
Ayda 359 TL’den başlayan fiyatlarla Cambly’e abone olun. İngilizcenizi geliştirmeyi ve kendinize yatırım yapmayı ertelemeyin.
link: https://cambly.biz/1osb * Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi * *Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir*
Transkript
Cambly, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, ben Merve.
Bugün gönüller yapmaya geldim arkadaşlar.
Günlerdir storyde bunu görüyorsunuz.
Gönüller yapmaya geldim.
Hatta şey koydum ya, Müslüm Gürses'in filmi vardı ya, Müslüm biyografi filmi.
Onun başında diyor ya, gönüller yapmaya geldim.
Onu paylaştım, herkes şey zannetti, Müslüm Gürses podcastı mı geliyor falan diye.
Artık yapacağız mecbur, yani yapacağız.
Gelmeyecekti aslında, Yunus Emre gelecekti ama böyle oldu.
Bu arada Müslüm Gürses de çok sever, Yunus Emre.
O yüzden onu paylaştım.
Neden bugün Yunus Emre'yi anlatmak istedim size?
Çünkü onun adını duyduğumuzdan aklımıza gelen ilk şey şüphesiz bence.
Sevgi, kardeşlik, hoşgörü ve birleştiricilik oluyor.
Böyle bir huzur geliyor adını duyunca bile.
Ve şu sıralar bence ülkece en çok ihtiyacımız olan şey diye düşündüm.
Kimilerine göre o mistik bir şair, kimilerine göre humanist bir düşünür.
Bu podcastı Necip Fazıl Kısaküre'nin Bizim Yunus şiirinden şu dizeleriyle açmak istiyorum.
Bir zaman dünyaya bir adam gelmiş.
Toprakta devrilmiş, göğe çömelmiş.
Bizim Yunus. Bizim Yunus ifadesi aslında Yunus Emre'nin hocası olan derviş Tapduk Emre'ye aittir arkadaşlar.
Şimdi öncelikle davası daima sevgi ve hoşgörü olan Bizim Yunus'un hayat hikayesiyle başlayalım.
Yaşadığı çağın zaman dilimi olarak Anadolu Selçuklularının sonu Osman Gazi devirlerini içine alıyor diyebiliriz.
Yani tahmini 1240'da 1320 arası.
Bu devirde Anadolu'da neler oluyordu?
İstidalar, isyanlar, yerleşme...
sıkıntıları bunlar vardı.
Yani iç huzursuzluk ve kaosun hakim olduğu bir dönem Anadolu'da 1240-1320 arası.
İşte Haçlı Seferleri, Moğol Akınları, Babayi İsyanları, Saltanat Kavgaları, Maddi Sıkıntılar hepsi böyle kombo.
Yani böyle bir hem yıkılış devri arkadaşlar hem de diriliş devri gibi düşünebilirsiniz.
Selçuklu biterken Osmanlı diriliyor değil mi?
Herkesin bir davası var bu dönemde.
Yunus'un deyişiyle Davi.
Davi diyor davaya. Yunus der ki ben gelmedim dava için.
Benim işim sevgi için.
Dostun evi gönüllerdir.
Gönüller yapmaya geldim.
Bu söze kalbimi bıraktım.
Çok seviyorum bu sözünü.
Yunus Emre'nin dili evrensel bir dil.
Sevgi dili her yerde geçerli.
Keşke hepimiz önce bu dili öğrenmeye çalışsak ve bu dilde konuşmaya çalışsak.
Eminim dünya çok daha güzel bir yer olurdu.
Sevgi dilinden sonra evrensel bir dil olan dil tabii ki İngilizce.
İngilizce bilmek dünyanın her yerinde kapıları açan bir anahtar gibi akıcı İngilizce konuşabilmemiz.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Fiyat pahalı desek diyemiyoruz.
Benim zamanım mı var abi diyorsanız o da yok.
Yani dersler çok sıkıcı çok klişe onu da diyemiyorsunuz.
Çünkü kendi ilgi alanınıza göre eğitmen seçebiliyorsunuz.
Ben tek başıma çekinirim kalabalıklar olsa daha iyi diyorsanız.
Grup dersleri var. Cambly var.
Bahane yok arkadaşlar. Bahanelere yer bırakmayacak kadar iyi çünkü.
