
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
“Kendimi Nasıl İyileştiririm?” kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Yeni kitabım "Hikayeni Yeniden Yaz!"ı almak için: https://amzn.eu/d/ipC0Vma
Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içerir.
Transkript
Terapin Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün başarımızın ve başarısızlığımızın temelinde yatan zihniyeti konuşacağız arkadaşlar.
Tabii yine bu işin uzmanı ışığında ilerleyeceğiz.
Stanford Üniversitesi'nden psikoloji profesörü Carol Dweck, ki bu alanda onlarca yıl araştırma yapmış, sosyal psikoloji, gelişim psikolojisi alanlarında dünyanın en önde gelen araştırmacılarından
biri. Şimdi Carol Dweck yapmış olduğu çalışmalarla...
Aslında bize şunu söylüyor, insanları başarıya ya da başarısızlığa götüren temel faktörün sadece böyle doğuştan gelen zeka ve yetenek olmadığını, asıl belirleyici olan şeyin sahip
oldukları zihin yapısı olduğunu söylüyor ki bunu bilimsel olarak ortaya koyuyor zaten bugün bunu konuşuyor olacağız.
Yani arkadaşım senin zihniyetin her neyse işte o senin başarının mihenk taşı.
Ne demek istiyorsun Merve şimdi?
Bir şeyde başarısız olduğunuz bir ana gitmenizi istiyorum.
Ne düşündünüz o anda?
Ya ben zaten bu konuda yetenekli değilim, beceriksizim vs.
böyle mi dediniz? Yoksa ya şu an yapamadım.
Hani belki zamanı gelmemiştir.
Şu anda öğrenemedim.
Belki hani zamanla bunu öğreneceğim gibi bir şey mi söylediniz?
Eğer ilk söylediğim yani işte yetenekli değilim, ben zaten beceriksizim falan diyorsanız.
Bu sabit zihniyet arkadaşlar yani zeka, karakter ve yeteneklerin doğuştan geldiğine inanıyor olabilirsiniz ve bunların asla değiştirilemeyeceğine inanan bir düşünce yapısına sahip olabilirsiniz.
Eğer ikincisini söylediyseniz ya şu an yapamadım hani henüz belki zamanı değil dediyseniz.
Daha sonra belki öğrenirim, zamanla gelişirim dediyseniz bu çok iyi bir şey.
Çünkü bu gelişim zihniyeti.
Yani yeteneklerin öğrenme, çalışma, azim ve tecrübeyle zaman içerisinde geliştirilebileceğine inanan düşünce yapısı.
Gelişim zihniyeti diyoruz buna.
Çok önemli bir şey bu. Ki buradaki en önemli detaylardan biri de şu.
Eğer sabit zihniyetli bir insansanız başarısızlığı böyle gelip geçici bir durum olarak görmezsiniz.
Dersiniz ki ya ben bunu başaramadım.
Bu zaten benim yetersizliğimin bir kanıtı.
Öyle düşünebilirsiniz. Yani kişisel bir felaket gibi algılarsınız o başarısızlığı.
Başaramadım demek yerine ben başarısız biriyim dersiniz.
Bakın ne kadar farklı. Çok farklı şeyler.
Ben başarısız biriyim deyince başarısızlığı direkt böyle alıyorum.
Kendi kimliğimle özdeşleştiriyorum değil mi?
Ne kadar yanlış bir şey aslında.
Ve sabit zihniyetli insanlar genelde suçu böyle başkalarına atmaya meyledir.
Bahaneler üretmeye daha meyledirler.
Gelişim zihniyetinde olanlarsa başarısızlığı böyle bir son gibi algılamazlar.
Başarısızlıklarını alırlar derler ki ya kardeşim bu benim büyüme ve öğrenme yolculuğum bir parçası ya.
Böyle görürler. Ve herhangi bir hata yaptığında bunu böyle kişiliğine vurulmuş bir damga gibi değil de hani az önce dedim ya ben başarısız biriyim.
Bu bir damgadır kişiliğimize vurulmuş bir damga.
Böyle görmüyor bunlar. Şöyle düşünüyorlar ya ben bunu bunu yaptım ama şunla şunla şu olmuyormuş demek.
Hani ne işe yaramıyor?
Benim bu yaptıklarımda şu şu işe yaramadı.
Bunları bir çıktı olarak kabul ediyorlar ve diyorlar ki atıyorum bir sınavı mı başaramadı?
Diyor ki ben bu şeyi şu an yapamadım.
Şu süreçte başaramadım ama daha sonra azmedersem, çalışırsam, çabalarsam başarabilirim gibi düşünüyorlar.
Ki zaten bu çok iyi bir şey, olumlu bir şey.
Bir de şu var, sabit bir zihniyetiniz varsa arkadaşlar üzerinize yapışmış böyle belki bir etiket vardır.
Zeki ve yetenekli etiketi vardır ve bunu kaybetmekten çok korktuğunuz için hata yapma ihtimaliniz olan şeylerden böyle köşe bucak kaçarsınız.
Eğer gelişim zihniyetindeyseniz hata yapmaktan korkmazsınız.
Aksine o hatalarınızı alırsınız ve yeni bir şeyler öğrenme fırsatı olarak bir oyun alanı gibi kullanırsınız orayı.
