
Cambly'de yıllık paketler aylık aboneliklere göre %60 daha iyi fiyatlarla, bu fırsatı kaçırmayın!
12 aylık aboneliklerde ayda 249 TL'den başlayan fiyatlarla! "bilginy" kodunu kullanarak şimdi başlayın! Son günler! Kampanya sona ermeden harekete geçin!
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi
Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir.
Transkript
Cambly, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve'niz. Bugün Türkiye'nin sanat güneşi.
Asla yeri dolmayacak, çok değerli bir sanatçımızı anlatacağım size.
Zeki Müren'i anlatacağım arkadaşlar.
Şak şak şak şak alkışlayalım.
Zeki Müren deyince otomatik alkışlamak istiyorum.
Hemen başlamak istiyorum çünkü uzun bir bölüm olacak.
Şimdi arkadaşlar Zeki Müren 1931 yılında Bursa'nın Hisar semtinde 6 Aralık'ta bir cuma sabahı ezanlar okunurken doğuyor iki katta ahşap bir evde.
Babası kereste tüccarı Kaya Müren, annesi Hayriye Müren, ailesinin tek çocuğu.
Pek mutlu bir aynı hayatları olmamış baştan söyleyeyim.
İlkokulu ve ortaokulu Bursa'da okuyor.
Sesinin güzelliğini ilk önce ilkokuldaki öğretmenleri fark ediyor ve ona okul müsamerelerinde başrol veriyorlar.
Hatta okulda ilk oynadığı rol çoban rolü başrolü olarak burada işte şarkılar söylüyor çoban rolünde.
Ortaokulu bitirdikten sonra Bursa artık bana dar gelmeye başladı diyor.
Yani adeta büyük şehire taşınma arzusuyla yanıp tutuşuyordum diyor.
Böyle deyince bile kendimi Zeki Müren gibi hissettim.
Efendim büyük şehire taşınma arzusuyla yanıp tutuşuyordum.
Şimdi arkadaşlar Zeki Müren'in ergenlik zamanları biraz sancılı geçiyor.
Çünkü Bursa o zamanlar 140 bin nüfuslu bir şehir yani il merkezi ama.
Genellikle böyle aileler arasında akrabalık nedeniyle yaygın bir haberleşme ağı var.
Yani dedikodu ağı diyebiliriz bunun için.
Dolayısıyla Zeki Müren'in dedikodusu da çok hızlı bir şekilde kulaktan kulağa yayılıyor.
Nedir bu dedikodu Merve?
Şöyle, şimdi yaz tatillerinde amatör olarak katılmış olduğu etkinlikler var.
Dikkat çekiyor arkadaşlar. Mesela bir oyun var.
Kadın erkek olursa diye bir oyun bu.
Burada almış olduğu rolden dolayı dedikodusu yapılıyor.
Şimdi rolü de şöyle. Bir erkek erkek olarak iş bulamıyor.
Sonunda kadın kılığına giriyor.
O şekilde iş buluyor. Sonra patronuyla kur yaparken kafasındaki peri düşüyor.
Ve erkek olduğu ortaya çıkıyor.
Oyun böyle yani piyes böyle.
Bu piyes bitince işte sahnede şarkı söylüyor Zeki Müren.
Dolayısıyla bunun dedikodusu bayağı bir yapılmış.
Babasının kulağına da gidiyor tabi bu dedikodular yani rahatsızlığı var babasının bu yönden.
Bir keresinde bu piyester esnasında şarkı söylerken Bursa Musiki Cemiyeti'nin yöneticisi ve hocalarından biri İzzet Gerçeker onun şarkı söylediğine şahit oluyor ve sesini çok beğeniyor.
Bu arada az önce dedim ya hani büyük şehire taşınmak istiyor diye bunu babasına gidip söylüyor, ricacı oluyor ve daha sonra İstanbul Boğaziçi Lisesi'ne yatılı öğrenci olarak kaydoluyor.
İstanbul'da tatil günlerinde dönemin çok ünlü müzik üstadlarından nota ve usul dersleri alıyor.
Lise son sınıftayken zaten ilk planı dolduruyor.
Bakın lise son sınıf diyorum ne kadar küçük.
Bu planın adı bir muhabbet kuşu.
Lise son sınıftayken artık okulda moral konserleri vermeye başlıyor.
Arkadaşları sesini çok beğendiği için ona teneffüste bile şarkı söyletiyorlarmış.
Zeki Müren'in babasıyla olan ilişkisinden biraz bahsetmek istiyorum çünkü önemli.
Babası onun hakkında duyduklarından dolayı az önce bahsetmiş olduğum dedikodulardan dolayı çok üzülüyor arkadaşlar.
Ve Kaya Müren ondan parlak bir öğrenci yerine başarısız bile olsa standart bir erkek çocuğu olmasını istemiştir.
Altını süzüyorum erkek çocuğu.
Aile içinde tam olarak dışlanmasa da pek bir sevgi ve ilgi görmemiştir arkadaşlar.
Zeki Müren'in en yakın dostlarından biri Sevgi Özüt.
Sevgi Özüt Hanım bir röportajında şöyle demiş.
Zeki Müren asla anne baba sevgisi görmedi.
O bütün bu sevgilerden yoksun bir şekilde büyüdü.
Zeki Müren yaşadığı bir dönem hariç sevmeyi bilmezdi.
Şöhrete kavuştuktan sonra da ailesine karşı aynı onların kendisine yaptıkları gibi davrandı.
Son yıllarda sık sık sevgili anneciğinden bahsetmesi sadece ve sadece roldü.
Toplum karşısında öyle davranmak mecburiyetinde hissediyordu diyor.
Bakın olaylar böyle ailesiyle ilişkisi böyle.
Hatta Zeki Müren'in hep anlattığı çok bilinen bir hikayesi vardır.
Acı da bir hikaye.
Diyor ki arkadaşlar ne yazık ki...
Babam beni hiç sevmedi.
Ortaokul birinci sınıfta ihtiharla geçmiştim sınıfımı.
Resmimin olduğu sayfaya bakıp beni öpecek zannettim.
Öpmedi, içkiliydi.
Şöyle bir baktı, normalmiş gibi davrandı.
Ve bitmeye yüz tutan rakısını takviye için beni mahalle bakkalına gönderdi.
Hiç unutmam, ayağımda kırmızı takunyalarım vardı.
İşte bu nedenden ötürü babamı hiçbir zaman sevmedim diyor.
Annesi Hayriye Hanım'a gelecek olursak o da oğlunu böyle özellikle yaşamının son yıllarında taparcasına sevdiği sık sık yazılıp çiziliyor.
Ama bu da gerçekçi değildi arkadaşlar.
Çünkü annesiyle babasını asla yanına almamıştır.
Onları Bursa'da eski hayatların içerisinde bırakıyor.
Ki zaten onların da ekonomik durumu iyi.
Hani onunla yaşamak gibi bir dertleri yok.
İhtiyaçları da yok. Ama zaten onlar da hiçbir zaman işte İstanbul'a gelelim oğlum senle yaşayalım.
Böyle bir şey söylememişler.
Özellikle de baba. Babası Kaya Müren, Zeki Müren şöhretinin tam noktasında olduğunda bile onunla hiçbir zaman ilgilenmemiştir.
Düşünsenize milyonların sevgisini kazanıyorsunuz ama annenizin ve babanızın gözünde hiçbir değeriniz hiçbir öneminiz yok ne kadar acı bir şey.
Hep derler ki Zeki Müren çok yalnız bir adamdı gerçekten de öyle hikayesi bittiğinde anlayacaksınız.
Zeki Müren anne ve babasının gazetecilerle görüşmesini yasaklıyor ve davet edilmedikleri takdirde İstanbul'a böyle elini kolunu sallayarak onun yanına gelemiyorlarmış.
Yani şunu diyebiliriz çok soğuk uzak ve mesafeli bir ilişkileri var.