Açıklamalara bırakmış olduğum linkten hemen Cambly'e ayda 359 TL'den başlayan fiyatlarla abone olabilirsiniz.
Kendinize en uygun paketi bulabilir.
Ve kendinize bu sene yeni...
bir ben hediye edebilirsiniz.
Muhteşem bir yatırım kendiniz için.
Ayrıca birçok ücretsiz kaynaktan ve yapay zeka eğitmeninden faydalanabiliyorsunuz.
Ücretsiz altını çizerim.
Deneme dersleri de var. E daha ne olsun?
Kembeli var. Bahanelere yer yok.
Hadi devam edelim. Orta Anadolu'da doğduğu kesin Yunus Emre'nin.
Ya Eskişehir'e bağlı Sarıköy'de doğduğu düşünülüyor ya da Bolu'da işte Sakarya, Afyon, Konya, Manisa o civarlarda doğduğu düşünülüyor ama hatta Sivas bile olabilir.
Kuvvetle muhtemel söylüyoruz ki Eskişehir'de şehir arkadaşlar.
Yaradılanı sev yaradandan ötürü der Yunus Emre.
Şimdi Yunus Emre'ye geçmeden önce onu hazırlayan şartları bilmemiz gerekiyor.
Size daha önce Mevlana'yı anlatmıştım hatırlarsanız.
Aynı devirde yaşadılar ve aynı coğrafyada.
Mevlana, İbni Arabi bunlar çok önemli isimler Yunus Emre için.
Çünkü Yunus Emre'nin savunucusu olduğu tevhid yani birlik fikrinin asıl mimari biliyorsunuz ki Muhiddin Arabi Mevlana bölümünü dinlediyseniz hatırlarsınız.
Kendisi vah dediği vücut dediğimiz yani yaradanla yaradılanın bir olduğu varlığın birliği felsefesini Anadolu'da yayan kişi Muhittin Arabi.
Vahdedi vücutu daha da öne çıkaran kişi ise Mevlana.
Moğol zulmünden kaçarak Anadolu'ya gelen erenler vardı biliyorsunuz ve bu erenlerin arasında Mevlana, Hacı Bektaşı Veli, Kirmani, Muhittin Arabi gibi isimler de vardı.
Yunus Emre de tevhid inanışının bir temsilcisidir arkadaşlar.
Yaradılanı severim yaradandan ötürü değil mi öyle diyor.
İşte böyle anarşik bir ortam.
da ne yapıyor? Kurtulmak için birleşmemiz gerekiyor diyor.
Yani bunu vurguluyor daima.
Onun için Mevlana'nın Türkçe söyleyen hali derler Yunus Emre için.
İkisini çok karşılaştırırlar.
Tabi ikisinin dayanağı da aynı.
Söyleyişleri, yorum tarzları kendilerine has ama dayanakları aynı.
Hayata hakkında Yunus Emre'nin öyle çok net bilgiler yok.
Hani Mevlana kadar net bilgiler yok.
Biz genelde menkıbelerden, şiirlerinden yola çıkarak Yunus Emre'yi tanımlamaya çalışıyoruz hayatını.
Yunus'un yoksul bir çift İçi olduğu söyleniyor ya da marangozlukla uğraştığı da söylenir.
Bir yandan dağdan odun taşırmış bir yandan da dergahının tüm işlerini yaparmış.
Hatta yeri gelmişken size şu hikayeyi anlatmak istiyorum.
Yunus Emre dergaha hep böyle düzgün odunlar getiriyormuş.
Hiç böyle eğik... Büyük odunlar getirmiyor ve hocası Tapduk Emre bunu fark edince soruyor bir gün diyor ki Yunus Can diyor dağda hiç eğri odun yok mu ki diyor sen hep düzgün odunlar getiriyorsun buraya.
Yunus da diyor ki şeyhim burası öyle bir hak ve doğruluk kapısı ki buraya değil eğri adam.
Eğri odun bile giremez diyor.
Yunus Emre ömrü boyunca şandan, şöhretten, ünden bilinir olmaktan hep kaçmıştır.
O yüzden de hayatını bilmiyoruz.
Nedeninden sonra anlatacağım.
Kendisini hep böyle garip olarak tanımlamıştır.
Garip. Garip deyince de aklımıza Neşet Ertaş geldi.