Ama sabit zihniyetteyseniz atıyorum işte sizi biri eleştirdiği zaman bunu bir gelişim fırsatı gibi görmezsiniz.
Direkt böyle ya bu benim kime mi saldırıyor gibi düşünebilirsiniz.
Ve anında savunmaya geçip hop bir duvar örersiniz.
Başkalarının başarılarını kıskanırsınız sabit zihniyetteyseniz.
Sanki böyle hani ortada bir pasta var ama bu sınırlı sayıda bir pasta.
Ve o pastadan onlar pay almış ama siz hiç alamamışsınız.
Böyle bir his. Ve o başarılı olan...
kişileri de böyle bir tehdit gibi algılarsınız sabit zihniyette.
Ama tam tersi gelişim zihniyetindeyseniz size gelen eleştirileri alırsınız ve bu eleştirileri daha iyi bir versiyonunuza dönüşebilmek için olumlu bir şekilde kullanırsınız.
Tabii bence o gelen eleştirinin kaynağının yani membasının temiz olup olmadığına da bir bakmak lazım.
Eğer bu eleştiriyi kabul edip pozitif bir yönde gelişim göstereceksek.
Hani her eleştiri de bizi geliştirme amaçlı değil.
Bazısı da gömme amaçlı direkt.
Bu ayrımı da unutmayalım. Şimdi gelişim zihniyetinde olanlar ilişkilerde bir zorluk yaşasa bile şöyle düşünüyorlarmış.
Hani okey hani böyle bir zorluktan geçiyoruz şu an ama birlikte büyüyeceğiz, birlikte öğreneceğiz.
İlişkiyi daha iyi bir hale getirme fırsatı bu yaşadıklarımız belki böyle düşünüyorlar.
Ben de son zamanlarda işte başıma ne gelirse gelsin olsun ya deneyim oldu bana falan demeye başladım.
Böyle diye diye arkadaşlar bilmiyorum nereye varacağım.
Benim polyanlacılık seviyem Everest.
Neyse ki iyi haberim var.
Sabit zihniyetten gelişim zihniyetine geçiş gibi bir şansımız var.
Şimdi biraz daha bu zihniyetin gücünü kanıtlayan araştırmalardan ve başarı hikayelerinden bahsetmek istiyorum size.
1998 yılında Kolombiya Üniversitesi'nde 400 öğrenci üzerinde bir deney yapılmış.
Tüm çocuklara bir yapboz çözdürülüyor, puzzle çözdürülüyor.
Sonra bu çocuklar iki gruba ayrılıyor.
Birinci gruba şöyle diyorlar çocuklara.
Vay canına işte çok zekisin, zehir gibisin falan diyerek böyle zekalarını övüyorlar birinci grubun.
İkinci gruptaki çocuklara da işte ne kadar güzel çaba vermişsin çocuğum diyerek emeklerini övüyorlar bu çocukların.
Şimdi özellikle ebeveynler lütfen burayı iyi dinleyin.
Bu deneyin ikinci aşamasına geldik.
İkinci aşamada çocukların önüne bir kolay yapboz koyuyorlar bir de zor yapboz.
Diyorlar ki hadi çocuklar ister kolay yapbozu seçin ister zor yapbozu.
E ne oluyor biliyor musunuz? Bu çok zekisin dedikleri çocuklar var ya yani birinci grupta olan çocuklar.
Aslında bunlara işte vay canına ne kadar zekisin, zehir gibisin dedikleri için bu çocukları aslında bilmeden Sabit zihniyete itiyorlar arkadaşlar.
Ve bu sabit zihniyete itilen çocukların %67'si yani zeki diye etiketledikleri o çocukların %67'si bu etiketini kaybetme korkusuyla gidiyorlar en kolay olan yapbozu seçiyorlar.
Ve fakat emeklerini övdükleri çocuklar, ikinci gruptaki çocuklar gelişim zihniyetine yönlendirilen o çocuklar çünkü emekleri övüldü onların zekaları değil.
Bu çocukların %92'si, ya müthiş bir oran, %92'si zor olan yapbozu seçmiş.
Çünkü onlar için önemli olan şey o süreçten keyif almak.
Yani sonuç değil, anlatabildim mi?
Öğrenme süreci, gelişim.
Şimdi buradan ebeveynlere seslenmek istiyorum.
Lütfen çocuklarınızın zekasını değil, çabasını övün, emeğini övün.
Ya da belki aileniz size hep böyle ne kadar zekisin, ne kadar akıllısın yavrum, sen her şeyi başarırsın vesaire dediği için siz o sabit zihniyette hapsolmuş olabilirsiniz.
Mesela Hong Kong Üniversitesi'nin bir araştırması var.
Okula başlayan ve İngilizce konusunda eksiklikleri olan üniversite öğrencilerine yönelik bir İngilizce tenafi kursu yapıyor üniversite.
Bedava. Ve görüyorlar ki sadece gelişim zihniyetine sahip olan öğrenciler bu İngilizce dil kursuna katılmaya istek gösteriyor.
Ama sabit olanlar sırf böyle başarısız görünürüz, eksik görünürüz korkusuyla böyle bir fırsattan faydalanmıyorlar.
Yani sırf zeki görünümümüz zedelenir korkusuyla.
