
KitUP mobil uygulamasını ise App store veya Google Play üzerinden aşağıdaki linke tıklayarak indirebilirsiniz.
https://bit.ly/kitup-indir-ortam
KitUP mobil uygulamasının 1 dakikalık testini çözerek sizin için hazırlanmış planı almak için:
https://bit.ly/kitup-ortam
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Patreon'dan destek olmak için: www.patreon.com/osbpatreon
*
*Bu bölüm KitUP hakkında reklam içerir*
Transkript
Kit Up'ın sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Şimdi bu kız niye Kit Up diyor demiş olabilirsiniz.
Çünkü Kit Up diye yazılıyor arkadaşlar.
O şekilde okunuyor. Şimdi bugünkü konumuz yalnızlık olacak.
Neden? Çünkü bu konuya çok fazla istek geldi.
Cidden Instagram'dan o kadar çok mesaj geliyor ki her gün.
Merve yalnızlıktan bahsetsene.
Kendimizi çok yalnız hissediyoruz.
Hiç arkadaşım yok diyenler oldu.
Hayatım boyunca hiç arkadaşım olmadı diyenler oldu.
Çok şaşkınım. Beni anlayan hiç kimse yok.
Yapayalnızım ya da kalabalıklar arasında kendimi yapayalnız hissediyorum diyenler de oldu.
Anket yaptım. Kendinizi yalnız hissediyor musunuz diye sordum.
%75 evet yanıta aldım.
Çok şaşırdım buna. Dedim ki tamam Merve artık bu konuyu yapmamız gerekiyor.
Mesela biri şey yazmıştı.
Evliyim ama kendimi çok yalnız hissediyorum.
Eşim var ama yine de yalnız hissediyorum.
O an aklıma bu Teoman'ın parçası geldi.
Hani diyor ya birlikte ama yalnız iki yabancıyız.
Çok severim o parçayı. Ama o şarkıyı dinlerken böyle hep aklımdan geçen kişi Nilgün Marmara oluyor.
Çünkü Nilgün Marmara intihar ettikten sonra eşi demişti ya şiir yazdığını bile bilmezdim.
Bir kenarda pıtır pıtır bir şeyler yazardı demişti.
Bu söz o kadar canımı yapmıştı ki bunu okuduğum zaman.
Hani Anton Çehol diyor ya yalnızlıktan korkuyorsanız hiç evlenmeyin diye.
Tam onun karşılığı gibi geliyor bana bu.
Yani ömür boyu birlikte olmayı söz verdiğiniz insanla aynı evin içerisinde böyle iki yabancıya dönüşmek.
Çok korkunç bir şey. Birlikte ama yalnız olmak.
Saramago'nun dediği gibi.
Yalnızlık birinin ya da bir şeyin bize eşlik etmesini sağlama konusundaki yetersizliğidir aslında diyor ya.
Ya da işte ovanın ortasında böyle tek başına duran bir ağaç görünce belki üzülüyoruz.
Hani Sahra Çölü'nde meşhur bir ağaç var ya yıllardır tek başına duruyor böyle tenere ağacı.
Dünyanın en yalnız ağaca ilan edilen ağaç.
İşte o gelsin aklınıza Saramago'nun bu sözünden sonra.
Diyor ki ovanın ortasında böyle tek başına duran bir ağaç değildir yalnız olan.
Yalnız olan ağacın o derinliklerdeki öz suyuyla gövdesi, yapraklarıyla kökü arasındaki mesafedir o yalnızlığı yaratan.
Yani iki insan arasındaki mesafe aslında bir yalnızlık yaratıyor.
O değil de şimdi siz yandınız Merve'ye böyle sabaha kadar konuşabileceği bir konu çıktı.
Sabaha kadar buradayız arkadaşlar.
Şimdi şöyle ben bu podcast ile başlamadan önce yalnızlıkta olan münasebetimi düşündüm.
Yani acaba ben yalnız kaldım mı hiç falan diye düşündüm.
Hiç öyle bir şey yaşamadığımı fark ettim.
Şanslıyım sanırım bu konuda.
Çünkü hayatım boyunca hiç dost sıkıntısı çekmedim.
Ama şöyle bir durum var. Benim arkadaşlarımın hepsi böyle milattan önceden kalma.
Yani yeni arkadaşım pek yok gibi bir şey.
Neden? Çünkü ben derin ilişkileri seviyorum arkadaşlar.
Böyle yüzeysel ilişkilerden hiç hoşlanmam.
Ama geçen gün şöyle bir olay yaşadım.
O zaman anladım aslında bunun ne menen bir şey olduğunu.
Bu aralar o kadar yoğun çalışıyorum ki ve arkadaşlarımı gerçekten çok özlüyorum.
Geçen böyle dedim ki kendi kendime Merve bugün işlerini bitir ve bir saatte olsa lütfen bir çık kahve iç bir yemek ye arkadaşlarına bir görüş artık yani.
Ama şöyle bir durum oldu.
Ya hepsi çalışıyordu ya da başka başka planlar yapmışlardı haklı olarak.
Normalde böyle yalnızlıktan aşırı keyif alan birisiyim.
Kendiyle arkadaş olan birisiyim hep söylüyorum ama o an böyle bir canım sıkıldı resmen.
Kederlendim sonra dedim ki hadi dedim bu bugün böyle oldu.
Yarın dedim görüşürsün arkadaşlarına ama ya hiç arkadaşın olmasaydı ya hiç eşin dostun olmasaydı ne yapardım diye sordum kendi kendime empat bir karakter olmanın artık yararları mı diyeyim zararları mı diyeyim bunları da düşündüm.
Şöyle ki ben böyle sırf yalnızlığıma çare olsun diye Kafama uymayan birileriyle de görüşebileceğimi sanmıyorum.
Büyük ihtimalle yalnız kalırım daha iyi derim.
Ama şöyle bir şey var.
Ben genelde seçilmiş yalnızlık yaşadığım için bunu söyleyebiliyorum.
Bir de bunu tercih etmediği halde mecbur kalan insanlar var.
İşte bir takipçim şey demişti mesela.
Üniversitedeyim herkesin arkadaşı var ama benim bir tane bile arkadaşım yok.
Kimse benimle arkadaşlık kurmuyor.
Çok üzülüyorum demişti.
Gerçekten çok can yakıcı bir şey.
Düşünsenize herkesin işte bir sosyal bağı var.
