
Her gün vücudumuzda binlerce metabolik süreç gerçekleşir ve bu süreçlerin her biri doğal mikro besinlere ihtiyaç duyar. İşte bu ihtiyacı karşılamak üzere Almanya’da geliştirilen LaVita, günlük beslenmenizi optimize etmek için özel olarak formüle edilmiştir.
LaVita, 70’ten fazla doğal bitki, meyve ve sebze özünden oluşan, bilimsel dozajlarla zenginleştirilmiş glutensiz ve vegan bir mikro besin konsantresidir. Her yaş grubuna uygun, lezzetli ve günlük rutininize kolayca eklenebilir.
Almanya’da en yüksek kalite ve güvenilirlik standartlarına uygun olarak üretilen LaVita, Almanya genelinde binlerce olumlu kullanıcı geri bildirimiyle, ailelerin çok tercih ettiği mikro besin desteği olmayı başarmıştır.
Satın almak için: Tıklayın
Detaylı bilgi için: Tıklayın
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi
Bu bölüm "Lavita" hakkında reklam içerir.
Transkript
Lavita, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve'niz. Öncelikle hemen bir teşekkür etmek istiyorum sizlere.
Üçüncü Power Podcast ödüllerinde en güçlü popüler kültür, toplum kültür podcastı yine Ortamlarda Satılacak Bilgi oldu.
Geçen senede en güçlü podcast ve yine aynı kategoride ödül almıştık.
Ve tabii ki Spotify dünya listeleri açıklandı.
Türkiye'de yine en çok dinlenenlerden biri biziz arkadaşlar.
Beni dinleyen herkese çok teşekkür ediyorum.
Ve şu anda aylık dinlenmelerle Türkiye'deki en yüksek dinlenme oranına sahip podcast biziz.
Her şey için çok teşekkür ediyorum.
Ve teşekkür faslını geçtikten sonra bugün ne konuşacağız arkadaşlar?
Bugün... Tıp alanında 80 yıl geçirmiş olan ve yeryüzünde bakın tıpta 80 yıl diyorum yeryüzünde 104 yıl geçirmiş olan ve binlerce insana şifa dağıtmış bir isimden bahsedeceğim size.
Holistik tıbbın asırlık annesi Dr.
Gladys McGarry'nin iyi yaşanmış bir hayat için bizlere tavsiye etmiş olduğu 6 sırrı konuşacağız bugün.
Asırlık ömründen damıtarak edilmiş olduğu bu 6 sır bence bize yaşamımızı güzelleştirmek için bir ilham kaynağı olacak diye düşündüm.
O yüzden bu. Bölümü çekmeye karar verdim.
Okumak isteyenler için kitabın adı İyi Yaşanmış Bir Hayat Mona yayınlarından çıktı.
Hadi o zaman zamanımızın en büyük şifacılarından biri olan Dr.
Gladys'in 6 sırrına geçelim.
Bu arada kendisi bu sene 28 Eylül'de hayata gözlerini yumdu arkadaşlar 104 yaşındayken.
Bizim Muazzez İlmiye Çığık hocamız biliyorsunuz 110 yaşındaydı.
Dünyada en uzun ömrüye sahip insanlardan biriydi ve bu sene vefat etti.
Onun da bir bölümünü yaptım dinlemek isterseniz.
Hayatı Güzelleştirme Yolları bölümün ismi.
O bölümde de onun 110 yıllık ömründen bizlere vermiş olduğu tavsiyeleri anlatıyorum.
Bugün yine 2 asır görmüş olan bir bilgenin, bir doktorun tavsiyelerini anlatacağım size.
Dr. Gladys'e en çok gelen sorulardan biri, 2 asır görmüş bir insan olarak, sağlıklı ve mutlu bir yaşamın sırrı ne?
Bunu soruyorlar. Koşuyor musun, spor yapıyor musun, pilates falan yapıyor musun?
Bunu soruyorlar. Hiç pasta yiyor musun diye soruyorlar.
Kadın 95. yaş gününde...
Kendi pastasının içinden çıktığı düşünün.
Ve evet pilates yapıyordu arkadaşlar.
Yani hayatında bir hareket vardı.
Bir enerji vardı. Bunu söyleyebilirim.
Çok güzel bir sözü var. Diyor ki bazıları ölmekten o kadar korkuyor ki.
adeta yaşamaktan vazgeçiyorlar diyor.
Bunu yapmayın diyor arkadaşlar.
Geçen bir doktoru izliyorum 60 yaşlarında.
Muhteşem güzel bir kadın.
Yani öyle bir yaşıyor ki dinlerken yoruldum.
İşte günde bilmem kaç tane hap, bilmem kaç saat spor.
Asla ve kat'a sağlıksız bir şey yemiyor.
Bütün hayatını daha uzun yaşamaya adamış ve daha kaliteli yaşamaya adamış tabii ki.
Bilemiyorum Altan. Yani siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Bence çok yorucu bir hayat gibi görünüyor ama eğer böyle gerçekten Bunu isteyerek ve full böyle motivasyonla yapıyoruz.
Tabii ki muhteşem bir şey. Herkes öyle olmak ister.
Şimdi Dr. Gladys diyor ki en nihayetinde diyor en iyi doktorlar şifanın içten geldiğini bilenlerdir diyor.
Bakın şifa içten gelir diyor ki kesinlikle öyle bence de.
Bir de arkadaşlar başlamadan şunu söyleyeyim.
Holistik tıptan bahsedeceğim bu bölüm içerisinde.
Holistik tıp dediğimiz şey alternatif tıp değil onu söyleyeyim öyle zannedenler var.
Holistik tıp birçok kişinin modern tıp ve batı tıbbı olarak bildiği alalopatik tedavilerde dahil olmak üzere çeşitli şifa yöntemlerini içeren bir şey.
Ve holistik tıp sadece hastalığı değil bir bütün olarak hastayı tedavi etmekle ilgileniyor.
Yani insanı sadece fiziksel semptomlarıyla değil zihinsel, duygusal, ruhsal ve çevresel.
faktörleriyle bir bütün olarak ele alan bir sağlık yaklaşımı, geleneksel tıbbi yaklaşımları tamamlayıcı.
Bir rolde olan yaklaşım dikkatinizi çekerim tamamlayıcı diyorum.
Dr. Gladys her iki eğitimi de almış bunu da belirteyim ama hani batı tıbbı ile holistiği birleştirmiş diyebiliriz.
Şimdi arkadaşlar Dr. Gladys diyor ki hayatın zorlukları bizi ruhumuzun dönüşmeye hazır olan kısmına yönlendirir diyor.
Çok hoşuma gitti bakın hayatın zorlukları bizi ruhumuzun dönüşmeye hazır olan kısmına yönlendirir.
Şu an hayatınızda ne gibi bir zorluk yaşıyorsunuz bilmiyorum.
Ama bu söz bile bence şu an size bir şifa verdi diye düşünüyorum.
Ve bu zorlukların akut biçimi olarak acı çıkıyor değil mi ortaya?
