
Evinizde serin ve konforlu bir atmosfer yaratmak için Samsung Windfree™ klimaları tercih edin. Rüzgârsız Serinlik sağlayan teknoloji ile eve döndüğünüzde sizi bekleyen ferahlığın keyfini çıkarın. Üstelik şimdi 6 yıl garanti fırsatıyla!
Detaylı Bilgi İçin: Tıklayın
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB
* Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *
*Bu bölüm "Samsung" hakkında reklam içerir*
Transkript
Samsung, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, ben Merve.
Bugün size Zen Budizmi ve mutluluk sanatından bahsedeceğim.
Zen Budizm, ruhsal gelişim yolları arasında başka bir benzeri olmayan aydınlanma yoludur der Daisato Taitaro Suzuki.
Bunu tek seferde söylediğime inanamıyorum.
Daisato Taitaro Suzuki.
Kendisi Budizm'den ve Şin konularında uzmanlaşmış, dünyaca ünlü bir Japon Budist bilgin.
Genç yaşta aydınlanmış Suzuki ve onun da işiyle bu yol zihnimizi kanıların, yargıların, kararların o zorbaca baskısından kurtarmak ve...
Böyle kitabi bilgilerle değil de daha çok kişisel yaşantılarımızdan çıkan gerçeklere dayanıyor arkadaşlar.
Ellen Watts der ki zen basitçe burası ve şimdidir merkeziyleşme halidir diyor.
Zen aslında bir podcast ile anlatılmayacak kadar geniş kapsamlı bir mevzu ama baktığınız zaman oldukça basit görünüyor.
Fakat çok büyük bir derinliği var.
Ben bugün çok kısa bir özet geçeceğim daha sonra mutlaka geri döneceğiz bu konulara.
Ortamlarda konuşulursa yabancı kalmayalım değil mi?
Zen, Sanskritçe kökenli.
Anlamı meditasyon.
Dhyana kelimesinden türetilmiş.
Japonca bir kelime. Çince'de Chan, Japonca'da Zen.
Aynı anlama geliyor bunlar. Dediğim gibi meditasyon demek.
Zen aslında bir keşif yolculuğudur diyebiliriz arkadaşlar.
Yani kendi içimize bir yolculuk gibi de düşünebilirsiniz.
Ve zen yaşamı burası ve şimdi olarak deneyimlemektir.
Şimdi çok önemli altını çizelim.
Sen ve ben arasındaki günlük sıradan etkinliklerimiz ile ruhani deneyimlerimiz arasındaki o ikiliyi ortadan kaldırmakla ilgilidir.
Kişinin gerçek doğasını ifade etmesi, bunu doğrudan deneyimlemesi ve içini görebilmesi.
bilmesi demektir. O yüzden anlatması da epey zor ve zen yaklaşımı günlük yaşantımızda doğal bir farkındalık arkadaşlar.
Bunu teşvik ediyor. Günlük yaşantımız doğal bir farkındalık.
Meditatif bir hal gibi düşünebilirsiniz.
Dolayısıyla zaten mutluluk vadeden bir hal.
Suzuki der ki zen sadece bizi uyandırıp farkında olmamızı sağlar.
Öğretmez. Bir şey öğretmiyor.
Sadece işaret ediyor diyor.
Yani aslında herhangi bir şeyi zen anlayışı içerisinde yapmak sonunda aydınlanma deneyimini sağlayacak olan ve bizi mutluluğa götürecek olan zihin konsantrasyonu, dinginlik ve aklın basitliği
ile yapmak demek. Zen Aslında bir yaşama sanatıdır arkadaşlar.
Kendimizi yanılgılara, boş inançlara kaptırmadan, olanaksız olan şeyleri yapacağız diye boş yere kürek çekmeden, onlara üzülmeden, tasalara katlanmadan ve tutkularımız yüzünden
çektiğimiz acıları çekmeden, kendimizi de dünyamızı da mutsuzluklara sürüklemeden, yaşam nasıl yaşanmalıysa öyle yaşamak zenn.
Yani biz yaşamı yaşayacağız diye savaş vermeden, yaşamın bizi yaşatmasına izin vermek.
Tekrar ediyorum biz yaşamı yaşayacağız diye savaş vermeden yaşamın bizi yaşatmasına izin vermemiz dedim.
Zen öğretisinin özetinde şu var.
Bize diyor ki kafandaki o düşüncelerden, o hayallerden vazgeç.
Gel diyor gerçek dünyada yaşamayı öğren.
Çünkü benim bir kafamda hayal ettiğim dünya var.
Bir de gerçekte olan dünya var.
Bir gerçekte olduğum ben var.
Bir de hayalimdeki ben var. Arada da bir boşluk var değil mi?
O boşluğu da ben kendimce doldurmaya çalışıyorum ve acı çekiyorum belki bundan dolayı.
İşte Zen diyor ki bırak diyor onları diyor.
O düşüncelerden vazgeç.
Gelsen diyor gerçek dünyada nasıl yaşanır bunu öğren.