Aktivitelere katılıyorlar. Gülüyorlar eğleniyorlar ama sen dışarıdan bakıyorsun onlara ve o noktada şey düşünüyorsun bende bir hata mı var bende bir eksik mi var ben neden yalnız kalıyorum.
Bunlara değineceğiz az sonra.
Şimdi seçilmiş yalnızlık dedik ya bir keresinde bir arkadaşım bana şöyle bir cümle kurmuştu.
Yalnızlık sadece tercih edilebilir olduğunda güzel Merve demişti ve o an onun çok yalnız olduğunu hissetmiştim uzaktaydı ve yalnızdı bunu hissedebiliyordum.
Üzülmüştüm ve çok da doğru söylüyor.
Yani tercih etmediğim bir yalnızlık yaşıyorum demek istiyor.
Kendimi şu an küçük prensin o çölde konuştuğu yılan var ya onun gibi hissettim.
Hani demişti ya yılan. İnsanların arasında da yalnızlık duyulur.
Arkadaşımın etrafında bir sürü insan vardı ama kendini çok yalnız hissettiği bir an yaşıyordu.
Hani bazen böyle Instagram'da görüyorsunuzdur işte bir doğum günü kutlaması 50 tane arkadaşı gelmiş falan.
Belki içinizden şöyle geçiriyor olabilirsiniz.
Vay be. Benim 3 tane arkadaşım var.
50 tane arkadaş toplamış da doğum günü yapıyor.
Yani eminim bunu düşünenleriniz vardır aranızda.
Ama ben onların da sahte olduğunu düşünüyorum.
Yani işte bakın kalabalıklar arasında yalnızlık yaşayan nice insan var.
Özellikle bu içinde yaşadığımız çağ tam bir yalnızlık çağı.
Yalnızlık salgını var adesa.
Teknoloji okey bizi birbirimize böyle yakınlaştırma vaadi verdi.
Aslında böyle bir vaat vermedi. Ben bunu uydurdum şu anda.
Biz onu bu hale getirdik.
Bizi çok uzaklaştırdı teknoloji.
Biraz yaşlı gibi konuşuyorum farkındayım ama artık böyle sevgimizi birbirimizin gözlerine bakarak ifade etmiyoruz.
Ekranlardan like atarak göstermeye çalışıyoruz.
Ya da bir masada oturuyoruz arkadaşımıza çık çık çık.
Çık telefonla oynuyor. En nefret ettiğim şey.
Masadan kalkar giderim o derece.
Yani benimle otururken hiçbir şekilde ben telefonuma bakmam.
Yanımda biri varsa. Karşımdakinin de bakmasını istemem.
Lütfen buna dikkat edin ya. Bu çok saygısızca bir hareket bence.
Yani karşındaki insanı yalnızlaştırıyorsun.
Git o zaman oradaki insanlarla buluş.
Yani bunu diye simgeliyor. Buradan da söylemiş olayım.
Yani şöyle şimdi ben size sorsam desem ki sizce yalnız insanlar kimdir diye sorsam büyük ihtimalle aklınıza işte sokaklardaki dilenciler ne bileyim huzur evindeki yaşlı insanlar ya da işte evsizler
falan gelecek değil mi? Büyük ihtimalle bunlar gelecek ama çoğumuzun aklına...
Böyle milyonları peşinden sürükleyen insanların pop yıldızı olur başka bir şey olur onların yalnız olabileceği aklımıza çok gelmiyor.
İşte geçenlerde Marilyn Monroe podcastı yapmıştım.
Orada demiştim ya çok yalnız birisi aslında.
Ya da yalnız demişken Amy Winehouse bence öyle birisiydi.
Ya da Kurt Cobain ikisi öldüğünde de çok ağlamıştım bu arada.
Kurt Cobain'in bir sözü var ya kendim gibi birisini bulamayacağımı anladığım zaman arkadaş edinmeyi bıraktım.
Bence Kurt Cobain çok zaten duygusal bir adam şarkılarından belli.
Belki ileride onun da podcastını yaparım bir sürpriz olur size.
Bir de şu an aklıma Britney Spears geldi.
Yıllar önce onunla ilgili bir belgesel izlemiştim ve orada işte bu saçlarını kazıttığı dönem var ya o sahneleri gösteriyordu.
Çok ağır bir depresyon geçiriyordu ve bir sahnede ağlıyordu Britney Spears ve diyordu ki çok yalnızım.
Baktım etrafında o kadar çok insan var ki ama diyor ki yalnızım.
Aslında bu şu demek yani samimiyetten yoksun ilişkilerim var.
Samimi bir ilişki arayışı.
Bu gidişle bu podcast bitmeyecek çünkü yine aklıma bir şey geldi şu anda.
Geçen sene böyle yürüyüş yapıyorum ve bir ağacın altında oturmuş bir çift gördüm.
Böyle ellerinde karton bardak çay almışlar.
Bisküvi açmışlar bir tane ama nasıl güzel sohbet ediyorlar.
Ben de dinlenmek için böyle az ileriye oturmuştum.
Resmen o anın fotoğrafını çekmişim kafamda.
Çünkü şunu dediğimi hatırlıyorum.
İşte milyon dolarlarım mı olsun böyle bir ilişkimi kesinlikle bunu tercih ederim dediğimi hatırlıyorum içten içe.
Peki neden böyle hissettim?
Oraya gelelim. Sherlock Holmes Merve senaryo yazacak şimdi dikkat.
Bir kere dedim ki kendi kendime parkta buluşmuşlar.
Belki paraları yok ve bunu birbirlerine izah edebilecek bir seviyede ilişki yaşıyorlar.
Bu samimiyetteler. Ya da herhangi bir mekana ihtiyaç duyulmayan bir ilişki yaşıyorlar.
Bu da çok güzel. Ben orada böyle bir saat tur attıysam bir saat içinde de hiç böyle telefonla oynadıklarını falan görmedim.
Bu zaten harika bir şey. Neden?
Çünkü bu şu demektir. Ben buradayım abi.
Bu andayım, bu anı yaşıyorum ve bunu herhangi bir sosyal medya platformunda yayınlama gereği hissetmeyecek kadar bu andayım.
Hiç kimsenin like'ına ihtiyaç duymayacak kadar bu ilişkinin içerisindeyim.
Bu da çok hoşuma gitmişti.
Bir de şu dikkatimi çekti.
İkisi de oldukça sıradan giyinmişlerdi.
Yani şu geldi benim aklıma direkt.