Ve acı dikkatimizi çekeceğinden emin olan bangır bangır bağıran bir siren gibidir.
Kalk der bize kalk dikkatini ver yapacak işlerin var diye bağıran bir sirendir o acı.
Ve elbette hepimiz o acıdan o siren sesini duymaktan kaçınıyoruz.
Kendi acılarımıza merakla yaklaştığımız zaman bize ne öğretebileceğini sorduğumuzda acılar yepyeni bir anlam kazanırlar diyor Gladys.
Bu işte fiziksel olur, duygusal olur, ruhsal olur.
Her türlü acı için geçerli.
Yani acı çekmek evet hayatta kaçamayacağımız bir şey değil mi?
Ama önemli olan o acıyı kendimize rehber edinebilmek arkadaşlar.
Acı tarafından yönetilmemek.
Acıyı... kendinize rehber edebilmek.
İşte bu önemli. Bazı insanlar dikkat ettiyseniz bir yandan hastalıklarla boğuşur ya da hayatında korkunç felaketlerle boğuşur ama bir yandan da normal gözükür ya da neşeyle kalabilir ve bu bizi çok
böyle şaşırtır. Nasıl yapıyorlar bunu?
Nasıl başarabiliyorlar? diye düşünürüz.
Aklıma şu an Nilgün Belgün geldi.
Hani eski sanatçılarda şey vardır ya Show Must Go On olayı vardır.
Yani ne olursa olsun o sahneye çıkacaksın abi.
O şovu yapacaksın. İndikten sonra yaşarsın acını.
gibi bir görüş. Bu gerçekten çok zor bir şey.
Hani kendimi düşünüyorum. Sevdiğim birisi hayatını kaybediyor ve benim akşam sahnem var.
Acaba ben o sahneye çıkar mıyım diye düşündüm Nilgün Bergül izlerken.
Hani önceden olsa başlarım ulan sizin şovunuza derdim.
Yalan değil. Ama şimdi öyle düşünmüyorum.
Çünkü orada beni bekleyen binlerce insan varken, insanlara karşı bir sorumluluğum varken belki bir ihtimal çıkabilirim o sahneye.
Tabii herkes sınanmadığı şeylerin masumudur arkadaşlar.
Böyle konuşmak kolay. Başıma gelse ne yaparım bilmiyorum.
Siz ne yaparsınız bunu da bekliyorum sizden.
Instagram'da yorumlara yazabilirsiniz.
Nilgün Belgün ne yapmış onu anlatayım size.
Nilgün Belgün'ün babası vefat ediyor ve akşamına da komedisi var sahnesi var.
Herkes diyor ki hani istersen çıkma oyunu iptal edebiliriz diyor yetkililer.
Düşünsenize arkadaşlar normal bir oyundan bahsetmiyorum komedi oynayacak.
Hayır diyor insanlar o kadar gelmiş benim bu sahneye çıkmam lazım.
İçim kan ağlasa da oynayacağım diyor.
Ve gerçekten sahneye çıkıyor hiçbir şey belli etmiyor o sahnede.
bir değişiklik yok. Herkesi yıkıp geçiriyorlar yine gülmekten.
Sonra diyor sahneden indim ve ruh halim inanılmaz değişmişti.
Yani kendimi diyor çok Kötü hissedeceğimi zannediyordum o sahnede ama diyor indikten sonra daha iyi hissettiğimi fark ettim.
Çünkü diyor insanları güldürdüm hani görevimi tamamladım ve onlara bir neşe verdim diyor.
Bu benim de ruhuma iyi geldi şifa verdi bana diyor.
Ve o anda hayatın devam ettiğini hissettim diyor.
Burası önemli hayatın devam ettiğini hissettim diyor.
İşte arkadaşlar bu...
Acıyı rehber edinebilmek bana göre.
Ve bu çok güçlü bir duygu.
Arkadaşımın eşi vefat etti.
Bir bölümde bahsetmiştim. Ve kendini kişisel eğitimlere verdi.
Hayattan kopmadı. Hayata daha da güçlü böyle dört eliyle sarıldı.
Ya da arkadaşlar Tolstoy. Tolstoy evladını kaybetti.
Düşünün yani evlat acısı.
Böyle bir ızdırap. Ama kısa bir süre sonra 67 yaşında koskoca adam bisiklete binmeyi öğrenmeye çalıştı.
Düşünsenize. Bu bize neyi gösteriyor?
Hem hayatta hiçbir şeyin geç olmadığını gösteriyor.
Hem de hayatın bir şekilde onca acıya rağmen akması gerektiğini ve aktığını gösteriyor.
Ne diyordu canımız Doğan Cüceloğlu hocamız?
Sen hüzünlüsün diye dünya durup da sana yol vermeyecek diyor değil mi Doğan Cüceloğlu hocamız?
Yattığı yeri incitmesin.
Gerçek sağlık çevremizdeki dünya ile etkileşimli ve katılımcı bir şekilde yaşamakla ilgili arkadaşlar.
İçimizdeki... Yaşam gücüyle, irademizle burada olma ve yeteneklerimizi dünyayla paylaşma arzumuzda.
Birlikte iş birliği yapmakla ilgili bir şey.
Gerçek sağlık bu. Ve Dr.
Gladys diyor ki gerçekten hayatta olmak için içimizdeki yaşam gücünü bulmamız gerekiyor.
Ve enerjimizi bu yaşam gücümüze yönlendirmemiz gerekiyor.
Hayatla bağ kurmanın...
En önemli noktası bu.
Şimdi gelelim sırlara. Birinci sırla başlayalım.
En önemli kısım bu arkadaşlar. O yüzden diğer sırları bu kadar uzun anlatmayacağım.
Birinci sırın üzerinde daha çok duracağım.
Birinci sır şu. Burada olmamızın bir sebebi var arkadaşlar.
Önce kendisinin yaşamış olduğu ve hayatını değiştiren bir olayı anlatmak istiyorum.
Dr. Gladys Hintli ve bilirsiniz Hindistan'da çok katı bir kas sistemi var.
Hala devam ediyor. Kas sisteminin en altlarında yer alan ve dokunulmazlar adı ve...
verilen insanlar var. Bu insanlara dokunmak yasak Hindistan'da.
Yani o kadar hor görülüyorlar.
O kadar itilip kakılıyorlar ki inanamazsınız.
Dr. Gladys'in ailesi gezici kamplarla böyle hastalara tedavi imkanı veren doktorlar.
Ve evde bir yardımcıları var.
Bu dokunulmaz olan kişilerden bu yardımcı.
Ve diyor ki benim çocukluğum diyor ayağı.
Kadının adı. Ayağı sarılarak geçti diyor.
Çok seviyorum onu diyor. Aslında ailenin tutumuna kadar önemli burada.
İnsanlara olan yaklaşımı.
Kimseyi insanları kategorize etmemeli.
Bu çok önemli yani bir çocuğun dünyasını nasıl şekillendirdiğine bakın.
Sonra annesi işte bir gün yine gezici kampta hastalara bakıyor ve içeri bir adam geliyor.
