Yunan'a gidiyoruz tekrar.
İki tane temel unsurla karşılaşıyoruz.
Bunlardan biri arete adı verilen yani güç adı verilen bir kavram arkadaşlar.
Bu çok önemli görülüyor çünkü arete Savaşta düşmanı, olimpiyatlardaysa rakibi alt edecek olan şey.
Yani insanın potansiyelinin zirvesine ulaşması.
Bir insanın en iyi versiyonu olması gibi bir şey arete.
Bir atletse o kişi bedensel gücünün zirvesi diyebilirim, yapabileceğinin en iyisi.
Bir filozof için düşünsel derinliğinin nirvanası diyebiliriz.
Bir savaşçıysa eğer maksimum cesaret.
Bir müzisyense müzikle birleşmesi değil mi?
Yani herkesin aretesi kendine öz...
Ve olimpiyatlarla sporcular sadece yarışmıyorlar.
Tanrılara aretelerini gösteriyorlar.
Yani kendilerini aşma kapasitelerini gösteriyorlar.
Yani arete eşittir.
kendini aşma sanatıdır arkadaşlar.
Birinci önemli unsur arete dedik olimpiyatlarda.
İkinci önemli unsur sponsorluk kurumu.
Çünkü eski Yunan'da olimpiyat şampiyonları adına katılmış oldukları kentlerle anılıyorlardı.
Atıyorum işte ben İzmirliyim, İzmir'den katılıyorum.
Orayı temsil ediyorum öyle düşünün.
O yüzden elinde böyle bir şampiyon olma potansiyeli olan bir genç varsa O kent onu bağrına basıyor.
Yani sonuna kadar destekliyor, sponsor oluyor, elinden gelen her şeyi yapıyor.
Tıpkı şu an Paris bunu yaptığı gibi arkadaşlar.
Paribu Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi'nin ana sponsor olduğu sadece bir logo ortaklığı gibi düşünmeyin.
Çocukların ve gençlerin hayallerine uzanan sahici ve sürdürülebilir bir destek bu.
Yıllardır spora destek veren, omuz veren Paribu şimdi Los Angeles 2028 yolunda olimpiyatlarda yanında olduğumuz sporcularımızın emeğini, gözyaşını, umudunu...
Herkesin görmesi için ışığı açıyor.
Çünkü gerçek kahramanlar her gün yeniden başlayan o antrenmanlarda kurdukları hayallerde düşüp ayağa kalkma cesaretinde biliyorsunuz.
Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Başkanı Ahmet Gülüm'ün dediği gibi bu sadece bir anlaşma değil.
Bu bir zihin birliği arkadaşlar.
Aynı hayale inanan insanların buluşması.
Bugün 450'den fazla çocuğa deprem bölgesinde spor alanları kuran Paribu yarının şampiyonlarını yetiştirmek için koşmaya devam ediyor.
Çünkü mesele sonuç değil.
Emek, çaba ve o parlayan gözler.
Bu yolculukta hep birlikteyiz.
Sporun yarınına inanıyoruz ve inanıyoruz ki hayaller koşunca gerçeğe dönüşür.
Ve hayaller inanacak bir el bulduğunda güçlenir.
Paribu'ya sporun yarını için vermiş olduğu bu destek için ben de buradan kalpten teşekkür etmek istiyorum.
Hadi devam edelim. Antik Yunan'da sponsorluktan bahsetmiştim.
Zamanla bu şampiyonlar bakıyorlar ki bu iş gitgide daha da ciddileşiyor.
Bu işi profesyonel yapan sporcular oluyor.
Yani sporu meslek haline dönüştürmüş olanlardan bahsediyorum.
Çünkü kentlerini şereflendiriyorlar.
Bu çok önemli bir şey. Ve işin içerisinde dini bir boyut da var.
Az önce bahsettiğim gibi. Merve, Merve bu insanlar geçimini nasıl sağlıyor?
Sadece bir zeytin ağacı veriyorlarsa eğer diyorsanız.
Böyle hediyeler de veriliyormuş merak etmeyin.
Onları herhalde bir şekilde böyle nakde çevirip işlerini görüyorlar.