Burada sadece özne önemli.
Yani mekanın, zamanın, nerede buluştuğumun, seninle ne yiyip içtiğimin, kılığının kıyafetinin hiçbir önemi yok.
Sadece önemli olan sensin.
İşte ünlülerin çoğunun yaşayamadığı duygu bence bu.
Yani depresyona girme sebeplerinden birisi de bu.
Bu yalnızlık depresyon ilişkileri zaten böyle büyük nüfuslu ülkelerde daha fazla.
Özellikle Amerika'da 1915 öncesine baktığımız zaman insanların sadece 1.2'si depresyon geçirirken 90'larda 15-20 yaşlarında bile %21 oranında depresyon görülmeye
başlanıyor. Hatta Amerika demişken Doğan Cüceloğlu'nun orada bir anısı var.
Bu yalnızlar ordusuyla alakalı.
1960'larda Amerika'da olduğu dönemler Doğan Cüceloğlu böyle kendini çok yalnız hissediyormuş ve bir gün diyor markette alışveriş yapıyorum çok mutsuzum çok yalnız hissediyorum ve kadının biri bana bakarak hani
hiç tanımadığı birisi demiş ki her şey o kadar da kötü olamaz ya demiş ve o anda diyor hani belki de yalnızın halinden yalnız anladı bilemiyorum ama o kadın da benim kadar yalnız ve mutsuzdu dedi.
İşte o zaman Doğan Hoca diyor ki anladım ki insanlar aslında mutlu değil.
Çok yalnız ve mutsuzlar ama bir mutluluk maskesi takmışlar yüzlerine.
Biliyorum çünkü ben de takmıştım diyor.
Amerika'dayken insanlarla beraberken yaşanan yalnızlıklar yaşadım dedi Doğan Hoca.
Peki insanlar neden böyle birileriyle beraberken bile kendini yalnız hissediyor?
Eğer Nietzsche gibi doğrucu Davut'sanız ya da Bukowski gibi böyle sahteliklere tahammül edemiyorsanız.
Kimsenin sizi menfaatleri için kullanmasına müsamaha göstermiyorsanız kendinizden başka derdinizi anlayan biri de yoksa bilinçli olarak bazen yalnızlığı seçebiliyorsunuz.
Hani Bukovski'nin bir sözü var ya meşhur.
Nefret ettiğin insanla iyi geçinme çabasına siz medeniyet diyorsunuz.
Ben sahtekarlık diyorum.
O yüzden anlaşamıyoruz diyor.
Altına imza atmak isteyenler toplansın arkadaşlar.
Şimdi size yalnız yaşama sanatından da bahsetmek istiyorum.
Bu sanata Honjong deniliyor.
Honjong Güney Kore'de böyle çeşitli aktiviteleri tek başına yapmayı sevenlere verilen isim.
Kökeni tek ve kabile kelimelerinin birleşmiş haliymiş.
Yani Honjong tek kişilik kabile anlamına geliyor.
Bu akıma göre insanların böyle sosyal bir varlık olduğu ve diğer insanlarla tabii ki bağlantıda kalması gerektiği göz ardı edilmiyor.
Sadece şu yalnız başımıza işte kendimizde baş başa kaldığımızda bile mutlu olma yetimizin gelişmesi bu.
Ve yalnızken öz farkındalığımızın artması işte şefkat ve sevgi duygularımızın genişlemesine katkıda bulunan bir sanat diyebiliriz Honjok için.
Peki ben nasıl honjok yaparım Merve diyenlere işte tek başınıza yemek yiyin, tiyatroya gidin, sinemaya gidin, kendi kendinize vakit geçirin diyorum ya kendinize bir kahve ısmarlayın ama şöyle bir şey var Türkiye'de böyle yalnız başına
takılanlara öcü gibi bakıyorlar ya da işte ben mesela tek başıma gidip bir yere oturduğum zaman diyorlar ki işte biri gelecek mi sandalyenizi alabilir miyiz?
Acaba yalnız mı falan böyle sanki çok kötü bir şey yapıyormuşum gibi bir muameleyle karşılaşıyorum.
Çok saçma bence bu. Ben de bunu çok şaşırıyorum.
Hatta sırf böyle yalnız kalmamak için etrafına sürekli sahte dostlar barındıran insanlara da şaşırıyorum.
Hatta hatırlıyor musunuz böyle yaşlı bir adam vardı.
Bir kafede oturuyordu kendine pasta söylüyordu doğum günüymüş ve bir tane mum yakıp üfleyip böyle ellerini çırpıyordu.
Kendi kendine doğum günü kutluyor.
Valla adam gayet mutlu görünüyordu ama olayı o kadar çok böyle dramatize edenler oldu ki ben...
bir düşündüm o anda. Acaba dedim hani gerçekten mi adam tek başına kutlamak istiyor yoksa başka bir şey mi diye düşündüm.
Ya belki birilerinin böyle doğum gününü kutlamasına ihtiyaç duymuyordur dedim.
Belki narsesistir. Belki o an içinden öyle gelmiştir.
Yani her şey olabilir. Belki adam honjok yapıyor abi.
Ve bu olayı da arkadaşımla böyle baya bir tartışmıştık.
İşin içinden çıkamamıştık.
Gerçekten sizin de yorumunuzu merak ediyorum.
İnstagram'dan bana yazabilirsiniz.
Böyle bir eylemde bulunur muydunuz?
Sormuş olayım. Neyse dönelim honjok sanatına.
Bu terim de öyle durup dururken tabii ki ortaya çıkmamış.
Kore'de tek kişilik hanelerin sayısı 2010'dan itibaren çok hızlı bir şekilde artmaya başlıyor.
Ve 2017'de bu Honjok dediğimiz terim çıkıyor.
Bence bize de gelişi yakındır.
Çünkü şu anda Güney Kore özellikle müzik alanında bütün dünyayı böyle domine etmiş bir biçimde gördüğümüz gibi.
Özellikle de Türkiye'de 12-18 yaş bandındaki gençler inanılmaz derecede böyle K-pop hayranı.
Bu arada Netflix'te Blackpink'in belgeseli vardı.
Bilmiyorum hala duruyor mu? Bu olaya merak salanlar onu da bir izlesin derim.
Şimdi honbap tek başına yeme içme yapanlara diyoruz.
Honnol yalnızlık hissetmeyenler.
Yani işte etkinliklerde bile böyle kendi kendine takılmaktan hoşlananlara honnol deniliyormuş.