Matrix'teki kırmızı hapı almak gibi mavi hapı değil.
Zen öğretisi çok yüzeysel çok basit görünen ama aslında bir o kadar da derinliği olan bir öğreti.
O yüzden ilk kez tanışanlar ne kadar basit ne kadar saçma diyebiliyorlar.
Hatta üstlenici bir bakışı var insanların değil mi bu meselelere.
Bunun sebebi şu olabilir.
Batı geleneği Musevi ve Yunan etkisi altında şekillendi.
Musevi derken ilk tek tanrılı din olduğu için.
Her iki etki de dualist değil mi?
Yani gerçeği ikiye bölüp birinin karşısına ötekini koyuyorlar.
Musevilik bu bölümü dinsel ve ahlaksal açıdan yapıyor.
Tanrı kesinlikle dünyanın ötesinde bir yerlerde dünyadan ayrı gibi tahayyül ediliyor değil mi?
Yunanlar da işte tam tersi.
Gerçeği zihnin çalışma işleriyle ilgili bir çizgi çekerek bölüyorlar.
Gerçeği akıl dünyası ile duygu dünyası arasında bölüştürüyorlar.
Yunanlıların başarısı zaten akılcılığı insanın erişmesi gerekli olan bir hedef olarak ortaya koymaları değil mi?
Ama doğulular yani Hint felsefesine baktığımız zaman bunu yapmadı.
Yani sezgiyi akıldan üstün tuttular.
Batı ne yaptı? İkisini aldı harmanladı.
Vicdanı ve aklı harmanladı.
Bir de doğu felsefesinde insan dünyanın merkezinde değil arkadaşlar.
Doğa ile evren bir bütün halinde değil mi?
Aralarında simbiyotik bir ilişki var.
Dünya insanın etrafına dönmüyor burada.
Yani yüce Rabbim her şeyi bizim için yarattı olayı.
Onlar da yok. Hepimiz için yarattı var.
Hepimiz derken işte doğa, çiçek, böcek, kuş her şey.
Kopernik'in aslında işte dünyanın ve diğer gezegenlerin güneşin etrafına döndüğünü söylemesiyle işte Galileo'nun bunu desteklemesi.
Ne yaptı? İnsanı bir anda evrenin merkezinden alıp alaşağı etti.
E hani dünya benim etrafımda dönüyordu?
Hani ben en önemliydim değil mi?
Doğu felsefesinde zaten böyle bir anlayış yoktu.
Yani insan evrenin merkezinde değildi.
Simbiyotik bir ilişki vardı aralarında dediğim gibi.
Bir bütün halindeler.
Bundan dolayı olabilir. Şimdi Zen'e dönecek olursam, Zen insanın kendi iç varlığını, iç yapısının derinliğini görebilme sanatı arkadaş.
Yani insanı bağımlılıktan özgürlüğe götüren bir yol gibi düşünebilirsiniz.
Zen öğretisine göre hepimizin içinde yeterli oranda ve doğal olarak var olan sıkışmış bir enerji vardır ve içimizde bu gizemli gücü saklayan gövdemiz bu güçten
yeterince faydalanamazsa bozulur ve düzenden çıkar.
O yüzden bundan faydalanmak gerekiyor.
Zen'in amacı bizi aklımızı kaçırmaktan korumak, zihinsel olanaklarımızı yeterince kullanamamaktan korumak.
Yani aslında bir yerde mutluluğu sağlamak.
Suzuki'nin dediğini unutmayın.
Zen sadece bizi uyandırıp farkında olmamızı sağlar.
Öğretmez. Sadece işaret eder.
Yogiler aydınlanma deneyimi için gösterdikleri çaba sonucu yıllarını meditasyona adıyorlar değil mi?
Zen öğrencileri yıllarca Koan ve bilmeceler üzerine düşünüyorlar.
Aydınlanmış olanlar bu tecrübenin bir parlama şeklinde aniden belirdiğini söylüyorlar.
Ama çok kısa sürdüğünü ve inanılmaz güçlü bir deneyim olduğunu söylüyorlar aydınlananlar.
Ve onları sonsuza dek değiştirdiğini söylüyorlar o anın.
Peki bu tecrübe neden bu kadar güçlü arkadaşlar?
Çünkü kendilerini evrenle tek...
bir parça olarak hissetmişler bu an içerisinde işte aydınlanma budur evrenle tek bir parça olmak bunu hissetmek her şeyin aynı enerji kaynağından
yaratıldığını ve bu yüzden birbiriyle ilişki içerisinde olduğunu bilmek aydınlanmak bir yerde Bu farkındalık kazanıldığı zaman zaten her şey yerli yerine oturuyor ve anlam kazanıyor
daha anlaşılabilir bir hale geliyor deniliyor.
Zen ustası Dogen diyor ki aydınlanmak her şey ile yakınlık kurmak demektir.
Ben şu an yogi olsam ve aydınlanmaya çalışsam gerçekten bu sıcaklarda mümkün değil.