Neden? Çünkü bu kursa katılmak kendi iç dünyalarında ve aslında çevrelerine de karşı benim İngilizcem yetersiz.
Yani bunun itirafında bulunmak anlamına geliyor.
Halbuki gelişim zihniyetinde olan öğrencilere baktığım zaman onlar için nasıl görünecekleri, kimin ne diyeceği bunların bir önemi yok.
Çünkü bu onların kişiliğiyle alakalı bir şey değil.
Bir kimlik veya bir zeka meselesi değil.
Sadece şöyle düşünüyorlar bunlar.
İşte benim şu anda İngilizcem iyi değil.
Şu an yeterli seviyede değil.
Böyle bir kurs varmış ben buna katılayım.
Geliştirebilirim herhalde. Bu gözle görüyorlar.
Bence sınıfta böyle parmak kaldıran kaldırmayan öğrenciler de bir tık böyle.
Bazı çocuklar var işte aman hoca benim bilmediğimi düşünür.
Arkadaşlarım bana güler. Alay ederler korkusuyla.
Parmak kaldırmıyorlar. Ya da bazılarını görürüz çat diye parmak kaldırıyor.
Diyor ki hocam ben anlamadım.
O kısmı bir daha anlatır mısınız diyor.
Ve bence öğretmenlerin en sevdiği öğrenci profili bu.
budur diye düşünüyorum. Bir de şöyle bir şey var.
Birçoğumuz bence başarıyı bir sonuç olarak değil de bir değer ölçüsü olarak öğrendik.
Yani ben öyleydim en azından.
Hani iyi not alırsan başarılısın.
Kazanırsan zekisin.
Birinci olursan değerlisin.
Hani başaramazsan da sanki böyle eksik bir şey varmış gibi hissediyorsun.
Bu yüzden başarısızlıktan değil de başarısızlığın bizim hakkımızda söyleyeceğini düşündüğümüz şeylerden korkuyoruz diye düşünüyorum.
Carol Dweck buna sabit zihniyet diyor.
Yani performansımızı karakterimizle karıştırmak.
Ve hayatın hiçbir döneminde bu durum sınav yıllarında kadar Yoğun yaşanmıyor galiba.
Şu anda beni dinleyen ve işte DGS'ye ya da üniversite sınavına hazırlanan gençler varsa artık son haftalara girdiniz.
Belki sürekli ders çalışıyorsunuz.
Belki çalışmadığınız zaman suçluluk hissediyorsunuz.
Belki deneme sınavlarında istediğiniz sonucu alamadığınız için moraliniz bozuluyor.
Belki geceleri yatağa yattığınızda aklınızdan işte aynı sorular geçiyor.
Ya olmazsa, ya yapamazsam, ya başaramazsam.
Ve biliyor musunuz hani bu duyguları yaşamanız çok normal.
Hepimiz bu yollardan geçtik.
Ama şunu unutmayalım ortada sadece bir sınav yok.
Beklentiler var, aileler var, hayaller var, karşılaştırmalar var, sosyal medya var, sürekli başarı hikayeleri var pompalanan.
Hani bazı gençler sınavı değil sınavın temsil ettiği her şeyi taşıyor aslında.
Ama buradan şunu hatırlatmak istiyorum size.
Bu sınav evet çok önemli bir sınav farkındayım ama bu sınav sizin değeriniz değil.
Bunu unutmayın tamam mı?
Çünkü bir sınav sonucu sizin zekanızı, karakterinizi, potansiyelinizi, gelecekte kim olduğunuzu ölçemez.
Lütfen bunu aklınızdan çıkarmayın.
Buna rağmen hani kaygı o kadar büyüyor ki bazen hani insan mantıklı düşündüğünü bilse bile sakinleşemiyor.
Kalbi hızlı atıyor, dikkati dağılıyor, odaklanamıyor, çalışıyor çalışıyor, verim alamıyor.
E ne yapacağız Merve? Biz de böyleyiz diyorsanız tam bu noktada yardım istemek sandığınızdan çok daha güçlü bir davranış.
Bu bölümün destekçisi biliyorsunuz Terapin.
Zaten Terapin böyle şeyler için var.
Terapin psikolojik destek almayı herkes için daha ulaşılabilir hale getiren bir platform ve benim dinleyici...
İçlerimde çok severek kullandığı bir platform.
Çünkü içerisinde yüzlerce uzman var ve özellikle şu dönem için söyleyecek olursam eğer sınav kaygınız varsa performans stresi yaşıyorsanız motivasyon kaybı yaşıyorsanız dikkat sorunum var diyorsanız
bütün bunlar için arkadaşlar terapinde uzmanlar var.
Onlarla görüşebilirsiniz. Bazen insanın ihtiyacı olan şey hani daha çok sorun çözmek olmuyor.
Bazen ihtiyacı olan şey zihnindeki gürültüyü biraz azaltmak oluyor ki bunun da zaten o sınav kaygısına çok iyi gelebileceğini düşünüyorum.
Kaygınız neden bu kadar yükseliyor?
Düşüncelerinizi nasıl düzenleyebilirsiniz bu sınav öncesinde?
Bunları sağlıklı geçirebilmek için, duygularınızı yönetebilmek için profesyonel bir destek almak isterseniz yine size terapini önereceğim.