Hani bir söz var ya arkadaşlar Kemalettin Tuğcu'nun.
Sana duvar ördüysem...
Tuğlasını sen verdin der Kemalettin Tuğcu.
Ben açıkçası bu meselelere böyle bakıyorum.
Yani hiçbir şey tek taraflı değil.
Aman anneye küsülür mü, babaya küsülür mü demeyin.
Zeki Müren'in annesi ve babası hakkında en büyük kırgınlığı gerek lise hayatında gerek Güzel Sanatlar Akademisi'nde okurken onun eğitimiyle hiçbir şekilde ilgilenmemeleri olmuştur.
Üstelik imkanları da var.
Hani yoksul bir aile falan değiller.
Bununla ilgili şöyle diyor bir akşam yemeğinde yakınlarıyla konuşurken diyor.
ki Zeki Müren normal olarak okumakla ilgili her kişi annesiyle babasıyla konuşur.
Bir gün akşam yemeğindeyiz ve ben anneme dedim ki ben okumaya devam etmek istiyorum.
Liseden sonra üniversiteye de gitmek istiyorum dedim.
Babam dumanlı başıyla babası fazla alkol tüketen biriymiş.
Bana baktı diyor ve ne gereği var dedi.
Bursa Lisesi sana yeter.
Alim olacak değilsin ya demiş.
Daha fazla okuyup ne yapacaksın diyor yani.
Annesi de diyor ki Ayol diyor Hayri Terzioğlu senin sesini çok beğendim.
Sık sık yazıhanesine gidiyormuşsun git de diyor seni Hayri Terzioğlu okutsun bunu söylüyor.
Çok şaşırdım diyor ama diyor annemin kolları hani bunu söylerken annemin kolları bileğinden dirseğine kadar altın bileziklerle doluydu.
Ve bana ne demek oğlum ben bunları bozdururum yine de seni okuturum demedi.
Ben bunları diyor ömrüm boyunca hiçbir zaman unutmadım diyor.
Şimdi gelelim Hayri Terzioğlu'na.
Kimdir o? Zeki Müren'e yeğenim diyor.
Bursa'nın en önemli iş insanlarından biri arkadaşlar.
Oldukça da zengin. Aynı zamanda 1946'da Demokrat Parti'nin kurucuları arasına yer alıyor Hayri Terzioğlu.
İşte ondan sonra il başkanı oluyor.
Bursa Hakimiyet Gazetesi'nin sahibi.
Yani çok geniş yetkileri olan birisi.
Zeki Müren Bursa'da işte daha 15 yaşındayken lise zamanlarında dediğim gibi çevresine dikkat çekiyor.
Az önce anlattığım gibi ama bu bir tehlikede arz ediyor.
diyor arkadaşlar. Çünkü 15 yaşında böyle parıl parıl gencecik bir delikanlı.
Başına bir şey de gelebilir.
Anlıyorsunuz. İnsanlar işte kahveye çağırıyorlar onu.
Şarkılar söylettiriyorlar.
İhtifatlar ediyorlar.
Ama çok genç, çok toy.
Başına bir şey gelebilir dediğim gibi.
Hayri Bey de onu dinleyip büyülenenlerden biri arkadaşlar.
Zeki Müren'i o ortamdan çekiyor alıyor Bursa'dan ve onun bütün masraflarını üstlenerek İstanbul'da Boğaziçi Lisesi'ne yatılı olarak gönderiyor.
Ve işte Boğaziçi Lisesi'ne girdikten sonra dediğim gibi ilk planı yapıyor bir muhabbet kuşu plağı.
O plaktan 15 gün sonra da İstanbul Radyosu'nun açmış olduğu bir sınav var.
Çok zor bir sınav ve burada 186 kişi arasından sınavı birincilikle kazanıyor Zeki Müren.
Ve bu sınavı kazandıktan 10 gün sonra bir telefon geliyor.
Perihan Altındağ var dönemin çok ünlü sanatçılarından.
O rahatsızlanmış yayına çıkamayacakmış.
Diyorlar ki Zeki Müren'e 1,5 saat içinde hemen buraya atlayıp geliyorsun.
Noto dosyanı al her şeyini al buraya gel diyorlar.
Onun yerine seni çıkartacağız diyorlar.
Tabii çok büyük bir heyecan arkadaşlar o dönem için.
Hemen diyor Hicaz dosyamı kaptım radyoya koştum.
Ve diyor o dakikalar nasıl geçti?
Yani bir asır gibi uzun.
Bir saniye kadar kısaydı diyor o dakikalar için.
Yani radyo dinleyicisinin Zeki Müren ile ilk tanışması bu şekilde olmuştur arkadaşlar.
Radyoya ondan sonra zaten yığınla telefon yağıyor o yayından sonra.
Hatta Hamiyet Yüceses o arıyor.
Sen kimsin diyor evladım sen nesin diyor.
Eşimle birlikte seni dinledik.
Bana kendini bir anlat diyor.
Zeki Müren de diyor ki ben sizinle Bursa'da bir öğle yemeği yemiştim.
Hani o gözlüklü mavi ceketli sarı düğmeli çocuk var ya o benim diyor.
Hamiyet Hanım da onu hatırlıyor.
Hatta o hafta radyoya o kadar çok telefon geliyor ki arkadaşlar artık ondan sonraki cumartesileri Zeki Müren'e vermek zorunda kalıyorlar o kadar telefondan sonra ve 45 dakikalık program yapmaya başlıyor.
Daha gelincecik yaşında İstanbul Radyosu'nda düşünebiliyor musunuz?
Ve o sene çok güzel bir şey daha oluyor.
Güzel Sanatlar Akademisi sınavını geçmeyi başarıyor.
Okulu kazanıyor ve orayı da birincilikle bitiriyor.
Bu arada bir parantez açıp şunu söylemek isterim.
Zeki Müren'in diplomaları daima...
Birinciliktedir arkadaşlar. Yedek subay diploması da dahil.
Her zaman birinci olmayı başarmış.
Ne işe girerse girsin. Fenerbahçe'nin efsanevi karecisi Şükrü Ersoy Zeki Müren'in Boğaziçi Lisesi'nden sınıf arkadaşıdır.
Dolayısıyla onun hakkında anlatmış olduğu pek çok anısı var arkadaşlar.
Diyor ki sınıfımızda diyor önceleri işte çok silik hiçbir şeye katılmayan kendi halinde orta boylu böyle incecik gözlüklü bir çocuk vardı diyor.
İsmi de Zeki'ydi diyor.
Hiçbirimizin dikkatini çekmiyordu.
O da zaten pek kaynaşmaya niyetli değildi bizimle hani en başlarda.
Biz de onu aldırmıyorduk diyor.
Bir de diyor Seyfi Dursunoğlu vardı diyor.
İşte aynı yatak harneyi paylaşıyorlarmış.
Seyfi Dursunoğlu biliyorsunuz namı diğer huysuz virjin arkadaşlar.
Ve şöyle diyor biz diyor ne kadar dağınıksak Zeki bir o kadar yani sinir bozacak kadar düzendi bir insandı diyor.
İşte aradan 2-3 ay geçti biz böyle derslerden dökülüyoruz.
Ve bu çocuk yani Zeki Müren her derse hazırlıklı bir şekilde geliyor.
Ve kısa zamanda hocaların göz bebeği olmayı başardı diyor.
Bu kadarı da artık fazlaydı diyor.
Sonra düşündüm kendi kendime artık onunla dost olmanın iyi olacağını anladım diyor.
Neden? Çünkü kendisi hafta sonu gelince defterinin kitabını bir tarafa atıyor hemen maça koşuyor.
Dolayısıyla dersleri iyi değil ama Zeki Müren'in dersleri muhteşem.
O yüzden onunla dost olmak istiyor.
Fakat şöyle bir durum var Zeki Müren'le dost olmak çok zor arkadaşlar.
Çünkü ne zaman diyor yanına gitsek halini hatırını sorsak bize sadece teşekkür ederim bu şekilde cevap veriyordu.