Tam aydınlanacağım bir sıcak hava dalgası yüzümüze.
Gerçekten bu sıcaklarda meditasyon, bilmiyorum nasıl yapıyorsunuz ama meditasyon ve konsantrasyonun zirvesine ulaşmak için bence sessizlik ve serinlik şart.
Bu sıcak yaz günlerinde bu ikisini bir arada bulmak zor olabilir arkadaşlar.
Ancak Samsung'un yenilikçi Windfree teknolojisi sayesinde serinliğin ve huzurun tadını aynı anda çıkarabilirsiniz.
Samsung Windfree klimalar geleneksel Samsung klimalardan farklı olarak rüzgarsız serinlik sunuyor bu özellik klimanın sessizce çalışmasını sağlayarak meditasyon
ve konsantrasyon anlarınızda size eşsiz bir konfor sunuyor Rüzgarın rahatsız edici etkisi olmadan sadece serinliğin nazik dokunuşunu hissedersiniz.
Windfree teknolojisi evinizde huzuru ve dinginliği yaratmak için mükemmel bir çözüm sunuyor.
Meditasyon yaparken zihninizi tamamen boşaltmak veya derin bir konsantrasyon sağlamak istediğinizde sessiz çalışan bu klimalar sizi hiçbir şekilde rahatsız etmiyor.
Üstelik Samsung Windfree klimalar enerji tasarrufu yapmanıza da yardımcı.
Ve bu sayede meditasyon ile zihinsel ve ruhsal sağlığınıza, klimanız ile de cebinize katkıda bulunuyorsunuz.
Unutmayın bu sıcak yaz günlerinde aydınlanmak için tek ihtiyacınız serinliğin ve sessizliğin gücü.
Samsung Wind Free teknolojisi ile evinize hem serinliği hem de huzuru davet edin.
Rüzgarsız serinliğin konforunu yaşayın ve meditasyonun, konsantrasyonun tadını çıkarın.
Açıklamalara bırakmış olduğum linkten Samsung Wind Free klimaları hemen inceleyebilirsiniz.
Hadi devam edelim. Peki mutlulukla zenin ne alakası var?
Evrenin kanunlarını ve evren ile olan ilişkimizi az önceki anlattığım ilişki gibi temelden anlarsak eğer edineceğimiz olan mutluluk gerçek mutluluktur zene göre ve bu tür bir
mutluluk kalıcı olacaktır ve zamanın değişen durumlarından etkilenmeyecektir.
Bizler her bir sonraki dakikamızın yazarlarıyız aslında ama farkında değiliz belki.
Zen öğretisine göre olduğumuz şey düşüncelerimizin bir sonucudur.
Düşüncelerimizle zemin bulur ve düşüncelerimizden üretilirler.
Dammapada bizler düşünce ve hareketleriyle geleceğini yaratan çok güçlü canlılarız.
Hayatı kontrol eden mekanizmalarız.
Karşımıza çıkan olaylara vermiş olduğumuz tepkiler sayesinde bu olayları kişisel...
felsefemizde kontrol ediyoruz burası önemli kişisel felsefemiz kısmı çünkü genel hayat felsefemiz sorulduğu zaman şöyle diyebiliriz işte hayat harika başıma hep iyi şeyler geliyor çok şanslıyım dünya
içinde muhteşem insanların olduğu muhteşem bir yerde diyebilirsiniz tam tersini de söyleyebilirsiniz çok şanssızım vesaire gibi işte buna göre kendi yaşamamızı olumlu ya da olumsuz
düşüncelerimizle Biz etkiliyoruz.
Hani dedim ya bizler her bir sonraki dakikamızın yazarlarıyız.
Eğer başınıza gelen bir şeyin çok kötü olduğuna inanıyorsanız ne olur tepkiniz vermiş olduğunuz tepki sizde daha büyük bir mutsuzluğa yol açar.
Vermiş olduğunuz tepki diyorum altını çizerim.
Yaşadığımız mutsuzluk başımıza gelenin gerçekten talihsiz bir olay olduğu konusunda bizi temin eder.
Halbuki o huzursuzluğu devam ettiren şey...
Aslında o olaya vermiş olduğumuz tepkiler, olaylar olduğu zaman ve sonrasında görünürde kötü olmalarına güç kazandırarak yatırım yapan kim?
Bizleriz değil mi? Shakespeare'in dediği gibi.
İyi ya da kötü bir şey yoktur.
Bunu düşüncemiz yapar.
Yani arkadaşlar kişisel felsefemiz dediğimiz olay şu.
Yaşadığımız olaylara nasıl tepki veriyoruz?
Bunu belirleyen şey. Mutluluğumuzdan ya da mutsuzluğumuzdan bu tepkilerimiz sorumlu.
Ve başımıza gelenleri de bu belirliyor bu öğretiye göre.
Yaşamınızdaki tüm olaylar hatta benim kendi kontrolüm dışında oldu dedikleriniz bile düşündükleriniz bile bu tepki sayesinde olmuştur ve olmaya devam edecektir.
