
Samsung Galaxy A54 5G Hakkında detaylı bilgi almak için: Samsung Galaxy A54
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Farkındalık Defteri için: Tıklayın
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Bu bölüm "Samsung Galaxy A54 5G" hakkında reklam içerir*
Transkript
Samsung Galaxy A54'ün sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz ben Merve.
Bugünkü konumuz zaman yönetimi yine çok beklenen konulardan biri, bana da en çok sorulanlardan.
Açıkçası ben de zamanımı iyi yönettiğimi falan düşünmüyorum baştan söyleyeyim, muzdaribim bu konuda.
Öncelikle zaman nedir?
Buradan başlayalım. Satın alamayacağımız, biriktiremeyeceğimiz, paha biçemeyeceğimiz, dünyadaki herkese eşit miktarda dağıtılan bir kaynaktır zaman.
Ve tek yaptığı şey durmadan akıp gitmektir, acımasızca, zalimce.
Tekrarı yoktur. Tek yapabileceğimiz şey onu harcamaktır.
Ama işte onu nasıl kullandığımız, harcadığımız hayatımızın seyrini belirliyor.
Zaman bir kaynaktır.
Etkili bir şekilde değerlendirilebilir veya boşa harcanabilir.
Evrende asla yok edilemez olan şeylerden biri olarak gördüğü şey zamandır, bir diğeri ise değişimdir.
Newton'a göre zaman durmadan akar, Einstein'a göre zaman olayları oluşuna göre sıralayan ve olaylara anlam veren bir boyuttur.
Şimdi size sorsam zaman nedir desem belki bambaşka şeyler söylersiniz.
Çünkü farklı şekillerde algılıyoruz hepimiz onu.
Çocuklukta hızlı geçen, gençlikte uzayıp giden, orta yaşta kısıtlı gelen, yaşlılıktaysa su gibi akıp geçtiği söylenen şey zaman.
O zaman bu podcastımı Benjamin Franklin'in sözüyle açıyorum.
Yaşamayı seviyor musun?
Öyleyse zamanını boşa harcama.
Çünkü yaşamı yaşam yapan şey odur.
Günümüzde herkesin ortak sorunlarından biri yeterli zaman bulamamak ama zamanı iyi kullanmakla zamanı yönetmek başka şeyler.
Zamanı iyi kullanmak derken şunu kastediyorum.
En önemli hedeflerimize varmak için akıllıca kullanabilmek zamanı.
Yönetmek ise gündelik sürecimiz yani zaman planlaması yapmamız.
Eğer bir stratejiniz, bir vizyon, bir planınız yoksa zaman yönetimi zaten hedefinize ulaşmanıza olanak sağlamayacaktır.
Zamanımızı iyi kullanabilmemizin ilk adımı ne o zaman?
Önceliklerimizi netleştirmek.
Böyle çok biliyormuş gibi bir giriş yaptım ama gerçekten iyi değilim bu konuda baştan söyleyeyim.
İnsanlar şey zannediyor hani ben podcast yapıyorum işte mükemmelliyetçiliği anlatıyorum erteleme hastalığı diyorum vazgeçmek falan diyorum insanlar da şey diye düşünüyor.
Ooo Merve bu konuda acayip iyi herhalde.
Ununu elemiş, eleğini asmış.
Yok öyle bir şey arkadaşlar. Ama acayip iyi diyebileceğim bir şey varsa o da tabii ki Samsung Galaxy A54.
Neden? Çünkü FHD Plus Super AMOLED Adaptive bir ekrana sahip.
Büyük 6.4 inç Infinity O ekran ve aynı zamanda göz koruma kalkanıyla mavi ışığı azaltıyor.
Geniş pikselli Nightography özelliğiyle her çekimde aydınlık görüntü elde etmenizi sağlıyor.
Optik görüntü sabitleyici teknolojisiyle hareket halindeyken bile titreşimsiz ve net bir görünüme sahip fotoğraf çekimleri ve video kayıtları yapabiliyorsunuz.
Suya ve toza karşı dayanıklı.
Smart Switch uygulamasıyla işletim sistemi fark etmeksizin tüm verilerinizi güvenli bir şekilde yeni Galaxy telefonlarınıza aktarabiliyorsunuz.
Bu işlem için her iki cihazda da Smart Switch uygulamasının yüklü olması yeterli arkadaşlar.
Açıklamalara bırakmış olduğum linkten acayip iyi Samsung Galaxy A54'ü detaylı olarak inceleyebilirsiniz.
Hadi devam edelim. Şimdi size bir soru zamanınızı gerçekten hedeflerinize ulaşmak için mi kullanıyorsunuz yoksa yerinizde mi sayıyorsunuz?
Bunu bir cevaplayalım. Zamanımı doğru yerlerde en önem verdiğim şeylere harcarım diyebiliyor musunuz gönül rahatlığıyla?
Zamanımın büyük bir çoğunluğunu harcadığım şey her neyse bunun bana dönüşü ve karşılığı süper olacak ve işte oluyor diyebilir misiniz?
İdeal olan şey şu yaptığımız her şeyin bizi ileriye taşımaya eğer varsa hedeflerimize ulaştırmaya yönelik olması.
Zamanı bu şekilde değerlendirmemiz ideal olan.
Yani sizin için bu hayatta en değerli şeyler neler?
Bu soruyu cevaplayalım.
Onlara yeterli zamanı ayırdığınızı düşünüyor musunuz?
Bunu da cevaplayalım. Şimdi zamanınızı şu anda en çok neye harcadığınızı düşünmenizi istiyorum.
Hatta yazın bence. Mesela günde kaç saat sosyal medyadasınız desem.
Şöyle bir baksanız telefonunuzdan.
Bir hafta boyunca bence bunu bir denetleyin.
Gün içinde neye ne kadar zaman harcadığınıza bakın.
Şöyle bir söz okudum.