Garip bülbül değil mi? Kanalımda da dikkat ettiyseniz hep bu ekolden gidiyorum.
Neşet Ertaş, Mevlana, Yunus Emre bunlar beni etkileyen isimler.
Ama kalben, kalbime dokunan, kalbiyle etkileyen insanlar.
Onların o sevgi diline bayılıyorum.
Dediğim gibi Yunus Emre de kendini garip olarak tanımlıyor.
Yani kimsesiz gibi.
En sevilen şiirlerinden biri de Bir Garip Bencileğin.
Değil mi o şiiri? Ben çok duygulanıyorum bu şiirinde.
O garipliğine, o yalnızlığına.
Bana çok geçiyor yani. Diyor ki, Acep şu yerde var mı ola şöyle garip bencileğin?
Bağrı yaralı. Gözü yaşlı, şöyle garip bencileyin.
Söyler dilim, ağlar gözüm.
Gariplere göğünür özüm.
Meğer ki gökte yıldızım, şöyle garip bencileyin.
Çok etkileyici bence. Bu arada dediğim gibi Müslüm Gürses de Yunus Emre'nin çok büyük hayranlıdır.
Hatta Müslüm Gürses'in ilk ustası, bağlamacı Limoncu Ali'dir ve onu Yunus Emre ile tanıştıran kişi de odur.
Yunus Emre'nin şu sözleri Müslüm Gürses'in hayat yolculuğunda ışığı olmuştur.
Dil söyler, kulak dinler, kalp söyler.
Kainat diline. Çok güzel bence.
Bu arada film çok iyiydi.
Müthiş bir oyunculuktu.
Oscarlık. Hışır oldum ağlamaktan.
Yunus Emre'nin hayatı.
Pek bilmiyoruz hayatını.
Destansılaştırılmış bir hayat var ortada.
Onunla ilgili esnanelerden biri şöyledir.
Çocukken bir mektebe gidiyor Yunus Emre.
Dili bir türlü alfabeye dönmüyor.
Ve bir gün hecelerken hocasına Elif okuduk ötürü pazar eyledik götürü.
Yaratılmışı hoş gördük yaradılandan ötürü diye.
okumayı bırakmış. Köyünde çiftçilik yaptığı zamanlardan birinde çok büyük bir kıtlık yaşanıyor arkadaşlar ve duyuyor ki Kırşehir yakınlarında Hacı Bektaşı Veli adında bir pir var ve bu pirin kapısına
giden ihtiyaç sahiplerini geri çevirmediğini duyuyor.
Onlara buğday verdiğini duyuyor.
Hacı Bektaşı Veli'nin yanına gitmeye karar veriyor ve giderken elim boş gitmeyeyim diye düşünüyor.
Ama o kadar yoksul ki yani ona verebileceği hiçbir şey yok.
Değerli hiçbir şey yok daha doğrusu.
Yolda giderken alıç toplamaya başlıyor.
Onları heybesine koyuyor, dergaha varıyor ve müritleri Hacı Bektaş'ı veliye Yunus diye birinin geldiğini haber veriyorlar ve ona alıç getirdiğini söylüyorlar.
Kendisini ziyaret etmek istediğini iletiyorlar.
Hacı Bektaş çok samimi buluyor bu davranışı ve gözleri dolmuş ona alıç getirmesine.
Hemen diyor müritlerine haber gönderiyor.
Sorun bakalım diyor buğday mı ister himmet mi ister diyor.
Yani himmet ilahi bir yardım arkadaşlar.
Kemale ermek için bir destek.
Buğday mı ister yok. Yoksa himmet mi diye soruyorlar.
Yunus da diyor ki himmet diyor benim karnımı doyurmaz.
Bana buğday lazım diyor.
Hacı Bektaş diyor ki hemen diyor heybesini dolduracak kadar buğday verin.
Derken Yunus heybesinde buğdayıyla dönüş yoluna düşüyor.
Ama yoldayken bir anda...
Ben ne yaptım diyor. Ben nasıl bir hata yaptım.
Eğer himmet alsaydım buğdayı da bir şekilde bulurdum diyor.
Ve hemen geri dönüyor. Buğdayını boşaltıyor.
Bana diyor himmet verin ne olursunuz.
Ama Hacı Bektaş Veli ona diyor ki artık diyor çok geç.