Ve diyor ki prensin fili var filin ayağına bir şey battı çıkaramıyoruz ve şu anda yürüyemiyor o fil diyor.
Yardım etmen gerekiyor diyor.
Annesi de diyor ki ben veteriner değilim hani doktorum ama yine tabii dayanamıyor file yardım ediyor.
Gladys de annesine yardım ediyor o file yardım ederken.
Ve fil o kadar büyük bir minnet duyuyor ki arkadaşlar yani resmen anlıyor onun ona yardım ediyor.
Onun sayesinde o batığın çıkarıldığını ve yürüyebildiğini.
Kadına hortumuyla sarılıyor fil ve çocukları alıp sırtına bindiriyor, gezdiriyor, onlarla oyun oynuyor.
Resmen koskoca fil minnetini gösteriyor annesine ki filler zaten çok duygusal canlılar, çoğu şeyi anlayabiliyorlar.
İşte o gün... Annesinin o fili tedavi etmesi ve o filin ona duyduğu o milleti görmesi onun hayatını sonsuza dek değiştiriyor.
Çünkü ben diyor o gün anladım doktor olmam gerektiğini diyor.
İlk defa dünyayla bu kadar olumlu, bu kadar anlamlı bir bağ kurduğumu hissettim diyor.
Bir şeylerin parçası olduğumu hissettim, değişim gücümü hissettim diyor.
Yani bu o kadar güçlü bir istek ki, distekse arkadaşlar Dr.
Gladys buna rağmen bütün o zorlukları aşmayı başarıyor ve doktor oluyor.
diyorlar ki sen çok zorlanacaksın distekste olduğun için doktor olman çok zor.
Ona rağmen o kadar büyük bir istek var ki içerisinde doktor olmayı başarıyor ve bize de diyor ki hepimiz böyle hissetmeyi hak ediyoruz diyor.
Her birimiz burada bu dünyada belirli bir amaç için bulunuyoruz.
Büyümek, öğrenmek ve elde ettiğimiz yeteneklerimizi paylaşmak için bunu yapabildiğimizde Dr.
Gladys'in öz suyu adını verdiği o yaratıcı yaşam enerjisiyle doluyoruz işte.
Öz suyu dediği şey bizim yaşama sebebimiz arkadaşlar.
Bizim tamamlanmışlığımız, bizim neşemiz.
Yaşamımız sevgiyle aktive olduğu zaman o ortaya çıkan şey, kolektife hizmet eden şey, bizim için anlamlı ve önemli olan şeylerden aldığımız haz, o enerji.
Yani burada olmamızın bir nedeni var.
Her birimiz eşsiz yeteneklerimizle bağlantı kurmak için buradayız ve hayatta olma arzumuzu harekete geçiren şey bu öz su dediği şey.
Örnek ver Merve. Size yaşam öz suyunu bundan yaklaşık çeyrek asır önce keşfeden birinden bahsetmek istiyorum ki bunu tüm insanlığa sunan biri.
Gerd Tonçka, Alman milli buz hokey takımının uzun süreli kaptanlığını yapmış bir isim ve henüz genç, profesyonel bir sporcuyken beslenmenin, organizma, performans, konsantrasyon...
rejenerasyon ve bağışıklık sistemi için oynadığı o muazzam rolü hissediyor ve bir amaç için yola çıkıyor.
Doğru beslenme ve organizma için hangi vitamin ve minerallerin hangi dozda alınması gerektiği sorusu üzerine çok yoğun bir mesai harcıyor.
Amacı ise şu. Tüm önemli vitaminleri, mineralleri ve ikincil bitkisel maddeleri bir arada bulunduran bütünsel bir ürün oluşturabilmek.
Amacı bu. Böylece uzmanlar ve beslenme uzmanlarıyla gerçekleşen birkaç yıllık yoğun bir çalışma yapıyor ve sonucunda 1999 yılında mikro besin konsantresi olan LAVİTA
'yı oluşturuyor. LAVİTA nedir?
LAVİTA günlük beslenmeyi optimize eden 70'in üzerinde sebze, meyve ve bitki özü içeren toplamda ise ilave vitamin ve eser elementlerle beraber 96 bileşeni olan ve bilimsel
çalışmalarla kanıtlanmış bir mikrobesin konsantrasyon tarifi.
Bu arada o 96 bileşeni tek tek okudum.
Biliyorsunuz her şey okuma huyum var içinde ne var diye.
Ve daha içmeden bile kendimi çok zinde hissettim.
Yani öyle bir etki ve güven yarattı.
Bir de açıkçası bu kadar çok bileşeni olan bir mikrobesin konsantresinin tadı hakkında ön yargılıydım.
Yalan değil ama o kadar hoşuma gitti ki.
Gerçekten çok lezzetli.
İnsanın içtikçe içesi geliyor.
Ama günde sadece bir yemek kaşığı yeterli.
Benim komple şişeyi içesim geldi.
Bu arada bir şişe lavita 50 gün gidiyor.
Onu da söyleyeyim. Peki Merve nasıl tüketeceğiz?
Çok basit. Yarım su bardağı su içine yaklaşık bir yemek kaşığı lavitayı koyun, karıştırın, için.
Bu kadar. Ben bazen yoğurtla ya da müsliyle karıştırıyorum.
Bugün mesela müsliyle tercih ettim.
Ailece tüketebilirsiniz.
Bunun da altını çizerim. Hatta lavita çocuklar için de uygun arkadaşlar.
Bir yaş üstü çocuklar için ve özellikle büyüme çağında olan çocuklarınız için harika.
Çünkü eminim tadını çocuklarınızda...
çok sevecek. Çünkü Davita'nın tadı meyve suyu gibi.
Hatta meyve suyundan bence daha güzel.
Çocuğunuz 6 yaşından küçükse 50 milim su içerisine 5 milim ekleyerek verebilirsiniz.
Eğer 6 yaş üstüyse tıpkı bizim gibi tüketebilir.
Bir sorun yok. Laktoz, gluten, koruyucu, katkı maddesi, gen teknolojisi bunları içermiyor ve üstelik vegan.
Şimdi içinde neler var?
Bence bunu merak ettiniz hepiniz.
Hepsini bir bölümde sayamam içeriğinin ama çok kısa söyleyecek olursam meyve suyu konsantresi %70.
Bitki suları %12.
Sebze suyu konsantresi %6.
Bitki özütleri %5.
Bitkisel yağlar %1.5.
Vitaminler ve mineraller ve diğer faydalı bileşenler inulin var.
Hani size bir bölümde ben ergenlik yıllarımda bitkilere çok fena sarmıştım demiştim.
Hani böyle ilginç sağlıklı karışımlar yapıyordum.
Aktarlardan çıkmıyordum anlatmıştım hatırlarsanız.
Hatta abim benimle dalga geçiyordu.
İşte ölümsüzlüğün sırrını bulacaksın yakında diye.
Onlar hatırladı.