Eğer bir şeyin yapılmasını istiyorsanız bunu meşgul birinden isteyin.
Neden? Çünkü meşgul birini hiçbir iş bunaltmaz.
Çünkü o her şeyi zamanında yapmaya alışmıştır.
O meşguliyetiyle uğraşmaya alışmıştır artık.
O kotarıyordur her şeyi.
Acaba zamanımı doğru kullanıyor muyum diye düşünenlere 6 tane sorum var.
Şimdi birincisi şu. İşinize ya da işte herhangi bir yere her zaman vaktinde gider misiniz?
İşinizi... Tam zamanında bitirir misiniz?
İhtiyacınız olan şeyleri hemen bulur musunuz?
Böyle elinizde koymuş gibi. İşten genelde tam zamanında mı çıkarsınız?
Mesaiye mi kalırsınız? Ailenize yeterli zaman ayırıyor musunuz?
Yaşamınızın kontrolünü elinizde tuttuğunuzu düşünüyor musunuz?
Cevabınız eğer hepsine evetse zamanı doğru kullanıyorsunuz.
Bravo. Ben cevapladım.
Gerçekten durumum işler acısı.
Şimdi artık neler yapabileceğimize geçelim.
Bu konuda pek çok yöntem var.
Belki ileride bir podcast gelir bu konuya tekrar.
Önce neyi başarmak istediğimize karar verelim.
Sonra bir yapılacaklar listesi oluşturalım.
Belli bir zaman dilimi içinde.
Bir günde, bir haftada, bir ayda ya da üç ayda artık her neyse yapmak istediğimiz şeyleri listeleyelim arkadaşlar.
Sonra bunları kategorilere ayırarak düzenleyeceğiz.
Gündelik faaliyetler işte iş geliştirme gibi gibi gibi işlevlerine göre gruplandıracağız.
Yani bunu ille de böyle iş olarak düşünmeyin.
Kişisel yaşamımızda da uygulayabiliriz.
Kişisel yapılacaklar listemiz olabilir.
Ne bileyim bahçeyle uğraşmak, spor yapmak, yemek pişirmek gibi gibi kategoriler halinde gruplandırabiliriz.
Bir hafta boyunca yaptığımız şeylerin çetelesini tutuyoruz.
Yani her birini harcadığımız zamanın kaydını tutmamızı istiyorum.
Tamamladıklarımıza ve tamamlayamadıklarımıza bakacağız.
Başarabildik mi? Başaramadık mı?
Tik atacağız ya da atmayacağız.
Zamanımızı doğru yerlere harcamış mıyız diye mutlaka kontrol etmemiz gerekiyor.
Neden peki zaman planlaması, gruplaması falan yapıyoruz?
Çünkü beklenti ve sınırlarımızı tespit edebiliyoruz bu şekilde.
Yani hayır dememiz için de gerekli aslında.
Önceliklerimizi görmemiz adına da böyle bir tablo gerekiyor.
Bir işi ne kadar sürede yapabileceğimizi bu şekilde görebiliyoruz.
Ama bu zaman planlamamızı yaparken şunlara dikkat edelim.
Süre tahminlerimizi içeren bir yapılacaklar listesi hazırlayalım.
Yani dakikası dakikasına yapın demiyorum.
Bazen böyle beklemediğimiz durumlarla karşılaşabiliriz.
Orada da bir esnek olmamız gerekebilir.
İşinizi kaçta bitireceğinize karar verin.
Deyin ki ben bu işi iki saat ayırıyorum.
Karşısına yazın. Beklenmedik bir boş zamanınız olursa atıyorum bir doktor randevusuna gittiğinizde ne yapacaksınız?
Orada mesela atıyorum belki yarım saat bekleyeceksin.
Orada o boşlukta ne yapacağınızı tespit etmeniz gerekiyor önceden.
Zaman planınızı gözünüzün önünde tutun.
Bence telefonunuzun ekranına koyabilirsiniz.
Mutlaka gösterdiğiniz o ilerlemenin kaydını tutun.
Yaptım mı yapamadım mı?
Bunun kaydını tutmamız bizim için çok faydalı olacak.
Hatta eğer ki yapabilirseniz kendinizi mükafatlandırın başardıkça.
Kendinizi motive edin.
Ve dediğim gibi bu planı yaparken enerjik bir zamanınızı kollayın.
Yani böyle işte ölmüşsünüz bitmişsiniz.
işten gelmişsiniz ay ben oturayım da bir zaman planı yapayım derseniz o çok da güzel bir şey olmaz yani bunları göz önüne alarak bir zaman planlaması yapabiliriz bir de her işin altından kendiniz kalkmaya çalışmayın
diyorlar yani başkalarına devredebileceğiniz görevler varsa eğer bunları bir düşünün ve devredin yani bu işi benden başkası yapamaz bilmem ne diyorsanız ona da işte bir süre vakit ayırın gerekiyorsa o işi öğretin
ve çekilin aradan yani aynı anda 30 işi idare edenler var biliyorum diyor ki işte ben gidersem bu şirket yıkılır bilmem ne evin düzeni sarsılır hayır abi öğret onlar da yapsın sen bir çekil aradan yani
30 tane işi yapmak zorunda değilsin çünkü Sen mükemmelliyetçisin o yüzden yaptığını biliyoruz.
Daha önce bir podcast yapmıştım mükemmelliyetçilik hatırlarsınız.
Gelelim en önemli mevzulardan birine.
Çalışmamızın bölünmesi.
Bence en büyük zaman düşmanlarımızdan biri bu.
İşte çat kapı gelen misafir.
Bazen beni kargo bile bölüyor.
İşte atıyorum geçen kargoyla bir kitap geldi.
Açtım kitapları okumaya dalmışım falan.
İş güç orada duruyor.
Ben oturmuşum orada kitap okuyorum.
Bir baktım aradan kaç saat geçmiş.