Eski Yunan'da arkadaşlar toplumlar taptıkları tanrıların bir sürü tanrıları var biliyorsunuz.
İnsanın bütün niteliklerini taşıdıklarına inanıyorlar.
Yani böyle tanrıları insan gibi onların.
Mitolojiye giriş bölümü vardı ya geçen yaptığım orada bunlardan bahsetmiştim.
Tanrılardan nasıl oldun vesaire bunları anlatmıştım.
Kazanan sporcular bu yüzden arkadaşlar yarı tanrı gibi görülüyor ve el üstünde tutuluyorlar.
Taparcasına bir hayranlık duyuluyor bu insanlara hatta kent meydanlarına.
Kazanan sporcuların heykelleri dikiliyor.
Bu sporcuların isimlerini insanlar çocuklarına veriyor.
Yani popstar gibi bir şeyler zamanı popstar öyle söyleyeyim.
Çok böyle şatafatlı bir şey.
Bir de şey diyoruz ya Yunan heykeli gibi adama bak ya diyoruz.
Mesela güzel vücutlu bir adam gördüğümüz zaman ben Yüce Tanrı Zeus diyorum.
Bunun bir sebebi.
Bu spora verilen önem arkadaşlar.
Çünkü bu aslında Yunan gençliğinin vücut yapısının da gelişme sebebi.
Savaşta başarılı olacak atletik vücutlar arkadaşlar.
Yani çok önemli onlar için.
Bir de arkadaşlar bu sporcular çırılçıplak yarışıyorlar.
Vücutlarına komple zeytinyağı sürüyorlar.
Bedenlerini saklama diye bir şey yok.
Tamamen sergileme var.
O yüzden de vücutlarını bu kadar önemsiyorlar.
Çünkü sergilenecek bir şey yani.
Ve bu sporcuların dikilen heykelleri aslında sadece bir insanın temsili değil.
Bakın kazanan biri. Bunun temsili değil.
İdeal insan bedeninin temsili.
Bakın işte ideal insan vücutu budur gibi bir şey.
Ay iyi ki o dönemde yaşamıyorum.
Düşünsenize psikolojiniz bozulur.
Her yerde böyle bakın ideal insan vücudu heykeller dikilmiş.
Ama zaten neyse kadınları dikmiyorlar.
Kadınların zaten olimpiyatlarda yarışması yasak.
Hani yağlanıp böyle çırı çırp tak çıkamıyorlar.
Yasak. Yasak derken yani ölüm cezasına çarptırıyorlar.
Oraları da geleceğiz az sonra. İyi ki yani yaşamıyorum o dönemde.
İnsanın psikolojisi bozulur ya.
Her yerde bak bak ideal insan vücudu diye.
Yani insan kendinden utanır.
Neyse. Ya da kendini buna mecbur hisseder.
Yapmalıyım ben de bunu yapmalıyım falan diye.
Gerçi dini bir boyutu var ya o yüzden insanlar tabii bu kadar da kasıyor o da var.
Şimdi arkadaşlar beden estetiği kutsal dedim.
Çünkü neden? O da bir arete arkadaşlar.
Yani en iyi versiyonun olmak.
Bu var en iyi versiyon bu diyorsun.
Benim bedenimin gelebileceği en iyi hal bu.
Şimdi Sokrates niye zorbaladıklarını anladınız mı arkadaşlar?
Sokrates bölümünde buna çok gülmüştük.
Bu arada kanalımda Sokrates bölümü de var.
Onu da dinleyin. Zavallı Sokrates.
Zamanın ilk body shamingine uğrayan insanlardan biri olabilir.
Yani kayıtlara geçmiş bilinen ilk body shaming olayı.
Abi adamın etrafı Yunan heykeli gibi adamlarla dolu.
Ve adamın balkon göbeği var.
Düşünebiliyor musunuz? O da yazık yani kendini felsefeye falan vermiş.
Oradan kurtarayım bari diyor.
Adam niye kendini zehirledi zannediyorsunuz dermişim.
Bakın henüz yeni Vogue kültürü bölümü yaptım.
SJV'lerden bahsettim.
Lütfen Sokrates duyarı kasmayın bana.