Üstelik biliyorsunuz evinizden çıkmadan, telefonunuzdan, bilgisayarınızdan, internetin olduğu her yerden terapine bağlanıp uzmanlarla bir görüşme gerçekleştirebiliyorsunuz.
Size en uygun olan uzmanı seçebiliyorsunuz.
Eğer siz ya da çevrenizde sınav stresiyle mücadele eden genç bir arkadaşımız varsa terapine mutlaka bir göz atın derim.
OSB 25 koduyla terapindeki ilk seansın 2026 sonuna kadar %25 indirimli açıklamalara detayları bırakıyor olacağım.
Şimdiden hepinize sınavda başarılar diliyorum.
Hadi devam edelim. Şikago'daki bir lisede dersi geçemeyen öğrencilere dersten kaldım demiyorlarmış.
Henüz geçemedin. Henüz değil gibi bir not varmış.
Bunu veriyorlar. Henüz değil notu.
Ve bu basit gibi görünen şey öğrencilerinin psikolojisinde çok derin bir dönüşüm yaratmış.
Kaldın ya da başarısız notu alan bir öğrenci kendini yetersiz hissediyor.
İşte ben ümitsiz vakayım falan diye düşünebiliyor.
Çünkü yapamıyorum demek yani bu kelime aslında bizim beynimizin kapılarını tamamen kapatıyor.
Bizi çıkmaz bir sokağa sürüklüyor.
Yani sabit zihniyete sürüklüyor.
Ama henüz değil dediğim not var ya henüz değil notu.
Bu öğrenciye başarısızlık damgası vurmuyor.
Aksine ona bir öğrenme eğrisi üzerinde olduğunu gösteriyor.
Evet şu an başaramadın ama daha sonra başarabilirsin demek bu.
Yani özetle hayatımıza yapamıyorum yerine henüz yapamıyorum kelimesini sokalım arkadaşlar.
Çünkü bu beynimize gönderilen bir sinyal.
Ve bu sinyali tamamen değiştiren sihirli bir anahtar gibi çalışıyor.
Henüz değil. Size daha önce Michael Jordan'ın hayatından 23 hayat dersi diye bir bölüm yapmıştım.
Çok da severim o bölümü. Dinlemediyseniz mutlaka dinleyin.
Orada şöyle bir şey demiştim.
Michael Jordan zaten dünya tarihinin en büyük basketbolcularından şüphesiz ama lise yıllarına baktığımız zaman Michael Jordan'ı okul basketbol takımına almıyorlar ya.
İnanabiliyor musunuz?
Ve eve gidiyor saatlerce ağlıyor.
Boyun kısa denilmiş çünkü. Ya bu hikaye burada bitebilirdi biliyor musunuz?
Jordan şöyle diyebilirdi.
Okey benim boyum kısa ben bu iş için uygun değilim.
Bitti bu defter benim için kapandı deyip.
Yani o gün pes edip hayat rotasını çok farklı bir yere kırabilirdi.
Belki tabii o da hayrını olabilirdi bilmiyorum ama kırmamış sonuçta.
Bu hikayeyi ne değiştirdi?
Jordan'ın sabit zihniyetli olmaması değiştirdi arkadaşlar.
Çünkü Jordan gelişim zihniyetine müthiş bir örnek bence.
Çünkü o bu başarısızlığı aldı bir yakıt gibi kullandı.
Her sabah 6'da antrenmanlarına gitti.
Hatalarından derslerini çıkardı.
Ve dünya yıldızı oldu.
Hatta meşhur bir sözü var.
Defalarca başarısız oldum diyor.
İşte bu yüzden başardım.
Bir başka sporcu örneği verelim.
1980'lerin başında dünyanın en iyi tenisçisi kabul edilen John McEnroe.
Kendisi sabit zihniyete bence çok iyi bir örnek.
Hani Michael Jordan gelişim zihniyeti ama John McEnroe sabit zihniyete sahip.
Neden? Çünkü kendisi herhangi bir başarısızlık anında hakemlerle tartışıyor, raketini kırıyor, seyirciyle tartışıyor.
Zaten bunlarla meşhur.
Çok da öfkeli bir adam. Peki neden böyle davranıyor?
Çünkü sabit zihniyet yapısına sahip.
Şimdi bu düşünce yapısına sahip olan bir sporcu için her maç veya işte her performans sadece bir oyun değil.
Doğuştan gelen o üstün yeteneklerinin bir sınavı.
Bu insanlar böyle görüyor bunu.
Ve bu insanlar için başarısızlık bir kimlik tehdidi gibi algılanıyor.
Tek bir yenilgi bile onların iç dünyasında böyle ömür boyu taşıyacakları bir beceriksiz damgası ya da bir yeteneksiz damgası.
Buna dönüşme potansiyeli taşıyor.
Korkunç bir yük. Ve John McEnroe her yenilgide o öz saygısını korumak için daha doğrusu kendisine yapıştırılan o etiketini bence korumak için suçu alıyor dış etkenlere atıyor.
İşte hava durumu kötüydü hakem şöyle yaptı şansım dönmedi bilmem ne seyirci bana böyle yaptı sürekli böyle.
Çünkü hayatını başarılı yetenekli olduğunu insanlara kanıtlamaya adamış bir sporcu.