Dedim ki ne yapıyorsun sen hayırdır?
Ne diyordum? Zaman düşmanlarımız.
Çat kapı gelen misafir.
Evet o bir zaman düşmanı.
Telefonda bizi saatlerce rehin alanlar veya işte kendi kendimizle sabote ediyoruz telefonda.
İşte Whatsapp'tan ne bileyim bazıları tek tek yazıyor ya böyle tring tring tring tring.
Cinnet geçiriyorsunuz.
Ya bir seferde yazsanıza şunu.
Kendime diyorum ha. Arkadaşım bana en çok kızdığı şeylerden biri.
Merve niye tek tek yazıyorsun?
Tek seferde yazsanıza. Çünkü sürekli aklıma geliyor.
Tring tring tring. Tam bir zaman düşmanıyım ben.
O yüzden çalışmamızın bölünmesi iyi değil buna müsaade etmeyelim.
Benim gibileri engelleyin.
Düzensiz olmak bu arada.
Düzensiz olmak da zaman yönetimde bir blokaj.
Şu anda çalışma masanıza bakmanızı istiyorum.
Benimki gerçekten bir savaş meydanı gibi.
Yani ne ararsanız var çalışma masamda.
Hani Einstein diyor işte dağınık bir masa dağınık bir kafaya işaretse boş bir masa neye işaret?
Bu lafına sığınıyorum Einstein'ın.
Ama dahilerin çoğunun masası dağınık ya öyle dediğinizi duyar gibiyim.
Dahi falan değilim öyle bir şey iddia etmiyorum aman diyeyim.
Bir araştırma da var bu konuyla alakalı.
Bir tarafta düzenli masada çalışanlar diğerinde de savaş alanı gibi masada çalışanlar var.
Dağınıklıkta çalışanların daha yaratıcı olduğu tespit edilmiş.
Hatta dağınık masanın meşgul ve akıllı insanların masası olduğu düşünülüyor.
Masayı düzeltmeye bile vaktim yok demek bu.
O kadar uğraşacak zamanım yok.
Onunla uğraşacağıma çalışmama zaman ayırırım.
Beni dinleyen anneler şimdi şey diyorlardır.
Umarım bunu bebeğim duymamış.
Artık masasını hiç toplamaz ama bence düzen önemli yani aradığımızı bulamayınca gerçekten büyük bir zaman kaybediyoruz bunun farkındayım anahtarlarınızdan bilgisayar ekranlarınıza kadar dosyalama
sistemlerinden evrak dolaplarına kadar yani her alanda mutfak alanına kadar her şeye çeki düzen verin diyorlar zaman yönetmek için işin uzmanları söylüyor bunu.
Ama burada dikkat etmemiz gereken şey şu amaç haline getirmeyin bu meseleyi.
Yani zamanınızın büyük bölümünü bu sefer buna ayırmayın.
Sırf düzenli olacağım diye uğraşmayın.
Bir de zaman yönetiminde en önemli mevzulardan birisi şu ertelemek tabii ki.
Mükemmelliyetçiler en çok erteleyenlerden biri demiştik daha önce.
Bu konulara çok derin girdiğim için daha önce podcastlerini yaptığım için bunu atlıyorum.
Yine zaman yönetiminde çok önemli mevzulardan biri şu.
Bir işin %80'ini zamanınızın %20'sinde yapıyorsunuz arkadaşlar.
Bunu biliyor muydunuz? İşinizin %20'sinin sonuçların %80'ini sağladığını biliyor musunuz diye sorsam gerçekten çok çarpıcı.
Buna 80'e 20 ilkesi deniliyor arkadaşlar.
Bu ilkeye bir örnek vereceğim.
Şöyle yöneticilerin %20'si işlerin %80'ini yapar veya kitapların %20'si kitap satışlarının %80'inden sorumludur.
İtalya'daki servetin %80'i nüfusun %20'sine aittir gibi gibi gibi bunu arttırabilirim.
Yani sonuçların %80'inin nedenlerin %20'sinden kaynaklandığını söylemeye çalışıyorum.
Ve bunun pek çok alanda geçerli olduğu tespit edilmiş.
Pareto ilkesi deniliyor bu ilkeye.
Mesela marketlerdeki alışveriş modellerini analiz eden bir araştırma yapılmış.
Müşterilerin yaklaşık %20'sinin mağazaların satışlarının %80'ini oluşturduğu tespit edilmiş.
Yani bunu zaman yönetimine uyarlayacak olursak.
Zamanımızın yalnızca %20'sinde verimliyiz arkadaşlar.
Geri kalan %80'lik kısım daha düşük verimde ya da verimsiz geçiyor maalesef.
Amacımızı belirlediğimizde o amaca, o hedefe öncelik tanımamız gerekiyor.
Yani zamanımızın üretken %20'lik kısmını bu uğurda harcayalım.
O zaman ne olacak? Bu şekilde daha az çaba göstererek daha başarılı olacağız.
Amaçlarımız önceliklerimizi belirliyor.
Bunu unutmayalım. Amaca ulaşmamızda bize yardım eden şey yüksek öncelik taşımalı.
Bu önemli bir adım ve bu önemli adımlar meşguliyetimizin %20'sini oluşturur.
O yüzden gayretimizin çoğunu burada yoğunlaştıralım.
Geri kalan %80 için de şöyle diyelim.
Daha sonra yapabilirim, başkasına da devredebilirim veya göz ardı edebilirim.
Bir de çok önemli bir detayı gözden kaçırmayalım.
Hayatımızın kontrolü.
Eğer sürekli başkalarının taleplerini yerine getirmek için çabalıyorsam kendimi bu şekilde buluyorsam zaten yaşamımın ipleri başkasının eline geçmiştir.
Ben bir kuklayımdır. O yüzden zaten zaman yönetimi falan benim için çok mümkün görünmüyor bu durumda.
Hayatınızın kontrolü sizde mi değil mi bunu da bir düşünün.