Yani buna göre anlatıyorum. Hiç böyle çok kötü bir olay yaşayıp yıllar yıllar sonra böyle geriye dönüp baktığınızda iyi ki de böyle olmuş ya o zaman çok üzülmüştüm kahrolmuştum ama şu
an baktığım zaman benim için en hayırlısı buymuş dediğiniz bir an oldu mu?
Bence çok olmuştur benim çok oluyor.
Burada bizden istenen şey şu aslında hani illa olayın üzerinden yılların geçmesi gerekmiyor tabii ki.
Başımıza gelen tüm olaylara bu çerçeveden bakabilmek.
Mesela yıllar süren iyi bir ilişkiniz vardı ve bitti.
Karayastasınız şu an ve bana geldiniz.
Size ne derdim biliyor musunuz?
Eğer o insan olmasaydı belki aşk nedir bilmeyecektiniz.
Hayatınız boyunca bilmeyecektiniz.
Ona bence içinizden teşekkür edin.
Yani size yaşatmış olduğu bu muhteşem duygular için bütün o güzel günler için teşekkür edin.
O insan size belki de bir insanı ne kadar çok sevebileceğinizi, ne kadar büyük fedakarlıklar yapabileceğinizi, sevme kapasitenizi gösterdi size değil mi?
Her şeyin illa tamamına ermesi, mutlu sonuna bitmesi gerekmiyor.
Bence her insanın hayatımızda bir görevi var ve onu tamamladıktan sonra gidiyorlar.
Görevini tamamladı ve gitti.
Teşekkür et ona derim. Benim bakış açım hayat felsefem bu.
Yerlerde süründü. Bir arkadaşım şu an aklıma geldi.
Hani gibi de şey oluyordu ya Yılmaz tekerlikli sandalyeyle geziyordu aşk acısından.
Hatırladınız mı? Gerçekten o duruma gelmişti yani.
Ben de burada diyorum ki işte böyle deme.
Ne diyeyim ama? Tabii ki çok üzülüyor insan, kahroluyor.
Neden benim başıma bu geldi?
Niye tamamlanmadı bu ilişki?
Bende ne eksik var? Bir de şey demeyin ya işte bir daha mutlu olmayacağım.
Başka kimse çıkmayacak karşıma.
İşte ben bir daha sevmem, bir daha sevilmem.
Böyle demeyin bence. Hatta genelleme de yapmamak lazım.
İşte bütün erkekler böyle, bütün kadınlar böyle.
Erkekler kapatılsın demeyin.
Yani bu olumsuz düşüncelerle gerçekten nereye varabiliriz?
Ben mutluluğun en güzelini hak ediyorum diyeyim.
Benim çok güzel, yüce...
bir gönlüm var. Yine severim.
Yine sevilirim deyin arkadaşlar.
Gerçekten arkadaşlarıma da böyle konuşuyorum.
Hani olumsuz konuşmak bence hiç iyi bir şey değil.
Zen öğretisinde de böyleymiş bakın.
Hani geçen akıllı yaşama sanatı bölümü yapmıştım ya.
Orada Baltazar Gresian ne diyordu?
Her şeyde bir teselli arayın diyordu değil mi?
Ben buna çok katılıyorum. Deneyin ve görün arkadaşlar.
Şu olumsuz şeyleri lugatınızdan bir çıkarın.
Dün arkadaşıma böyle bir notuk çektim.
Bana dedi ki bin kere kazık yedim.
Bana bunları söyleme.
Tecrübelerimiz çok önemli değil mi?
Tecrübelerimiz bize aksine inandırmadığı sürece inançlarımızı nasıl değiştirebiliriz?
Yeni bir tecrübe yaratarak arkadaşlar ve bunu yapmanın yolu yaşadığımız olaya farklı bir tepki vermek.
Zen öğretisine göre anlatıyorum.
Yani tecrübemizi yeni bir gerçekmiş gibi yaşamamız gerekiyor.
Mutluluk için başıma gelen her şey başıma gelebilecek en iyi şeydir demeliyiz.
Yani bunu kabul etmemiz gerekiyor.
Bu öğretiye göre çok saçma gelebilir ama bu bana gerçekten çok iyi geliyor.
Şu cümle var ya beni çok iyi hissettiriyor.
Başıma gelen her şey başıma gelebilecek en iyi şeydir.
Bunu kabule geçmek. Hatta spritüel ayrılık boşanma bölümünde de hatırlarsanız buna benzer bir şey söylemiştim.
Ne demiştik? Her şey...
Tam da olması gerektiği gibi değil mi?
Bu benim son zamanlarda artık hayat sloganım haline geldi diyebilirim.
Başıma ne gelirse gelsin okey böyle olması gerekiyordu diyorum.
Bu biraz hani kaderciliğe mi girer vesaire orası tartışılır.
Hiç de öyle biri değilim ama bunu sevdim ya iyi hissettirdi bana.
6000 yıl öncesine dayanan kadim çim metinleri I Ching bilgeliğinde diyor ki Her şey belirlenmiş olan zamanda gelir.