Bir de honsul var.
Bu da bir barda böyle tek başına içki içmeyi sevenlere deniliyor.
Bir de kendisiyle evlenenler var.
Onları da unutmayın. Bizde Sabire Susuz diye biri vardı hatırlıyor musunuz?
Kendisiyle evlenmişti böyle düğün fotoğrafları vardı.
Kendine albüm yaptırmış çok enteresan.
Bir de şu var Honjok Güney Kore'ye mahsus bir şey değil.
Yani İsveç'te de var %40 oranında görülüyor.
Amerika'da var, Japonya'da var.
Genelde böyle büyük nüfuslu ülkelerde rastladığımız bir durum.
Ama en fazla Kore'de görülüyor ve zaten 15 yaş üstü gençlerin %57'si Güney Kore'de yalnız takılmayı sevdiklerini söylüyorlarmış.
Yani kısaca Honjok...
Joke yalnızlık içinde yaşayabilmenin sanatı.
Peki bunlar yalnız yaşıyor da ne yapıyor Merve demiş olabilirsiniz.
Şöyle ki bunu benimseyenler böyle daha fazla içlerine dönüyorlar.
Daha medite bir ruh hali işte ruhsal bir aydınlanma yaşadıklarını söyleyenler var.
Ki zaten meditasyon aktiviteleri yapıyorlar, farkındalık tekniklerini geliştiriyorlar, dikkat dağıtıcılardan uzak duruyorlar, günlük tutuyorlar, kitap okuyorlar.
Yani daha fazla içlerine döndüklerini söyleyebilirim.
Bence bu kadar yalnız olabilmek cidden bir sanat ve büyük bir cesaret işi.
Çünkü insan hep söylüyoruz sosyal bir varlık ve yalnız olmaktan ölesiye korkuyor bazı insanlar.
Bu da çok normal. Geçen gün bir takipçim bir mesaj atmış.
Demiş ki Merve sırf yalnızlıktan korktuğum için Tinder'dan birilerini buluyorum ve günümü geçiriyorum onlarla dedi.
Hem ruhumu kirletiyorum hem bedenimi dedi ve çok mutsuzum dedi.
Sırf yalnız kalmamak için bunu yapıyorum.
Çünkü hayattaki en büyük korkum bu.
Yalnız ölmek. Yani bir evlenmeden bir eşim olmadan ne bileyim birileriyle iletişim kurmadan ölmek.
Çok korkuyorum dedi. Bakın bu çok hayatın içinden ve çok gerçekti yani benim için.
Hatta geçenlerde bir röportaja denk geldim.
Bir gigolo böyle hayatını anlatıyordu.
Sordular işte nasıl bu hayata başladın, seni iten şey ne oldu diye sordular.
O da dedi ki o kadar yalnızdım ki.
O kadar iletişime ihtiyacım vardı ki ve bunu karşılayamıyordum.
Artık böyle bir işe soyunmaya kalkıştım.
Jigol oldum dedi. Sırf yalnızlığımı giderebilmek adına dedi.
Aynı taksi driver filmi gibi değil mi?
Hani o sırf yalnızlıktan kaçabilmek için geceleri taksiye çıkan Travis Reis vardı ya hatırlıyorsunuzdur.
Yani yalnızlığın kitabını yazsam büyük ihtimalle başrolü Travis'e veririm zaten.
Bu arada bu filmin senaristi de kendi yalnızlığından yola çıkarak böyle bir film yaratmış.
Şimdi burada bir es verip size şunu soracağım.
Hayatta en kötü şey sizce yalnız kalmak mıdır?
Yoksa Robin Williams'ın hani bir filmde söylediği bir replik var ya.
Eskiden bu hayatta en kötü şeyin yalnız bir insan olarak ölmek olduğunu düşünürdüm.
Ama değilmiş. En kötü şey yapayalnız hissetmene sebep olan insanlarla bir aradayken ölmekmiş.
Öyle ölmezler füze at Robin Williams.
Ama şöyle aynı böyle yalnızlar ordusu başkomutanı Kafka'nın dediği gibi benim yalnızlığım insanlarla dolu diyor ya Kafka çok acı bir söz bence bu.
Biraz da bilimsel konuşalım.
Şöyle ki yalnızlık genetik de olabiliyormuş.
Çok enteresan. Şikago Üniversitesi'nde bir araştırma yapılıyor ve 8000 kardeş artı ikiz inceleniyor.
Ve bir bakıyorlar ki yalnızlık duygusunun genetik olduğunu keşfediyorlar.
Ve bu incelenen insanlar kalabalıklar içindeyken bile kendimizi yalnız hissediyoruz diyorlar.
Yani bazı kişilerde görülen yalnızlık hissi genetik de olabiliyormuş.
Ailede daha önce bunu yaşayan insanlar da olabilirmiş ki genlerimizde olması bence...
Çok normal çünkü araştırmalara göre yalnızlığın genlerimize işlemiş olduğunu söylüyorlar.
Çünkü şundan dolayı tarih öncesi dönemlerde atalarımız ava çıkıyorlardı ya.
Avladıkları eti paylaşmak istemedikleri için kendilerini mağaralara hapseden atalarımızdan kaynaklı olduğunu söyleyenler var.
Yani böyle genlerimize işlediği düşünüyormuş.
Bayağı gülmüştüm buna. Bir de bir ayrıma dikkat çekmek istiyorum.
Yalnızlık dediğim başka bir şey.
Tek başınalık bambaşka bir şey.
Yalnızlık, tek başınalık belki alt kümesi falan olabilir.
Tek başınalık hani seçilmiş yalnızlık dedim ya bir lükstür dedim.
Belki onun gibi düşünebilirsiniz.
Ama yalnızlık, uzun süreli öfke, sosyal iletişim sorunları, depresyon...
tehlikeli arkadaş eksikliği gibi gibi birçok sorunu beraberinde getiren bir şey.
Bir de bizde şöyle bir söz vardır ya, yalnızlık Allah'a mahsustur diye.
Aslında bu bile Türk toplumunun yalnızlığa bakış açısını bence çok net gösteren bir söz.
Hatta sözleri de geçtim.
Şarkılarımıza bakın. Yalnızım dostlarım, şu yalnızlar treni, ne bitmeyen semponi.
Yalnızlar rıhtımı, yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş nöbette.
Yalnızlık ömür boyu, gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar ve daha nic...