Başka bir sorun daha var.
5 yıl 10 yıl ya da 20 yıl ya da hatta daha ileri gidecek olursam emekliliğinizde neleri gerçekleştirmiş olmak isterseniz diye sorsam.
En yakın hayatı kurmayı hedefleyin.
Belki başlangıçta her şey havada kalacak, ne kadar saçma ya diyeceksiniz ama Alice'in tavşanını hatırlayın.
Hani önünde iki yol vardı Alice'in ve tavşana sormuştu.
Hangi yoldan gideyim demişti.
O da nereye gideceğini bilmiyorsan hangi yoldan gittiğinin hiçbir önemi yok demişti.
Yani zaman deyince de yine ilk aklıma gelenlerden biri Alice'in beyaz tavşanı ve onun meşhur saati.
Hatta geçenlerde bir takipçim ben çok bahsettiğim için...
Gidip koluna dövmesini yaptırmış.
Alice Harikalar diğerinde bir çocuk masalı gibi görünse de aslında çok derin bir felsefesi var.
Belki ileride bir podcast da ona gelir.
Gelelim bir başka soruya.
Yaşamınızdaki en önemli alanlar neler?
Bu hayatta üstlendiğiniz rollere göre cevaplayın.
Bir çalışan olabilirsiniz.
Ev hanımı, ebeveyn, profesyonel bir sporcu, öğretmen artık her neyse.
Aslında bu roller bizim yaşamımızın büyük kısmını kaplayan faaliyet alanımızı belirliyor değil mi?
O zaman kendimize şu soruyu soralım.
Benim için önemli olan şey ne diye soralım.
Örneğin aile mi, iş mi?
Para mı? Manevi yaşantınız mı?
Boş zamanınız mı? Bunları bir soralım kendimize.
Bir de şunu soralım. Gizli hayalleriniz var mı?
Atıyorum ve bir yerde çalışıyorsunuz ama gizli hayaliniz şu.
Üst düzey bir yönetici olmak.
Ya da işte günde sadece 4 saat çalışmak istiyorum gibi gibi.
İşte vücut geliştirmek istiyorum.
Bunları çoğaltabilirsiniz. Yani çok isteyip yapamadığınız için pişmanlık duyduğunuz o gizli şeyleri düşünmenizi istiyorum.
Eğer daha fazla boş zamanım...
Bunu bunu yapardım, yapmak isterdim, hayalini kurardım dediğiniz şey ne?
Başkalarının beklentilerini veya yapmak zorunda hissettiğiniz şeyleri lütfen buraya yazmayın ve söylemeyin.
Sadece kendi amaçlarınızı ve hayallerinizi soruyorum.
Atıyorum işte aile hayatınıza dair amaçlarınız şöyle olabilir.
Ailemle daha fazla vakit geçirmek istiyorum.
İşte çocuklarımı büyütecek zamanımın daha fazla olmasını istiyorum.
Onlarla daha kaliteli zaman geçirmek istiyorum diyebilirsiniz.
Ve artık taktiklere geçiyorum ufaktan.
Öncelikle örümcek diagramıyla başlayalım.
Ben bunu yaptım gerçekten faydalı.
Amaç belirleme konusunda iyi bir taktik olduğunu söyleyebilirim.
Düşüncelerimizi su yüzüne çıkarıyoruz bu diagramla arkadaşlar.
Şimdi bir konudan diğerine atlayarak düşüncelerimizi serbest bırakıyoruz.
Boş bir kağıt alın bir de kalem alın tam ortasına isminizi yazın ve isminizi bir daire içine alın.
Sonra bunun etrafına yaşamınızın kilit alanlarını yazmanızı istiyorum.
İş olur, aile, arkadaşlık, sosyallik gibi bunları yazabilirsiniz.
Dediğim gibi yaşamınızın kilit alanlarını yazıyorsunuz artık onlar her neyse.
Bunları sırayla daire içine alıyoruz ve bir çizgiyle ilgili daireye bağlıyoruz.
Yani aslında her biri birbiriyle bağlantılı çok sayılı daire ve çizgi yığını oluşturmuş oluyoruz.
Sonra tabloyu tamamladığınız zaman diagramlarınıza bakın.
Örnek veriyorum. Mesela tam ortaya adınızı yazdınız.
Adınızı daire içine aldınız.
Sonra çizgi çektiniz. İşte spor yazdınız.
Hayatınızın kilit noktalarından biri spor olsun.
Daire içerisine aldığınız sporu.
Sonra aile. İşte tekrar adınızdan bir çizgi çektiniz.
Aile yazdınız. Tekrar bir çizgi işte din, maneviyat sonra bir çizgi daha iş ve dostlar işte para, sağlık bunları arttırabilirsiniz.
Bunlar en önemli şeyler olsun sizin hayatınızda.
Sonra bu dairelerden de çizgi çekiyorsunuz arkadaşlar yeni daireler oluşturuyorsunuz.
Mesela sağlık diagramına çizgi çekip sağlıkla ilgili ne istediğinizi ne düşlediğinizi yazıyorsunuz.
Kilo vermek, sıkılaşmak, fark edilmek.
Veya dostlar diagramından kastınız ne?
Bunu açın. Partilemek mi?
Arkadaşlarınıza daha sık görüşmek mi?
Ya da işte iş alanınız.
İş alanınıza çizgi çekin.
Yönetici olmak istiyorum. Şirket kurmak istiyorum.
İşimi geliştirmek istiyorum gibi gibi.
Ya da boş zaman diagramınıza çizgi çekin yazın.
Boş zamanda neler yapmak istiyorsunuz?
Birden söylenmek istiyorum. Düzenli kitap okumak istiyorum.
Bir kitap yazmak istiyorum.
Ne bileyim bir yolculuğa çıkmak istiyorum.
Şeklini de arttırabilirsiniz.