Ben... Navita'nın içeriğini okuyunca gerçekten o sırrı bulmuş gibi hissettim.
Bakın çok ciddiyim. İçindekilerden benim en çok gözüme çarpanları söyleyeyim.
Portakal, limon, elma, ananas, üzüm.
Bunları hiç söylemiyorum bile.
Papaya, çarkı felek, frank üzümü, turna yemişi, aronya, kara mücver, yaban mersini, kır iğdesi, kara muk.
Kuşburnu, zencefil, lahana, soğan ve bunların tadını gerçekten hiç almadım.
Öyle güzel bir karışım.
Brokoli, pancar, kereviz, ıspanak, yer elması, yaban sarımsağı.
Merve bunları çocuğuma yedirmek için kırk takla atıyorum sen ne diyorsun dediğinizi duyar gibiyim.
Lavitanın içinde gerçekten böyle çocuklarınıza yedirirken binbir zahmet çektiğiniz o şeylerin hepsi var.
Bunu söyleyebilirim. Ve meyve suyu gibi içecekler emin olabilirsiniz.
Daha sayacağım arkadaşlar durun.
çok heyecanlı. Melisa, kara hindiba, biberiye, enginar, rezene, ısırgan otu, civan perçemi, kantoron, üzüm çekirdeği, C vitamini, E vitamini, magnezyum, D vitamini, B6, B1,
magnezyum ve daha sayamayacağım bir sürü faydalı bileşen arkadaşlar daha ne olsun.
Yani lavita hücrelerimize bilimsel olarak onaylanmış dozajlarda ve doğal ortamlarında tüm önemli vitaminleri ve eser elementleri sağlıyor.
Hatta açıklamalara Lavita hakkında bir makale bırakıyorum.
Merak edenler mutlaka bu makaleyi bir okusun.
Peki Merve biz bu muhteşem ürünü Lavita'yı nereden temin edebiliriz?
Arkadaşlar Lavita dediğim gibi doğal bir ürün.
Koruyucu falan içermiyor.
Çok özenli bir şekilde üretiliyor.
O yüzden Lavita'yı sadece doğrudan Lavita'dan temin edebiliyorsunuz.
Açıklamalara hemen linkini bırakıyorum.
Ve bu güzel konuya kaldığımız yerden devam ediyorum.
Ne diyordu? Öz suyu diyorduk.
Öz suyu dediği şey bizim yaşama sebebimiz dediğim gibi.
Bizim tamamlanmışlığımız, bizim neşemiz değil mi?
Bu. Asıl mesele bu bağlantıya ulaşmak değil.
Arayış daha önemli arkadaşlar.
Hep dediğim gibi bir yere varmak değil, yolda olma hali.
Bunu daha çok seviyorum. Hani Aşık Veysel diyor ya, uzun ince bir yoldayım.
İki kapılı bir handa gidiyorum gündüz gece.
Bu dünyaya doğuyoruz ve bu dünyadan göçüyoruz.
Bu dünya... İki kapılı bir han arkadaşlar.
Bazen gece oluyor, bazen gündüz oluyor ama biz yolcular hep gidiyoruz, hep devam ediyoruz.
Geçen gün sabah böyle kahvemi koydum, güneşin doğuşunu izledim yine bunu çok seviyorum biliyorsunuz oldular.
Arkada Ömer Faruk Tekbile'in Manem parçası çalıyordu ki paylaştım bunu Instagram'da görmüşsünüzdür.
Diyor ya misafirim vücudu şehrimde misafirim diyor.
Arkadaşlar bizler hem bu dünya denilen bu iki kapı lahanda misafiriz hem de vücudu şehrimizde misafiriz.
Ve bunu bazen unutuyoruz hayat telaşından.
Yeri gelmişken hatırlatmak istedim.
Şu an ne dertle uğraşıyorsunuz bilmiyorum.
Nasıl bir hayat sınavından geçiyorsunuz bilmiyorum ama bunları unutmayın olur mu?
Kendinizi o kadar üzmeyin, o kadar paralamayın.
Misafirliğinizin tadını çıkarın, yolculuğunuzun keyfini çıkarın.
Çünkü bu hayat bize verilmiş olan bir hediye.
Hani Charlie Chaplin'in Limelight filminde bir kadın var böyle depresyonda, yatakta, sürekli ağlıyor ve işte uğruna savaşacak hiçbir şey kalmadığını söylüyor.
Charlie Chaplin de ona diyor ya, uğruna savaşacak ne mi var diyor?
Hayat var diyor. Hayat, hayatın kendisi var.
Bu yetmez mi? Hayatta olmak, acı çekmek, keyif almak.
Hayat çok güzel, çok muhteşem bir şey diyor.
Ve az önce bahsettiğim o öz suyu gibi diyor ki evrendeki gücü düşün diyor.
Dünyayı hareket ettiren, ağaçları büyüten ve bu senin içindeki güçle aynı olan o gücü düşün.
Eğer sadece cesaretin ve onu kullanma isteğin varsa diyor.
Var mı arkadaşlar o güç sizin içinizde?
Elbette var. Hadi devam edelim.
Ve benim en sevdiğim filmlerden biri ağır roman filmi arkadaşlar.
Orada çok can alıcı bir söz vardır.
Küçük İskender'in güzelleş be oğlum şimdilik ölümüne kadar ayaktasın.
Bu sözü çok severim. Kalkın bakalım ayağa yola devam ediyoruz demek istiyorum.
Şu anda da aklıma bir başkadır dizisi geldi.
Hani şey vardı ya arabada bir sahne var.
Yenge kalk oynuyor.
Bunları hem kendime hem size söylüyorum arkadaşlar.
Bir hatırlatma seansı gibi olsun istedim.
Şimdi arkadaşlar birçok doğu felsefesinde zindelik ile bağlantılı bir enerji vardır ve bu enerjiye prana ya da çiğ denilir.
Batılı filozoflar buna motivasyon işte amaç diyor.
Tıp alanındakiler yaşama arzusu diyor.
İşte bir insan bunu kaybettiği zaman ne oluyor?
Yavaş yavaş susuz kalan bir çiçek gibi solmaya başlıyor.
İşte öz suyumuzu yani yaşam enerjimizi kaybettiğimiz zaman aynı o çiçek gibi oluyoruz.
Hayat amacımızı bulmak o yüzden çok önemli.
Tamam belki sağlıklı olmamızı garantilemez hayat amacımızı bulmak ama onun tükenmesi veya onun kaybedilmesi, o enerjinin, o motivasyonun, hayat enerjisinin kaybedilmesi çoğu zaman işte iyi hissetmenin önünde
engel oluşturan şeylerden biridir.
Arkadaşlar istediği her şeye sahip olan.
İnanılmaz zengin insanlar var değil mi?
Ve bazılarının neden bu kadar mutsuz olduğuna akıl sır erdiremiyoruz.
İşte o öz suyu bulamadıkları için muhtemelen.
Çünkü yaşam görevlerini bulamamak insanlara çok kötü hissettiren bir şey.
Bir boşlukta gibi hissediyorlar kendilerini.