Yalnızlık her yerde arkadaşlar gördüğünüz gibi.
Geçenlerde bu konuyla alakalı bir kitaba göz atıyordum.
Kitabın adı Yalnızlık İnsan Doğası ve Sosyal Bağlantı Üzerine diye bir kitap.
Burada diyordu ki güç ve sosyal bağlantı arasında bir seçim yapması gerekseydi insanların.
Çoğu kişi sosyal bağlantıyı arkadaşlığı eşi dostu seçerdi demişti.
Neden? Çünkü sizi kayıtsız şartsız seven tek bir yakınınız olmasaydı eğer.
Bir düşünsenize gücünüzün, paranızın, ihtişamınızın.
Hiç önemi olur muydu?
Bence olmazdı. Bir de bu kitapta bir test vardı ne kadar yanlışsınız diye.
Size de yapacağım az sonra onu.
Bu arada maalesef bu kitap Türkçe'ye çevrilmemiş ama ben tabii ki KitUp platformundan bulup okudum Türkçesini hem de özet olarak okudum.
Sizlere bu uygulamayı daha önce tanıtmıştım.
Çok da sevmiştiniz. Dünyanın en iyi kurgu dışı kitaplarının özetleri var ve 15 dakika içerisinde dinleyebiliyorsunuz.
Hatta okuyabiliyorsunuz. Böyle bir uygulama.
Frank Zaba'nın bir sözü var ya çok fazla kitap çok az zaman diyor.
Benim sürekli yaşadığım bir his bu.
O yüzden kitap bana çok iyi geliyor.
Neden? Çünkü zamanımın kısıtlı olduğunu hissediyorum bazen ve çok da kararsız bir insanım.
Bakın o kadar kararsızım ki.
Zaba. Kütüphaneden dört tane kitap seçmişim okumak için.
Bir tanesi rüyalarla alakalı.
Biri mitoloji, biri din, biri de sinema.
Ne alaka diyeceksiniz.
Sonra hepsini karıştırıp karıştırıp aradan böyle bir saat falan geçtikten sonra ne yapıyorum ben ya dedim kendi kendime.
Çünkü bütün vaktim gitti.
Hani bir saat ayırıyorsun ya. Bir saatte o kararsızlıktan gidiyor.
Netflix'te dizi seçmek gibi bir şey bu.
Bir de şu var. Kitap fiyatları çok arttı biliyorsunuz.
Artık böyle işimizi şansa bırakalım.
Hadi bakalım internetten sipariş verelim.
Ne gelirse okuyalım. Böyle bir durum da söz.
konusu değil. Ben önce ya kitap evine gidiyorum ki Ankara'da kitap evleri kapandı arkadaşlar.
Tek tek çok bir şey kalmadı elimizde.
Ya da kütüphaneye gitmeye çalışıyorum ama gerçekten bazen zamanım olmuyor.
Hemen kitap platformundan bakıyorum var mı diye.
Çoğu da var zaten orada.
Oradan özetini okuyorum.
Ondan sonra siparişimi veriyorum.
Ya da o kitabı alıp okumayacak bile olsam birçok şey öğreniyorum.
Çünkü önümde hap bir bilgi var.
15 dakikalık bir özet.
Eğer böyle benim gibi kararsızsanız ne okuyacağımı bilmiyorum diyen birisiniz kitap buna da bir...
çözüm bulmuş. Sizin için bir dakikalık mini bir test hazırlamışlar.
Bu testi çözdükten sonra önünüze böyle size özel, kişisel olarak hazırlanmış kitap listeleri düşüyor.
Onları okuyabiliyorsunuz.
Hatta benim gibi böyle kendi kendinize challenge yapmaktan hoşlanıyorsanız 28 günlük bir farkındalık planları da var.
Ona da bir göz atabilirsiniz. Pragmatik okuma yapmayı sevenler KitUp platformuna bayılacaktır.
Çünkü içerisinde kişisel gelişim, bilim, tarih, ekonomi, kültür ne ararsanız var.
Daha pek çok alanda en çok satan yüzlerce kitabın kilit bilgileri var.
Hatta Türkçe'ye çevrilmemiş popüler kitapların Türkçe özetleri de var.
Bu benim çok hoşuma gidiyor. Zaten böyle faydalı uygulamaları önerirken çok mutlu oluyorum.
Çünkü kitap benim uzun zamandır kullandığım bir uygulama zaten.
Aşağı bırakmış olduğum linkten kitap uygulamasını böyle detaylı olarak inceleyebilirsiniz.
Bir dakikalık mini testi çözerek de kendinize uygun kitap listenizi de oluşturabilirsiniz.
Şimdi yalnızlık konusuna devam edelim.
Yalnız insanlar olumsuz olaylara daha yoğun bir şekilde tepki verebiliyormuş.
Çünkü yalnızlığa duyarlılığı daha yüksek olan kişi olayları böyle daha az doğrulukla anlıyormuş.
Ve sosyal olarak daha böyle birbirine bağlı olan insanlar başarılarının kendi eylemleriyle ilgili olduğunu düşünürken başarısızlıkların sadece kötü bir şans olduğunu düşünüyorlarmış.
Ama yalnız olan insanlar olumsuz olaylara daha yoğun tepkiler veriyor başta söylediğim gibi.
Bir de şu var yani yalnızlık durumunu ancak başka biriyle bağlantı kurarak iyileştirebilir insanlar ama bunu yapabilmek için tabii ki de her bireyin böyle bağlantı kurmaya da istekli olması gerekiyor.
Aksi takdirde depresyon ve umutsuzluk gelecektir arkasından.
Yok ya ben böyle iyiyim diyorsanız kronik yalnızlık yaşayan insanların yaşlanma süreci maalesef daha hızlı oluyormuş.
Yani insanlardan ne kadar soyutlanırsanız yaşlanma süreciniz maalesef o kadar hızlanıyormuş.
Bu arada seçilmiş yalnızlık lüksünü yaşayanlardan bahsetmiyorum.
Bunu tekrar hatırlatmak isterim.
Peki bu derin yalnızlığın neticesinde neler olabiliyor?
Aşırı alkol kullanımı, uyuşturucu, bulmiyan evroza bir sürü şeyler ortaya çıkabiliyor depresyon dediğim gibi.
Hatta bazı ünlü psikologların araştırmasında sosyal olarak dışlanan katılımcıların Beyinlerinin daha az aktif olduğu tespit edildi.