Diagram hem bizim gizli isteklerimizi ifşa alıyor kendimize hem amaç ve hedef belirtiyor hem de yaşamımızın kilit noktalarını görmemizi sağlıyor.
Hayattan beklentilerimizi görmemizi sağlıyor ve düşünmek için iyi bir fırsat bu diagram bence bir deneyin derim.
Buraya kadar bir özet geçecek olursam ne dedik önce ne istediğimize karar verelim.
Neyin önemli olduğuna karar vermek için 80'e 20 kuralını uygulayalım dedik.
Küçük adımlarla büyük hedefe doğru ilerleyelim.
Hedeflerimizin ulaşılabilir ve ölçülebilir olduğuna dikkat edelim.
Ve örümcek diagramı yapalım dedik.
Amacınıza katkı sağlamayan şeylerden uzaklaşın dedik.
Çünkü yaptıklarımızın küçük bir kısmının bile amaçlarımızla eğer bir alakası yoksa yanlış yolda olabiliriz.
Mesela işte Everest'te tırmanma hayalim var ama ben her gün arkadaşlarımla partiliyorum.
Bunu mu yapmam gerekiyor yoksa sizce gidip bir dağcılık kulübüne yazılmam daha mı mantıklı?
Yani amacınıza uygun mu yaşıyorsunuz hayatınızı diye bir sorun kendinize.
Zaman yönetiminin en büyük handikaplarından biri de oyalanmak.
Yani o işe asla başlayamamamız oyalanma dediğimizde erteleme sanatı zaten.
Zaten bir işi yapmanın tek yolu o işe başlamak arkadaşlar.
Peki neden oyalanıyoruz?
Çünkü başaramama korkusu olabilir.
Başka şeylerin daha ilgimizi çekmesinden dolayı olabilir.
Nasıl yapacağımızı tam olarak bilmememizden kaynaklanabilir.
İşin çok sıkıcı olduğunu düşündüğümüz için olabilir.
Zaman yokluğundan ya da işte zahmetimize değmeyeceğini düşündüğümüzden olabilir.
Yorgunluktan işte amaçların tanımlanmamış oluşundan yüksek standartlarımızdan dolayı.
oyalanıyor olabiliriz.
Acaba ben oyalanıyor muyum diye kendilerine soranlar varsa şu sorduğum sorulara cevap verebilirsiniz.
Bir işe ancak son teslim tarihi yaklaştığı zaman mı başlıyorsunuz?
Bir işe başlamak size zulüm gibi mi geliyor?
İşi verilen sürede tamamlamakta zorlanıyor musunuz?
Herhangi bir şeyin tamamlanmasını istenmesi sizden sizi sinirlendiriyor mu?
Daha önceki haftalardan arta kalmış çok fazla işiniz var mı?
Bunlara verdiğiniz cevaplar evetse siz çok güzel bir şekilde oyalanıyorsunuz arkadaşlar üzgünüm.
Emel ve oyalanıyorsak ne yapalım?
Şöyle yapalım. Hemen başlayalım.
İlk yapacağımız şey bu. Hemen hemen hemen.
Yapılması gerekenleri çok net bir şekilde tanımlamamız gerekiyor ve pastayı dilimlere ayırmamız gerekiyor.
Yani işi küçük adımlara bölerek ilerlemeliyiz.
İşleri önem sırasına göre dizmeliyiz ve işi bitirme tarihimiz mutlaka olmalı.
İşin önündeki engelleri ortadan kaldırmamız gerekiyor.
Gelelim çok önemli bir noktaya uzun uzadıya anlatmayacağım burayı zaten buna podcast çekmiştim neden hayır diyemiyoruz diye bir podcastim var hatırlıyorsanız herkese evet diyenler kendilerine En büyük hayırı
diyenlerdir. Bunu asla unutmayalım.
Hayır demeyi bilmiyorsak, hayır demeyi öğrenememişsek zaman yönetimini zaten unutun.
Ben o podcast'ta insan ilişkilerinde hayır demeyi anlatmıştım ama görüyorum ki en büyük sıkıntılarımızdan biri iş hayatı.
İşte patrona, yöneticiye hayır diyememek.
İşinizin gereği dahilinde tabii ki bazen fazla bir iş üstlenebilirsiniz.
Bu çok normal. Acil durumlarda tabii ki yapmalıyız bunu ama eğer sizden sürekli bu talep ediliyor.
ekstra ekstra işler yapmanız istiyorsa, üstelik bunun için ekstra bir maaş da ödenmiyorsa zaten o sıkıntı.
O yüzden işe başlamadan önce...
İş tanımımız net olmalı, işlerin bitiş tarihleri net olmalı, kabul edilebilir fazla mesai, normal iş yükü, çizelgesi bunlar belirli olmalı, ekstra işler
için gereken mesai hepsi net olsun ki sorun yaşamayın diyorlar ileride bu konunun uzmanları.
Sadece bu da değil hani işte yöneticiler, patronlar diyorum ya bir de şu var iş arkadaşları, iş arkadaşları da bazen size aşırı derecede yük yük diyebiliyor.
Siz herkesin işine koşan, kendi işini sizinkinden önemsiz gören birine saygı duyar mısınız arkadaşlar?
Bu soruma bir cevap verin.
O yüzden iş yerinde yapmamız gereken şey şu.
O işe alınma sebebinizi hatırlayın.
Kendi görev tanımınız neyse onu yapın.
İyi niyetinizi lütfen suistimal ettirmeyin.
Bu da bir zaman düşmanıdır.
Zaman yönetimi tanımlarının en eskilerinden birinde şöyle der.
1973 tarihli bir eser.
Zaman yönetimi.
İhtiyaçları tanımlamayı, bu ihtiyaçları karşılayacak amaçları belirlemeyi, gereken görevleri öncelik sıralamasına koymayı ve bu görevleri planlama listeleme.
ve zaman programına koyarak zamanla ve kaynaklarla uyumlu hale getirmeyi içerir der.