Devam edelim. Şimdi arkadaşlar olimpiyat oyunlarının efsanevi kahraman Herakles tarafından kurulduğu söyleniyor.
Şöyle ki efsaneye göre Herakles Zeus'u onurlandırmak için İlk olimpiyat oyunlarını düzenliyor ve galip gelen sporcuların başına takmak üzere kutsal bir zeytin ağacından dal kesiyor.
Ve tabii bu ağaç sıradan bir ağaç değil arkadaşlar.
Olimpiyadaki Altis kutsal alanında Zeus tapınağının yanındaki kutsal zeytin ağacı Kalistefanos arkadaşlar.
Bir de bu olayın mitolojik hikayesi var.
O da şöyle. Atika'da inşa edilen yeni bir şehir var ve bu şehir için bir koruyucu tanrı seçilecek.
Bir yarışma yapılıyor arkadaşlar.
Yarışmaya da Athena. yani bilgelik ve zeka tanrıçası Athena katılıyor.
Bir de arkadaşlar deniz tanrısı Poseidon.
İkisi birlikte yarışıyorlar. Poseidon şehre 3 dişli mızrağıyla deniz suyu fışkırtıp güç vaat ediyor.
Athena ise Bir zeytin ağacı dikerek barış, bereket ve uygarlık vaat ediyor, armağan ediyor.
İşte bu zeytin ağacını gören Poseidon bile o kadar büyüleyici buluyor ki zeytin ağacını.
Güzelliğinden o kadar etkileniyor ki.
Athena'nın yarışmayı kazanmasını ki halk da zaten Athena'yı seçiyor, onaylıyor.
Athena da Poseidon'a işte bu ağacın dalından, zeytin ağacının dalından armağan ediyor.
Ona bir zeytin dalı uzatıyor.
İşte bu evrensel barışın simgesi haline geliyor mitolojik olarak.
Düşmana zeytin dalı uzatıyor.
Uzatmak deriz ya işte bu ifade buradan geliyor arkadaşlar.
Bir de tanrıça Atena'nın kutsal simgesi.
İşte o yüzden olimpiyat kazananlarına taç olarak bunu takıyorlar.
Bir de zeytin ağacına ölmez ağacı deniliyor.
Belki duymuşsunuzdur. Yüzlerce yıl yaşayan bir ağaç o yüzden ölmez ağacı.
Bir nevi ölümsüzlük sembolü diyebiliriz.
Bir de zeytin o kadar kıymetli ki antik Yunan'da.
Zaten o zeytin ağacı kesmek yasak.
Ölüme kadar giden bir cezası var.
Zeytin... Hem yeniliyor, yağından faydalanıyorlar her anlamda.
O yüzden de kutsal görünen bir şey.
Zeytine ayrı bir bölüm bile yapılır.
O kadar geniş bir tarihçesi var.
Devam edelim. Şimdi arkadaşlar Antik Yunan'da şehir devletlerinden heyetler ve sporcular olimpiyadaki bu oyunlara katılabilmek için günlerce yürüyorlar.
İşte o yüzden de hani güvenlik falan dedik ya en başta güvenlik önemli.
Bu dönemde savaş vesaire olmuyor.
Olmuyor dedik ama olmuş arkadaşlar.
Şimdi yalan söylemeye gerek yok.
arada bir olmuş. Şimdi bu şeyler bu oyunlar 4 yılda bir yapılıyor.
Hatta bu olimpiyatlar o kadar önemli ki takvim olarak kullanılıyor.
Hani 4 yılda bir olduğu için insanlar zamanı bu şekilde kestiriyorlarmış.
Hani mesela bir olaydan bahsederken şöyle diyorlar.
28'in 2. yılında olmuştu bu diyorlar.
Yani şu demek bu. 28.
olimpiyatların yapıldığı yıldan İki yıl sonraki yıl anlamında kullanıyorlar.
Yani olimpiyat yılına göre zaman ölçüyorlar.
Olimpiyat bir yerde takvim görevi görmüş.
Peki stadyum kelimesi nereden geliyor arkadaşlar?
Antik Yunan'daki ilk olimpiyatlar aslında bugünkü gibi böyle onlarca branşın olduğu dev bir organizasyon.