O yüzden böyle bir savunma mekanizması yaşıyor.
Ve bu kısa vadede okey.
Hani onun egosunu korur kısa vadede ama.
Uzun vadede baktığımız zaman çok yıkıcı bir şey.
Neden? Çünkü kişinin hatalarından ders almasını imkansız hale getiriyor ve onun gelişimini engelliyor.
Ve zaten dışarıdan da hoş görülmüyor.
Madem başladık böyle örneklerle devam edelim.
Şimdi büyük keman virtüözü.
Nadja Salerna Sonnenberg.
Klasik müzik dünyasında çok eleştirilen bir isim.
Bazı eleştirmenler onu fazla duygusal buluyor.
Bazıları ise çok samimi, çok candan buluyor.
Neden? Çünkü sahnede ağlıyor, duygularını gösteriyor.
Gizlemiyor duygularını. Hatalarından bahsediyor, psikolojik mücadelelerini anlatıyor.
Yani açık açık bunları anlatabiliyor.
O kırılganlığını saklamadan da büyük olabilen isimlerden birisi.
Bu çok önemli. Buraya kadar anlattıklarımla zaten onun gelişim zihniyetinde olduğunu anlamışsınızdır.
Nadja dev bir virtüöz olarak etiketlenen bir insan.
Doğuştan yetenekli, müthiş bir sanatçı.
Vardır ya böyle kabul edilen sanatçılar.
Aslında bu hem iyi bir şey hem de bir insanın üzerinde korkunç bir baskı yaratır bu.
Düşünsenize size öyle bir övüyorum ki doğuştan yetenekli, müthiş bilmem ne falan diye.
Bu dediğim gibi insanın üzerinde çok büyük bir baskı yaratır.
Sürekli kusursuz görünme ihtiyacı hissedersiniz.
Size biri böyle yapsa. Hata yapmaktan kaçarsınız değil mi?
Böyle bir etikete sahip olsanız.
Nazca bunu yapmıyor. Ona da hani işte doğuştan yetenekli, şöyle böyle falan diyorlar.
Nazca bunu yapmıyor. Diyor ki ben diyor şu şu performansta çok zorlandım.
Şunu şunu yapamadım, bunu bunu çalamadım.
Bunları söylüyor. Kırılganlığını kucaklıyor, saklamıyor.
Yani diyor ki ben de insanım arkadaşım, ben de hata yapabilirim ama hatalarımdan ders çıkarabilirim, öğrenebilirim modunda.
Hani hayat bir yolculuk ve benim öğrenme sürecim devam ediyor modunda bu kadın.
Hatalarım benim yetersizliğimi değil, gelişimimin bir parçasını gösteriyor diyor.
Performansı egosunun kanıtı değil arkadaşlar.
Bakın performansı egosunun kanıtı değil.
Çabasının kanıtı. Gelişiminin bir parçası.
Yani başarısız olması da onun dertlerine dair bir kanıt değil.
Sizin de aynı şekilde. Yani atıyorum bir sınavı başaramadınız.
İşte ben şöyleyim. Değilsin.
Değilsin. Lütfen kendinizi işte sınav notunuzla bilmem neyle böyle etiketlemeyin ya.
O anlık bir şey. O bir sınav ya.
Yapmayın bunu. Bir de şunu söylemek istiyorum.
Lütfen çocuklarınıza işte sen çok özel bir çocuksun.
Sen harikasın. Sen çok zekisin.
Ya sen doğuştan yeteneklisin yavrum falan.
Bunları demeyin. Bu var ya onlara vereceğiniz en büyük zarar.
Yani çocuğunuzun hata yapma lüksünü böyle elinden alıyorsunuz.
Korkutuyorsunuz ya. Yani kırılganlığı kucaklamasına engel oluyorsunuz o çocuğu.
Bunu yapmayın. Buradan uyarayım tekrar.
Çabalarını övüyoruz.
Zekasını değil. Düşünsenize Edison'ın ailesi böyleymiş yani.
İlk başarısız ampul denemesini bırakır giderdi.
Adam binlerce kere denedi.
Binlerce kere başarısız oldu ama yine de bırakmadı.
Başarısız olmadım dedi.
Sadece işe yaramayan 10 bin yöntem buldum dedi.
Bakın gelişim zihniyeti budur yani.
Ya da Sir Dyson podcast'ı var onu da dinleyebilirsiniz.
Ya da Da Vinci arkadaşlar binlerce sayfalık karalamaları var, düzeltmeleri var, denemeleri var, yanılmaları var.
Hani böyle tek seferde Da Vinci olmamış adam.
Tek seferde yağlı boyayı vurmuş Mona Lisa çıkmış.
Öyle bir şey yok yani ya da icatlar yapmış.
Denemiş denemiş becerememiş tekrar yapmış yanılmış.
Bakın bu dehalar gelişim zihniyetiyle deha olmuşlar.
Başka bir örnek vereyim.
Marina Jamyonova arkadaşlar.
Sovyet bale ekonominin kurucu yıldızlarından bir isim.
Çok önemli bir balerin. Ve bugün Vaganova metodu olarak bilinen bir eğitim sisteminin de geliştiricisi.
Ve buna göre bale sadece bir yetenek işi değil.