Yani kısaca yapmamız gereken ihtiyaçlarımızı tanımlamak, bu ihtiyaçları karşılayacak amaçları belirlemek, gereken görevleri öncelik sırasına koymak ve görevleri
zamanla uyumlu hale getirmek arkadaşlar.
Az sonra zaman yönetimi taktiklerine geleceğim.
Ama işin özü bu aslında.
Yani tekrara düşmemek adına sadece önemli bulduk.
Altyazı M.K.
Dozunda hani böyle her çağrının da kayığına binmemek lazım.
Düzensizlik. Gün içinde böyle sürekli yazışmalar yapmamız.
Whatsapp'tan, Instagram'dan, e-mail'den bunlar gerçekten korkunç bir vakit kaybı.
Anlatılanları can kulağıyla dinlemememiz.
Çünkü sonrasında geri dönüyoruz.
O da bir zaman kaybı. Ne demişti diye tekrar soruyoruz falan.
Birden fazla işte aynı anda meşgulseniz bu da bir zaman kaybı.
Her işi dediğim gibi kendiniz yapmaya çalışıyorsanız bu da zaman kaybı.
Saatlerce telefonda konuşmak.
yetersiz ve yeteneksiz hastalarımız, disiplinli olmamamız, yetersiz denetleme yapmamız, hayır demeyi bilmememiz, başkalarına yetki ve sorumluluk devretmeme hastalığımız,
mükemmel yetkiliğimiz ve erteleme hastalığımız bunlar hep zaman tuzakları.
O zaman artık çözümlere geçebilirim.
Zaman yönetiminde en etkili taktiklerden biri savaşçı yaklaşımı.
Yani az önce saydığım zaman tuzakları var ya onları bertaraf etme yaklaşımı, savaşçı yaklaşımı.
Kendinizi korumak, yeterince verimli ve bağımsız çalışabilmek amacıyla zamanımızı sahiplenmemiz.
Mesela kendinizi yalıtmanız arkadaşlar.
Kapıları kapatıyorsunuz, anlamsız iletişimleri bir anda kesiyorsunuz.
Rahatsız edinmemek için geri çekilip tamamen işinize odaklanıyorsunuz.
Telefonunuzun rahatsız etme modu gibi düşünebilirsiniz.
Yani o an için tüm hayatınıza bu rahatsız etme modunu uyguladığınızı düşünün.
Yani kısaca kendinizi yalıtıp, Tecrit edip sınır koymanız anlamında bu.
Telefonda atıyorum bir saattir konuşuyorsunuz kapatamıyorsunuz o telefonu.
O kişiye dur diyebilmeniz ya da işte çalışma odanızdan birilerini çıkartabilmeniz.
Çalışmam gerekiyor hani çıkar mısın diyebilmek.
Yani bu yaklaşım kısaca zamanınızı korumaya çalışan bir savaşçı gibi olmanızı öğütlüyor.
Geleceklerini düşünerek savaşanlar.
Kısacası o kapıyı o telefonu kapatın geleceğinizi hedeflerinizi düşünerek tamamen işinize odaklanın ayrıntılarda boğulmayın.
Önce en önemli işlerinizi halledin denizleri aşıp derede boğulmayın diyorlar.
Bir diğer yaklaşım ABC yaklaşımı bu şu demek çabanızı sizin için en en en önemli olan şeylere yoğunlaştırmaya bakın.
Bu yaklaşım zaman karşısında önceliklerimizin nasıl ayarlanması gerektiği konusuna odaklanıyor.
Kararımdan dönemeyeceğim şeyler varsa bu A kategorisi arkadaşlar.
Kısa bir zaman sonra yapsam da olur dediğimiz şeyler B kategorisi.
Aman sonra da yapsam olur çok da önemli değil dediğimiz şeyler de.
C kategorisi bu ABC yaklaşımıydı.
Sırada sihirli araç yaklaşımı var.
Burada da teknolojiyi kullanarak ya da işimizi kolaylaştıracak şeyleri bularak zaman yönetimimizi kolaylaştırmaya çalışıyoruz.
Bunun olayı şu iyi işler iyi araçlarla yapılır.
Yani atıyorum iyi bir ajanda veya teknolojinin nimetlerinden faydalanmak gibi düşünebilirsiniz.
Bir başka yaklaşım iyileştirme rehabilitasyon yaklaşımı.
Buna göre de zaman yönetimi konusundaki sorun.
Bunlar çevresel olabilir, sosyal olabilir, kültürel ya da psikolojik nedenlere dayalı olarak ortaya çıkabilir.
İşte bu yaklaşımın çözüm önerisi zaman yönetimi sorunlarını oluşturan o şeyleri bulmak.
Kültürel mi, psikolojik mi artık her neyse.
Örnek ver Merve.
Mesela mükemmelliyetçisiniz diyelim.
Önce bunu tedavi edin diyor.
Ondan sonra zaman yönetiminin peşinde koşarsınız.
Yani önce sorununuzu tanımlayın.
Ondan sonra onu iyileştirin.
Sonra işinize bakarsınız deniliyor.
Etkili zaman yönetimi taktiklerine geçecek olursak en meşhuru biliyorsunuz ki Pomodoro tekniği bence.
Ben de bir ara yapıyordum.
Mobil uygulaması da var. Hatta minik Pomodoro saatleri de var arkadaşlar almıştım ben.
Şöyle yapıyorsunuz 25 dakika boyunca tam gaz full odaklanmış çalışıyorsunuz.
5 dakika mola veriyorsunuz.
Bir Pomodoro eşittir 25 dakika bu arada.
Toplam 4 pomodoro yaptığınız zaman 25 dakikalık molayı hak etmiş oluyorsunuz.
Ve günde 16 pomodoro tamamlamak en ideali.
Bu da yaklaşık 6,5 saate falan tekabül ediyor.