Bakın 6 bin yıl öncesinden bahsediyorum.
Böyle bir cümle var. Her şey belirlenmiş olan zamanda gelir.
Ama o gelecek olan şeyi beklerken hazırlıkta olmamız gerekiyor.
Atıyorum bir hayaliniz var.
Bir kahve dükkanı açmak istiyorsunuz diyelim.
Önce hazırlığını yapın.
İşte eline boyuna bütün detaylarıyla düşünün.
Elemanına kadar düşünün.
Ve bunu gerçekten paranız varmış gibi açacakmış gibi yapın o kahve dükkanını.
Çünkü eylemlerimiz, girişimimiz...
için gerekli olan şeyleri bize çeken bir enerji girdabı oluşturur diyor.
Bu işlere kafa yören Chris Prentice mutluluk için de aynı şey geçerli diyor.
Yani her olayın sizin kendi yararınız için gerçekleştiği fikriyle hareket ederseniz Her şey sizin yararınıza olmasına neden olacak bir enerji girdabına dönüşür diyor.
Her şey olması gerektiği gibi oluyor diyorlar.
Neden? Çünkü evren hata yapmaz diyorlar arkadaşlar.
Dediğim gibi bizi üzen, bizi strese sokan şey aslında kendi algımız.
Yani mutluluk içeriden gelir.
Mutluluk hali zihinlerimiz tarafından üretilir.
Hani Cem Yılmaz dalga geçiyor ya, mutluluk nerede?
İçimizde. Gerçekten içimizde ama.
Orada içimizdeden kast edilen şey bu.
Seni zihnin tarafından üretiliyor diyor mutluluk.
Dışarıdan alabileceğin bir şey değil.
Sen üretiyorsun. Makine senin içinde demek istiyor.
Size çok basit bir örnek vereceğim.
Milli takımımız Euro 2004'te elendiği zaman bazılarımız kahroldu.
Bazılarımız mutlu oldular.
Kahrolanlar dedi ki ya birinci olabilirdik vesaire.
Evet haklısınız çok da iyi gidiyorduk arkadaşlar.
Mutlu olanlar da hani mutlu olan derken kahrolmayan anlamında.
Dediler ki ya buraya kadar geldik çok iyi işler çıkardık.
Bence dünya kupasında çok daha iyi performans sergileyecek bizim takımımız.
Çok umutluyuz dediler. Dışarıda olana içsel tepki verişimize.
Bakın iki ayrı bakış açısı.
Zihnimizin, düşüncelerimiz üzerindeki gücü ve iki insanın aynı yere bakarak bambaşka şeyler hissetmesi İki keşişin bir bayrağı bakışına anlatan meşhur bir zen hikayesinde
de geçer. Şöyle arkadaşlar hikaye keşişlerden biri bayrağın hareket ettiğini gözlemliyor.
Diğeri diyor ki hayır diyor bayrak hareket etmiyor rüzgarın hareket ettiğini söylüyor.
O sırada tesadüfen oradan geçen bir zen üstadı iki keşişin tartışmalarını duyuyor ve onlara dönüp şöyle söylüyor.
Rüzgar değil bayrak değil aklımız hareket ediyor diyor.
Olaylara yepyeni bir bakış açısı katıyor.
İşte bizim de bunu yapmamız gerekiyor.
Hayatımızdaki olayları farklı yorumlayıp zihnimizi bu şekilde besleyebiliriz.
Bir de şu var arkadaşlar.
Eğer bir şeyin olabileceğine inanmıyorsak harekete geçmeye bile teşebbüs etmeyiz değil mi?
Bir örnek vereyim. 20.
yüzyılın başlarında 4 dakika paradigması vardı.
Bir insanın 1.6 kilometreyi 4 dakikanın altında koşamayacağı söyleniyordu ve herkes buna inanıyordu.
O dönemin doktorları bu sürenin atletin psikolojisini alt üst edeceğini ve daha yolu bitiremeden onun hayatını kaybedeceğini düşünüyorlardı.
Mühendisler insan vücudunun aerodinamiğinin herhangi birinin bu mesafeyi 4 dakikada tamamlamasını imkansız kıldığını belirtmişlerdi.
Ve bu rekoru kırmaya çalışanlar başarısız oluyorlardı.
İşte bu Paradigmanın gücü.
Ona inanan herkesi haklı çıkarıyor gördüğünüz gibi.
Ama 6 Mayıs 1954 yılında Roger Bannister 1.6 kilometreyi 3 dakika 59,4 saniyede koştu.
Ve ondan sonra bu rekor zaten defalarca kırıldı.
Çünkü o paradigma bir kez bozuldu.
Yani insanlar yapabileceklerini gördüler.
Yeni bir bakış açısı kazandılar.
Buranın altını çizerim.
Ve tabii olumlu düşünmek değil mi?
Hep söylenen şey. Hipokrat bile bundan 2400 yıl önce öğrencilerine olumsuz düşüncenin hastalığa neden olabileceğini, olumlu düşüncenin ise iyileşme sürecinde çok önemli bir faktör
olduğunu söylemiştir. Tüm bedeninizle düşünün der arkadaşlar.