Vücut sistematik olarak eğitilirse eğer olağanüstü bir hale getirilebilir.
Büyük dansçılar sadece keşfedilmez, yetiştirilebilir.
Ama sabit zihniyete göre yeteneğin ya vardır doğuştan ya da yoktur.
Ama Vaganova sistemi diyor ki yani gelişim zihniyeti potansiyelin varsa eğer bunu biz eğitimde büyütebiliriz, genişletebiliriz diyor.
Marina Semyonova balerin adaylarının potansiyelini ölçmek için ne yapıyormuş biliyor musunuz?
Hani işte onları alıp böyle hadi bakalım dans et bir bakayım hareketlerine bunu demiyor.
Sadece fiziksel hareketlerine bakmıyor.
O balerinleri örüyor, bazen eleştiriyor ve onların bu övgülere ve bu yergilere, bu eleştirilere vermiş olduğu psikolojik tepkileri gözlemliyor.
Buna göre alıyor, seçiyor adaylarını.
Yani ne yapıyor burada aslında?
Bir zihniyet testi uyguluyor bu balerinlere.
Sabit zihniyette olanları eliyor.
Direkt böyle eleştiriye geçen, duvar ören, morali bozulan öğrenciler, kişisel algılayan öğrencileri eliyor.
Çünkü bunlar sabit zihniyete sahip ve bu çocuklar eleştiriyi, danslarını geliştirmek için değil, bir yönlendirme olarak.
değil yani doğrudan böyle kişiliklerine yapılmış bir saldırı olarak yetersizliklerini bir kanıtı olarak algılıyorlar.
Marina da bunları mülakatta eliyor.
Böyle bir sistemi var.
Şimdi eğitim dünyasının iki önemli isminden bahsedeceğim size.
Jamie Escalante ve Marva Collins.
Şimdi Escalante Garfield Lisesi diye bir lise var.
Burada öyle öğrenciler var ki arkadaşlar artık böyle herkes gözden çıkarmış onları başarısız adletmiş etiketlemiş yani bunlardan hiçbir yol olmaz denilen çocuklar var ya onları alıyor.
Ve en karmaşık matematik derslerini bu çocuklara öğreterek, bakın hiçbir şey olmaz denilen çocuklara öğreterek herkesi şoke ediyor.
Ve Escalante'ye göre sorun zekada değil, sorun beklentide.
Bu çocuklardan hiçbir şey olmaz deniliyor ya, bakın böyle bir beklenti var onlardan olumsuz anlamda.
Ki Escalante'ye göre dediğim gibi sorun zeka değil, sorun beklenti.
Ve bu çocuklara hiçbir şey olamayacakları söyleniyor.
Sizden hiçbir şey beklemiyoruz, sizden hiçbir şey olmaz deniliyor.
Escalante onlara şunu aşılıyor.
Hayır sizden çok iyi bir şey olabilir.
Bunu inandırıyor çocuklara.
O çocukları ciddiye alıyor.
Bu çocuklara yüksek standartlar koyuyor.
Ama şöyle değil. Hadi bakalım çocuklar siz yaparsınız.
Size güveniyorum, size inanıyorum.
Böyle değil. Aynı zamanda çok yüksek bir destek veriyor bu çocuklara.
Bu çocukları alıyor sabahın köründe böyle inanılmaz çalıştırıyor.
Okul sonrası çalıştırıyor, hafta sonu çalıştırıyor, habire çalıştırıyor.
Ve bu çocuklar... Çok zor bir sınav var ve bu sınavdan olağanüstü bir başarıyla geçiyorlar.
Bu olayın filmi de var izlemek isterseniz.
Instagram sayfamda da paylaşmıştım.
Stand and Deliver filmi.
Marva Collins'den bahsedecek olursam bu da yine eğitim camiasına önemli bir ses getirmiş bir araştırmaya imza atıyor.
Şikago'da öğrenme güçlüğü etiketi taşıyan çocuklara Shakespeare okutuyor, Tolstoy okutuyor, Dostoyevski okutuyor.
Yani dünya edebiyatının devlerini okutuyor.
Bakın öğrenme güçlüğü çekiyor denilen çocuklara okutuyor.
Ve onlara bir dahi muamelesi yapıyor.
Şimdi sabit zihniyetin böyle bir kenara itip ya bu çocuklardan hiçbir şey olmaz.
Bunlar zaten öğrenme güçlüğü çekiyor.
Hiçbir eseri okuyamaz dediği yerde gelişim zihniyetini kullanarak mucizeler yaratıyor.
Ne kadar önemli. Başka örnekler vereyim.
New York Harlem'de bir okul var.
Harlem'i biliyorsunuz sosyoekonomik düzeyi, eğitim düzeyi düşük.
Suç oranının oldukça yüksek olduğu bir bölge.
Burada anaokulunda çocukların çoğu okula başladığında Kalem bile tutamıyorlar yani öyle bir noktadalar ama gelişim zihniyetiyle bu çocukları öyle bir eğitiyorlar ki arkadaşlar ve sadece bir sene içerisinde
bu çocuklar ulusal başarı sınavında %95'lik bir dilime girmeyi başarıyorlar.
Yine aynı düzeyde bir okul var.
Bu okulun dördüncü sınıf öğrencileri çok kötü durumda.