İlk başta anlattığım sadece bir koşu vardı hatırlıyorsanız.
Başlangıçta sadece tek bir yarış var.
State yarışı arkadaşlar. Stade yarışı.
Bu stade dediğim şey 192 metre uzunluğunda düz bir koşu.
Hatta ilk başta hani dedim ya.
bir aşçı vardı. 192 metre koştu falan filan.
Bakın o. Adını da koşunun yapıldığı pistin uzunluğundan alıyor.
Stadion. Yani bugün stadyum kelimesinin kökü bu.
Burada birinci olan atlet o işte 192 metreyi koşup kazanan atlet.
O olimpiyatında isim babası oluyor arkadaşlar.
Hatta ilk başta bahsettiğim o aşçı.
Hani birinci olan. Bilhattan önce 776'daki.
Olimpiyatta birinciliği kazanan koşucu olduğu için o oyununda adını alan kişi oluyor.
Yani Koreybus oyunları oluyor onun adı.
Şöyle düşünün işte olimpiyatlarda sadece atletizm var şu an öyle düşünün.
Ve işte Usain Bolt kazanıyor.
Diyorlar ki Usain Bolt oyunları.
Öyle yani. Bu arada bir zamanlar Yunanistan'ın hakimiyeti altına alan Makedonya Kralı ve Büyük İskender'in babası 2.
Filip arkadaşlar. M.Ö.
356'da ve daha sonra hatta 2 olimpiyata daha katılarak 3 ayrı spor dalında birinci olmuştur.
2. Filip'ten bahsediyorum.
Bakın Büyük İskender'in babası İmparator.
Hatta Roma İmparatoru Nero hani şu Kenan Doğulu'nun meşhur şarkısına bahsettiği hani deliyim gözü kara deliyim diyor ya yakarım Roma'yı da yakarım.
konuşamadım. O Nero var ya arkadaşlar Roma'yı yakan imparator denilen.
İşte o da M.S.
65 yılındaki olimpiyatlarda programda olmayan programda olmayan bir şey koyuyor.
Atla araba yarışması yapalım hadi diyor.
Bu yarışmaya katılıyor ve olimpiyat şampiyonu oluyor.
Vay be! İmparator Nero'ya bakın siz diyorsanız.
Nasıl olmuş Merve?
Çünkü arkadaşlar korkudan hiç kimse rakip olamamış.
Adam tek başına yarışmış.
Rakibi yok o yüzden birinci olmuş.
Bu arada dünyanın yedi harikası nedir diye bir bölümüm vardı.
Sanki orada bahsetmiştim bu çılgın adamdan.
Hani Roma'yı gerçekten yakıp yakmadığına konuşmuştuk diye hatırlıyorum.
Onu da önermiş olayım. Peki Merve olimpiyatlarda kadınlar da birinci olmuş mu?
Diyorsanız hayır arkadaşlar ne münasebe o yani.
Bırakın yarışmayı. Evli kadınları sahaya bile almıyorlar.
Seyirci bile olamıyorlar. Hatta olmaya kalkıyorsun.
Bunun cezası dağdan atılmak yani.
Sadece Demeter rahibeleri falan onlar izleyebiliyormuş.
Burada müthiş geyikler döndürürdüm ama neyse.
Yapabileceğim esprileri tahmin ediyorsunuz.
Şimdi arkadaşlar şöyle bir şey var.
Dediğim gibi hiçbir yabancı, hiçbir esir vesaire katılamıyor bu işte olimpiyatları.
Sadece Yunanlılar için olimpiyatlar.
Kadınlar zaten izleyemiyor.
Roma Yunanistan'ın egemenliği altına.
Alınca işte M.Ö. 2.
yüzyıldan itibaren imparatorluk sınırları içerisindeki her vatandaşa işte bu oyunlara katılma hakkı doğuyor.
Ve fakat arkadaşlar Roma biliyorsunuz her şeye eğlence gözüyle baktığı için spora da öyle bakıyor ve sportif değerini azaltıyor bu oyunların.
Derken Roma İmparatoru 1.
Teo... Theodosius'un emriyle bu adamın adını da bir türlü söyleyemiyorum.