Çünkü beden ve beyin sürekli iletişim halinde.
Duygunun molekülleri adlı kitabında Dr.
Candice Peart diyor ki bir hücrenin yaşamı ve herhangi bir anda o hücrenin ne yaptığı yüzeyinde hangi reseptörün bulunduğuna ve reseptörlerin ligantlar tarafından sarılmış
olup olmadığına bağlıdır diyor ligant dediği kendini hücre reseptörüne bağlayan küçük bir molekül 3 adet kimyasal ligant tipi var.
Birincisi nörotransmiterler yani sinir taşıyıcıları, steroidler ve peptitler.
Peptitler önemli çünkü Dr.
Perth'e göre tüm ligantların %95'i kadarını peptitler oluşturuyor olabilir.
Ve Perth diyor ki bunlar bilgi molekülleri olarak görülmeye başladı ve bu moleküller organizmanın her yerinde.
Hatta bağışıklık sistemiyle bile iletişim kurmak için hücreler tarafından kullanılır.
dilin temel parçalarıdır diyor.
Peptitler beynin hipotalamus bölgesinde üretiliyor.
Yani beynin salgı merkezinde.
Burada üretilen peptitin büyük oranda düşündüklerimiz ve hissettiklerimize bağlı olarak üretildiğini söylemiş.
Kızgınlık, nefret, mutsuzluk, neşe ne tecrübe ediyorsak her duyguyu burada ikiye katlıyor diyor Dr.
Peart. Ve bu peptitlerin hayatın tüm süreçlerini düzenleyen Büyük bir rolü olduğunu söylüyor.
Dr. Joe Dispenza da diyor ki yeni bir hücre oluştuğu zaman Bu her zaman eski hücrenin bir klonu olmadığını, bölünmesine sebep olan peptidin ne olduğu ile alakalı olarak çok
daha fazla reseptörü olan farklı bir hücre olabileceğini söylüyor.
Yani eğer hücre depresif duygular sonucunda üretilmiş bir peptid aldıysa yeni hücre daha fazla depresyon reseptörüne sahip olacak ve iyi hisler sonucunda
üretilen peptidler ile daha az ilişkiye girecek.
Kısaca peptitler ve reseptörler duygular ve düşünceler üzerinde etkilidir diyor bu doktorlar düşünceleriniz ve hissettikleriniz sonucunda yeni hücrelerin oluşmasını sağlayan olaylar
zinciri gelişiyor Eğer bir saat boyunca depresif hissederseniz yaklaşık 18 milyar depresyon odaklı peptidi çağıran yeni hücre üretiyormuşuz arkadaşlar.
Sanki trilyonlarca reseptör eline megafonu alıp bağırıyor bize daha fazla depresyon gönder gibi böyle düşünün.
Kısaca olumsuz düşünceler daha da olumsuzu çağırıyor bizi daha da olumsuza sürüklüyor ve vücudumuzdaki reseptörlerin sayısı samanyolu galaksisi gibi düşünün.
Yani bizim hayal gücümüzü aşacak derecede fazla.
Aslında kendi başımıza devasa bir reseptörüz böyle düşünün.
Beden ne alıyorsa ona bağımlı oluyor ve daha da fazlasını talep ediyor.
Hani şeker yemek gibi şeker yedikçe daha fazla yemek isteriz ya öyle bir şey.
Bu duygular için de geçerli.
Hangi duygu ya da davranışla içli dışlı olursak ona olan ihtiyacımız o kadar artıyor.
Mesela öfkeye üzerimizde yarattığı psikolojik ve fiziksel etkisi yüzünden bağımlı olabiliyoruz.
Çünkü öfke adrenalin üretiyor.
Yani aslında biz o öfkeye değil adrenaline o uyarıcıya bağımlı olabiliyoruz.
Sonra ne yapıyoruz? Önümüze gelene 100 tekme.
Şöyle bir düşünün sizce reseptörleriniz eline megafona alıp nasıl bağırıyor?
Ne demiş olabilir bugün tüm gün boyunca?
Bir de arkadaşlar beynimiz hayal ettiği tecrübe ile gerçekten yaşanmış tecrübe arasında bir ayrım yapamıyor.
Mesela şimdi bir limon hayal edelim sapsarı böyle sulu sulu bir limon.
Onu ortadan kessek böyle ağzımıza sıksak onu.
Şu an çoğunuzun ağzı buruştu bence.
Ya da tahtaya böyle tırnağını sürtüyor biri.
Düşünsenize gıcır gıcır gıcır.
Ya da bazen gördüğümüz rüyaları gerçek zannediyoruz değil mi?
Ağlaya ağlaya uyanıyoruz.
Harvard Üniversitesi araştırmacıları beyin taraması yaptıkları deneklerde ağaç resminin görülmesiyle ağacın hayal edilmesinin Beynin aynı bölgesini harekete geçirdiğini gözlemlediler.