Yani böyle biriyle nasıl bir diyalog kuracaksınız?
Sonra artık bir gün yanına gittim diyor dayanamadım diyor.
Bak demiş Zeki kardeşim sen demiş çok çalışkan bir o...
Öğrencisin ama beni biliyorsun demiş.
Benim şu şu derslerim çok kötü.
Bana demiş yardım et.
Ondan sonra Zeki Müren'in böyle yüzü birden aydınlanmış.
Tabii demiş seve seve sana yardım edelim.
Dostlukları bu şekilde başlıyor.
Ve neredeyse ömür boyu sürmüştür.
Fakat şunu da belirtmiş arkadaşlar.
Ne kadar diyor yakın olursak.
Yani ne olursa olsun. Hep diyor aramızda görünmez bir mesafe vardı.
Yani hiç kimse onun sınırını aşamazdı.
Mesafelerini aşamazdı diyor.
Hepimiz ona inanılmaz saygı duyardık.
O bizden çok farklı bir insandı diyor.
Bir de yatakhanede diyor bazen beni yalnız bırakın çalışmam lazım dermiş.
Ama diyor biz bilmiyorduk ne çalıştığını.
Böyle parmaklarıyla bir şeyler yapıyordu diyor.
Meğersem diyor Müzeyyen Sener'den ders alıyormuş.
Musiki dersleri alıyormuş. Ama bize hiçbir şekilde belli etmezdi diyor.
İşte parmaklarıyla da notalar falan yapıyormuş.
Bir gün Edirne'ye gidiyorlar arkadaşlar.
Karma eğitim yapan bir lise.
Onları davet ediyor. Ve bütün kızlar Zeki Müren'in etrafında pervane oluyorlar.
Yani o gezinin starı Zeki Müren oluyor.
Sahneye de ilk defa hani arkadaşlarının önünde o gün çıkmış.
Arkadaşları şok olmuşlar.
Çünkü diyor bilmiyorduk yani onun sesini, müzikle olan alakasını bilmiyorduk.
İnanamadık diyorlar. Bir de zaten dediğim gibi çok soğuk ve mesafeli insanlara karşı sınırları olan bir insan.
Aynı zamanda ketum. Bir de çok kibar, çok nazik.
Yani böyle bir insana yanaşmak kolay değil o mesafeleri aşabilmek.
Zaten Zeki Müren deyince bence aklımıza ilk gelen şeylerden biri.
Onun o tertemiz İstanbul Türkçesi değil mi?
Dil bilgisi yanlışı içermeyen, teknik açıdan mükemmel.
Yani Türkçenin en doğru lehçesi nedir?
İstanbul Türkçesi değil mi? İşte onun en maharetli...
Lafuzu Zeki Müren'dedir.
Hatta Zeki Müren Türkçesi derim ben çok düzgün Türkçe konuşanlara.
Merveciğim Türkçeyi bir şekilde hallederiz belki.
Hani Zeki Müren gibi konuşamayız belki ama şu İngilizceyi ne yapacağız?
Nasıl böyle akıcı? Nasıl bu kadar temiz konuşabiliriz diyenler?
Arkadaşlar kelin ilacı olsa başına sürerdi diyeceğim ama zaten var.
Kondla geldim. Şimdi arkadaşlar, Cambly bu yeni yılda bizi bu yönde motive edebilmek için müthiş bir kampanya başlattı.
Size vereceğim bu özel kodla, kelin ilacı, Cambly'nin yeni yıl kampanyasıyla İngilizce öğrenmeye hemen başlayabilirsiniz.
Kodumuzu söylüyorum.
Bilgineye. Bilgineye.
Açıklamalara da bırakıyorum bu kodu.
Bu kodla 12 aylık planlar bir aylığa göre %60 daha ucuz arkadaşlar.
Ve... Ayda 249 TL'den başlayan fiyatlarla.
Yeni yılda en büyük yatırımı kendime yapmak istiyorum diyenler bu fırsatı kaçırmasın.
Çünkü ana dili İngilizce olan eğitmenlerle internetin olduğu her yerde her an canımız ne zaman isterse hemen Cambly'ye bağlanıp dil öğrenmeye başlayabiliriz.
Kodumuz bilgi neye açıklamalara bırakıyorum.
Bu fırsatı kaçırmayın derim efendim.
Son günler kampanya sona erdiğinde keşke demeyin.
Teklif sona ermeden değerlendirin.
Hadi devam edelim. Şimdi az önce radyoda bir sınava girdi demiştim ya.
O zaman sınav için söyleyeceği kendi seçtiği şarkılar var.
Ve o kadar zor şarkılar seçiyor ki Zeki Müren.
Uyarıyorlar. Bak diyorlar bunlar çok zor şarkılar.
Yani en ufak bir hata yaparsan eğlenirsin diyorlar.
Ve önünde 186 kişi var.
Eğlenmesi çok muhtemel.
Yine de vazgeçmiyor.
Sonra işte soruyorlar kaç şarkı biliyorsun diye.
3000 diyor ya inanamadım.
Yani 3000 şarkıyı ezbere biliyormuş.
Bu ne demek ya daha 19 yaşında.
Ve üniversitede okur. Ona tutulan bir ev var.
Bu evde işte özel hizmetlileri var.
Aşçısı ayrı. Ev hizmetleri için ayrı biri var.
Onu okula götürüp getiren özel şoförlü bir araç tahsis ediliyor.
İnanılmaz bir süksesi var.
Ve arkasında kim var?
Hayri Terzoğlu arkadaşlar. Ve şunu söylüyorlar her zaman.
Müzik tarihinin en başarılı PR çalışmalarından biri Zeki Müren için yapılmıştır denilir.
Güzel Sanatlar'da son iki senesinde resim bölümüne başlıyor Zeki Müren.
Desen kısmında okuyor. Ve onun için diyorlar ki.
Fakültenin en şık giyinen insanı oydu.
Hem de en zenginiydi diyorlar.
Tabi bu biraz insanların ona gıcık davranmasına yol açan bir şey bu zenginlik.
Bir o kadar da mütevazı olduğu söyleniyor.
İşte okula arabayla gidiyor ama şoförle gidiyor ama uzak bir yerde araçtan iniyor yürüyerek geliyor okula.
Hani arkadaşlarına hava atmamak için.
Ama okulda hiç...
Kimseye hiçbir şey ısmarlamazmış.
Zırnık koklatmaz diyoruz ya öyle biriymiş.
Bir de çok garip bir anısı var.
Yani bunu Zeki Müren'in yapmış olduğuna inanamadım.
Bunu anlatmak istiyorum. Bir gün üniversitenin okul kantininde 5 kişilik bir erkek grubu var.
Dalga geçiyorlar Zeki Müren'le.
Erkekliğiyle ilgili böyle saçma sapan bel altı şakalar yapılıyor.
Zeki Müren de duyuyor bunu.
Sürekli yapılıyor. Sonra bir gün diyor ki bana bakın diyor.
Bilmem ne çocukları anladınız siz.
Kemerini çözüyor. Pantolonunu indiriyor.
iç çamaşırını tutuyor böyle iki eliyle bakın diyor ben şimdi diyor bunu da indireceğim çok merak ederek o laf ettiğiniz erkekliğimle eğer mukayese edebilecek bir baba yiğit varsa ben bunu indirdikten sonra ortaya
çıksın diyor benim yaptıklarımı yapsın diyor tabi hepsi şok içinde hadi diyor hani erkekliğini gösterecek bir baba yiğit yok mu hala böyle tutuyor yani iç çamaşırını kimsenin sesi çıkmıyor ben orada dedim ki hani kapatmıştır
iç çamaşırını indiriyor arkadaşlar Gerçekten indiriyor fakültenin ortasında.
Diyor ki anlaşıldı diyor sizde iş yok alın o zaman diyor erkeklik nasılmış hadi bakalım görün diyor.