Bir de çok çarpıcı bir şey de şu kendini yalnız hissedenlerin günlük yaşantısındaki beslenmelerine bakmışlar ve genelde böyle daha fazla şekerli ve daha fazla yağlı beslendikleri de gözlemlenmiş.
Bence bu çok normal çünkü kendini yalnız hisseden bir insan büyük ihtimalle çok depresif olacaktır ve şey demez yani çok mutsuz bir insan dur ben bir salata kase hazırlayayım da kendime çok sağlıklı bir şeyler yapayım ya da işte sabah
kalkayım avokado yiyeyim falan.
Ben böyle çok sağlıklı beslenen insanım.
İnsanların otomatikman bilmiyorum daha mutlu olduğunu düşünüyorum.
Belki bu halo etkisidir bilmiyorum.
Sadece benim düşüncem böyle.
Ve kendini yalnız hisseden bir insanın böyle filmlerde olduğu gibi öyle işte kendimi sıfırdan inşa edeyim falan.
Hayata tekrar atılayım.
Bunların çok zor olduğunu da söylüyor psikologlar.
Bence bu da doğru. Peki ne zaman yalnızız?
Şöyle ki anlamlı ilişkilerden yoksun olduğunuzu düşünüyorsanız büyük ihtimalle yalnızsınız.
Yani şunu demek istiyorum. Sosyal şöhret açısından tüm doğru arkadaşlara veya zengin, zeki, yakışıklı ya da güzel bir eşe sahipsiniz belki.
Belki dışarıdan bir peri masalı gibi görünen bir hayatınız var.
Ama eğer ki duygusal bir bağınız yoksa içten içe bu ilişkilerin hiçbiri sizin bağlanma açlığınızı tatmin etmeyebilir.
Instagram'daki bin tane arkadaşınız iki bin tane bunların bir önemi yok.
Yani soyutulanmış hissetmenin acısını bunlar dindirmeyebilir.
Çünkü insanların yakın ve kişisel ilişkilerle sarmalanması gerekir.
Çünkü biz insanız ve belirli bir yere ya da belirli bir insana ait olduğumuzu hissetmek isteyebiliriz.
Bu çok normal. Neden? Çünkü güvenli ve yatıştırıcı istikrar hisse ortadan kalkarsa...
Böyle her zaman derinden bağlı hisseden bir insan bile yalnızlık hissetmeye başlayabilir o noktada.
Bir epidemiolog var bir araştırma yapıyor çok çarpıcı.
Böyle çok az sosyal bağı olan erkek ve kadınların insanlarla daha fazla bağlantısı olanlara göre daha erken ölme olasılıklarının 2 ila 3 katı daha fazla olduğunu keşfetmiş.
Çok çarpıcı bir keşif bu bence.
Çok az sosyal bağ olan insanların da işte kalp hastalığı, kanser, solunu bunlardan risk altında olduğunu da belirtmiş.
Eee ne yapalım Merve? Kendimizi sokaklara atıp arkadaş mı arayalım diyorsunuz?
Hayır tabii ki. Çünkü yalnızlık insanlarla geçirdiğiniz zamanla ya da işte buluşma sıklıklarınızla alakalı falan değil.
İnsanlarla karşılaşmalarımızın bir anlamı var mı yok mu?
Yoksa ben her gün biriyle buluşayım.
Eğer bir anlamı yoksa benim içimde onun ben de yalnız sayılırım.
Şimdi bu konuyla alakalı yapılmış bir deneyden bahsedeceğim size.
Bir psikolog var Harry Harlow diye bir doktor.
Bir deney yapıyor. Bebek maymunları alıyor annelerinden ayırıyor vicdansız adam.
Ve bebek maymunları iki tane yapma anne gösteriyor.
Bu maymunlardan biri telden diğeri de kumaştan yapılmış anne maymunlar.
Ve bu her iki yapma annenin böyle yiyecek vermesinden bağımsız olarak zamanlarının çoğunu bezden yapılmış olan anne ile geçirdiğini ona sarılarak geçirdiğini fark ediyorlar bebek maymunların.
Hatta korktuklarında ya da üzüldüklerinde hemen bezden maymuna koşup sarılıyorlarmış.
Ve sonra şöyle bir sonuç çıkıyor ortaya fiziksel tatminden yoksun kalan maymunların zihinsel ve duygusal ilerlemelerinde önemli gerilemeler yaşandığını keşfediyor bu doktor.
yoksun bırakılan o maymunlar İleride asla iyileşemeyecekleri davranışsal sapmalarla edinmişler ve tekrar arkadaşların arasına katıldıktan sonra bile bu dokunsal temastan yoksun bırakılan
bebek maymunlar tek başlarına oturup böyle ileri geri sallanmışlar sadece başka hiçbir şey yapmamışlar.
Hatta bir de şunu keşfetmiş bilim adamları bunların çok agresifleştiğini görmüşler ilerleyen zamanlarda.
Bir daha da hiçbir arkadaşıyla bu maymunlar düzenli bağ kurmamışlar.
Şimdi bu deney eminim size şunu hatırlattı.
Romanya'nın komünist diktatörü Çavuşeski'nin o doğum oranını arttırmak için kürtajı yasakladığı dönem yaşananları hatırlıyor musunuz?
Çavuşeski kürtajı yasakladı evet ama 5 parasız kalan ebeveynlere yardım da etmedi.
Kılını bile kımıldatmadı ve binlerce yeni doğan çocuk yetimhaneye gönderildi o dönem.
Bu çok çarpıcı ve çok can yakıcı bir örnek.
O dönem 20 kadar çocuk böyle tek bir bakıcının sorumluluğunda ve asla bu çocuklara bir kere bile temas edilmemiş, sarılmamışlar, gülmemişler.
Adeta bir deney gibi ve daha sonra şunu fark etmişler ki birçok çocuğun hiç ağlamadığını ve hiç konuşmadığını fark etmişler.
Ve bu çocukların fiziksel gelişimi, motor becerileri ve zihinsel gelişmelerinin geciktiği ortaya çıkmış.
Hatta tıpkı o maymunlar gibi tek başlarına böyle oturup sallanıyorlarmış.
Hatta daha büyük olan çocuklarında kalıcı bir bağ kuramadıklarını keşfetmişler arkadaşlarıyla.