Biz o ihsanın anahtarını...
Kime verdik diyor? Tapduk Emre'ye verdik diyor.
Git diyor ondan nasibini al diyor Hacı Bektaşi Bey'le.
Yunus'u bu şekilde gönderiyor ve Yunus da gidip Tapduk Emre'ye derviş oluyor.
Bu tekkede ona odun taşıma vazifesi veriliyor ve 40 yıl boyunca odun taşıyor.
Ve bu 40 yıl içinde o tekkeye o dağdan bir kez bile yamuk bir odun getirmiyor.
Diğer dervişler onun bu çabası için şeyhin kızına aşık diyorlar.
O yüzden bu kadar canla başla hizmet ediyor diyorlar.
Dedikodu çıktı. Kalbini kırıyorlar.
Şeyh de kızını onunla evlendiriyor gerçekten.
Ama Yunus ben şeyhimin kızına layık değilim diyerek ömrünün sonuna kadar o kıza hiçbir şekilde yaklaşmadığı söylenir.
Ama bir kızı bir oğlu olduğu da söylenir arkadaşlar.
Bu evlilikten kesin değil ama.
İkinci bir evlilik yaptığı ve İsmail adında bir oğlu olduğu da rivayet ediliyor.
Yunus bu tekkede bir türlü feyze erişemediğini düşünüyor arkadaşlar.
Ve buradan ayrılıyor. Tapduk Emre'nin yanından ayrılıyor.
İki dervişe rastlıyor. Bu dervişlerle dost oluyor.
Yemek zamanı geliyor. Dervişlerden biri dua etmeye başlıyor.
O gün bir şekilde karınlarını doyuruyorlar.
İkinci gün diğer derviş dua ediyor.
Yine bir şekilde karınları doyuyor.
Sıra Yunus'a geliyor dua etme sırası.
Yunus Emre diyor ki Tanrım bende feyiz yok.
Beni utandırma.
Yüzümü kara çıkarma. Bunlar kimin yüzü suyu hürmetine senden yemek istedilerse lütfet o zatın hürmetine ne olur bizim karnımızı da doyur diyor.
Ve bu defa ne oluyor? Her zamankinden daha çok yemekleri oluyor sofrada.
Ertesi gün dervişler Yunus'a diyorlar ki sen kimin yüzü suyu hürmetine dua ettin de bize bu kadar yemek bağışladı diyor.
Ve Yunus diyor ki önce siz söyleyin.
Ve dervişler diyorlar ki biz senin için dua etmiştik.
Yunus için dua etmişler ve Yunus bir anda irkiliyor.
Kendisinin de tanrı katında bir yeri olduğunu anlıyor.
Ve hemen koşarak dergahına geri dönüyor.
Tapduk Emre'nin eşi Anabacı'yı buluyor ve kendini affettirmek için ricada bulunuyor.
Bir şey yap diyor ben hani Tapduk Emre'ye kendimi affettirmem gerekiyor.
Anabacı da Yunus'a diyor ki sen diyor kapının eşiğine yat.
Bilirsin Tapduk Emre'nin gözü pek görmez.
Sabah namazına çıkarken ayağı sana dokunur.
Bu kim diye bana sorar diyor.
Ben de Yunus derim diyor.
Bizim Yunus mu diye sorarsa bil ki gönlünden çıkmamışsındır diyor.
Hemen ayaklarına kapan ve af dile diyor.
Yok eğer hangi Yunus bu derse...
O zaman anla ki artık senin onun gönlünde hiçbir yerin yoktur diyor.
Yunus Emre o gece gerçekten kapının eşiğine yatıyor.
Her şey tam böyle ana bacının dediği gibi oluyor.
Tapduk bizim Yunus mu diye seslenince Yunus Emre ağlaya ağlaya ayaklarına kapanıyor ve af diliyor.
Tapduk Emre de onu affediyor.
Bir başka önemli hadisede Mevlana'nın Yunus hakkında söylediği iddia edilen şu sözler arkadaşlar.
Manevi makamların hangisine çıktımsa orada Türkmen...
Yunus'un izini gördüm demiştir rivayet ama.
Halk rivayetlerine göre Yunus 3000 şiir söylemiştir arkadaşlar.