Ondan sonra bir daha hiç kimse onunla alay edemiyor korkmuşlar yani.
Ne demişler arkadaşlar? Sessiz atın çiftesi ağır olur.
Çok iyi yapmış yani hak edene hak ettiği gibi davranmak gerekiyor bence.
Bu kadar nazik bu kadar kibar bir insanı bile çileden çıkarmayı başarmışlar.
Zaten sonra işte okula daha az gelmeye başlıyor programları yoğunlaşıyor falan.
Gitgide daha da ün kazanıyor.
Okulda okuduğu dönem işte tatil zamanları da İzmir fuarında çıkıyor.
Düşünebiliyor musunuz? Zaten çok ünleniyor yani.
Üniversitede okurken ünlü zaten.
Büyük büyük paralar kazanıyor.
Ama yine de arkadaşlar diyor ki bize karşı davranışları değişmedi.
Aynıydı diyorlar. Şimdi Zeki Müren'in hayatının dönüm noktaları var.
Bunlardan bahsetmek istiyorum. 1 Ocak 1951 yılında ilk defa o radyoda çıktığı gün arkadaşlar.
Bunu cepte tutalım çünkü podcast'ın sonunda bundan bahsedeceğim.
İkinci dönüm noktası 1952 yılında.
Üniversitenin ikinci sınıfında Cahide Sonku ile bir film çeviriyor.
Yani o teklifi aldığı gün bu söylediğim gün.
Cahide Sonku bunu ilk duyduğunda karşı çıkıyor.
Yani diyor ki hiçbir film tecrübesi yok.
Benim böyle biriyle oynamam söz konusu bile değil.
Yani Zeki Müren'e yapılan PR'ı görün burada bunu söylemek istiyorum.
Cahide Sonku inanılmaz ünlü o dönem.
Ve hiç yani no name neredeyse öyle biriyle onun için no name denilebilecek biriyle başrolde oynanması isteniyor.
Düşünebiliyor musun? O da itiraz ediyor.
Bir de arkadaşlar Zeki Müren...
çok efebine buluyor Cahide Sonku diyor ki inandırıcı olmaz hani ne aşkı diyor yani aşk çekeceğiz biz bu aşk sahneleri inandırıcı olmayacak diyor yine de o kadar büyük ısrarlar geliyor ki tepeden bir yerlerden Cahide
Sonku okey oluyor filmin adı Beklenen Şarkı arkadaşlar filmin şarkısını Zeki Müren besteliyor sözlerini Güzel Sanatlar Akademisi'nde öğrenciyken hocası olan Sabih Gözen yazıyor şarkıyı hatırlarsanız
gözlerinin içine Başka hayal girmesin bana ait çizgiler dikkat et silinmesin.
Bu. Şimdi bu filmden sonra Zeki Müren'in şöhreti artık Türkiye'ye yayılıyor ve bu film için sonradan bir röportajında ne diyor biliyor musunuz?
Allah diyor kimseyi Cahide Hanım ile çalışmaya mahkum etmesin diyor Cahide Sonki için.
Her sahne bitiminde yüzünü buruşturuyordu ve tek kelime etmeden çıkıp gidiyordu diyor.
Asla Zeki Müren ile muhatap olmamış ve dışarıda hani gören insanlar şey zannediyorlar çok can ciğer kuzu sayması ama hani bu film için yapılmış bir şey ama film bittikten sonra diyor muhatabımı komple kestim onunla görüşmek.
Sonra işte tekrar bu film tuttuktan sonra ikisini bir film projesinde birleştirmek istiyorlar.
Asla diyor. Şimdi gelelim üçüncü dönüm noktasına arkadaşlar.
Küçük çiftlik gazinosuyla anlaşıyor ve o zamanlar çok iyi bir ücret karşılığında anlaşıyor.
6 Mart 1955'te bir sözleşme imzalıyor.
Bu arada arkadaşlar kendisi asla bir belgeye imza atmıyor.
Onun yerine hep vekili imzalarmış.
Ve bu anlaşmaya göre 114 gün boyunca sadece birkaç gün hariç olmak şartıyla her gün küçük...
çiftlik gazinin hususunda sahne alacak.
Buna imza atıyor. Daha 24 yaşında ve bu gerçekten çok ağır bir yük.
Ona rağmen bunu kabul ediyor.
Ve 18 şarkılık sabit bir program hazırlıyor.
Bu sabit program daha sonra seyircilerin hoşuna gitmemeye başlıyor.
Çünkü her gittiklerinde aynı şeyi duymaktan sıkılıyorlar.
Bununla ilgili bir sorun yaşamıştır Zeki Müren.
Bu şarkıların yazdığı bir liste var arkadaşlar.
Bunu kulise asıyor. Sonradan bu listedeki şarkıları diğer sanatçıların okuması yasaklanıyor.
Yani Zeki Müren'in sahnede Okuduğu şarkıları bir başkası okuyamıyor o sahneye çıkıp.
O zamanlar zaten Demokrat Parti var.
Böyle yeni yeni zenginler çıkıyor toplumda.
Ve gazinolara gelen izleyicilerin yapısı da değişmeye başlıyor.
Hatta zaman içinde izleyiciler sadece müzik dinlemeye değil.
Zeki Müren acaba bu gece ne giymiş diye izlemeye geliyorlar.
Bir de arkadaşlar kariyerinin dönüm noktalarından biri Müzeyyen Senar'la tanışmasıdır.
1948 yılında daha 17 yaşındayken tanışıyor onunla.
Müzeyyen Senar işte programını bitiriyor.
Bitirmiş tam oteline geliyor odasına çıkacak.
Diyorlar ki Müzeyyen Hanım bir genç var size onu dinletmek istiyoruz.
Zeki Müren işte bir şarkı söyletiyorlar ve Müzeyyen Senar'ın gözleri doluyor Zeki Müren'i dinlediğinde.
Çocuğum diyor sen bunları nereden öğrendin böyle bir soru soruyor.
Zeki Müren de diyor ki efendim diyor ben sizin şarkılarınızda yoğruldum büyüdüm diyor.
Babasının ona almış olduğu bir gramofon var.
Hep orada Müzeyyen Senar'ın şarkılarını dinliyormuş.
Bu arada Müzeyyen Senar seslerinin çok benzediğini söylüyor Zeki Müren'le ikisinin.
Ona da şaşırıyor. Ama ben pek benzetemedim arkadaşlar ikisinin sesini.
Ama sanırım ilk başlarda benziyordu o Zeki Müren'in sesi.
Yani 17 yaşlarındayken muhtemelen Müzeyyen Sener'i taklit ediyor olabilir.
Çünkü Müzeyyen Sener şöyle diyor.
Kulaklarıma inanamadım diyor.
Yani o yaşta harika bir ses, harika bir yorum gözlerim yaşardı diyor.
Tavru ve sesi benim tavır ve sesime çok yakında diyor.
Fakat böyle kalması doğru değildi.
Çünkü bu çok büyük bir kabiliyetin kendi yolunu bulması ve iyi bir eğitimden geçmesi gerekiyor.
Sonra da zaten Zeki Müren'in elinden tutmuştur Müzeyyen Sener.
Her cumartesi ona dersler veriyor ve onu halka tanıtmak için elinden geleni yapıyor.
İşte köşe yazıları yazıyor, Zeki Müren hakkında röportajlar yapıyor falan.
Müzeyyen Sener'in katkısı çok büyüktür.
Zeki Müren bir röportajında o diyor benim taptığım kadındı diyor Müzeyyen Sener için.
Fakat sonradan şöyle bir şey oluyor arkadaşlar bebek gazinosunda birlikte sahne almaya başlıyorlar fakat araları bozuluyor.
Olay şöyle şimdi bir gün Müzeyyen Senar'ın doğum günü arkadaşlar ve işte bebek gazinosunda kutlayacaklar.
Dönemin önemli isimleri geliyor işte o camiadan herkes geliyor fakat Zeki Müren yok yani esas olması gereken kişi yok.