Gerçekten harika bir yöntem deneyin derim.
Bir başka teknik kanban tekniği arkadaşlar.
Bunu da ilk başta bir otomobil fabrikasında çalışan bir mühendis bulmuş.
Japon bir mühendis. Olay şu burada yapacağımız şeyleri görselleştiriyoruz ve sınırlandırıyoruz.
Görselleştirme ve sınırlandırma kanban tekniği.
İster panoda ister defterinizde ya da işte bilgisayarınızda bunu yapın ama görselleştirin her ne yapacaksınız.
Postitlerle işte renkli kalemlerle yapacağınız şeyleri görselleştirin.
Bunun olayı şu zihnimizde dağınık duran her şeyi bir düzene sokmak ve gözümüzün önüne koymak.
Ne yapıyoruz, ne yapacağız ve ne yaptığımızı göstereceğiz sütunlar çizerek.
Öncelikle bir yapacaklarım sütunumuz olması gerekiyor.
Buraya henüz başlamadığımız hani yapmaya başlamamışız ama yapmamız gereken şeyleri yazıyoruz.
Yapmayı hayal ettiğimiz şeyler de olabilir bu arada.
Neden bunları yazıyoruz?
Çünkü gerekli motivasyonu sağlamamız için.
İkinci sütuna ise yapmakta olduklarımızı yazıyoruz.
Ve buraya yapacaklarım dediğimiz kısım var ya oradan 3 iş yazmamız gerekiyor.
Aciliyetine ve önceliğine göre 3 işe öncelik vereceğiz ve hemen başlayacağız.
Neden bunu yapıyoruz? Çünkü sırada bekleyen çok fazla iş olduğu zaman ya o işlere hiç başlayamıyoruz ya da yarım bırakıyoruz ya da baştan salma bir şekilde yapıyoruz.
O 3 işe öncelik verirsek üstümüzdeki zaman baskısı bir tık olsun kalkacak.
Ve en azından ertelemeyi bırakmış olacağız.
Üçüncü sütunumuzda yaptıklarım sütünü yapıp bitirdiklerimize tık atacağız.
En eğlenceli kısım burası bence.
Yapmakta olduklarım listesinden biten işlerimizi silip buraya yazıyoruz.
Önemli olan adım bu işte bu sütün.
Yani buraya tık atabilmek.
Bir başka teknikse hızlı planlama tekniği.
Bunu bulan kişi de Anthony Robbins.
Daha önce hayatı sorgulatan sorular podcastımda ondan size uzun uzun bahsetmiştim.
Bu teknikle işlerin zor olandan kolay olana doğru yapılması gerekiyor.
Yazdığınız her şeyi tam saatinde ve tam gününde yapmanız gerekiyor.
Erteleme diye bir şey yok.
Bir işi bitirmeden diğerine geçemiyorsunuz ve tam odaklanma istiyor.
Önce bir hafta içinde neleri bitireceksiniz?
Alın bir kağıda yazın tek tek.
Atıyorum işte bir kitabı bitireceğim dedim.
Kitap 350 sayfa olsun.
Sonra dedim ki her gün ne olursa olsun 50 sayfa okuyacağım.
Ve bu kitabı bitirmeden yeni bir kitaba geçemiyorum.
O kitabı okurken telefonu uçuş moduna almam gerekiyor.
Full konsantre. Bir haftanın sonunda amacıma ulaşmış mıyım diye de bakmam gerekiyor.
Ama burada esas olan şu amacımız ne?
Neden böyle bir şey istiyorum sorusunun cevabını bulabilmek yani o zaman yönetebilmek için biraz teşvik gerekiyor.
Teşvikleri de bu sorular sağlıyor.
Bence sınava hazırlananlar için ideal bir teknik diye düşünüyorum.
Bir de arkadaşlar.
Kerem Köseoğlu'nun TED konuşması var.
Onu izlerseniz zaman yönetimiyle ilgili.
Bence gayet güzel bir konuşma.
Ben size kısa bir özet geçmek istiyorum bu konuşmayla ilgili.
Kerem Köseoğlu hem bir yazılımcı hem tiyatro ile ilgileniyor.
Baya yakından ilgileniyor. Hem de yazar bir sürü kitabı var.
Hem de 4 tane albümü var.
Hem de yoga yapıyor düzenli olarak.
Yani bir insan bu kadar şeye nasıl olur da yetişir ya demişsinizdir eminim şu anda.
Diyor ki ben 24 saatimi...
3 dilime bölerim. Uykuda 8 saat, meslekte 8 saat ve geriye kalan 8 saat.
İşte bu geriye kalan 8 saat çok ömerli.
Çünkü insanın hayatındaki farkı işte bu 3.
dilimde olan 8. saat belirliyor.
Zamanı pasif ve aktif olarak ikiye ayırıyor.
Pasif zaman dediği şey işte sosyal medyada harcadığımız zaman.
Boş beleş şeyler izlediğimiz zamanlar.
İşte o boş beleş şeyleri en iyi siz biliyorsunuz.
Size faydası olmayan şeyler nelerse artık.
Ben mesela bu aralar çok politize olmuş bir durumdayım.
Sürekli siyaset programları izliyorum ve bundan muzdaribim ama yakında bırakacağım bunu seçimlerden sonra.
İşte bu kayıp zamanları minimize etmiş.
Yani böyle şeyleri izlemiyor Kerem Kösoğlu.
Sosyal medyada vakit geçirmiyor.
Hatta çok çarpıcı bir araştırma verisi var.
Artık gününün 4 saatini herhangi bir ekrana bakarak geçiriyormuş.
Gerçekten çok çarpıcı.
Aktif zaman dediği şey ise işte yazı yazmak gibi.
Hani böyle bize katkı sağlayacak işler yaparız ya o.
Bir sene içerisinde.
400 saat kitap okumuş.