M.S. 393'te olimpiyatları sona erdiriyor arkadaşlar.
Çünkü neden? Hristiyanlığı yayma amacıyla çok katı kurallar uyguluyor.
1. Theodosius tüm pagan adetlerini, inançları, tapınakları vs.
ortadan kaldırın diyor. Arada da olimpiyatlar rafa kalkmış oluyor.
İşte bundan sonra arkadaşlar yaklaşık 1500 yıl boyunca olimpiyat ateşi sönüyor bu adamdan dolayı.
Derken 1896 yılında bir adam çıkıyor böyle bir hayalperest bir adam.
Tüm dünyaya meydan okuyan bir cümle kuruyor.
Diyor ki bana yardım edin bu olimpiyat oyunlarını lütfen geri getirelim diyor.
Baron Pierre de Coubertin arkadaşlar.
Kendisi önemli bir Fransız eğitimci ve şunu fark ediyor.
Okullardaki gençlerin işte zayıf...
korkak, isteksiz olduğunu görünce şunu fark ediyor.
Özellikle de arkadaşlar savaşta işte Fransızlar Almanlara yenildikten sonra diyor ki bir milletin kaderini değiştirmek istiyorsan önce gençlerini değiştireceksin diyor.
Tıpkı Atatürk'ümüzün dediği gibi bütün millet ve memleket evlatlarını sportmen yapabilmek için sarf edilen çalışmanın ehemmiyet ve kutsiyeti aynı derecede kıymetli ve mühimdir demiş atamız.
Ve demiştir ki ileri görüştüğüne bakın canım atam.
Dünya spor hayatı ve spor Dünyası çok mühimdir.
Bu kadar mühim olan spor hayatı bizim için daha mühimdir.
Çünkü ırk meselesidir.
Irkın ıslahı ve zihin açıklığı meselesidir diyor.
Hatta biraz da medeniyet meselesidir diyor atamız.
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı adı üstünde.
Zaten onun spora verdiği ehemmiyetin bir yansıması diye düşünüyorum.
İşte Fransız eğitimci Kubartan'a göre arkadaşlar spor sadece böyle kas geliştiren bir faaliyet değil.
Karakteri değiştiren yani çelikleştiren.
bir disiplin. Ve uluslar savaşmak yerine spor sahasında yarışmalı diyor.
İşte modern olimpiyat fikri bu şekilde doğmuş oluyor arkadaşlar.
Çünkü dünya 1500 yıl sonra yeniden tek bir sahnede birleşiyor.
Nisan 1896'da Atina'da Panathinaikos Stadyumu tıkılım tıklım doluyor.
80 bin kişi olduğu söylüyorum.
60 bin ila 80 bin kişi arası.
Ve tarih yeniden yazılıyor.
Çünkü 14 ülkeden 241 sporcu 43 yarışmada mücadele ediyor.
Maalesef yine kadınlar yok.
Yunan bir çoban olan Spyridion Louis maratondan Atina'ya kadar koşuyor ve finish çizgisine ulaştığında stadyumdan böyle alkışlar, kıyametler kopuyor.
Çünkü maraton fikri M.Ö.
490 yılında Perslere karşı Yunanlıların kazanmış olduğu zaferi Atina'ya duyurmak için böyle son nefesine kadar koşan ve kazandık diye bağırdıktan sonra son nefesini veren Fady Preece
adlı bir habercinin efsanesine dayanıyor bu maraton fikri arkadaşlar.
O yüzden böyle alkış kıyamet kopuyor.
İlk modern olimpiyat mazaryasını kazanan kişi de James.
Connolly arkadaşlar üniversitesinden izin alamadığı için okulu bırakmış hatta sırf olimpiyatlara katılabilmek için Atina'ya gitmiş ve tarihin ilk madalyasını o kazanmış James Connolly.
Peki olimpiyat bayrağındaki o beş halka neyi temsil ediyor?
Beş kıtayı arkadaşlar Avrupa, Asya, Afrika, Amerika ve Okyanusya.
Renkleri de sırayla mavi, sarı, siyah, yeşil, kırmızı.
Yani dünyanın tüm ulusal bayraklarında bulunan renklerden oluşuyor.