Sonra Zeki Müren bir görünüyor böyle.
Geliyor diyor ki ablacım diyor kusura bakma diyor ben kalamayacağım bu gece.
Çünkü diyor az önce Mahmut Anlar ile anlaştım diyor.
Yani küçük çiftlik gazinosunun sahibiyle ben diyor gidiyorum diyor ve gidiyor.
Müzeyyen Senar çok bozuluyor.
Yani o gün diyor benim doğum günümdü.
Zeki'nin bana o gün böyle bir şey yapacağını rüyamda görsem inanmazdım diyor.
Aslında gitmesinden çok Zeki Müren'in yapmış olduğu davranışa bozuluyor Müzeyyen Sener.
Daha sonra onsuz bir şekilde sahnesine devam ediyor ve gazinoyu yine hınca hınç doldurmayı başarıyor.
Sonradan işte Zeki Müren bir barış çubuğu uzatıyor ama Müzeyyen Sener çok uzun bir süre onu affetmemiş arkadaşlar.
Radyoda da zamanla çok büyük bir otorite oluyor Zeki Müren artık ona gidiyorlar iş için o kendi gitmiyor ona geliyorlar.
Yani kendi kurallarını kendi koymaya başlıyor.
Artık gitgide bir otorite sahibi oluyor.
Normalde radyo programlarında ses sanatçıları o dönemler için 3 veya 4 saz eşliğinde program yapıyorlar.
Zeki Müren bunu değiştirmiştir.
Yani solo programlarında genellikle ona 7 tane saz eşlik ediyor.
Eğer koroysa tabii çok daha fazla.
Yani böyle bir otoriteyi o döneminin sanatçıları arasından sadece Zeki Müren kurmuştur.
Ve sahne hayatının sonuna kadar...
dairede bu otoriteyi devam ettirmeyi başarmıştır.
En önemli özelliği korkunç derecede disiplinli bir insan inanılmaz dakik yani hem özel hayatında hem de iş konusunda böyleymiş ve kendisine daima saygı duyulmasını sağlamıştır.
1953 ile 1971 yılları arasında 18 tane film çeviriyor.
Hepsinde de başrol oynuyor Zeki Müren.
Ve bu 18 film için kendisi 60 şarkı bestelemiştir.
Çok da üretken bir isim.
Sahne kostümlerini de konuşalım bence.
Çünkü çok önemli. Sahne kostümleri konusunda Zeki Müren gerçekten bir devrim yapmıştır arkadaşlar.
Türkiye'de hele ki o dönemler için.
Yani asla kimsenin cesaret edip giyemeyeceği şeyleri.
Türkiye'de ilk defa...
O giymiştir sahnede ve en önemlisi de...
Topluma bunu kabul ettirmeyi başarmıştır.
Kendisi Güzel Sanatlar Akademisi desen bölümünden mezun oldu.
Son iki sene söylemiştim. Tüm elbiselerinin renklerini desenlerini hep kendi çiziyor.
Her zaman zaten yatağının başında böyle kalemi kağıdı hazır olurmuş.
Yani aklına gelen bir elbise olursa hemen çizebilmesi için.
Ve bütün sahne kostümlerini de saklarmış.
Evinin bahçesinde sır kostümleri için, aksesuarları için iki tane ayrı depo varmış.
Gözlükleri ayrı, ayakkabıları ayrı, aksesuarlar düşünün yani.
Zeki Müren. Bunlar için de hiçbir masraftan kaçınmazmış.
Yani kazancının neredeyse %80'ini bu sahne kostümleri, aksesuarları vesaireleri için harcamıştır.
Ve der ki seyircim beni aynı kıyafette görmesin bunu söylermiş.
Sırf bir sene içinde sahnede kullandığı ayakkabı sayısı 125 arkadaşlar düşünebiliyor musunuz?
Ve her katıldığı programa 80'li 90'lı yılları söylüyorum.
Modacısı Muzaffer Çaha, fotoğrafçısı Erol Atar ve makyözü Oya Tolga ile birlikte gidermiş.
Saç modelini ve rengini değiştirmesi bile olay oluyor.
Çünkü ertesi hafta hemen hemen bütün modern kadınlar kuaförlere koşup Zeki Müren'in saç modelinin aynısını yaptırıyorlarmış rengini.
Ve sadece saç değil aksesuarlarından mücevherlerine, kıyafet modellerine kadar sektörde gerçekten ciddi bir talep oluşturmuştur Zeki Müren tarzıyla.
Ve her kostümünü çiziyor, diktiriyor.
Kostümlerin hepsine de ayrı bir isim veriyor.
Fakat en büyük devrim sahneye şortla çıkıyor.
Çünkü o dönem apartman topuklar moda Düşünsenize dizi ne kadar bacıklı Lame çizmeler, apartman topuk, kocaman topuklar, böyle yakasında tüylü payetler var.
Lame minicik bir şort giymiş ve bir sürü aksesuarlar, gözlükler sahneye böyle çıkıyor.
Ve gelen eleştirileri de hiç takmıyor.
Diyor ki bir sanatçı hem kulağa hem göze hitap etmelidir bunu söylüyor.
1957 yılında askere gidiyor arkadaşlar ki star yani askere gittiğinde çok ünlü.
Çankırı da yedek subay olarak askerliğini yapıyor.
Bir de şu var iktidarda Demokrat Parti var ve Zeki Müren'in arkasında da Hayri Bey var dediğim gibi.
Yani siyasi bir figürün kariyerinde çok büyük bir etkisi oluyor.
Dolayısıyla arkadaşlar hakkında öyle çok ileri gelip konuşamıyorlar.
Hani cesaret edemiyorlar diyeyim.
Çıkan haberler zaten hemen örtbas ediliyor.
Bu açıdan şanslı. Ama sonra zaten 27 Mayıs darbesi oldu biliyorsunuz.
İşte ordu yönetime el koydu.
Demokrat Parti iktidarına son verildi ve tüm yöneticiler görevden alındı.
Çoğu da hapise atıldı.
Hayri Terzi... Oğlu da hapse atılanlar arasındaydı.
Tüm malına, tüm servetine el konuldu.
Dolayısıyla Hayri Bey hapisteyken ne yapacak?
Senelerdir desteğini esirgemediği biri var.
Zeki Müren var değil mi? O bana yardım eder diye düşünüyor ve ondan para yardımı istiyor.
Fakat Zeki Müren telefonlarına bile çıkmıyor Hayri Bey'in.
Hatta yanında çalışan bir yardımcısı var.
Berrin Hanım. Senelerce çalışmıştır onunla.
Benim diyor gayrimenkul ödemem var.
Kusura bakmasın diyor. Tek kuruş veremem.
Aç söyle diyor yardımcısına.
Ve gerçekten de yardımcısı arayıp bunları söylüyor.
Ve yardımcısı hiç şaşırmıyor Beyrin Hanım.
Hani Zeki Müren'in böyle bir şey söyletmesine şaşırmıyor.
Çünkü böyle bir huyu var arkadaşlar.
Dediğim gibi para konusunda biraz tutumlu mu diyeyim artık ne diyeyim.
Şimdi bu olaydan sonra Hayri Bey'le arası tabii bozuluyor.
Bir daha eskisi gibi olmuyorlar.
Hayri Bey hapisten çıkıyor ama bir daha böyle olmuyorlar yani.
Ve daha sonra işte siyasi kariyeri bir tüyo eski gücü kalmıyor.
Ondan sonra zaten Zeki Müren...
Müren onun adını bile anmıyor ama yıllar yıllar yıllar sonra böyle bir pişmanlık gibi bir şey söylemiş bir masada dostlarıyla otururken.
Hani ben nasıl böyle bir şey yaptım bana bu kadar iyilik yapan bir insana dediği rivayet ediliyor.
Tabii arkadaşlar belki başka nedenler de olabilir bu küslüğün arkasında bizim hiç bilmediğimiz.