Ben bir ara işte covid döneminde özellikle günde 140 dakika falan kitap okuyordum.
Yılda 850 saat ediyor ama artık okuyamıyorum o kadar maalesef.
Aa niye okuyamıyorsun diyenler?
Çünkü podcast ile uğraşıyorum.
Zamanımın çok büyük bir kısmı podcast ile harcıyorum.
Az önce günde 4 saat ekrana bakıyormuşuz dedim ya.
Bu yılda 1460 saat ediyor arkadaşlar.
Yani bir gün 24 saat.
1460 saatimizin çöp olması ne demek soruyorum.
size. Mesela diyor ki Kerem Kösoğlu kitabımı yazmam 400 saatimi aldı.
Bas gitar çalmam 180 saatimi aldı.
Yoga 90 saat işte o iki günde bir yarım saat yapıyormuş.
Belki diyor dizi izlememiş olabilirim.
Belki gündemden çok uzak kalmış olabilirim.
Ama bu süreçte ben sayısız konser verdim.
Kitaplar yazdım ve yoga ile sağlığımı korumaya devam ettim diyor.
Ve bütün bunları yaparken az önce size bahsettiğim teknikleri kendince harmanlamış, kendi tekniğini oluşturmuş.
Şöyle şimdi birinci adım yakalamak.
Yani yaptıklarınızı, yapacaklarınızı, yazdıklarınız bir yer olsun ve tek bir yerden yönetilebilecek bir şey olsun bu.
O mesela bir app kullanıyormuş.
Google Kip gibi. İşte hatta ses kaydı yaptığını da söylüyor.
İkinci adım parçalama yöntemi.
Yani kitap yazarken mesela diyor.
İçerik çıkarırım. Bu çok önemli bir şey.
Böl, parçala, yönet taktiğini kullanıyor.
Konuyu böyle parçalara ayıra ayıra ayıra her oturduğunda bir parçasını halletmeye çalışıyor.
Ufak adımlarla devasa bütüne ulaşmaya çalışıyor.
Üçüncü adım ise işlerini öncelik sırasına koyuyor.
Yani önem sırasına göre.
Küçük işlerde boğulmayın diyor.
Hangi işiniz en önemliyse önce oradan başlamalısınız diyor.
Ve dördüncü adım da yapmak.
Yani erteleme falan yok.
Direkt yola çıkıyor yapıyor ne yapacaksa.
Beşinci adımsa yaptıklarını masaya yatırıp incelemek.
Yani zamanı doğru kullandım mı?
Kendimi eleştirme kısmı burası.
Hatalarımı görme kısmı.
Kendince belirlediği sürede istediği eylemleri tamamlayabilmiş mi?
Tamamlayamamış mı? Burada bir yüzleşme yaşıyorsunuz.
Artık 5. kısımda taktikleri buydu.
Kerem Keseoğlu'nu mutlaka izleyin derim.
Emel ve hani kar pediyem hani anı yaşamak demiş olabilirsiniz.
Size bu anı yaşamakla ilgili bir hikaye anlatmak istiyorum.
Bir gün genç bir adam yaşlı bir kralın sarayına gidiyor ve kral gencin eline içinde sıvı yağ olan bir kaşık veriyor.
Ve bu yağı dökmeden sarayı dolaşmasını istiyor.
Genç yağı dökmeden sarayı dolaşıp güzel bir şekilde geliyor.
Kral da soruyor diyor ki salonlardaki acem halıları mı gördün mü?
Hayır diyor genç görmedim.
Bahçemi gördün mü diyor.
Görmedim diyor. Peki diyor birbirinden kıymetli kitapların olduğu kütüphane mi gördün mü?
Görmedim diyor. Gencin sarayı ikinci kez dolaşmasını fakat bu sefer gezerken her yere bakmasını istiyor.
Yine aynı şekilde ağzına bir kaşık koyuyor ve içine sıvı yağ dolduruyor.
Genç tekrar sarayı dolaşıyor geliyor ve her şeyi görüyor ama bir bakıyor kaşıktaki yağ kalmamış hepsi dökülmüş.
Kral gence diyor ki yaşamın gizi kaşıktaki birkaç damla yağı dökmeden dünyaya bakabilmektir.
İşte kaşıklarımızdaki birkaç damla yağ görevlerimizi, çevremize karşı sorumluluklarımızı sembolize ediyor.
Hayatta üç grup insan var arkadaşlar.
Birinci gruptakiler o kaşıktaki yağı dökmeyen ama dünyaya da bakmayan insanlar.
İkinci gruptakiler anlık hazların peşinde koşup yağı ve kaşığı da kaybedenler.
Üçüncü gruptakiler ise kaşıktaki yağı dökmeden dünyaya bakmayı becerebilen insanlar.
Umarım herkes 3. gruptaki kişi gibi olur.
Bence insan zamanının kıymetini anlamadan onu yönetemez arkadaşlar.
Umarım geç olmadan anlarız ve yapabileceğimiz en pahalı harcamayı yapmamış oluruz.
Yani zamanımızı harcamamış oluruz.
Parayla bile asla satın alamayacağımız en önemli şey.
Ve aslında biz zamanı harcamıyoruz.
Zaman bizi harcıyor. Zaman bizi öldürüyor.
Bunun farkına varalım. Ve zamanı değil yaşamımızı yönetiyoruz.
Bakmayın zaman yönetimi dediğimize.
O zaman Sezen Aksu'nun Su Gibi şarkısını armağan ediyorum buradan sizlere.
Hani diyor ya, su gibi aktı yıllar, deryada bir damla kadar yaşadım.
Şahidimsiniz yıllar.
Sizden kim korkar? Zamanını iyi yönetebilenler korkmaz tabii ki.
Samsung Galaxy A54'ün sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
Sizler de açıklamalardan acayip iyi Samsung Galaxy A54'ü detaylı olarak inceleyebilirsiniz.
Bu cumartesi tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