İşte insan ilişkileri burada da çok acı bir şekilde gördüğünüz gibi akıl sağlığı, fizyolojik sağlık ve duygusal iyilik bunlar her durumda ayrılmaz bir şekilde birbirine bağlı ve bu deney bize gösteriyor
ki yalnızlık mevzusunda bile annelerle erken iletişim, anne ile bebek arasındaki bağ, dokunsal temas ne kadar önemli onu da gösteriyor.
Peki bu yalnızlıkla nasıl başa çıkacağız?
Öncelikle sanal dünyadaki sahte dostluklardan uzaklaşıp gerçek hayattaki insanlara odaklanmalıymışız.
Çünkü neden? İnternette geçirdiğimiz süre kadar yalnızız aslında.
Bu arada şunu da bilin.
Yalnızlık hisseden tek kişi kesinlikle siz değilsiniz.
Milyonlarca insan var. Hatta İngiltere'de Yalnızlık Bakanlığı kuruldu yakın bir tarihte.
9 milyon kişi burada yalnızlık sorunu yaşıyor ve 20 bine yakın yaşlı insan.
Aylarca hiç kimseyle konuşmadan sohbet etmeden yaşıyorlarmış.
Hatta yakın bir zamanda Japonya'da da kuruldu yalnızlık bakanlığı.
Onlarda da intihar oranı çok yüksek ya onu önlemek için.
Peki başka ne yapabiliriz?
İlgi alanlarımızı bulabiliriz ve bu ilgi alanına sahip kendimize benzeyen insanları bulmaya çalışabiliriz.
Bir de neden böyle yalnız hissettiğimizi düşünelim.
Mutlaka bunu düşünelim. Alın bir kağıt kalem.
Zaten az sonra test yapacağım.
Teste başlamadan önce bir sorun kendinize.
Ben ne zamandır yalnızım ya?
Ne zamandır kendimi böyle hissediyorum?
Benim bu konuyla alakalı duygularım, düşüncelerim neler?
Bunları bir yazın. Ve mutlaka konuşacak bir şeyleriniz olsun.
O yüzden diyorum ya bir şeyin her şeyini, her şeyin bir şeyini bilelim.
Bu felsefeyi benimseyelim deme sebebim bu.
Düşünün acaba sizde bir sorun var mı?
Ama lütfen kendinize dürüst olun bu soruya.
sorduğunuz zaman. Mesela bir ortamda otururken nelerden bahsettiğinizi bir düşünün.
Mesela böyle bozuk plak gibi sürekli işte şu arabayı aldım, maaşım da şu kadar, şu kıyafeti aldım, şurada alışveriş yaptım, şu çantam da çok lüks.
Bunlardan bahseden insanlar gerçekten böyle kimsenin konuşmak istemeyeceği tipten insanlar bence.
Ya da hep böyle aynı konuyu mu konuşuyorsunuz, dikkat ettiniz mi?
Veya lafı döndürüp dolaştırıp kendinize mi getiriyorsunuz bir şekilde?
Konuştuğunuz konular cidden ne kadar önemli konular.
Mesela dıdımın dıdısının dıdısını konuşuyorsanız dinlemeyebilirler.
Kendinizi dinletebilmek.
Çok önemli. Bir de şu var.
Hayatta dert dinlemeyen insanlar var.
Bir arkadaşım var. Asla dinlemez.
Direkt kaçar. Ben ona kızıyorum bazen.
Bence birinin size derdini anlatabilmesi, size yüreğini açabilmesi çok özel bir şey.
Tabii bu bence. Çünkü şu an yüzeysel ilişkiler çağında yaşadığımızı düşünüyorum.
O yüzden birinin yüreğini açması bana kendimi iyi hissettiriyor.
Bilmiyorum. Şunu da demek istemiyorum.
Sürekli dert anlatanları dinleyin arkadaşlar falan demiyorum.
Öyle anlamayın. Ama biri de size böyle uygun görüp derdini anlattıysa...
Onu böyle gözlerinin içine bakarak kalpten dinleyin demek istiyorum.
Çünkü size önem vermiş ki size anlatıyor.
Bir de şu var giyim tarzınız nasıl?
Yani dışarıdan nasıl görünüyorsunuz?
Çünkü bazen insanlar böyle çok uç görünen insanlarla takılmak istemeyebiliyorlar.
Makarna canavarına tapan çocuklar gibiyseniz ben böyle bir korkarım mesela.
Ya da herhangi bir konuda böyle fanatikliğiniz var mı?
Barbarlık sergiliyor musunuz?
Bakın herhangi bir konuda diyorum illa spor değil.
Kitap bile olur. Düşünsenize biri var karşınızda ve size sürekli şöyle diyor.
7-24 onu okudun mu bunu okudun mu?
Kabus gibi ya da işi gücü politika işte sayıp sövmek olan insanlar.
Böyle insanlarla da arkadaşlık kurmak çok zor ve istenmeyebiliyor.
Bir de şu var sürekli dert mi anlatıyorsunuz biriyle buluştuğunuz zaman hani somurtkan şirin diyorum ben onlara.
Ya insanlar maalesef depresif insanlardan kaçıyor işte enerjimi aşağı çekiyor dert dinlemek istemiyorum falan deyip kaçabiliyorlar bu da olabilir.
Bir başka önemli detay da şu kişisel hijyeniniz buna dikkat ediyor musunuz bu çok önemli bence.
Çünkü geçenlerde bir arkadaşım sırf banyo yapmıyor kötü kokuyor diye bir arkadaşıyla görüşmeyi tamamen kesti bir bahane uydurdu bakın bu yaşandı.
Bir de şu var menfaatçiler eğer menfaatçi iseniz yani birilerini böyle sadece işiniz düştüğü zaman arayıp soruyorsanız kusura bakmayın ama yalnızlığa mahkumsunuz arkadaşlar demek istiyorum eğer böyle biriyseniz.
Çünkü bazen telefonu efendim diye açmak yerine yine ne istiyorsun kardeş diye açmak istediğimiz insanlar insanlarımız ya da böyle biri size derdini anlatırken.
Onunla dert yarıştırıyor musunuz?
Mesela hastalanırsın. Karşındaki bir anda senden daha hasta bir pozisyona geçer.
Bir derdini anlatırsın. Dur ya dur asıl benim başıma ne geldi der.
Hatta dert dinlemeyi de geçtim.
Siz bir şey anlatırken kafasını böyle telefona gömen tipler de var.
Bir de sürekli olur olmaz akıl verenler var.
Bilip bilmeden ama. Yargılayanlar.
Akıl vermek derken yargı müşin.