Michigan Üniversitesi'nde yapılan bir çalışma var.
Bu çalışmanın analizinde 50 yaşın üzerindeki yetişkinlerde güçlü bir amaç duygusuna sahip olunmasıyla ölüm oranının azalması arasında bir bağlantı olduğu görülüyor.
Yani hayat amacı olanların kardiyovasküler vaka riski azalıyor hatta Alzheimer'ın bile en kötü etkilerini önlediği söyleniyor.
bir amaç doğrultusunda yaşamanın daha uzun ve daha iyi bir yaşama kavuşmamızda çok büyük bir etkisi var.
Hatta gönüllülüğün de aynı şekilde arkadaşlar bir şeyi böyle gönüllü olarak yapmanın da çok büyük bir etkisi var üzerimizde.
Bu sokak hayvanlarına yardım olabilir, kimsesiz çocukları olabilir, yardıma muhtaç insanlar olabilir, her şey olabilir aklınıza ne geliyorsa.
Gönüllülük çok güzel bir şey.
Öz suyu bizi sadece kendi amacımızla bağlamakla kalmıyor.
Aynı zamanda kolektif bir amaç aracılığıyla da bizi birbirimize bağlıyor.
Burada hepimizin aynı amaca sahip olması değil olayımız.
Hayat amacımız da kontakta olmak arkadaşlar.
Çünkü hayat amacınızda kontakta olduğunuzda daha geniş bir topluluğa yayılan böyle daha büyük bir amaç duygusuna katkıda bulunduğunuzu hissediyorsunuz.
Çünkü birey olarak ruhlarımız adeta bir yapbozun parçası gibi arkadaşlar.
O amaç bizi birbirimize kenetliyor.
Herhangi birimizin tek başına başarabileceğinden daha büyük ve daha güzel şeyler yaratıyor.
Ben mesela bu işi yapmaktan, podcast yapmaktan inanılmaz keyif alıyorum.
Ve sizlerle işte bu bilgileri paylaşmaktan, ruhlarınıza, kalbinize, beyninize dokunmaktan çok mutlu oluyorum.
Yani birilerine iyi gelmek, birilerine şifa olmak, gerçekten böyle size sesimle sarıldığımı hissetmek bunlar beni çok mutlu eden şeyler.
Ve seneler önce bana böyle mistik birisi şey demişti.
Sen bu dünyaya ulak ve şifacı olarak gelmişsin demişti.
Daha podcast'a başlamamıştım bu arada.
Sanırım haklı çıktı.
Benim hayat amacım bu. Mesela sigarayı nasıl bırakırsın bölümünde işte o kadar çok kişi sigarayı bıraktı ki çok mutlu oldum arkadaşlar.
Yani birilerinin hayatını olumlu yönde dönüştürebilme gücü hani az önce Gladys diyor ya gücü görmek işte ben orada o etkiyi hissettim.
Gerçekten bence öz suyunu bulmak önemli.
Peki Merve bu öz suyumuzu nasıl bulacağız diyorsanız Dr.
Gladys'in bir uygulaması var.
Sakin sessiz bir yere oturuyorsunuz arkadaşlar elinizi kalbinizin üzerine koyup neyi seviyorsun?
diye soruyorsunuz. Ama bir kere değil yani 10 kere sorun, 20 kere sorun ve cevaplarınızın sürekli değiştiğini gözlemleyeceksiniz.
Ama İçlerinden biri daha yoğun olacak arkadaşlar.
Denedim ben. Ve elinizi kalbinizin üzerindeyken böyle amaç duygusunu hissettiğiniz bir zamanı düşünün.
İşte bu mesleğinizde bir şeyler başardığınız bir an olabilir.
Bir çiçeği suladığınızda çocuğunuzu mutlu ettiğiniz an ya da herhangi bir çocuğu mutlu ettiğiniz an, bir yaşlıya yardım ettiğiniz an düşünün.
Ben bunu en son geçen bölümlerinden birinde anlatmıştım arkadaşlar.
Sanırım Muazzez İlmiye Çığ bölümünde o olayda hissettim.
Özel gereksinimi olan, hiç tanımadığım.
Genç bir çocuk kafede geldi.
Yanıma oturdu ve kocaman sarıldı bana.
Yüzümü sevdi böyle. O kadar insanın içinde gelip benim yanıma oturdu.
Ve babası dedi ki senin kalbini hissetti.
Senin yanına o yüzden geldi.
Yani çünkü insanların duygularını hissedebiliyor dedi.
Göz yaşın pıt. Normalde kimseye gitmez dedi.
Yani o gerçekten çok özel bir andı benim için.
Ve daha önce hayatı sorgulatan sorular bölümünü dinleyen oldular hatırlar.
Çok benzer bir olay daha yaşamıştım.
Buradaki olay sarılmak değil arkadaşlar.
O his. Yani... O birilerine iyi gelme hissi anlatabiliyor muyum?
Onun yarattığı mutluluk. İşte podcast'ta hissettiğim şey bu.
Yani hayatınızdaki küçük anlar var ya bazen orada saklı olabiliyor öz suyumuz.
Anlatma sebebim bu. Hiçbir şey bulamadım Merve diyorsunuz.
Çocukluğunuzu düşünün ya.
Çocukluğunuzda kendinizi en mutlu hissettiğiniz anlara bir gidin düşüncelerinizle.
Ve daha sonra bugünü düşünün arkadaşlar.
Size benzer bir hissi yaratabilecek olan şeyi düşünün.
Ne o? Eğer onu bulduysanız da her zaman gözünüzün göreceği bir yere yazın ya da resmini yapın çizin.
Gelelim ikinci sırra.
İkinci sır şu arkadaşlar.
Yaşam bütünüyle hareket gerektirir.
İkinci sır bu. Bazen kendimizi çok sıkışmış hissediyoruz.
Böyle hayatta donup kaldığımız, durgunlaştığımız, hiç böyle akmadığımız zamanlar vardır.
Hepimizin olmuştur. Ne yapacağız o zamanlarda?
Yaşamın kendisini hatırlayacağız arkadaşlar.
Çünkü yaşamın kendisi her zaman bir hareket halinde.
O yüzden yaşam gücümüzle yani o hareketle uyumlanmak gerekiyor.
Her zaman içimizdeki akışı aramamız gerektiği anlamına geliyor bu.
Neden? Çünkü...
Hareketsizlik gerginliği arttırır arkadaşlar.
Vücudumuzda gerginlik olduğu zaman ne oluyor?
Dolaşımımız, sindirimimiz, sinir sistemimiz kısıtlanıyor değil mi?
Duygularımızı ve sıkışmış enerjimizi serbest bıraktığımızda lenfotik sistemimizi yani enfeksiyonla savaşan ve vücudu toksinlerden arındıran organ ve dokularımızı tehlikeye
atıyoruz. İşte hareketsizlik bu kadar tehlikeli ve her zaman dediğim gibi Affedin arkadaşlar.
Affetmek hayatın yeniden harekete geçmesini sağlar çok önemlidir.