Bu çocukları alıp sadece bir sene içerisinde bakın bir sene gelişim zihniyetiyle bu çocukları eğitiyorlar.
Ve eyalet matematik sınavında New York eyaletinin en iyi dördüncü sınıfı oluyor bu çocuklar ki matematik gibi bir şey de düşünün.
Bu çocuklardan... Öğrenmemiz gereken çok şey var aslında.
Hani beynimize yapamıyorum demek yerine henüz yapamıyorum demeyi öğretmemiz gerekiyor.
Bugünkü anlattıklarımın ana özeti bu aslında.
Henüz yapamıyorum. Bu çocuklar önceden çok zor bir problemle karşılaştığında ne yapıyorlardı?
Ya ben zaten yapamam. Benden zaten beklenen bu.
Ben zaten beceriksiz bir insanım deyip kötü hissedip pes etmek istiyorlardı.
Ama ne yaptılar bu çocuklara?
Gelişim zihniyeti yüklediler.
Yani bu çocuklar artık çaba ve zorluktan pes etmiyorlar.
Çaba ve zorluk onların beyinlerindeki nöronların böyle yepyeni ve daha güçlü bağlar kurmasını sağlayan bir egzersiz haline getiriliyor bu gelişim zihniyetiyle.
Bunu siz de yapabilirsiniz kendinize.
Zorlukları bir öğrenme fırsatı olarak görüyorlar.
Kaçmıyorlar oradan. Ya da işte aptal diye etiketlenirim.
Şöyle olurum, böyle olurum. Bu benim kişiliğimin bir parçası.
Böyle görmemeye başlıyorlar.
Ve bu çocuklar sürekli öğrenmeye, gelişime çok açık bir hale geliyorlar.
Zihniyetleri değişiyor çünkü.
yetenek ve zekanın sadece doğuştan değil sonradan da geliştirilebileceğini görüyorlar.
Hatırlıyor musunuz bir bölümde size bir emekli öğretmenin anlatmış olduğu bir öğrenci hikayesinden bahsetmiştim.
Sınıfta çok yaramaz bir öğrenci var.
Camları, çerçeveleri kırıyor.
Okulu yönetimi çocuğu atmak istiyor.
Herkes umudunu kesmiş o çocuktan.
Hani hiçbir beklentisi yok.
Ama bu öğretmen o çocuğu gelişim zihniyetiyle öyle bir noktaya getiriyor ki ona inandığını göstererek, onun çabalarını överek vs.
Bu dediklerimin hepsini yaparak ve o çocuk öyle güzel bir noktaya geliyor ki hani müthiş bir hikayeydi o.
O yüzden lütfen bu zihniyet kavramını önemseyelim.
Çünkü bu zihniyet kavramı sadece okulda değil, iş hayatımızda çok önemli bir yerde, romantik ilişkilerimizde, ikili iletişimimizde her yerde hayati bir rol var.
Mesela eş seçimimiz arkadaşlar.
Bir ilişkide çatışmalara ver...
Vermiş olduğunuz tepkiler bile bakın ilişkiyi sürdürme biçiminizi falan her şeyiniz o zihniyetiniz belirliyor.
Mesela sabit zihniyette bir insansanız sizi böyle hep onaylayan hatta size tapan mükemmel hissettiren kusursuz bir sevgi ararsınız.
Öyle biri var mı? Yok. Hiçbirimiz kusursuz değiliz.
Ama gelişim zihniyetindeyseniz sizi böyle her zaman haklı çıkaracak birini aramazsınız.
Böyle bir partneri aramazsınız.
Dersiniz ki ya hani öyle biri olsun ki benim de gelişmeme yardımcı olsun.
Çünkü size göre ideal eş hatalarınızı gören ve bu hataları düzeltebilmeniz için size yardımcı olan, birlikte gelişebileceğiniz, yeni bir şeyler öğrenebileceğiniz, size cesaret veren, sizin daha iyi bir insan
olmanız için sizi zorlayan kişi olur.
Eğer gelişim zihniyetindesiniz ama sabit yapıdaysanız o ilişkideki her şey kusursuz olmalıdır.
Hiçbir pürüz olmayacak, her şey kusursuz olacak.
Oldu ki o ilişkide bir kusur çıktı, bir pürüz çıktı.
Hemen şey dersiniz, ya demek ki bu insan benim için doğru insan değilmiş deyip kestirip atarsınız.
Çatışmadan kaçınırsınız.
Hep böyle bir kusursuzluk arayışı içinde olursunuz ve belki de yalnız kalırsınız bundan dolayı.
Ama gelişim tarafındaysanız bir ilişkide problemler de olabilir.
Ya birliktelik zaten birlikte büyümektir, öğrenmektir, çaba göstermektir.
Öyle hemen arkamı dönüp gitmem.
İlişkimdeki çatışmaları bir ayrılık tehdidi gibi görmem.
O ilişkiyi derinleştirmek için, birbirimizi daha iyi anlamak için, aramızdaki o bağı güçlendirmek için bir fırsat.
Böyle görürsünüz gelişim zihniyetindeyseniz ama sabit zihniyetteyseniz biten bir ilişkinin ardından bile şöyle dersiniz.
Bunun kendi kişiliğinizle alakalı olduğunu düşündüm.