Daha sonra bir gün Molla Kasım adında bir softa onun şiirlerini dine aykırı bulduğu için yaktırıyor.
Ve bin tanesini suya attırıyor.
Kalan bin şiiri okurken o şiirlerden birinde kendi adını görüyor.
Molla Kasım ve o kadar pişman oluyor ki o saatten sonra onun veliliğine inanıyor.
Molla Kasım'ın adının geçtiği beyit ne Merve merak ettiniz.
Şöyle arkadaşlar. Derviş Yunus bu sözü eğri büyürü söyleme.
Seni sığaya çeken yani hesaba çeken Molla Kasım gelir.
Halk arasında derler ki yakılan bin şiir gökte melekler, suya atılan bin şiir balıklar, kalan şiirler de insanlar tarafından okunmaktadır.
Böyle bir beyt. Divanındaki beytlerde de dediği gibi çok fazla memleket gezmiş ve görmüştür Yunus Emre.
Hani diyor ya gezdim urum ile şamı, yukarı illeri kamu.
Çok istedim bulamadım.
Şöyle garip bir benceleyin.
Yani çok yerler gezdim dolaştım ama benimle dertleşip benimle hemhal olacak birini bulamadım diyor.
Yunus Emre 700 yıl öncesinden günümüze uzanan bir sevgi köprüsü adeta.
Hoşgörü ve insan sevgisi akıllara gelen ilk şey.
Der ki biz kimseye kin tutmayız.
Kamu alem birdir bize.
En sevdiğim sözlerinden biri şu.
Yunus Emre der hoca.
Gerekse bin var hacca.
Hepsinden iyice bir gönüle girmektir.
Yani diyor ki bir gönüle girmek bin kez hacca gitmekle eşdeğerdir.
Ve onun okuma yazma bilmediği söyleniyor arkadaşlar ama şiirlerine bakınca pek de öyle sayılmaz.
Çok fazla şeye vakıf olduğu aşikar.
Muhtemelen alçak gönüllülüğünden o şekilde söylediği düşünülüyor.
Şu meşhur sözünü bilirsiniz.
İlim ilim bilmektir.
İlim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmez isen...
Yanice okumaktır.
Burada kamil insan olmaktan bahsediyor.
Yunus Emre için biliyorsunuz yıllardır yok Bektaşi mi, Mevlevi mi, Kalenderi mi nedir tartışmaları yapılıyor ama o bence bütün tarikatları aşmış bir insan.
Bir veli olarak görülüyor.
Sevgi tarikatından bence Yunus Emre.
Bu yönüyle Mevlana'ya çok yaklaşan bir isim.
Bu arada Mevlana'yı gördüğü de söylenir.
Bunu duymuşsunuzdur ama gerçekten görüp görmediği kesin değil.
Onu söyleyeyim. Bana hoş gör yaradandan ötürü sözü var biliyorsunuz.
Çünkü ona göre insanlar din, dil, mezhep, ırk, millet, renk, mevki, sınıf, farkı bunları gözetmeksizin sevmeye ve sevilmeye layıktır tüm insanlar onun için.
Bence de öyle. Ve Yunus Emre için Türk şiirinin kurucusu diyebiliriz arkadaşlar.
Çok önemli bir isim o yüzden.
Milli birliğin yerleşmesinde çok önemli bir rol oynamıştır ve Türkçeci değil de ön plana çıkan bir isim.
Anadolu Türkçesinin yerleşmesi ve oluşmasında mihenk taşlarından...
O yüzden yani nasıl ki Shakespeare o yüzyıllardan günümüze kadar hala sevilerek okunuyorsa ki bunun sebebi halkın dilini kullanmasıdır Shakespeare'in.
Yunus Emre de aynı şekilde halkın dilini kullanıyor.
Eski Anadolu Türkçesi kullanıyor ve bu dil bugünkü Türkiye Türkçesinin 16.
yüzyıla kadar sürmüş olan önceliğiydi.
Yunus Emre kendisinden derviş, miskin, aşık, emre, yoldaş diye söz eder.
Adının arkasına Farsça hemrah.
Emre'den kaynaklanan Emre kelimesini eklemesi onun aslında gez gez gezgün.
Konuşamadım. Gezginci.
Gezginci bir derviş.
Bu ne ya? Gezginci bir derviş olduğunu gösteren bir kanıt arkadaşlar.