Ama kin hayatın sıkışıp kalmasına neden olur.
O yüzden bağışlayın demiyorum.
Affedin diyorum. Merve ikisi arasındaki fark ne diyorsanız muhtemelen yeni geldiniz.
Çünkü kendini affet bölümünde uzun uzun anlatıyorum.
Dr. Gladys uzun ve sağlıklı bir ömür için.
Affedin diyor arkadaşlar. Burası çok ömelli.
Hayatın kendisi her zaman hareket halindedir.
Budist ve Hindu metinlerinde anitya diye bir kavram varmış arkadaşlar.
Bu kavram süreksizliğe odaklanıyor.
Yani yaşam her zaman değişir ve onun akışını durdurmaya çalışırsak acı çekeriz.
Ayağa kalkın. harekete geçin.
Ve bu her anlamda arkadaşlar hareket dediğimiz.
Fiziksel, duygusal, spritüel her anlamda.
Yürüyüş yapın, meditasyon yapın.
Yaşamla o akışa adapte olun yaşamın akışına.
Yaşam yaşama ulaşır her daim.
Eğer böyle sıkışmış hissediyorsanız bir şeylerin hala hareket halinde olduğu yerlere bir bakın.
Mesela bir ormana bakmak bile olur.
Bir çiçeğe bakmak. Kısaca kıpırdayın diyor arkadaşlar.
Yürüyün hareket edin.
Yeter ki bir şekilde ayağa kalkın diyor.
Çünkü beynimiz hareketsiz oturmayı sevmiyor.
Yani bir yürüyüş bile beynimiz için çok faydalı.
Bu enerji akışı kavramı Doğu'da binlerce yıldır daha derin bir biçimde inceleniyor arkadaşlar.
Geleneksel Çin tıbbı vücudun içinden geçen meridyenler ve enerji kanalları aracılığıyla belirli organlara giden ve organlardan gelen enerji akışına dayanıyor.
Akapunktur gibi mesela bu tarz tedaviler bu meridyenler üzerindeki kilit noktalara uygulanıyor ve o meridyenlerin tıkanıklığını açıyor onları aktive ediyor.
Yani enerji akışına yardımcı oluyor diyor Dr.
Gladys. Hatta size çok çarpıcı bir örnek vermek istiyorum.
Başkan Richard 1972 yılında heyetiyle birlikte Çin'e gidiyor ve anestezi olmadan altını çizerim sadece akapunkturla ağrının giderilmiş olduğu bir appendist ameliyatına tanık oluyor.
Yanında 280 tane tıp.
Uzmanı var arkadaşlar. Böyle bir şey yaşanmış.
Akapunktur dediğim gibi enerji akışını düzenliyor.
İkinci sırla alakası da bu zaten.
Hareket ettiriyor o enerjiyi akapunktur.
Merve ya ben böyle şeylere inanmıyorum diyenler olacaktır.
Denilmediğim bir şey anlatmıyorum.
Geçen sene bir profesör bana akapunktur yapmıştı.
Ve gerçekten çok etkili oldu.
Ve öyle şeyler anlattı ki seans sırasında böyle ağzım açık dinledim.
Ve kendisi üniversitede ders veriyor arkadaşlar.
Öyle bir profesördü.
Belki bir akapunktur bölümü yaparım.
arkadaşlar daha sonra. Gelelim üçüncü sırımıza.
Üçüncü sır şu. Sevgi en güçlü ilaçtır.
Hayatı pasif bir durumdan hayatta olmak aktif bir duruma gerçekten yaşamak.
Bakın hayatta olmak ayrı gerçekten yaşamak ayrı şeyler.
Hayatta olmak pasif ama aktif bir duruma gelmesi için gerçekten yaşadığınızı hissetmeniz gerekiyor.
İşte sevgi bu güce sahip.
Yaşam gücümüz sevgiyle harekete geçer arkadaşlar.
Sevginin temas ettiği her şeyi değiştirme gibi eşsiz bir yeteneği vardır.
Tıpkı bedenlerimizin hava solumak için yaratılmış olması gibi biz de sevmek için doğduk.
Bunu da unutuyoruz bazen. Ve hep söylediğim şey bu hayatta başımıza gelen şeyleri evet biz seçmedik, bazı şeyler üzerinde hiçbir kontrolümüz yok ama bundan sonrası için bir seçim gücümüz var.
Trenvalarımızdan nasıl bir anlam çıkaracağımız, nasıl ilerleyeceğimiz ve önümüzdeki yıllar boyunca hayatlarımızı nasıl şekillendireceğimiz, Tamamen bize bağlı değil mi?
Ve öz sevgi diyor Gladys.
Bu çok önemli arkadaşlar öz sevgi.
Çünkü ancak sevilebilir olduğumuzu idrak ettiğimizde sevebilir hale geliriz.
Tekrar ediyorum. Sevilebilir olduğunuzu idrak ettiğiniz zaman sevebilir hale geleceksiniz.
Kendimizin sevilebileceğine inanmadan bir başkasını sevemeyiz arkadaşlar.
Bizi sevilebilir olduğumuzu bilmekten alıkoyan şey ne?
Size soruyorum. Neden sevilebilir olmadığınızı düşünüyorsunuz.
Bir de şu var. Kendini sev böyle bir kibir gibi algılanabiliyor.
Halbuki öyle bir şey değil bu.
Bize verilmiş olan yaşamı takdir ediyoruz.
Kendini sevmek bu. Ve bizler kendimizi sevmeyi reddettiğimizde diğer herkesten de sevgiyi esirgemiş oluyoruz.
Dr. Gladys olumlama ve zihinde canlandırmanın önemini de vurguluyor arkadaşlar.
Olumlu düşünmek yani.
Çünkü olumlu düşünmek DNA'mızı doğrudan etkilemiyor belki ama genlerimizin kendilerini ifade etme biçimini etkilediği ve bunun ise hem sağlığımızı hem de hayatta olma deneyimiz üzerinde çok büyük etkileri
olabileceğini belirtiyor.
Gelelim dördüncü sıra.
Dördüncü sır şu. Hiçbir zaman tam anlamıyla Yalnız değilsiniz arkadaşlar sır bu.
Temel düzeyde hepimizin kolektif olarak birbirimize bağlı olduğumuzu söylüyor.
Her birimizin az önce de belirttiğim gibi bir yapbozun parçası olduğumuzu söylüyor.
Sosyal canlılar olduğumuzu ve hayatta kalmak için birbirimize muhtaç olduğumuzu, paylaşılan deneyimler ve paylaşılan genler aracılığıyla birbirimize bağlandığımızı ifade ediyor.
Soluduğumuz havaya kadar paylaşıyoruz değil mi?
Yalnızlık iyi bir şey değil arkadaşlar.
Brigham Young Üniversitesi'ne yapılan bir araştırmada yalnızlık hissinin uzun ömür üzerinde günde 15 sigara iç...
Altyazı M.K. Aynı etkiye sahip olduğunu göstermiş.