Ve bu halkaların böyle iç içe geçmesi dünyanın ancak birlikte olduğunda.
Tam olmasının sembolü gibi düşünebilirsiniz.
Hani biz birlikte güzeliz.
Dünyaca böyle o anlamda.
Dostluk, sevgi, barış demek.
Ve olimpiyat amblemini de yine Pierre de Coubertin tasarlamıştır.
Modern olimpiyatların sloganı Stius Altius Fortius.
Yani daha hızlı.
Daha yüksek, daha güçlü.
Sloganı yine Kubertin bulmuş.
2021 yılında da bu moddaya bir tane daha ekliyorlar.
Community ekleniyor arkadaşlar yani birlikte.
Daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü, birlikte olmuştur yeni slogan.
Peki her şey bu kadar güzel gidiyorken.
Bu bir masalken. Ne oldu arkadaşlar?
Modern olimpiyatlar başlamışken 1896'dan sonra neler yaşandı?
1936'da Hitler olimpiyatları da yine kendi ırk ideolojisini dünyaya kanıtlamak için kullandı.
Şaşırdık mı asla?
İşte sahneyi böyle dev bir propaganda aracına dönüştürdü.
Dev bayraklar, Nazi selamlama törenleri, Aryan üstün ırk vurgusu böyle gözümüze gözümüze her yerde gamalı haçlar falan.
E tabi tüm dünyanın gözü bir anda Berlin'e çevrildi ve o arenada Nazi Almanyası'nın tam ortasında tarihin seyrini değiştiren önemli bir sporcu sahneye çıktı arkadaşlar.
Jace Owens'dan bahsediyorum.
Alabamalı, siyah bir Afro-Amerikalı atletizmle yarışan bir sporcu.
Hitler'i hayal edin arkadaşlar.
Jace Owens ki bir zamanlar Amerika'da sırf siyahi olduğu için ötekileştirilmiş, işte otobüslerin arka koltuğuna oturmak zorunda kalmış bir genç ve Hitler, Alman atletin dünyaya en
üstün ırkın Almanlar olduğunu kanıtlayacağını zannederken, Jace 4 altın madalya alarak sahada fırtına gibi esiyor.
Ve o güne kadar hiçbir atlet tek olimpiyatta bu kadar büyük bir başarı göstermemiş arkadaşlar.
Ve söylenenlere göre Hitler Jace Owens'ın elini sıkmıyor bu başarıdan sonra onu tebrik etmiyor.
Ama o an öyle bir şey oluyor ki böyle stadyum ayağa kalkıyor.
Yani milyonlarca kişi için bu sahne aslında faşizme karşı çok büyük bir sembolik zafer oluyor arkadaşlar.
Nefretin çöküp...
İnsanlığın kazandığı an diyebiliriz.
Owens yıllar sonra bu olay için şöyle demiş.
Benim için zafer madalya değil tribünde binlerce insanın insanlık adına.
ayağa kalkmasıydı demiş.
Sahada koşan Jace Owens'tı.
Evet ama kazanan kesinlikle insanlıktı.
Hatta Jace Owens o yarışmadan sonra yarışmada beraber olduğu o Alman atletle kanki olmuş arkadaşlar.
Yani rakibiyle kanki olmuş.
Bayılıyorum böyle insani hikayelere.
Beni çok duygulandırıyor böyle olaylar.
Yani böyle ülkesini gururlandıran insanların hikayesi özellikle.
Sabah aklıma nereden geldi bilmiyorum.
Naim Süleymanoğlu geldi ve gerçekten gözlerimde oldu bir anda.
Çok ciddiyim. O hikayesini bildiğimiz için hani işte 15 yaşında rekor kırması, adını böyle tarihe altın harflerle yazdırması, 15 yaşında kendi ağırlığının 3 katını kaldırması, kimliği için verdiği
o mücadeleler. Küçücük köyde başlayan o hayat hikayesi, onun büyük bir rüyaya dönmesi.
Çok güzel ya ve 1988'de biliyorsunuz olimpiyatlarıyla Türkiye'nin ilk altınını getiren Cevher Külümüz.
Sevgili Naim Süleymanoğlu.