Şimdi ben dışarıdan görüneni aktarıyorum ama olayın hiç yüzünü bilmiyorum.
1962 yılında Zeki Müren'in Maxim Gazinosu serüveni başlıyor arkadaşlar.
Fahrettin Aslan yani gazinocular kralıyla fiyat konusunda pek anlaşamıyor sanat güneşi.
Yani normalde 3500 alıyorsa 1000'e okey oluyor çünkü Maxim Gazinosu.
Fakat kendi kurallarını kabul ettirmeyi başarıyor burada.
Neler var mesela kendi kuralları sözleşmede yazanlardan şöyle kısaca bahsetmek istiyorum.
Zeki Müren'in çok ünlü bir sözü var.
Neonumu katiyen söndürtmedim.
Hatırladınız mı? Böbrek taşımı bile perdenin arkasında düşürdüm.
Neonumu katiyen söndürtmedim diye.
İnstagram'da da vardı hatırlarsanız.
Neon çok önemli arkadaşlar onun için.
Hatta diğer sanatçıların neonları maksimum 45 santim iken onunki bunun iki katı olacak.
İsmi daima en üstte olacak.
Gazetelere verilen ilanlarda onun fotoğrafı diğer sanatçıların iki misli kadar büyüklükte olacak.
Tüm programını kendi hazırlayacak.
Onun istemediği hiçbir ses sanatçısı, hiçbir solist programa çıkmayacak.
Sahnede en az 10 tane saz olacak.
Diğer solistlerin maksimum 7 saz olabilir arkasında ama Zeki Müren'in en az 10 tane.
Yani en çok o olacak.
Sahnede sadece ona özel ses ve ışık düzenlemeleri olacak.
Ve onları sadece Zeki Müren kullanacak.
Onun okuduğu şarkıları başka sanatçılar okumayacak.
Kısaca böyle sözleşmede yazanlar.
Ve 10 sene Zeki Müren Maksim'de bu şekilde devam etmiştir.
Ta ki 1972 yılında Muazzez Abacı Maksim Gazinosuna gelene kadar kurallar orada bozuluyor.
Ve 1972'de o geldikten sonra ayrılıyor.
Fahrettin Aslan dönmesi için çok uğraşıyor ama kindar bir insanmış affetmiyor arkadaşlar.
Ama bu olayların öncesinde Fahrettin Aslan Bülent Ersoy'u kendi gazinolarından birini alıyor çalışması için.
Olaylar orada başlıyor aslında ilk başta.
Şimdi şöyle ki Fahrettin Bey Bülent Ersoy'u az solist olarak lanse ediyor.
Zeki Müren inanılmaz kıskanıyor bunu duyduktan sonra.
Bana rakip çıktı diyor yani hemen fark ediyor ciddi dişli bir rakip.
Zaten tehlikeli rakipleri var Zeki Müren'in onlardan biri de Adnan Şenses'tir.
Biliyorsunuzdur o hikayelerini anlatmayayım.
Bülent Ersoy'un Maksim'de çıkacağını duyduktan sonra hayır diyor çıkamaz diyor fırtınalar koparıyor ama şöyle düşünüyor.
Hani Fahrettin Bey onu kovacak Bülent Ersoy'u kendisiyle yola devam edecek böyle düşünüyor.
Çünkü Bülent Ersoy yeni çıkmış bir isim fakat öyle olmuyor arkadaşlar.
Bunun üstüne Maksim'i bırakıyor ve Fahrettin Aslan da görüşmüyor bir daha.
Hatta onun hiçbir işlettiği gazinoda da çalışmamıştır.
Gelelim Zeki Müren'in hayatımın en büyük 3 mutluluğundan biri dediği Aspendos konserine arkadaşlar.
31 Mayıs 1969 günü bütün Antalya'yı yıkıp geçiren bir konser veriyor arkadaşlar.
Ama o kadar hasta ki bu konseri verirken gut hastası.
Yani bırakın sahneye çıkmasını zaten ayağı zor kalkıyor.
Ve sırf o konsere çıkabilmek için bir hafta çok sıkı bir tedavi görüyor.
O şekilde ayağa kalkıyor ve bu konserin bedeli çok ağır oluyor.
Ama yine de o konsere çıkmıştır.
2,5 saat sahnede kalmıştır.
Tarihi bir gece yaşatmıştır Antalya halkına.
Ama çok yetersiz bir kulis varmış orada.
Klima yok, çok sıcak.
Küçücük bir karavanda üstünü değiştiriyor.
Korkunç ızdıraplar içerisinde gut hastası olduğu için ayaklarının acısından zaten zor duruyor.
Ve 27 bin kişi var izleyen düşünebiliyor musunuz?
Ve konser sonrası ona gösterilen sevgiyi gördükten sonra mutluluktan ağlıyor.
Fakat bu konserden sonra sağlığının çok bozulduğu söylenir.
1955 ile 1980 arası 25 sene sahnelerde fırtına gibi esiyor Zeki Müren.
Yani onun kadar kazananı yok arkadaşlar.
Ama 1970 sonrası Bülent Ersoy geliyor.
Yani o var. Ve Zeki Müren döneminin en önemli ve en büyük yıldızlarından biri.
Bülent Ersoy zaten sonradan oluyor.
Beheye Aksoy var. Emel Sayın var.
Gönül Akkor var. Gönül Yazar var.
Muazzez Abacı var. Seçil Hepar var.
Yani yine o dönemin önde gelen isimlerinden.
Safiye Ayla var arkadaşlar.
1950'li yılların en tutulan sanatçılarından.
Zeki Müren'in 1962 yılında 3 tane apartmanı varmış.
Satın almış olduğu. Helal Apartmanı, Müren Apartmanı ve Alıntıel Apartmanı.
Parasını çok tutumlu bir şekilde harcıyor.
Genelde gayrimenkule yatırıyor gördüğünüz gibi.
Gece 2'de gazindodan çıkıyormuş, eve gidiyormuş.
Sonra o gecenin kayıtlarını izliyormuş sabahlara kadar.
İşte sazlar doğru çaldı mı?
Sahnede yeterince iyi miydim?
Misafirlerle olan diyaloğum nasıl?
Bunları tek tek izleyip not alıyormuş.
Gördüğü sıkıntıları not alıyormuş.
İnanılmaz bir iş disiplini var.
Yani gerçekten düşünsenize tek tek not alıyor.
Nerede ne hata var diye düzeltmek için.
Yıllarca bunu yapıyor. Her sabah sekizde kalkıyor.
Gazetelerini tek tek okuyor. Kendisiyle ilgili ne yazılmış ne çizilmiş diye bunları okuyor.
Bilal Terso'yu öven yazılar görürse çok sinirleniyor.
Öğlen tekrar uyuyor bir şekerleme yapıyor.
Akşamüstü saunaya gidiyor.
Cihangir saunası. Ve o zamanın bütün ünlülerinin uğrak yeriymiş arkadaşlar.
Cihangir saunası. Ve hayatının en büyük aşkıyla da bu saunada karşılaşmıştır.
Kürşat Bey. Genç yakışıklı bir subay.
1972 ile 1980 arası yaşamış olduğu bir aşk bu.
Ve hayatı boyunca o aşkla beslenmiştir.
Eserler beslenmiştir. Bir konuşması var arkadaşlar.
Hatta onu şimdi buraya koyacağım.
Çok güzel bir konuşma. Zeki Müren'in aşk sorusu.
Bu arada yalnız aşk şevk veriyor, hastalık vermiyor.
Çünkü aşkın kendi hastalık.
Gerçekten çok hoş efendim.
Hiç aşık oldunuz mu efendim?
Evet, evet. Önce musikiye diye bir başlangıç yapacaktım.
Çok beylik olacak. Evet, ben 61 yılında uhrevi diyebileceğim bir...
Aşk yaşadım. Sekiz sene sürdü.
Çok büyük bir dostluk.
Çok büyük bir duygu.