Aynı şekilde içinde bulunduğumuz durumun iyileştirilebileceğini hayal ettiğimizde düşünsenize bir neler olur.
Henry Ford diyor ki yapacağınıza inanıyor ya da yapamayacağınızı düşünüyor olabilirsiniz.
Her iki durumda da haklısınız.
Ve şu da önemli bir detay.
Acı içinde ve yalnız olsanız bile değerli arkadaşlarla ilişki içinde olun.
Hayatta ne edinmeye çalışıyorsanız çalışın.
Etrafınız size iyi.
inanan insanlarla donatılmış olsun.
Hayat çemberinize girmesine izin verdiğiniz kişiler hayat kalitenizi kökünden değiştirecektir.
Buda'nın öğretilerinde dediği gibi ahmaklarla yürüyen uzun bir yol acı çeker.
Ahmakların arkadaşlığı her zaman acı verir.
Bilgenin arkadaşlığı her zaman zevk verir.
Kadim bilgeler mutluluk dolu bir hayatın nasıl yaşanacağını görmek için ne yapmışlar biliyor musunuz?
Doğayı gözlemlemişler.
Doğayla tek parça halinde ve uyum içinde olmanın huzurun anahtarı olduğunu düşünmüşlerdir.
19. yüzyıl Hintli ruhani lideri Swami Vivekananda şöyle diyor kitabında Sadece bir hayat var, bir dünya, bir varoluş.
Her şey bir şeydir.
Deniz ile dalga arasında kim bir fark bulabilir?
Her ne kadar evren yek bir varoluş olsa da der Vivekananda, evrenin yasalarıyla uyumlu yaşarsak hayal kırıklığına uğramayız bu görüşe göre.
Etki tepki yasasını bilirsiniz.
Her eylem bir tepki doğurur ve tepki eylemle uyum içindedir.
Mesela bir göle taş attığınız zaman ne olur?
Su dalgalanır değil mi?
Ve taş ne kadar büyükse eğer o dalgalar da o kadar büyük olacaktır.
Bir çam ağacı ekerseniz çam ağacınız olur değil mi?
İncir ağacı değil. Çok fazla yersek kilo alırız.
Çok az yersek zayıflarız.
Kendimize doğru düzgün bakmazsak hastalanırız.
Yani en nihayetinde deneyimlediğimiz sonuçlar sayesinde gerçek bir şekilde kendini bize gösteriyor bakın.
Eğer kişisel felsefemiz evren yasalarıyla uyumlu değilse mutlu olma çabalarımız nafile.
Gelelim bir başka detaya.
Tao Te Ching der ki her kim memnuniyetin memnun olmakla mümkün olduğunu bir kez anlar.
Bir kişi bir daha asla.
Memnun olma halinin dışına çıkamazlar.
Uzak doğuda bir değiş yokluğunda sıkıntı çekmeyeceğiniz şeyleri bilmeyi mutlulukla eşdeğer kılar.
Bir başka uzak doğu değişine göre ise mutluluk sahip olduklarımızla yetinmektir.
Tao Te Ching diyor ki olduğun kişiyle ve sahip olduklarında tatmin olursan hiç kimse seni yağmalayamaz der.
Genelde mutluluğumuzun ya da mutsuzluğumuzun temel sebebi sahip olmak ya da olmamak.
Karşılıksız aşklar, gidilemeyen tatiller, güzel bir araba, iyi bir ev, yeterince para kazanmak, yeterince zamanımızın olmaması değil mi?
Ama bütün bunlara sahip olduğumuz zaman mutlu olacağınızın bir garantisi var mı?
Yok. Kaldı ki bunlara sahip olup yine de mutsuz olan bir sürü insan görmüşsünüzdür.
Hep deriz ya önemli olan başımıza ne geldiğinden çok o olaya.
nasıl tepki verdiğimizdir yol boyunca kendinize nasıl rehberlik ederseniz hayatınızdaki olaylar rehberliğiniz doğrultusunda şekillenecek ve o şekilde açığa çıkacak yani burada şu
var arkadaşlar bilge valı varın dediği gibi eğer bir felakete gülerseniz o felaket sizi Alt edemez.
Talihsizlik bir sel taşkını gibi yükselebilir.
Fakat cüretkar düşünceler o taşkına boyun eğdirir.
Eğer ızdırap karşısında ızdırap çekmezseniz ızdırabın kendisi ızdırap çekecektir.
Yani zor zamanlarda güçlü bir bakış açısı.
Bakın anlattıklarımın özeti güçlü bir bakış açısı.
Bir de stres tabii bizi mutsuzluğa sürüklüyor.
Ona da bir podcast gelecek.
Stresten kastımız şu.
Geçmiş, şimdi ya da gelecek.
İle ilgili sonuçların olumsuz olacağına dair düşüncelerimiz neticesinde korku, ansiyete, endişe, evham duymamız değil mi?
Stres de aslında kendimizi olaylarla ya da durumlarla ilişkilendirme biçimimiz sonucunda ortaya çıkıyor.