Ya da fazla küfürlü ve argodo konuşuyor olabilirsiniz.
Bunlarla da dost olmak istemeyebiliyormuş insanlar.
İncileri dökülür çünkü.
Ya ben bir kere üniversitede bir kıza böyle laf arasında salak demiştim herhalde ya da bok da demiş olabilirim emin değilim şu anda hatırlamıyorum.
Bana dönüp şey demişti böyle aa inanmıyorum demişti.
Ya sanırsanız Yedicettin'e küfür etmişim böyle bir muamele yapmıştı.
Merak edenler için Kraliyet Sarayı'ndan değildi arkadaşım Yozgatlı'ydı.
Bir de küfür etsem kesin düşüp bayılırdı.
Bir de bayıl istersen Feriha.
Şey diye düşünmeyin hani arkadaşıma hakaret ettim.
Öyle değil bir konuşma esnasında hani böyle bir şeylerden bahsederken öyle lafın arasında söylemiş olduğum bir şeye bu kadar tepki vermişti.
Bir de unutmadan çok fazla böyle el kol şakası yapıyorsanız o da sıkıntı olabiliyormuş.
Ya da işte böyle konuşurken karşısındakini farkında olmadan elleyenler vardır ya dokunsal temasçılar.
Ya bende var bu.
Çok sevdiklerimi böyle elleyerek konuşmayı çok seviyorum.
Hatta üniversitede yine bir arkadaşım aşı olmuş böyle kolu nasıl acıyor.
Ben o kadar çok seviyorum ki onu.
Böyle gelip gidip koluna vuruyorum bir şeyler yapıyorum konuşurken elliyorum falan.
Sonra bana baktı dedi ki Merve kolum çok acıyor lütfen yapma.
Ama sevdiklerime yapıyorum herkesi de ellemem.
Bu nasıl bir açıklama ya?
Herkesi ellemem. Çok iyi.
Yine krize girdim. Ya bence bir de şu var.
Her şeyi kişisel almamamız gerekiyor.
Yani insanların çoğu hafta sonları bile çalışıyor.
Ya bazen 8'de başlıyorlar işe 9'da falan çıkıyorlar.
Eve geliyorlar pertleri çıkmış.
Yani kendilerini ayıracak şöyle bir gram zamanları kalmamış.
Hayatı bırakın yaşamayı uzaktan izlemekle yetiniyorlar.
Ya ellerinde kalıyor bir pazar günleri.
O günde evimi toplasınlar.
Kendilerine zaman mı yaratsınlar?
Şöyle iki ayaklarını uzatıp keyif mi yapsınlar?
Ne yapsınlar? Yani kendilerine bile zamanı ayıramazlar.
Zamanı kısıtlı olan insanlara lütfen tweet atmayın bence yani.
Belki biraz böyle kendiyle baş başa zaman geçirmek istiyor olabilir.
Yani arkadaşı olup da görüşemeyip sitem edenlere sesleniyorum burada.
Bana zaman ayırmıyor falan diye de düşünmeyin arkadaşlar.
Belki Nietzsche gibi de düşünüyor olabilir.
Hani diyor ya yalnızlığımı çalıp da bana gerçekten yoldaşlık etmeyenlerden nefret ederim.
Bence haklı ya bazı insanlarla oturacağıma yalnız başıma otururum daha iyi dediğim anlar yaşadım.
İşte ne kadar yalnızsınız testi.
Bir numaralı sorumuz şu.
Çevrenizdeki insanlarla uyum içinde olduğunuzu ne sıklıkla hissediyorsunuz?
2. Ne sıklıkla arkadaşlıktan yoksun olduğunuzu düşünüyorsunuz?
3. Ne sıklıkla başvurabileceğiniz kimsenin olmadığını düşünüyorsunuz?
4. Ne sıklıkla yalnız hissediyorsunuz?
5. Bir arkadaş grubunun parçası olduğunuzu ne sıklıkla hissediyorsunuz?
6- Çevrenizdeki insanlarla pek çok ortak yönünüz olduğunu ne sıklıkla hissediyorsunuz?
7- Artık kimseye yakın olmadığınızı ne sıklıkla hissediyorsunuz?
8- İlgi ve fikirlerin etrafınızdakiler tarafından paylaşılmadığını ne sıklıkla hissediyorsunuz?
9- Ne sıklıkla dışa dönük ve arkadaş canlısı hissediyorsunuz?
10- İnsanlara ne sıklıkla yakın hissediyorsunuz?
11- Ne sıklıkla dıştanmış hissediyorsunuz?
12. Başkalarıyla olan ilişkilerinizin anlamlı olmadığını ne sıklıkla hissediyorsunuz?
13. Kimsenin sizi gerçekten iyi tanımadığını ne sıklıkla hissediyorsunuz?
14. Başkalarından ne sıklıkla izole hissediyorsunuz?
15. İstediğiniz zaman arkadaşlık bulabileceğinizi ne sıklıkla hissediyorsunuz?
16. Sizi gerçekten anlayan insanlar olduğunu ne sıklıkla hissediyorsunuz?
17. Ne sıklıkla utangaç hissediyorsunuz?
18. İnsanların çevrenizde olduğunu ancak yanınızda olmadığını ne sıklıkla hissediyorsunuz?
19. Konuşabileceğiniz insanlar olduğunu ne sıklıkla hissediyorsunuz?
20. Başvurabileceğiniz insanlar olduğunu ne sıklıkla hissediyorsunuz?
Anketin sonuna geldik.
Böyle evet hayır yapacaktınız.
Zaten Instagram adresimi de koyacağım bunu bakarsınız.
Merve ben hakikaten yalnızmışım ya.
Ya da yok ben öyle zannetmişim demek isterseniz de Instagram adresim aşağıda olacak.
Eğer yalnızlığa dair böyle daha farklı kitap ve kaynak arayışındaysanız ama ne okuyacağınızı da bilemiyorsanız...
Kitup platformunda henüz Türkçe'ye çevrilmemiş Alone Together kitabının bile özeti var.
Aşağı bırakacağım linkten mutlaka Kitup'ın mini testine bir göz atıp size özel okuma planınızı oluşturun derim.
Kapanışımı da bu platformda okuduğum ve çok sevdiğim bir sözle yapmak istiyorum.
Kendinizi geliştirmek için öyle çaba harcayın ki başkalarıyla ilgilenmeye ve eleştirmeye zamanınız kalmasın.
Haftaya tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