Bir şiirinde ne diyor?
Haydi şimdi derviş Yunus.
Bütün şeyimi kaybettim şu anda bir saniye.
Biraz gülmem lazım.
Ya yine böyle hep ciddi bir şey anlatırken oluyor fark ettiniz mi?
Ciddi bir şeye alerjisi var bünyemin.
Bir de böyle tam TRT kafasına girmelik Yunus Emre.
Yunus Emre der ki falan diye böyle giderken bir anda tepetaklak oluyorum.
Neyse siz alışkınsınız.
Yabancı değilsiniz. Diyor ki bir şiirinde şimdi gezginci bir derviş dedik ya onu gösteren kanıtlar var.
Bir şiirinde şöyle diyor. Haydi şimdi derviş Yunus soyunup da yola çık.
Yüz zırhlı asker gelse bile.
Bir çıplağı soyamaz demiş.
Burada kendisinin dünya malına sahip olmayan Tahiri Urian gibi gerçekten yarı çıplak yollara düşmüş bir derviş olduğunu belirtiyor.
Şiirlerinden çıkarabileceğimiz bir sonuç daha var.
O da Yunus'un dünya tarihine kara veba olarak geçmiş olan büyük salgına tanık olması arkadaşlar.
Bu salgın Anadolu'ya 1348 yılında Suriye'den girmiştir ve şiirlerinde çok fazla ölüm teması vardır Yunus'un dikkat ederseniz.
Özellikle de genç yaşta ölüm teması vardır.
Ben size günümüz Türkçesiyle olan hallerini okuyorum.
Mesela bir yerde diyor ki bu dünyada bir şeye yanar için tutuşur özüm.
genç yaşında ölenlere olgunlaşmamış ekini biçmiş gibi demiş.
Yunus Emre orta çağların Anadolu topraklarında ortaya çıkmış dinler üstü erken hümanist akımın en güçlü temsilcilerinden biri arkadaşlar.
Hacı Bektaş Veli ve Mevlana da aynı şekilde.
Yunus Emre neden bu kadar önemli ve neden bu kadar seviliyor?
Denilir ki arkadaşlar insanca bir sevginin bir coşkunun adamıdır.
Tanrıyı insanlaştırmaktan İnsanı tanrılaştırmaya kadar bütün hallerden geçmiş bir Anadolu köylüsü.
Bu topraklarda, bizim topraklarımızda yaşamış bütün insanların, Hitit, Pagan, Hristiyan, Müslüman, bütün yurttaşların sözcüsüdür Yunus Emre.
Bütün dindarlığına ve Müslüman görünüşüne rağmen hiçbir dinin adamı değil, burasının altını çizerim.
Tersine, bütün dinlerin ötesinde, camilerin, kiliselerin dışında, kitapsız.
Tapınmasız, törensiz, kıblesiz bir inancın adamıdır.
Bu inancın tek kuralı, yasası sevgidir.
En geniş, en sınırsız, en insancı anlamıyla sevgi.
Yunus Emre yüksek ihtimalle Melameti Kalenderi meşrebi de mensupta arkadaşlar.
Şemsi Tebriz gibi ve melameliğinin özelliği de şudur.
Bu 9. yüzyıl boyunca bugünkü Afganistan'ın bir kısmını içine alacak şekilde eski Horasan civarında eski Maneheist ve Budist mistik.
Kültürü İslamlaştırmak suretiyle Basra ve Küfe Sufi mekteplerinin takvaya dayalı klasik tasavvuf anlayışına bir tepki olarak.
Özellikle de orta sınıfta ve esnaf sınıfında doğup gelişen bir tasavvuf biçimi arkadaşlar.
Halk arasında oldukça yaygın.
En temel özelliği...
Bol bol ibadet etmek ama sadece cennete girme amacıyla yani menfaate dayalı bir ibadetten bahsedilmiyor burada.
İnsanı eşrefi mahlukat olarak yansıtan Tanrı'yı aşkla sevmek, nefsini, arzularını kınayarak mutluluğa ulaşmak var burada.
Ve Yunus'un divanının pek çok yerinde melamet terimiyle karşılaşacaksınız eğer okursanız.
Yani melamiler yalnızca...
İbadetten ibaret bir İslam yok orada.
Yani onlar bunu reddediyor zaten.