Menfaate dayanmayan en temiz hislerle dolu günler ve yıllar.
Ve ondan sonra yine hala yaşıyorum galiba.
Bunu kapayalım. Peki efendim.
Bunu kapıyoruz ve çok teşekkür ediyoruz.
Bu çok özel şeyimiz.
İstirham edelim efendim. Öyle işte çok büyük bir aşk gördüğünüz gibi.
Zeki Müren'in bestelediği şarkıları dinlerken o yüzden sanki böyle bize gizli bir derdini söyler gibi geliyor.
Benim en sevdiğim şarkılarından biri Manolyam her fasılda mutlaka isterim.
Cinsel tercihi hakkında konuşacak olursak Zeki Mürel bununla ilgili 1987 yılında Mete Akyol'a vermiş olduğu bir röportajda şöyle söylüyor.
Aslında diyor dört duvar arasında kalan ve topluma insanlığa hiçbir zarar getirmeyen insan özellikleri menfi olarak eleştirileceği yerde özel hayata saygı duyulup normal olarak
kabul edilmelidir diyor.
Dört duvar arasında kalan özellikler ki bunlar Tanrı'nın çizdiği kader ve yaratıcılıkla ilgilidir.
Kişinin yalnız ve yalnız kendisini ilgilendirir diyor.
Yine aynı röportajında aşk için şöyle söylüyor.
Allah diyor bana bir daha öylesi bir aşk nasip etmesin.
Çünkü kalbim dayanmaz aşkın öylesine diyor.
O günlere dönüp bakıyorum bir düşünüyorum.
O nasıl bir çileydi diyor.
Acılı bir yemek gibi. Yemeğin acılısını bilmiyorum ama aşkın acısını tattım.
Aşkın acısını çok iyi biliyorum diyor.
Hayatta öylesine bir aşka ikinci kez katlanabileceğimi düşünemiyorum diyor.
Onun için aşık olmak için değil.
Aşık olmamak için Tanrı'ya yalvarıyorum diyor Zeki Müren.
Ve bazen sahnede onu hatırlayıp ağlarmış.
Şarkılarının çoğunu böyle dizlerinin üzerine çökerek ağlayarak okurmuş o ilişkisinden sonra.
Ben diyor çoğu şarkımı ona söylerdim sahnede.
Sadece bir kişi için söylermiş düşünsenize.
Ben diyor öyle ağlayıp içti işte okuyunca karşımdaki 10 bin kişi de benimle birlikte hemhal olurdu diyor.
Sonradan arkadaşlar işte bu sevdiği kişi evleniyor ama ömür boyu dost kaldıkları söylenir.
Ve Zeki Müren hayatını kaybettiğinde onu son yolculuğuna...
Alnından öperek uğurlamıştır bu büyük aşkı.
Büyük aşkından sonra yine hayatına giren çıkan birileri oluyor.
Hatta bir tanesi onun bu para konusundaki bütün tutumluluğunu yerle bir etmeyi başarıyor.
Sömürmüş diyebilirim arkadaşlar.
Zeki Müren de ünlü olduğu için hani olay basına yansıyacak diye açıkçası susmak zorunda kalmış ve çok çok paraları gitmiş.
Bir de arkadaşlar şöyle bir şey oluyor.
Bu kendisini sömüren sevgilisi var ya bir gün işte beklediği para gelmiyor Zeki Müren'den.
Evini basıyor resmen böyle küfür kıyamet.
Ve o sırada Zeki Müren odasında uyuyor.
Böyle göz bantlarını takıp karanlıkta uyuyormuş.
Ve bir kuralı var. Hiç kimse asla ve hatta ne olursa olsun o uyurken odasına giremiyor.
Hiç kimse. Ama o gün yardımcısı Ümran Hanım odasına girmek durumunda kalıyor.
Diyor ki odanın kapısını yavaşça açtım.
İçerisi zifiri karanlıktı.
Bir süre gözümün alışmasını bekledim.
Yavaşça yatağına yaklaştım.
Sağ kolunun üzerine yatmış uyuyordu.
Ve inanın o kadar masum bir hali vardı ki.
Birden diyor ona acıdım diyor, hüzünlendim diyor.
Her şeyi vardı, etrafında yüzlerce insanı vardı ama esasında o kadar yalnızdı ki diyor.
Sonra ona seslenmeden böyle yavaşça elimle yüzünü okşadım diyor.
Hemen doğrulmuş Zeki Ümran o okşamadan sonra lambasını yakmış, gülümsemiş.
İşte diyor o an için Ümran Hanım diyor ki...
Anladım ki o zamana kadar annesi dahil hiç kimse onu bu şekilde okşayarak uyandırmamış.
Ve benim onu uyandırma şeklimi belki en az 50 kişiye anlattı diyor.
Çok gariptir. Küçük bir hareket diyor.
Bazen insanın 30-40 yıllık hayatında hasret kaldığı şeyi gideriveriyor diyor.
Peki. Zeki Müren nasıl sahnelere veda etti?
Buraya gelelim. Şimdi bunun beş nedeni var arkadaşlar.
Birincisi ses tellerinde çok ciddi nodüller oluşuyor.
Almanya'ya gidiyor gizlice ameliyat oluyor ve şarkı söylemesi çok uzun bir süre yasak.
6 ay kadar. Ona rağmen 3 ay sonra sahnelere geri dönüyor.
Tehlikeli olduğu halde. İkincisi ya diyor bir gün sahneleri dolduramazsam.
Böyle bir korkusu var. Eğer diyor böyle bir şey olursa.
Canıma kıyarım. Bunu bile söylemiş yakınlarına.
Üçüncüsü Bülent Ersoy arkadaşlar.
Bülent Ersoy olan nefreti.
Çok derin bir kıskançlığı var ona karşı.
Hep böyle onun daha başarılı olacağından korkmuş.
Dördüncüsü gut hastalığı.
Bu hastalıktan dolayı saatlerce sahnede ayakta kalması gerekiyor.
Kalamıyor. İnanılmaz ağrılar çekiyor.
Şeker hastası aynı zamanda.
İğneleri var. İşte yüksek tansiyonu var.
Ve sahnede olması gerçekten çok büyük bir risk.
Ve beşinci sebep de zirvede bırakmak arkadaşlar.
Bence başarılı insanlar için bu başarıdan bile zor bir şey.
Zirvede bırakabilmek gerçekten çok önemli bir şey.
Sahne onu bırakmadan o sahneyi bırakmak istiyor.
Şimdi Zeki Müren sahnelere veda etmek için hastalığını öne sürüyor.
Zirvede bırakabilmek için.
Hatta kalp krizi geçirdiğini söylüyor.
Ama bunun bir senaryo olduğu iddia ediliyor arkadaşlar.
Yani sahneden çekiliyorum demiyor da kalp krizi geçirdim gibi bir şey söyleniyor.
Tabii bu bir iddia.
1980 yılının başında...
Nelere veda ediyor. Daha sonra işte senelerce neredeyse meslek hayatının en başından beri onunla çalışan az önce bahsetmiş olduğum evindeki yardımcı Berrin Hanım.
Onunla aralarında çok tatsız olaylar yaşanıyor.
Aşçısının işte ve yardımcısının evdeki üç çalışanın daha doğrusu bir olup altınlarını çaldığını iddia ediyor Zeki Müren.
Ama Berrin Hanım bunun aksini avukatlar eşliğinde üstelik tüm belgeleriyle ortaya koyuyor.
Aklanıyor arkadaşlar. İyisiyle kötüsüyle anlatıyorum her şeyi.
İnsanız sonuçta. Zeki Müren olabilir ama o da bir insan.
Bu olaydan sonra Berrin Hanım perişan oluyor üzüntüden.
Çünkü çok ağır bir suçlama arkadaşlar bu.
Düşünsenize senelerce yanında çalışmış bir insandan bahsediyorum.
Yani sağ kolu Zeki Müren'in.
Ondan sonra işte Zeki Müren'e bir tazminat davası açıyor.