Kalp hastalığı riskindeki %29'luk artış ve felç riskindeki %32'lik artış düşünebiliyor musunuz?
Bunlar zayıf sosyal ilişkilerle ilişkilendirilmiş.
Evlilik ise kardiyovasküler hastalık riskini azaltıyor.
Fakat sorunlu bir evlilik tam tersi kardiyovasküler hastalık risklerini arttırıyor.
Harvard Yetişkin Gelişimi araştırmasına göre ise 50 yaşımızdaki ilişkilerimizin kalitesi 80 yaşımızdaki...
Sağlığımızı belirleyen şeylerden biri arkadaşlar ve refahımızın en büyük belirleyicisi.
Yani toplumla bağlantıda kalın.
Kaç yaşında olursanız olun. Kendinizi o kadar izole etmeyin arkadaşlar.
Bir de burada çok hoşuma giden bir olay var.
Onu da anlatmak istiyorum. Bir danışanı Gladys'e geliyor ve diyor ki ben diyor yüzeysel arkadaşlıklardan hoşlanmıyorum.
Bana zaman ve enerji kaybı gibi görünüyor bunlar diyor.
Ki zamanında çok yakın olduğu bir arkadaşı varmış.
Artık onunla böyle aynı yakınlıkta ve aynı samimiyette değil.
Bu canını sıkıyor. Artık eskisi gibi aramıyor, sormuyor diyor.
Evlenmiş, barklanmış ve arkadaşıyla ilişkisini koparmış vardır böyle ilişkilerimiz.
Daha sonradan yüzeyselleşen, samimiyetsizleşen ilişkilerimiz vardır ve kendimizi kötü hissederiz.
O yüzden bunu anlatıyorum. Bunu çoğumuz yaşamışızdır.
Gladys burada çok harika bir örnek veriyor.
Diyor ki o kadına işte pencereden manzarayı gösteriyor ve şöyle söylüyor.
Bak diyor şu gördüğün Afrika papatyalarının çiçekleri yüzeyseldir diyor.
Ve sadece birkaç hafta çiçek açarlar.
Ama diyor bir Saguaro'nun kökleri şiddetli rüzgarlara ve kuraklık dönemlerine dayanacak kadar derinlere gidebilir.
Bu bitkilerin hiçbiri diğerinden daha güzel değil.
Yine de ikisi de buranın canlanmasına yardımcı oluyor.
Onunla olan arkadaşlığın hayır diyor sona ermedi.
Sadece değişti.
Bazı bağlar evet derin olmalı ve ömür boyu sürmeli.
Bunlar bizim zor zamanlarda güvenmiş olduğumuz insanlardır.
Derin bağlar kurduğumuz. Ama diyor bazı arkadaşlıkların kısa sürmesi gerekir.
Çünkü bunlar belirli bir amaca hizmet ederler diyor arkadaşlar.
Ve giderler. Her insanın hayatında bir amacı vardır.
Ben de böyle düşünüyorum. Misyonu tamamlanmıştır ve gitmiştir.
Ve birbirimizin arkadaşlığından keyif almak için ille de böyle aynı fikirde olmamız gerekmiyor.
Bunu düşünmek tehlikelidir diyor.
Bizden fark... Düşünen insanları kınamak yerine merakla yaklaştığımız zaman aslında o zaman büyüyoruz diyor.
Arkadaşlıklarınıza bir de bu gözle bakın istedim.
Bir de bu sırrın içerisinde dinleme becerisi arkadaşlar.
Bu çok önemli. Tüm hayatı boyunca Dr.
Gladys'e en çok fayda sağlayan şey dinleme yete değiymiş.
Çünkü toplumun olan o etkileşimi dinleme sayesinde kurduğunu söylüyor ki bunun en iyi yolu toplumla bir olumlu etkileşim kurmak istiyorsanız.
Dinlemeyi bilmeniz gerekiyor.
Fakat burada dinlemek var, dinlemek var.
Gerçekten dinlemekten bahsediyor burada.
Böyle gözlerinin içine bakarak hissederek dinlemek.
Bu benim için de çok önemli bir şey.
Çünkü bu ne yapıyor biliyor musunuz?
Birbirimizin bakış açılarını gösteriyor bize.
Birbirimizin mücadelelerini anlamamıza yardımcı oluyor.
Hayatta tek değilmişim hissi geliyor insana dinlerken.
Ve karşınızdaki insanın hikayesinin de bir değeri olduğunu hissediyor o karşınızdaki insan.
Bu çok kıymetli bir şey. Başkalarına dinlememiz onların kendilerini daha az yalnız hissetmelerini sağlıyor.
Bu ne kadar güzel bir şey. Bizim için de çok faydalı.
Biz de kendimizi daha az yalnız hissediyoruz karşımızdakini dinlerken.
Bu yani dinleme yeteneği her birimizin etrafımızdakiler için yapabileceği en önemli şeylerden biri.
Dördüncü sır buydu. Gelelim beşinci sıra.
Her şey. sizin öğretmeninizdir.
Yani hayatta her şeyden bir ders çıkarmak arkadaşlar.
Beşinci sır bu. Hayata merakla ve her şeyden bir şeyler öğrenme dürtüsüyle yaklaştığımız zaman o hayatı en iyi şekilde yaşarız.
Gladys bunun yaşamın amacının bir parçası olduğuna inanıyor.
Deneyimlerimizin bir sonucu olarak gelişmek ve değişmek diyor.
Kuşkusuz yol boyunca hayat yolumuz boyunca dersler çıkardığımız zaman hayattan en iyi şekilde İstifade etmiş oluruz diyor.
Hayatımızın en zor anları canımızı yakıyor değil mi?
Ama bu anlarda dersleri aramak, ben buradan ne ders çıkarabilirim, öğrenmem gereken şey ne?
Bunu sorduğumuz zaman daha küçük zorlukları daha kolay bir şekilde atlatmamıza yardımcı oluyor.
Ve diyor ki... Hayat bize her zaman bir şeyler göstermeye çalışır.
Hayatımızda karşımıza çıkan olaylar insanlar ve fikirler aracılığıyla bizimle iletişim kurar ve bize minnettarlık duymamız için bir fırsat sunar diyor.
Beşinci sır bu işte.
Hayatta her şeyden bir ders çıkarabilmek.
Her şey bizim öğretmenimizdir.
Dersleri ararken odağımızı üzüntülerimizden uzaklaştırırız ve hayata geri yönlendiririz.
Ve diyor ki her şeyi bir öğretmen olarak görmeyi seçtiğimiz zaman içinde bulunduğumuz koşullar bize imkansız gelse bile sürece güvenmeyi öğreniriz.
Bakın sürece güvenmeyi öğreniriz diyor.
Bazen hayatımızda tekrar eden zorluklar bize neyi ihmal ettiğimizi veya geçmişte besleyemediğimiz yanlarımızı göstermek için ortaya çıkarlar.