Sürekli kafamızda senaryolar yazıyoruz, çiziyoruz, kendimizi strese sokuyoruz.
Genelde de o senaryolar hiç gerçekleşmiyor.
Daha iyiye gidiyor yani. Neden hep kötüyü düşünüyoruz değil mi?
Kendimizi kötüyü düşünerek strese sokuyoruz.
Bir de şu var. Hayatımıza mutluluk getirecek güçlü, sağlıklı bir felsefenin önemli bir kısmı engellere nasıl baktığımız.
Bu öğretiye göre engellerin hayatımızda olmasının sebeplerinden biri de Sizi büyütmek ve daha güçlü kılmaktır.
Hani derler ya bir zincir ancak en zayıf halkası kadar güçlü olabilir diye.
Biz de en büyük zayıflığımız kadar güçlü olabiliriz.
Yani arkadaşlar evren en zayıf noktanızdan vurur.
Çünkü en çok güçlendirilmeye ihtiyaç olan yer Tam da orasıdır.
Hayattaki sorunlarımıza da böyle baksak iyi olur.
Yani üzerinde çalışılması gereken durumlar.
Üzerinde çalışarak güç ve anlayış kazanacağımız durumlar.
Eğer geçmişinizden dolayı mutlu olamıyorsanız başkalarına yaptığınız her şey için kendinizi affetmeniz, yaptıkları şeyler için başkalarını affetmeniz, bize fayda getirmediğini düşündüğümüz
olayların hakkaniyetini teslim etmemiz ve her olayın her ne olursa olsun bizim faydamıza sonuçlandığını ve sonuçlanacağını kabul etmemiz gerekiyor.
Bilgeler geçmişi iyileştirmenin ve mutlu bir hayat yaşamanın bir başka anahtarının.
şimdiyi yaşamak olduğunu vurguluyorlar.
I Ching de şöyle diyor.
Üstün insan fani olanı sonsuzluk içinde görür ve anlar.
Şimdi diye adlandırdığımız ve içinde yaşadığımız an var olan tek şeydir arkadaşlar.
Zen bizi şimdi de yaşamaya teşvik eder.
Mutluluğun anahtarı da bu.
Ne geçmişte ne gelecekte.
Şimdi de yaşamak.
Ellen Watson sözünü hatırlatıyorum.
Zen basitçe Şimdi de ve burada merkeziyleşme durumudur demişti değil mi?
Zen'in meditasyon üzerinde yapmış olduğu vurgu tam olarak budur.
Meditasyon olmakta olana odaklanarak bizi kendi merkezimizde tutma tekniği.
Budist lider Thich Nhat Hanh diyor ki meditasyon yaşamdan kaçış değil, gerçek anlamda yaşamın içinde olmaya bir hazırlıktır.
Alan Watts, ağının merkezinde yaşama deneyimine her zaman merkezi pozisyonda ve şimdiye kalmaya teşvik edilen dövüş sanatlarına benzetir ve der ki Eğer bir şeyin belli bir açıdan
geleceğini umuyorsanız geldiğinde hazır olmak için bir pozisyon alırsınız.
Dövüş sanatlarında böyledir.
Beklediğinizden farklı bir açıdan geleceğini umuyorsanız geldiğinde hazır olmak için bir pozisyon alırsınız.
Beklediğinizden farklı bir açıdan gelirse enerjinizi toplayarak yeniden pozisyon almak için geç kalırsınız.
O yüzden ne yapın?
Merkezde kalın. Böylece herhangi bir yöne doğru hareket etmeye hazır olursunuz bir darbe alacağınız zaman.
Yani diyor ki sürekli endişelenmektense bilinemez olanla çok daha iyi mücadele etme şansınız vardır.
Bu dünyaya gelip sadece yaşamak ve hayatın bir gün son bulması gerçekten çok boş olurdu değil mi?
Tabii ki alacağımız dersler var.
Kalp kırıklıkları, acılar, kaçınılmaz felaketler bunlar hep olacak ama olaylara olan bakış açımızı değiştirirsek bunların acısı o kadar da büyük olmayacak.
Kısaca zen felsefesi mutluluğun dışsal koşullardan ziyade içsel bir durum olduğunu vurguluyor ve zen pratiği Bireyin zihinsel huzur ve dengeye ulaşmasını,
anı yaşamayı ve yaşamın her anında farkındalık içinde olmayı öğretiyor.
Zen'in mutlulukla ilgili katkıları ise şimdiki anın farkındalığı ve önemi, duygusal denge, basitlik ve sadelik ve kabullenme.
O zaman ne diyoruz? Geçmişin peşinden koşmayın ve gelecekte kaybolmayın.
Çünkü geçmiş artık yok, gelecekse henüz orada değil.
Samsung Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Samsung Wind Free teknolojisiyle evine hem serinliğe hem de huzuru davet etmek isteyenleri rüzgarsız serinliğin konforunu yaşamak için açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Kendinize iyi bakın, hoşçakalın, bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