Ona ayrı bir bölüm yapacağım kesinlikle merak etmeyin.
Muhammed Ali'yi yaptım tabii ki ona da yapacağım.
Bu arada kanalımda Muhammed Ali bölümü var.
Kaçırırsanız bence pişman olursunuz.
Bu arada Naim Süleymanoğlu'nun filmi de vardı.
İzlemediyseniz onu izleyin arkadaşlar.
Çok güzeldi bence. Muhammed Ali'nin de bu madalyasını nehire atma olayı beni çok duygulandırıyor.
O bölümde anlatmıştım zaten Muhammed Ali bölümünde.
Ve unutmayayım Michael Jordan bölümü de var arkadaşlar.
O bölümü çok beğendiniz.
Onu da buradan önermiş olayım sporcu hikayeleri demişken.
Bu arada Türkiye'ye ilk bronz madalya yani ilk madalyamızı aslında kazandıran kişi de Mersinli Ahmet Kireççidir güreş alanında.
Devam edelim arkadaşlar. 1972 Münih Olimpiyatlarına gidiyoruz.
Çok önemli çünkü olimpiyat alanına giren teröristler.
11 İsrail'li sporcuyu rehin aldılar ve sporcular maalesef hayatını kaybetti bu terör saldırısından sonra.
Uluslararası barış ve kardeşlik temasına sahip olması beklenen olimpiyatlarda bile bir terör eyleminin yaşanması tabii herkesi şok ediyor.
Oyunlara 34 saat ara veriliyor arkadaşlar ondan sonra devam ediyor.
Ya niye devam etmiş nasıl devam etmiş diyorsanız arkadaşlar terörün hayatı durdurmasına izin verilemez mesajını vermek için devam ettirildiği söyleniyor.
hemen aklıma çok sevdiğim bir kitap geldi şu an bu olaydan bahsetmişken.
O kitabın girişinde çünkü bu olaylar anlatılıyordu.
Orada öğrenmiştim ben ilk kez.
Shibumiye kitabı. Trevenya'nın Shibumiye kitabı.
Özellikle erkek okurların çok seveceğini düşündüğüm bir kitap.
Buradan tavsiye etmiş olayım.
Benim bestlerimdendir.
1988'de gidiyoruz. Seul'e gidiyoruz arkadaşlar.
Buradaki olimpiyatlarda Naim Süleymanoğlu dışında tabii çok konuşulan bir isim daha var.
Ben Johnson arkadaşlar. Jamaika doğumluk.
Kanadalı kısa mesafe koşucusu 100 metre altın madalya kazanıyor ve dünya rekorunu 9,79 saniyeye düşürüyor.
Saniyelerin tanrısı deniliyor kendisine Ben Johnson'ın.
Ve fakat ne oluyor arkadaşlar kanında doping çıkıyor ve altın madalyası geri alınıyor.
Hüseyin Bolt 2009'da 100 metrede doping siz altını çizerim.
Önce 9,58 saniye rekorunu kırdı.
Sonra 200 metrede 19,19 saniye.
4x100 metre bayrak yarışında ise 36,84 saniye gibi bir rekoru var.
3 kere rekor kırdı ve hala biliyorsunuz onun rekorları kırılamadı.
Kendisi emekli oldu. Bu bölümde olimpiyat kazananlarından bahsetmeyeceğim arkadaşlar.
Hani ona belki ayrı bir bölüm yaparım diye düşünüyorum.
Şimdi! Olimpiyat ateşine geçiyoruz arkadaşlar.
Çok önemli. Çünkü bu meşalenin sembolize ettiği bir şey var.
O da antik Yunan'da Prometheus'un tanrılardan çalıp...
insanlığa hediye ettiği ışıltıyı ve bilgeliği sembolize ediyor.
Modern zamanda bu gelenek 1928 Amsterdam oyunlarında yeniden doğdu ve 1936'da Berlin'den itibaren bu meşale Yunanistan Olimpiyadaki antik tapınakta
güneş ışığıyla yakılıyor ve elden ele olimpiyat sahasına getiriliyor ve bu tören olimpiyat arkeolojik bölgesinde bulunan Hera sunağında gerçekleşiyor.