Ben zaten sevilmeye layık biri değilim.
Bakın yani bu sabit zihniyet.
Peki ilişkilerimizde gelişim zihniyetini benimsemek için ne yapabiliriz?
Şimdi şunu bırakalım arkadaşlar.
Ya o değişmez.
Bu böyle, böyle gelmiş, böyle gidecek.
Bunu çok duyuyorum. Bunu bırakın arkadaşlar.
Bu gelişim zihniyetine aykırı, bu sabit zihniyet.
Ya da şunu demeyin. Ben böyleyim ya.
İşine geliyorsa ben böyleyim.
Bu da sabit zihniyet. Ne yapacağız?
İşte atıyorum o değişmez ki ya böyle gelmiş böyle gidecek demek yerine şunu diyebiliriz.
Henüz bu konuda değişmedi ama öğrenebilir, gelişebilir, her şey dönüşebilir.
Ben böyle diye diye 500 yıl geçti biliyor musunuz?
Bence artık değişmediğini kabul etmem gerek bazı şeylere.
Faktanız değişmiyor siz değişin.
Siz değişin arkadaşlar.
Şimdi Geppetto ustaya boşuna usta demedik.
Hani o Pinokyolar nasıl çıktı değil mi?
O odundan. Bence taşlar oturdu.
Ama özeti de şöyle bir toparlayacak olursam genel olarak insanları başarıya ya da başarısızlığa ulaştıran en temel faktör tekrar ediyorum zeka ve yetenek değil sadece bu değil sahip oldukları
zihin yapısı. Dediğim gibi insanlarda temel iki zihniyet var ve biz lütfen sabit zihniyeti bırakıp gelişim zihniyetine geçmeye çalışalım.
İkincisi zeka ve yetenek sabit değildir arkadaşlar.
Beyin geliştirilebilir bir kastır.
Yani bilimsel olarak hiç kimsenin beyni sabit bir yapıya sahip değil ve yaşam boyu biliyorsunuz yeni yeni nörel bağlantılar, nöroplastisi de kurulabilir.
Beceriler, zeka ve yetenekler doğumda bize verilmiş değişmez paketler değil.
çaba ve öğrenme ile zaman içinde geliştirilebilen başlangıç noktalarıdır.
Eğer başarısız olduysanız başarısızlık bir felaket değildir.
Neyin işe yaramadığını gösteren bir veridir arkadaşlar.
Sabit zihniyet dediğim gibi başarısızlığı kişisel bir eksikliğin ve kalıcı bir yetersizliğin damgası olarak kabul eder.
Ama gelişim zihniyeti başarısızlığı asla bir son olarak görmez.
onu öğrenme yolculuğunun doğal bir parçası olarak görür, bir büyüme alanı olarak görür ve strateji değiştirmek için değerli bir bilgi yani geri bildirim olarak değerlendirir.
Bir şey için çok çabalıyorsanız, çırpınıyorsanız bu bir zayıflık işareti değil.
Potansiyelinizi gerçeğe dönüştüren bir anahtardır.
Neden bunu söylüyorum? Çünkü sabit zihniyetli insanlar çaba göstermeyi de böyle yeteneksizliğin, böyle bir takım eksikliklerin bir itirafı gibi düşünüyor.
Ama o iş öyle değil dediğim gibi.
Beşincisi arkadaşlar kişilerin zekasını ve doğuştan gelen yeteneklerini değil gösterdikleri çabayı ve süreci övün.
Emeğini övün. Kimseye çok zekisin, ay doğuştan yeteneklisin vesaire demeyin.
Hata yapmalarına engel olursunuz dediğim gibi.
Zekasını övmeyin. Emeğini övün.
Odaklanmasını övün. Kararlılığını övün.
Vermiş olduğu çabayı övün.
Altıncısı henüz kelimesinin dönüştürücü gücünden lütfen faydalanın.
Henüz değil. Şu an olmadı.
Yapamadım ama henüz yapamadım.
Daha sonra yapacağım. Yedincisi kusursuz ve mükemmel görünme takıntısının potansiyelimizi sabote ettiğini sakın unutmayın.
Sekizincisi ilişkiler alanında ben böyleyim işte o değişmez vesaire demiyoruz.
Bu tarz etiketlere girmiyoruz.
Ve son olarak zihniyetimiz alnımıza yazılmış bir kader değil ki bu bölümü o yüzden çektim.
İstenildiği an değiştirilebilir bir şey.
Ve son olarak Carol Dubek diyor ki başarı kendi başınıza en iyi olmakla ilgilidir.
Başkalarından daha iyi olmakla ilgili değildir.
Başarısızlık bir fırsattır.
Mahkumiyet değildir.
Çabalama ise başarının anahtarıdır.
Buradan sınava girecek tüm öğrencilere şimdiden başarılar diliyorum ve bugün anlattıklarımı lütfen unutmayın.
Her ne olursa olsun zihniyetimizi değiştirip gelişim zihniyetine geçebiliriz.
Kendinize iyi bakın, hoşçakalın, bay bay.
Terepin Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Terepinden %20 indirimli faydalanmak için kodumuz osb20.
Bu kodu da açıklamalara bırakıyorum.
Terepin hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Kendinize iyi bakın, hoşçakalın, bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