Çalışmayı kendi el emekleriyle geçim etmeyi tercih eden insanlar Yunus Emre'nin marangozluğu ve çiftçiliği gibi.
Kendini beğenmişlik yok, şöhret yok, ün yok bunlara karşılar.
Ve Melameti Kalenderi Sufilerin bir başka özelliği ilahi aşkın yeryüzündeki tezahürlerini gözlemleyebilmek.
Kendilerini olgunlaştırabilmek ve dolayısıyla aşk ve cezbelerini arttırıp başka insanlara da bunu aşılayabilmek için sık sık seyahat ediyorlar.
Ne diyor Yunus Emre?
Mabel Matiz'in son albümündeki Dül Dül parçası.
Bayılıyorum o parçaya.
Özellikle de şu kısmına.
Mabel çiçeğimi boşuna sevmedik değil mi yani?
Böyle derin mistik tasavvufü parçaları yazıyor ve ruhumu fethediyor.
Resmen modern zaman ozanı Mabel Matiz.
Buradan da onu övmüş olalım çiçeğim.
Yunus Emre'nin şiirlerinde sıklıkla değindiği ve işlediği olumsuz değerler.
Kibir, öfke, cimrilik, tamahkarlık, kindarlık, kıskançlık, gıybet ve iftira arkadaşlar.
En önemli şey de dirliktir.
Dirliği çok göreceksiniz Yunus Emre'nin şiirlerinde.
Dirlik dediği şey yaşam, canlılık, devinme, ayakta durma, ayakta kalma, huzur ve güven gibi anlamları da var.
Aşksız dirliğin olmayacağına inanır Yunus Emre.
Tanrı aşkı tabii. Dost dediği kişi de dediğim gibi Tanrı'dır.
Tüm diğer aşklarda... Onun yansımasıdır Yunus Emre'ye göre.
Kainatta her şeyin sebebi, yaratılışı, doğası aşk üzerinedir Yunus Emre'ye göre.
Ve dolayısıyla insanın bütün duyguları aşktır.
Din ve iman arasındaki her şey aşktır.
Onun aşk felsefesinin özeti, sevelim, sevilelim mısrasında saklı.
Neden? Çünkü ona göre sevmek de, sevilmek de Tanrı'nın vasıflarından.
Sevginin sebebi güzellik, gerçek güzellikse Tanrı'dan.
Yunus'a göre dervişlik kendi ifadesiyle bağrı yara...
Gözü yaşlı ve uysal olmayı gerektirir.
Derviş dövene elsiz sövene dilsiz olmalı.
Kimseye gönül koymamalıdır ona göre.
Çok ya da olur olmaz konuşmamalı.
Vara yoğa öfkelenmemelidir.
Çünkü bütün bunlar tanrı yolunun yolcusunun yok etmeye çalıştığı benliğinin vasıflarındandır.
Ve bunlardan kurtulmak için sabırlı olmayı en önemlisi de bir iç çatışmayı gerektirir.
Kurtulmak ya da içsel çatışmadan galip olarak çıkmak bir ummana.
Gönül okyanusuna aşka dalmakla mümkündür.
Sufizmde beşerilikten soyunma var arkadaşlar tanrı makamına ulaşabilmek için.
Varlığın birliğinin yani varlığın sadece tanrıdan ibaret olduğu bilinci var.
Hatta şu dizelerine bakın diyor ki evvel benim ahir benim canlara can olan benim.
Benim sırrıma kim erer?
Gözsüz beni nerede görer?
Gönüllere giren benim.
Yunus Emre'ye göre insanın yaratılışında öne çıkan dört unsur var.
Yel ile ot yani rüzgar ile ateş.
İnsanın kötü, kaotik yanını temsil ediyor bunlar.
Yel, yalan ve rüya.
Ot dediği şeyde şehvet, kibir, açgözlülük ve hasetin kaynağı.
Toprak ile su ise insanın iyi yanı temsil ediyor.
Toprak sabır, iyi, tevekkül, cömertlik.
Su ise sefa, lütuf ve visalin kaynağı arkadaşlar.
Doğasında kaynağı rüzgar ve ateş olan kaosta yani kötülükle, kaynağı su ve toprak olan kozmosu yani iyiyi barındıran başka bir deyişle oluştan ikiliği
yaşayan insan bu ikilikten ancak beşik.