O işte meşale yakma eylemi ilk başta dini bir aile.
arkadaşlar. Rahibeler eşliğinde yapılıyor.
Hatta bu rahibeler böyle antik çağdakiler gibi giyiniyorlar.
Baş rahibe güneş tanrısı Apollon'a sesleniyor.
Bu arada bunlar gerçek rahibe değil dansçılar.
Hani çok estetik dansçılar böyle.
Dediğim gibi baş rahibe güneş tanrısı Apollon'a sesleniyor ve bir ayna vasıtasıyla güneş ışığını bir noktada topluyor.
Seramik bir kapta. İşte ilk kıvılcımı bu şekilde yakıyorlar.
Bu ateş daha sonra Panatanayko stadyumuna doğru bir tören alayı eşliğinde taşınıyor.
Sonra işte Yol üzerinde o kutsal sayılan zeytin ağacının yanında duruyorlar.
Bir çocuk ağaçtan bir dal kesiyor Barış'ın simgesi olarak.
Aslında eski yapılan ritüeli tekrar yapıyorlar.
Ve bu dalı da yine birinci olan kişiye hediye ediyorlar arkadaşlar stadyuma vardıkları zaman.
Ve stadyuma varınca rahibeler bu ateşi sporcuların elindeki meşaleye aktarıyor.
Bu şekilde arkadaşlar işte olimpiyat ateşinin dünya turu başlamış oluyor.
Bu meşale ülkeden ülkeye dolaştırılarak olimpiyatın yapılacağı şehre ulaştırılıyor arkadaşlar.
Tören öncesinde tabii yine güneşli bir günde yedek bir ateş yakıyorlar.
Hani tören günü olur da hava kapalı olursa sönerse falan diye.
Hatta 1976 yılında bu meşale sönüyor.
Bir yetkili hemen böyle çakmakla girişiyor yakalım falan diye.
Tabii Kur'an'lara aykırı arkadaşlar.
Çünkü Yunanistan'dan getiriliyor ateş.
O yüzden saklanan yedek meşale getiriliyor.
Bir de bu olimpiyat ateşi gezmediği yer kalmadı.
Yani işte Everest'in zirvesine gitmiş Kuzey Kutbu, Baykal Gölü'nde işte suyun altı.
Tabii suyun altında yanmıyor arkadaşlar.
Yani şey sembolik bir şey o.
Venedik'te gondol sefası mı yapmamış?
Avustralya çöllerinde develerin sırtında mı gezmemiş?
Uydularla Atina'dan Kanada'ya mı gönderilmemiş?
Nasıl yani ne alaka uyduyla falan dediyseniz arkadaşlar.
Atina'da alevin iyonize olan partikülleri tespit ediliyor.
Bu bilgi bir uydu sinyaliyle Kanada'ya iletiyor.
Kanada'da da işte lazer ışığını yardımıyla sönen meşaleyi tekrar yakıyorlar.
Olay böyle. Sırada olimpiyat yemini var.
Şeref üzerine edilen bir yemin arkadaşlar.
Diyorlar ki yalnızca dürüstçe Kurallara uygun ve sporun ruhuna uygun bir şekilde yarışacağımıza yemin ederiz.
Yemin bu şekilde. Bu 1920 yılından beri edilen bir yemin arkadaşlar.
Olimpiyatların açılış töreninde.
Yemini eden kişi de tüm sporcular adına olimpiyata ev sahipliği yapacak olan ülkeden bir sporcu oluyor bir temsilci.
Ve tören sonunda meşale dev bir kazanı tutuşturuyor.
İşte bu yeminden sonra yaklaşık 200'ü aşkın ülkenin sporcusu yarış için hazırlanıyor.
Ve en önde her ülkenin bayrağı var tabii.
Derken bütün kalabalık susuyor ve şöyle bir ses duyuluyor.
Oyun başlasın.
Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi ana sponsoru Paribu Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Kendinize iyi bakın.
2028'de Los Angeles'ta yükselecek olan olimpiyat ateşinde Atatürk'ün zeki, çevik ve ahlaklısını severim dediği değerli Türk sporcularımıza şimdiden başarılar diliyorum.
Kalbimiz sizinle atacak.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