Hayattaki en zorlu mücadelelerimizle yüzleştiğimiz zaman yaşam gücümüzü yeniden ateşleyen şey ne kadar acı verirse versin bilgeliği aramayı ve ders çıkarmayı seçtiğimiz
bir olaydır arkadaşlar. Ve sonra tıpkı zorlu anımızdan önce olduğu gibi hayat normal seyrinde.
Devam eder. Sonra yeni zorluklar ortaya çıkar ve biz ışığı seçme kararlılığımızda sarsılmaya devam ederiz.
Çünkü iyileşme dediğimiz şey bir süreçtir arkadaşlar.
Bir karar verince öyle bir anda gerçekleşmez değil mi?
Ancak biz ilerledikçe mucizevi şeyler olur.
Geçmişin acısından daha fazla şey çıkarmaya başlarız ilerledikçe.
Ve şunu da unutmayalım. Ne kadar paramparça olursak olalım, olanlarla nasıl başa çıkacağımızı bilemediğimizi ne kadar hissedersek hissedelim.
Ne yapacağımızı bilen bir parçamız var.
Derinlerde küçük bir ses var.
O sese kulak verelim.
Hayatı bir öğretmen olarak görmeyi seçelim.
Çünkü hayatta olduğumuz sürece alacağımız çok fazla ders var.
Aceleye gerek yok diyor Dr.
Gladys. Çünkü dersler zamanı gelince ortaya çıkar diyor arkadaşlar.
Bu arada kendisi 46 senelik eşinden bir ihanet dolayısıyla boşanıyor.
Ve eşi hem meslektaşı hem ilk aşkı hem 46 senelik eşi düşünebiliyor musunuz?
Çok büyük bir yıkım sevdiği adam.
Ve o süreçte bir yakını Dr.
Gladys'e diyor ki çok hoşuma gitti bu benzetme.
Bak diyor bu senin hayatının duvar halısının bir parçası.
Eğer çok yakından bakarsan sadece tek tek iplikleri ve düğümlerini görürsün.
Bu duvar halısının...
Arka yüzüdür diyor. Ama devam ettiğin zaman...
Resmin tamamını göreceksin diyor.
Bakın ne kadar güzel.
Şimdi arkadaşlar o resmin tamamını görmek için ne yapmamız lazım?
Yaşamaya devam etmemiz lazım değil mi?
Belki çok uzun yıllar sonra o olaydan ders çıkaracağız.
Yani resmin tamamını göreceğiz.
Belki şu an siz de sadece iplikleri ve düğümleri görüyorsunuz.
Fakat seneler sonra resmin tamamını göreceğinize eminim arkadaşlar.
Belki seneler geçmesine bile gerek kalmıyor bazen.
Kendinizi imkansız gibi görünen bir şeyle uğraşırken bulduğunuz zaman önce o karşılaştığınız zorluğun yoğunluğunu kabul edin arkadaşlar.
Onun gücünü hissedin.
Sonra o yoğunluğun size anı ne kadar güçlü olduğunu fark etmenizde yardımcı olmasına izin verin ve kendinize şu soruları sorun.
Benim Ne öğrenmem gerekiyor?
Bana bu deneyimim neler öğretebilir?
Ne öğretmek için geldi bu benim başıma?
Ben bunu başka türlü nasıl görebilirim?
Bu olay bana ne öğretmek için geldi?
Yıllar sonra bu zorluğa dönüp baktığınızı hayal edin arkadaşlar.
Ben bundan neler öğrenmiş olabilirim seneler sonra?
Bunu düşünün. Hatta bunun büyümenize ve değişmenize nasıl yardımcı olacağını düşünün diyor Dr.
Gladys. Bu soruları sorun kendinize.
Ve geldik son sırra.
Altıncı sır. Altıncı sır şu.
enerjinizi çılgınlar gibi harcayın diyor.
Şöyle en baştan sonra tekrar bir bakacak olursak ilk sır neydi?
Bize yaşam gücümüzü yani içimizdeki yaşam gücümüzü bulmayı öğretti değil mi ilk sır?
İkinci sır bu yaşam gücümüzü nereye yönelttiğimizi bulmamızı istedi.
Neden bu kadar önemli olduğunu ele aldı.
Üçüncü sır sevginin bir dereceye kadar yaşam gücünü hareketine geçiren şey olduğunu söyledi.
Dördüncü sır sevgiyi ve yaşam gücünü topluluk aracılığıyla nasıl güçlendirdiğimizi görmemize yardımcı oldu.
Ve beşinci sır en zor zamanlarda bile bunu hatırlamanızı, böylece o anlardan ilerlemenize yardımcı olacak dersler çıkarmaya bizi teşvik etti değil mi?
Ve altıncı sır, son sır, ilk beş sırı tam olarak uyguladığımızda ortaya çıkıyor.
Yani enerjinizi yaşamla uyumlu hale getirdiğiniz zaman enerji kaynağıyla bir al-ver dengesi, bir paylaşım ilişkisi yaratabileceğinizi söylüyorum.
Ve bu son sır için hayatınız boyunca enerji harcadığınız faaliyetleri, insanları düşünün.
Kime enerji harcadınız? Kimler sizin enerjinizi tüketti?
Enerjinizi tüketen ama bırakmak istemediğiniz, direndiğiniz ya da bırakamadığınız o şeyleri düşünün.
Yaşam gücünüzü, harcama şeklinizi nasıl değiştirebilirsiniz?
Bunu düşünün. Ve son olarak.
Belki de hayatta olan bağınız biraz zayıflamıştır arkadaşlar.
Belki de dünyanın yükü omuzlarınıza çok ağır gelmiştir.
Durumunuz her ne olursa olsun içinizdeki yaşam gücüne dönmeniz için asla geç değil.
Ve şunu asla unutmayalım.
Yaşam orada bedeninizde ve ruhunuzda bir nabız gibi atarak daima sizi bekliyor.
Lavita Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Açıklamalardaki linkten sizde.
Kendinizi yeniden deneyimlemek için Lavita'yı hemen inceleyebilirsiniz.
Ve son olarak bölümü Mevlana'nın şu sözleriyle kapatmak istiyorum.
Lütfen sesi açalım, arkamıza yaslanalım ve şu sözlere kulak verelim.
Sen sorunun kendin olduğunu sanıyorsun ama sen çaresin.
Sen kapının kilitli olduğunu sanıyorsun ama o kapıyı açan anahtar sensin.
Başka biri olmak istemen çok kötü.
Kendi yüzünü görmüyorsun, kendi güzelliğini görmüyorsun.
Hiçbir yüz seninkinden güzel değil.
Sadece kalbinle gökyüzüne dokunabilirsin.
Dünyadaki insanlar kendine bakmıyor ve bu yüzden birbirlerini suçluyorlar.
Senin görevin sevgi aramak değil.
Sadece kendi içinde ona karşı inşa ettiğin tüm engelleri arayıp bulmak.
zor bir dönemden geçerken ve her şey sana karşıymış gibi görünürken bir dakika daha dayanamayacağını hissettiğinde sakın pes etme.
Çünkü orası kaderinin değişeceği yerdir.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