Ve Berrin Hanım Bodrum'daki yalıdan ağaç...
Ayrılıyor zaten ayrıldıktan sonra Zeki Müren'in bütün hayatı alt üst olmuştur.
Çünkü evdeki düzen bozuluyor.
Her şey ters dönüyor bir anda.
Bir de hasta yemesine içmesine dikkat etmesi gerekiyor ilaçlarına.
Bunların hepsini Berrin Hanım yapıyor.
O gittikten sonra mahvoluyor.
Ve bir zaman sonra Berrin Hanım ile Ümran Hanım'ı tekrar böyle rica minnet yanına çağırmak istiyor.
İşte araya hatırlı dostlar sokuyor.
Fakat Berrin Hanım o eve geri dönmüyor.
Çünkü yine parayı mesele ediyor.
Bu arada arkadaşlar şöyle bir durum var.
Konusunda hep Zeki Müren geri duruyor.
Yani çalışanlarına karşı eli çok sıkı.
Herkes bu durumdan çok rahatsız.
Daha önce de işte Berrin Hanım'la zaten maaş konusunda bir sıkıntıya düşmüşler seneler önce.
Yine Berrin Hanım evden gidiyor.
İşte rica minnet geri getiriliyor.
O zaman da dağılmış Zeki Müren.
Fakat yine aynısını yapıyor.
Fakat bu son sefer dediğim gibi Berrin Hanım geri dönmüyor.
Tazminatından da geri dönmüyor.
Ve alıyor da o tazminatı.
Ondan sonra işte Zeki Müren dediğim gibi çok kilo alıyor.
Sağlığı iyice bozuluyor.
Düşünsenize her gün 34 tane ilaç içmesi gerekiyor.
Ve en son işte İzmir'de sahneye çıktı biliyorsunuz.
Kalbinden rahatsızlığı var.
Ve o gün hiçbir ilacını içmemiş.
Ve şöyle diyenler var. Hani bile bile kendini bu sona hazırladı Zeki Müren.
Bilerek ilaçlarını almadı diyorlar.
Şöyle arkadaşlar şimdi Zeki Müren'e bir hediye verilecek.
İstanbul Radyosu'ndan. Hani en başta anlattım ya burayı hatırlayın unutmayın dedim.
İşte orada şarkı söylüyor.
dediği ilk mikrofon var ya onu hediye edecekler.
Dolayısıyla İstanbul'a davet ediyorlar Zeki Müren'i.
O da diyor ki yok diyor bu program İzmir'de olsun.
Ricacı oluyor. Tamam diyorlar kırmıyorlar.
İşte TRT stüdyolarında İzmir'de bir program hazırlıyorlar.
O gün arkadaşlar ilaçlarını almıyor.
Hem böyle sahnede daha güçlü durmak için hem de ses telleri açılsın diye kortizon alıyor.
Vitamin hapları alıyor fakat ilaçlarını içmiyor.
Yani işin aslı şu ki sahnede ölmek istiyor.
Bunu iddia edenler var. Ben de aynısını düşünüyorum.
Yani bile bile kendini o yola sürükledi diyenler var.
Neden böyle düşünüyoruz? Çünkü arkadaşlar 11 Ağustos 1996'da yani vefatından bir buçuk ay önce falan bir belgeseli çekiliyor.
Orada diyor ki bir gün bir film çevirirsem nasıl bir senaryoda rol almak isterim?
Eğer böyle bir soru sorarsanız şöyle cevap veririm diyor.
Henüz alkışlar devam ederken, henüz hayranları ile kapısı dolup taşarken, henüz günde yüzlerce mektup alırken inzivaya çekilmiş olan bir bestecinin hayatını oynardım.
Ve genç yaşında geçirdiği büyük bir aşkın...
kabus halinde tekrarlanmasından dolayı intihar eden bir besteciyi oynardım.
Hayır, intihar da bir olay.
Kuvvet ister, cesaret ister.
Allah'ın verdiği canı muhakkak ki Allah almalıdır.
Ama bu bir başkaldırıştır, bir isyandır.
İnsan yaşadığı kadar yılı kafi görüyorsa pekala ömrüne bir son verebilir.
Ben böyle bir senaryo düşündüm diyor.
Böyle bir şeyle oynamak isterdim diyor.
Daha ne desin değil mi? Bakın ölümünden bir buçuk ay öncesinde vermiş olduğu bir röportaj.
Belgeselde var bu. O yüzden arkadaşlar vefatı hakkında böyle iddialar var.
Türkiye'de ilk altın plağı alan ansiklopedilere konu olan vergi rekortmenliğiyle temiz Türkçesiyle yeri asla dolmayacak bir sanatçı sanat güneşimiz Zeki Müren 12
numaralı mikrofon ile 1 Ocak 1951'de başlayan sanat hayatı yine aynı mikrofonla 45 yıl sonra.
Yine sahnelerde son buldu arkadaşlar.
O bizim kültürümüzün en eşsiz renklerinden biriydi.
Hala sesiyle, şarkılarıyla seneler sonra bile bize eşlik etmeye devam ediyor ve edecek.
Her İzmirlinin Zeki Müren'le bir anısı vardır biliyorsunuz ben de İzmirliyim.
Benim yaşım yetmedi onu tanımak için ama rahmetli dedem ve babaannemin Bodrum'dan arkadaşıydı.
Beraber güneşleniyorlarmış, denizlere giriyorlarmış.
Bir sürü fotoğrafları vardı.
Şimdi uzaklarda belki ama...
Elbet bir gün buluşacağız demek istiyorum.
O her sahnesinde derin bir ah çeker arkadaşlar ve helal der sahnelerinde.
Bir gün bu helalin anlamını soruyorlar.
Neden sahnelerinizde helal diyorsunuz diyor.
O da diyor ki aldığınız malın, giydiğiniz bir elbisenin, taktığınız bir yüzüğün, bir kol saatinin, bir arabanın helal mi haram mı diye bir duygusu vardır diyor.
Ya bu alkışlar bana helal midir?
İnsan... İçinden hep bunu soruyor diyor.
Ve hemen cevap veriyorum.
Helaldir. O çıkan helal oradan yani.
Ama benim de diyor yıllarca davranışlarımdaki gayretim helaldir.
Helal en sevdiğim kelimedir.
Bravo'nun çok çok üstündedir.
Helalde bir hak edilmişlik vardır.
Helalde kutsallık, meşruiyet vardır.
Helalde gırtlağımın kanı, yıllarımın teri, yorgunluğu var.
Tetizliğim, saygım var.
Ürünüm helaldir. Ne güzel diyor.
Ben de tüm kalbimle helal olsun diyorum.
Hepimize böyle bir çalışma azmi, böyle bir disiplin, böyle bir hak edilmiş başarı diliyorum.
Ve bu bölümü Zeki Müren'in yeni yıl mesajıyla kapatıyorum.
Saygılar, sevgiler diliyorum onun deyimiyle.
Kembeli Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Bize özel kodumuzu ve detayları açıklamalardaki linke bırakıyorum.
Kendinize iyi bakın arkadaşlar.
Harika bir yıl olsun hepimiz için.
Hoşçakalın. Bay bay. ülkemiz için, milletimiz için, tüm dünya insanları için en güzel olayları getirsin inşallah.
Yeni yılda hepinize sıhhat, mutluluk ve başarılar diliyorum efendim.
Her şey gönlünüzce olsun, her şey dilediğinizce olsun, her şey her zamankinden daha yüce olsun efendim.
Çok değerli sanat arkadaşlarım adına...
Ve kendi adıma hepinize en engin sevgilerimi, en derin saygılarımı sunuyorum.
Lütfen kabul buyurunuz efendim.
Gülünüz, siz de gülünüz, sizler de gülünüz.
Lütfen gülünüz, gülelim.
Yeni yıla girdik, neşeyle girelim, kıvançla girelim, huzurla girelim.
Gülelim.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