Şer'i öznerlikten sıyrılarak ve bunun yerine tek gerçeği Tanrı'yı koyarak kurtulabilir.
Bu kısım size din ve mitoloji bölümünü anımsattı.
Bence dualiteyi orada anlatmıştım.
Her yerde gördüğünüz gibi dualite karşımıza çıkıyor.
Yunus Emre şiirlerinde kendisini şairler kocası olarak niteler ve uzun bir ömür sürdüğünü söylüyor aslında burada bize.
Vefat tarihi ve kabrinin yeriyle ilgili net bir bilgimiz yok ama muhtemelen 1321 yılında Eskişehir Sarıköy'de vefat ettiği düşünülüyor.
82 yaşındayken. Bilinen iki eseri var.
Her ikisi de manzumdur.
Risalet-i Nusiye ve Divan eserleri.
Risalet-i Nusiye 600 beytten oluşuyor.
Bir öğüt kitabı. Anadolu'da yazılmış tasavvuf içerikli ilk öğüt kitaplarından biri.
İşte burada öfke, kıskançlık, kin, kibir bu tarz duygularla nasıl mücadele edeceğimizi anlatıyor.
Türkçenin ilahi sesi gibi Yunus Emre Adeta.
O insanlığı daima bir olmayan sevgi diline davet etti.
Çok özel bir ruh gerçekten. Biraz da onun sevdiğim dizelerinden bahsetmek istiyorum sizlere beni en çok etkileyenlerden.
Diyor ki taş gönülde ne biter dilinde avı tüter.
Niçe yumuşak söylese sözü savaşa benzer.
Yani diyor ki taş gibi katılaşmış bir gönül bahçesinde ne yeşerebilir?
Tabii ki hiçbir çiçek bitmez.
Böyle bir kişinin ağzından da herkese zehirleyen acı sözler çıkar.
O kişi ne kadar yumuşak konuşsa da sözleri savaşan insanların bağırışmaları gibi gürültülü...
Günümüz Türkçelerini söyleyeceğim size direkt.
Kendini arar. Yani Sokrates'in kendini bil sözü gibi değil mi aynı?
En sevdiklerinden biri. Bir kez gönül yıktın ise kıldığım namaz değil.
Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil.
Çok güzel bence. Bir başka dize.
Ben dert ile ah ederdim.
Derdim bana derman imiş.
Sular hep aktı geçti.
Kurudu vakti geçti.
Nice han, nice sultan tahtı bıraktı geçti.
Dünya bir penceredir.
Her gelen vakti geçti.
Beni çok duygulandıran bir dize geliyor şimdi.
Diyor ki bölüşürsek tok, bölünürsek yok oluruz.
Ne kadar doğru. Şimdi sıkı tutunun efsane bir ayar geliyor Yunus Emre'den.
Diyor ki emeksiz zengin olanın, kitapsız bilgin olanın, sermayesi din olanın rehberi şeytan olmuştur diyor.
Yorumsuz. Cümleler doğrudur sen doğruysan.
Bulunmaz doğruluk, sen eğriysen.
Bir avuç toprak, biraz da suyum ben.
Neyimle övüneyim, işte buyum ben.
Her bildiğini söyleme ama her söylediğini bil.
Seni sevmemin bedelini sorarlarsa, iki cihanı versem yine bedelini ödeyemem.
Ve en çok etkilendiklerimden biri, her neye bakarsan kendi yüzündür.
Kimde neyi görürsen kendi özündür.
Bugün ben gelmedim dava için, benim işim sevgi için.
Dostun evi gönüllerdir.
Gönüller yapmaya geldim diyen Yunus Emre'yi andık arkadaşlar.
Beni her nereden dinliyorsanız takip etmeyi unutmayın.
Beni Instagram'dan takip etmek isteyenler için de adresim aşağıda açıklamalarda olacak.
Oraya gelirseniz takipçilerimle kaynatıyoruz.
Öyle bilgi falan yok baştan söyleyeyim.
Sadece böyle bir iletişimde kaldığımız bir yer orası.
Merve ben de buradayım ve seni dinliyorum demek isteyenler bana bu adresten ulaşabilirler.
Cambly Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Açıklamalardaki linkten ayda 359 TL'den başlayan fiyat.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
